Etiket: Tek

  • Çocuklarda sinüzit / astım ilişkisi

    Çocuklarda sinüzit / astım ilişkisi

    Sinüzit burun tıkanıklığına eşlik eden önden iltihaplı burun akıntısı ve/veya geniz akıntısı şikayetlerinin bir soğuk algınlığı enfeksiyonundan sonra 10-15 günden uzun sürmesi olarak tanımlanır. Yılda 3 kereden daha fazla bu tip uzamış üst solunum yolu enfeksiyonu tablosu görülmesi tekrarlayan sinüzit olarak tanımlanır ki bu hastalık dönemleri arasında çocuk tamamen iyi kalır. Belirtilerin 12 haftadan uzun sürmesi, arada en az 1 haftalık tam iyilik döneminin olmaması kronik sinüzit olarak tanımlanır.

    Alerjik hava yolu hastalığı olan alerjik bronşit + Alerjik nezle olgularında tekrarlayan veya kronik sinüzit normalden daha sık görülür. Hava yolu burundan başlayıp, soluk borusu ve bronşlarla devam eden bir bütün olduğu için bu yolun üzerindeki tüm problemler havayolunun diğer bölgelerine de refleks mekanizmalar yoluyla etki eder. Örneğin sinüzit olan hastada bronşlarda da alevlenme duruma eşlik eder. Ayrıca; geniz akıntısı içindeki yangısal moleküller yukarıdan aşağıya damlama yoluyla bronşlarda da yangı (iltihap) meydana getirir.

    Astımı olan bir çocukta üst hava yolu yani alerjik nezle tedavi edilmezse tekrarlayan veya kronik sinüzit tablosu akciğerlerin tedaviye iyi yanıt vermesini engeller ve astım kontrolü kaybolur. Beklenmedik şekilde astım atakları görülmeye başlar.

    Sonuç olarak; “Tek Hava Yolu Tek hastalık” hipotezinden hareketle sinüzitin ve astımın ayrı ayrı değil, bunlara sebep olan alerjinin tek elden tedavi edilmesi, hastalıkta tam kontrolü sağlayacaktır.

  • Stres ve Başa Çıkma Yöntemleri

    Stres ve Başa Çıkma Yöntemleri

    Stres kişinin, tehdit edici bir durum ve/veya olay karşısında bedensel ve ruhsal olarak zorlanmasıdır. İnsan mekanizması duygusal, zihinsel ve bedensel bir bütünden oluşur ve bir iç dengesi vardır. Bu iç denge bazen karşılaşılan durumlar ve yaşanan olaylarla beraber bozulmaya başlar. Kişi tekrar dengeyi sağlamaya çalışır ve böylelikle stres ortaya çıkar. Yani iç dengenin bozulması durumunda kişinin yeniden dengeyi kurmaya çalışmasına stres denir. Dengeyi bozan her şey, onu yeniden kurmayı sağlayacak yeni bir süreci başlatır, bu sürece stres adı verilir. 

    Her türlü değişim, her yeni hayat olayı, her yeni durum, her gelişimsel evre, yani, mevcut dengeyi bozan her şey bünye için bir stres kaynağı olabilir. Doğum, ölüm, boşanma, evlenme, okul değişikliği, işten atılma, terfi, yeni bir şehre taşınmak, para kaybetme, kazanma gibi..

    Strese sebep olan herhangi bir durum ya da olay karşısında kişi kaybettiği dengeyi ve uyumu yeniden sağlayabilmek için aşamalı bir tepki sistemi geliştirir:

    1. Alarm evresi: Bu aşamada kişinin bünyesi alarm durumuna geçer. Gerekli kimyasal ve hormonal değişiklikler gerçekleşir ve bu sayede kişi, “savaş” ya da “kaç” tepkilerinden biri için hazır duruma gelir. Stres kaynağı ile yüzleşmek, mücadele etmek ve savaşmak için ya da stres kaynağından kaçmak için harekete geçer.
    2. Direniş evresi: Bünye stres kaynağını ortadan kaldırmak ya da onun yarattığı etkiyi ve zararı azaltmak, baş etmek için çabalar ve bir denge, uyum kurmaya çalışır. Bünye yorgunluk, uykusuzluk, düzensiz beslenme vb koşullara uyum sağlamak için öz kaynaklarını fazla kullanarak direnmeye çalışır.
    3. Tükeniş evresi: Direniş aşamasında da strese sebep olan olay ya da durumu ortadan kaldırılamazsa ya da onunla bir denge ve uyum sağlanamazsa, kişinin fiziksel, zihinsel ve duygusal kaynakları yetmemeye başlar. Böylelikle tükenme ve dağılma oluşur. Bünye bu aşamada strese sebep olabilecek yeni durum ya da olaylara karşı daha açık  hale gelebilir.  Fiziksel ve psikolojik problemlere karşı direnci düşer.

    Stres Tepkileri:
    Kolay sinirlemek, sorumluluktan kaçma, karamsar olmak, kontrolü kaybetme ve boğulma hissi, zihni dinlendirmede zorluk, yalnız, değersiz ve depresif hissetme, kaygı, odaklanma sorunları, kararsızlık, unutkanlık ve düzensizlik iştah değişiklikleri, artan alkol ya da sigara kullanımı, tırnak yeme, ayak ya da bacak sallama, düşük enerji, baş ağrısı, mide rahatsızlıkları, kas ve göğüs ağrıları, hızlı kalp atışı, sık soğuk algınlığı, uykusuzluk, cinsel ilgi kaybı ya da işlev bozukluğu, soğuk veya terli eller-ayaklar, kulakta çınlama, titreme, ağız kuruluğu, yutma güçlüğü, çenede kitlenme, diş gıcırdatma vb gibi..
    Stresle Başa Çıkma Yolları:
    İnsanı strese sokan faktörler ve mücadele yöntemleri kişiden kişiye göre değişiklik gösterse de genel olarak; stresle başa çıkabilmenin en temel yollarından biri kendinize olumlu kaynaklar yaratabilmektir. İyi hissetmeniz için kendinize bir alan açmak ve sizi iyi hissettirecek şeylere düzenli bir şekilde vakit ayırın. Eğer şartlar uygunsa yaratıcılığa ve esnekliğe izin verin, işinize, uğraşınıza kendinizden bir şeyler katma çalışın.
    Beslenmenize dikkat edin. Çeşitli aktivite ve eğlencelere vakit ayrın. Keyif veren bir aktivitede bulunmak, egzersiz yapmak, vücudu fizyolojik olarak düzene sokar, zindelik ve güç artar. Bu sayede stres hormonlarından kurtulmak daha kolay hale gelir.
    Yemek ve uyku düzeninize ve dinlenme molalarınıza özen gösterin. Kahve, çay, kola gibi içecekler stresi arttırır. Bitki içecekleri, meyve sularını daha çok tercih edin. İhtiyaç duyduğunuz anda mutlaka dinlenin, kısa molalar verin. 
    Strese sebep olan, düşünülmesi, tekrar gözden geçirilmesi gereken şeyler olabilir. Bu nedenle içinde bulunduğunuz durumu, bunun sizde sebep olduğu yükü, sorumluğu ve  hissettirdiklerini gerçekçi bir biçimde ortaya koyun ve düşünün.  Neleriz sizde strese sebep olduğunu ve bunlara karşı verdiğiniz fiziksel ve duygusal tepkilerinizi tespit edin. Sizi strese sokan şeyi değiştirebilir ya da onu tamamen ortadan kaldırabilir misiniz, düşünün.
    İhtiyaç duyduğunuzda yardım ve destek istemek konusunda kendinizi rahat hissedin. Yoğun stres altındayken aldığınız ya da alacağınız kararlar konusunda etrafınızdan fikir almaya çalışın. Eğer mümkünse bu önemli ve büyük kararları stres altındayken almayın.

    Beraber olmaktan keyif aldığınız kişilerle vakit geçirin. Bu kişilerle fikir alışverişinde bulunmak, aktiviteler yapmak  ilişkilerinizi ve çevrenizle olan etkileşiminizi güçlendirir.

    İmkanlar dahilinde eğer mümkünse tatil yapmaya çalışın. Kısa bir süreliğine de olsa içinde bulunduğunuz yerden ve durumdan uzaklaşmak, güç ve enerji toplamanıza, yenilenmenize yardımcı olur. Eğer tatile gidemiyorsanız, evde ya da dışarıda, kendinizi mutlu, huzurlu, güvenli, rahat ve keyifli hissettiğiniz bir ortamda vakit geçirin. Bir süreliğine cep telefonu, bilgisayar, televizyon gibi araçlardan uzak durup, kendinizle kalmaya özen gösterin. 

  • çölyak hastalığı

    çölyak hastalığı

    Ülkemizin Önemli Bir Sorunu: Çölyak Hastalığı

    Çölyak hastalığı (Gluten duyarlı enteropati, çölyak sprue, ÇH), genetik olarak yatkın bireylerde, gluten içeren gıdaların alınması ile ortaya çıkan ince barsağı tutan ve yaşam boyu süren tek gıda alerjisidir. Gluten buğday, arpa, çavdar ve yulaf gibi tahıllarda doğal olarak bulunan, gıda sanayiinde kıvam verici olarak kullanılan bir maddedir. Çölyaklı hastalar gluten içeren yiyecekler yediklerinde, bağışıklık sistemleri bunu ince bağırsaklara zarar vererek yanıtlar. Sonuçta parmak şekline benzeyen villus olarak adlandırılan ince bağırsaktaki emilimi sağlayan yapılar düzleşir ve görevini yapamaz hale gelir.

    ÇH’ nın patogenezinde genetik ile birlikte çevresel faktörler de etkin olduğu için, ülkeler ve ırklar arasında hastalığın görülme sıklığında belirgin farklılıklar vardır. Hastalık kadınlarda erkeklerden daha sık görülür. Ayrıca birinci derece akrabalar arasında prevalans on kat daha yüksektir. Tip I diyabetes mellitus, tiroid hastalıkları, addison, osteopenik kemik hastalıkları, Down Sendromu, selektif immunglobulin A (Ig A) eksikliği gibi bazı hastalıklarda ÇH’ nın görülme sıklığı normal populasyona göre yüksektir.

    Çocukların diyetinde gluten bulunmadığı sürece, ÇH ortaya çıkmaz. Bu yüzden ÇH İngiltere, Avustralya, Avrupa, Kuzey Amerika gibi buğdayın beslenmede önemli yer tuttuğu ülkelerde çok sık görülürken, Çin ve Japonya’da hemen hemen hiç görülmez. Uzun süreli anne sütü ile beslenme ÇH gelişme riskinin azaltmaktadır. Anne sütünün tek başına en az 4-6 ay verilmesi, erken dönemde unlu gıdaların verilmemesi, en önemli koruyucu stratejidir. Viral enfeksiyonlar, sigara gibi çevresel faktörlerin de hastalığın ortaya çıkmasında etkili olabileceği düşünülmektedir.

    Serolojik yöntemlerle sağlıklı toplumda yapılan taramalarla çeşitli Avrupa ülkelerinde prevalans 1/83–1/500 arasında bulunmuştur.

    Ülkemizde sağlıklı çocuklarda ÇH prevalansını araştıran tek çalışma Erzurum merkez 6–17 yaş grubu okul çağı çocuklarında yaptığımız çalışmadır. Bu çalışmada 1263 çocuk çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmamızda sağlıklı çocuklarda ÇH prevalansı serolojik olarak 1/115 saptanmıştır.

    Çalışmamız ülkemizde sağlıklı çocuklarda ÇH prevalansını gösteren ilk çalışma olması nedeni ile oldukça önemlidir. Akraba evliliklerinin çok sık ve gluten içeren unlu gıdaların çok erken yaşlardan itibaren verilmeye başlandığı, unlu gıdaların temel besin maddesi olarak çok fazla miktarda tüketildiği ülkemizde ÇH nın zannedildiğinden çok daha sık görülen bir hastalık olduğunu saptadık. Ayrıca sağlıklı çocuklarda yapıldığı için ÇH seroprevalansının gerçek verilerini göstermektedir. Bu durum da halk sağlığı açısından son derece önemlidir.

    Çölyak Hastalığının Belirtileri

    ÇH tüm sistemleri tutabilen, çok farklı klinik bulgularla ortaya çıkabilen bir hastalıktır. Gluten, içeren yiyeceklerin diyete girmesinden sonra kusma, ishal, karın şişkinliği, iştahsızlık, huzursuzluk, kilo alamama, büyümede gerilik ve boy uzamasında yavaşlama gibi tipik belirtilerle ortaya çıkabileceği gibi, karaciğer enzimlerinde yükseklik, kansızlık, tek başına boy kısalığı, kemiklerde kırılma, ağızda iyileşmeyen yaralar, saç dökülmesi, diş çürükleri, infertilite, sık düşük yapma bulguları ile de hastalık karşımıza çıkabilir. Son zamanlarda ise kalp ve böbrek hastalıkları ile birlikteliği de tartışılmaktadır. Ayrıca hiçbir semptomu olmadan sadece taramalar sırasında saptanan olgular da vardır. Hastalık çok farklı klinik bulgular ile ortaya çıktığından hastalar farklı tanılar ile uzun süreli takip edilebilir ve hatta tanı alamadan kaybedilebilir. Diş hekimleri dahil,tüm hekimler özellikle uzun süren, geçmeyen, nedeni bulunamayan ve tedavi edilemeyen bu gibi semptom ve bulgular karşısında ÇH’ nı akılda tutmaları gerekmektedir.

    Çölyak Hastalığında Tanı Yöntemleri

    Tanı konulması en zor olan hastalıklardan biri ÇHdır. Çünkü hastalığın belirtileri diğer hastalıkların belirtileriyle karışmaktadır. Kesin tanı için özel kan tahlilleri ve deneyimli bir çocuk gastroenteroloji uzmanı tarafından ince bağırsak biyopsisi yapılmalıdır. Biyopsi için üniversite hastanelerinin gastroenteroloji kliniklerine başvurmak şarttır. Genetik bir hastalık olduğu için ailesinde çölyak vakası olanların şikâyeti olmasa da mutlaka doktora başvurmalı ve gerekli tetkikleri yaptırmalıdırlar.

    Tedavi

    Günümüzdeki tek tedavi yöntemi ömür boyu glutensiz diyet uygulamaktır. ÇH bu derecede ciddi sağlık sorunlarına yol açmasına rağmen sadece diyetle düzelen tek hastalıktır. Diyet uygulanmaya başladıktan kısa bir süre sonra ince barsaklar düzelmekte ve şikâyetler ortadan kalkmaktadır. Bu nedenle gluten içeren gıdaları kesinlikle tüketilmemelidir. Özellikle ülkemiz şartlarında beslenme alışkanlıklarını göz önüne aldığımızda ekmeksiz bir yaşam sürdürmek gerçekten çok zordur. Çölyak hastası, restoran, pastane ve kafelerde yemek yiyemez. Yediği her gıdayı sorgulamak ve özel yiyeceklerini beraberinde götürmek zorundadır. Buğday, arpa, yulaf ve çavdar yerine pirinç, patates, nohut, mercimek, kestane, soya, fasulye, fındık gibi besinleri ve bu besinlerden elde edilen un ve nişastaları tercih etmeliler. Gluten, gıda sanayinde kıvam verici, koyulaştırıcı ve yapıştırıcı katkı maddesi olarak kullanıldığından, hazır gıdaların çoğunda gluten vardır. Hazır gıdaların etiketinde 'glutensiz' ibaresi aranmalıdır. İçeriğinde gluten olup olmadığı belli olmayan olan tüm gıdalar tüketilmemelidir.

    Sonuç olarak;

    ÇH’ nın ekstra intestinal bulgularının özellikle birinci basamakta görev alan hekimler ve sağlık personeli tarafından bilinmesi ve serolojik testlerle çeşitli risk gruplarının aktif olarak tarama programlarına alınması ile, su altında kalmış buzdağının büyük bir kısmının su yüzüne çıkarılabileceği bir gerçektir.

    Malnütrüsyon ve demir eksikliği anemisinin çok yaygın olduğu bölgelerde ÇH prevalansının bu kadar yaygın olduğunun anlaşılması ile bu hastalar çölyak açısından çok daha dikkatle araştırılmalı, serolojik testlerin pozitifliğinin tanıda tek başına yeterli olmadığı, kesin tanı için ince barsak biyopsisinin gerekli olduğu mutlaka hatırlanmalıdır.

    Uzun süreli anne sütü ile beslenme ÇH gelişme riskini azaltan önemli bir koruyucu mekanizmadır. Bu nedenle süt çocuğu beslenmesinde anne sütünün tek başına en az 4-6 ay verilmesi yaygınlaştırılmalı ve teşvik edilmelidir.

  • Karanlık Sabaha Uyanmak

    Karanlık Sabaha Uyanmak

    Gün Işığının İnsan Psikolojisi Üzerindeki Etkisi

    Gün ışığının insan psikolojisi üzerindeki etkisi uzun süredir araştırılan bir konudur. Güneş ışınlarını yeterince gören insanların çok daha mutlu, depresyondan uzak ve yaşam dolu olduğu artık kanıtlanmış bir gerçektir. Yaz günlerinde daha erken ve dinç bir şekilde uyanıyor olmamız tesadüf değildir. Birçok terapist arkadaşım da benimle aynı fikirde olacaktır ki sonbahar döneminde yoğun bir tempo ile çalışırken, ilkbaharın gelmesi, yazın yaklaşmasıyla daha az danışanın yardım için başvurduğunu görürüz. Bu durum bile güneşin insan psikolojisi üzerindeki yadsınmaz etkisini göstermektedir. Bilimsel olarak da açıklamak gerekirse, bizi yorgun, bitkin hissettiren, fiziksel hareketlerimizi yavaşlatan “melatonin” hormonunun karanlık ve ışıksız ortamda salgılanıyor olmasıdır. Kış depresyonu olarak tabir ettiğimiz psikolojik bozukluğun da sebebinin, melatonin hormonunun fazlaca salgılanması olduğunu söyleyebiliriz. Bu şikayetle başvuran kişilerin ortak özellikleri sürekli bir yorgunluk ve bitkinlik içinde olmaları ve kol, bacak, sırt gibi bölgelerinde nedensiz ağrı hissetmeleridir.

    Kış saati uygulaması, enerji tasarrufunun yanı sıra kişilerin gün ışığından daha fazla yararlanmaları için de faydalı bir uygulama idi fakat hepinizin bildiği gibi bu sene artık uygulanmıyor. Danışanlarımın bu konu ile ilgili sıkça dile getirdiği şey sabahları güne başlamakta zorlandıkları oluyor. “Uykumu alamamış bir şekilde uyanıyorum, sanki hala geceymiş gibi hissediyorum ve bu yorgunluk hali tüm gün üzerimde kalıyor” diye tanımlıyorlar genelde durumu. Birçok işveren çalışanlarının dikkatlerini toplayamamasından, unutkanlıklarından ve isteksizliklerinden dert yanmaktadır. Tahmin edersiniz ki karanlık bir sabaha uyanmak ve sabahın uzunca bir kısmını karanlık havada yaşamak tüm bu durumların tetikleyicisidir.

        21 Aralık gününe kadar bu karanlık sabahlar artarak devam edecek ancak aylar sonra bu durum son bulacak bu sebeple sizlere kış depresyonuna girmemeniz, motivasyon ve performansınızın düşmemesi için bazı öneriler vermek isterim.

    • Öncelikle uyku düzenimizi sabitlememiz çok önemlidir, aşağı yukarı aynı saatlerde yatıp kalkmak, gerekenden az uyumamak vücut direncimize iyi gelmektedir.

    • Beslenme yine bu dönem için önem arzetmektedir. Dengeli ve sağlıklı beslenme güneşsiz kalmamızı tolere edebilmek için iyi bir yoldur. Bazı doktorlar bu kısa günlerde kişilere vitamin takviyesi de önermektedir.

    • Haftaiçi iş temponuz yoğun olsa bile haftasonu mutlaka 30 dakikalık açık hava yürüyüşleri yapmaya çalışın. Haftaiçi de çalıştığınız binanın balkon, teras ya da bahçesinde küçük molalar verin kendinize. Eğer ki o güneşli bir gün ise bu molaları biraz daha uzun tutmaya çalışın. Belki bilgisayarınızı yanınıza alıp yarım saat açık havada çalışmayı deneyebilirsiniz.

    • Stresi olabildiğince hayatınızdan uzak tutmaya çalışın. Kış aylarında evinizin kalın perde ve panjurlarını minimumda kullanarak evinize gün ışığının girmesine yardımcı olun.

    Eğer ki bu küçük öneriler sizi içinde bulunduğunuz yorgunluk, bitkinlik halinden kurtaramıyorsa, bu depresyon halinin çoktan sizi pençelerine aldığını düşünüyorsanız daha doğru ve kalıcı çözüm için bir uzman psikoloğa başvurmayı geciktirmeyin.

  • PSİKOTERAPİST İLE GÖRÜŞMEYE İHTİYACINIZ OLABİLİR

    Sizde her insan gibi, yaşamın akışında belli bir olay sonrası yada dışarıdan gözlemlenen herhangi bir sebeb olmasa da, beklemediğiniz kadar zor bir döneme girip,  sıkıntılı günler geçirebilirisiniz. Bu herkese olabilir.Günlerden bir gün bir olay bardağı taşıran son damla olur.Hayatı ve her şeyi oturup sorgulamaya başlarsınız.Üstelik hayata ve insanlara kırgın hat da kızgın hissedersiniz.Depresyon da olun yada olmayın hayat da belli dönüm noktalarında bu sorgulamayı yapmak dan kendinizi alamazsınız.Birde üzerine önemli derecede mutsuz edici olaylar da yaşadıysanız artık ipler kopabilir. 
        Sağlıklı psikolojik bir alt yapınız varsa bu dönemleri daha kolay atlatırsınız.Kişilik yapınızla ilgili farkında olmadığınız problemler varsa bu durumlarda gün yüzüne çıkmaya ve patlak vermeye başlar.bu kadar yükü kaldıramadım dersiniz.Doğrudur bu her kişinin bir limiti ve dayanma kapasitesi vardır.İşte alta  bir kişilik bozukluğu varsa, bu gibi hırpalayıcı dönemlere saplanıp kalmanızın önemli bir sebebi olabilir bu ve burada dağılmak söz konusu olabilir.
             Bu zamanlar da bütün ihtiyacımız iyi bir dostun bizi içtenlikle dinlemesi, anlaması ve destek vermesi gibi gözükebilir.Mümkün ise herkesin  böyle  güvenilir, yakın dostları olmalıdır da. Ne var ki  sorunlarımız  bazen sadece içimizi dökmenin yeterli olmayacağı  ciddiyet de ve güçlük de olabilir . Daha da önemlisi, sizi derinden ve olumsuz etkileyen olaylar geçer ama  değişen duygu ve düşünceleriniz hala düzelmemiştir Esas probleminizin ne olduğunu farkında  da olamayabilirsiniz.Kafa karışıklığı,kendini kötü hissetme ve ajitasyon ,öfke nöbetleri görünen manzara olabilir. Durumunuz  yaklaşık bu ise  , bir uzman yardımı almanız  için  doğru zamandır. 
    Psikoterapi desteği almak için başvurduğunuz da ,duygu ve düşüncelerinizden dolayı  hiç yargılanmadan, güvenli bir ortamda terapist tarafından dinlenirsiniz. Psikoterapi seansları başlangıç da , objektif bir bakış  altında, problemlerinizi ve kendinizi anlama,tanımlama ve kendinizi daha iyiye götürme için ilk adımları sağlar. 
    Sizin için düzenlenecek psikoterapi seansları terapistiniz öncelikle sizi ve sorununuzu anlayacak ve tanımlayacaktır. Gerçekde problem bazende görünenin gerisin de farklı bir durumdur şöyle ki ; seansa getirdiğiniz ve sürekli tekrar etdiğiniz  incir çekirdeğini doldurmayacak  konu değildir  temel probleminiz ve sizin bireysel terapi  temanız.
    Sizi üzen,inciten öteki kişiler ve olaylar  sizin sandığınız kadar önemli değildir çoğu kez ve siz önemlisinizdir,öncelikle bunu farkına vardığınızda şaşırırsınız.Öfkeleriniz ve göz yaşlarınız aslında kendi iç dünyanızın yani, bilinç dışı negatif  duygu birikimlerinizin bir yansımasıdır.
    Sizin  muhtemelen hiç farkında olmadığnız bilinç dişınız, yaşadığınız bu problemleri  algı biçiminizi belirlediği gibi ,onların sizin dünyanızda yer alma biçimi ve ilişkide  olduğunuz tüm öteki insanlarla  olan bağlantı biçiminizi de belirleyen en temel faktördür ve siz bunu çok büyük olasılık henüz bilmiyorsunuz.
    Tüm bu olayları,tatsız duyguları ve incitici düşünceleri hak etmediğinizi biliyorsunuz hepsi bu.. Neden bu kadar mutsuz yaşadığınızı, nasıl terk edildiğinizi ve değer verdiğiniz onca şeyi neden kaybettiğinizi birisinin size anlatmasına ıhtıyacınız olduğu çok açıkdır.
    Kendinizi nasıl değiştirebileceğinizi, tüm bu yaşamınızı felç eden olumsuzlukları birinin size söylemesini istersiniz .Bunu size kim  söyleyebilir ? Bu sorunun cevabını emin olun ki, yine terapi süreçleri ilerlerken , siz  bilinçli ve bilinç dışı zihniniz zaman içinde hazır oldukca, nazikce yüzleşmeye başladıkca sıkışmış negatif duygular açığa çıkacak  ve aradığınız o cevapların tümünün, yine kendinizde saklı olduğunu göreceksiniz .
    Bireylerin kendi içinde ki kişilik çatışmaları ve kişilik bozuklukları zaten baştan beri vardır ancak  yaşantılarının bu zorlu dönemlerinde, ilişkilerde sorunlar yaşamaya başladıklarında, kişilik problemleri de şiddetlenir sorunların daha da güçleşmesine neden olur.
    Kişi kendi kişilik yapısında sorun olduğunu farketmeyecektir, kişisinirli ve mutsuzdur,uykuları bozulmuştur depresyona girebilir,kendini kötü hisseder ve insanlarla ilişkilerinin pek de iyi gitmediği günlerdir bu günler.kişi kendini  yalnız ve anlaşılmamış  hisseder kendini.Herkese  kızgın ve suçlayıcı olabilir ,sevilmediğini ve değer bulmadığını düşünür.
    Haklı olduğu olumsuzluklarla dolu olaylar  da yaşamıştır  ancak algıları abartılı olabilir ve genellemeye gidebilir… 
    Zor günlerdir sonuç da  ve  ‘’Ego Kapasiteleri ‘’denen, kişinin dayanma kapasiteleri  zorlanmak da ve yetmemektedir.
     Maddi problemler , yaş dönemi güçlükleri,sevgisizlik,yalnızlık,terk edilmek, boşanmalar,iş,eş kayıpları eş,sevgili,yakın akraba yada dostların beklemedik  kayıpları, ölümleri  bardağı taşıran son damla olur.
    Birden bire  bir olaydan sonra kişi neredeyse hiçbir şeye dayanamaz olur. İnsanlarla tartışmaya ,iş yerinde sorunlar yaşamaya başlayabilir.  Ana,baba,eş,çocuklar gibi hayatının en değerli varlıkları ile en yakın arkadaşlarla da kırgınlıklar, olumsuz yaşantılar tabloya eklenmeye başlaya bilir.Herkesden ve her şeyden bıkar hatda alıp başımı gidesim var ,kimseye tahammülüm kalmadı sözleri hiç de yabancı değildir bu durumlara..

    Evlilik öncesi özel ilişkiler alanında partner ile ilişki sorunları yaşayabilir .İçinden çıkılmaz  algıladıkları  problemler  karşısında bunalmış ve köşeye sıkışmış hisseder. Ergenlik çağına ait dönemsel sıkıntılar ,okul başarısızlığı  , aile yada  arkadaşla uyum sorunları olabilir. ilk işe başlama  veya kariyer elde etme mücadeleleri ve partner seçiminde  ilk  deneyimler , kişisel uyum  ihtiyacı, karşılanmamış sevgi ve değer bulma beklentileri ile  cinsel kabul beklentilerinden   tutun da şu an aklımıza gelmeye farklı  sorunları, kişiler terapiye getirebilir. 
    Sıkıntı olduğu durumda  profesyonel yardım almak dan çekinilmemesi gerekir.Bu hiç bir zaman kişi için  genel bir yetersizlik ve başarısızlık ifadesi değildir .Yardım taleb edebilmek aksine kişinin iyi bir iç görüsü olmayı ve kendi  hayatını   ve  de geleceğini  değerlendirip ,doğru algılayabilecek bir akıl ,görüş gerektirir.. Bana nasıl yardımcı olabilirsiniz ? cümlesi beklide yaşamınızda ki ,en büyük değişimlerin  kapısının aralandığı,  müthiş güçlü bir karar ve yeni bir başlangıç olacaktır.

    Psikoterapilerde öncelikli olan kişinin  iç dünyasında ve sosyal yaşamında ki tıkanmış , mutsuz edici olumsuz duygu,düşünce  ve deneyimlerinden, incinmişliklerden uzaklaşması ve içinde bulunduğu durumun aşılmasıdır.Sonra ki basamak da ise kişilik  bozuklukları gibi köklü problemlerin  üzerinde derinlemesine çalışılması, amaçlanır.Danışanların problemlerinin özelliği ve ihtiyaçları gereği bilişsel,davranışcı veya dinamik psikoterapi metodları ile  psikoterapi seansları planlanır.

  • PANİK ATAK HAKKINDA  BİLDİKLERİMİZ

    PANİK ATAK HAKKINDA BİLDİKLERİMİZ

    Kişide ani meydana gelen ve tekrarlayan bireyi dehşete düşüren çoğu kez kriz olarak algılanan  şiddetli, tahammülü güç bir  sıkıntı ve korku nöbetidir diye tanımlayabiliriz..gerçek de tek başına bir hastalık gibi gözükse  de bir semptomdur aslında  ve  sebep ortadan kalkınca panik atak diye bir semptomda kalmayacaktır..Panik Atak  denilen tablo ani  şeklinde gelip , bir anda başlar, şiddeti giderek çoğalır ve yaklaşık  olarak  8-10 dakika sonunda şiddeti en yüksek düzeye ulaşır ortalama en çok yarım saat  gibi bir sürenin sonunda da azalarak ortadan kalkar.
    Bu semptomlardan ötürü kişi , bu ani gelen ,kontrolü dışındaki durumun tekrar gelmesinden duyduğu kaygıyla ayrıca başa çıkmak zorunda kalmaktadır.. 
    Panik atak endişe, korku, (ölüm korkusu gibi) sıkıntı duygularını içinde bulundurur ve Psikolojik sorunlarla ya da bazı hastalıklarla birlikte görülebilir. Hasta ani bir nöbette tamamen korku içindedir. Öleceğini, kalbinde bir sorun olduğunu, kalp krizi geçireceğini düşünür.Yanlız kalmakdan korkma ve evin de yada aile fertleri yanında kendini güven de hissetme belirgin özellikleridir. 

    Panik Atak Belirtileri :

    • Aniden titreme ya da sarsılma olması
    • Bulantı ya da karın ağrısı  gelmesi
    • Başın yada tüm vücudun terlemesi,
    • Kişinin soluğunun kesilmesi hiç nefes alamama duygusu
    • Uyuşma ya da karıncalanma hissi el ve ayaklarında yada tüm vücut da
    • Baş dönmesi, sersemlik   duygusu ,
    • Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma  hissi ,
    • Çarpıntı, kalbin kuvvetli  ya da hızlı vurması
    • Nefes darlığı ya da boğulma hissi
    • Kişinin bayılacak  yada yere yığılacak gibi hissetmesi
    • Üşüme, ürperme ya da ateş basması ,
    • Kendini ya da çevresindekileri değişmiş, tuhaf ve farklı hissetme
    • Kontrolünü kaybetme ya da çıldırma korkusu ve ölüm korkusu,

    Panik atak ve  panik bozukluk aynı şey olmayıp, Panik bozukluk kalp krizi geçireceğini, öleceğini, atakların tekrar olacağını, felç geçireceğini düşünerek sürekli endişe, korku içinde bulunma Başka bir rahatsızlığa bağlı olmaksızın, iki şekilde görülebilir: agorafobili ya da agorafobisiz. Kapalı yerlerden kalabalık yerlerden uzak durma, evde tek başına kalmak istememe gibi durumlar görülür. Dışarıya yalnız çıkmaktan korkar ve sosyal olmaktan çıkar.
    Panik Bozukluğunda ise, panik ataklarının tekrarlayıcı, ataklar arasında dönemde ise  yeniden atak geleceğine dair yoğun kaygı hissi olması, kişinin  beyin kanaması ,kalp krizi , felç geçirme, çıldırma ,ölme gibi  dramatik sonuçlara sebep olacağını düşünerek panik ataklarından aşırı  korkması ve olası başına gelebilecek felaket beklentisi ile  sürekli üzüntü ve korkuyla işe gidememe,evden çıkamama ,önleme amaçlı çeşitli kurtarıcı gördüğü ilaç  yada faydalı gördüğü şeyleri yanında bulundurmaya çalışmak, yemek yemesinde ,uykusunda ve davranışlarında atak olmadığı zamanlarda da atak beklentisiyle oluşan durumların devamlı olması şeklinde tablolar benzer gibi gözüksede,ayrıntıda  farklılıklar göstermektedir.Atak anlarını güvenli bir şekilde atlatan hastaların PSİKOTERAPİ den ciddi anlamda yarar gördüğü rahatlıkla söylenmelidir. İlaç tedavilerinin  panik bozukluğu tedavisinde yer  verilmektedir.ancak asıl itibariyle düşüncelerimizin duygularımız ve davranışlarımız üzerinde çok önemli  ekinliği olduğu gerçeği ile hareket edilirse  ataklara sebep olan  otomatik düşünce kalıpları  ve yanlış yorumlar ile ilgili  farkındalıklar oluşturularak bilişsel ve destekleyici psikoterapilerden faydalanılabilmektedir. Kişilik bozuklukları tabanıda ki semptom geliştirme potansiyelleri ise Dinamik Psikoterapilerden  yararlanım hususunun önemle altını çizmeyi gerektirmektedir.                                                     

  • DEPRESYON HAKKINDA DOĞRU BİLDİKLERİMİZ

    DEPRESYON HAKKINDA DOĞRU BİLDİKLERİMİZ

    Depresyonun farklı çeşitleri vardır..Klinik depresyon adı da verilen  majör depresyon türü  ve distimi olarak da bilinen kronik depresyon en yaygın gözlenen depresyon klinikleridir. Atipik depresyon, Bipolar Depresyon veya Manik Depresyon , Mevsimsel Depresyon, Psikotik Depresyon , postpartum (doğum sonrası) depresyon  türleri sayılabilir..

    KLİNİK DEPRESYON
    Ortalama olarak  toplumda  4-5 kişiden biri  hayatlarının bir döneminde bir majör depresyon geçirmiştir.Majör depresyon yetişkinleri, gençleri, çocukları ve yaşlıları etkiler. Yemek yiyememe kilo kaybetme  depresif ruh hali olması ,önceleri keyif alınan şeylerden  zevk alamama  ,kişinin çalışamaz hale gelmesi, uykusuzluk çekilmesi  kişinin aile ve yakın çevresinde ki gelişmelere dahi ilgisizleşmesi adeta kendi dünyasına çekilmesinden bahsedilebilir.
    Majör depresyon da denilen klinik depresyon, normal günlük yaşamı sekteye uğratacak bir duruma neden olabilir… 
    Depresif semptomlar yoğun bir kederlilik haline  hatta fonksiyon bozukluğuna nedendir. Klinik depresyon da semptomlar kendiliğinden ortaya çıkar ancak tedavisiz düzelmez..bazı depresyon halleri gibi  ilaç yan etkisi veya uyuşturucu bağımlılığı  neticesi ya da hipotiroidi gibi başka  tıbbi durumların sonucu olarak oluşmadığı bilinmelidir.
    Mutsuzluk hissi , bunaltı ve anksiyetenin  aşırı olması , kişinin  uyandığı andan itibaren kendini sürekli mutsuz ve umutsuz hissetmesi ile derin ve sürekli bir umutsuzluk ve çaresizlik hissi içinde olmak  ilk belirtilerini verirken diğer semptomlar da varsa  majör depresyon  olması olasıdır  ve yardım almak için derhal bir uzmana başvurmanız gerekmektedir..

    Eğer Majör depresyon geçiriyorsanız , çalışmanızı, iş yapmanızı, uyumanızı, yemenizi ve  yaşamdan arkadaşlarınızdan eskisi gibi zevk almanızı zorlaştıran semptomlarla karşı karşıya olabilirsiniz. Bazı insanlar hayatlarında sadece bir kez klinik depresyon geçirir. Diğerleri bununla yaşamlarında birkaç kez karşı karşıya kalabilir..bu aslında insanların çoğunun hayatlarında ki olumsuzluklar karşısında  kendilerini  bir yere kadar üzgün veya kötü hissetmeleri ile aynı şey değildir.
    Kişi günün çoğunda, özellikle sabahları depresif ruh halinde olur. Majör depresyonun belirtilerinden çaresizlik, değersizlik, olaylara karşı ilgisizlik gibi durumlar yanısıra kişinin rüyalarında da duygusal çöküntüye paralel izler, yoğun kabuslar vardır.   
    DSM-IV’e göre (ruhsal sağlık durumlarına tanı koyma kılavuzu) majör depresyon halinde kişide görülebilecek diğer semptomlar ;

    • Belirgin kilo kaybı veya alımı (bir ayda beden ağırlığının % 5′inden fazla bir değişiklik)
    • Hemen hemen her gün ve  hemen tüm aktivitelerde belirgin ilgi ve zevk azalması ,haz yitimi
    • Hemen hemen her gün enerji veya  kaybı yorgunluk
    • Hemen hemen her gün değersizlik hissi ve suçluluk duygusu
    • Konsantrasyon bozukluğu, kararsızlık
    • Hemen hemen her gün uykusuzluk veya aşırı uyuma
    • Psikomotor huzursuzluk veya yavaşlama
    • Tekrarlanan ölüm veya intihar düşünceleri (sadece ölümden korkmak değil) olması şeklinde sıralanabilir..

    Kişiye  majör depresyon tanısı konması için , saydığımız semptomlardan biri ve  depresif ruh hali görülüyor olması gerekir. Semptomlar hemen hemen her gün ortaya çıkar ve günün büyük bir çoğunluğunda devam eder. Bu durum en az iki hafta boyunca sürdüğünde majör depresyon sınıfına girer.

    KLİNİK  DEPRESYONU  TETİKLEYEN ETKENLER

    • Ölüm, boşanma ve ayrılık nedeniyle sevdiğini kaybetmenin üzüntüsüSosyal izolasyona yol açan kişiler arası farklar veya mahrumiyet hissi
    • Büyük yaşamsal değişiklikler-taşınma, mezuniyet, iş değişikliği, emeklilik
    • Partnerle veya iş yerindeki yöneticiyle olan ilişkilerde kişisel çatışma
    • Kişinin ,fiziksel, seksüel veya duygusal istismar yaşamış olması

    Bazı ailelerde majör depresyon ailesel yatkınlık gösterir , depresyona meyil  bulunabilir… ancak ailesinde ve geçmişinde hiç depresyon olmayanlarda da majör depresyon geçirebilir…
    Kronik Depresyon veya Distimi ise  iki sene veya daha uzun süredir   devam eden depresif ruh halinin olmasıdır..Kronik depresyon klinik depresyondan daha az şiddetlidir ve kişinin günlük yaşamını engellemez. Distimi veya kronik depresyonunuz varsa, yaşamınız boyunca bir veya iki dönem majör depresyon geçirme olasılığınız vardır..
    Atipik Depresyon semptomları ise aşırı yeme, değer bulmamaya karşı aşırı hassasiyet,alınganlığın artışı , fazla uyuma, kronik yorgunluk hissetme ,olumsuz algılanan durumlar  karşısında aşırı tepki verilmesi ve durumlarla  orantısız kötüleşen veya iyileşen ruh hali  söz konusudur.genel depresyon tablolarında ise  kişide yaygın üzüntü hali dikkati çeker..
    Bipolar Depresyon veya Manik Depresıf Ataklar ise bazen manik depresif hastalık diye de  adlandırılır. klinik olarak gözlemlenen depresyon dönemleri ve aşırı coşku veya mani dönemleri arasında değişen iki ruh hali arasında dönemsel değişikliklerle giden  bir ruh sağlığı bozukluğudur. İki alt türü vardır: bipolar I ve bipolar II.Bipolar I’de, hastaların en az bir manik dönem geçmişi vardır, buna bazen majör depresif dönemler eşlik edebilir. Bipolar II’de, hastaların en az bir majör depresyon dönemi ve en az bir hipomanik (hafif coşkun) dönem geçmişinden söz edilebilmektedir…
    DEPRESYON NEDENLERİNDEN BİPOLAR BOZUKLUK
    Önceden bipolar bozukluğa manik depresyon denirdi. Dramatik ruh hali değişiklikleriyle karakterize edilen majör afektif bir bozukluk veya ruh hali bozukluğudur. Mani uykusuzluğa, bazen günlerce, halüsinasyonlara, psikoza kadar uzanabilecek gerçek dışı algılara , sanrılara ve/veya paranoid  durumlara sebep olduğunda, bipolar bozukluk ciddi bir klinik durumdur.tıbbi yardım ve kişinin hastanede tedavisi  ve yakınlarının hastanın güvenliğini temin etmesine ihtiyaç duyacağı bilinç düzeyinde normal dışı değişikliklerin yaşandığı riskli bir klinik tablodur…Bipolar bozukluk etyolojisinde  genetik zeminden söz edilen  ruh hali değişimleri majör veya klinik depresyondan mani veya aşırı coşkuya kadar değişen bir salınım arz eder. Ruh hali değişiklikleri çok hafiften çok fazlaya kadar yayılabileceği gibi klinik süreleri değişkenlik arz eder . Ruh hali değişiklikleri olumsuz bir yaşantı sonrası ani gerçekleşebilir yada aşamalı olabilir geçiş . Bipolar bozukluk genellikle 15-24 yaş arasında görülür ve yaşam boyunca sürer. Çocuklarda ve 65 yaş üstünde nadiren yeni teşhis edilmiş mani görülür.Dramatik ruh hali değişimleriyle birlikte, bipolar bozukluğu olan hastaların bipolar fazlar içinde düşünce bozukluğu ,algı çarpıklığı ve sosyal fonksiyonlarda anormallikler da gelişebilir..
    Nüksetmeler ve gerilemelerle, tedavi edilmediği takdirde bipolar bozukluğun nüksetme oranı yüksektir. Çok maniye sahip hastalar genellikle riskli davranışlardan, intihar düşüncesinden uzaklaştırılmak için hastaneye yatırılır.

    Bipolar bozuklukla görülen klinik depresyon belirtileri şunlardır;

    • Azalan iştah ve/veya kilo kaybı, veya aşırı yeme ve kilo alımı
    • Konsantre olma, hatırlama ve karar vermede zorluk çekme
    • Yorgunluk, azalan enerji, yavaşlama
    • Suçluluk, değersizlik, çaresizlik hissi
    • Ümitsizlik, pesimizm (karamsarlık)
    • Uykusuzluk, gündüz erken saatte kalkma veya aşırı uyuma
    • Seks dahil olmak üzere, önceden zevk alınan aktivitelere ve hobilere karşı azalan ilgi ve haz
    • Tedaviye cevap vermeyen, baş ağrısı, sindirim bozuklukları ve kronik ağrılar gibi inatçı fiziksel semptomlar.
    • Sürekli üzgün, kaygılı veya ”boş” ruh halleri
    • Tedirginlik, aşırı hassaslık
    • Ölüm veya intihar düşünceleri, intihar girişimleri

    MEVSİMSEL DEPRESYON ise  Mevsimsel afektif bozukluk olarak da adlandırılır.kişide her sene  hemen aynı zamanda  bu klinik tablo oluşur. Çoğunlukla sonbahar veya kış zamanı başlar ve ilkbahar veya yaz zamanı biter. ”Kış bunaltısı” ile aynı şey değildir.. diğer nadir bir türüne  ise  ”yaz depresyonu” denir, bahar sonu yaz başı başlar ve sonbaharda sona erer.
    PSİKOTİK DEPRESYON psikozun sanrılı düşünceleri veya diğer ağır bulgularına  depresyon semptomlarınında eşlik etdiği ciddi klinik tablodur.. . Psikotik depresyonla  psikozun gerçeklikten kopma hali yani   kişinin  yer- zaman- mekan oryantasyonunun yok olduğu  ağır  klinik  duruma   ilaveten birde depresyon tablosunun eklendiği ağır bir hal söz konusudur burada . Hastalar psikotik  zeminin halüsinasyon ve sanrılarla boğuşmaktadır..hastanın güvenliğinin ve tedavisinin sağlanması için klinikte yatırılarak  ilaç  ve  diğer tedavilerin uzman hekimlerce uygulanması  gerekebilir..

  • YEME BOZUKLUĞU VE YİYEREK RAHATLAMA

    YEME BOZUKLUĞU VE YİYEREK RAHATLAMA

    Kilo problemi olan hastalarımızın nedenleri incelendiğinde, çoğunluğunda alınmış aşırı kilo yüklerinin kaynağı organik temelli nedenler (metabolizmanın yavaşlamış olması , haşimato hastalığı sonrası gelişen hipotiroidi, insülin direnci gelişmesi , genetik yatkınlıklar ve metabolik hastalıklar )den çok  psikolojik nedenlerle aşırı gıda tüketimiyle karşılaşmaktayız. Organik nedenli kilo fazlalıklarını konunun dışında bıraktığımız da özellikle kadın hasta grubunda daha fazla karşımıza çıkan , erkek hastalarda nispeten daha az oranda gördüğümüz psikolojik kaynaklı  aşırı yeme davranışı söz konusudur.Burada kişinin ihtiyacının çok üzerinde yemek tüketmesinden söz edilmektedir. 
           ‘Davranışa vurma’ diye nitelendirilen,kişinin hemen her kendini kötü hissettiğinde yemeye sarılması biçiminde ki  ‘Yeme Eyleminin’ gerçekleştirdiğini görüyoruz.
    Kişiler mutsuzken, kırgınken , öfke krizlerinde ,ayrılıklar , dargınlıklar yaşadıklarında kendilerini nasıl teselli edeceklerini bilemeyip, çareyi yemekte buluyor . Eyleme vurma tarzında ki bu yemeler  zaman içerisin de , sürekli tekrarlandığı için  ve  bu  yeme ile geçen kriz süreçlerinin sıklığından, gece kalkıp yemelerden dolayı , kısa zamanda kişiler  anormal kilolara  ulaşıyorlar.
            Ardından da acı diyet reçetelerine sarılıyorlar , bazı kişiler ise bunu da yapamayıp kilo üzerine kilo ekleyerek her yıl  daha fazla kilo alarak  yaşamını sürdürmeye çalışıyor.Yine bazı kişilerin yeme konusundaki bu tarz ‘’ Yeme Davranışı Bozukluklarının ‘’ psikolojik hastalıklar arasında önemli bir yeri olduğu biliniyor.
      Moral bozukluğu , kendini kötü hissetme , yoğun yalnızlık ve değersizlik duygusu ,boşluk hissi ve kendini nasıl sakinleştireceğini  bilememe gibi anksiyetenin yoğun yaşandığı durumlarda içine düştükleri duygusal boşluğu doldurmak ve kendinlerini teselli etme yolu olarak buz dolabının başına kamp kurup gidip gelip aşırı derecede patlayıncaya kadar ve de tıkınırcasına yemek, yemek ve yemek ve yemek… 
    Hat da öyle ki gözü başka bir şey görmeksizin  çılgınlar gibi yemek , özellikle endorfin kaynağı olarak bilinen çikolata ve türevlerine sıkıca sarılmak, kremalı pastalar ,börekler ,çörekler gibi ülkemizde çok sevilen bol şekerli / karbohidratlı besinleri yiyerek rahatlama eğilimi içine girmekten söz edilmektedir.

            Gece kalkıp yemelerin sürekli mevcut olduğu , tüm hırs ve öfkenin yiyeceklerden çıkarıldığı, kişinin yemek yiyerek rahatlamayı , iyi hissetmeyi adet haline getirdiği , öfkesini eritmeyi bu yolla sağladığı gerçektir.Kişi  ne yazık ki dışarı yansıtamadığı duygularını , söyleyemediği içinde kalmış sözlerini ancak bu duyguları  yiyerek, içinde tutabildiği bir durumdan söz edilir.
          Burada kişiler saldırır tarzda  yiyerek , sorunlarını ve kendini üzen şeyleri de yok edip ,adeta problemlerini  çözüyormuş gibi hissetmek , sıkıntısını gidermeye çalışmaktır yaptığı..Sonuçta günler aylar ve hat da yıllar boyunca bu şekilde davranmanın bedeli ciddi bir obezite sorunu olarak kişinin karşısında durmaktadır.Mevcut da başa çıkamadığı yaşam sorunlarına , belki de hepsinden daha vahim ve zorlu bir sorun daha eklenmiştir. Buna benzer bir yeme davranışını, çoğu kişi bu derece değilse de daha az oranda kendi hayatlarının zorlayıcı ve stresli bazı dönemlerinde kısa süreli deneyimlediklerini söyleyebilirler, bu normal sınırlar içerisinde  sınırlandırılsa da patolojik yeme davranışı aynıdır.
        Bu tür bir yeme patolojisi dışında ,  ‘Patolojik  Davranışa Vurmanın’ başka  hallerinden bir veya bir kaçını da  bazen birlik de  de görebiliriz bu kişiler de.. kişilik problemleri vardır ve kişiyi fena halde bunaltmak da ve köşeye sıkışmış hissettirmektedir. Kişi kötü ve mutsuz dönemlerinde çılgınca örneğin aşırı alış verişe vurma ,bol alkol hat da uyuşturucu kullanma , karşı cinsle tutarsız ,ani cinsel ilişkiye girme , çok hızlı araba kullanma, çok aşırı ve  kendine zarar verecek derecede aşırı ve sürekli egzersize yönelme gibi  davranışa vurma biçimlerini de benimseyebileceği unutulmamalıdır.
    Yaşamındaki boşluğu doldurup , dönüp kendi içine bakmaya ve kendine tahammül  etmeye dayanamayan kişinin ,  o anda  kendisine en iyi geleceğini hissettiği davranışa gitmesi neredeyse kaçınılmazdır.
    Aşırıya kaçarak,  davranışa- eyleme vurma ,boşluk hissini önlemek için yapmaktadır..
    Bu tür davranışa vurmalar arasında kişiyi en fazla zor durumda bırakanların başında şüphesiz aşırı yemek gelmektedir.Sonuçta giderek artan ve her yıl üzerine yenileri eklenen kilolar genç yaşta ki hastalarımızın sosyal yaşamını ,ilişkilerini olumsuz etkileyerek psikolojilerini daha da  bozmakta ve ayrıca bir  mutsuzluk hat da giderek depresyon sebebi olabilmektedir. Bu davranış şekliyle yıllarını geçirmiş hayatı boyunca elinde diyet listeleriyle yaşamış, neredeyse tüm hayatım diyet yaparak geçti diyen kişilerin sayısı hiç de az değildir.
        Yalnızca yemekle kalmayıp ,bir yandan da her gün çok sayıda sigara içerek hat da neredeyse sigarayı yiyerek yaşamak zorunda olmak sık rastlanan bir durum. ORAL BAĞIMLILIK  olarak ifade edilen durum aşırı yemek yiyen kişinin aşırı sigara içmesini de içermektedir.

    Bir çok kişi kilo almaktan korktukları için sigarayı bırakamadıklarını söylerken, aslında bir çeşit aklileştirmeye gitmektedirler. Sigaranın  yemek yemeyi önleme  açısından sanıldığı gibi kurtarıcı olmadığı açıktır. oral bağımlılıklar dediğimiz aşırı yeme, sigara- tütün içme gibi bağımlılıklardan erken yaşlarda kurtulmak , sağlıklı ve ihtiyacı kadar yiyerek mutlu yaşamak , hayatınızda değiştiremediğiniz , tahammül etmek de zorlandığınız sorunlara kendinize zarar vererek dayanmaya çalışmak yerine  sorunlarınızı çözmeyi denemelisiniz.
    Kişilik bozukluğu, oral bağımlılık  getiren kişilik gelişim dönemlerine saplanıp kalmış kişilerin  psikoterapi yardımı  alması, bedeninine daha iyi davranıp, kendini sevmeyi öğrenmesi ,kişinin kendisi  için yapabileceğiniz en iyi şey olacaktır.

       Önemle dikkat çekilmesi gereken husus, kişileri yemeğe teşvik eden psikolojik  alt yapılarının incelenerek, çözüme yönelik destekleyici veya dinamik terapi yaklaşımları ile  ‘’Yeme Bozukluklarının’ çözümlenmeye çalışılması gerekmektedir.
    Kişilerin  sorunlarından yiyerek kaçmaya çalışan, yanı sıra çoğu kez sigara da  içerek ,şiddetle oral bağımlılık göstermelerinin  temelinde yatan psikolojik  sorunlara eğilmek yararlı olacaktır.

  • SUÇLULUK DUYGUSU

     İnsanoğlunu belki de en fazla zorlayan ve inciten duyguların başında gelir suçluluk duygusu..Örneğin ağır depresyon olgunlarında diğer depresyon bulguları yanı sıra, yoğun suçluluk duygusu gözlenir .Kişi oldukça alıngandır,aşırı düşünceli ,karamsar ,umutsuz ve takıntılı özellikleri vardır…
    Suçluluk duygusu aşırı katı ve yargılayıcı bir süper egonun hakim olduğu kişilik yapılarında ve kendine karşı aşırı eleştirel psikolojik zeminde öne çıkar ve ağır bir sıkıntı yaratır. Vicdani ve ahlaki açıdan kendine karşı aşırı sert ve yargılayıcı tutumlar sergileyen bu tür kişilik yapılarında şahıs kendine karşı son derece katı ve aşırı acımasızdır.
           Bireyin kendini suçlaması hayatında başkalarına karşı yanlışlar yaptığını düşünmesi ve bu durumdan da kendini affedememesinden köken almaktadır…kişinin kendine karşı sert ve esneklikten uzak tutumu söz konusudur.Ve kendini affedemeyen başkası değil yine kendisidir..
    Burada önemli olan, bireyin ‘’yanlış yaptığına dair inancıdır ‘’.Yanlışın bireyin kendisine veya başkalarına olumsuz etkilerinin olup olmadığı gerçeği veya başkalarının kişiyi gerçekten bizzat suçlamaları esas konu değildir..Onların kendisine cidden kırılmış , yada incinmiş olduğunu ve ötekilerinin hayatlarını mahvettiğini düşünür ve zarar verdiğine içtenlikle inanır ve sonuç da kendini berbat hisseder.Birde karşı taraf onu haklı yada haksız yere suçlarsa, bu durum suçluluk hissedeni daha da ezer.Realite de yaşanmış bir olumsuzluk olmasa bile, hatta  incir çekirdeğini doldurmayacak bir vukuat söz konusu olsa bile kişi için çok büyük bir üzüntü kaynağıdır ve ölesiye kendini suçlu hissetmektedir.. Konunun muhattabı olan kişilerin kendisini asla affetmeyeceklerini düşünür.Sonuna kadar  suçludur ve cezasını çekmelidir..
    Çünkü esasen kendini affedemeyen kişinin tam da kendisidir ve kendini şiddetle kötü hisseder. Suçlanma eğilimini tetikleyici olayı takıntılı şekilde bırakamaz, olanı unutup yoluna devam edemez. Bazen gerçek de olan bir olay da yoktur ve yaşamın geneli , ilişkilerinin tümü, geçmiş yaşantılar,geçmiş konuşmalar, ona kendini suçlu hissettirir.
    Her şeyi ve herkesi, çocuklarını , eşini ,ailesini ,işini mahvetmiştir,her konuda başarısız ve ümitsizdir,ölmeyi bile isteyebilir. Kendini affettirme yolluna da gidemez, kişinin kendisinin cezayı hak ettiğine dair inancı çok yoğundur Cezalandırmayı da bizzat kendi kendisine yapar. 
    Kendisine karşı acımasız ve katı şekilde yaklaşır.Her gün yoğun sıkıntılarla boğuşur, kendisiyle mücadele etmek den yorgun düşer.Takıntılı düşünceleri de duruma eşlik ederse durum daha da ağırlaşır.Ağır OKB tabloları kişiyi depresyona soktuğunda suçluluk duyguları takıntılarla birlik de hayatı daha da çekilmez yapar.
    Kişi ne zaman sıradan sayılacak bir hata dahi yapsa, aynı döngü tekrar eder.Uzun süre hatasını unutamaz ve kendini yönelik suçlamaları yoğun olur ve de kendini çok kötü hisseder.      Major depresyon gibi ağır ve şiddetli olgularda, suisit fikirlerin yoğun olduğu tablolarda yine suçluluk duyguları çok daha ağır ve hırpalayıcıdır . Şayet siz de zaman zaman kendinizi fazla suçlu hisseden bir kişilik yapısına sahipseniz ve bundan dolayı  yaşamınız zorlaşıyorsa bu  ağır, yargılayıcı ve eleştirel yapının, nereden kaynaklandığını araştırmak yardım almalısınız.
     Yine kendinize baktığınız da,  öz güvenle ile ilgili sorunlar yaşadığınızı ve  ötekinin onayını almadan kendinizi iyi hissedemediğinizi ve de kendi seçimlerinizi yapamadığınızı fark ediyorsanız  sorun olabilir.
    Mükemmelliyetçilik, değersizlik ve yaşam ve insan ilişkileri ile ilgili derin kaygılar ve hiçbir konuda  iyi olmadığı yeterince akıllı,güzel ve başarılı olmadığı düşüncesi yaygın olup ,kötü olaylar karşısında  kendine karşı kızgınlık ve ardından da derin bir suçluluk duygusu geliştirebilir..Olumsuz sözleri ve düşünceleri aklından atamamak , olanlarla ilgili kendini bir türlü affedememek , sürekli depresif olmaya meyil göstermek ve yine kolayca endişelenir olmak. Daima kontrollü olma ihtiyacı olan,olayları ve insanları sürekli kontrol ederek, kendi iç dünyasında ki kontrol edemediği olumsuz duygu ve düşüncelerini bilinçdışı  yansıtarak  dengede kalma çabaları olan bireyler  depresyona girdikleri dönemde kolayca suçlu hissedebilirler.
    Normal şartlarda bir kişi tarafından işlenmiş mühim bir hata varsa, kişi hatasını  üstlenir,ciddi bir zarara sebep olduysa doğal olarak  kendini suçlu hissedebilir ama özür diler, telafi  ve onarma çabasına girer ve bu rahatsız edici  suçluluk duygusundan uzaklaşarak, hadiseyi hayatından çıkartır. 
    Aşırı kendini suçlayıcı eleştirel yapıda, kişilik bozukluğu olan kişiler yada normal kişilik özelliklerinde ancak depresyon geçiren birilerinde ise  dramatik seyreder. 
    Bu durumun tamamen aksi durum ise Antisosyal kişilik bozukluklarında rastlanır Bu kişilerin vicdanı duyguları hemen hiç gelişmemiş olup, ahlaki ve insanı değerleri yok gibidir. Acıma ,merhamet etme gibi özellikler bu kişilerin yapısında hiç barındırmadığı için  başkalarının malına, canına  çok ciddi zararlar verseler dahi asla, suçluluk duymazlar…
    Anti sosyal yapıların verdiği zararlar  nasıl  ki kabul edilemez ise,  aşırı kendini suçlayıcı bir yapı da kendine karşı aşırı  acımasızca yargılayıcı , öz sevgi ,saygı ve benlik değerlerini  yok sayan ,kendini sevemeyen kişinin yardım ve desteğe ihtiyacı vardır …

  • PANİK ATAK HAKKINDA BİLDİKLERİMİZ

    Kişide ani meydana gelen ve tekrarlayan bireyi dehşete düşüren çoğu kez kriz olarak algılanan şiddetli, tahammülü güç bir sıkıntı ve korku nöbetidir diye tanımlayabiliriz..gerçek de tek başına bir hastalık gibi gözükse de bir semptomdur aslında ve sebep ortadan kalkınca panik atak diye bir semptomda kalmayacaktır..Panik Atak denilen tablo ani şeklinde gelip , bir anda başlar, şiddeti giderek çoğalır ve yaklaşık olarak 8-10 dakika sonunda şiddeti en yüksek düzeye ulaşır ortalama en çok yarım saat gibi bir sürenin sonunda da azalarak ortadan kalkar.
    Bu semptomlardan ötürü kişi , bu ani gelen ,kontrolü dışındaki durumun tekrar gelmesinden duyduğu kaygıyla ayrıca başa çıkmak zorunda kalmaktadır.. 
    Panik atak endişe, korku, (ölüm korkusu gibi) sıkıntı duygularını içinde bulundurur ve Psikolojik sorunlarla ya da bazı hastalıklarla birlikte görülebilir. Hasta ani bir nöbette tamamen korku içindedir. Öleceğini, kalbinde bir sorun olduğunu, kalp krizi geçireceğini düşünür.Yanlız kalmakdan korkma ve evin de yada aile fertleri yanında kendini güven de hissetme belirgin özellikleridir. 

    Panik Atak Belirtileri :
    • Aniden titreme ya da sarsılma olması
    • Bulantı ya da karın ağrısı gelmesi
    • Başın yada tüm vücudun terlemesi,
    • Kişinin soluğunun kesilmesi hiç nefes alamama duygusu
    • Uyuşma ya da karıncalanma hissi el ve ayaklarında yada tüm vücut da
    • Baş dönmesi, sersemlik duygusu ,
    • Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma hissi ,
    • Çarpıntı, kalbin kuvvetli ya da hızlı vurması
    • Nefes darlığı ya da boğulma hissi
    • Kişinin bayılacak yada yere yığılacak gibi hissetmesi
    • Üşüme, ürperme ya da ateş basması ,
    • Kendini ya da çevresindekileri değişmiş, tuhaf ve farklı hissetme
    • Kontrolünü kaybetme ya da çıldırma korkusu ve ölüm korkusu,
    Panik atak ve panik bozukluk aynı şey olmayıp, Panik bozukluk kalp krizi geçireceğini, öleceğini, atakların tekrar olacağını, felç geçireceğini düşünerek sürekli endişe, korku içinde bulunma Başka bir rahatsızlığa bağlı olmaksızın, iki şekilde görülebilir: agorafobili ya da agorafobisiz. Kapalı yerlerden kalabalık yerlerden uzak durma, evde tek başına kalmak istememe gibi durumlar görülür. Dışarıya yalnız çıkmaktan korkar ve sosyal olmaktan çıkar.
    Panik Bozukluğunda ise, panik ataklarının tekrarlayıcı, ataklar arasında dönemde ise yeniden atak geleceğine dair yoğun kaygı hissi olması, kişinin beyin kanaması ,kalp krizi , felç geçirme, çıldırma ,ölme gibi dramatik sonuçlara sebep olacağını düşünerek panik ataklarından aşırı korkması ve olası başına gelebilecek felaket beklentisi ile sürekli üzüntü ve korkuyla işe gidememe,evden çıkamama ,önleme amaçlı çeşitli kurtarıcı gördüğü ilaç yada faydalı gördüğü şeyleri yanında bulundurmaya çalışmak, yemek yemesinde ,uykusunda ve davranışlarında atak olmadığı zamanlarda da atak beklentisiyle oluşan durumların devamlı olması şeklinde tablolar benzer gibi gözüksede,ayrıntıda farklılıklar göstermektedir.Atak anlarını güvenli bir şekilde atlatan hastaların PSİKOTERAPİ den ciddi anlamda yarar gördüğü rahatlıkla söylenmelidir. İlaç tedavilerinin panik bozukluğu tedavisinde yer verilmektedir.ancak asıl itibariyle düşüncelerimizin duygularımız ve davranışlarımız üzerinde çok önemli ekinliği olduğu gerçeği ile hareket edilirse ataklara sebep olan otomatik düşünce kalıpları ve yanlış yorumlar ile ilgili farkındalıklar oluşturularak bilişsel ve destekleyici psikoterapilerden faydalanılabilmektedir. Kişilik bozuklukları tabanıda ki semptom geliştirme potansiyelleri ise Dinamik Psikoterapilerden yararlanım hususunun önemle altını çizmeyi gerektirmektedir. 
    Klinik Psikolog 
    Dr.Derya MÜFTÜOĞLU