Etiket: Tek

  • Hayat gerçekten geri dönülemeyecek bir oyun mu?

    Hayat gerçekten geri dönülemeyecek bir oyun mu?

    En son ne zaman kendinize “Bir hata yaptım!” dediniz? Ben dün tam da kendime bunu söylerken Kürşat Başar’ın bu satırları ile karşılaştım: 

    “(Hayat) ne garip bir oyun!

    Herkes aynı oyunu her keresinde yeniden öğrenmek, aynı hataları yapmak, kendini korumak zorunda. Kimse bu oyunu gerçekten bildiğini söyleyemiyor, bir başkasına nasıl oynayacağını anlatamıyor. 

    Bir kenarda durup yalnızca seyretme şansınız    da yok, seyirci bile olsanız oyunun içindesiniz, bir biçimde onun parçası olmaktan başka hiç bir seçeneğiniz yok. 

    Peki ama en azından bir yerde durup, oynadığınız rolü değiştirebilir misiniz? 

    Hiçbirşeyi bilmeden başlamak ve bütün kuralları kendi başımıza öğrenmek zorundayız. Attığımız her adımın, yıllar sonrasını, bilinmeyen bir geleceği belirleyebileceğini düşünsek yaşayamayız. 

    Haksızlık değil mi bu? 

    Kimlerin girebileceğini bile belirleyemediğiniz  oyunda asla tekrar şansınız olmadan yer almak zorundasınız. 

    Hiç değilse bir şans daha verilseydi. Hiç değilse bir yol ayrımında verdiğimiz kararı değiştirip yeniden başlayabilseydik…” diyor Başar ve en sonuna ekliyor:

    “Biliyorum, olmuyor.” 

    Bütün satırlarına katıldığım bu yazının sadece  son cümlesi bana uzak kalıyor çünkü yaşamın geri dönülemez olsa da değiştirilemez olduğunu düşünmüyorum.

    Yaşamak hata yapmaktır… Hata yaparak hata yaptığını fark etmektir, fark edip yolunu değiştirebilmektir. 

    “Bugün hayatının geri kalan kısmının ilk günü.” der, Charles Dederich. 

    Herkesin bir sona ihtiyacı vardır yeniden başlamak hayatının geri kalanına farklı bir kapı açmak için… ama bazen beklemek gerek, yapılan hatanın bedelini ödemek ve pişmanlığın içinde yaşamda bir sonraki sapağı beklemek gerek…

  • Kadınlar unutmaz mı?

    Kadınlar unutmaz mı?

    “Elbette ezberimde. 
    Bütün yazdıklar gibi… Bütün buluşmalar gibi… Bütün tarihler, bütün yerler, bütün telefonlar gibi… 
    Kadınlar unutmaz.” 
    Kürşat Başar’ın bu satırları dünden beri yüreğime takıldı. 

    Kadınlar gerçekten unutmaz mı? Ya da neyi, neleri neden unutmaz? Sadece kadınlar mı unutmaz? Peki ya erkekler? Erkeklerin de unutmadıkları, unutamadıkları yok mudur? 

    Unutamamanın cinsiyeti yok bence… Yüreğimiz çok acıdıysa yapılan ya da yapılmayan geçmişte bir yaraya dokunduysa … Verilen anlam, sevgi geçmişin izlerini taşıyorsa geçmişe bırakamamak hep vardır çünkü yaşanan çoğu zaman geçmişe ait, geçmişten gelendir!

    O yüzden siz, bir çocuğun annesine bağlanması gibi bağımlı bir ilişki ile sevgilisine bağlanmış onsuz bir hayat düşünemeyen yaralı bir yürek görürsünüz, bu yürek geçmişin yükünü taşımaktadır, geçmişte akmayan sevginin peşinden koşmakta, olmayınca bütün yılların birikmişliği ile canı o yüzden bu kadar yanmaktadır. 

    O yüzden siz haksızlık karşısında başka insanlardan çok daha fazla tepki veren ve geçmişte yaşadığı haksızlığın faturasını bugüne kesen ve o birikmiş yılların öfkesi ile bağıran ve unutmayan öfkeli bir yürek ile karşılaşabilirsiniz…

    İşte bundandır unutmanın cinsiyeti yoktur bence… Geçmişi bir kenara bırakamayan geçmişin yükünü taşıyan bir yüreğin cinsiyeti yoktur bence… İşte bundandır yaralıysa kadın da erkek de unutamaz bence!

  • Temizlik Hastalığı

    Temizlik Hastalığı

    Obsesif kompulsif bozukluklar sınıfında değerlendirilen HASTALIK HASTALĞI inatçı hastalıklardandır. Dönem dönem kontrol altına alınsa bile tekrar etme riski yüksektir. Sadece terapiler yeterli gelmeyebilir ancak hem ilaç hem terapi uygulanması birlikte daha verimli sonuç verebilir. Ailenin de desteği olması ve hastanın durumunu anlaması çok önemlidir.

    Her 100 kişiden ikisinde görülebilir. Dürtüsel bir temizlik arzusu ve temizledikçe bitmeyen kirliliklerin yarattığı sıkıntılar. Tabu bunun da çeşitleri var. Abdest almaya girip bir saatten önce çıkamayanlar. Banyoya girip köpük köpük yıkanan ve saatler sonra çıkabilen. Galip Derviş karakterindeki dedektifin kapı kolları ve kullanılmış eşyalara dokunamaması gibi aşırı titiz olanlar. Evin her köşesini temizleyip sonra eksik kalan kısımlarını bahane edip temizlik bezini alıp tekrar bir tur atanlar… İşte temizlik takıntısı olan belkide bunun bir hastalık olduğunu anlamak için uzun süre bu belirtilerle savaşarak yaşayanlar aslında “OKB”nin bir uzantısı olan “Temizlik Hastalığı”na yakalanmıştır.

    İnsan Nasıl Temizlik Hastalığına Yakalanır?

    Aşırı kaygılı mizaca sahip olanlar, şüpheci ve evhamlarından arınamayanlar başlarda masumca gibi görünen ortamı temizleme arzusu sürekli kendini tekrar ediyor ve artık kontrol edilemiyorsa ciddiye alınması gerekir. Neden böyle bir rahatsızlığa kapıldığını açıklayak somut bilgilere ulaşmak kolay değil. Kişilik yapıları ve genetik yatkınlıkları kişinin zorlandığı ve aşırı stresle mücadele ettiği bir dönemde hastalığa dönüşmüş olabilir.

    Ben Temizlik Hastası Mıyım?

    • Sürekli ellerini mi yıkıyorsun?

    • Evi çok sık mı temizliyorsun?

    • Eve misafir geldiğinde pislettiğini düşünüyor ve arkasından her şeyi temizleme ihtiyacı mı duyuyorsun?

    • Boş zamanlarının çoğu temizlik yaparak mı geçiyor?

    Eğer cevaplarınız “Evet” se, siz de bir temizlik hastasısınız.

    Ne Tür Zorlanmalar Bu Hastalığa Davetiye Çıkartır?

    Anne ve baba modelinden biri çok düzenli ve titiz, aşırı kuralcı ise bunun yanında biyolojik, psikolojik, çevresel faktörler bunu tetiklemiş olabilir. Bunun yanında, yakın bir tarihte yakınlarından birini kaybetmek, iflas etmiş olmak, boşanma veya bir travma da takıntılara sebep olmuş olabilir.

    Hayatını Nasıl Etkiler?

    Ev ortamına yakın aile bireyleri bile gelmek istemeyebilir. Çok istediği halde misafir geldiğinde kontrolsüz yaşadığı huzursuzluk onu mutsuz eder. Aslında kimseye zarar vermez en çok da kendisine zarar verir. Zamanla temizliğe ayırdığı zaman yetmez olur. Konsantrasyonu bozulur, iş performansı düşer. Evli ise çocuklarla geçinmekte zorluk çeker. Günün sonunda enerjisi tükenmiş ve bitkin düşmüş hisseder. Bel ağrıları kas ağrıları eksik olmak. Uzun sürmesi depresyon ve başka psikolojik rahatsızlıkların tetiklenmesine yol açar.

    Nasıl tedavi edilir?

    Hastalığın kendiliğinden geçmesini bekleyenler zaman kaybeder. 6 ay geçmiş olsa bile yardım almayan hastalarda genellikle iyileşme görülmez. Tedavi birkaç aşamada planlanır. Önce;

    Önce hasta durumu hakkında bilgilendirilir. Hastalığın ilerlemesini önlemek için alınması gereken tedbirler paylaşılır. Kimyasal yollarla hastalığın dürtüsel yönleri kontrol altına alınmaya çalışılır. Seçici serotonin geri alım inhibitörleri, antidepresan ilaçlar, bilişsel davranışçı terapi uygulamaları bunları kapsar. Hastalığın direncine ve kişinin kişilik yapısına uygun bir ilaç başlanır ve bir süre sonra da terapiler başlar. Bu rahatsızlıkları çok kısa süre içinde iyileştirmek mümkün görünmemektedir.

    Kişisel Tecrübelerim

    Bana gelen OKB hastalar genellikle pek çok tedavi görmüş ve bu süreçte uzun zaman kaybetmiş olduğunu gözlemliyorum. Hastanın moral durumu, tedavi olma arzusu, güven duygusu ve benimle uyuma geçme oranına göre tedaviye ne kadar sürede cevap vereceğini birkaç seansta anlayabilirim.

    Bilişsel davranışçı terapilerin yanı sıra hipnoterapi ve EMDR tekniklerinden yararlanıyorum.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Takıntı & Temizlik…

    Takıntı & Temizlik…

    Obsesif kompulsif bozukluklar sınıfında değerlendirilen “HASTALIK HASTALIĞI” inatçı hastalıklardandır. Dönem dönem kontrol altına alınsa bile tekrar etme riski yüksektir. Sadece terapiler yeterli gelmeyebilir ancak hem ilaç hem terapi uygulanması birlikte daha verimli sonuç verebilir. Ailenin de desteği olması ve hastanın durumunu anlaması çok önemlidir.

    TEMİZLİK HASTALIĞI

    Her 100 kişiden ikisinde görülebilir. Dürtüsel bir temizlik arzusu ve temizledikçe bitmeyen kirliliklerin yarattığı sıkıntılar. Tabi bunun da çeşitleri var. Abdest almaya girip bir saatten önce çıkamayanlar. Banyoya girip köpük köpük yıkanan ve saatler sonra çıkabilen. Galip Derviş karakterindeki dedektifin kapı kolları ve kullanılmış eşyalara dokunamaması gibi aşırı titiz olanlar. Evin her köşesini temizleyip sonra eksik kalan kısımlarını bahane edip temizlik bezini alıp tekrar bir tur atanlar…

    İşte temizlik takıntısı olan belkide bunun bir hastalık olduğunu anlamak için uzun süre bu belirtilerle savaşarak yaşayanlar aslında “OKB”nin bir uzantısı olan “Temizlik Hastalığı”na yakalanmıştır.

    İnsan Nasıl Temizlik Hastalığına Yakalanır?

    Aşırı kaygılı mizaca sahip olanlar, şüpheci ve evhamlarından arınamayanlar başlarda masumca gibi görünen ortamı temizleme arzusu sürekli kendini tekrar ediyor ve artık kontrol edilemiyorsa ciddiye alınması gerekir. Neden böyle bir rahatsızlığa kapıldığını açıklayak somut bilgilere ulaşmak kolay değil. Kişilik yapıları ve genetik yatkınlıkları kişinin zorlandığı ve aşırı stresle mücadele ettiği bir dönemde hastalığa dönüşmüş olabilir.

    Ben Temizlik Hastası Mıyım?

    • Sürekli ellerini mi yıkıyorsun?
    • Evi çok sık mı temizliyorsun?
    • Eve misafir geldiğinde pislettiğini düşünüyor ve arkasından her şeyi temizleme ihtiyacı mı duyuyorsun?
    • Boş zamanlarının çoğu temizlik yaparak mı geçiyor?

    Eğer cevaplarınız “Evet” se, siz de bir temizlik hastasısınız.

    Ne Tür Zorlanmalar Bu Hastalığa Davetiye Çıkartır?

    Anne ve baba modelinden biri çok düzenli ve titiz, aşırı kuralcı ise bunun yanında biyolojik, psikolojik, çevresel faktörler bunu tetiklemiş olabilir. Bunun yanında, yakın bir tarihte yakınlarından birini kaybetmek, iflas etmiş olmak, boşanma veya bir travma da takıntılara sebep olmuş olabilir.

    Hayatını Nasıl Etkiler?

    Ev ortamına yakın aile bireyleri bile gelmek istemeyebilir. Çok istediği halde misafir geldiğinde kontrolsüz yaşadığı huzursuzluk onu mutsuz eder. Aslında kimseye zarar vermez en çok da kendisine zarar verir. Zamanla temizliğe ayırdığı zaman yetmez olur. Konsantrasyonu bozulur, iş performansı düşer. Evli ise çocuklarla geçinmekte zorluk çeker. Günün sonunda enerjisi tükenmiş ve bitkin düşmüş hisseder. Bel ağrıları kas ağrıları eksik olmak. Uzun sürmesi depresyon ve başka psikolojik rahatsızlıkların tetiklenmesine yol açar.

    Nasıl tedavi edilir?

    Hastalığın kendiliğinden geçmesini bekleyenler zaman kaybeder. 6 ay geçmiş olsa bile yardım almayan hastalarda genellikle iyileşme görülmez. Tedavi birkaç aşamada planlanır. Önce; Önce hasta durumu hakkında bilgilendirilir. Hastalığın ilerlemesini önlemek için alınması gereken tedbirler paylaşılır. Kimyasal yollarla hastalığın dürtüsel yönleri kontrol altına alınmaya çalışılır. Seçici serotonin geri alım inhibitörleri, antidepresan ilaçlar, bilişsel davranışçı terapi uygulamaları bunları kapsar. Hastalığın direncine ve kişinin kişilik yapısına uygun bir ilaç başlanır ve bir süre sonra da terapiler başlar. Bu rahatsızlıkları çok kısa süre içinde iyileştirmek mümkün görünmemektedir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • FİBROMİYALJİ TEDAVİSİNDE ALTERNATİF YAKLAŞIMLAR

    FİBROMİYALJİ TEDAVİSİNDE ALTERNATİF YAKLAŞIMLAR

    Özellikle sabahları olan ağrı, fibromiyaljinin en tipik belirtisi. Ağrı boyun, sırt ve bel gibi tek bir bölgede veya tüm vücutta yaygın olarak hissedilebiliyor. Fibromiyalji ağrısı hastalar tarafından ‘zonklayıcı, derinden gelen ya da keskin’ gibi çeşitli şekillerde tarif ediliyor. Ağrıya kaslarda yoğun yanmalar, seyirmeler ve katılık hissi eşlik edebiliyor.

    FİBROMİYALJİ TEDAVİSİNDE ALTERNATİF YAKLAŞIMLAR

    Fibromiyalji sendromu, şiddetli kas ağrıları, uyku bozuklukları, yorgunluk ve endişe hali, depresyon hali gibi semptomlar ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Genellikle yirmi ile kırk yaşları arasında gözlemlenmekte olan bu hastalığın kadınlarda görülme sıklığı ise, erkek bireylere oranla yedi kat daha fazladır. Fibromiyalji sendromuna neden olan unsurlar arasında ise uzun süreli stres, yoğun baskı altında kalma, fiziki ve/veya psikiyatrik, psikolojik travma unsurları sıralanabilmektedir. Fibromiyalji sendromu ile ortaya çıkan ağrılar, genellikle kendilerini vücuttaki lifli dokular üzerinde göstermektedir.

    Fibromiyalji Sendromu Bulunan Bireylerin Şikayetleri

    Fibromiyalji sendromuna, günümüzde hala tam ve net olarak neyin ya da nelerin sebep olduğu bilinemese de, pek çok olumsuzluğun kaynağı olan yoğun stresin yanı sıra, fiziksel olarak bireyin kaslarını zorlaması, fiziksel bir burkulma ya da kırılma gibi etkenler fibromiyajli belirtilerinin şiddetini arttırabilir ve sendromu olumsuz bir şekilde güçlendirebilir. Fibromiyalji sendromu bulunan bireylerin şikayetleri arasında sıklıkla baş ve alın, omuz, boyun ve ense, omuzlarda ve dirseklerde, kaburgalarda, karın ve sırt bölgeleri ile birlikte kalça ağrılarından, dokunmaya karşı hassasiyet durumundan ve sertlikler gibi unsurlar bulunmaktadır. Sendromdan kaynaklı ağrıların, bedenin geniş bir yüzdesine, yani belgesine vurabileceği gibi, kimi hastalar da ağrıların belirli bir bölgede yoğunlaştığını ya da şiddetini arttırdığını belirtmektedirler. El, ayak, kol ve bacaklarda uyuşma, karıncalanma gibi olumsuzlukların yanı sıra uyku düzensizliği ve uyuyamama hali de fibromiyalji sendromunun sık rastlanan belirtilerinden sayılabilmektedir.

    Fibromiyalji Sendromu Nasıl Oluşur

    Genellikle fiziksel yaralanmalar ile birlikte, çeşitli ve farklı toksinlere maruz kalma, vücudun iç ya da dış bölgelerinde meydana gelen enfeksiyon benzeri faktörler fibromiyajli sendromunun başlamasına neden olan unsurlar olarak, net olmasa da büyük ölçüde kabul edilmektedir. Ancak, tam olarak fibromiyalji sendromunun başlangıcının sebebi kanıtlanamamıştır. Fibromiyalji sendromu, diğer pek çok olumsuzluk gibi, sadece fiziksel bir tahribata neden olmamakta, ek olarak hasta bireyin psikolojisini de olumsuz yönde etkilemektedir. Fibromiyalji sendromu bulunan bireylerde, değişken ruh hali, aşırı kaygılanma, güçlü bir öfke, nefret ya da yoğun bir üzüntü hali durumları da gözlemlenebilmektedir. Ancak, bu belirtilen psikolojik olumsuzlar, fibromiyalji sendromu yüzünden mi meydana çıkmakta yoksa bahsi geçen bu olumsuzluklar yüzünden ortaya fibromiyalji sendromu mu çıkmakta kanıtlanamamıştır. Yine de, bu sendromdan şikayetçi olan bireylerin psikolojik ve psikiyatrik alanda profesyonel bir destek alması kesinlikle tavsiye edilmekte, hatta sıklıkla hekimler tarafından şart koşulmaktadır.

    Fibromiyalji Sendromu Tanısı Nasıl Konulur?

    Fibromiyalji sendromu teşhisinin konulması, zorlu ve uzun bir süreci kapsamaktadır. Zira belirtilen rahatsızlığı teşhis etmek adına geliştirilmiş ya da üretilmiş hususi bir test ya da tıbbi bir uygulama bulunmamaktadır. Fibromiyalji teşhisi, “romatoloji” bölümü ve doktorları ile birlikte, rehabilitasyon ve fiziksel tıp uzmanlarına ek olarak dahiliye uzmanlarının birlikte incelemesi sonucu konulabilmektedir. Fibromiyalji sendromunu andıran Lupus hastalığı veya Artrit gibi benzer hastalık ve rahatsızlıkların da elenmesi gerekmektedir.

    Fibromiyalji Sendromu Nasıl Tedavi Edilir?

    Fibromiyalji sendromu tanısı konulan bireylerin, fizik tedavi bölümü yani rehabilitasyon uzmanları ve romatoloji doktorlarının dahiliye uzmanları ile birlikte yürüttüğü tedavi sürecinden faydalanmaları gerekmektedir. Ayrıca, Fibromiyalji sendromunun neden olduğu, ya da fibromiyalji sendromuna neden olduğu düşünülmekte olan psikolojik ve psikiyatrik olumsuzlukların ve rahatsızlıkların da giderilmesi açısından, tedavi süreci öncesinde, tedavi süreci boyunca ve de tedavi süreci sonrasında psikoloji ve psikiyatri alanında uzman hekimlerden profesyonel bir yardım ve rehberlik almak, iyileşme sürecini büyük ölçüde hızlandıracaktır.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • DUYU BÜTÜNLEME TERAPİSİ NEDİR*

    DUYU BÜTÜNLEME TERAPİSİ NEDİR*

    Duyu bütünleme terapisi 1960 lı yıllarda Amerikalı doktor J.Ayres tarafından, University of Southern California ‘da yapılan araştırma ve çalışmaların ardından  uygulamaya konulmuş, devam eden süreçte tün dünyada, çocuklar için, özellikle otizm başta olmak üzere birçok problemin çözümünde oldukça önemli bir terapi yöntemi olarak uygulanmaya başlanmıştır.

    Duyu bütünleme terapisinde çocukların yaşadıkları duyusal tecrübelerin nörofizyolojik adaptasyonu ve çocuğun duruma uygun adaptif cevap açığa çıkarması sağlanır. Bu sayede çocuğun çevresiyle olan sosyal, duygusal ve fiziksel etkileşimine pozitif yansır.

    Kişinin vücudu ve çevresinden aldığı duyu bilgileri beyinde bilginin kavranması, yorumlanması ve bütünleştirilmesi işlemlerinden geçerek, ortaya çıkan duysal bilginin kullanılarak organize bir cevap açığa çıkarılması sağlanır. Böylece çocuk dış dünyadan gelen duyu bilgilerine adapte olur.

    Duyu bütünleme terapisi; direkt olarak çocuğun merkezi sinir sitemine etki ettiği için sinir sisteminin gelişimini sağlar.

    Normal Duyusal Sistemimiz 7 bölümden oluşmaktadır;

    Vestibuler Duyu (denge): İç kulakta yer alır. Yer çekimiyle bağlantılı olarak, vücudumuzun alan içerisinde nerede olduğunu, hızını, yönünü ve hareketini algılamamızı sağlar, bize bununla ilgili bilgi verir. Bu sistem vücudumuzu dengede tutmak ve vücudumuzun postürünü korumak için temeldir.

    Proprioseptif Duyu (vücut farkındalığı): Kaslarda ve eklemlerde yer alır ve vücudumuzun nerede olduğunu söyler. Bununla birlikte vücut parçalarının nerede olduğu ve nasıl hareket ettiklerine ilişkin bilgi verir.

    Tat Duyusu: Dildeki kimyasal alıcılar tarafından işlenir. Tatlı, ekşi, acı ve tuzlu gibi farklı tatları algılamamız sağlar.

    Koku Duyusu: Burundaki kimyasal alıcıların işlemesiyle yakın çevremizdeki kokular hakkında bilgi verir.

    Taktil Duyu (dokunma): Deride bulunur, vücudun en büyük organıdır. Dokunma, basınç ve ağrı seviyesiyle ilişkilidir ve bu suretle ısıyı (sıcak ve soğuğu) ayırt etmemize yardımcı olur. Dokunma sosyal gelişimin önemli bir parçasıdır. İçinde olduğumuz çevreyi ölçüp değerlendirmemize yardımcı olur ve buna uygun tepkiler geliştirmemizi sağlar.

    Görme Duyusu: Gözün retina kısmında yer alır ve ışık ile aktif hale gelir. Görme duyumuz nesneleri, insanları, renkleri, zıtlıkları ve uzamsal sınırları tanımamıza yardımcı olur.

    İşitme Duyusu: Havadaki ses dalgalarının, dış kulak yolu ile toplanarak, iç kulaktaki reseptörleri uyarması sonucu çevremizdeki sesleri algılar ve beyin sapında anlamlandırılır.

    Terapideki hedef çocuğun her zaman mutlu, iletişime açık ve ortamdaki uyaranları rahatlıkla tolere edebilir halde olmasını sağlamaktır. Olumlu tecrübeler öğrenmeyi kolaylaştırır. Seans sırasında mutlu olan çocuk iletişimi sürdürür ve oyun sırasında öğrendiği bilgileri günlük yaşamına çok daha kolay entegre eder. Çocuk ancak dünyayı normale en yakın şekilde algıladığında öğrenmeyi gerçekleştirebilir. Dünyayı en iyi algılama da ancak duyusal bütünlükle sağlanabilir.

    Terapinin temeli duyusal uyaranların, çocuğun ihtiyaçlarına ve sorunlarına göre planlanarak, çeşitli diyetler halinde çocuğa sunulmasıdır. 

    Duyu bütünleme terapisi sırasında her çocuk kendi içinde farklı bir birey olarak kabul edilir çünkü her çocuğun farklı duyusal bozuklukları ve elbette farklı bir kişiliği vardır.

    Terapi seanslarının başında çocuk değerlendirilir ve hangi alanlarda ne şekilde sorun yaşadığı tespit edilir. Çocuğun problem yaşadığı alanlardaki bozukluğun davranışlarına ne şekilde yansıdığı gözlemlenir ve  uygun terapi programı çizilir.

    Terapi sırasında aile sürecin en önemli parçasıdır ve terapistle aile, çocuğun da içinde olduğu bir takım gibi çalışmak zorundadır.

    Terapi süreci içinde standart bir terapinin dışında çocuğun terapi sırasındaki ihtiyaç ve arayışları göz önünde bulundurulur ve aileye de çocuğunun neye ihtiyacı olduğunu anlaması için eğitim verilir. Unutulmaması gereken en önemli nokta terapilere devam eden çocuğun bir birey olduğu ve asla standardize edilemeyeceğidir.

                          Terapiler çocuğun ve ihtiyaçlarının önderliğinde sürdürülür.

    Terapi sırasında seanslar çocuğa, ihtiyacı olduğu düzeydeki duyusal uyaranlarla donatılmış veya uyaranlardan arındırılmış oyunlar şekilde sunulur. Çocuğun seans sırasında terapistle sürekli iletişim halinde olması birinci hedeftir. Çünkü seans sırasında, yapılandırılmış ortamda, iletişim kuran, fikirler üreten, çözümler bulan, hayal eden, sosyalleşerek oyuna katılan çocuk; seanslar dışında da iletişimi sürdürecek ve günlük hayatındaki sosyal, fiziksel ve psikolojik sorunlarını atlatmaya başlayacaktır.

  • Çocuklarda Ölüm Kavramı ve Yas

    Çocuklarda Ölüm Kavramı ve Yas

    Çocukların Ölüm Kavramının Farkına Varışı:Çocuklarda kayıpla ilgili olarak uzmanlar iki konuda fikir birliği içindedirler.

    1) Tüm ayrılıklar koparılmak olarak değerlendirilir.

    2) Çocuğun ölen kişiyle geçirdiği süre ne kadar uzunsa, yas şekli yetişkinlerinkine o kadar benzer olur.

    Ölüm ve Dil Gelişimi: Yapılan araştırmalarda çocukların önemli bir kısmının ölüm sözcüğü hakkında düşünceleri olduğu gözlenmiştir. Çocukların hayat ile ilgili düşünceleri ise genelde hareketleri hayat işareti olarak gördükleri hareket etmeyen nesneleri cansız olarak nitelendirdikleri gözlemlenmiştir.

    Çocuğun Gözlemi ve Ölüm: Çocukların ilk yıllarından beri, hayvanlar, bitkiler ve çiçeklerin ölümü ile karşılaştıkları ve bu duruma reaksiyon gösterdikleri görülmüştür.

    ÖLÜME KARŞI TEPKİLER

    Ölüm olayına karşı tepkisini belirleyen şeyler, yaşı, içsel dayanıklılığı, ev ortamının güvenli olup olmadığı, ölen kişinin yakınlık derecesi, yetişkinlerin çocuğa verdikleri teselli şekli ve düzeyi, ve ölüm şeklidir.

    • 2 yaştan önce: çocuklarda nesne sürekliliği olmadığı için, bir şeyin eksikliğini hissederler. Ölüm uzun süreli bir yolculuk olarak algılanır. Çocuğun bu süreçten sonra eksik bir yaşantısı olacağı için çocuk ölen kişinin hayali imgesini yaşatmaya çalışır. Her ne kadar bilinçli bir süreç söz konusu olmasa da bakım veren kişiden ayrılık çocuklarda ayrılık anksiyetesini tetikler.
    • 3-5 yaş arasında: bu yaştaki çocuklar ölüm kavramını yaşamlarında fark ederler. Kuşların, böceklerin, bitkilerin öldüğü bilirler ancak bu ölümün bir geri dönüşü olduğunu zannederler. ^^Annem öldü biliyorum ama telefonda mı açmayacak^^ şeklinde beklentileri olabilir. Bu dönemdeki çocuk ölümü geçici bir durum olarak görür ve ölümle ilgili soyut düşünceleri anlamakta güçlük çeker. Diğer taraftan bu yaş fallik döneme tekabül ettiğinden oidepus ve elektra kompleksi sürecinde farklı sıkıntılar oluşabilir.
    5 ile 10 yaş arasında: Beş-dokuz yaş arasında çocuk, ölümün gerçek olduğunu kavrar ancak kendi başına gelebileceğini düşünmez. On yaşından sonra ölümün kendi başına da gelebileceğini ve evrensel bir olgu olduğunu kavramaya başlar. Tepkilerini daha çok oyunlarda ve arkadaş arasındaki davranışlarda sergilerler
    10-13 yaş arasında: ölümü anlarlar, kabul ederler ancak verdikleri yas tepkileri yetişkinlerinkinden farkıdır. Bitkilerin yada hayvanların ölümlerine tepki verirken, yakınlarının ölümüne tepki vermiyormuş gibi görünebilirler. Bunun nedeni bir hayvanın ölümüyle baş edebilirken, bir insanın ölümüyle yüzleşmek daha tehdit edicidir.
    Ergenler zamanlarının önemli bir bölümünü ölüm hakkında felsefe yaparak, düşünüp, hayal kurarak geçirebilirler. “Hayat nedir ? “ , “Ölüm nedir ? “, “Ben kimim ?” gibi sorulara yanıt ararlar. Ölümü büyüleyici bir durum olarak değerlendirebilir ve kendi cenaze törenlerini hayal ederek, kimlerin geleceğini, kendilerini ne kadar kötü hissedeceklerini, sağken ölene karşı daha iyi davranmaları gerektiğine ilişkin pişmanlık duyacaklarını düşünebilirler. Ölümü büyüleyici bir durum olarak değerlendirebilirler.2 yaşında erkek bir çocuğun annesini kaybetmesi durumunda; hayali bir anne imgesi yaratır, annenin yerine geçebilecek etkili birinin olmaması durumunda, sürekli olarak kadın arayan ancak sadık olamayan ve bu yüzden sık partner değiştiren biri olabilir. Yada tam tersi karşı cins ile bağımlı ilişkiler kuran ve genelde kendinden daha büyük kadınlara yönelen biri olabilir.

    3 yaşından ebeveyn kaybı yaşayan bir çocuk sevilmediğini düşünebilir ve ilerleyen yaşamında kişiler arası ilişkilerde sürekli olarak sevgi arayışında bulunabilir. Yada sevilemezlik şeması oluşturarak düşük benlik saygısına sahip biri olabilir.

    3-5 yaşındaki bir kız çocuk babasını kaybederse ilerleyen yaşantısında sürekli olarak özdeşleşebileceği güçlü bir baba modeline benzeyen erkekler arayan biri olabilir. Yada saldırgan ve gergin davranışlar sergileyen, rekabetten kaçınan biri olabilir

    ÇOCUKLARDA SIK GÖRÜLEN YAS TEPKİLERİ

    Kaygı: Sevilen birinin kaybı ile çocuklarda temel güven duygusu sarsılır, kendilerinin ve diğer sevdiklerinin başına bir şey gelebileceği düşüncesi ile kaygılanabilirler. Korku ve kaygı düşünceleri; okula gitmek istememe, evde tek başına olmak istememe, karanlıktan korkmak, isteğini diretmek vb. şekilde ortaya çıkabilir.

    Uykuya dalmada güçlük: Eğer ölümle ilgili güçlü anılar varsa, bunlar düşünmeye daha müsait akşam saatlerinde çocuğun aklına gelir. Bu durum çocuğun uykuya dalmasını geciktirebilir.

    Üzüntü ve Özlem: Yaşadığı travmatik olaydan sonra çocuk daha çok içine kapanabilir, çevresindekileri üzmemek için üzüntüsünü dışarı göstermeyebilir.

    Öfke ve Dışa Vurma: Çocuklar üzüntülerinin sonucunda, tekme atarak ya da çevrelerine zarar vererek tepki gösterebilirler. Sevdiği kişiyi aldığı için Tanrı’ya ya da ölüme kızabilir, kendilerini terk ettiği için ölen kişiye kızabilirler

    Suçluluk, kendini kınama ve utanç: Suçluluk tepkileri genellikle ölüm olayından önce yaptıkları ve düşündükleri ile ilgilidir.ÇOCUKLARIN YAS KONUSUNDA EĞİTİMİGenelde aileler çocuklarının ölümle ilgili eğitimlerini derece derece yükseltmeye çalışırlar; inkar, cennet hikayeleri ya da ölünün geri gelişi ve çocukların ölmeyeceği hayatın erken dönemlerinde çocukların yaşamlarına yerleştirilir. Kübler Roos cennet, Tanrı ve meleklerle ilgili peri masallarının çocukların kafasına sokulmasını kesinlikle reddeder. Ancak ölüm konusunda endişelenen çocuklarla yaptığı çalışmalarda o da inkara dayalı çalışmalar yapmıştır. Çocuklara “insanın ölüm anında “bir kelebek gibi” dönüşüm geçirerek ya da özgür hale gelerek” rahatlatıcı ve insanı çağırmakta olan bir geleceğe doğru yola çıktığını söylemektedir. Sandor Ferenchzi; “gerçeğin gücünün azaltılmasının, gerçeğe aldırmamayla kabul etmek arasında geçiş aşaması olduğunu söylemiştir”. Jerome Bruner “her konu, herhangi bir gelişim aşamasındaki her çocuğa entelektüel dürüstlükle etkin bir şekilde öğretilebilir” görüşünü kabul etmekte ve çocuğun ölüm kavramını gerçekçi bir şekilde derece derece anlayışına yardımcı olmaya çalışmıştır.

    • Çocuğa ölüm haberi sakin bir ortamda ve sevdiği yetişkinler tarafından verilmelidir.
    Çocuğun sorduğu sorulara mümkün olduğunda yaşına uygun kısa ve açık cevaplar verilmelidir. Ölmüş bir hayvan yada bitkiden yola çıkarak ölüm olgusu anlatılabilir.
    Uyku, yolculuk tanrı, cennet, melekler gibi kavramlar kullanılmamalıdır.
    Çocuğun yas tepkilerine saygı duyulmalı, cenaze törene vb ritüellerde çocuk da bulundurulmalı, örneğin tabuna dokunmasına yada ölüye bir hediye verilmesine izin verilmelidir.
    Çocuğun yaşamına dair kaygıları giderilmeli, başka insanların ölmeyeceği, ilerleyen süreçte yemek, harçlık, okul, ev yaşantısı gibi konuların aynen devam edeceği, nerde yaşamaya devam edeceği anlatılmalıdır.
    Duygularının farkına vardırılarak aynalama yapılmalıdır. Kendi başınızdan geçmiş ölüm olaylarında neleri merak ettiğinizi; ailedeki bu kayıpla ilgili olarak yaşadığınız duyguları paylaşın. Ama asla, “Metin olmalısın, ağlamamalısın, sen ağlarsan o da üzülür gibi” sözlerle, neler hissetmesi, neler hissetmemesi gerektiğini söylemeyin.
    Çocukta görülebilecek olası regresif yada saldırgan davranışların geçici olduğu göz önünde bulundurularak, anlayışlı davranılmalıdır. Ortalama yas sürecinin 6 ay kadar süreceği unutulmamalıdır.
    Ölen kişi ile ilgili olan eşyalar fotoğraflar vb ortada kalmaya devam etmelidir. Ancak gerekirse sayısı azaltılmalıdır.
    Çocuğu yasını resim, oyun vb etkinliklerle ifade edilmesine olanak sağlanmalıdır.
    Mümkün olduğunca hem çocuk hem de geri kalan bireyler normal gündelik yaşama devam etmelidir. Okul sosyal aktiviteler vb ne bir an önce dönülmeli hayatın devam ettiği hissettirilmelidir.
    Evden çok uzun süreliğine uzaklaşılmamalı, evde yaşamaya devam edilmelidir.
    Özellikle okul öncesi dönemde ki çocuklarda ölen kişiye karşı yapılmış bir davranışın yada bu kişiye dair düşünülmüş bir şeyin ölüme yol açtığı düşüncesi oluşabileceğinden ölüm durumunun kendisiyle ilgili bir şey olmadığı vurgulanmalı.
    Kimsenin kendisini bırakmayacağına, onu sevip bakacağına inanabilmesi için, şefkat ve ilginizi sık sık, çok açık bir biçimde gösterin.
    Sorularına yanıt vermiş olsanız bile o size tekrar tekrar sorabilir. Sabırlı davranın ve sorularını tekrar tekrar yanıtlayın. Bazen çocuğun sorularının cevaplanması kadar sormaya cesaret edemediği ancak sizin sezdiğiniz ihtiyaçları da önemli olabilir. Bunların hepsi için çocuğu tatmin edecek şekilde açıklama yapmaya dikkat edin.

    ÇOCUKLALA YAS SÜRECİNDE İLGİLENME

    Anne ve babalar için danışmanlık: Ebeveynlerin olayla yüzleşme aşamasını geçirebilmeleri ve çocukların gösterebileceği yas tepkileri hakkında bilgi edinmeleri, onların sorunlarına hazırlıklı olabilmeleri ve çocuklarla en iyi şekilde nasıl iletişim kuracakları yönünde yardım almaları gerekir.

    • Çocuklara ölüm haberinin verilmesi: Çocuğa ölüm haberinin anne-babasının ya da duygusal olarak yakın olan birinin vermesi gerekebilir. Çocuğa bu tür bir haber uygun bir zaman da verilmelidir. Çocuğun düşünmesi için zaman verilmeli ve soru bonbardımanına tutulmamalıdır.
    Çocukların törene katılması: Aileler genelde bu gibi durumlarda çocukları kendi dünyalarından uzak tutma eğilimindedirler. Ancak çocuklarda yas duygularını, hayaller yerine somut temellere dayandırmak ve törene katılmak isteyebilirler, onların ölümü inkar etmelerinin pekiştirilmemesi için, cenaze törenlerine katılmalarına izin verilmelidir ancak kesinlikle zorlanmamalıdırlar.

    • Uygun bir biçimde hazırlama: Eğer çocuk ölüyü görmek isterse, çocuk içeri alınmadan önce bir yetişkinin önce içeri girerek ölen kişinin her zamankinden nasıl farklı göründüğünü çocuğa anlatmak gerekmektedir.

    • Güvenilir bir yetişkin arkadaşlığı: Tören sırasında çocuğa güvendiği bir yetişkin arkadaşı eşlik etmelidir.

    • Yasın somut ifadesi: Çocuklar yaslarını somut olarak ifade etmeye ihtiyaç duyar. Bu tür bir istekleri olduğu fark edildiğinde, tabutun üstüne bir şey (mektup, resim, çiçek vb.) bırakması konusunda teşvik onları rahatlatabilir.

    Gerek yetişkinlerin gerekse de çocuğun bu süreci en az örselenmeyle ve sağlıklı bir şekilde geçirmesi için psikologlardan destek alın.

  • Oyun Terapisi

    Oyun Terapisi

    Oyun çocuğun bilişsel, duygusal ve sosyal gelişimine yardımcı olmaktadır. Çocuklar oyun ile dış dünyayı tanır, hayata dair denemeler yapar, hayal ile gerçeği ayırt edebilmeyi öğrenir. Kısacası hayatla mücadele etmeyi deneyimler. Bu anlamda oyun, çocukların duygu ve düşüncelerini kolaylıkla ifade edebildiği en uygun dildir. Oyun çocukların gelişimine katkıda bulunurken aynı zamanda mutlu eder. Tüm çocuklar sadece eğlence amaçlı oynamaya cesaretlendirilmelidir. 
     

    Oyun terapisi nedir?

    Çocukların yetişkinler gibi kendilerini ifade etmeleri kolay değildir. Oyun terapisi ile çocuklar kelimeleri kullanmak yerine oyun ve oyuncaklar aracılığıyla, kendini ifade edebilmeyi, günlük yaşamında baş edemediği problemleri çözebilmeyi ve olumsuz davranışlarını değiştirebilmeyi öğrenir. Oyun terapisinin amacı çocuğun kendini duygusal olarak iyi hissetmesini sağlamaktır. Çocuğun normal gelişimini etkileyen duygusal, davranışsal ve psikolojik problemleri ortadan kaldırmak ve problemin büyümesini önlemektir. Oyun terapisinin türleri, non-direktif (yönlendirilmemiş), kognitif (bilişsel davranışçı) ve Filial Terapidir. (anne-baba da dâhil olur) Seanslar yaklaşık 50 dakika sürmektedir. Ancak Filial Terapi 30 dk, 15–20 seans sürmektedir.
     

    Oyun terapisti kimdir

    Eğitimli bir oyun terapisti çocuk ile empati kurar. Çocuğun kendini anlaşılmış ve kabul görmüş hissetmesine, kontrol hissi ve farkındalık kazanmasına uygun ortamı sağlar. Yönlendirilmiş çalışmalar hedefe yöneliktir. Oyun terapistinin sorumluluğu rehberlik yapmak ve yorumlamaktır. Terapist problemli davranışın yerine daha olumlu davranışların ve düşüncelerin geliştirilmesine yardımcı olur. Terapinin önemli unsurlarından biri ödüllendirmedir. Bu yolla çocuğa hangi davranışlarının uygun hangilerinin uygun olmadığı yönünde doğrudan mesaj verilir. 

    Yönlendirilmemiş çalışmalarda ise oyun terapistlerini tanımlayan 8 ilke şöyledir: 

    1. Terapist çocuğu olduğu gibi kabul eder.

    2. Terapist çocukla sıcak bir ilişki kurar. 

    3. Terapist çocuğun duygularını ifade edebileceği uygun ortamı sağlar. 

    4. Terapist çocuğun dışarı vurduğu duygulara karşı açıktır ve çocuğa içgörü kazandıracak şekilde ona geri yansıtır. 

    5. Terapist çocuğa kendi problemlerini çözebilmesine fırsat verir ve yaptığı seçimlere saygı duyar. Değişime karşı yaptığı seçimlerin sorumluluğunu çocuğa verir. 

    6. Terapist terapi sürecini hızlandıramaz, bu süreç zamanla gelişir. 

    7. Terapist çocuğu yönlendirmez ve çocuğun çizdiği yolu takip eder. 

    8. Terapist terapiyi sürdürebilmek için gerekli sınırları çizer. Oyun terapisini çocuk psikoterapistleri, psikiyatri hemşiresi, sosyal hizmet görevlileri, rehber ve psikolojik danışmanlar, psikologlar, sanat terapistleri kullanmaktadır

     

    Oyun terapisinde ne kadar zamanda sonuç alınır

    Bu süre çocuktan çocuğa değişmektedir. Yaşadığı travmanın ciddiyetine ve olayları nasıl algıladığına göre farklılık gösterir. Problemli davranış ne kadar yeniyse bunun aşılması o kadar kolay olacaktır. Bireysel danışma da 4 haftada bir, gruplarda 8 haftada bir aile görüşmesi ile anne-baba bilgilendirilir. 
     

    Oyun terapisi hangi durumlarda, kimlere uygulanır?

    1-Oyun terapisi 3–11 yaş arası çocuklara uygundur. 

    2-Boşanmış ailelerin çocuklarına

    3-Evlat edinilmiş veya terkedilmiş çocuklara

    4-Aile içi şiddet gören çocuklara

    5-Okulda zorbalık gören veya zorbalık yapan çocuklara

    6-Kaygı, korku ve fobileri olan çocuklara

    7-Uyku bozukluğu ve kâbusları olan çocuklara

    8-Kardeş kıskançlığı yaşayan çocuklara

    9-Ailede kayıp ve yas olan çocuklara

    10-Duygusal, fiziksel ve cinsel tacize uğramış çocuklara

    11-Konuşma bozukluğu olan çocuklara (kekemelik, tekrarlayıcı dil, bebek konuşması) 

    12-Hiperaktivite ve Dikkat eksikliği tanısı almış çocuklara

    13-Arkadaş edinmede güçlük çeken çocuklara

    14-Ders çalışma ve okuma problemi olan çocuklara 

    15-İçe çekilmiş ve sürekli mutsuz olan çocuklara

    16-Uygunsuz davranışlar sergileyen çocuklara, oyun terapisi uygulanmaktadır. 

    Çocuk oyun terapisi ile neler kazanır

    Çocuklar oyun terapisi ile özgüvenlerini kazanmayı, işbirliği yapmayı, başkalarına saygı durmayı, sorumluluk almayı ve sorumluluklarını yerine getirmeyi, kendini korumayı, dikkatini toplamayı, problemlerine çözüm yolu bulmayı, öfkesini doğru yönlendirmeyi, kendini doğru ifade edebilmeyi, sosyal ilişkilerini güçlendirmeyi, korkularını yenmeyi, konuşma bozukluklarını düzeltmeyi öğrenirler. 

    Oyun odasında neler vardır? 

    Oyun materyali olarak oyuncak mobilyalı ev, oyuncak ev aletleri, oyuncak aile, okul, oyuncak hayvanlar, telefon, birtakım kostüm ve aksesuarlar, ayna, su, kum havuzu, araba, uçak gibi oyuncaklar ve parmak boyası, oyun hamuru, her çeşit boya kalemi, kartonlar, çizim kâğıdı, etiketler gibi sanatsal malzemeler bulunur. Bütün oyuncakların ve materyallerin kullanımı kolay, taşınabilir, güvenilir, dayanıklı ve çocuğun sürekli erişebileceği yüksekliktedir.

    Çocuğa oyun terapisine gelirken nasıl bir açıklama yapılmalıdır? 

    Çocuğa doktora gittiğini söylemek yerine, “Oyun terapisi, sen resim veya benzeri sanatsal bir faaliyet yaparken, hikâye anlatırken ya da herhangi bir oyuncak ile oynarken duygularını anlamana ve onlar hakkında konuşmana yardımcı olacak, çünkü onları içinde tutarsan ve ne hissettiğini fark etmezsen mutsuz hissedebilirsin. Oyun terapisti sana hiçbir zaman yapmak istemediğin bir şeyi yaptırmayacak, söylemek ve yapmak istediklerine kendin karar vereceksin” gibi bir ifade kullanmak çocuğun kendini güvende hissetmesine yardımcı olur.

  • Refleksoloji Otizm İlişkisi

    Refleksoloji Otizm İlişkisi

    Otizm yaşamın ilk 3 yılında ortaya çıkan bir sendromdur. Nedeni bilinmemektedir. Kişi gördükleri, duyduklarını, duyumsadıklarını doğru bir şekilde algılayamaz; bu nedenle sosyal ilişkileri ve davranışlarında ciddi sorunlar vardır. Erkeklerde daha yaygın olarak görülür. Otizm ya kendi başına ya da zeka geriliği, öğrenme güçlüğü, epilepsi gibi diğer gelişimsel bozukluklarla birlikte ortaya çıkabilir. Otizm kelimesinin manası “kendine dönük”tür.

    BELİRTİLERİ

    Çevresine karşı ilgisizdir. Olaylara ve insanlara tepkisizdir. Genelde tek başınadır. İletişim güçlüğü çeker. Konuşma zorluğu vardır. İnsanlarla temas etmekten rahatsız olur. Tekrarlayıcı davranışlar yapar. Anlamsız kelimeleri tekrarlar. Ellerini kollarını çırpar, olduğu yerde sallanır, kendi etrafında döner.  Yaygın gelişim bozukluğu adı altında toplanan hiçbir süreç birbirinin aynı olarak seyretmez. Her biri kendi iç yapısı içinde farklı özellikler gösterirler. Ancak süreçte kendine özgü ortak özellikler bulunur. Gelişimleri ne düzeyde veya nasıl bir yapıda olursa olsun onların hayatı ve dünyayı algılayış biçimleri bizim algılama şeklimizden oldukça farklı bir yapı göstermektedir.

    TANI ÖLÇÜTLERİ

    DSM IV’ (Ruhsal Bozukluklarin Tanisal ve Sayimsal El Kitabinin (The Diagnostic and Statistical Manual for Mental Disorders) dördüncü baskisi Amerikan Psikiyatri Dernegi tarafindan çikartilmistir ve psikiyatrik bozukluklarin siniflandirilmasinda kullanilir. DSM IV yalnizca belirtileri tanimlar ve ruh sagligi profesyonelleri tarafindan taninin güvenilirligini ve standartligini artirmak üzere kullanilir.) e göre otizm tanı ölçütleri şunlardır.

    1-Aşağıdakilerden en az bir tanesinin varlığı ile kendini gösteren toplumsal ( sosyal) etkileşimde niteliksel bozulma.
    a)Toplumsal etkileşimi sağlamak için yapılan el, kol hareketleri, alınan vücut konumu, takınılan yüz ifadesi, göz göze gelme gibi bir çok sözel olmayan davranışta belirgin bir bozulma,
    b)Yaşıtlarıyla gelişim düzeyine uygun ilişkiler geliştirememe, onlardan uzak durma,
    c)İlgilerini ya da başarılarını kendiliğinden paylaşmama,
    d)Toplumsal veya duygusal karşılık vermeme,
     
    2-Aşağıdakilerden en az birinin varlığı ile kendini gösteren iletişimde niteliksel bozulma,
    a)Konuşulan dilin gelişiminde bozulma olması ya da hiç gelişmemiş olmaması
    b)Konuşması yeterli olan kişilerde, başkaları ile söyleyişi başlatma ya da sürdürmede belirgin bir bozukluğun olması,
    c)Basmakalıp, yineleyici ( ekolali), ifadeler ya da özel bir dil kullanması,
    d)Gelişim düzeyine uygun çeşitli imgesel ya da toplumsal taklitlere dayalı oyunları kendiliğinden oynamama,

    3- Aşağıdakilerden en az birinin varlığı ile kendini gösteren davranış, ilgi ve etkinliklerde sınırlı ilgi örüntüsü çerçevesinde kapanıp kalma.
    a)İlgilenme düzeyi üzerinde odaklanma açısından olağan dışı, basmakalıp ve yineleyici davranışlar çerçevesi içinde kalma,
    b)Özgül, işlevsel olmayan, alışıla geldiği üzere yapılan gündelik işlere ya da törensel davranış biçimlerine hiç esneklik göstermeksizin sıkı sıkıya bağlanma,
    c)Yineleyici motor manyerizmler ( parmak şıklatma, el çırpma, karmaşık vücut hareketleri)
    d)Eşyaların parçalarıyla sürekli uğraşma.
     
    TEDAVİDE REFLEKSOLOJİNİN YERİ

    Kisa bir süre önceye kadar bazi uzmanlar otizmin  tedavi edilemeyecegini israrla söyluyor ömür boyu sürecek bir durum oldugu içinde ailelere çocuklarini gerekli kurumlara yerlestirmeleri tavsiyelerinde bulunuyorlardi. Halen birçok uzmana göre otizim tedavi edilemez. Öyle birsey yoktur bir sefer otist demek ömür boyu otist demektir. Yeni yapılan araştırmanın aksine bu görüşlerin  kesinlik kazanmadığı ortaya çıkmıştır.
     
     
    Autism Research Institute ( otizim arastirma institusu ) otizmin tedavi edilebilir oldugunu  ve çocouklarin iyilesebilecegini  savunarak bir çok çevrenin saplantili yaklasimlarina ragmen, Otizim Arastirma Institüsü doktorlari ve saglik uzmanlari çalismalariyla degisik yöntemler uygulanarak çocuklarin durumlarinda ciddi oranda iyilesmelerin oldugunu ve hatta düzenli bir tedaviyle otismin tamamen yenilebilecegini yapmis olduklari çalismalarla kanitladilar
     
    Otizim daha cok beyin ve bagirsak yollarina dokunan tibbi  bir durum oldugundan dolayi vucudu zararli maddelerden arindirma metodlari ve hücreleri yenilemeye yönelik çalışma olumlu gelismeler göstermektedir. Refleksoloji ile hiç te yabana atilmayacak oranda olumlu gelismeler görülmüştür.
     
    Örnek verecek olursak Kanada’nin Quebec eyaletinde uygulanan bu yöntem  ABD deki gibi olumlu sonuçlar vermektedir. Dünyanın ve daha bir çok ülkelerde Her biri 20 dakika süren 10 seanslik küçük bir tedavide dahi anne ve babalar çocuklarinda olumlu gelismeler görmüslerdir. Tam tedavi uygulamalarinda azami oranda faydalanabilmek için bir çocugun ortalama 70 ila 250 seans arası tedavi gormesi gerekmektedir.
    Otist çocuklarda ailelerin en çok şikayet ettikleri hiperaktiflik,  agrasiflik, mutsuzluk, kendine zarar verme gibi sıkıntıların kısa surede olumlu sonuç vermesi yüz güldürücüdür.
    Refleksoloji seanslarında çoğu otist vakaların ilac kullanmadan ayak altındaki ilgili sinir uçları dikkatla çalışma sonucunda olumlu sonuçlar alınmıştır. Tedavide hastanın ihtiyacına göre seratonin hormonu salgılatılır, konuşma merkezi düzenlenir, korpuz kollozumdaki bağ kuvvetlendirilir ve gaba düzenlenir.
    Tedavi türlerinin degisik olmasi ve uzmanlik gerektirmesi sebebyile her çocugun otistlik dereceside göz önünde tutularak uygulanmaktadir.  Refleksolojinin daha ileriki yıllarda bir çok hastalıkların tedavisinde olduğu gibi yaygınlık kazanacağı gerçeği ortaya çıkmıştır.
     
    Otizmin çok geniş dağılım gösteren bir rahatsızlık olduğunu bilmemizin ötesinde otizmle ilgili ortaya atılan birçok teori ve bir dizi tedavi seçeneğinin yanında hala bilinmeyen yönü ağır basan gizemli bir hastalık gibi karşımızda durmaktadır. Ama temel olarak beyinde ;başta konuşma , iletişim kurma, beden dili kullanma , öngörüde bulunma kısaca frontal korteks ve hipotalamus bölgelerinin işlev kaybına yol açan nöro psikiyatrik bir sorun olduğunu biliyoruz.Ayrıca bu hastalığa yol açan etmenlerin evrensel yada kalıtsal bağlantılarıyla ilgili her geçen gün yeni araştırmalar yapılmakta ve yeni bulgulara ulaşılmaktadır.

       Bu araştırmaların beklide en kuvvetli olan hipotezi kimyasal değerleri itibariyle problemleri tetikleyen çocuk aşılar  ve genetik  zinciri  bozulmuş gıda maddeleridir. O halde aşılarla ilgili politikaların değiştirilmesi ve organik gıda tüketmek zorunludur.

    Bunun ötesinde toksin atımının vücut tarafından sağlanabilmesi için lenf sistemimizin düzenli çalışması için de dolaşım sistemimizin kesintiye uğramaması gerekir. Refleksoloji doğal yollarla yani ayak tabanındaki lenfatik sinir uçlarını uyarmak da vücuttaki zehirli atıkların atılmasını kolaylaştırmıştır. Dolaşım sistemini düzenleyen refleksoloji tedavisi kandaki değerleri düzenlemeyi sağlar. Refleksoloji tedavisi ile başta frontal korteks ve hipotalamus olmak üzere beyindeki otizmin etkileri temel bölgeleri ve bu bölgelerdeki nöronları uyarmak ve bunlar arasındaki aksonları geliştirmek sinaptik bağları uzatmak mümkün; bir ağacı sulamak gibi her bir nöronun bir fide gibi düşündüğümüzde bu nöronları refleksoloji ile ayaktaki uzantılarından uyarmak bir fide sulayıp büyütme eylemine benzetilebilir.

    Ayaklarımızla beynimizin ne alakası var demeyin, zira ayaklar beynimize her an binlerce ileti göndermekte ve beynimiz bunu algıya dönüştürmektedir, bunu ellerimiz için de söyleyebiliriz. Bir an için âmâ olduğumuzu düşünün, körlerin özel kabartma sistemli alfabesini hayal edin ve yazıyı gözünüzle değil parmaklarınızla okuduğunuzu düşünün, farkındaysanız özellikle baş parmak ve parmak uçları bu kabartmalara dokunarak beyine iletmekte, beyin de bunları algıya dönüştürmektedir.

    Yine aynı şekilde gözümüz görmese de ayaklarımızla duyduğumuz nesnelerin özelliklerini beynimiz algılamaktadır. Yumuşaklığı, sertliği, ıslak yada kuruyu nesnenin ismini şekillerini ayağımızın aracılığıyla beynimiz algılamaktadır. O halde ayaklarla beyin arasında da sinir ağları aracılığıyla bilgi alış verişi sağlanmaktadır.

    Refleksoloji ile otizmin en dinamik bölgelerine ileti göndermek ve buradaki işlevselliği arttırmak mümkün mesela uygun bölge ve uygun ayaktan yapılan refleksoloji terapisi kan şekeri oranını değiştirebilir bu şekilde konsantrasyonda ciddi artışlar olur.

    Kandaki düzenlenmenin enzimlerle de ilgisi olduğundan vücudun ihtiyacı olan maddeleri üretmede daha maksimum çalışabileceğini varsayabiliriz.
    Bize gelen otistik çalışmalardaki dikkat artışını aslında refleksolojiyle düzeltilen kan değerlerine bağlayabiliriz. Yine refleksolojiyle birlikte çocuklarının çoğunun gözünde canlılık, parlaklık gözlenmektedir. Kanaatimizce bu beyindeki ileti zincirinin kurulması ve nöronların kendi arasındaki bağın kuvvetlenmesine işaret etmektedir.

     Avrupa da yaygın olan bebek refleksolojisi  psikoakademi  çalışmalarına ilham vermiş  bundan hareketle bebeklerde kullanılan frontal korteks geliştirme teknikleri otistik çocuklardada algılamayı açtığı  geliştirdiği sosyalleşmeye pozitif yön verdiği görülmüştür.aynı zamanda konuşma becerilerindede artış sözkonusu olmuştur.

        Yine bazı otistik hastalarımızda refleksoloji ilginç sosyalleşmeler ortaya çıkarmıştır…Mesele deniz isminde dokuz yaşında bir otistik hastamız üçüncü seanstan sonra kendi kendine giyinmeye başlamış okuduğu okulun kantinine gidip hoşuna giden şeylerden istemiştir…Yine ali isimli bir başka otistik çocukta refleksoloji seanslarından sonra daha önce yapmadığı kendi kendine küçük tuvaletini yapmaya başlayrak önemli bir sosyalleşme belirtisi edinmiştir…Ali ihsan isimli bir başka üç yaşındaki otistik çocukta ise başlangıçta 4-5 olan kelime dağarcığı 20 seans sonunda  40 kelimeye ulaşmış çocuktaki dikkat ve algı seviyesi ciddi artış göstermiştir…Bundanda öte tüm bu gelişmeler objektif bir şekilde hem refleksolglarımız hemde ailemiz tarafından gözlenebilmektedir…

        Bu tür vakaları artırmak tabiî ki mümkün ayrıca bundanda önemlisirefleksoloji yapılan otistik çocukların rigid tepkileri agresif ve saldırgan davranışları minimuma inmiştir…Refleksoloji gevşetici ve rahatlatıcı etkisi sayesinde aşrı hareketli otistik çocuklar üzerindede etkili olmuş davranışlar daha amaca dönük hale gelmiştir.

        Bizim için küçük gözüken ama ailelerin ve çocukların hayatında önemli değişikliklere sebeb olan güzel gelişmelere refleksolojinin etkisi yadsınamaz bir gerçek olarak ortadadır.

          Temelde oldukça eski olan bu tarihi tedavi metodunun otistik çocuklara genel vücut masajının rahatlatıcı etkisinin görülmesinden sonra rusyada denendiğini biliyoruz..Genel masajda kinestetik etkinin lokal refleks terapisiyle daha kısa yoldan verilebilmesi ve istenilen bölgelerin uyarılabilmesi bu terapiyle mümkün olmuştur…

         Rusyadan sonra Amerika Avrupa ve refleksolojinin geliştiği çinde farklı refleksoloji teknikleri otistik çocuklara uygulanmış ve her defasında müspet neticeler gözükmüştür…

    GENEL OLARAK REFLEKSOLOJİNİN OTİSTİK ÇOCUKLARDAKİ FAYDALARI

    • Rigid tepki ve agresifliğin azalması
    • Genel rahatlama ve dinginlik
    • Vücut fonksiyonlarında normalleşme
    • Vücut direncinin artması
    • İmmün sistemini geliştirir.
    • Nörohormon salgılatıulmasına bağlı olarak algıda artış gözükür.
    • Genel sosyalleşme
    • Gözlerde parlaklık ve canlanma gözükür.
    • Komut alma oranında artış
    • Kelime hazinesinin artışı
    • Hiperaktivitenin azalması
    • Takıntıların azalması
    • Eşyalarıamacına uygun kullanma
    • Özbakım becerilerinde artış
    • Kolay öğrenme
    • İnce motor becerilerinde artış
  • Hastalık Hastalığı

    Hastalık Hastalığı

    Tecrübelerime göre bastırılmış öfke hastalığın oluşumunda etkilidir. “Hastalık Hastalığı” teşhisi konulmuş kişiler dışa yansıtamadıkları bastırılmış duygularını ve kızgınlıklarını bilinç altında dönüştürür ve beden bu yansımayı algılarını istemsizce temizlemeye kilitleyerek kendi bedenlerinde güçten düşünceye kadar temizlemeye yönlendirirler ve güçlenince süreç tekrar başlar.

    ADİL MAVİŞ

    HASTALIK HASTALIĞI (Hipokondriazis) NASIL TEDAVİ EDİLİR ?

    Halk arasında “hastalık hastalığı” olarak bilinen, nevrotik bir bozukluk olan “Hipokondriazis”, genellikle erkeklerde ortalama otuzlu yaşlarda, kadınlar da ise kırklı yaşların ortalarında baş göstermeye başlamaktadır. Tıbbi alanda, Atipik somatoform bozukluk olarak anılmaktadır. Belirtileri ve belirgin özellikleri arasında, bireyde bedeninin işlevleri ve fonksiyonları ile aşırı bir seviyede ilgilenme, meşgul olma ve ciddi bir hastalığa, rahatsızlığa yakalanmaktan şiddetli bir korku duyma durumu gösterilebilmektedir. Pek çok psikolojik rahatsızlıkta ve bu rahatsızlıklardan kaynaklanan kişilik bozukluklarında olduğu gibi, “hastalık hastalığı” olarak bilinen hipokondriazis rahatsızlığı da, bilinçaltında yer edinmiş bir çok etkenden kaynaklanmakta olan farklı psikolojik olumsuzlukların ve kişilik bozukluklarının doğrultusunda oluşabilmektedir.

    Hastalık Hastalığı Nasıl Oluşur?

    Hipokondriazis, yani hastalık hastalığı nevrotik bir atipik somatoform bozukluğu olarak kabul edilmektedir, dolayısıyla psikolojik unsurlardan olumsuz bir yönde beslenmektedir. Hastalık hastası, yani hipokondriyak birey, erken yaşlarda ya da erişkin yaşlarda tanık olduğu, kendisinde ya da yakın çevresinde yer alan bireylerde meydana gelen hastalık, sakatlık, ölüm ve benzeri olguları olumsuz bir şekilde algılaması ve yorumlaması doğrultusunda bahsi geçen rahatsızlığa, yani hastalık hastalığına, hastalanma korkusuna kapılabilmektedir.

    Ancak, rahatsızlığın sebebi her zaman bu kadar basit bir şekilde teşhis edilemeyebilmektedir. Zira, psikolojik bir rahatsızlık olan hipokondriazis, bireyin bünyesinde bulunan başka ve bireyce fark edilmeyen psikolojik rahatsızlıklardan ya da kişilik bozukluklarından, karakteristik özelliklerden bile meydana gelebilmekte, oldukça kompleks bir yapıya sahip olabilmektedir. Örnekse, hastalık hastalığı, kendisiyle ve bedeniyle olumlu ya da olumsuz bir biçimde haddinden fazla ilgilenen bireylerde, yani narsistik hal ve tavırlar sergileyen ya da özgüveni düşük olduğundan bedenini gereksiz inceleyen ve kendince yorumlayan bireylerde çok daha fazla görülmektedir. Etyolojik olarak hastalık hastalığı, somatizasyon bozukluğunda da görüldüğü gibi, en temel ve belirgin narsistik kişilik, karakter organizasyonuna ait özelliklerden biri olarak görülebilmektedir.

    Hastalık Hastalığı Nasıl Tedavi Edilir?

    Hastalık hastalığı süreci, bireyden bireye bazen kronik, bazen dalgalanmalı bazen de durağan olarak gözlemlenebilmektedir. Hipokondriazis hastalarının, yani hipokondriyak bireylerin çok az bir kısmında (yalnızca %5) kendiliğinden bir düzelme, tamamen iyileşme görülebilmektedir. Hipokondriazis, hastalık hastası olan bireyin sosyal ilişkilerini ve becerilerini son derece olumsuz bir yönde etkileyebilir ve aile içinde olumsuzluklara yol açabilir, gündelik ve iş hayatını da negatif olarak etkileyebilir. Dahası, ciddi bir hastalığa yakalanmış olma ya da yakalanmaktan korkma haliyle birlikte, kendisiyle herhangi bir olumsuzluk ve kriz anında ilgilenebilecek birinin bulunamama ihtimalinden endişelenerek monofobi, yani yalnız kalma korkusu ya da tanatofobi, yani ölüm korkusuna da oldukça şiddetli bir şekilde kapılabilir. Oldukça yaygın bir rahatsızlık olan hastalık hastalığı, tek başına dahi son derece stesli ve yoğun baskı yaratan psikolojik olumsuzluklara neden olabilmekte ve beraberinde birçok şiddetli kişilik bozukluğuna da neden olabilmektedir. Kendi kendine düzelme sürecinin son derece etkisiz olmasından dolayı, hipokondriyak bireylerin profesyonel bir psikolojik ve psikiyatri rehberliğinde tıbbı bir müdahale alması zaruridir. Hastalık hastalığının kaynağı olan psikolojik ve psikiyatrik etmenlerin teşhis edilmesi ve tanılanmasının yanı sıra, hipokondriazis süreci boyunca oluşan psikolojik ve psikiyatrik ve manevi tahribatın da onarılması adına bu alanlarda uzman olan profesyonel psikolog ve psikiyatrlardan yardım alınması son derece önemlidir ve kesinlikle tavsiye edilmektedir. Psikolojik tedavi sürecinde, hastanın yakınlarının da yer alması son derece önemlidir. Zira hipokondriyak birey, çevresini de manevi olarak son derece olumsuz bir şekilde etkilemektedir ve çevresindeki bireylerin de psikolojik ve psikiyatrik bir rehberliğe ihtiyaç duyması olasıdır.

    Adil MAVİŞ

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir.