Etiket: Tek

  • Kekemelik

    Kekemelik

    Pek çok konuda olduğu gibi kekemeliğin de öğrenilmiş bir alışkanlık olduğunu düşünüyorum. Bu alışkanlığı yeniden formatlamak ne kadar uzun zaman geçtiyse o kadar uzun zaman alır. Yapılabilecek teknik çalışmaların yanında psikolojik desteğin şart olduğunu düşünüyorum.

    Kekemelik Tedaviyle Düzelir Mi?

    Kekemelik, konuşmanındoğal akışının bozulmasıdır. Hece ya da ses tekrarı ile ses uzatmaları şeklinde görülür.

    Özellikle ebeveynleri korkutan bu durum kişilerde pek çok soru işaretine neden oluyor. Kekemeliğe yönelik soruların başında şunlar geliyor:

    • Neden ve nasıl oluşur?

    • Tedavisi var mı?

    • Psikolojiye etkileri neler?

    • Nasıl fark edilir?

    Kekemelik Nasıl Oluşur?

    Kekemeliğin en çok 2-5 arasında ortaya çıktığını belirten uzmanlar, çoğu kekemeliğin zaman içinde kendiliğinden geçtiğini ancak küçük bir kısmının özel dil eğitiminden geçerek düzeltildiğini bildiriyor. İlk 6 ay beklenilmesi ve kendiliğinden geçmiyorsa çocuk doktoruna danışılması gerekiyor. Zaman zaman zekâ konusunda düşünmeye sevk etse de konuşmaya yeni başlayan çocuklarda görülen konuşma aksaklığı çocuğun hızlı düşünmesinden kaynaklanmaktadır. Düşünme hızı konuşma hızından fazla olabilir. Bu nedenle doktorun yönlendirilmesi ile dil gelişimi uzmanlarına ihtiyaç duyup duymadığı öğrenilmelidir.

    Kekemeliğin Nedenleri

    Öncelikle kekemeliğin bir hastalık olmadığını bilmek gerekiyor. Ayrıca bir zekâ geriliği de değildir. Kesin olarak nedenleri bilinemese de birçok etken olabilir. Genetik ve nörofizyolojik etmenler ile psikolojik faktörler kekemeliğe neden olabilmektedir. Bunun yanı sıra şiddetli korku ve solunum bozukluğu da kekemeliği tetiklemektedir.

    Kekemelik Psikolojiyi Nasıl Etkiliyor?

    Anlatımda aksama ve uzatmalarla kendini tekrarlayan kelimeler anlatım akışını bozduğundan anlaşılırlığı güç kılar. Özellikle durumdan duyulan rahatsızlık karşı taraftan hissettirildiğinde kişi kendini ifade etme eğiliminden vaz geçer. Bu durum içe kapanık bir karakterin oluşumuna ve toplumdan soyutlanma isteğine kadar ulaşır. Aşırı tepkiye maruz kalan kekemelerde özgüven eksikliği meydana gelebilir. Kişi konuşmasıyla çevresindekileri sürekli olarak rahatsız ettiğini düşünür ve ihtiyaç duyduğu konularda ve karşılaştığı sorunlarla tek başına mücadele etmeye çalışabilir. Kendini yetersiz hisseder ve yeteneklerinin farkına varamayabilir. Okul ve iş hayatında başarısızlığa neden olabilecek kekemelik, çalışma isteksizliğine de neden olabiliyor.

    Kekemelik Giderilebilir mi?

    Kekemeliğin bir hastalık olmadığını vurgulayan uzmanlar kekemeliğin tedavi aşamasına da girmediğini belirtiyor. Ancak dil gelişim uzmanları ile belli bir eğitim sürecinden geçirilerek kişinin psikoloji ve diğer kalıtsal özellikleri değerlendirilerek kekemeliğin giderilebileceğini bildiriyor. Bu tür durumlarda erken yönlendirme, daha hızlı sonuç alma ve kalıcı kekemeliğin önüne geçilmesini sağlıyor. Bu süreçte aceleci olmamak ve telaşlanmamak gerekir.

    Kekeme Çocuğa Nasıl Davranılmalı?

    Kekemeliğin kronikleşmemesi ve çocuğun psikolojisini kötü yönde etkilememesi için kekemeliğin görüldüğü çocuklara karşı dikkat edilmesi gereken durumlar var. Bunların başında şunlar geliyor:

    • Çocukla hızlı konuşulmamalı ve çocuğun telaşlanmasına neden olacak diyaloglardan uzak durulmalı.

    • Çocuk ilgi ve sabırla dinlenmeli, cümlesini tamamlamaya çalışan çocuğun kelime ya da cümleleri tamamlanmamalıdır.

    • Çocuğun konuşması eleştirilmemeli, çabuk olması için telkinde bulunulmamalı

    • Uyarıcı kelimeler kullanılmamalıdır( çabuk ol, dikkatli ol gibi)

    • Konuşmasını tamamlayana kadar ilgiyle dinleneceğine dair güven sağlanmalıdır.

    • Yaptığı iyi işlerde çocuk takdir edildiğinde takdir edilme nedeni açıklanmalıdır.

    • Sosyal ortamlara katılması sağlanmalı ve yeteneğini kullanabileceği spor alanlarına yönlenmesi sağlanmalıdır.

    • Çocuğa karşı aşırı korumacı tutum sergilenmemelidir. İstenilen hemen yerine getirilmemeli, her çocukta olduğu gibi kekeme çocuklar için de evet-hayır çizgisi korunmalıdır.

    Kekemelik Teşhisinin Konması

    Kekemelik, kolay fark edilen bir durumdur. Daha çok çocuklarda görülürken belli etmenlerden dolayı yetişkinlerde de görülebilir.

    • Dili yeni kullanmaya başlayan çocuklarda 6 aydan sonra devam etmesi durumunda ailede kekeme kişilerin olup olmadığı bakılarak genetik olabileceği incelenir.

    • Farklı ortamlarda gözlemlenerek konuşmasının değişiklik gösterip göstermediğine bakılır.

    • Korku sonrası oluşabilen kekemeliğin devam edip etmediğine bakılır.

    • Heceleri tekrarlama ve uzatma süresi ile bunun gerçekleşme nedenleri dikkate alınır.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • ÇOCUKLARDA SORUMLULUK VE ÖZGÜVEN GELİŞİMİ

    ÇOCUKLARDA SORUMLULUK VE ÖZGÜVEN GELİŞİMİ

    Düşen bir çığda hiçbir kar tanesi 
    Kendini olup bitenden sorumlu tutmaz.

    “Ali 9 yaşında üçüncü sınıf öğrencisi. Bilgisayar mühendisi olan bir kuzeni var. Onunla beraber olduklarında, kuzeni ona mesleği ve çalıştığı yer hakkında bir sürü şey anlatıyor. Ali de bilgisayar mühendisi olmak istiyor ama ufak bir problemi var; bu dönem notları pek iyi değil. Verilen ödevleri yapıp ertesi gün okula getirmesi gerekirken, o bunu yapmıyor. Hangi kitabını okuldan eve getirmesi gerektiğini unutuyor. Bazen de ödevini yapıyor ama çantasına koymayı unutuyor. Çantasına koysa da öğretmene vermeyi unutabiliyor. Kısacası Ali ödevleri konusunda yeterince sorumluluk almıyor.”
    Her gün bu ve benzeri başka durumlarla karşılaştığınızda aklınızdan neler geçiyor? Anlaşmaya vardığınız halde çocuğunuz sorumluluklarını yerine getirmeyi ihmal ediyorsa ve siz onun yerine ödevlerini okula getiriyorsanız sorumluluk konusunun üstünde durulması gerekiyor demektir.

    ÇOCUKLARDA SORUMLULUK DUYGUSUNUN GELİŞİMİ
    Sorumluluk;
    1) Kurallara uyma,
    2) Tercihlerin ya da seçimlerin sonucuna katlanma,
    3) Başka insanlara ve onların haklarına saygı gösterme,
    olarak ele alınabilir. 

    Kişisel farklılıklar söz konusu olsa da, sorumluluk kazandırmaya yönelik her sürecin “temel” ve “değişmez” öğeleri vardır. Bunlar; 

    • Bilgilendirme: Çocuğun davranışında istenen değişimin gerçekleşebilmesi için önce, çocuğun bu değişim hakkında bilgilendirilmesi gerekir. Onun bu değişimi bir ihtiyaç olarak görebilmesi için, nedenleri hakkında bilgi vermek önemlidir. 

    Kuralların neden konduğu ve sorumluluğun önemi anlatılmalıdır. Çocuklar, niçin bazı işleri yapmak zorunda olduklarını bilirlerse, ne zaman ailelerine yardımcı olmaları gerektiğini, ne zaman bağımsız davranabileceklerini de öğrenmiş olurlar.

    • Takip: Bilgilendirmeden sonra, çocuğun söz konusu davranışı gösterebilmesi için ona bir süre tanınması gerekir. Bu süre içerisinde yapılan takip sonucunda sorumlu davranışın ortaya çıkıp çıkmadığına, ne sürede ortaya çıktığına, hangi zamanlarda davranışın yapıldığına/yapılmadığına dikkat edilmelidir. 
    • Geri bildirim: Belli bir süre sonra gidişat hakkında bilgilendirmek gerekir. Eğer istenen sorumlu davranışın sayısında artış varsa uygun pekiştireçlerle motive edilmeli, eğer beklenen sorumlu davranışın ortaya çıkmasında sıkıntılar varsa, bu sıkıntılar ve olası nedenlerinin çocukla paylaşılması gerekir. 
    • Hatırlatma: İstenen davranış eğer gerçekleşmiyorsa yeniden hatırlatma sürecine gidilmelidir. Yeniden bilgilendirme ile başlayan bu süreç, davranış oturana kadar devam etmelidir.

    Yukarıda anlatılan bu öğeler, sadece sorumluluk kazandırma sürecine ait değildir; temel alışkanlıkların oturmasında, kuralların belirlenmesinde, kısaca yaşantımızı düzenleyecek her türlü önlemde bulunması gereken öğelerdir ve ancak kararlı ve sabırlı bir tutumla yaklaşıldığında davranışın oturması sağlanabilir.

    Sorumluluğun gelişimi çocuktan çocuğa farklılık gösterir. Ancak, genel gelişim özellikleri açısından değerlendirdiğimizde, çocukların evde yerine getirebilecekleri sorumluluklarını bilmek, bize beklentilerimizi ayarlayabilmemiz açısından yardımcı olabilir. Çocuklara sorumlulukları öğretirken motivasyonu unutmamak gerekir. Yapması keyifli olan, sonucunda güzel ve övünülecek bir durum yaratan davranışlar ile ilgili sorumlulukları kazandırmak daha kolay olacaktır. Örneğin masayı kurmaya yardım etmek masayı temizlemeye ve kaldırmaya yardım etmekten daha eğlencelidir.
    Buna göre;

    6 yaş;

    •  Tek başına giyinip soyunması,
    •  Sofrada tek başına yemeğini yemesi,
    •  Oyuncaklarını toplayabilmesi,
    •  Üzerinden çıkardığı kıyafetleri yardımla katlayabilmesi,
    •  El-yüz temizliğini yapabilmesi,

    7 yaş; (yukarıdakilere ek olarak)

    •  Çantasını hazırlaması,
    •  Başladığı işi bitirmesi,
    •  Kuş, balık gibi hayvanları beslemesi,
    •  Proje ve ödevlerini hazırlaması,
    •  Dişlerini fırçalaması,

    8 yaş; (yukarıdakilere ek olarak)

    •  Hatırlatmadan öz bakımını yapması ve odasını toplaması,
    •  Okuldan gelen mesajları iletebilmesi,
    •  Dersleriyle ilgili sorumlulukları alabilmesi,

    9-11 yaşlar arası; (yukarıdakilere ek olarak)

    •  İlgilerini belirleyip, zaman planlaması ve günlük programlar yapabilmesi,
    •  Zamanını iyi kullanması,
    •  Ev dışı yakın yerlere gidip gelmesi,
    •  Arkadaşlarıyla iyi ilişkiler kurması,
    •  Alışveriş yapması.

    Sorumluluk duygusu her ne kadar bir takım görevleri yerine getirmek için gerekli bir beceri gibi düşünülse de aslında bireyin kendi becerilerini geliştirmesi, davranışlarının sonucunun farkında olması ile ilgilidir. Sorumluluk duygusu ile özgüven gelişimi arasında oldukça güçlü bir ilişki vardır. Kendi ihtiyaçlarını tek başına karşılama becerisini kazanan çocuğun ebeveynlerine veya diğer yetişkinlere duyduğu bağımlılık giderek azalır. Davranışlarının sonucunu yaşadıkça, gelişen becerilerini kullandıkça çocuğun kendine olan güveni artar. Becerilerini kullanması ve geliştirmesi için fırsat verilmeyen çocukların yeterlilik duygusu ve özgüven gelişimleri de sınırlı kalır.

    Çocuklara Sorumluluğu Ne Zaman ve Nasıl Öğretmek Gerekir? 

    İlk adımlar zordur ancak çocuklar kendi başlarına ihtiyaçlarını karşılayabildiklerini fark ettikçe kendilerine olan güvenleri artacaktır.

    Aslında bu sorunun cevabı gelişim dönemlerinde gizlidir. Anne-baba olarak çocuğunuzun yapabileceği her şeyi kendi başına başarması için ona fırsat verin. Beceriler kullanıldıkça gelişir. Yemek yiyebilen bir çocuğa yemek yedirmeye devam etmek hem onun becerisinin gelişmesine hem de yeterlilik duygusuna zarar verebilir. Çünkü nasıl bizler bir işi başardığımızı görmekten zevk alırsak aynı keyif alma duygusu çocuklar için de geçerlidir. Anne baba olarak onların bu keyfi tatmalarına destek olmak önemlidir.

    Sorumlulukların kazanılmasında anne-babaya düşen bir diğer rol ise, istenilen davranışları sergileyen bireyler olmalarıdır. Çocuklar çok iyi gözlem yeteneğine sahiptirler. Anne-babanın çocuklarına öğretmek istedikleri davranışlar için model oluşturması etkili bir yöntemdir. Eğer anne-baba günlük hayat ile ilgili sorumlulukları zorla, isteksizce gerçekleştiriyor ya da aksatıyorlarsa çocuk için de sorumluluklar kaçınılması gereken durumlar anlamına gelecektir.

    Çocuklar “yaşayarak-yaparak” öğrenirler. Bu nedenle sorumluluk duygusunun gelişmesinde en etkili yöntemlerden biri çocuğun davranışının sonucunu yaşamasına fırsat vermektir. Anne-babalar genellikle çocuklarını olumsuzluklardan koruma içgüdüsüyle hayatı çocuklar için kolaylaştırmaya çalışırlar. Tüm bunlar kısa vadede çocuğu olumsuz sonuçlardan korur gibi görünse de uzun vadede maalesef kişilik gelişimini, özgüven oluşumunu olumsuz olarak etkileme riskini taşırlar. Biri her gün sizin için işlerinizi yapsa siz işinizi yapmak için çaba gösterir miydiniz? Çocuklar da doğal olarak anne-baba tarafından desteklenen becerilerini geliştirmeye ihtiyaç duymazlar, daha doğrusu duymuyor gibi görünürler ama bir gün anne-baba desteğini azalttığında o zaman büyük zorluklar yaşarlar. Çünkü zamanında gelişmeyen becerileri sonradan kazanmak için çok daha fazla emek harcamak gerekir. Her yeni beceri başta acemice girişimlerle başlar. Bu nedenle çocukların sorumlulukları öğrenirken zamana ve anne-babanın sabrına ihtiyaçları vardır. Yemeğini kendi başına yemeğe başladığında döküp saçması normaldir ya da bardağı taşırken elinden düşürmesi. Bu tip durumlarda anne-babanın eleştirel davranması “bırak dökeceksin, sen yapamazsın” gibi geri bildirimler vermesi ya da daha hızlı sonuçlar istedikleri için kendilerinin yapmaları sorumlulukların kazanılmasını engelleyebilir.

    ÖNERİLER…
    Olumlu geri bildirim: Her yeni davranışın öğrenilmesi ve tekrar edilmesi ve pekişip alışkanlık haline gelmesi için olumlu geri bildirime ihtiyaç vardır. Anne-babanın ilgi ve onayı istenilen davranışların öğrenilmesinde anahtardır. Çocuklar her zaman olumlu ilgiden destek almazlar bazen anne-babanın kızdığı onaylamadığı bir davranışı yaparak, olumsuz ilgi alarak istemeyen bir davranışı sergilerler. Çocuklara ne yapmamaları gerektiğini değil de, ne yapmaları gerektiğini söylemek burada önem kazanır. Olumsuzdan gitmek olumsuz davranışı istemeden pekiştirmeye neden olabilir. Oysa iyi, doğru ve gerekli olduğunu düşündüğümüz davranışları fark etmek ve enerjiyi bunları övmek için kullanmak daha verimli olacaktır. Çocuklar anne-babalarının ilgi ve onayını isterler. Olumlu davranışa odaklanmak, olumlu davranışla ilgili geri bildirimler vermek istenilen davranışı geliştirmenin en etkili yoludur. Eğer çocuğunuza kardeşini ağlattığında kızmak yerine onunla sakin bir şekilde oynadığı anda ilgi gösterirseniz istenilen davranışa ilgi göstermiş olursunuz. Bu tabi ki olumsuz davranışa izin vermek anlamına gelmemelidir. Sadece gelişmesini istediğimiz davranışı desteklemeniz,
    pekiştirmeniz gereklidir.

    Bütünü parçalara bölmek: Çocuğunuza öğretmek istediğiniz davranış ne olursa olsun mümkün olan en basit basamaktan başlayın. Bir yetişkin bile dağınık bir odaya girdiğinde nereden başlayacağını bilemeyip umutsuzluğa düşebilir. Eğer çocuğunuzun odasını toplamasını istiyorsanız öncellikle işleri basamaklandırın. Birinci basamak oyuncakları kutularına yerleştirmek, ikinci basamak kirli ve temiz çamaşırları ayırmak, kirlileri kirli sepetine, temizleri ait oldukları yerlere yerleştirmek olabilir.

    Seçme sansı vermek: Çocukların kendi hayatları üzerinde söz sahibi olmalarını
    sağlarsanız verdikleri kararlar ile ilgili sorumluluk almalarına ve kendilerine olan güvenlerinin gelişmesine yardım edersiniz. Kendileri için uygun olanı seçme becerisini kazanmaları önemlidir. Ayrıca alternatifler arasında seçme şansları olduğunda alınan kararı benimseyip uygulama olasılıkları daha fazladır. Tabi ki seçim yapılacak alternatifler anne baba tarafından belirlenip sınırlandırılabilir.

    Her şeyin bir yeri olsun: Evdeki her eşyanın belli bir yeri olduğunu bilmek çocukların etrafı düzenli tutmasına yardımcı olabilir. Neyin nerde olduğunu bilmek çocuğa güç verir. Düzenli bir ev ortamı çocuğun düzenli olmayı öğrenmesinde etkilidir. Ancak daha da önemlisi bu düzenin sağlanmasında çocuğun da rolü olmalıdır. Kirlenen pantolonunu kirli sepetine atmak, okuduğu dergiyi gazeteliğe koymak, meyve suyu şişesini tekrar buzdolabına kaldırmak gibi günlük hayata dair işlerde çocukların da sorumlulukları olmalıdır.

    Model olma: Birçok davranışta olduğu gibi sorumluluk bilincini kazandırma sürecinde yetişkinlerin örnek davranışları önemlidir. Yetişkinlerin kendi yaşantılarına ait sorumluklara gereken özeni göstermeleri, çocukların dikkatini çeker ve onların tutumlarını gözlemleyerek daha iyi öğrenirler.

    Evdeki yardımcının rolü: Ev işlerine yardım eden kişilerin de çocukların sorumluluk bilinci kazanmasında etkisi vardır. Eğer her gün biri yatağını topluyorsa uzun yıllar yatağını toplamayı öğrenmeye gerek duymayacaktır. Bu konuda hem yardımcınız hem de çocuğunuzla konuşarak sorumluluk alanlarını netleştirin.

    Bireysel sorumluluktan sosyal sorumluluğa: Çocuklarda sorumluluk bilincini geliştirmek için, küçük yaştan itibaren önce,
    • Kendi ile ilgili sorumlulukları öğrenmesini desteklemek (çıkardığı kıyafetleri katlayıp yerine koymak, oyuncak ya da eşyalarını kullandıktan sonra yerlerine kaldırmak)
    • Daha sonra ev ile ilgili sorumlulukları paylaşmasını beklemek (yemekten sonra tabağını lavoboya koymak vb)
    • Son olarak da sosyal sorumluluklar konusunda model olmak (ağaç dikmek, ihtiyacı olanlara yardım etmek, yerlere çöp atmamak) sorumluluk bilinci kazandırmak için önemli adımlardır. 

    Söylemeye Gerek Yok:

    • Dolan çöp kovası boşaltılır.
    • Sofra kurulmasına yardımcı olunur.
    • Kirli çamaşırlar sepete koyulur.
    • Bilgisayardan önce ev ödevleri bitirilir.
    • Herkes kendi odasını düzenli tutar.
    • Telefon konuşmaları 5 dakikayla sınırlıdır vb.

    ÖZGÜVEN

    Özgüvenli çocuklar yetiştirmek hepimizin isteğidir. Özgüven, kişinin yapabildikleri ve yapamadıklarıyla, olumlu ve olumsuz duygularıyla, yetenekleriyle, korkularıyla, kendini doğal olarak kabul edebilmesi ve kendiyle barışık olmasıdır.

    Bireyin sahip olduğu özgüvenin doğuştan mı geldiği yoksa sonradan mı kazanıldığı birçok bilimsel araştırmalara yön veren bir tartışma konusudur. Hepimiz belli kişilik özelliklerini geliştirmeye yönelik olarak dünyaya geliriz. «İçedönüklük» ve «dışadönüklük» de bu kişilik özelliği kategorilerinin arasında yer alır. Her ne kadar dışadönük çocukların özgüvenin daha yüksek olma olasılığı olsa da, «dışadönüklük» genlerinin bazı çocuklarda doğuştan var olması ileride tam anlamıyla özgüvenli olacaklarının garantisi değildir. Bunun yanında doğuştan içedönük ve sakin çocuklar özgüven sıkıntısı çeker diye birşey de yoktur.

    Her bebek doğduktan sonraki birkaç haftada isteklerini talep etme konusunda oldukça
    rahattır. Ancak keşke her çocuk 5 yaşına geldiğinde de aynı şeyleri söyleyebilseydik. Bireyin
    karakteri ve davranışlarının önemli bir kısmı doğuştan belirli olmasına karşın önemli bir bölümü de çevresel etkenlerle şekillenmektedir. Dolayısıyla özgüvenin edinilmesinde doğuştan getirdiğimiz özelliklerden ziyade özgüvenin sonradan nasıl kazanıldığı özellikle merak konusu olmaktadır. Çocukların, ideal olarak, içlerindeki maceraperest ruhu tatmin edebilecekleri, hiçbir kısıtlama olmadan araştırabilecekleri bir çevreye gereksinimleri vardır. Bugünkü koşullarda ortalama bir evde çocukların cesaretinin koşulsuz olarak kısıtlanacağı bir gerçek, ama çocukların merak duygusu ve özgüveninin gereksiz birtakım tehlike ve sınırlamalar nedeniyle engellenmesini de önlemeniz gerekir.
     

    ÇOÇUĞUNUZUN ÖZGÜVENİNİ GELİŞTİRMEK İÇİN BAZI ÖNERİLER 
    • Çocuğa sınırların belli olduğu ve sevginin açıkça ifade edildiği olumlu bir ev yaşamı sağlanmalıdır. Böyle bir ev ortamında yetişen çocuğun, hem akademik, hem de kişisel özgüveninin temeli oluşturulmuştur. 
    • Anne-babanın çocuğundan beklentileri onun yetenekleri ve yapabilirliği ile kıyaslandığında gerçekçi olmalıdır. 
    • Okulla ilgili yetersizliklerinden çok başarılarının üzerinde durulmalıdır. Bir dersten aldığı düşük bir not, diğer dersteki çalışma ve başarısını gölgelememelidir. 
    • Başarıyla sonuçlanmasa bile çabaları takdir edilmelidir. Bir çocuğun anne-babası tarafından, “Öğrenmeye çalışmandan gurur duyuyorum”, “İyi çalışman beni mutlu ediyor” gibi sözlerle yüreklendirilmesi, çocuğun daha çok çaba harcaması için onu motive edecek, mücadele gücünü geliştirecektir. 
    • Başarıları kadar gösterdiği gelişme ve ilerlemeler de çocuğun dün yapamadıkları ile bugün yapabildikleri karşılaştırılarak somut olarak ortaya konmalıdır. 
    • Çocuğa kendi işini kendisinin yapması için fırsat tanınmalı, kendi başına yapabileceği işler bir yetişkin tarafından yapılmamalıdır. 
    • Sosyal becerilerini geliştirmek için sorunu onun adına çözülmemeli, çözüm bulmasına yardımcı olunmalı, alternatifler üzerine düşünmesi sağlanmalıdır. 
    • Başladığı işi bitirmesi konusunda motive edilmeli, destek ve model olunmalıdır. 
    • Başarısız olduğunda nedenlere birlikte bakıp daha sonraki denemeleri için yüreklendirilmeli, mücadele etmesi sağlanmalıdır. 
    • Çocuğun; duygu, düşünce ve inançlarını; açık dürüst ve başkalarının haklarını ihlal etmeden, karşısındaki kişiyi aşağılamadan ve incitmeden ifade etmesi sağlanmalıdır. 
    • Duygularını ifade etmesi, yaşadıklarını paylaşması konusunda ona model olunmalıdır. Konuşmaya başladığında onu sonuna kadar dinlemek, onun anlatmak konusundaki motivasyonunu ve kendini ifadesini arttıracaktır. 
    • Çocuk haklı olduğunda haklılığı vurgulanmalı, haksız olduğunda hataları ve nasıl düzeltilebileceği konuşulmalıdır. 
    • Kendi kararlarını verebilmesi için uygun ortam yaratılmalı ve tercihlerinin sonuçlarına katlanması sağlanmalıdır. 
    • Evde düzenli olarak belli konularda sorumluluk alması sağlanmalı ve aldığı sorumlulukları yerine getirip getirmediği izlenmelidir. 
    • Çocukla konuşurken yere çömelmeli ve onun göz seviyesine inilmelidir; bu ona önemli olduğu mesajını verir. Onun da diğer kişilerle iletişiminde göz teması kurmasına özen gösterilmelidir. 
    • Çocuğun mümkün olduğu kadar farklı sosyal ortamlarda bulunması sağlanmalı, değişik insanları, çevreleri ve ortamları tanıması için fırsat verilmelidir. 
    • Girdiği farklı sosyal ortamlarda başarabileceği görevler alması sağlanmalıdır. 
    • Çocuğun zamanını verimli kullanması için onu yönlendirmek gerekir. Kendi kendisini meşgul edebileceği konular konusunda rehberlik edilmeli, kendine yetebildiğini görmesi sağlanmalıdır. 
    • Hoşlandığı, başarılı olabileceğine inandığı, yetenekli ve ilgili olduğu alanda bir hobi edinmesi sosyalleşmesi ve özgüveninin gelişmesi açısından önemlidir. 
    • Ailedeki tüm bireylerin, kişisel sorunlarını, aile içi sorunlarını, başlarına gelen iyi-kötü olayları konuşup paylaşabildiği ortamlar yaratılmalıdır. Bu toplantılar aile içi uyumu ve huzurlu birlikteliği geliştirecektir. 

    Tüm bunlar çocuğun sosyalleşmesine ve özgüveninin gelişmesine yardımcı olacaktır. Unutulmamalıdır ki özgüven gelişimi bir süreçtir. Tek bir doğru davranışla harika sonuçlar elde edemeyeceğimiz gibi tek bir yanlışımızla da yerle bir olmayacaktır. Gelişim süreci içerisinde çocuk pek çok sorun durum ile karşılaşacaktır. Sizlere düşen görev çocuklarınızın kırılganlıklarını törpüleyerek sorunlarla baş etme becerilerini güçlendirmektir.

  • HİSTERİ

    HİSTERİ

    Histerinin tedavisinde çift yönlü bir program izlenir. Kişilik bozukluğunun dengelenmesi ve vücut rahatsızlıklarının tedavisi. Çok şiddetli vakalarda ilaçlar pek işe yaramaz.

    Histeri veya isteri şekillerinde bilinmektedir. Duygusal durumlarda verilen reaksiyonlarda aşırılık, ani etkisini gösteren öfke kontrolsüzlüğü, geçici bir durum olarak gösteriliyor olsa bile davranışlarda ki yaşanılan değişiklik, gün içerisinde yaşanılan hafıza kaybı belirtileri arasında gösterilebilir. Histeri, psikolojik bir rahatsızlıktır. Genellikle 30 yaş altındaki kişilerde görülür. Hastalık çok şiddetli krizlere, psikopatik bozukluklara yol açar. Yaşanılan kriz ‘büyük kriz’ olarak adlandırılmaktadır. Psikolojik ataklar arasında gösterilmektedir.

    Belirtileri

    • Uyurgezerlik,

    • Felç,

    • Mitomani,

    • Hafıza kaybı,

    • Kasılmalar,

    • Nefes almakta çekilen güçlük,

    • Titreme,

    • Dayanıksızlık,

    • Teşhircilik,

    • Kleptomani,

    • Nemfomani olarak gösterilir. Hastalık ilerlediğinde tedavisi daha da güçlenir.

    Abartılı bir şekilde algılanan hareketler hastanın reflekslerinin aşırıya kaçmasına sebep olur.

    Bu hastalığa sahip olan kişiler genelde herhangi bir ortamdaki tüm ilginin kendi üzerilerinde olmasını isterler. Aksi gibi durumlarda aşırı öfke ve sinir patlaması yaşayarak histeri kişilik bozukluğunu ortaya çıkarırlar. Cinselliği, çoğunlukla teşhircilik amacıyla kullanırlar. Dikkat çekmek tek istedikleridir. Bu tarz özelliklerini ve isteklerini engelleyemezler. Asla hasta olduklarını kabul etmezler. Yüzeysel davranışlarda bulunurlar. Tek önemli olan an içerisinde karşısındakinin güvenini ve tüm isteğini elde etmektir. Bu yolda yalan söylemeye dahi başvurabilirler.

    Yalanın hangi konuda olduğunun bir önemi yoktur histeri kişilik bozukluğuna sahip kişiler için… Hayal dünyaları oldukça geniş olduğundan dolayı bu konuda asla zorluk çekmezler. Konuşmalarında detaylara fazla yer vermezler. Eğer bulundukları ortamda ilgi odağı olmayı başaramamış ise o ortamdan uzaklaşma isteği gösterirler. Bu gibi durumlarda çabuk sıkılma eğilimindedirler. Fiziksel görünüşlerini özellikle karşı cinsi kendilerine çekmek için kullanırlar. Histeri kişilik bozukluğu yapılan araştırmalara göre çoğunlukla kadınlarda gözlemlenmektedir. Ortaya çıktığı durumlarda aşırı kıskançlık göstererek yakınlık derecesini göz ardı ederek hem cinslerini ortamda gözden düşürmek en belirgin özellikleri arasındadır.

    Tedavisi

    Histeri kişilik bozukluğuna sahip bireyler öncelikle hastalıklarının ciddiyeti konusunda bilinçlendirilmelidir. Bu süreç oldukça zorlu olacaktır. İlgi odağı olmayı istemelerinde ki asıl sebep, özgüven eksikliği olarak bilinir. Tedavi uzman doktorlar tarafından gerçekleştirilmelidir. Uygulanan tedavi yöntemi uzun periyotlara ayrılarak hastanın bunu zaman içerisinde kabul etmesi sağlanır. Hasta çoğu zaman kendini normal veya iyileşmiş olarak görerek tekrardan yalan söylemeye doktorunada bunu inandırmak ve kanıtlamak için birtakım çabalar içerisine girişir. Tedavi sürecinde hasta normal gördüğü histeri kişilik bozukluğu içerisinde takındığı tavırlar engellediği içindir ki mutsuzluk, depresif haller gösterme, yeme alışkanlıklarının bozulması tarzında bir çeşit “İmdat!” çığlıkları atmaya başlar. Kontrolü altında olduğu doktoru bunu farkedecektir. İlaçla yürütülen tedaviler, düşük dozla devam edildiğinde çoğu zaman işe yaradığı gözlemlenmiştir. Bu gibi kişilik bozukluklarında kişi doktorun yardımıyla hastalığını kabullenerek tedavi sürecinde ki en büyük adımı atmış olur. Aslında yine tedavi sizlersiniz, yine tedavi hastalığınızı kabullenmekte… Kişilik bozuklukları, sizin kötü olduğunuzun belirtisi değildir. Sadece iyi olmaya ihtiyacınız olduğunun birer yansımasıdır…

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Erkek ve Kadınların Duygusal ve Mental Yapı Farklılıkları

    Erkek ve Kadınların Duygusal ve Mental Yapı Farklılıkları

    Erkek ve kadın beyinleri birbirine benzese de duygusal ve zihinsel gelişimini çok farklı tamamlamaktadırlar. Bilim adamlarımızın bu konudaki teorilerine bakacak olursak erkek beyninin daha ziyade analiz ve keşfe yönelik “sistematik” bir yol izlediğini; karşısındakinin ruh halini erkeklerden çok daha kolay anlayabilen kadın beyninin ise “empatik” bir karakteri olduğunu gösteriyor.

    Erkek ve kadınların duygusal ve mental yapı farklılıkları, insanlığın varoluşundan itibaren tartışma konusu olmuştur. Bu nedenle erkek ve kadın arasındaki algı ve düşünce yapısı üzerine çalışmalar yapılmıştır.

    Önceleri kadın erkek farklılıklarının sebebi sosyal çevre ile ilişkilendirilirken günümüzde bu farklılığın büyük oranda hormonlar ile ilişkili olduğu ortaya konmuştur.

    Aynı ortamda yetişip aynı yerde eğitim aldığı halde, özgürlük ve kısıtlamalar aynı olduğu halde kız ve erkek çocuklarının olaylara farklı tepki verdiği gözlenmiştir. Duygu bakımından bambaşka yaklaşımlar sergilenmiştir.

    Yapılan araştırmalara göre erkek beyninin sol lobu etkinken bayanlarda sağ lob daha aktiftir. Erkek vücudunda testosteron, kadın vücudunda östrojen ve progesteron hormonları salgılanır. Testosteron hormonu sol lobu etkilerken progesteron sağ lobu etkilemektedir. Beynin sol bölümü, analitik hesaplamalar, konuşma, muhakeme yapmayı sağlar. Sağ bölüm ise müzik, sanat, duyguların gerçekleştiği bölümdür. Böylece Erkek ve kadınların duygusal ve mental yapı farklılıkları meydana gelir.

    Kadın ve Erkek Mental Yapı Farklılıkları

    • Kadın duyguyu, erkek bilgiyi benimser.

    • Erkekler sorun çözerken nasıl olduğuna değil sonuca odaklanır. Kadınlar ise sorunun nedenlerine odaklanır.

    • Erkekler çok sözcük üretme yeteneğine sahipken kadınlar sözcüklere anlam katma konusunda başarılıdır.

    • Erkek ne yapacağını, kadın ise nasıl yapılacağını benimser.

    • Görsel algılamada, erkekler işlerine yarayan kısmı, kadınlar estetik kısmını algılar.

    Kadın ve Erkek Duygu Farklılıkları

    • Kadın duygularını ağlayarak,

    • Erkek öfkelenerek gösterir. Çok sinirli olan erkeklerin depresif olduğu gözlenmiştir.

    • Kadın duygusallığı romantizm olarak,

    • Erkek ise erotizm olarak algılamaktadır.

    • Kadının ilişkide önem verdiği dinleniyor ve anlaşılıyor olmasıdır. Kadın duygularını paylaşarak rahatlar,

    • Erkek ise yetenekli ve güçlü olduğunda ve bunun karşı taraftan hissettirildiğinde mutlu olur.

    • Erkek mutluluğu başarıda ve sonuçta arar,

    • Kadın ise paylaşma, değer verme ve değer görmede arar.

    • Erkek, kadın tarafından yönlendirilmek istemez. Bu durum kendisini eksik ve güçsüz hissetmesine neden olur.

    • Kadın ise yardımcı olmayı, destek vermeyi sevgi ifadesi olarak algılar.

    • Erkek bir sorunla karşılaştığında sessizleşir, konuşmak istemez ve kendi içinde çözüm üretir

    • Kadın sorunlarını anlatarak rahatlamaya çalışır.

    • Kadın için önemli olan içini dökmektir.

    • Erkek daha az göz teması kurarken, kadın göz temasına önem verir.

    • Erkek içinse sonuca ulaşmaktır.

    • Erkek kendisine ihtiyaç duyulmasını ister. Kendisine ihtiyaç duyduğunu hissettiği kadına karşı ilgi duyar ve kendisini daha güçlü ve enerjik hisseder.

    • Kadın ise sevildiğini hissettiğinde güçlenir.

    Çevre ile olan tüm bağlantılar kadın ve erkek arasındaki duygu ve mental yapı farklılığını ortaya koyuyor. Bir mekânda göze çarpan nesneler, hafızada kalıcılık, dil, koku farklılığı cinsiyetteki yönelim farklılıklarını da etkiliyor.

    Erkekler; satranç, perspektif görüş, nesneleri tanıma, zihinsel matematik hesaplamaları konusunda daha etkili iken dikkati bayanlara göre daha çabuk dağılır.

    Kadınlar; yabancı dil, resimde bütünü daha iyi görmede iyidir. Dikkat süresi uzundur ve yüzler ile insanlarla daha çok ilgilenir.

    Kadınların hafızasının erkeklerden daha güçlü olduğu ve olayları daha çabuk hatırladıkları incelemeler sonucu ortaya konmuştur.

    Özellikle ergenlik döneminde kendini tanımaya ve kanıtlamaya çalışan bireylerde cinsiyet farklılıkları daha net gözlenmektedir. Analiz ve keşfe yönelik zihin yapısına sahip erkekler yardım almadan keşfederek öğrenmek isterler. Kişileri tanımada daha başarılı olan kadılar empati kurarak sonuca ulaşabilirler. Bu dönemde erkekler liderlik yönlerini ortaya çıkarmaya çlışırken gruplar kurar ve o grubun lideri olmaya çalışabilir. Kızlarda ise kurulan gruplar daha çok dayanışmaya ve liderlikten uzak ve birbirleriyle daha yakın olduğu gözlenmiştir. Kızlar münazara yoluyla anlaşırken erkekler emir ve yaptırımlarla anlaşır.

    Savunduğunu şiddet ve kavga ile göstermeye çalışan erkeğin aksine kızlar kavga ortamlarından uzak duygusal bağ ve konuşma yolu ile kendilerini ifade etmeye çalışır.

    Değerlendirme amacıyla bakıldığında birbirine tamamen zıt görünen kadın ve erkek arasındaki duygu ve mental yapı farklılığı aslında tam anlamıyla da bir bütünün iki yarısı gibidir. Erkeğin sahip olduğu analitik kabiliyet ve hâkimiyet duygusu kadına sahip çıkma duygusunu geliştirirken, ilgi ve güvende olduğunu hissetmek isteyen kadın ile erkeğin duygu doyumuna birlikte ulaştıkları görülür. Elbette birbirlerinin farklılıklarını kabul etme ve karşılıklı anlayış ile birlikte yaşamayı kolaylaştıracaktır.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Erken Boşalma Sorununu Nasıl Çözerim?

    Erken Boşalma Sorununu Nasıl Çözerim?

    Erkeklerin %40’ı yaşamlarının bir döneminde erken boşalma sorunuyla karşılaşır. Bu sürecin uzun sürmesi ve destek ve tedavi sürecini gerekli kılar.

    Erken Boşalma Sorununu Nasıl Çözerim?

    Erkeğin cinsel bir etkileşim sonucunda istem dışı boşalmasına erken boşalma denir. Bu durum psikolojik açıdan oldukça fazla baskı altındaysa ilişki başlamadan da boşalma sorunu ortaya çıkabilir. Bu durum çoğu zaman soruna yol açar ve bu da erkeklerin ilişkiden uzaklaşmasına neden olur. Uzaklaşma nedeni, psikolojik olarak gerçekleşir. Utanma, tatmin edememe korkusu bir süre sonra isteksizliğe dönüşür.

    Erken Boşalmada Önemli Faktörler

    • Cinsel birleşme olayına verilen önemin fazla olması

    • Performansın eksikliği

    • Düzensiz ilişki

    • Nörojenik psikolojik hassasiyet

    Yukarıda listelenen faktörler erken boşalmaya neden olan etkiler arasında yer alır.

    Bu durumda karşılaşılan sebepler ise:

    • Uzun aralıktan sonra ilişkide bulunmak: Seyrek bir şekilde bir kadın ile cinsel ilişki kurmak

    • Yaşın ilerlemesi: Yaş yükselmeye başladıkça cinsel hayat cazibesini kaybeder ve hassasiyet ve kontrolün azalması ile erken boşalma oluşabilir.

    • Tecrübesizlik: Genç ve tecrübesiz erkeklerde erken boşalmaya sorunu görülebilir.

    • İsteksiz kadın: Kadının ilişki istememesi erkeği hızlandırır ve tatmin olmasını psikolojik olarak hızlandırmaya çalışır.

    • Ergenlik: Ergenlik sırasında sürekli mastürbasyon yapan erkeklerin çoğunda görülür.

    Psikolojik olarak düzeltilebilecek durumlar:

    Erken boşalma sorununu nasıl çözerim için kontrol altına alınabilecek etkilerden biri strestir. Stresten uzaklaşarak soruna çözüm getirilebilir. Stresten kaynaklı bir sorun var ise psikolojik yardım da büyük etkide bulunacaktır.

    İlk deneyimini uygunsuz bir ortamda yapmış olan erkeklerin genelinde bu sorun ile karşılaşılır. Bunun için en önemlisi ilk deneyimi hafızadan uzaklaştırarak yeni bir başlangıç yapmak ya da psikolojik destek almaktır.

    Psikolojik Yönden Erken Boşalmanın Tedavisi Nasıl?

    Erken boşalma sorununu nasıl çözerim sorunu ile gelen bireylerde öncelikle psikolojik bozukluğun olup olmadığı belirlenir. Tedaviye başlarken şikayet ettiği konuda hasta bilinçlendirilir. Boşalmanın nasıl denetleneceği ve cinsellik konusunda destek bilgiler verilir.

    Boşalmada kontrolü sağlamak için teknikler öğretilir. Aynı zamanda eşler arası uyum için de yöntemler hakkında bilgiler kişiye aktarıldıktan sonra destekleyici bir psikoterapi uygulanır. Sonrasında ilaç tedavisi ile erken boşalma sorununu nasıl çözerim konusunda gerekli tüm yardımlar sağlanmış olur. İlaçların yan etkisi sayesinde boşalma beş dakikadan 15 dakikaya kadar gecikecektir.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • UNUTTUĞUNU UNUTMAK: ALZHEIMER

    UNUTTUĞUNU UNUTMAK: ALZHEIMER

    “Annem 2 yıldır Alzheimer hastası. Nedir, ne değildir hiçbir fikrim yokken bir anda kendimizi bu boşluğun içinde bulduk. Boşluk diyorum, çünkü yaşamı bir boşluktan ibaret. Zihni boş, konuşmaları boş, iştahı boş ve bakışları… Bırakın beni tanımasını, bazen paralarını çaldığım için komşulara şikayet ettiği bile oluyor. ‘Anne!’ diyorum, ‘Benim! Kızın!’. Sonra sakinleşiyor ama yine boş. Yemek yerken ne yediğini bilmiyor. Bir oturuşta bir ekmeği bitirebilir. Evde yangın çıktı sanıp kapıyı açıp kaçabilir. Eşimi, babamın gençliği sanabilir. Onun için en keyiflisi de, unuttuğunu unutabilir.”

    Bir hastamın bakım vereni tam da bu şekilde ifade etmişti Alzheimer’ı. 

    Alzheimer yalnızca unutkanlık demek değil. İlk evre karakter değişimi ile başlıyor. Birey, ufak değişimlere bile uyumsuzluk göstermeye başlıyor, eskiden yapmaktan zevk aldığı şeylerden artık zevk almıyor, depresyon belirtileri gösteriyor. Ufak tefek unutkanlıkları ciddiye almıyor, hatta unutmadığını söylüyor. Çocuk sesinden, misafir ziyaretlerinden rahatsız olmaya başlıyor. Sanıyorsunuz ki yakınınız yaşlılıkla birlikte huysuzlaşmaya başladı. Tam da geç kalınan nokta burası. Çünkü biz Alzheimer’ı yalnızca unutkanlıktan ibaret sanıyoruz. Unutkanlık şikayetiyle doktora gittiğinizde aslında hasta ikinci evrede oluyor. Ancak hastalığın, bilişsel gerilemenin henüz başlamadan önlenmesi son derece önemli! Çünkü Alzheimer’ın kesin bir tedavisi bulunmamakla birlikte, etkili ilaç tedavileri üzerindeki belirsizlik devam etmektedir. 

    Peki ne yapacağız?

    İmkana Uygun Entelektüel Aktiviteler Edinmek:
    Türkiye Alzheimer Derneği’ne göre, Türkiye’de yaklaşık 400 bin civarı Alzheimer hastası vardır. Bir kişinin örgün öğretimden geçmiş veya hayatı boyunca zihin yorucu aktiviteler içinde bulunmuş olması ile beynin işlevinin daha az zarar görme olasılığı doğru orantılıdır. Kısacası, beyninize ne kadar fazla entelektüel açıdan daha fazla uyarıcı verirseniz, beyniniz fonksiyonlarını o oranla daha fazla korur. 

    Düzenli Fiziksel Egzersiz:
    Araştırmalar, haftada en az üç gün yürümenin bilişsel geriliği geciktirdiğini gösteriyor. Spor yapmak, beyin sağlığınızı ve sinir sisteminizi korumak için çok önemlidir.

    Omega-3 Yağ Asitleri: 
    Yağlı soğuk su balıkları (somon, uskumru vb.) ve balık yağı desteklerinin, kanlarındaki DHA düzeyi yüksek olanların, Alzheimer hastalığına yakalanma riskinde %47’lik bir düşüş sağladığı bilinmektedir (Rabins, 2008). 

    B12 Seviyesi:
    B12 vitamini beynin sinir ağını oluşturan hücrelerin büyümesinde ve onarımında önemli rol oynar. Şuanda dikkatsizlik ve unutkanlıktan şikayet ediyorsanız, en yakındaki sağlık ocağından B12 ve folik asit testi talep edebilirsiniz. 

    “Günlük yaşantınızda rutinden kaçınmak ve ezbere yapılan davranışları kırıp farkındalığı arttırmak için hergüne farklı ama basit beyin cimnastiği yapabilirsiniz.”
    1. Sabah kısa bir yürüyüşten sonra küçük bir bulmaca çözün.
    2. Alkol ve kafeini aşırı tüketmekten kaçının. 
    3. Alışveriş listenizi ezberleyin.
    4. Sözlükten bilmediğiniz birkaç kelime öğrenin ve gün içinde bunları kullanmaya çalışın. 
    5. Pilates, yoga ve meditasyon derslerine katılmaya çalışın. Yeni insanlarla tanışın.
    6. Sağ elinizi kullanıyorsanız, biraz da sol elinizi çalıştırmaya çalışın. Saçlarınızı sol elinizle tarayın ve çayınızı kaşıkla alışık olduğunuz yönün tersine karıştırın.
    7. Burnunuzun ucunda bir fırça olduğunu hayal edin. Bununla havaya en sevdiğiniz renkte yatay bir sekiz çizin. Bu hareketi gevşek ve dengeli yapın. Bu çizim hareketleri, yorgun zihninizi hemen canlandırır.
    8. Düşünün ki hayat hikayenizi tekrar yazmanız gerekiyor. Bunun için ilkokulda en yakın arkadaşınızın kim, tipinin nasıl olduğunu hatırlamanız gerekiyor. Tabi sınıfın düzenini ve görüntüsünü de… Ayrıca sınıfınızın penceresinden neler göründüğünüzü de hayalinizde canlandırmaya çalışın. 

    Her anınızın ve size hissettirdiği duyguların, siz istemeden aklınızdan ve ruhunuzdan çıkmaması dileğiyle…
     

  • Epilepsi

    Epilepsi

    Epilepsi hastalarında depresyon, anksiyete bozuklukları, psikoz, çocuklarda dikkat eksikliği, hiperaktivite, kekemelik tablolarına rastlanıyor.

    Epilepsi, halk arasında ‘Sara hastalığı’ olarak bilinmektedir. Beyin ile alakalı bir hastalıktır. Daha doğrusu nörolojik bir bozukluktur. Beyin içerisinde bulunan sinir hücrelerinin doğal olmayan durumlarda elektrokimyasal deşarj yapması sonucunda ortaya çıkan bu hastalık nörolojik hastalık olarak da tıp literatüründe geçmektedir. Hastalık nöbetler şekillerinde kendini belli eder. Bazı nöbetlerden önce hasta epilepsi krizine gireceğini mide bulantısı, baş dönmesi, korku hissi tarzında ki oluşan duyularıyla algılar. Krizi durdurmak için hiçbir seçenek yoktur. Epilepsi nöbeti esnasında hastanın güvenliği sağlanır. Örneğin; başını yere çarpmaması veya dilini yutmaması sağlanır. Oldukça ciddi ve önemli bir hastalıktır.

    Nedenleri

    Bazı nörolojik bozukluklar epilepsi hastalığını tetiklemektedir. Bunlar içerisinde özellikle de beyin tümörü bulunmaktadır. Aynı zamanda anne, gebelik döneminde her türlü ilaç veya alkol kullandığı takdirde bebeğin gelişimi bu durumdan etkilenerek bazı mikrobik hastalıklar sonucu epilepsi ortaya çıkacaktır. Tiroid hastalıkları da tetikleyen durumlardan sadece bir tanesidir. Doğum sonrası yaşanan menenjit tarzında ki bebekte meydana gelen şiddetli ve yoğun hatalıklar ileriki zamanlarda kendini epilepsi olarak ortaya çıkarabilir. Beslenme alışkanlıkları da son derece mühimdir. Bu yüzdendir ki her seferinde doktorların uyarısı sağlıklı ve vitamin dayanaklı beslenmemiz yönündedir.

    Belirtileri

    • Duygusal davranışlar,

    • Unutkanlık başlangıcı ve ilerlemesi,

    • Baş dönmesi ve etraftaki nesneleri/kişileri çift görmeye başlama,

    • Bunalıma girme durumu,

    • Halüsinasyon görülmeleri,

    • Nefes darlığı, boğulacakmış gibi hissetme,

    • İdrar tutamama,

    • Korku,

    • Kaygı,

    • Kontrolsüz öfke,

    • Dalgınlık,

    • Boş bakışlar,

    • Koku konusunda hassaslaşma,

    • Vücutta belirginleşen uçuklamalar,

    • Titreme hali,

    • Davranışlarını kontrol edemeyip yere düşme,

    • Bayılma,

    • Kendini yaralama,

    • Dokularda ve yüz çevresinde morarma veya renk değişimi gözlemlenmesi,

    • Bazı durumlarda havasız kalınca yaşanan damar tıkanıklığı olarak söylenebilir.

    Epilepsi Anında Görülen Psikiyatrik Bozukluklar

    Epileptik kişilerin içinde bulunduğu durum bu tarz bozukluklara oldukça yatkındır. Kendini herkesten farklı hissetme, yaşadığı travmalardan dolayı oluşan problemler, aniden nöbet geçirme korkusu bu bozuklukların görülmesinde baş etkenler olarak gösterilebilir. Bu hastalıkların çeşitleri ve tedavileri farklılık gösterir. Yatarak, ilaç tedavisiyle, rutin muayeneler sağlanarak tedaviler gerçekleştirilir. Aslında hastalıkta ki tüm belirtiler nörotik bozukluklardan ve antisosyal davranışlardan kaynaklanır. Eskiden epilepsi nöbeti geçiren hastalara karşı oluşan bakış açısı da ayrıca bu tür psikolojik bozuklukları tetiklemiş olarak gösterilebilir.

    Alınabilecek Önlemler

    Eğer yanınızda epilepsi hastalığına sahip olan bir birey nöbet geçirmeye başlamış ise onun için yapabileceğimiz tek şey kendine ve çevresine zarar vermesine engellemek olacaktır. Çünkü nöbet esnasında hasta ilaç alımını ve her türlü müdahaleyi titreyerek ve kendinden geçerek reddetmeye başlar. Nöbet halinde kişinin kendine gelmesi için zaman geçmesi ve hava aldırılması gerekmektedir. Nöbet başlangıcında hasta, aşırı öfke göstererek bağırma, vurma, haykırma tarzında davranışlar sergileyebilir. Bunlar oldukça doğaldır. Eğer sizin yanınızda böyle bir şey gerçekleşiyorsa oldukça doğal ve anlayış ile karşılamalısınız. Nöbet geçirdikten sonra hasta, aşırı şaşkınlık gösterebilir.

    Bunun sebebi, nöbet başlangıcında ve nöbet esnasında çoğu hasta neler yaptığını, nasıl davranışlar sergilediğini hatırlamaz. Bundan kaynaklı olarak nöbet sonrası şaşırma ve yaptıklarından dolayı suçluluk ve ayrıca çevresine verdiği hasarı gördüğünde, eğer vermişse, özellikle utanç duygusu başlar. Bunun engellenmesi oldukça önemlidir. Nöbet bitiminde de, esnasında ve başlangıcında olduğu gibi anlayış gösterilmelidir. Hasta nöbet sonrasında aşırı uyku isteği duyar. Elini yüzünü yıkayıp kendisine getirdiğinizden sonra uykusuna dalmaması için hiçbir sebep yoktur. İleriki dönemlerinde doktora başvurabilir, ilaç dozu nöbet yoğunluğuna göre arttırılabilir. Tedavisi sadece ilaç ile sağlanmaktadır. Genetik yoldan kazanılan epilepsi hastalığı ortadan kaldırılamaz ama etkisi azaltılabilir.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Çocuğum Çok Hareketli Ne Yapmalıyım?

    Çocuğum Çok Hareketli Ne Yapmalıyım?

    Hareketli çocuğu olan anne babaların olaya gayet sakin yaklaşarak, bu hareketliliği ve çocuğun psikososyal gelişimini iyi yönlendirmeleri gerekir.

     Aşırı hareketliliği yüzünden çok eleştirilen, sürekli ikaz edilen, ceza verilen dur sus yapma gibi komutlar alan ve sosyal ortamlardan dışlanan çocuklarda başta özgüven eksikliği olma üzere duygusal sorunlar da oluşabilir. 

    Bu çocukları sportif faaliyetlere yönlendirmek ve onları olumlu ve faydalı uğraşlarla meşgul etmek, enerjilerini bazı hobilere kanalize etmek , dikkat eksikliği ve hiperaktivite durumu varsa tedavisini sağlamak, okul öncesi dönemden itibaren dikkat seviyesini arttıracak bazı eğitsel çalışmalar yapmak fayda sağlayabilir. 

    Ana babaların bu çocuklara yönelik yapabilecekleri bazı davranışlar şu şekilde özetlenebilir:

    – Dinleyin, sabırlı olun, tahammül seviyenizi arttırın.

    – Tepkileriniz ona karşı aşırı olmasın, incittiğinizin farkına varmayabilirsiniz.

    – Dikkatini bir konuda odaklayıp o konuda devam etmesine yardımcı olun. 

    – Dur düşün konuş, dur düşün harekete geç sistemini uygulayın.

    – Sonuçlarından öğrenmesini ve sonuçlardan yararlanmasını sağlayın, sonuçları konuşun.

    – Yaşa uygun spor faaliyetlerine yönlendirin, enerjisini dışarı atmaya çalışın.

    – Ek öğrenme güçlüğü olup olmadığına dikkat edin, öğrenmeye karşı isteksizlik olup olmadığına dikkat edin.

    – Uygun okul öncesi eğitim ve yönlendirme için yönlendirin.

    – Günlük hayatı organize edin, onun için zevkli ve faydalı olacak faaliyetler programlayın.

    – Ev ortamını onun kişiliğine göre dizayn edin, tehlikeli olabilecek ortamlardan koruyun.

    – Arkadaşları ile iletişim ve ve etkileşimini arttırın, sosyalleşmesine yardımcı olmaya çalışın. 

    – Hatalı davranışlarına hemen kızmak yerine onunla konuşmayı tercih edin. 

    – Uygun ödül ve ceza sistemini devreye sokun.

    – Pozitif mesaj ağırlıklı olarak yönlendirin, negatif mesajlarınızın aranızdaki ilişkinin kalitesini düşürdüğünü unutmayın. 

    – Dikkatini toplayacak eğitim uygulamalarını elinizden geldiğince her gün yapın.

    – Aşırı hareketlilik ile beraber dikkat eksikliği tedavisinin önemli olduğunu unutmayın.

    – Akla geleni hemen yapma, dürtüsellik ve tehlikeli davranışlara eğilimli olduğunu unutmayarak yaşa uygun güvenlik oluşturmaya çalışın.”
     

  • Ergenlik Sorunlarıyla Nasıl Başa Çıkabiliriz?

    Ergenlik Sorunlarıyla Nasıl Başa Çıkabiliriz?

    Ergenlik bir hastalık değildir. Ergenleşen gencin yaşadığı değişimler bir dönüm noktasıdır. Hayat sınavının bir parçası olarak onunla baş edebilmek ailenin pozitif tutumunu sürdürebilmesiyle daha kolay aşılır.

    Ergenlik Sorunlarıyla Nasıl Başa Çıkabiliriz?

    Bu durum ciddiye alınmalı ve “Ergenlik sorunlarıyla nasıl başa çıkabiliriz?”sorusunun cevabı aranmalıdır.Ergenlik dönemini bir nevi çocukluktan yetişkinliğe geçiş süreci olarak adlandırabiliriz.. Kişinin biyolojik gelişimi bu dönemde büyük oranda artar. Kişi bedensel, zihinsel ve cinsel yönden sürekli bir gelişime girer. Genellikle bu dönem ‘gelişim dönemi’ olarak bilinir. Çocuklar fiziksel özelliklerinin değişmesiyle karakterlerini, düşünce yapılarını daha doğrusu kendi kimliklerini oluşturmaya başlarlar. Ebeveynler ergenlik döneminde ki çocuklarının değişimine bir türlü alışamazlar. Ve sanki çocuklarını kaybetmiş edasıyla davranışlarını biçimlendirmeye başlarlar.

    Ergenlik Yılları

    Ergenlik yıllarında kişi üzerinde yaşanılan değişimler sıralanırsa…

    • Huysuzluk,

    • İnatçılık,

    • Sürekli bir öfke durumu,

    • Ağlama krizleri,

    • Depresif bir hal,

    • Bağırma ve isyan isteği ergenlik dönemlerinde sıkça karşılaşılan durumların ve kişi üzerinde yaşanılan değişimlerin en büyük örnekleri olarak gösterilebilir. Peki gerçekten bizler ergenlik sorunlarıyla nasıl başa çıkabiliriz?

    Öncelikler

    Bu dönemde ebeveynlerin çocuklarına karşı takınacağı tavır çok mühimdir. Gösterilen yanlış bir hareket çocuğun öfkesini daha arttırıp daha kötü sonuçlar doğurabilir. Ergenlik sorunlarıyla nasıl başa çıkabiliriz? Bu konu üzerine yazılmış birçok kitap vardır. Her birinden yardım almak bizim için faydalı olacaktır. Eğer çocuğunuzu aşırı bir şekilde kontrol edememeye başlarsanız psikolojik destek almanızında size yararı olacaktır. Bunların dışında takındığımız tavırlar, çocuğumuzu bize karşı olan davranışlarında yumuşatabilir. İşte bunlar “Ergenlik sorunlarıyla nasıl başa çıkabiliriz?” sorusunun sağlıklı cevapları olarak gösterilebilir.

    • Saygı gösterin: İletişime geçerken çocuklarınızında birer birey olduğunu asla unutmayın. Onlara ve onların düşüncelerine saygı göstermelisiniz.

    • Dinleyin: Çocuğunuzla yaşadığınız karşılıklı ilişkilerde onları dinlemelisiniz. Anlattıkları her ne olursa olsun sizin çocuğunuza verdiğiniz önemi onların algılaması için bunu yapmak zorundasınız. Çocuğunuzu dinleyerek , onlara ‘benim için önemlisin’ mesajını vermiş olursunuz.

    • Anlayın: Çocuğunuzun davranışlarının, konuşmalarının, öfkesinin bir sebebi olduğunu asla unutmayın. Bunlar geçirdiği süreçten kaynaklanmaktadır. Empati kurmaya yatkın olun. Bu sizin ve çocuğunuzun ilişkisini güçlendirecektir.

    • Yargılamayın/Karşılaştırmayın: “Neden böyle yapıyor? Ben sana ne yaptım? A kişisinin çocuğu ne kadar saygılı! Senin yaşındakiler anne babasına bakıyor…” tarzındaki cümleler kuruyorsanız bilin ki çocuğunuzla kurduğunuz iletişim kötüye gitmektedir. Çocuğunuzun öfkesinin, isyanının size yönelmemesi için bu tarz söylemlerden kaçınmalısınız…

    • Abartmayın: Daha doğrusu pireyi deve yapmayın. Ufak sorunları görmezden gelmelisiniz. Çünkü hiçbir şey çocuğunuzla kurduğunuz bağdan önemli değildir.

    • Unutmayın: Asla çocuğunuzun asıl benliğini unutmayın. Sergiledikleri davranışlarıyla kendisini bir tutmayın. İkisini birbirinden ayırabilmek , sizin öfke karşısındaki davranışlarınızı engelleyecektir.

    • Eleştirilin/Eleştirmeyin: Anlayışla karşılamanız gereken bir süreç içerisindesiniz. Ergenlik, aslında sadece çocuğunuzun girdiği bir dönem değildir. Ergenlik döneminde ki bir bireyin etrafındakiler de onun davranışlarından kaynaklı olarak aynı tutumda olabilirler. Bu yapılacak en son şeydir…

    • Takdir Edin: Sürekli söylenip, zıt bir tavır içerisinde bulunursanız çocuğunuzun sizden uzaklaşması kaçınılmaz olacaktır. Bundan dolayı ufak şeylerde bile çocuğunuzu takdir etmeyi bilin. Örneğin; okulda aldığı ortalama bir not bile sizi bu noktada mutlu etmeli ve çocuğunuza aferin diyerek bunu belli etmelisiniz.

    • Görmezden Gelin: Çocuğunuzun yaşadığı anlık duygu değişimlerini görmezden gelin. Bu gayet normal bir durumdur. Öfkeliyken birden yumuşaması, gülerken aniden ağlaması normal hayatta pek normal karşılanacak durumlar değildir. Ama bildiğiniz gibi bu duruma “ergenlik dönemi” diyoruz. Yeteri kadar anlayışı sağladığımız zaman bu sürecin bir zararını görmeyeceğiz.

    Ergenlik sorunlarıyla nasıl başa çıkabiliriz?

    Çocuğum bu süreçte benden uzaklaşır mı? Ona karşı nasıl davranmalıyım? Bana karşı bu öfkesi neden?… Tüm sorularınızın cevabını almış olmanızı umuyoruz. Gerekenleri yaptıktan sonra ergenlik dönemi sizin için oldukça hafif bir şekilde geçecektir. Ve size çocuğunuza, mutluluğunuza, huzurunuza kavuşmuş olacaksınız…

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Otizm neden olur

    OTİZM NEDEN OLUŞUR

    Otizmin nedeni henüz tam olarak tespit edilememiştir. Fakat otizmin anne babaların çocuklarına yaptıkları kötü şeylerden dolayı ortaya çıkmadığı kesin olarak söylenebilir.

    Otizmin tek bir nedeni yoktur. Pek çok nedeni olduğu artık bilinmektedir.

    Otistik bireylerde beyin hücreleri farklı çalışmaktadır. Hücreler arasında mesaj taşıyan kimyasal ileticilerde eksiklik yada fazlalık olduğu düşünülmektedir.

    Bazı genetik hastalıklar otizme yol açar. Genetiğin otizmin nedenleri arasında önemli bir yeri vardır. Kardeş ve ikiz çalışmaları bunu doğrulamaktadır.

    Otistik bir çocuğun kardeşinde otizm görülme riski genel popülasyona göre 50-100 kat daha fazladır. Tek yumurta ikizlerinde her ikisinin birden otistik olma oranı çift yumurta ikizlerine göre daha fazladır. Bütün bunlar genetiğin etkisini bize gösteriyor fakat sadece genetiğin tek neden olmadığı noktasına da ulaştırıyor.

    Sadece genetik etkili olsaydı tek yumurta ikizlerinde her iki bebeğinde her zaman otistik olması gerekirdi. Yapılan çalışmalar bir tek gen değil birden çok genin etkileşimi sonucu hastalık yapıcı etki oluştuğunu ortaya koymuştur.

    Klinik tablodaki davranışsal çeşitlilik çevresel faktörlerinde etkili olduğunu düşündürmektedir. Doğum öncesi, doğum ve doğum sonrası faktörler ile otizm arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır.

    Eldeki bulgular genetik olarak otizme yatkınlığı olan çocukların doğum sırasında sorun yaşama riskinin daha fazla olduğunu göstermektedir.

    Ayrıca, anne karnında geçirilen kızamıkçık virüsünün, pek çok anormalliğin yanında otizme de yol açabildiği bilinir.

    Bugün şu kesin olarak bilinmektedir ki, otizm tek bir nedenle olmaz, birden çok etkenin bir araya gelmesiyle meydana gelen oldukça karmaşık bir durumdur.

    Otizm erkeklerde kızlara oranla 4 kat daha fazla görülür fakat genelde kızlarda daha ağır seyreder.

    Otistik bireylerin % 70′inde zeka geriliği görülmektedir. % 30′u normal ve bu %30′luk dilimin %10′u üstün zekaya sahiptirler.

    Zeka düzeyi ve eşlik eden diğer hastalıklar otizmin ağırlık derecesi üzerinde belirleyici rol oynar. Eşlik eden hastalıklar arasında en sık rastlanılanlar dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, duygudurum bozuklukları ve epilepsidir.

    Her üç çocuktan biri epileptik anlamda risk taşımaktadır. 0-5 yaş arası ve ergenlik döneminde epilepsi nöbetlerinin görülme olasılığı artar.