Etiket: Tek

  • Gebelikte Rh Uygunsuzlugu (Kan Uyusmazligi)

    Gebelikte Rh Uygunsuzlugu (Kan Uyusmazligi)

    Biliyorsunuz kan gruplari A B AB VE 0 olup bir Rh faktoru icerirler.Bu Rh faktoru RH+  ve ya Rh- olur.
     Gebe olan bir anne adayinin kan grubu Rh- ve babanin kan grubu Rh+ olursa kan uyusmazligi dedigimiz Rh Uygunsuzlugu Sendromu ile karsi karsiya oluruz.Bu 
    durumlarin disinda kan gruplarinin Rh’lari ne olursa olsun asla Kan Uyusmazligi Sendromu yasanmaz.
       Bu uygunsuzluk neden onemli?Gebe olan anne adayinin bebeginin kani onemli,eger bebek kanini babadan aldiysa yani Rh+ ise (anne zaten  Rh- ) ozaman 
    gebelik ya da dogum esnasinda anne ve bebegin kani temas eder ve anne kanina bebegin kanindaki eritrositler (kirmizi kan hucreleri) gecer.Bu eritrositler
     uzerinde bebege ait Rh antijenleri vardir.Anne bu Rh antijenlerini yabanci olarak algilar,kendisi – olup bu antijenler + oldugu icin,ve bu antijenlere
     karsi Rh antikorlar uretir.Bu gebelikte bebek zarar gormez.Fakat bir sonraki gebelikte annenin bu Rh antikorlari bebege gecer ve bebegin eritrositlerini 
    parcalayip anemi dedigimiz kansizliga neden olurlar.
       Dogum ve gebelik esnasinda bebegin kaninin anneye gecip annenin bunlara karsi antikor olusturdugunu yazdim.
    Bu durumlar:Dusuk, kurtaj, dis gebelik, amniyosentez, CVS (Koryon Villus Biopsisi), kordosentez gibi girisimlerdir.Bu durumlardan birinin yasanmasi halinde
     annenin etkilenmesini onlemek amaciyla 72 saat icinde Anti-D ignesi yapilmasi gerekmektedir.Bu igne tek seferlik kalcadan kas icine (intramuskuler) yapilir
    .Bazi kaynaklara gore igne 14-28 gune kadar da yapilabilir.
    Kan uyusmazligi olan gebelerde ilk kontrolde Indirekt Cooms testi bakilir.Indirekt Cooms testinin negatif olmasi halinde antenatal donemde dusuk ihtimalle
     de olsa Rh Izoimunizasyonu (etkilesme ) gelistirme ihtimaline karsi 20.haftadan itibaren 1 aylik aralarla Indirekt Coomsun tekrar bakilmasi gerekir.
    Indirekt Cooms’u negatif olanlarda 28. haftada 300 mikrogram Anti-D gama globulin (kan uyusmazlik ignesi) ile profilaksi yapilmalidir.Profilaksi ile
     doguma kadar kalan 12 haftada bebekten anneye gececek kanin Rh izoimmunizasyonunu olusturmasini engellemek. Profilaksinin yapilmamasi durumunda da Anti-D 
    gama globulin dogumdan sonraki 72 saat icinde yapilir.Dogumdan sonra bebek kordon kanindan Direkt Cooms bakilir ve bebek kan grubu calisilir.Direkt Cooms 
    testinin negatif olmasi ve bebek kan grubunun Rh+ olmasi durumunda bebege 72 saat icinde kan uyusmazlik ignesi deddigimiz Anti-D gama globulin yapilir.Bu
     igne ile yeniden profilakside oldugu gibi Rh izoimmunizasyonu engellemeyi amaclamaktayiz.Yani annenin bebekten gelen eritrositlere karsi antikor 
    olusturmasini engellemeye calismaktayiz.

    indirekt ve Direkt Cooms testinden bahsettik.Bunlarin ne anlama geldigini aciklamak isterim.
         Indirekt Cooms anneden gebeligin ilk kontrolunde ve 20. haftadan sonra 4 hafta aralarla bakilan testtir.Anne kaninda serbest antikor tayini icin bakilir.Indirekt
     Cooms testi pozitif olan olgularda IgG yapisindaki spesifik Anti-D antikorlarina bakilir.Bu antikorlar icin kritik titre 1:16 ve ustudur.IgM plasentadan 
    gecmedigi icin bakilmasina gerek yoktur.1:16 uzerindeki degerlerde etkilenmenin durumunu arastirmak icin amniyosentez,kordosentez ve USG gibi ileri tetkiklere
     gecmek gerekir.Hastalik ileri derecede ise anne karninda bebek kanini degistirmek gerekebilir. Amniosentez ile alınan amnion sıvısı optik dansite ölçüm 
    yöntemi ile (DOD450 – biluribin yoğunluğuna bağlı olarak) değerlendirilir ve Liley eğrisi denilen eğride risk grubuna ayrılır. Liley eğrisinde 2. veya 3.
    zona girenlerde şiddetli etkilenme olmuş demektir ve kan transfüzyonu endikasyonu vardır. Kordosentez ile hemoglobin ölçümü ve bebeğe kan transfüzyonu 
    yapılabilir. 
         Direkt Cooms testi ise dogumdan sonra bebekten bakilir ve fetal eritrositler uzerindeki antikorlari tayin icin kordosentezle fetal kanda bakilir.
         Bir de Kleihauer-Betke testi vardir. O da anne kanina karismis olan fetal eritrositlerin miktarini hesaplamaya yarayan bir testtir.
         Eger Rh Uygunsuzlugunda bebek etkilenmis ise anneden bebege gecen Rh antikorlari bebegen eritrositlerini parcalayip cokeltecektir.Bu durum agir anemi 
    tablosuyla beraber Hidrops Fetalis dedigimiz anemi kalp yetmezligi ve bebegin vucut bosluklarinda sivi birikmesi ile giden agir tablonun olusmasina neden
    olur.Parcalanan ve cokeltilen eritrositlerin miktarina gore tablonun agirligi degisir fakat cok ileri durumlarda bebek kaybina kadar giden durumlar dahi
     yasanabilir.

  • MENOPOZ…

    MENOPOZ…

    MENOPOZ HASTALIK DEĞİL.. KADINLIĞIN DOĞAL HALİDİR.. MENOPOZ KABUS DEĞİLDİR.. HER KADININ MENOPOZU FARKLIDIR… HER KADIN MENOPOZU FARKLI YAŞAR…

    Kadın için hayatın doğal bir dönemi olan menopoz, artık korkulu bir rüya olmaktan çıktı. Her kadın menopoz dönemini farklı yaşayabilir. Ancak tüm kadınlar için ortak doğru, bu dönemin sağlıklı bir yaşama başlangıç için önemli bir fırsat yaratmasıdır.

    Menopoz artık bir hastalık olarak değil, kadın hayatının doğal, kaçınılmaz bir dönemi olarak kabul ediliyor. Bu dönemde önemli olan, kadınların vücutlarında olan değişikleri bilmeleri ve daha sağlıklı bir yaşama kendilerini hazırlamaları. Menopozu korkulu bir rüya gibi görmekten vazgeçip, ‘kadınlığın sonu’ algısını beyninizden silerek, çok daha sağlıklı, çok daha mutlu ve huzurlu bir döneme başlangıç yapmak için bu dönemi bir fırsata çevirebilirsiniz. 

    BİLGİLENİN VE KABULLENİN
    *Adet gören bir kadının, başka nedenlere bağlı olmaksızın en az 12 ay süreyle adet görmemesi ‘menopoz’ alarak adlandırılır. Menopozda yumurtalık fonksiyonlarının azalması, östrojen ve diğer hormonların kan seviyelerinin düşmesi ve doğurganlığın kalıcı bir şekilde kaybı söz konusu olur.
    *Menopoza geçiş yıllarında kadının doğal adetleri 7 günden daha fazla uzamaya başlar. Kadın vücudunda bazı değişiklikler olur. Her kadın menopozu farklı şekilde yaşar. Bazılarında çok az veya hiç yakınma yokken, diğerleri çok yoğun psikolojik ve fiziksel yakınmalara sahip olabilir. Burada kadının menopoz hakkındaki bilgileri, menopozu kabullenişi, kültürel ve genetik etkiler önemli rol oynar. 

    GEÇİŞ YILLARINDA HAMİLELİK
    *Perimenopoz adı verilen dönem, menopoza geçiş yıllarıdır. Son adet kanamasından yaklaşık 6 yıl kadar önceki bir dönemi kapsar. Kadın vücudunda menopozla ilgili değişikliklerin başladığı yıllardır. Düzensiz adet kanamaları, ateş basması, vajinal kuruluk ve duygusal değişiklikler perimenopoz döneminin yaygın şikayetleridir. Kadın perimenopoz döneminde düşük şansla da olsa hamile kalabilir. Bu nedenle hamilelik istenmiyorsa bu dönemde doğum kontrolü uygulamalarını terk etmemek gerekir.

    DOĞAL YAŞ TÜRKİYE’DE 47-50
    Herhangi bir hastalık veya tıbbi uygulamaya bağlı olmaksızın, adetlerin kendiliğinden kesilmesine doğal menopoz denir. Doğal menopoz yaş aralığı 42-58’dir. Batı toplumlarında ortalama menopoz yaşı 51’dir. Bizim ülkemizde bu konuda çok kesin veriler olmamakla birlikte 47-50 yaş aralığında olduğunu söyleyebiliriz. Kadınların yüzde 10 kadarı 40 yaş, yüzde 0.1 kadarı da 30 yaş altında menopoza girer. Doğal menopoz yaşını genetik ve sigara içilmesi belirler. Sigara içen kadınlar ortalama olarak 1.5-2 yıl daha erken menopoza girdiği bilinmektedir… Sigara içiyorsanız, bırakarak sağlıklı yaşama ilk adımı atın…

    BEKLENMEYEN MENOPOZ
    *Menopoz bazen, çeşitli tedaviler veya ameliyatlar sonucunda da oluşabilir. Kanser kemoterapileri (ilaç tedavisi) veya alt karın bölgesine ışın tedavileri yumurtalıklarda önemli oranda hasara yol açar. Bu tedaviler sonrası menopoz görülebilir. Ayrıca tıbbi zorunluluklar nedeniyle iki yumurtalığın ameliyatla çıkartılması da menopozla sonuçlanır. Burada yakınmalar doğal menopozdan çok daha ağırdır. Çünkü kan hormon seviyeleri aniden düşmüştür. Bu kadınlarda menopozal yakınmaların tedavi ihtiyacı doğal menopoz yaşayan kadınlara göre çok daha fazladır. İlerleyen dönemde ortaya çıkacak vajinal kuruluk ve kemik erimesi gibi sağlık sorunları açısından da yakından takip edilmesi gerektiğini bilin…

    40 YAŞ ÖNCESİ ERKEN
    İster doğal veya yapay olarak oluşmuş olsun, bir kadının 40 yaşında önce menopoza girmesine erken menopoz denir. Erken menopozu genetik faktörler veya tıbbi tedaviler etkileyebilir. Burada yumurtalık fonksiyonlarının çok erken kesilmesi söz konusu olduğundan, kadın östrojen hormonunun vücuttaki koruyucu etkilerinden (kalp hastalıkları ve kemik erimesi) uzun yıllar mahrum kalacaktır. Ayrıca aniden ve beklenmedik bir zamanda gelişen adetten kesilme, doğurganlığın kaybı özellikle çocuk sahibi olmak isteyen kadınlarda çok ciddi psikolojik travma oluşabilir. Doğurganlıkla kadınlığı ve cinselliği eş tutan anlayışa sahip bir kadın için bu dönem bir yıkım olabilir. Öncelikle bu anlayıştan vazgeçin…

    STRES SÜRECİ HIZLANDIRIR
    *Bazen erken yumurtalık yetmezliği (prematür ovariyan yetmezlik) denilen tablo aşırı stres, aşırı egzersiz, aşırı zayıflama veya çeşitli ilaçlara bağlı olarak gelişebilir. Söz konusu etkilerin kalkması ile adetler tekrar başlayabilir. Geçici menopoz dediğimiz bu tabloda yumurtalıklar tekrar normal fonksiyonlarına döner ve kadın doğal menopoz yaşına kadar adetlerini görmeye devam edebilir.

    RİSKLER KORKUTMASIN
    *Her kadın menopozu farklı yaşar, fakat hepsi için ortak doğru; menopoz döneminin kadın sağlığını gözden geçirmek ve sonraki yaşamını düzenlemek için eşsiz bir fırsat yarattığıdır. Siz de bu fırsatı değerlendirin…
    *Menopozun kadın yaşamına getirdiği değişikleri anlatırken öncelikle risklerden bahsedelim. Eğer kadının menopozla ilgili bilgileri yetersizse ve adetten kesilmenin kadınlığında ve cinsel hayatında önemli eksiklikler doğuracağını düşünüyorsa, menopozal yakınmaları çok daha yoğun olarak yaşayacaktır. Bu algılama kadının cinsel hayatını olumsuz etkileyecek, depresif bir duygusal durum oluşturacaktır. 
    *Östrojen hormonunun azalmasına bağlı olarak da özellikle vajinada kuruluk oluşacak, kemik erimesi süreci de hızlanacaktır. Kadın, östrojeninin kalp hastalıklarına karşı koruyucu etkilerinden mahrum kalacaktır. Bu dönemde yaşanabilecek değişiklikleri bilin ancak bunlardan korkmayın…

    BU DÖNEMİ FIRSATA ÇEVİRİN
    *Saydığımız tüm olumsuzluklara karşın, menopoz dönemini kadın hayatı için bir fırsata çevirmek mümkün. Genellikle o zamana kadar ailesiyle, çocuklarıyla ilgilenen kadınlar, kendi vücudunu tanıması, sağlığına özen göstermesi, yıllık tarama kontrollerini yaptırması ile birçok hastalıktan korunabilir ve kalan yaşamını daha mutlu ve keyifli geçirebilir.
    *Bu nedenle öncelikle, menopoz döneminin kadınlar tarafından ‘kadınlığın sona ermesi’ algısının değiştirilmesi gerekmektedir. Yeterli tıbbi bakımı alan kadınlar, menopoz sonrası uzun yıllar tatminkar bir cinsel hayat sürebilir. Bunun için öncelikle vajinada gelişecek olan atrofinin engellenmesi gerekmektedir. 
    *Yıllık smear ve mamografi kontrollerini yaptıran kadınlar, rahim ağzı ve meme kanserinin çok erken yakalanması ile kolaylıkla tedavi edilebilir. Yıllık kontrollerdeki kan tahlilleri ile şeker, guatr gibi hastalıklara erkenden teşhis konulabilir. 
    *Sürekli bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanıyla irtibatı olan kadın, normal dışı kanamaları hekimine bildirir. Bu sayede olası bir rahim kanseri çok erken teşhis edebilir ve tedavisi de başarıyla gerçekleşir.

    MENOPOZ SONRASI DÖNEM
    *Kadının gördüğü son adetten itibaren yaşadığı döneme postmenopoz yani menopoz sonrası dönem denir. Tıbbi olarak bu dönem iki alt döneme ayrılabilir. Son adet tarihinden itibaren ilk 5 yıla erken menopoz sonrası dönem, 5 yıldan ölünceye kadar geçen süreye de geç menopoz sonrası dönem denir.

    BİR KADININ MENOPOZA GİRDİĞİ NASIL BELİRLENİR?

    MENOPOZA GİRDİĞİNİZ NASIL ANLAŞILIYOR?
    *Kırklı yaşlarındaki kadınlardaki ilk belirtiler adetlerdeki düzensizlikler ve ateş basmalarıdır. Kadının 12 ay adet görmemesi menopoz teşhisini koydurur. Burada kandaki bazı hormonlar da bize yardım eder. 
    *Kan FSH seviyeleri sürekli olarak 30 mIU/mL değerlerinin üzerinde seyrediyorsa bu kadının menopoza girdiğini söyleyebiliriz. 
    *Perimenopoz döneminde FSH seviyeleri dalgalı bir seyir izler. Bu dönemde bir kez FSH yükselmesi, yanlışlıkla menopoz olarak değerlendirilmemelidir.

    ENGELLEMEK MÜMKÜN DEĞİL SİGARAYI BIRAKARAK GECİKTİRİN
    *Menopoz yumurtalıklardaki hormon üreten ve adet döngüsünü sağlayan hücre yapılarının tükenmesi sonucu oluşur. Dolayısıyla bu hücre yapılarının tükenmesini engellemek mümkün değildir. 
    *Fakat menopoz yaşını etkileyebileceğimiz bilinen en önemli faktör sigara içimidir. Sigara içenlerde menopoz ortalama 1.5-2 yıl öne gelir. Sigara içmeyen kadınlardaki menopoz yaşı 1.5-2 yıl kadar uzayacaktır. 
    *Bunun dışında menopoza geçiş yıllarındaki adet düzensizlikleri ve ateş basmaları nedeniyle verilen hormon tedavileri sonucu kadın düzenli adet görmeye devam etmektedir. Fakat bu menopozun engellendiği anlamına gelmez. Çünkü verilen hormon ilaçları kesilip, kandaki FSH değeri bakıldığında menopoz eğerlerinin üzerinde olduğu görülecektir. 
    *Menopoza geçiş dönemindeki hormon tedavileri sayesinde kadınlar, yaşamın bu önemli dönemini daha rahat geçiririr, kalp hastalıkları, kemik erimesi, cinsel ilişkide ağrıya yol açan vaginal kuruluktan korunmuş olur.
    *Menopoza geçiş döneminde verilen ilaçlarla adet görülmesi kadının doğal menopoz yaşını uzatmaz. Ancak bu dönemde kadında ortaya çıkan ateş basmaları, vajinal kuruluğu tedavi edecek, kemik erimesi, kalp hastalıkları, kolon kanseri risklerini de azaltacaktır.

    EN YAYGIN ŞİKAYET ATEŞ BASMALARI
    *Menopozal dönemdeki yakınmaları ateş basmaları, uyku bozuklukları, başağrısı, hafıza ve konsantrasyonda değişiklikler, depresyon ve sıkıntı bozuklukları şeklinde sınıflandırabiliriz. Bu yakınmalar için hemen psikiyatriste başvurulmasına gerek yoktur.
    *Ateş basmaları, menopozda ateş basması en yaygın şikayettir. Beyindeki ısı düzenleme merkezlerinin hormonal değişikliklerle etkileşmesi nedeniyle oluştuğu düşünülmektedir. Fakat ateş basmalarının sadece menopoza bağlı olmayacağı bilinmelidir. 
    *Tiroid, enfeksiyon, kanser gibi hastalıklar ve tamoksifen (meme kanserinde kullanır) ve raloksifen (kemik erimesinde kullanılır) gibi ilaçlar da ateş basması yakınmalarına yol açabilir. 
    *Ateş basmalarının şiddeti kadından kadına değişir. Bazılarında belli belirsiz yakınma şeklinde seyrederken, bazılarında da kadının sosyal hayatını ileri derecede sıkıntıya sokabilir. Genellikle 3-5 yıl kadar sürer. Ateş basmalarının şiddeti zamanla azalır. Yakınmaların şiddetli olduğu kişilerde tedavi seçenekleri vardır.

    YAŞAM TARZINIZI DEĞİŞTİN, SPOR YAPIN
    *Menopoz döneminde yaşanacak sıkıntılarla baş edebilmek için, yaşam tarzınızda değişiklikler yapın.
    *Öncelikle sıcak ortamlardan kaçınma, saç kurutma makinesi kullanmama, sıcak içecekler, alkol, kafein ve sigaradan uzak durma gibi önlemler uygulayın.
    *Düzenli spor stresi azaltır ve rahat uyumayı sağlar. Çalışma ortamı ve yatak odalarının serin olmasını sağlayın.
    *Bazı bitkisel kökenli zayıf estrojenik ilaçlar (soyadan elde edilen fitoöstrojenler) ateş basmalarını yüzde 30 oranına azaltabilir. 
    * Şiddetli yakınmaları olan kadınlara hormon tedavileri, antidepresan ilaçlar ve bazı tansiyon ilaçları verilebilir. 

    EN AZ 6 SAAT UYUYUN VE GÜNE AYNI SAATTE BAŞLAYIN
    *Bazı kadınlarda özellikle gece gelen ateş basmaları sırasında uyku bozuklukları görülebilir. Bu yaşlardaki bir erişkin ortalama 6-9 saat kadar uyuması gereklidir.
    *Uyku bozukluklarında ilk olarak basit önlemler alınmalıdır. Bunlar ağır akşam yemeklerinden kaçınmak, ışık ve gürültüyü azaltmak, yatak odasının ısısını düşürmek şeklindeki yaklaşımlardır. Alkol, kahve ve sigara tüketiminin azaltılması uyku kalitesini artıracaktır. 
    *Yatak odası sadece uyku ve cinsel aktiviteler için kullanılmalıdır. Diğer aktiviteler evin başka alanlarında gerçekleştirilmelidir. Hafta sonları dahil sabah uyanma saatleri, gece yatış saatine bakılmaksızın düzenli olmalıdır. 
    *Bütün bu önlemlere rağmen uyku bozuklukları düzelmiyorsa, tiroid hastalıkları, alerji, kansızlık, huzursuz bacak sendromu, depresyon ve uyku apnesi gibi nedenler araştırılmalı. Uykusuzluğunuzun nedeni depresyon ise, psikiyatriste başvurun.

    HORMONAL DEĞİŞİM BAŞ AĞRISI YAPABİLİR
    *Menopoz döneminde baş ağrısı, hafıza ve konsantrasyonda değişiklikler, depresyon ve sıkıntı bozuklukları gibi santral sinir sistemi bozuklukları sık görülebilir.
    *Baş ağrısı çeşitli nedenlerle oluşabilir. Enfeksiyon, diş problemleri, stres, alerji, duygusal değişiklikler, çevre değişiklikleri bunlardan bazılarıdır. 
    *Hormonal değişiklikler de baş ağrısına neden olabilir. Adet dönemlerinde ve doğum kontrol hapı kullanırken baş ağrısı yakınması olan kadınlarda menopoz döneminde de bunun görülme olasılığı fazladır. 
    *Hormonlarla ilişkili olan baş ağrıları adetlerin tamamen kesilmesi ile geçer. Yeni başlamış ve şiddetli baş ağrısı varsa, giderek şiddetleniyorsa, her zamankinden daha fazla şiddette ise, uykudan uyandırıyorsa, ateşle birlikte seyrediyorsa tıbbi yardım alın. Hormon tedavisi sırasında migren ortaya çıkıyorsa, hormon kesilmelidir.
    *Hafıza ve diğer mental kapasiteler yaşla birlikte azalır. Menopozal yakınmalarla birlikte bu süreç hızlanabilir. Hormon tedavilerinin bu süreçte olumlu etkileri olduğu genellikle kabul edilir. Özellikle cerrahi menopoz dediğimiz ameliyatla menopoza sokulan kadınlarda, östrojenin beyin kapasitesi üzerine etkisi daha belirgindir.
    *Duygusal değişimler, depresyon ve sıkıntı hissine menopozal dönemde sık rastlanır. Kadında önceden adet öncesi gerginlik sendromu varsa, menopozal geçiş dönemi uzun sürüyorsa veya ateş basması gibi semptomlar çok şiddetli ise depresif yakınmaların görülme riski artar. Hormon tedavileri ile düzelmeyen depresif yakınmalar için psikiyatriste başvurun.

    İLAÇLAR GECİKTİRMEZ AMA RİSKLERİ AZALTIR
    Son yıllarda menopoza kullanılabilecek ilaç çeşitliliği artmıştır. Bunları gruplara ayırarak inceleyebiliriz:
    *Ağız yoluyla verilen östrojen hapları: Çeşitli dozlarda ağız yoluyla kullanılabilecek saf östrojen içeren haplar vardır ( Premarin tab, Estrofem tab. vb.) Burada mümkün olan en düşük estrojen dozu ile tedavi planlanmalıdır. Eğer kadının rahmi alınmış ise (cerrahi menopoz) saf östrojen hapları tek başına kullanılmalıdır. Yok eğer rahim alınmamışsa, o zaman östrojeninin rahim üzerindeki yan etkilerini azaltmak için her ay 12 gün progesteron içeren haplar ilave edilmelidir.
    *Deri yoluyla verilen östrojen preparatları: Ağız yoluyla ortaya çıkabilecek genel yan etkileri azaltır. Haftada bir-iki kez uyluk ya da bel bölgesine yapıştırılan flasterler (Estroderm, Climara vb.) kullanım kolaylığı sağlamaktadır. Ayrıca deri yoluyla emilen kremler şeklinde de (EstroGel ) uygulanabilir. Bu kremlerin her gün uygulanması gerekmektedir. Kadının rahmi alınmamışsa, tedaviye her ay 12 gün progesteron hormonu ilave edilmelidir.
    *Vajinal yoldan uygulanan östrojen ilaçları: Vaginal krem (Ovestin, Premarin vag. Krem) hergün vajinaya uygulanır. Daha çok vajinal atrofi (kuruluk) için kullanılmaktadır. Tedavide belirli bir etkinlik kazanılınca haftada 1 kez uygulanması yeterli olacaktır. Vaginal halkaların (Estring, Femring vag. halka) etkinliği 90 gün kadardır. Hergün belirli miktarda östrojen hormonunu vaginaya salgılar. Kullanım kolaylığı vardır. Vajinal tabletler (Vagifem vag. tab) de her gün bir kez uygulanır. Aylık iğne şeklindeki östrojen preparatları ülkemizde yoktur.
    *Östrojen ve progesteron içeren kombine hormon ilaçları: Özellikle doğal menopoza giren, rahmi alınmamış kadınlarda tercih edilen ilaçlardır. Ağız yoluyla alınan Trisequens, Activelle, Anjeliq bu ilaçlara örnektir. Trisequens menopozal geçiş döneminde kullanılırken, diğerleri postmenopoz döneminde tercih edilir. Activelle ve Anjeliq düşük hormon değerleri olan ilaçlardır. Yapıştırma flaster şeklindeki kombine ilaçlara Estracombi ve Climara Pro bantları örnek olarak verilebilir. Estracombi fasterleri haftada 2 kez, Climara Pro ise 1 kez yapıştırılır.
    *Sadece Progesteron hormonu içeren ilaçlar: Östrojen verilmesinin sakıncalı olduğu durumlarda yalnızca progesteron içeren ilaçlar verilebilir. Ağız yoluyla kullanılan Provera tab, Progestan tab. bunlara örnektir. Hormonlu spiraller (Mirena ) de hergün az miktarda progesteron hormonu salgılarlar. Vajinal krem şeklinde (Crinone jel) olan ilaçar da vardır. Progesteronun bu yolla emilimi ağız yoluyla emiliminden çok daha fazladır.

    MENOPOZ TEDAVİSİ CİLDİ GÜZELLEŞTİRİR
    30’lu yaşlarda başlayan cilt yaşlanması, menopoz döneminde daha da hızlanabilir. Ancak menopoz döneminde kadına verilen östrojen hormon tedavileri, bu yaşlanmayı engellediği gibi tersine de çevirebilir. Östrojenin olumlu etkisiyle, cildin görünüşü ve gerginliği düzelir.
    Menopoz döneminde kadınlarda cilt yaşlanmasının hızlandığı gözleniyor. Yaşa bağlı olarak artan kuruma ve kırışmanın bu dönemle artıyor. Çünkü östrojen eksikliği, bağ dokusu ve ciltte meydana gelen olumsuz değişikliklerin hızlanmasına yol açıyor. Ancak menopoz tedavisinde kullanılan östrojen, bu süreci tersine çevirebiliyor. Doç.Dr. Alparslan Baksu, menopoz döneminde kadınlarla görülen hızlı yaşlanma, kemik erimesi, kalp krizi gibi riskleri ve tedavi sürecinde yaşanacak olumlu gelişmeleri paylaştı:

    CİLTTE YAŞLANMA 30’LARDA BAŞLIYOR
    *Menopozda yumurtalıkların östrojen hormon üretiminin azalması ile, vücutta yaşa bağlı olarak gelişen değişikler hızlanır. Bunların en belirgin olanları cilt ve bağ dokusundaki değişiklikler, iskelet sistemindeki değişiklikler, kalp ve damar sistemindeki değişikliklerdir.
    *Yaşın ilerlemesi ile birlikte cilt ve bağ dokusunda değişiklikler oluşur. Cildin yaşlanması 30’lu yaşlarda başlamaktadır. 30-70 yaşları arasında yavaş seyreden yaşlanma, 70 yaşlardan itibaren hızlanmaktadır. Bu süreçte bağ dokusunun esasını oluşturan kollajenin miktar ve yapısı değişir. Kollajenin azalması ve kabalaşması cildi inceltir, hiyalüronik asit miktarının azalması ise kurumasına ve kırışmasına neden olur. 

    ÖSTROJEN CİLDE YARIYOR
    *Östrojenler derideki kollajen sentezini arttırır. Ayrıca hiyalüronik asit sentezini hızlandırarak, derideki nemliliği ve canlılığı sağlar. Bu bilgilerden de anlaşılacağı gibi, menopozdaki östrojen eksikliği, bağ dokusu ve ciltte meydana gelen olumsuz değişikliklerin hızlanmasına yol açıyor.
    *Menopoz döneminde kadına verilen östrojen hormon tedavileri, bu olumsuz değişiklikleri önemli oranda engeller, hatta tersine çevirebilir. Östrojenin cilt üzerindeki etkilerini olumlu etkilerini söyleyecek olursak; dokuya sağlamlık ve esneklik veren kollajen miktar ve kalitesini arttırır, cildin kalınlığını ve damarlanmasını arttırır, cildin görünüş ve gerginliğinden sorumlu yapıları düzeltir.

    2 TÜRLÜ KEMİK ERİMESİ VAR
    *Menopoz döneminde iskelet sistemindeki değişiklikler de önemli. Kemik dokusunda yapım ve yıkım hayat boyu devam ediyor. İleri yaşlarda yıkım, yapımdan daha fazla olduğu için kemik erimesi görülüyor. 
    *Osteoporoz (kemik erimesi) iskelet sistemindeki kemik dokuda azalma ve buna bağlı olarak kemiklerde kırılma riskinin artması ile seyreden bir hastalıktır. Kadınlarda iki tip kemik erimesi (osteoporoz) vardır. 
    * Osteoporoz, menopoz sonrasında hızla artmaktadır. Tip I veya menopozal osteoporoz adetin kesilmesinden sonraki ilk 15-20 yıl içerisinde görülür. Östrojen eksikliği ile kemik yapımını sağlayan hücrelerin aktivitesi azalır, buna karşın yıkımı hızlandıran hücrelerin aktiviteleri artar. Oluşum itibarıyla kemik yapım-yıkım dengesinin yıkım lehine bozulduğu, artmış kemik yıkımı ile karakterizedir.
    *Menopozal dönemdeki kemik erimesinin hızlanması ile kadın vücudunun yapısı değişir, kemikler zayıflar ve boy kısalır. Tip II osteoporoz ise yaklaşık 35 yaşlarında başlar ve hayat boyu sürer.

    SAĞLIK TARAMALARINI ATLAMAYIN
    *Östrojen hormonu kemiklerde yapımı sağlayan hücreleri uyarır, yıkım yapan hücreleri baskılar. Menopozda östrojen hormonunun azalması ile kemiklerde yıkım süreci hızlanır ve kemik erimesi artar. Menopoz dönemi kadının sağlık taramalarını yaptırması gereken önemli bir dönemdir.

    KALP RİSKİ İKİ CİNSİYETTE DE AYNI
    *Kalp-damar hastalıkları kadınlarda daha az görülmesine karşın her iki cinste de en sık ölüm nedenleri arasında yer alıyor. 50 yaşların altında, kalp-damar hastalıkları erkeklerde kadınlara göre daha sık görülürken, menopoz sonrası yıllarda (50 yaş sonrasında) her iki cinsiyette de aynı oranda görülüyor. Bunun nedeni ise kadındaki östrojenin bazı koruyucu etkilere sahip olması.
    *Östrojen, özellikle, kan yağları kadınlarda önemli etkiler oluşturuyor. Kadınlarda LDL-kolesterol (kötü kolesterol) menopoz öncesinde erkeklerden daha az oranlarda bulunmasına rağmen, menopoz sonrasında iki cins arasında fark kalmıyor.

    TEDAVİ KOLESTROLÜ OLUMLU ETKİLİYOR
    *İyi huylu kolesterolde (HDL kolesterol) ise durum tersine yaşanıyor. Menopoz öncesi kadınlarda, erkeklere göre daha fazla bulunmasına karşın, menopozdan sonra hafif derecede azalıyor. 
    *Menopoz sonrası verilen östrojen tedavileri ile total kolesterol ve zararlı kolesterol (LDL) azalıyor, buna karşın faydalı kolesterol (HDL) anlamlı olarak artıyor. Ayrıca östrojen hormonunun, damar içyapısının fonksiyonları üzerine de olumlu etkisi görülüyor. Menopozla birlikte östrojen hormonunun olumlu etkilerinden mahrum kalan kadınlarda kalp krizi riski artıyor.
    *Menopoz sonrası yıllarda meme, rahim, yumurtalık ve kolon kanseri artışı tamamen kadının yaşı ile ilgili. Östrojen hormonunun meme, rahim ve yumurtalık kanserleri üzerine herhangi bir koruyucu etkisi söz konusu değil. Fakat menopoz sonrası verilen östrojen tedavisinin kadınlarda kolon kanseri oluşumunu bir miktar azalttığı biliniyor.

    KARACİĞER RAHATSIZLIĞI OLMAYAN KOLESTROL İLACI KULLANABİLİR

    KOLESTROL İLACI KULLANMADAN KARACİĞERİNİZİ KONTROL ETTİRİN
    *Adet görülen yıllarda kadındaki östrojen hormonu, kan kolesterol düzeyleri üzerine olumlu katkı yapar. Kötü huylu kolesterolü (LDL) düşürür, iyi huylu kolesterolü (HDL) yükseltir. *Menopozla birlikte östrojenin bu olumlu etkisi ortadan kalkınca kadınlarda kötü huylu kolesterol (LDL) yükselir, iyi huylu kolesterol (HDL) azalır. Bunun sonucu olarak da 50’li yaşlara kadar erkeklere göre kalp damar hastalıkları oranı düşükken, menopoz sonrası bu oran eşitlenir. Tabii ki risk altındaki kadınlarda kolesterol düşürücü ilaçlar kullanılabilir. 
    *Bu ilaçların en önemli yan etkisi karaciğer üzerinde görülüyor. Menopoz döneminde kullanılan hormonlar da karaciğerde metabolize ediliyor. Dolayısıyla hem kolesterol ilaçları hem de hormon ilaçları kullanan kadınlarda karaciğer üzerindeki riskler artabilir. 
    *Bu nedenle bu hastalarda önceleri aylık olmak üzere sık sık karaciğer enzimlerini kontrol etmek gerekiyor. Bilinen bir karaciğer hastalığı olan hastalarda ise bu ilaçlar kesinlikle kullanılmamalı.
    *Hormon tedavisi kullanmayan ve bilinen bir karaciğer hastalığı olmayan menopozdaki kadınlarda ise kolesterol ilaçları rahatlıkla kullanılabilir. Bunun dışında menopoz döneminde kullanılması sakıncalı ilaç grubu yoktur.

    KADIN HASTALIKLARI UZMANLARI OSTEOPOROZ İLACI YAZABİLİR
    *Kemikte yapım ve yıkım olayları ömür boyu devam eden bir süreçtir. Ancak yıkım hızı, menopozla birlikte hızlanabilir. Bundaki en önemli faktör de östrojen hormonu eksikliğidir. Bu yıllarda kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvuran kadınlarda sağlık taraması amacıyla smear, mamografi, bazı kan tahlillerinin yanında kemik erimesi taraması da (osteodansimetri) isteniyor. Bu taramalarda kemik erimesi tespit edilirse, tiroid, paratiriod, kronik böbrek yetmezliği, uzun süreli kortikosteroidli ilaç kullanımı gibi nedenler araştırıldıktan sonra tedavi başlanabilir. 
    *Menopozal osteoporozda en etkili tedavi yöntemlerinden birisi östrojen verilmesidir. Günümüzde östrojen hormon tedavisinin bilinen en önemli faydaları menopozal ateş basmaları, vajinal kuruluk ve kemik erimesi üzerinedir. Çünkü östrojen hormonu kemikte yapımı arttırırken, yıkım hızını ise yavaşlatıyor. Dolayısıyla biz öncelikle östrojen kullanımının sakıncalı olmadığı hastalarda, bu tedaviyi tercih ediyoruz. Takipte bu tedavinin yeterli olmadığı kadınlarda diğer osteoporoz ilaçlarını da kullanıyoruz. Bu ilaçlar kadın hastalıkları ve doğum uzmanları tarafından da yazılabilir. Bunda herhangi bir sakınca yoktur. *Osteoporoz ilaçları uzun süreli kullanılır. Tabii ki uzun süreli kullanımda bazı yan etkiler ortaya çıkabilir. Bilinen en belirgin yan etkileri mide-barsak sistemi üzerinedir. Ülser, gastrit gibi mide-barsak sistemi hastalığı olan kadınlarda bu ilaçların kullanılması sakıncalıdır.

    GEÇ MENOPOZ NEDİR?
    Kadınlarda ortalama doğal menopoz yaşı 48-52 aralığındadır. Geç menopoz yaşı olarak tanımlanmış kesin bir yaş dilimi yoktur. Fakat 54-55 yaşlarından sonra menopoza girilmesi geç menopoz olarak kabul edilebilir.

    MENOPOZDA İSTEK AZALSA DA SEKSE VEDA ETMEK GEREKMEZ
    Menopoz döneminde kadınların vücutlarında yaşadığı değişimler cinsel isteği azaltabiliyor. Ancak bu seks hayatının bitmesi anlamına gelmiyor. Menopozla ilgili doğru bilgilere sahip olan, yeterli tıbbi tedaviyi gören kadınlar, cinsel hayatındaki sorunlarla rahatlıkla baş edebiliyor ve cinsel hayatını devam ettirebiliyor.

    Menopoz döneminde kadınların cinsel hayatını etkileyen bazı olumsuz faktörler ortaya çıkıyor. Bu dönemde kadının vücudunda önemli değişiklere bağlı olarak, cinsel hayatında da bazı değişiklikler meydana geliyor. Doç. Dr. Alparslan Baksu bu değişikliklerin nedenlerini sıralarken, bu sorunlarla nasıl baş edileceğini ve cinsel hayatın nasıl devam edeceğini anlattı:

    HORMONLAR DEĞİŞİYOR
    *Menopozla birlikte kadında yumurtalıklardan salgılanan östrojen, progesteron ve testosteron hormonları azalıyor. Östrojen hormonu libidoyu (cinsel istek) indirekt, testosteron hormonu ise direkt olarak etkiliyor. Dolayısıyla bu hormonların azalması kadında cinsel isteği azaltıyor.
    *Cinsel hayatı etkileyen bir diğer faktör de vulva ve vajinadaki değişikliklerdir. Menopozla birlikte bu bölgedeki doku elastikiyeti azalır, atrofi dediğimiz kuruluk başlar. Şayet tedavi edilmezse cinsel ilişkide zorluklar yaşanır, acıma ve ilişki sırasında kanamalar oluşabilir. 
    *Bu sebeplerle cinsel ilişkiden kaçınan kadınlarda bir süre sonra vajinanın boyutları değişir, kısalır ve daralır. Böylece cinsel ilişki iyice zorlaşır. Halbuki bu dönemde kadın yeterince tedavi edilir ve cinsel ilişki motivasyonunu kaybetmezse, uzun yıllar önemli bir sorun yaşamadan cinsel beraberliğini sürdürebilir.
    *Cinsel hayatı etkileyen başka vücut değişiklikleri de yaşanıyor. Kas ve bağ dokusunda, pelvis yapılarında zayıflama, memelerde boyut ve gerginliğin azalması, deride bağ dokusu değişikliklerine bağlı kuruma incelme, saçlarda seyrelme, bazı bölgelerde erkek tipi kıllanma bu değişikliklerin bazıları olarak sıralanabilir. Bu değişiklikler kadının kendisini cinsel olarak daha az arzulanır hissetmesine neden olur.

    TOPLUMDAKİ OLUMSUZ ALGI
    *Menopoz döneminde, vücuttaki ağırlık ve yağ dağılımındaki değişikliklerin etkisi de cinsel hayatı etkileyebiliyor. Menopoz sonrasında genellikle gözlenen kilo alma ve bel bölgesinde yağ depolanması kadının kendi cinselliğiyle ilgili algısını olumsuz etkileyebilir. 
    *Bir önemli faktör de, toplumdaki ileri yaşta cinselliğe karşı olumsuz algı olarak karşımıza çıkıyor. Bizim toplumumuzda genellikle ileri yaşta cinselliğe karşı olumsuz bir algılama vardır. Şayet kadın bu algılamadan etkileniyorsa, doğal olarak cinsel hayatında yaşadığı zorlukların da katkısıyla cinsel isteğinde azalma görülecektir. 
    *Kadınlarda bütün yaş grupları göz önüne alındığında yüzde 30-40 oranında görülen cinsel istek azlığı, menopoz sonrasında daha da artıyor. Fakat kadın menopozla ilgili doğru bilgilere sahipse, yeterli tıbbi tedavi görüyorsa, cinsel hayatındaki sorunlarla rahatlıkla baş edebilir ve tatminkar bir cinsel hayatı devam edebilir.

    DUYGUSAL BAĞI KUVVETLİ OLAN ÇİFTLER DAHA AZ SORUN YAŞIYOR

    DUYGUSAL BAĞI OLAN YATAKTA SORUN YAŞAMAZ
    *Yaş ilerledikçe hem kadının hem de erkeğin cinsel hayatında bazı sorunlar yaşanacaktır.
    Bunları; “Cinsel istekte azalma, uyarılmada azalma, orgazmda azalma, cinsel ilişkideki zorluklar ve erkekteki sertleşme problemleri” olarak sıralayabiliriz.
    *Kadındaki sorunlar erkeğe göre daha belirgin oluyor. Çünkü kadın menopozda çok daha hızlı bir değişim yaşıyor. Bu dönemde tıbbi yardım alan kadınlar sorunlarla daha kolay baş edebilir. Özellikle kadının hormon tedavisi alması, bedeninde gelişecek değişiklikleri azaltacaktır. 
    *Vajinal kuruluğa bağlı ağrılı cinsel ilişki, uygun bir tedavi ile kolaylıkla önlenebilir. Çiftin arasındaki ilişki de bu sorunları aşmaya yardımcı olur. Birbirlerine karşı duygusal bağlarını koruyan çiftler, karşılaştıkları zorlukları aşmak için gerekli uyumu gösterebilir.
    *Eşinden anlayış gören kadın da, kendi cinselliğiyle ilgili olumsuz algılara kapılmaz ve cinsel hayatını bir kısır döngü şeklinde kısıtlamaz. Örneğin kadındaki uyarılma azlığı için ön sevişme dönemi uzatılabilir. Erkekteki sertleşme problemleri çeşitli orgazm yöntemleri ile giderilebilir. 
    *Bunun aksine, aralarında duygusal bağ olmayan çiftlerin, yaşadıkları bu sorunlar karşısında bocalama şansları yüksektir. Cinsel ilişkide acı ve yanma hisseden bir kadın, giderek ilişkiden kaçınmaya, ilişki süresini kısa tutmaya çalışabilir, bu da bir süre sonra erkekte cinsel problemlere neden olabilir. Birbirlerinin yaşadığı sorunlara empati yapamayan çiftlerde, cinsel sorunların çözümü zorlaşır.

    ERKEKLER ANDROPOZA DAHA HAFİF DAHA UZUN SÜREDE GEÇİYOR

    ANDROPOZ SÜRECİ MENOPOZDAN FARKLI
    *Menopoz, 5-6 yıllık bir geçiş döneminden sonra adetlerin kalıcı olarak kesilmesidir. Adetten kesilme de yumurtalıkların hormon üretiminin önemli oranda azalması ve doğurganlığın kaybedilmesi anlamına geliyor. Dolayısıyla kadında menopoz dönemiyle birlikte çok belirgin hormonal, fiziksel ve ruhsal değişiklikler görülüyor. 
    *Hormonal değişiklikler hemen her kadında aynı olmakla birlikte, fiziksel ve ruhsal değişiklikler farklılıklar gösteriyor. Birdenbire doğurganlığı kaybeden kadının, kendi cinselliğiyle ilgili algıları değişebiliyor. Buna bir de toplumdaki ileri yaşta cinselliğe olumsuz bakışı da ilave edersek ortaya olumsuz bir tablo çıkıyor.
    *Erkekler, andropoz olarak adlandırılan dönemi ise kadındakinden farklı yaşıyor. Erkeklerde, aniden hormon üretiminin ve üreme yeteneğinin kaybolması diye bir şey yoktur. Ortalama olarak 50 yaşlarına kadar erkeklerde hormon seviyeleri sabit bir şekilde seyreder. Bu yaşlardan itibaren yıllar içerinde, 75-80 yaşlarına kadar yavaş bir düşüş gösterir. 
    *Yani kadınlara göre aynı yaş grubu erkekler, daha hafif değişiklikleri uzun sürede yaşarlar. Bu nedenle erkeklerde, kadınların ani hormon azalmasına bağlı yaşadığı sorunlar gözlenmiyor. 
    *İlerleyen yaşla birlikte erkekte de cinsel istekte azalma, kıllanmada azalma, güçsüzlük, adale ve bağ dokusunda zayıflık, terleme, sinirlilik, sertleşme problemleri, konsantrasyon güçlüğü gibi sorunlar gözlenebilir. Bu durumlarda erkeklik hormon seviyeleri belirli düzeyin altında ise, o zaman ilave testosteron hormonu verilerek tedavi bu yakınmalar giderilebilir.

    ARTAN RİSKLER YÜZÜNDEN DEVLET 40 YAŞ ÜSTÜ TÜP BEBEK TEDAVİSİNİ KARŞILAMIYOR
    *Kısırlık ülkemizde hem sağlık sorunu, hem de sosyal bir sorun. Özellikle kırsal kesimde, çiftler evlendikleri andan itibaren yakın çevrelerinin çocuk baskısını hissetmeye başlıyor. Ortalama olarak çiftlerin yüzde 15 kadarı kısırlık problemiyle karşılaşır. Kısırlık sorunu yaşayan çiftlerde en büyük bedeli de, maalesef kadınlar ödüyor. Genellikle ekonomik özgürlüğü olmayan kadınlar, sırf bu nedenle evliliklerini kaybedebiliyor. 
    *Sosyal güvenlik kurumu, bu nedenle ülkemiz için önemli bir sağlık ve sosyal sorun olan kısırlığın tedavisindeki son aşama olan tüp bebek yönteminin tedavi masraflarını karşılıyor. Fakat burada çok kesin sınırlarla belirlenmiş kısıtlamalar konulmuş durumda. 
    *Bir tüp bebek uygulamasında başarı 20-30 yaşlarındaki kadınlarda yüzde 35-40 kadarken, 40 yaşlarında bu oran yüzde 10’lara kadar düşüyor. Ayrıca 40 yaş gebelikleri, hem anne hem de bebek için risk taşıyor. Annede hipertansiyon, gestasyonel diyabet gibi hastalıklar artarken, bebekte de kromozom anomalisi ihtimali artıyor. 
    *Hem başarı şansındaki azalma, hem de anne ve bebek açısından riskleri nedeniyle, elindeki kaynakları doğru kullanmak zorunda olan sosyal güvenlik sistemi 40 üzerindeki kadınlarda tüp bebek tedavilerini karşılamıyor.

  • VAJİNİSMUS DERECESİ

    VAJİNİSMUS DERECESİ

    Vajinismus derecesi ile vajinismusun ağırlığı da eş anlamlıdır.Vajinismusun derecesi,şiddeti herkes için farklılıklar gösterebilir. Bu konuda ilk vajinismus sınıflandırması  ‘Lamont’  isimli bir bilimadamı tarafından 1978 yılında yapılmıştır.Lamont, vajinismus hastaların öykülerine ve jinekolojik muayene bulgularına göre 4 ayrı gruba ayırmıştır. Son yıllarda başka pacik isimli araştırmacı 5. Derece vajinismus ekleyerek  vajinismus 5 gruba ayrılmıştır.

    1. Düzeyde Vajinismus: En hafif formu olan Bu hastalar muayene sırasında verilen telkinler ile vajinal kaslarının kasılmalarını kontrol edebilmektedirler. Sınırlı penis girişi vardır. Geçmişte yaşanmış bir cinsel travma yoktur.

    2. Düzeyde Vajinismus: Orta derecede vajinismus formudur.kadın sınırlı cinsel birleşme yaşar fakat hissettiği ağrı nedeniyle cinsel ilişkiden kaçınma vardır. Hasta parmağı ile vajen girişine dokunabilir. Bu vajinismus hastaları, jinekolog  tarafından  muayene sırasında verilen telkinlere rağmen, muayene süresince pelvik taban kaslarını kasmaya devam ederler.

    3. Düzeyde Vajinismus:  Ortanın üstü düzeydeki vajinismus formu hasta cinsel birleşme sırasında şiddetli kasılma yaşar, cinsel birleşme hiç olmamıştır.. vajinal girişe dokunamaz. Hasta jinekolog  tarafından yapılan muayene sırasında kendisini kasarak   doktora engel olmaya çalışır.

    4. Düzeyde Vajinismus:  İleri düzeydeki (şiddetli) vajinismus formu. Bu vajinismus hastaları cinsel birleşme anı geldiğinde korku endişe ve pelvik kaslarla birlikte vücutta kasılma oluşur. İlişki sona erdiğinde de sakinleşmesi zaman alır.  doktor tarafından yapılan jinekolojik muayenede kalçasını kaldırır, , bacaklarını kapatır ve bu şekilde muayeneye engel olur.

    5. Düzeyde Vajinismus:  En şiddetli, en ağır düzeydeki vajinismus formudur.Hasta cinsel  yakınlaşma olduğunda korku endişenin eşlik ettiği panik atak tablosu gelişir. Sakinleşmesi zaman alır.  hekim tarafından yapılan jinekolojik muayene sırasında yaşanan yoğun korkuya bağlı olarak bu hastalarda muayene sırasında titreme, hızlı soluk alıp verme , çarpıntı, ağlama krizleri, bayılma nöbeti,bulantı, kusma, masadan kaçma,  gibi tepkimeler ortaya çıkar. Jinekolojik muayeneye izin vermez.

    Vajinismus derecesini veya şiddetini belirlemek tedaviyi planlamak açısından önemlidir.

     

  • CİNSEL BOZUKLUKLARIN KADIN HASTALIKLARI İÇİNDE DEĞERLENDİRİLMESİ

    CİNSEL BOZUKLUKLARIN KADIN HASTALIKLARI İÇİNDE DEĞERLENDİRİLMESİ

    Bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olarak her yaştaki kadının üreme ve cinsel sağlığı üzerine çalışıyorum. Neredeyse her kadının küçük bir cinsel sorunundan bariz bir cinsel bozukluğa varan geniş bir yelpazede problemi vardır. Kadınlar cinsel sorunları ile igili bir uzmana başvurmakta sıkıntı yaşarlar. Tüm dünyada olmakla birlikte ülkemiz gibi kapalı toplumlarda kadının bu konularda yardım talep etmesi nadirdir, garip karşılanır. Bu konuda kendisi yerine eşine odaklanır ve kendini ihmal eder. 

    Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olarak bizim tavrımız, konuşmamız hasta için kilit rol oynar. 

    Cinsel Sağlık Konusunda Engeller

          •Çoğur Kadın duyarsız bir jinekolog tarafından yapılan muayene sonucu sürekli korku duymasına ve yıllık PAP Smear testi bile yaptırmamasına neden olmuştur. 

          •Uzmanlar ve tıp cinsel işlevden çok üreme ile ilgilenmiş ve cinsellik göz ardı edilmiştir.
    Bu nedenle, her uzman cinsel problemler ile ilgili konulara yeterince hakim olmaz ve hastalara yardımcı olamaz. 

          •Sağlık çalışanları, doktorlar da halk gibi cinsel konulardan konuşurken rahat değildir. Bu durum hastanın doktor ile iletişimini de olumsuz etkiler. 

          •Özellikle hastane ortamlarında yetersiz zaman dilimi nedeniyle cinsel sorunların sorgulanması veya tedavisi boşa zaman kaybı gibi değerlendirilmektedir. 

    Ne zaman Jinekolojik Muayene yapılmalı?

    Cinsel Bozuklukların altında bazen jinekolojik sorunlar olabilir. Bazen hasta jinekolojik açıdan bir problem olmadığını duymak ister. Çoğu hastada fiziksel ve psikolojik nedenle bir aradadır. Sorun psikolojik başlasa da zamanla fiziksel bazı sıkıntılara sebep olur. Tam terside olabilir. Örneğin bir kadında ağrılı cinsel birleşme birkaç kere yaşanırsa sonrasında cinsel ilişkiden kaçınma ve orgazm olamama problemi yaşar. 

    Cinsel ilişkide ısrar edilirse (vajinismus gibi başka sorunlar çıkar. Ağrılı cinsel ilişkinin fiziksel nedeni tedavi edilse de başka cinsel sorunlar yerleşmiş olur)

    Fiziksel sorunu akla getiren belirtiler:

         •Cinsel birleşme öncesi, sırası ve sonrasında genital bölgede ağrı
         •Birleşme sırasında kanama
         •Islanma olmasına rağmen ilişkide ağrı 
         •Birleşme sırasında hormonal değişiklikler
         •Daha önce normal olan cinsel isteğin azalması

    Bu ve benzeri rahatsızlığı olan hastalar jinekolojik muayeneden geçirilmelidir. 

  • Tırnak batması ve tedavisi

    Tırnak batması toplumda yaygın bir problemdir. Ayak yapısına uygun olmayan ayakkabılar,gebelik, ergenlikte hızlı büyüme evresinde tırnağın parmağa göre fazla gelişmesi , tırnak altındaki kemik yapıda gelişen bazı oluşumlar tırnak batmasının başlıca sebepleridir. Aşırı terleme tırnağın yumuşayarak tırnak yan duvarına gömülerek batık tırnak ( gömülü tırnak) tırnaklarda şekil bozukluğu ile sonuçlanabilir. Yine yanlış tırnak kesimi de tırnak batması ( gömük tırnak ) ile sonuçlanabilir.

    Tırnak batmasında erken evrede (Evre I) tırnağın yan kenarı boyunca ağrı hissedilir. Daha sonra ağrıya kızarıklık (Evre II) eşlik eder. Üçüncü evrede şişlik artarak granülasyon dokusu geliştirir. Ve nihayet dördüncü everede tırnak kıvrımı enfekte olarak sulantılı bir görünüm kazanır. Erken evrede konservatif önlemler yeterli olabilirse de tırnak batmasının ileri evreleri mutlaka bir hekim tarafından değerlendirilmelidir.

    Son yıllarda özellikle ayak tırnak batması hastalarının giderek artan miktarda pedikür salonları ve ayak sağlığı merkezlerinde tedaviye çalışıldığını görmekteyiz. Ancak tırnak batması kesinlikle bir tıbbi problemdir ve hekimlerce tedavisi gerekir. Zira tırnak batması yoluyla oluşan enfeksiyon ayak dolaşım bozukluğu olan kişilerde ve şeker hastalarında gangrene kadar giden rahatssızlıklara yol açabilir.

    Doğru tedavi yöntemi sadece tırnak batması gözlenen tırnağın tümüyle çekimi değildir. Çekilen tırnak hastanın ağrı şikayetlerini bir süre ortadan kaldırır. Ancak 6-12 ay sonra tırnak uzayıp eski boyutlarına ulaştığında tekrar batma başlayacaktır. Doğru tırnak batması tedavisi tırnağı daraltan ya da tırnak yatağını genişleten yöntemlerle yapılır.

    Erken dönemde hafif lezyonlarda batan tırnak kısmına pamuk uygulanması, kalın tırnaklarda tırnağın orta kısmının törpülenmesi, tırnak teli uygulamaları, mantar mevcut ise tedavisi ve travmadan kaçınma ile düzelmeler gözlenebilmektedir.

    İleri evrelerde ve inatçı durumlarda ise yurt dışında ve kliniğimizce yapılan çalışmalara göre

    Tırnağın batan kısmının ve altındaki yatağının kısmi olarak çıkarılıp, batan tırnak kısmını üreten ve matriks olarak adlandırılan oluşumun ileride tekrar batmaya yol açmaması için fenol dediğimiz maddenin uygulanması ile (fenolizasyon) en başarılı sonuçlar sağlanmıştır.

    (Proximo-Lateral Matrix Partial Excision and Matrix Phenolization for Treatment Ingrown Toe Nail: 225 Treated Patients and 24-Month Follow-Up. Karaca Nezih, Dereli Tugrul. Ann Fam Med. Epub).

    Bu operasyon batan tek tırnak için ortalama 15 dakika sürmekte ve lokal anestezi eşliğinde uygulanmaktadır. İşlemden sonra evde istirahat önerilmektedir. Tırnak batması tekrarlayabilen bir durumdur ve bu yöntemin en önemli özelliği kalıcı bir çözüm sağlamasıdır.

    ABD Michiganda yapılmış 2005 te yayınlanmış 69 çocuk hasta üzerinde yapılmış bir çalışmada ( J Pediatr Surg. 2005 Jan;40(1):290-2.) basit eksizyon tekniğiyle, fenolizasyon yöntemi karşılaştırılmıştır. Bu çalışmada uzun dönem takibi sonrasında basit eksizyon yapılan grupta nüks oranı %45 olurken fenolizasyon uygulanan grupta nüks oranı %4 olarak değerlendirilmiştir.

    NEDEN FENOLIZASYON ILE TIRNAK BATMASI TEDAVISI

    Fenol ile uygulanan tırnak batması tedavisinin avantajlarını özetleyecek olursak:

    1-Oldukça kısa süren bir müdehaledir. 15 dakika kadar sürer

    2-Işlem sonrasında ağrı hissi hemen hemen olmaz

    3-Uygulama sonrası enfeksiyon riski çok düşüktür. Çünkü kullanılan fenol maddesi aynı zamanda güçlü bir antiseptiktir.

    4-Tırnak batması nüks riski %5’den azdır.

    Tüm bu avantajlar inatçı vakalarda ve ilerlemiş batmalarda fenolizasyon tekniğiyle yapılan tırnak batması tedavisini diğer yöntemlere göre üstün kılmaktadır.

    Uzm. Dr. Nezih KARACA

  • HİPERPROLAKTİNEMİ

    HİPERPROLAKTİNEMİ

    Prolaktin hormonu süt hormonu olup belirli düzeylerde kadın üreme organlarının gelişimi ve fonksiyonu için gereklidir.

    Prolaktin hormonu beynimizin hipofiz bezinden üretilir. Kadınlarda normal prolaktin düzeyleri genellikle 25 ng/ml nin altındadır. Prolaktin hormonunun yüksekliğine yol açan durumları şöyle sıralayabiliriz.

    Açıklama: http://www.jinekolognet.com/pictures/bullet.gif Hamilelik ve emzirme dönemleri Hipofiz bezinin prolaktin salgılayıcı tümörler (mikroadenomlar ve makroadenomlar) Hipotiroidi, yükselen TRH hormonu yüksekliği Psikiyatride kullanılan ilaçların bir kısmı (antidepressanlar ve antipsikotikler) Diğer farmakolojik ilaçlar (özellikle bulantı giderici ilaçlar) Diğer sebepler (Böbrek yetmezliği, Karaciğer sirozu gibi) İdiopatik (sebebi tespit edilemeyen) nedenler

    Prolaktin hormonu yükselince (hiperprolaktinemi durumunda) vücutta ne olur? -Adet düzensizlikleri (az adet olma, seyrek adet olma, adet olamama) -Meme ucu akıntısı (gebelik dışında süt gelmesi = galaktore). -Yumurtlamanın bozulmasına bağlı olarak gebe kalamama (kısırlık) görülebilir

    Ayrıca prolaktin yüksekliğine sebep olan esas hastalığa bağlı belirtiler ise şöyledir;

    Açıklama: http://www.jinekolognet.com/pictures/bullet2.gifHipofiz, hipotalamus belgelerinde diğer iç salgıların bozukluğu ve bunlara ait fonksiyon bozukluğu Tümörlerde baş ağrısı görme bozuklukları Tiroit bezi çalışma bozukluklarında; halsizlik, iştahsızlık, enerji azlığı, depresyon

    Tanı Eğer prolaktin seviyeleri yüksek ise yapılması gereken mutlaka troid hormonlarına bakılmalıdır. Ayrıca Hipofiz MR çekilir.

    Prolaktin yüksekliği nasıl tedavi edilir?

    Hiperprolaktinemi ilaç tedavisine iyi yanıt verebilmektedir. Tedavide ilaç kullanımı en geçerli ve sağlıklı yöntemdir, prolaktin hormonu üretimini ve kana salınımını denetleyen hormona yönelik ilaçlar kullanılır ve hastaların çoğunda ilaç tedavisi ile sorun ortadan kalkar. Ancak ilaç tedavisi yan etkilerden dolayı kolay bir tedavi değildir. Bazı hastalarda baş dönmesi, bulantı ve halsizlik, tansiyon düşüklüğü gibi problemler yaratabilir, bunlar zaman içerisinde azalır ve tedavi bittiğinde de kaybolurlar. Öncelikle Prolaktin düzeyini yükselten neden bulunmaya çalışılmalı ve bu neden tedavi edilmelidir. Şikâyet gebe kalamama olduğunda ve kişide prolaktin yüksekliği saptanmışsa genelde prolaktin seviyesini düşüren ilaçlar ve bazen beraberinde yumurtlamayı sağlayıcı ilaçlar kullanılır. Sorun göğüslerden süt gelmesi olduğunda ise prolaktin seviyesini düşüren ilaçlardan faydalanılır. Şikâyet adet düzensizliği olduğunda yine prolaktin seviyesini düşüren ilaçlardan faydalanılabilir ancak çocuk isteği olmayan bir kadında sadece belirtiyi ortadan kaldıran, yani adet kanamalarını düzene sokan doğum kontrol hapı gibi ilaçlardan da faydalanılabilir.

    Hipofiz Adenomunun Tedavisi

    Görüntüleme yöntemleriyle kişide hipofiz adenomu adı verilen iyi huylu tümörler saptandığında öncelikle bunun bası belirtileri yaratıp yaratmadığı araştırılır. Adenomlar iyi huylu tümörlerdir ve oldukça da sık gözlenirler, kanserleşme eğilimi göstermezler ve genellikle yavaş büyürler. Yapılan otopsilerde 70 yaşında olup şikâyeti olmadığı bilinen kadınlarda bile % 5 oranında hipofiz adenomuna rastlanabilmektedir. Hipofiz adenomlarının çapları bir santimetreden küçük olanlara mikro adenom, büyük olanlara makro adenom adı verilmekle beraber önemli olan adenomun boyutu değil çevre dokulara baskı yapıp yapmadığı, büyüme ve hormon salgılama hızıdır. Hipofiz adenomunun çevreye yaptığı baskının derecesi genellikle görüntüleme yönteminde net olarak izlenmekle beraber görme sinirine bası varlığını araştırmak amacıyla görme alanı muayenesine de başvurulur. Adenomların büyük kısmı prolaktin düşürücü ilaçlarla tedavi edilebilir. Böylelikle operasyonlara oldukça az başvurulmaktadır. Özellikle şiddetli belirtilere neden olan (şiddetli baş ağrısı, görme alanının çok daralmış olması) veya hızlı büyüme eğilimi gösteren adenomlarda ameliyat gerekebilir.

  • MINI IVF

    MINI IVF

    İlk tüp bebek uygulamalarında, çok yoğun ilaç kullanımıyla, çok sayıda yumurta elde etmenin, başarı şansını artırdığı düşünülmüştür.Ama son yıllarda, çok yumurtanın, yumurta kalitesini bozduğu ve gebelik şansını azalttığı ortaya çıktı.

    MİNİ-IVF protokolü nedir?

    MİNİ-İVF  Japonya’daki Kato Klinik tarafından geliştirilmiş çok özel bir protokoldür. Bu protokolde günlük iğneler ve  yüksek dozda ilaç kullanımı yoktur . Hatta sonrasında 10. Haftaya kadar uzanan progesterone iğnelerinin kullanımını da gerektirmeyen basitleştirilmiş tüp bebek tedavisidir. Özellikle yaşı ilerlemiş hastalarda başarı oranları diğer klasik tedavilerden daha yüksektir.

    MİNİ-İVF daha az sayıda ancak daha kaliteli yumurta geliştirilmesi esasına dayanır. Geliştirilen bu yumurtalar toplandıktan sonra klasik tüp bebek ve ICSI teknikleri uygulanır. Sonrasında oluşan kaliteli embriyolar hastaya transfer edilir. Bu tedavide farklı olan yumurta geliştirme yöntemidir. 
      

    MİNİ-İVF kimlere uygulanabilir?

    MİNİ-İVF te amaç çok sayı da yumurta elde etmek değil, kaliteli yumurtalar elde etmektir. Bu nedenle vücüdunuz bir yumurta üretse dahi tedavinin iptali yada yaşınızdan dolayı tedaviye alınmama gibi bir durum söz konusu değildir.Bir bebek dünyaya getirmek için sağlıklı  bir yumurtanın olması yeterlidir.

    Yaşı ileri olan ya da yumurtalık rezervi azalan kadınlarda; 

    Bu hastalarda daha az ilaç verilmesi  hastanın kendi hormonları ile yumurtaların gelişmesini ve daha kaliteli olmasını sağlar . 
    FSH hormonunuz yükselmiş olsa da hala adet görüyorsanız MİNİ-İVF ile hala gebe kalmak için bir şansınız olabilir.

    Yaşı genç olan ve çok sayıda yumurta üretimi olan kadınlarda;
    Özellikle polikistik over hastası olan  kadınlarda, hem daha kaliteli yumurta gelişimini sağlamak hemde hastayı hiperstimülasyon riskinden korumak için uygulanır. Fazla yumurta gelişimi de fazla miktarda östrojen hormonu üretimine ve buna bağlı olarak yumurta kalitesinin bozulmasına neden olur.  Bu nedenle çok az ilaç kullanılarak yumurtaların aşırı uyarılması engellenmiş olur.

    Tüp bebek tedavilerinde sağlıklı yumurta ve embriyo gelişimi olmayan hastalarda;
    Bu tedavi ile yumurtaların kadının kendi ürettiği hormonlar tarafından büyütülmesi sağlanarak daha kaliteli yumurta elde etmek amaçlanır.

  • RAHİM İÇİ ARAÇ ( RIA , SPİRAL)

    RAHİM İÇİ ARAÇ ( RIA , SPİRAL)

    RIA dünyada ilk kez 1909 ‘da Richter tarafından uygulanmıştır. Günümüzde gebeliğin önlenmesi  amaçlı en yaygın olarak kullanılan yöntem  RIA takılmasıdır .  Rahim içi araçlar halk arasında spiral olarak adlandırılırlar. Spiral koruyuculuğu uzun süren ,  geri dönüşlü bir doğum kontrol yöntemidir. Spiraller rahim içine yerleşecek boyutlarda  çoğunlukla bakır  içeren plastik medikal araçlardır. Cu içeren spiraller sadece aile planlaması amaçlı spirallerdir. Bunun yanında hormon içeren spiraller de vardır. Bu spiraller asıl olarak rahim kanamalarını azaltmak amacıyla kullanılır ancak beraberinde aile planlaması etkisi de vardır.

       Kısaca RIA (spiral ) çeşitlerinden bahsetmek gerekirse ; En çok kullanılan iki tip spiral vardır.

    1-Bakırlı RIA (Spiral ) : TCu 380 A ,Multiload (MLCu 250 ve 375 )ve Nova T (TCu 200 Ag ve 380 Ag)

    TCu 380 A  : Şekil olarak T harfine benzer.  Gövde bölümüne sarılmış 314 mm²bakırın yanı sıra, her iki kolda 33’er mm²’lik iki bakır bant bulunmaktadır. 10 yıl süreyle koruyuculuğu devam eder.

    Multiload (MLCu 250 ve 375): Dikey bir gövde ve bu gövdenin  üzerinde dikensi çıkıntıları olan at nalı şeklinde iki koldan oluşur.Gövde kısmında 250 veya 375 mm2 bakır sarılmıştır. İçerdiği bakır miktarına göre 3-5 yıllık koruyuculuğu vardır.

    Nova T (TCu 200 Ag ve 380 Ag) :Şekil olarak T harfine benzer.  Gövde kısmında gümüş çekirdekle stabilize edilmiş 200 ya da 380 mm2 bakır tel sarılmıştır. 5 yıl koruyuculuğu vardır.

     2-Hormonlu RIA lar ( Spiral) : Gövde kısmında progesteron  preparatı olarak Progestasert ile levonorgestrol (LNGg 20 ) içeren LevoNova ve Mirena vardır.

    T şeklindeki gövdesinde 52 mg levonorgestrel içeren bir silindir vardır. Günde 20 mikrogram levonorgestrel salarak 5 yıl süreyle korur.

    Spiralin koruyuculuğu ne zaman başlar ve ne zaman biter?

    Spiral takılır takılmaz koruyuculuk başlar .Spiral çekilir çekilmez de biter.

    Spiral kimlere takılır?

    **Çocuk sayısını tamamlamış veya en azından bir çocuğu olan kadınlara özellikle hormonal bir sistem kullanmak istemiyorsa.

    **Emziren kadınlara.

    **Sigara kullanımı, ileri yaş veya bazı nedenlerle  doğum kontrol hapı veya hormon içeren yöntemler kullanamayan kadınlarda.

    **Acil korunma amaçlı korunmasız ilişki sonrası  erken dönemde  spiral takılırsa gebeliğin rahme yerleşmesini engelleyebilir.

    Spiral kimlere takılmaz?

    **Spiral hiç çocuğu olmayan  kadınlara takılmaz.

    **Sebebi bilinmeyen anormal kanamalarda.

    **Bilinen bir gebelik varsa veya gebelik şüphesi varsa.

    **Cinsel yolla bulaşan bir hastalığı varsa.

    **Yakın zamanda geçirilen bir rahim enfeksiyonu varsa veya halen aktif bir genital enfeksiyon varlığında

    **Rahimde perde  olduğunda ve servikal yetmezlik olduğu  hallerde.

    **Bakıra allerjisi olan kadınlar .

    **Willson sendromu denilen vücutta bakır birikmesi ile giden bir genetik hastalığı olan kadınlara.

    **Pap smear sonucunun  anormal çıktığı hallerde.

    **Servikal erozyon teşhisi konulduğunda.

    **Kanama pıhtılaşma bozukluğu olanlarda.

    **Myomları  olan rahimde lokalizasyon ve büyüklüğüne göre takılmayabilir.

    **Kötü huylu tümör varlığında .

     Spiral  ne zaman takılabilir?

    Spiral adetin miktar olarak azaldığı günlerde takılır. Adet döneminde takılmasının iki sebebi vardır; birincisi adet dönemi kadının gebe olmadığının kanıtıdır. İkincisi adet döneminde rahim ağzının açılması ve spiralin daha rahat takılabilmesidir.

    Normal doğum gerceklestikten sonra ilk 48 saat icerisinde veya 40 gün  sonra spiral takılabilir. Normal doğum sonrası ilk 40 gün cinsel ilişkide bulunulmadığından  adet beklemeye gerek yoktur.

    Spiral düşük ve küretaj sonrası müdahalenin hemen ardından takılabilir.

    Spiral uygulaması nasıl olur?

    Spiral uygulaması oldukça kolaydır. Uygulama sırasında anesteziye ihtiyaç yoktur ancak bazen hastanın isteği üzerine hafif anestezi de uygulanabilir.

    Hasta jinekolojik masaya yatırılır. Vajen ve rahim ağzı antiseptik solüsyonlar ile temizlenir. Hasta ile birlikte karar verilen spiral rahim içine uygun yöntemle yerleştirilir. Spiralin ipleri rahim ağzından hafifçe sarkacak şekilde kesilir. Spiralin iplerinin olması rahimden rahatça çıkarılması için gereklidir.

    Spiral kullanımı sırasında acil doktora başvurulması gereken durumlar: 
    **Anormal vajinal kanamalar

    **Adet gecikmesi

    **Şiddetli kasık ağrısı , ani kramplar 

    **Açıklanamayan ateş ve titreme nöbetleri

    **Kötü kokulu akıntı, kötü kokulu adet ve ilişki sonrası koku hissetme 

    **Spiralin cinsel ilişki esnasında  partneri tarafından spiralin hissedilmesi (normalde spiral asla hissedilmez. Eğer hissediliyorsa büyük ihtimalle  spiral yerinden kaymıştır).

    Spiral takıldıktan sonra dikkat edilmesi gereken haller:

    **Spiral takıldıktan hemen sonra  geçici ağrı ve kramplar gözlemlenebilir. Ağrı kesiciler kullanılabilir.

    **Spiralde kayma en çok ilk 1 ayda olduğundan ilk kontrol 1.ayda sonra 6 .ayda daha sonra da hiçbir şikayet olmasa da senede bir jinekolojik olarak kontrol edilmelidir.

    **Adet dönemlerinde rahim ağzı daha açık olduğundan karın içi basıncın artıracak hareketlerden kaçınılmalıdır.(ıkınma , ağır yük kaldırma, aşırı öksürük gibi)

    **Spiral takıldıktan sonra proflaktik antibiotik kullanımına yer yoktur. Ancak kişisel hijyene dikkat edilmelidir.

    Spiral (RİA) gebeliğin oluşmasını nasıl önlemektedir?

    Spiralin bakır içeriğinin spermlere öldürücü etkisi vardır. Ayrıca spiralin rahim içerisinde oluşturduğu iltihabi durum gebeliğin  rahme yerleşmesini  önler. Progesteron ihtiva eden spiraller, yumurtlamayı önleyici güce sahiptir. Progesteron içeren Mirena  servikal mukusu kalınlaştırır. Bu sayede spermlerin geçisini önler.

    Spiralin gebelikten korumada başarı oranı nedir?

    Hiçbir doğum kontrol yöntemi % 100 koruma sağlamaz. Spiral oldukça etkin ve güvenilir bir doğum kontrol yöntemi olarak kabul edilir. 1 sene icerisinde hamile olma riski neredeyse %1 – 3 arasındadır.

    Spiral kullanırken hamilelik meydana gelir mi?

    Evet spiral kullanılırken de hamile kalma  riski vardır. Spiral kullanırken  hamilelik meydana gelmesi  sıklıkla spiralin  düşmesi veya yerinden aşağı doğru kayması sonucu  meydana gelir. Ancak bazen Spiral rahim içinde istenilen yerde  iken de  gebelik  oluşabilir. Bu durumda  gebeliğin devamı  isteniyorsa spiralin derhal çıkarılması gerekir. Çünkü spiral rahim içinde kalması enfeksiyon ve septik şoka  neden olabilir.

    Ancak spiralin cıkarilması gebeliğin  düşmesine neden olabilir. Hamilelik sonlandırılmak isteniyor ise, o zaman küretaj yöntemine başvurulabilir.  Gebeliğin  ilerlediği durumlarda  spiralin çıkartılması  mümkün değildir. Bu durumda gebelik spiralle birlikte devam edebilir. Bu durumda sanıldığı gibi bebekte herhangibir anomaliye neden olmaz.

    Spiral kullanımı  dış gebelik oluşmasına yatkınlık yapar mı?

     Spiral kullanırken  gebe kalan  kadınlarda, oluşan  gebeliğin dış gebelik olma ihtimali spiral kullanmayan kadınlara oranla daha yüksektir. Bu oran hormonlu spiral kullanımında daha da yüksektir.

    Spiral kısırlık yapar mı?

    Spiral kullanımı genital enfeksiyon riskini artırır . Dolayısıyla özellikle tüp ve yumurtalıkları tutan klamidya , gonore (bel soğukluğu) enfeksiyonlar yapışıklıklara neden olarak ,normal doku yapısının kaybolmasına neden olarak kısırlığa neden olabilir.

  • VAJİNİSMUS VE KADIN GENİTAL YAPISI

    VAJİNİSMUS VE KADIN GENİTAL YAPISI

    Vajinismus ve Kızlık Zarı

    Kızlık zarı tıpta ‘himen’ olarak bilinmektedir. Vajinismus ile kızlık zarı yapısının bir ilgisi var mı bunu anlamak için kızlık zarı yapısı ve kızlık zarı tiplerini bilmek gerekir.

    Kızlık zarı nerededir?  Kızlık zarı (himen) vajinanın hemen girişinde yer alan 1.5 – 2 mm ebatlarında ince ve çoğu zaman elastik bir deri katlanışından oluşmaktadır. Ortası deliktir. Bu delikten adet kanı dışarıya akmaktadır. Çok nadiren ortasında delik bulunmaması gibi doğuştan gelen kusurlar neticesinde kişi buluğ çağına geldiğinde adet görememe ve karın ağrısı şikâyetleri ile hekime başvurmaktadır (imperfore himen) ve bu durumda zar cerrahi işlemle açılmaktadır.

    Kızlık zarı yapısı nasıldır?Kızlık zarının yapısı çoğu zaman elastik olmakla birlikte bazen (sert) olabilir. Çoğu zaman yuvarlak (halka) şeklinde olmakla birlikte, ortasında perdeli, ince delikli ve yarımay şeklinde yüksek kenarlı tipleri de olabilmektedir.Vajinismus ilişki sırasında birleşme anı geldiğinde kaygı ile kadının kendisini kasması ve cinsel birleşmeye engel olması halidir. Çoğu zaman durum tamamen psikolojiktir; korku ve kaygıyı azalttıkça sorun rahatlıkla çözüme kavuşmaktadır. Ancak nadiren bazı durumlarda kızlık zarına bağlı doğuştan gelen kusurlar (perdeli kızlık zarı, sert kızlık zarı, elek şeklinde veya yarımay kızlık zarları) vajinismus sorununa yol açabilir. Kızlık zarı cinsel ilişki sırasında penise baskı uygulayarak, kasılmanın da etkisi ile ilişkiye izin vermeyebilir.

    Vajinismusta kızlık zarı problemleri nasıl anlaşılır? Vajinismus sorunu yaşayan bir kadında ilk seansta deneyimli bir jinekolog tarafından jinekolojik muayene yapılması zorunludur. Yapılan jinekolojik muayenede kızlık zarı ile ilgili doğuştan gelen bir kusur varsa bu 10-15 saniyelik görsel bir inceleme sonrasında rahatlıkla belirlenebilmektedir.
    Vajinismusa kızlık zarı kusuru eşlik ederse…Bu durumda cerrahi işlem ile kızlık zarının çıkartılması (himenektomi) veya kızlık zarına kesi atılması (himenotomi) operasyonları şarttır.
    Vajinismusta kızlık zarı ameliyatları her zaman gerekli değildir… Vajinismus sorunu yaşayanların pek çoğunun kızlık zarı jinekolog tarafından gereksiz yere alınmaktadır. Kızlık zarı ile ilgili bir sorun olmadığı sürece ameliyatla kızlığın alınması kesinlikle sorunu çözmeyeceği gibi çözümü daha da zorlaştırmaktadır. Tedavi sürecini iyice karmaşık hale getirir
    Özet olarak; Vajinismus çoğunlukla bir kızlık zarı veya vajina sorunu değildir ve sorunun kaynağı genelde psikolojiktir.

    Küçük yaşlardan itibaren geleneksel yetiştirme tarzı ve duyulan abartılı ilk cinsel deneyim hakkındaki mesajlara bağlı gelişen bir kaygı bozukluğu sonrasında ortaya çıkan refleks kasılmalarla cinsel ilişkinin gerçekleşememesi durumudur.
    Cinsel ilişkiye giremeyen kadınlarda kızlık zarı ile ilgili anatomik engeller varsa cerrahi işlemler uygulanabilir. Bu cerrahi işlem sonrasında da çoğunlukla cinsel terapi yapılmalıdır. Nitekim fiziksel engeller, zaman içerisinde psikolojik sorunlara neden olabilmektedir.
    Vajinismus hastalarında kızlık zarında bir sorun olmadığı halde, gereksiz şekilde kızlık zarının alınması veya kesilmesi ise sorunu çözmeyecektir.

    Vajinismus ve Klitoris

    Clitoris cinsel zevk almada önemli görevi olan bir yapıdır. Vajinismus hastalarında cinsel birleşme olmadan dışardan uyarılma ile klitoral orgazm olabilirler. Bu eşleri tarafından veya kendileri klitorisi uyararak orgazm sağlayabilir.
    Cinselliğin temel amacı haz almak, keyif almaktır. Vajinismus sorunu yaşayan kadınların pek çoğunun ortak özelliği kendi vücutlarını yeterince tanımamalarıdır. Çoğu, hayatları boyunca kendi cinsel organlarına ayna ile bakmamış, dokunmamışlardır. El aynası ile genital organlarına baktıklarında korkan, hatta tiksinen hastalar bulunmaktadır.
    Vajinismus sorunu yaşayan kadınların kendi cinsel organlarına ayna ile bakması, mastürbasyon yolu ile klitoris ve diğer haz bölgelerini keşfetmesi, yani kendi vücudunu mutlaka tanıması gereklidir. Aşırı tabularla yetiştirilmiş kadınlarda bu tür uygulamalar son derece zor ve zahmetlidir.
    Yetiştirme tarzındaki yanlışların giderilmesi, doğru cinsel bilgilendirmenin sağlanması, klitoris, kızlık zarı ve cinsellik ile ilgili yanlış bilgilerin düzeltilmesi vajinismus hastalarının tedavisindeki ilk aşamadır.

    Klitorisin anatomik yapısı ve fonksiyonu nedir?

    Klitoris; her iki küçük (iç) dudağın üstte birleştiği noktada dışarıdan bakıldığında görülen baş kısmı, doku içerisine gömülü gövde ve her iki yöne uzanan bacak kısımları ile kadınlarda cinsel hazzı ve orgazmı sağlayan temel organdır.Cinsel ilişkide klitoris aynı erkeğin penisi gibi kanla şişerek genişlemekte ve buradan aldığı uyarının beyne taşınması ile orgazm fonksiyonu ortaya çıkmaktadır. Orgazmın kaliteli olması cinsel ilişkide tatmin için son derece önemlidir.
     

    Kadınlarda kaç çeşit orgazm vardır?

    Klitoral orgazm: Kadınların bir kısmı klitoris uyarısı ile dıştan sürtünerek orgazmı yaşayabilirler Sürtünme genelde elle, penisle, yabancı bir cisimle veya partnerin vücudu ile olur.

    Vajinal orgazm: Daha az kadında hem dıştan sürtünme yolu ile hem de penis vajina içerisinde yani ilişki sırasında) orgazm olabilirler
     

    Vajinismus ve Vajina

    Vajinismus ve vajina kelimeleri çoğu kez birbirine çağrışım yapmaktadır.

    Vajinismus vajina sorunu mudur?

    Vajinismus vajina sorunu mudur, vajinismus ismi vajinadan mı gelir gibi sorular aklınıza gelebilir. Hatta hastaların pek çoğu vajinismus yerine yanlış şekliyle “vajinamus” kelimesini telaffuz etmektedirler.Vajinismus cinsel ilişkideki istem dışı kasılmalara bağlı olarak gelişen cinsel ilişkiye girememe sorunudur. Genelde kasılmalar tüm vücutta olabildiği gibi genelde vajinanın 1/3 alt kısmında yer almaktadır. Bu şekilde ilişki gerçekleşemez.

    Vajina nasıl bir organdır?Vajina 8 ile 10 cm arasında uzunluğa sahip, enleme ve uzunlamasına genişleme kapasitesine sahip, bağ ve kas dokularından oluşan bir organdır. Cinsel ilişki ve doğumun gerçekleştiği bir geçiş bölgesidir. Aynı zamanda rahimden çıkan adet kanı da vajina yolu ile dışarı taşınmaktadır.Vajina içindeki tırtıklı yapı, ilişkideki hazzı arttırmakta ve dokunun esnemesine neden olmaktadır (ruga vagina).Vajinismus kelimesi her ne kadar içerisinde vajinayı çağrıştırsa da; aslında vajinismus vajina ile ilgili bir problem değildir. Sorun, kaygıya bağlı istemsiz vajinal kas kasılması ve cinsel ilişkinin olamamasıdır.Vajina içinde hazzın en yoğun yaşandığı alanlar giriş kısmıdır. Derine inildikçe haz azalmaktadır. Vajina en derin kısmında rahim ağzı tarafından kapatılmakta ve en derindeki dört kısmı da kör ceplerle sonlanmaktadır (forniks vajina).

    Vajina darlığı ve vajinismus

    Vajinismus sorunu yaşayan hastaların pek çoğu vajinalarının dar olduğu yönünde bir düşünceye sahiptir. Yapılan jinekolojik muayenelerde vajina darlığı çok çok nadir görülmekte ve bu tür kaygıları boşa çıkartmaktadır.

    Doğuştan gelen vajina problemleri vajinismusa neden olabilir mi?

    Vajinanın doğuştan dar olması (müllerian agenezi), vajina içerisinde yer alan bölmeler (vajinal “septum” lar), vajina içerisinde yer kaplayan oluşumlar (kistler, vajina içine doğmuş myomlar, genital dev kondilomlar) vajinismusa neden olabilmektedir. Ancak bu tür durumlar tüm vajinismus hastaları içerisinde %1’den daha az bir oranda izlenmektedir.
    Vajinismus genelde vajina sorunu değildir.Vajinismus çoğu zaman bir vajina veya kızlık zarı sorunundan çok, geçmişte alınmış negatif cinsel mesajlara bağlı bir kaygı sorunudur. O yüzden vajinismus hastalarına daha ilk seansta yapılan basit bir jinekolojik muayene kesin tanı koydurucudur.
     

    Vajinismus vajina ile ilgili doğuştan problemlere bağlıysa?Vajinismus hastalarının daha ilk seanslarında yapılan jinekolojik incelemede vajina ile ilgili doğuştan gelen sorun görülürde cerrahi yöntemler tercih edilmektedir.
    Vajinismus sorununa yol açabilecek vajina darlığı varsa genişletme ameliyatları, vajina içerisinde “septum” adı verilen ara bölmeler varsa bunların ameliyatla kesilip çıkartılması gibi cerrahi işlemler tercih edilmektedir.
    Vajinismus sorunu kızlık zarı ve vajina ile ilgili doğuştan problemlere bağlıysa mutlaka basit cerrahi işlemlerle çözüme kavuşmaktadır. Ancak gereksiz yere yapılan ameliyatların, sorunu çözmeyeceği de bilinmelidir.
     

    Vajinismus ve PC Kası

    Vajinismus hastalarının pek çoğu cinsel ilişki sırasında vajina kaslarını ileri düzeyde kasmakta ve girişe adeta geçit vermemektedir. İstemsiz kasılan pelvis taban kasları ilişkiye engel olmaktadır.Cinsel ilişkide kasılarak birleşmeyi engelleyen en büyük pelvik kas, ‘pubococcygeus kası’ olarak bilinen PC kasıdır.
    PC kası istem dışı şekilde kasılarak vajina ‘etten bir duvara dönüşür’ ve cinsel ilişkide birleşme imkânsız hale gelir.
    PC kası nerededir?Leğen kemiği tıpta “pelvis” olarak geçer. Leğen kemiği içerisinde yer alan rahim, tüpler, kalın bağırsağın son kısımları, mesane “pelvik organlar” olarak bilinmektedir.Vajina ve leğen kemiği içerisinde bir sürü kas grupları vardır, ki bunlar içerisinde en iyi bilineni “PC kası” dır.
    PC kası “Pubococcygeus kası” (Pubokoksigeus kası) kısaltması olarak kullanılmaktadır.
    PC kası pelvik kaslar arasında, cinsel ilişki sırasındaki en önemli kas grubudur. Diğer pelvis kasları arasında bulbospongioz kası, transvers perine kasları, bulbokavernoz kası gelmektedir.
    PC Kası neden kontrolden çıkar?Normalde PC kası normalde kendi kontrolümüz altındadır, yani kendi istemimiz ile kasıp gevşetebildiğimiz bir kastır. Nitekim PC kasını idrarımız geldiğinde tuvalete yetişirken kasarız (yani kendimizi tutarız), idrar yaparken ise gevşetiriz. Vajinismus problemli kişilerde PC kası cinsel birleşme anı geldiğinde kontrolsüz olarak (kendi başına) kasılmaktadır. Bunun nedeni bilinçaltının devreye girmesidir. Yüze doğru gelen yabancı bir cisme karşı göz kapağımız nasıl refleks olarak kasılıp gözümüzü koruyorsa, vajinismus hastalarında da vajina kasları birleşme anı geldiğinde benzer şekilde kasılarak cinsel penetrasyona (birleşmeye) engel olmaktadır.
    Vajinismus sorunu yaşayanlar başta PC kası olmak üzere tüm pelvik kaslarını kasmakta ve böylelikle ilişkiye izin vermemektedirler. Hatta bu kasılmalar çoğu zaman pelvik kaslarla sınırlı kalmayıp kasık, karın, bacak, gözde, sırt, ayak parmakları ve yüz kaslarına kadar yaygın olabilmektedir. Aslında kasılmaların şiddeti vajinismus sorununun da boyutu ile ilişkilidir.

    Erkek eş vajina kasındaki kasılmaları nasıl hisseder?

    İstem dışı kasılmalar erkek eş tarafından, ilişki sırasında “duvara çarpma hissi” yaratır. Sanki vajina girişinde “etten bir duvar” var da penis buraya temas ediyormuş hissi oluşturur.Vajinismus hastalarındaki kontrol dışı vajinal kasılmalar, vajinismus tedavisi sırasında yeniden oluşturulan “kas hafızası” (kas belleği) ile giderilebilir. Yeniden oluşturulan kas hafızası sayesinde PC kası iradeli bir şekilde kasılıp gevşetilebilir hale gelebilir.
    Vajinismus tedavisi başarısındaki en önemli teknikler de kadındaki kaygı düzeyini azaltarak, PC kasını ve diğer vajina kaslarını kontrol etmeye dayanmaktadır.

    PC kasındaki kasılma cinsel acıya ya da giriş sorunlarına nasıl katkıda bulunur?

    Vajinismusta etkili olan pelvik taban kaslarına pubococcygeus (PC) kas grubu adı verilir. PC kas grubunun kadının üreme sisteminde, idrar yolları ve bağırsakları üzerinde çok önemli bir rolü vardır. Bu kaslar kadının idrara çıkmasını, cinsel ilişkide bulunmasını, orgazm yaşamasını, apteste çıkmasını ve çocuk doğurmasını sağlar. Bu yüzden bazen onlara pelvik taban kasları, vajina kasları ya da aşk kasları adı da verilir.Vajinismusta zihin ve vücut girişe karşı bir kas belleği ya da şartlı bir tepki oluşturur. Vücut girişten ötürü acı beklemeyi öğrenmiştir, bu yüzden güçlü PC kası, cinsel birleşme acısı potansiyeline karşı sıkı sıkı kasılır, tıkanır. Bu, bize bir şey atıldığı zaman otomatik olarak gözümüzü kırpmamız ya da çekilmemiz gibidir. Bu, kadının yapmayı düşündüğü bir şey değildir, sadece kendi kendine gerçekleşir. Ne yazık ki, PC kas grubunun sıkışması acıyı engellemek yerine nihai olarak acıya neden olur; acıya karşı bir savunma mekanizması olmaya çalıştığı halde tam tersi bir sonuç oluşur. Spazmlar girişten ya da hareketten sonra yanma ya da acıya neden olur ve girişi tamamen kapatabilir.PC kas grubu büyük ve çok güçlüdür. İdrar yolu açıklığını, vajinayı ve anüsü sekiz sayısına benzeyen bir şekilde çevreler; kasların bir halkası vajina bölümünün, diğeri ise anüs bölümünün etrafındadır. Bu kaslar, her iki tarafta da, karında ve pelvik organlarını bir ağ gibi yerinde tutmak için iskelete bağlıdır.

    PC Kasları – Kadının pelvik tabanının anatomisi, pubococcygeus ya da PC kas grubu adı verilen iç kasları vurgular. Bu kas grubu, vajinismus yaşandığında istemsiz bir şekilde spazm yapar. Bu güçlü kas grubu hem vajinal bölgesinin tamamını, hem de anüsün etrafını çevreler.Hiçbir zaman tamamen gevşemeyen, her zaman kısmen kasılı olan PC kasları, ihtiyaç hissettikleri anda harekete geçmeye hazırdır, kadın farkında bile olmadan güçlü bir şekilde sıkışırlar. Örneğin, kadın bunun üzerinde hiç düşünmeden uygun bir zaman gelene dek kadının idrarını ya da büyük abdestini tutmasını sağlarlar. Vajinismusta, giriş çabasında bulunulduğunda PC kasları, bilinçli bir niyet (düşünce) olmadan istemsiz olarak sıkışır ve vajinal açıklığı kapatır. Cinsel birleşmeyi rahatsız, acı veren ve erişilmeyen bir şey yapan da bu sıkışmadır. Sık sık neyin neden olduğu bilinmeyen bir acı hissedilir. Bir şeylerin yanlış gittiğini bilen ama sorunun vajinismus olduğunu ve tedavisinin mümkün olduğunu bilmeyen kadın da genelde sıkıntıya düşer.Vücudu Yeniden EğitmekPC kas grubunu cinsel birleşme beklentisine farklı bir şekilde tepki göstermesi için yeniden eğitmek vajinismusun başarılı tedavisinin anahtarını oluşturur. Bu kas grubunun bilinçli olarak yönetimini ele almayı öğrenme süreci, artık istemsiz sıkılığın gerçekleşmemesi üzere şartlı refleksi değiştirir (kas belleklerini ya da şartlı tepkileri değiştirir). Etkin program adımları bütün tetikleyicilerin çözümlenmesi için hem vücut, hem de zihnin öğelerini kapsamlı olarak ele alır. Böylece, cinsel birleşmeye çalışıldığında artık istemsiz spazmlar gerçekleşmez ve acı ortadan kalkar.

  • PAP SMEAR …

    PAP SMEAR …

    Pap smear (veya smear testi) jinekolojide kullanılan bir  tarama testidir. Serviks (rahim ağzı) kanserlerinin tarama testi olarak kullanılan bu test erken tanı sağlama olanağı sunmaktadır. Rahim ağzından alınan hücre örneklerinde görülen anormal hücreler kanser öncüsü lezyon olabilir ve erken tanı sayesinde kanser gelişmeden önlenebilir.

    Test ne zaman yapılmaya başlanmalı? 

    Servikal kanserin erken teşhisine yönelik PAP smear taramasıyla ilgili olarak Amerikan Kanser Derneği (American Cancer Society, ACS), kadınların ilk cinsel deneyimden 3 yıl sonra veya cinsel hayatı aktif olsun ya da olmasın 21 yaşına geldiklerinde, 30 yaş ve üzerinde her 3 yılda bir kez PAP smear testi yaptırmalarını önermektedir. 30-65 yaş arası pap smear ve Hpv test (combi test olarak) her 5 yılda bir kez önerilmekte ,sadece Pap smear testi yapılacaksa yine her 3 yılda bir kez yapılması önerilmektedir.

    Amerikan Obstetrisyen ve Jinekologlar Kurulu (American College of Obstetricians andGynecologist, ACOG), hayatı boyunca herhangi bir dönemde veya halen cinsel aktif olan ya da 21 yaşına gelmiş tüm kadınların yıllık pelvik muayene ve her 3 yılda bir kez PAP smear yaptırmalarını, 30-65 yaş arası pap smear ve Hpv test(combi test olarak) her 5 yılda bir kez önerilmekte, sadece Pap smear testi yapılacaksa yine her 3 yılda bir kez yapılması önerilmektedir. 21 yaş altında Pap smear rutin inceleme olarak önerilmemektedir.

    PAP SMEAR TESTİ YAPILMA SIKLIĞI TABLOSU

    YAŞ                         ACS American Kanser DerneğiACOG  Amerikan Obstetrisyen ve                                                                                                              Jinekologlar Kurulu

    21 – 29    Her 3 Yılda 1 Kez

    30 Yaş ve Üstü              Her 3 Yılda 1 Kez veya HPV testi ile PAP Smear Testi kombine edildiğinde Her 5 Yılda 1                                        Kez Yapılmalı    

    Smear testi ne zaman sonlandırılmalı ?

    Total Histerektomi (Rahimin alınması) ameliyatından sonra (eğer rahim ağzında kanseröz veya prekanseröz (kanser öncüsü) lezyon saptanmamışsa rutin Pap smear testi sonlandırılabilir. 65-70 yaşın üzerinde ve son 10 yılda anormal PAP test sonucu olmayan, üç veya daha fazla normal PAP test sonucu olan kadınların servikal kanser tarama programından çıkarılmaları önerilmektedir.

    Smear testinin iyi sonuç vermesi için test öncesi dikkat edilmesi gereken hususlar; Smear testi öncesi iki gün süreyle cinsel ilişkiden, bölgeyi antiseptikli sıvılarla yıkamaktan, sperm öldürücü köpük, krem veya jel kullanmaktan kaçınılmalıdır.

    Pap smear testi sonucu anormal gelirse ne yapılır?

    Pap smear testi anormal gelirse kolposkopi ile ileri bir inceleme yapılır ve gerekli görülen yerlerden biyopsi alınır ve patolojik inceleme yapılır..