Etiket: Tek

  • Gevşeme Teknikleri : Gevşemeye Yönelik Temel Yetenekler

    Gevşeme Teknikleri : Gevşemeye Yönelik Temel Yetenekler

    GEVŞEMEYE YÖNELİK TEMEL YETENEKLER

    Rahat bir konum alarak gevşemeye hazırlanın …üzerinizde rahat giysiler olsun..sizi sıkan bir giysiniz varsa gevşetin..ve yirmi ila otuz dakikalığına rahatsız edilmeyeceğinizden emin olun …unutmayın ki gevşeme yalnız başına gerçekleştirilebilecek bir süreçtir..ve gevşemeyi öğrenmek gevşemenin gerçekleşmesi için uygun şartları hazırlamayı öğrenmektir..aslında nasıl gevşediğinizi tam olarak hiç kimse bilemez…gevşetici düşüncelere daldığınızda bedeniniz de kendini gevşemeye bırakır…aslında nasıl yürüdüğünüzü,nasıl konuştuğunuzu ya da nasıl başınızı kaşıdığınızı da tam olarak bilemeyiz..yalnızca bunları yapmaya karar verirsiniz ve bedeniniz de bunu yerine getirir…aynı şekilde kendinizi serbest bırakma ve gevşeme kararınızı da yerine getirir..gevşemeyi öğrendiğinizde ne kadar hızlı gevşediğinizi ya da yeterince derin gevşeyip gevşemediğinizi lütfen dert etmeyin…gevşeme pratiğiniz süresince değişik zamanlarda değişik oranlarda gevşeyebildiğinizi göreceksiniz…

    Derin ve yavaş birkaç nefes alıp gevşemeye başlayın …ve sadece bedeninizde hissettiğiniz her türlü gerginlik ya da stresin hafiflemeye başladığını imgeleyin…her nefes alışınızda içinizin temiz ve taze havayla ,enerjiyle dolduğunu imgeleyin…nefes verdiğinizde gerginlik ve rahatsızlıklardan kurtulun… bir biçimde nefesinizle birlikte bedeninizi terk ettiğini imgeleyin…zorlamaya ihtiyaç yok…sadece imgeleyin…içinize enerji alın ve gerginliği dışarı verin…güzel…( 3-5 kez bunu yapın..)… şimdi nefesinizin doğal ritmine geri dönmesine izin verin..nefes alıp vermek …şimdi nefesinizin doğal ritmine geri dönmesine izin verin…

    Şimdi tüm zihninizle sol ayağınıza odaklanın …yalnızca orada söz konusu olabilecek gerginliğe odaklanın..ve sol ayağınızı gevşemeye davet edin.. ve o gerginliğin uzaklaşmasına izin verin…sol bacağınızda olabilecek her türlü gerginlikten kurtulun..serbest bırakın ve gevşeyin… sol ayağınızın daha da rahatlamasına izin verin…şimdi sol ayağınızın daha da gevşemesine ve daha da rahatlamasına izin verin…ayağınızın derinlerinde başlayan gerçekten hoş ve sıcak bir gevşeme hissi…

    Ve şimdi sağ ayağınızda olabilecek gerginliklere odaklanın…ve sağ ayağınızı serbest bırakıp gevşemesini sağlayın…sağ ayağınızın derinlerinde başlayan gevşemenin size hissetirdiklerine odaklanın…her iki ayağınızda …ayaklarınızın daha da rahat bir konuma ulaşmasını ve daha da gevşemesini sağlayın…ayağınızdaki gevşeme derinleştikçe sol baldırınızda olabilecek gerginliklere odaklanın…sol baldırınızdaki kaslarda olabilecek gerginliklerin hafiflemesine izin verin ve gevşeyin..yalnızca serbest bırakın ve gevşemesine izin verin…sağ uyluğunuzdaki kaslarda olabilecek gerginliklere odaklanın.sağ uyluğundaki kasları serbest bırakıp gevşemesini sağlayın..

    Gevşemeye izin verdiğinizde bedeniniz gevşeyecektir…Kalçalarınızdaki kaslara odaklanın…bedeninizin bu çok önemli bölümündeki gerginliklere odaklanın..bedeninizin oldukça güç fonksiyonları olan bu bölüme.. bedeninizin bu bölgesinde olabilecek gerginliklerin hafiflemesini sağlayın.. ve gevşeyin..belinizde ve karın bölgenizdeki kaslarda olabilecek gerginlik ve streslerin hafiflemesini sağlayın..gevşeyin..bedeninizin bu bölgesinin de daha derin ve daha rahat bir gevşeme hissine katılmasını sağlayın…karın boşluğundaki organlarda olabilecek gerginliğin hafiflemesini sağlayın…ve gevşeyin..göğsünüzdeki kaslarda olabilecek gerginliklerin hafiflemesini sağlayın…ve gevşeyin..bırakın gevşeme her bölgede daha da derinleşsin … omuz kaslarınızı serbest bırakın ve gevşesin..kollarınızın üst bölgeleri…bırakın gevşesin ..rahatlasın…kollarınızdaki ve dirseklerinizdeki gerginlikten kurtulun..bilekleriniz…eleriniz…ellerinizi serbest bırakın..

    Şimdi boyun kaslarınızda olabilecek gerginliklere odaklanın…başınızı bütün gün boyunca dik tutan kaslar..artık onların iyice dinlenmesine izin verin..

    Şimdi alnınızda ve kafa derinizde hissedebileceğiniz gerginlikler hafiflesin ve gevşeyin…yüzünüzdeki kaslara iniyor..yanaklarınıza… çenenize.. çene kaslarınız gevşiyor…yüzünüzde bir hafiflik ve rahatlama hissi..

    Ve bedeninizin daha gevşemiş olduğunu hissediyorsunuz..zihniniz de daha sakin… ve yine …bedeninizin ve zihninizin bu daha derin ve daha rahat konumunu birkaç dakikalığına yaşayın…

  • Anoreksiya,Yeme Bozukluğu,Aşırı Kilo Kaybı

    Anoreksiya,Yeme Bozukluğu,Aşırı Kilo Kaybı

    Anoreksiya aşırı diyet yapma sonucu oluşan önemli derecede kilo kaybıdır.

    Anoreksikler kiloları ne olursa olsun kendilerini şişman hissederler. Çoğu kez anoreksikler normalden daha zayıf olduklarını farketmezler ve 45 kg olsalar bile kendilerini şişman kabul ederler. Dahada zayıf olma çabaları içinde anoreksikler, her koşulda yemek yemekten ve kalori almaktan kaçınırlar. Bu hastalığın %10-20 oranı, oluşan çeşitli komplikasyonlar nedeniyle ölümle sonuçlanır.

    Anoreksikler genelde mükemmeliğe ulaşmaya çalışırlar. Oldukça yüksek hedefler belirlerler ve kendilerini sürekli olarak ıspatlamak zorunda hissederler. Genelde başkalarının ihtiyaçlarını hep kendi ihtiyaçlarının önünde tutarlar. Anoreksik bir hasta yaşamda kontrol edebildikleri tek olayın yemek ve kiloları olduğunu düşünürler. Her sabah tartı üzerindeki sayı, zayıf olma hedeflerinde başarılı olup olmadıklarını belirler. Kilo kaybetmeyi başardıklarında kendilerini güçlü ve kontrolde hissederler. Genelde kalorilerine ve kilolarına yoğunlaşmaları istemedikleri duyguları bloke etmenin bir yoludur. Anoreksikler için, problemlerle direk olarak baş etmektense kilo vermek daha kolaydır. Genelde bu kişilerin kendilerine güveni çok azdır ve bazen yemek yemeyi haketmediklerini düşünürler. Çoğunlukla bir sorun olduğunu inkar ederler. Açlık duygusunu sürekli olarak inkar ederler. Kendilerine yardım edilmeye çalışıldığında şiddetle direnirler çünkü terapi onlar için sadece yemek yemeye zorlanmak demektir. Problemleri olduğunu bir kere kabul ettikten sonra ve yardım almayı kabul ettikten sonra tedavi edilebilirler. Bunun için hem psikolojik, hem tıbbi hemde beslenme açısından yaklaşılan kombine bir tedavi yöntemi uygulanır.

    Belirtiler

    1. Gözle görülür kilo kaybı

    2. Gittikçe içe kapanma

    3. Aşırı derecede egzersiz yapma

    4. Kilo almaktan şiddetle korkmak

    5. Yorgunluk

    6. Sürekli üşümek

    7. Kaslarda güçsüzlük

    8. Yemeklere, kaloriye ve yemek tariflerine obses olmak

    9. Yemek yememek için sürekli bahane bulmak (ör: daha önce yedim, kendimi iyi hissetmiyorum gibi)

    10. Alışılmadık yemek yeme alışkanlıkları (ör: Yemekleri minik parçalara bölmek)

    11. Yiyecek yanında farkedilebilen bir rahatsızlık

    12. Çok ince olmasına rağmen aşırı şişman olduğundan yakınmak

    13. Başkaları için yemek pişirme ama kendisinin yememesi

    14. Sadece diyet yiyecekleri ile yemekleri sınırlamak

    15. Yemek yediği için utanç yada suç hissetmek

    16. Depresyon, Depression, sinirlilik, ani duygu değişimleri

    17. Kusarak, müshil ilacı yada diet hapı kullanarak kilo kontrolü sağlama

    18. Düzensiz adet görmek

    19. Adetin durması

    20. Kilo kaybını saklamak için bol kıyafetler giymek

    21. Sürekli tartı üzerinde kilo kontrolü yapmak

    22. Baş dönmesi ve bayılma

    23. Topluluk arasında yemek yemekte zorlanma

    24. Yemek yeme düzeni konusunda oldukça ketum

    25. Neredeyse beyaza kaçan solgun bir yüz

    26. Başağrıları

    27. Mükemmelliyetçi yaklaşım

    28. Kişisel değerini ne yiyip yemediği ile belirlemek

    29. Kilo kaybını açıklayabilecek hiç bir fiziksel sorunun olmaması

    Bedensel/Tıbbi Komplikasyonlar

    1. Yorgunluk ve enerji eksikliği

    2. Adetin durması

    3. Cilt problemleri

    4. Saçların ve tırnakların zayıf olması ve kolay kırılması

    5. Baş dönmesi ve baş ağrısı

    6. Aşırı su kaybı

    7. Nefes darlığı

    8. Kalp atışında düzensizlik

    9. Ellerin ve ayakların soğuk olması

    10. Şişkinlik

    11. Kabızlık

    12. Saç kaybı

    13. Mide krampları

    14. Metabolizmanın yavaşlaması

    15. Vücudun su toplaması (Ödem)

    16. Karaciğer ve böbrek yetmezliği

    17. Kemik kaybı (Osteoporoz)

    18. Uykusuzluk (İnsomniya)

    19. Kansızlık (Anemi)

    20. Kısırlık

    21. Depresyon

    22. Potasyum eksikliği

    23. Infertility

    24. Depression

    25. Kalp krizi ve ölüm

    Nedenleri

    Doktorlar tam olarak bu hastalığın neden oluştuğunu bilmemektedir. Araştırmalar aile yaklaşımı, kültürel etkenler ve genler gibi pek çok etkinin hastalığın oluşmasına yol açtığını göstermektedir.

    Nedenlerden bir tanesi, modern ve ekonomik olarak gelişmiş toplumlarda medyanın genç insanlara özellikle kadınlara gönderdiği mesajlardır. Bu mesajlarda ana tema aşırı inceliğin çekici olduğudur. Modeller ve bazı ünlü kişiler gibi ince olabilmek bazı insanların sağlıklı olmayan bir kiloya inmelerini gerektirir. Bazı kişiler hem sağlıklı hemde ince olabilir fakat sorun pek çok gencin sağlıklarını yitirmeden o inceliğe ulaşmalarının mümkün olmamasıdır.

    Bazı genç insanlar medyanın incelik ile ilgili mesajlarına bakarak yanlış fikirler geliştirebilirler. Örneğin, 14 yaşındaki bir genç kız, 1.60m boya sahip birinin ideal kilosunun 40 kg. olması gerektiğine inanabilir, oysa sağlıklı kilo 50kg. olmalıdır. Sonuç olarak yavaş yavaş öğünleri atlamaya başlar ve sağlıklı olmak için ihtiyacı olan besini almayı reddeder. Gittikçe zayıflar fakat kendini genede şişman hisseder. Sonunda öyle bir hale gelir ki gıdasızlıktan dolayı hastaneye kaldırılması gerekli olur.

    Fakat yeme bozuklukları basitçe yemek ve incelme ile açıklanamaz, sorun bundan çok daha karmaşıktır. Yeme Bozukluğu olan kişiler ümitsizce başkaları tarafından onaylanmayı ve kabullenilmeyi arzu ederler ve bazen bu duyguları kısa vadede ince olmakta bulabilirler yada yemek yiyerek kendilerini rahatlatabilirler. Yeme bozukluğu aslında temelde vücudun açıklanmayan duygularını, kendisini ve karşılanmayan ihtiyaçlarını ifade etme şeklidir.

    Anoreksiyada Tıbbi Yardım Ne zaman alınmalı?

    Aşırı derecede kilo kaybı varsa yada aşırı yemek yemek ve aşırı diyet yapmak arasında gidip geliniyorsa bir doktor ile konuşmak önemli olabilir. İnkar etmek yeme bozukluklarının bir belirtisidir, dolayısıyla kişi çoğunlukla bir aile bireyinin yada arkadaşının ısrarı sonucu doktora gitmeyi kabul eder. Eğer aile bireylerinden birinde yada bir arkadaşınızda yeme bozukluğundan kuşkulanıyorsanız, bir doktora görünmesi konusunda ısrar etmelisiniz, beklemekle zaman kaybetmeyin ve sorunun kendi kendine çözümlenmesini beklemeyin.

    Anoreksiyada Tedavi

    Genel olarak kabul edilen bir gerçek yeme bozukluklarının tedavisinde, psikoterapist, doktor, yeme uzmanı ve hemşire gibi farklı alandan çeşitli klinisyenlerin tedaviye katılmasıdır

    Çoğu hastada yeme bozukluğunun yanısıra aynı zamanda tedavi edilmesi gereken depresyon, kaygı bozukluğu ve diğer psikiyatrik sorunlarda mevcuttur.

    Yeme bozukluğu, hem fiziksel hemde ruhsal olarak insanı tahrip eder, dolayısıyla bu tür rahatsızlığı olan insanların hemen doktora başvurması gerekir. Erken teşhis ve önlem almak kişinin daha çabuk iyileşmesini önemli ölçüde etkiler. Erken zamanlarda teşhis edilmeyen ve geç kalınan durumlarda yeme bozukluğu kronik bir hale gelebilir ve hastanın yaşamını tehdit edebilir.

    En etkili tedavi yöntemi bir doktor ve yeme uzmanı ile birlikte psikoterapi yada psikolojik danışmanlık almaktır. Tedavi kişiye özel olarak belirlenmelidir, çünkü tedavi hastalığın şiddetine ve hastanın özel sorunlarına, ihtiyaçlarına hitap etmelidir.

    Psikolojik terapi hastanın hem yeme bozukluğuna hemde hastalığın altında yatan kişisel ve kültürel psikolojik etkenlere eğilmelidir. Hastanın hem kendisiyle hemde yiyeceklerle barış içinde ve sağlıklı bir şekilde nasıl yaşayacağını öğrenmesi gerekir.

  • Ergenlerle İletişim

    Ergenlerle İletişim

    İletişim,nitelikleri ne olursa olsun iki sistem arasındaki bilgi alış verişi olarak tanımlanabilir. Burada en önemli olan nokta iletişimde bilgi aktarımının iki yönlü olmasıdır. Bilgi aktarımı tek yönlü ise bilgilendirme, çift yönlü ise iletişim olarak adlandırılır. Dolayısı ile bireyler arasındaki her konuşma iletişim olarak tanımlanamaz. Ana babaların, çocuklarına, öğretmenlerin öğrencilerine birtakım emirler verip, karşı tarafın yani çocuklarının ya da öğrencilerinin tepkilerini dikkate almamaları iletişim olarak kabul edilemez. Anne babalar ya da öğretmenler genelde gençlerle iletişim kurduklarını sanırlar. Ancak gençler konuşurken ikaz, önerilerde bulunma, hatırlatma, yargılama gibi pek çok iletişim engelleri ile aslında genci dinlemezler. Bu durumda genç kendini duyulmamış, anlaşılmamış ve kendisi ile ilgilenilmemiş hissederek iletişimi keser

    Peki genci dinlerken ne yapmalıyız?

    Sessizce dinlemeli ve bu davranışımızla onu kabul ettiğimizi göstermeliyiz. Karşımızdaki bireyi kabul ettiğimizi hissettirerek bizimle daha fazla şey paylaşmasını sağlamak için sessizlik güçlü bir sözsüz ileti olarak kullanılabilinir. Hep konuşan biz olursak karşımızdaki gencin duygularını ifade etme özgürlüğünü kısıtlamış oluruz. Burada bahsettiğimiz pasif dinleme elbette tüm iletişim boyunca değil belli aralıklarla gencin kendini tam anlamıyla ifade edebildiği yere kadar kullanılmalıdır. Bundan sonraki aşamada ise karşımızdakini kabul ettiğimizi gösteren, onu anlamamıza yardımcı olan aktif dinleme yöntemidir. Bu yöntemde yargılama ve analize yer yoktur. Aktif dinleme karşımızdaki gencin söylediğini ya da söylemek istediğini kendi kelimelerimizle ona geri iletme biçiminde kullanılır. Bu yöntemin püf noktası kendimizi gencin yerine koyarak “Ben olsaydım ne hissederdim?” diye düşünmek ve gencin ifade ettiği duyguları isim-lendirerek yansıtmaktır. Yani: Fizik dersini hiç anlamıyorum… (Genç ne hissediyor? Zorlanma) Yanıtımız: Fizik dersi sana zor geliyor… Yargılama, öğüt verme, eleştirme olmadan sadece onun yaşadıklarını göz önüne alarak gencin ifade ettiği duyguyu isimlendirdik.

    İyi bir dinleyici olmak için neler yapmalıyız?

    Öncelikle bedensel olarak karşımızdaki kişiyi dinlemeye hazır olduğumuza inandır-malıyız. Elindeki gazeteye bakan, tırnaklarını törpüleyen ya da yemek yapmak için koşturan bir kişiye hangimiz bir şeyini anlatmak ister ki? Öncelikle konuştuğumuz kişi özellikle bir çocuk, ön ergen ise onun boy hizasına inerek göz teması kurmalıyız. Yüz yüze olmada en az konuşulan şey kadar yüz ifadesinden de mesajlar alırız. Gözlerinin buğulanması, yüzün kızarması, gözleri kaçırma gibi pek çok sözsüz mesajı algılayabilmemize olanak sağlar. Böylelikle söylenen şeyle verilmek istenen mesaj hakkında bilgi sahibi olmuş oluruz. Genci dinlerken ne gibi iletişim engellerini kullanıyoruz;

    Öğüt verme : Şöyle yapma, böyle yap…

    Çözüm getirme: Bunu böyle yapmada şöyle yap.

    Yönlendirme : Üzüleceğine otur da ders çalış.

    Yargılama : Sen zaten hep kolaya kaçarsın.

    Eleştirme : Çocuk gibi davranıyorsun.

    Ad takma : Geri zekalı, aptal! Soru sormak : Neden, niçin? Araştırmak : O sana ne dedi? İncelemek : Hanginiz önce söyledi?

    Teşhis : Aslında sen öyle demek istemiyorsun…

    Tanı koymak : Ben senin aslında neden öyle yaptığını biliyorum.

    Tahlil etmek : Aslında senin derdin başka…

    Teskin : Aldırma boş ver.

    Teselli etmek : Düzelir canım,dert etme geçer, üzülme.

    Konuyu değiştirmek: Başka şeylerden konuşalım. gibi farkında olmadan kullandığımız iletişim engelleri ile karşımızda bize bir sorununu anlatmak isteyen gence : Anlaşılmamışlık, savunmaya girme, haksızlığa uğradığını hissetme, sorununun aslında önemsiz ve saçma olduğunu düşünme, sinirlenme, direnç gösterme, isyan, çaresizlik, kızgınlık vb. duyguları yaşatırız.

    Oysa gencin yukarıda saydığımız pek çok iletişim engelindense en önce dinlenmeye, kabul edildiğini hissetmeye ihtiyacı vardır. Siz hiç bir çözüm getirme durumunda olmadan sadece sessizce dinleseniz bile gençte belli bir boşalıma sebep olacağınız için başarılı olursunuz. Daha sonra aktif dinleme ile sadece ondan aldığınız bilgileri daha sade biçimde ona yansıttığınızda dinleniyorum, kabul ediliyorum mesajını gence verirsiniz. Konuşurken sorununun çözümünü kendi kendine keşfetme olanağını da vermiş olursunuz. Anlaşıldığını, kabul edildiğini, koşulsuz sevildiğini bilen bir gençle iletişim kurmak hiç de zor olmayacaktır.Dolayısıyla sorunlarda kavgaya, isyana, çaresizliğe dönüşmeden rahatlıkla çözülecektir.

  • Cinsel Efsaneler

    Cinsel Efsaneler

    Cinsellikle ilgili yanlış olan, gerçeği yansıtmayan, doğruluğu bilimsel olarak desteklenmeyen, yıllarca kulaktan kulağa dolaşarak yayılmış, herkes tarafından kabul edilen, doğru sandığımız ve hayatımızı etkilemesine izin verdiğimiz bilgilere  ‘Cinsel Mit’ denir.  Bu mitler zamanla efsanelere dönüşür, sorgusuz kabul edilir hale gelir. 

    Erkekler cinselliğin bütün püf noktalarını bilirler ?

    Cinsellik kadın ve erkeğin birlikte yaşadığı, karşılıklı zevk aldığı bir süreçtir. Yaşadığımız kültür erkeğe cinsellikle ilgili sorumluluklar yüklerken erkeğin performans anksiyetesi yaşamasına sebep olur. Kadına ise görev sorumluluğu yüklerken kadının cinsel haklarını elinden alır.  Erkek cinsel ilişki sırasında sürekli sert kalması gerektiğini ve başarılı olması gerektiğini düşünür ve performans sorunları yaşamaya başlar. Kadın ise cinsellikten haz almaz, sadece görevini yerine getirir. Haz almayan, haz vermeyen, görev sorumluluğuyla sonuca odaklanan çiftler sağlıksız, mutsuz ve doyumsuz cinsel hayatlara sahip olurlar.

    Kadınların cinsel isteği azdır.

    Kadın cinsellikle ilgili olumsuz bilgilerle yetiştirilir; ‘Cinsellik hakkın değildir’ ’Cinsellik bir görevdir’ ‘Cinsel birleşme acı verir, ağrı olur, canın yanar’. Bu şekilde yetiştirilen kız çocuğu zamanla cinsellikten uzaklaşır. Ergenliğe geldiğinde cinselliğini bastırır, yanlış bilgilerini destekleyen hikayeler dinlemeye devam eder. Kadın, yetişkin cinsel hayatında ise kendi cinselliğine dair fikir sahibi bile değildir çünkü böyle bir hakkı olduğundan habersizdir. Bildiği şey ise cinselliğin acı verdiğidir. Baskıladığı cinsel isteği acı çekeceği korkusuyla baskı altında kalmaya devam eder. Oysaki kadının da erkeğin de cinsel isteği vardır, sağlıklı bir şekilde yetiştirildiğinde kadın da cinsel isteğini arzusunu ifade edebilir.

    Mastürbasyon kirli ve zararlıdır.

    Mastürbasyon yapmak kişinin suçluluk hissetmesine sebep olur. Yasak ve günah olarak bilinen mastürbasyon alelacele yakalanma korkusuyla yapılır. Suçluluk duygusuna kirlilik hissi de eklenir. Pek çok insan mastürbasyonun zararlı olduğuna, bazı organlara zarar verdiğine körlük, cinsel isteksizlik gibi sorunlara sebep oluğuna inanır. Aksine mastürbasyon yakalanma korkusu ile yapılmadığında herhangi bir cinsel işlev sorununa sebep olmaz. Organlara zarar vermez, ayıp günah değildir, alışkanlık yapmaz, duygusal ya da fiziksel sorunlara sebep olmaz aksine cinsel terapilerde teknik olarak kullanılır. Mastürbasyon bir tercih meselesidir her yaşta yapılabilir.  Utanç, suçluluk ve günahkarlık duyguları yersizdir.

    Mastürbasyon ile kızlık zarı bozulabilir.

    Mastürbasyon aşırıya kaçılmadığı ve cinsel ilişkiye tercih edilmediği sürece zararlı bir şey değildir. Vajinaya bir şey sokmadan dış cinsel organları ve klitorisi uyararak yapılan mastürbasyon kızlık zarına zarar vermez.

    Mastürbasyon cinsel isteği azaltır, hastalık yapar.      

    Mastürbasyonun cinsel gücü ve isteği azalttığına dair bilgiler yanlıştır. Zararlı olan mastürbasyon değildir ona eşlik eden suçlululuk, günahkarlık, ayıp gibi olumsuz inançlardır. Mastürbasyon kişinin kendi cinselliği ile barışık olduğunun göstergesidir. Mastürbasyon doğru yapıldığı takdirde kişinin cinselliğine olumlu katkı sağlar. Ancak yakalanma korkusuyla yapıldığında peşine gelen suçluluk duyguları ile birlikte erkekte erken boşalma ve cinsel isteksizlik sorunlarına sebep olabilir. Kadın ise mastürbasyon ile cinselliğini tanır, evlilik hayatındaki cinselliğine katkı sağlar. Mastürbasyon  sivilce yapmaz, kör yapmaz, kısırlık yapmaz, adet düzenini bozmaz, erken boşalma ve sertleşme sorunu yapmaz, peniste eğrilik yapmaz, günahkar yapmaz.

    Testler bölümüzde yer alan cinsel mitler testimizle kendinizi sınayabilirsiniz.

  • Vajinusmusun Psikolojik Tedavisi

    Vajinusmusun Psikolojik Tedavisi

    Vajinismus Nedir?

    Vajinismus; eğitim ve sosyo-kültürel düzeyi ne olursa olsun bütün kesimlerde görülen, kadının bir takım korku ve endişelerden dolayı istem dışı vajinasını kasması sonucunda cinsel ilişkinin gerçekleşememesi durumudur. Bazen penisin vajinaya girme durumunda değil, sadece ilişkinin hayal edilmesinde bile bu kasılma durumları söz konusu olabilir. Ülkemizde görülme sıklığı hayli yüksek olan vajinismus, daha çok yeni evli çiftlerde görülmekle beraber yıllarca evli kalan çiftlerde de görmekteyiz. Dünyada görülme sıklığı %2-4 arasında iken ülkemizde %10 ları bulmaktadır.

    Vajinismusun Nedenleri Kişiye, yaşadığı kültürel ortama göre değişen birçok nedeni vardır. Fizyolojik olarak bir çocuğun doğabileceği şekilde esnek olan vajinanın cinsel birleşmeye karşı kasılıp kendini kapatması anlamsız gibi görünse de, o an yaşanan endişe, korku ve kaygılar göz önünde bulundurulduğunda normal bir tepki olduğu anlaşılmaktadır. Önemli olan bu yaşanan kaygıların altında yatan psikolojik nedenlerdir.

    •Toplumumuzda ayıp ve yasak olarak algılanan cinsellik hakkında sağlıklı bilgiler edinilmemesi, yanlış ve yetersiz cinsel bilgiler,

    •Abartılarak anlatılan ilk gece hikayelerindeki korkutucu ve ürkütücü durumlar, genç kızlarda kendilerinin de ilişki esnasında çok acı çekeceklerine dair korku oluşturması,

    •Bekaretin kutsandığı toplumumuzda kızlık zarının yırtılacağı, patlayacağı, çok kan akacağı şeklindeki kaygılar,

    •Vajinanın küçük olduğu ve penisin giremeyeceği endişesi,

    •Yeterli uyarılma ve sevginin olmaması,

    •Kızlık zarının çok kalın olduğu düşüncesi,

    •Erkeğin ilk ilişki sırasında kaba davranması,

    •Bilinç dışı kadınlığı kabullenememe ve kız olarak kalma, masumiyetini kaybetmeme,

    •Annenin değersiz görüldüğü bir ailede kız çocuğunun önemsenmek istediği için kadınlığı reddetmesi,

    •Geçmişte yaşanan taciz ve travmalar,

    •Gebelik ve doğum korkusu,

    •Cinsel güvensizlik,

    •Cinsel isteksizlik,

    •Cinsel kimlik sorunları,

    •Güvensizlik,

    •Cinselliğin kadın için zevk değil görev olduğu algısı,

    gibi nedenler olabileceği gibi kadının daha farklı farkında olmadığı, bilgi çarpıtması, bilinç dışı nedenler, farklı bir kaygı ve korkunun buraya transfer edilmesi de olabilir.

    Vajinismus İlişkiyi Nasıl Etkiler?

    Vajinismusta ilk tepkiler genelde yaşanan durumu anlamlandıramama, korku ve panik halleri, umutsuzluk, başarısızlık, çiftlerin kendilerini birbirlerine karşı suçlu hissetmeleri ve çaresizliktir. Genelde ne yapacaklarını bilemezler ve çözümü ötelerler.

    Kadın kendini eksik ve yetersiz hissederken, erkekte de istenilmeme, reddedilme gibi algılandığından öfke ve kırgınlık yaşanabilir.Yaşanan durumun sadece kendilerine özgü olduğunu düşünerek yoğun ümitsizlikler yaşarlar.

    Uzun süre tedavi edilmediğinde erkekte, cinsel isteksizlik ve erken boşalma gibi sorunların ortaya çıktığı görülmüştür. Ayrıca evlilikte bir çok çatışmanın da temelinde cinselliğin olmaması yatmaktadır.

    Cinselliği konuşmanın bile yadırgandığı toplumumuzda sorunu dile getirmek ve çözüm arayışında bulunmak çok zordur. En yakınlarından bile çoğu zaman gizlenir. Zamanla düzeleceği düşünülerek beklenir, yeni denemelerde bulunulur.

    Neden bizim başımıza geldi?

    Nasıl geçecek bu durum?

    Tedavisi varmıdır?

    Nasıl tedavi edilir?

    Nereye, kime başvurmak gerekir?

    Nasıl tedavi edilecek?

    Tedavi ne kadar sürecek?

    Maliyeti ne kadar?

    Tedavi edilirse daha sonra tekrar bu sorunu yaşarmıyız?

    gibi bir çok soru akla gelir. Bu durumda yapılması gereken şey ne kadar süredir olursa olsun, hemen bir kadın doğum uzmanının muayenesinden geçip, cinsel terapiste başvurulmalıdır. Terapiye gelen danışanlarımızdan yıllarca vajinismustan dolayı cinsellik yaşamadan evliliklerini sürdürmeye çalıştıklarını görmekteyiz. Mutlu bir evlilikte önemli bir yer tutan cinsellik hem çiftlerin ilişkilerini güçlendirmesi, neslini devam ettirmesi açısından önemliyken hem de alınan hazzın, keyfin hayatlarına lezzet kattığını unutmamalıdır.

    Vajinismusun Tedavisi

    Tedavisi en kolay ve kısa süreli olan vajinismus, psikolojik bir sorundur. Sadece kadının değil çiftin her ikisinin de sorunudur.

    Fizyolojik bir rahatsızlığın olup olmadığını anlamak için yapılacak jinekolog muayenesinden sonra, herhangi bir organik sorun olmadığı psikolojik nedenlere bağlı olduğu anlaşıldığında cinsel terapi yapan bir terapiste gidilmelidir.

    Evli çiftlerin terapiye birlikte katılmalarını önermekteyiz. Kadın isterse tek başına da terapiye gidebilir. Eşlerin katılımı terapiye olumlu bir destek sağlar.

    Vajinismus tedavilerinde bir çok değişik teknikler uygulanmaktadır. Tedavi şekli vajinismus sorunu olan danışanın ihtiyaçları göz önünde bulundurularak yapılmaktadır. Sorunun altında yatan nedene göre kişiye özgü bir yaklaşım sergilenmektedir. Bazı danışanlarda sadece bilgilendirme yapıldığında sorunun çözüldüğünü görürken, bazılarında davranışsal terapi teknikleri uygulanması gerekmekte, bazılarında ise geçmişle ilgili ayrıntılı dinamik psikoterapi teknikleri uygulamak gerekmektedir. Bütün bu tekniklerin birleştirilerek bütüncül bir yaklaşımda sergilenebilmektedir.

    Sorunun kaynağı sadece penisin vajinaya girmemesi, yani organlarla ilgili bir durum değil, ruhun, beynin ve bedenin ortak sorunudur.

    Çiftlerin ikisinin birlikte katılmasını önemsediğimiz vajinismus terapisinin ilk seanslarında değerlendirme görüşmeleri yapılır; sorunun nedenleri, ne zamandır varolduğu, çiftin yaşamını nasıl etkilediği, nasıl ortaya çıktığı gibi bir çok soruya cevap aranır

    Terapinin ikinci aşamasında; ilişkideki çatışmalar çözümlenir ve yeniden yapılandırılır. Eşlerin cinselliğe bakış açıları değerlendirilerek yanlış düşünce ve davranış örüngüleri düzeltilir. Cinselliğin bir görev yada zorunluluk olmadığı, istekli bir şekilde yapılan, evliliğin ve hayatın gerekliliği olduğu farkındalığı kazandırılır. Evliliği heyecanlı ve canlı kılan, çiftlerin birlikte yapmaları gerekli olan; iletişim kurma, dokunma, sarılma, birlikte aynı anda yatağa girme, sadakat gibi konular işlenir. Çiftlerin adeta yeniden flört yaşamaya başlaması sağlanmaya çalışılır.

    Üçüncü aşamada; cinsel eğitim verilerek, çiftlerin cinsellikle, cinsel organlarla ve cinsel hurafelerle ilgili doğru ve gerekli bilgi edinmeleri sağlanır. Cinsel mitler ele alınarak doğrular netleştirilir. Vajinismusun sadece birinden kaynaklı olmadığı çiftlerin her ikisinin de sorunu olduğu, birlikte çözmeleri gerçeği vurgulanır. Çiftlerin birbirlerini suçlamamaları, destek olmalarının önemi üzerinde durulur. Cinsellikle ilgili bilinen tüm yanlış inançlar ele alınarak, suçluluk ve günahkarlık duygularıyla baş edilebilmesi için her iki tarafında cinsel gereksinimlerinin normal olduğu, doğal gereksinim olduğu ve uyumun öğrenilebileceği işlenir. Ayrıca kolaylıkla yapılabilen bir takım ev ödevleri verilir. İlişkide karşılıklı yapılan davranışların üzerinde durularak cinselliğin yetişkin yetişkine kaliteli ve zevkli bir eylem olduğu vurgulanır.

    Dördüncü aşamada; derinlerde hissedilen duygulara odaklanılır. Çiftlerin fantezileri, zevk algıları, kendilerini keşfetmeleri, çocukluk döneminin yansımaları ele alınır. Sosyo-kültürel baskıların oluşturduğu gerilimler giderilir. Toplumsal olarak kadına ve erkeğe yüklenen anlamsız sorumluluklar ve rollerin cinsel hayata olumsuz etkilerinden kurtulmaları sağlanır. Son aşamada ise çiftin baş başa birlikte yapacakları çeşitli aşk oyunları önerilir. Bu oyunlarla kendi bedenlerini ve partnerlerinin bedenlerinin keşfedilmesi, nelerden haz duydukları, nelerden hoşlandıklarını, sevişme sanatının inceliklerini hiçbir kaygı hissetmeden öğrenirler. Yeni ve ilgi çekici duygusal, cinsel teknikler öğrenirler. En önemlisi çiftler bütün bunları büyük bir keyif duygusuyla kendilerini ve partnerlerini en özel şekilde keşfetmek için yaptıklarından zevk ve mutluluk duyarlar. Sonuçta hayatlarını anlamlı kılan cinselliği; problemsiz, kaygısız doya doya yaşamayı ve mutlu olmayı öğrenirler.

  • Kadınlarda Orgazm Bozukluğu

    Kadınlarda Orgazm Bozukluğu

    Kadınlarda orgazm bozukluğu, hiç orgazm olamama, zaman zaman orgazm olamama ya da cinsel birleşmeyle orgazm olamama ancak mastürbasyon ile orgazm olma şeklinde görülen durumdur. Olağan bir cinsel uyarılma evresinden sonra orgazmın sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde gecikmesi ya da hiç olmamasıdır. Bu bozukluk belirgin bir sıkıntıya ya da kişilerarası ilişkilerde zorluklara neden olur.

    Sağlıklı bir kadın bir ilişki sırasında birden çok kez boşalma yaşayabilme yeteneğine sahiptir. Ne yazık kibir çok kadın hayatı boyunca hiçbir zaman tamamıyla boşalamamıştır. Kadınların% 29’u hiçbir zaman , % 70’ i cinsel birleşme sırasında hiçbir Zaman boşalamamış olduğunu belirtmiştir.

    Orgazm Sorunlarının Nedenleri;

    · Cinsel mitler ve doğru olmayan önyargılar; Kadının bedeniyle ve cinsel süreçle ilgili bilgisinin olmaması buna sebep olur. Vajinasını ve klitorisini tanımayan kadın, cinsel birleşmenin ve klitoral uyarılmanın zevk vereceğini bilemez hatta canının acıyacağını düşünür. Boşalma, kadının bedeni ve kaslarını kontrol edebilmesiyle öğrenilecek bir süreçtir. Boşalmak için kadının çaba harcaması gerekir. Vücudunu kasmadan öylece bekleyen kadın boşalamaz sadece boşalmayı bekler ve sonuç olumsuz olur. Bu sebeple cinsel eğitim yoksa ya da eksikse orgazm sorunu ile karşılaşılabilir.

    · Eş reddi; kadının kendi isteği dışında, gönlü başkasındayken bir başkasıyla evlendirilmesi cinsellik sırasında eşini istememesine sebep olabilir.

    · Yetersiz uyarı; cinsel uyarının yeterli olması fiziksel temas, hayal gücü ve duygulanımın tam olması halinde gerçekleşir. Bunlardan birindeki eksiklik yetersiz uyarıya sebep olur. Uygun zamanda, mekânda, uygun partner ile uygun süre ve yoğunlukta uyarılmalar ‘yeterli uyarı’ için belirleyicidir. Bazen yanlış bir insan tarafından yapılan kusursuz uyarılar ağrılı, acılı, rahatsız edici olabilir.

    · İlişkisel çatışmalar ve sorunlar; seks insanların vücutlarını paylaşmalarının, duygularını boşaltmalarının, hayata karşı keyifli bir baş etme yöntemi belirlemelerinin şekli olarak kabul edilebilir. İyi bir seks olmadığında çift arasında iletişim sorunu başlayabileceği gibi, çiftler arasında zaten var olan bir çatışma ve iletişim sorunu varsa kötü bir seks hayatı yaşamaları kaçınılmazdır. Kötü seks hayatı hayal kırıklığına, partnerlerin birbirlerini suçlamasına ve cinsel yetersizlikten doğan özgüven kaybına sebep olur. Zamanla bu çift cinsellikle ilgili konuşamaz olur, arzuları ve hoşlandıkları şeylerle ilgili hiçbir şey paylaşamaz hale gelir.

    · Endişe, korku ve kaygı; bu duygular cinsel uyarılmayı engeller, bedeni savunmaya ve kendini korumaya almasını sağlar. Cinsel birleşmenin can acıtacağına olan inanç korku oluşturur. Mali kaygılar, taşınma, yeni bir ev alma, çocuk sahibi olma, aile büyüklerinin aynı evde yaşamaya başlaması, iş kaybı bu duygulara sebep olur.

    · Utanma suçluluk ve günahkârlık duyguları; cinselliği günah olarak düşünen kadın, böyle bir deneyimden sonra suçluluk hissedecektir, cezalandırılması gerektiğini düşünecektir ve utanma duygusu yaşayacaktır. Suçlunun cezalandırılması gerekir ve kadın bir yolunu bulur, kendini cezalandırır.

    · Erken yaşta anne olmak; kadın kendi bedenini tanımadan, kadınlığını öğrenemeden anne olur, boşalmayı öğrenemez.

    · Seyirci rolüne girmek; hazza odaklanmak yerine olması gerekenlere yönelmek; ilişkinin sürecine odaklanmak, doğal davranmak yerine istemli hareketlerde bulunmak uyarılma sürecine zarar verir.

    · Cinsel özgüvenin düşük olması; kendini aşırı eleştiren, mükemmel olması gerektiğini düşünen kadınlar genellikle vücudunu beğenmeme eğilimindedirler. Beden algısının zayıf olması, kadının cinsel isteklerini ifade edememesiyle ve seks sırasında kendini iyi hissetmemesiyle doğru orantılıdır.

    · Performans anksiyetesi; başaramama korkusu kadını ketler.

    · Cinsel travmalar; erken çocukluk, çocukluk ve ergenlik döneminde cinsel kötü davranım, taciz, saldırı, ensest cinsel yaşantıyı olumsuz etkiler.

    · Gebe kalma korkusu, · Evlilikle ilgili çatışmaların çözüme kavuşmaması ve bunun cinsel birlikteliğe zarar vermesi,

    · Anne-baba-kız çocuk ilişkisi; Annesine öfke duyan, ona karşı kızgınlıkları olan ama sözde itaatkar olan kız temelde terkedilme, sevilmeme, yalnız kalma duyguları yaşar. Annesini ve babasını kaybetmek istemez diğer yandan da hissettiği olumsuz duyguları ifade edecek gücü yoktur. Bu duygulanımlar eşine yansır, ona karşı da olumsuz duygularını sözel olarak ifade edemez ve seks sırasında bedeniyle ifade eder.

    • Partnerin erken boşalma sorununun olması,

    • Partnere karşı ilgi kaybı,

    • Alkolizm, depresyon ve üzüntü,

    • Vajinanın geniş olması, vajinal akıntılar,

    • Şeker hastalığı, nörolojik bozukluklar ve ilaç alımı,

    • Düzenli ve sağlıklı bir aile yaşantısının olmaması,

    • Cinsel kimlik çatışmaları,

    • Aldatılmak,

    Tedavide amaç orgazmı cinselliğin en önemli amacı olarak görmekten vazgeçip, ön sevişme, uyarılma, cinsel tecrübe, zevk ve çiftlerin birbirlerinin bedenlerini daha yakından tanımalarını sağlamaktır. Cinselliğin bir görev olmadığını; günah, yasak, ayıp olmadığını çiftlere hissettirmek, karşılıklı mutluluğa dayanan deneyimler yaşamalarını sağlamaktır.

  • Cinsel Sorunların Çözümü

    Cinsel Sorunların Çözümü

    Geçmişten günümüze insan hayatında önemli bir yere sahip olan, zevk, heyecan ve mutluluk kaynağı cinsellik, beraberinde bir takım uyum sorunlarını da getirir. Bu sorunlara bilimin ışığında profesyonel cinsel terapi yöntemleriyle etkin çözümler sunulmaktadır. Cinsel terapi, çiftlerin duygusal ve davranışsal sorunlarını çözerek, ruhen ve bedenen uyumlu olmalarını, cinsel ve ruh sağlıklarının geliştirilmesini ve korunmasını amaçlar.

    Cinsellik yemek içmek kadar insanın temel ihtiyaçlarından biridir. Gerek doğuştan gelen dürtüler nedeniyle hormonların etkisi, gerekse insanın neslini devam ettirmesi, üremesi için olmazsa olmaz bir eylem olduğu için çok önemsenmiş ve önemsenmeye de devam edilecektir. Kısacası insanoğlunun vazgeçilmezlerinden biridir. Bunda rağmen ortada bir paradoks vardır. Çok önemsenen ancak çözümü için çokta çaba gösterilmeyen, yanlış yöntemler kullanılan, ya da sorunun bir eksiklik yetersizlik gibi görünüp bastırılması, soruna rağmen sorunsuzmuş gibi davranılması söz konusudur. Yıllarca çiftlerin ilişkiye girememesi (vajinismus, iktidarsızlık), yetersiz ve doyumsuz ilişki yaşama(erken boşalma), cinsel uyum sorunları gibi birçok soruna rağmen bu konuda danışmanlık almak, tedavi görmek yerine bu durumun kabullenilmesi ilişkilerde onarılmaz yaralar açmakta, telafisi zor sonuçlar doğurmakta ve çiftlerin mutsuz bir hayat sürmelerine neden olmaktadır.

    Son yıllarda boşanma oranlarının %20 sinin nedeninin cinsel uyum sorunları olduğu, 40 yaş üzerindeki erkeklerin cinsel fonksiyon bozukluğu oranının yüzde 70’e kadar çıktığını tespit edilmiştir. Kadın cinsel fonksiyon bozukluğunun erkekten çok daha fazla gözüktüğü söylenmektedir. Örneğin erkekte cinsel fonksiyon bozukluğu oranı yüzde 31 iken kadında yüzde 43 oranında olduğu yapılan araştırmalarca saptanmıştır. Yani ortalama her 10 erkek ve kadından 7’si cinsel problemler yaşamaktadır. Tedavi oranına bakıldığında ise çok düşük bir oran gözükmektedir. Çiftler mutsuz ve keyifsiz bir cinsel hayatı adeta çaresizce yaşamaya devam etmektedirler. Sorunlu bir cinsel hayat boşanma, aldatma, evde huzursuzluk, işte verimsizlik, küçük şeyleri büyütme sorun yapma gibi birçok sıkıntıyı beraberinde getirmektedir.

    Oysa birlikteliği heyecanlı ve dinamik tutmak, zevkli ve eğlenceli hale getirmek, hayatı doyasıya yaşamak herkesin hakkı. Nasıl ki fizyolojik bir rahatsızlıkta hiç tereddüt edilmeden doktora gidiliyorsa yaşanan cinsel uyum sorunlarında da vakit kaybetmeden cinsel terapiste başvurulmalıdır. Kısa sürede kesin sonuçlar alınan cinsel terapiler evlilik hayatını doyasıya yaşanası bir hale getirebilmektedir. Kültürümüzde utanılan, konuşmaktan kaygı duyulan cinsel hayat, önemsiz gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Oysa çift terapilerinde insanlar duygularını, düşüncelerini ifade ettiklerinde hiçte öyle olmadığını anlamaktayız.

    Cinsel sorunu olan birçok kişinin mail ve mesaj yoluyla yardım istediklerini görüyoruz. Örneğin: “Sizce cinsel birleşme yaşamak şart mı? Sık sık sevişmek zararlı mı? Eşimin cinsel gücünü azaltmak için ne yapabilirim? Evliliğimiz zarar görmesin diye kendimi zorlamalı mıyım? Sertleşme problemleri yaşıyorum, bu sorundan nasıl kurtulabilirim? 3 yıllık evliyiz ve hâlâ cinsel birleşme yaşamadık ne yapmalıyız? İlişki ona iğrenç bir olay gibi geliyor. Eşim yıllarca beni suçladı. Cinsel ilişki sırasında korku ve sıkıntılarım oluyor. Çocuk sahibi olmak istiyorum. Eşimle bugüne kadar cinsel ilişkiye girmeyi başaramadık. Mastürbasyon erken boşalmaya yol açabilirmiş? İlişkiye girer girmez hemen boşalıyorum, kendimi tutamıyorum. Bende erken boşalma oluyor ilerde çocuk sahibi olamaya engel mi? İlk başlarda eşime karşı olan cinsel ilgim zamanla azalmaya başladı. Eşimi seviyorum ama o artık onun beni sevmediğini düşünüyorum, Korkudan hiç bir şey yapamıyorum.” gibi…

    Başlıca Cinsel Sorunlar:

    Vajinismus, Erken Boşalma, Cinsel İsteksizlik, (Cinsel Soğukluk – Frigidity) Cinsel İlişkiden Tiksinme, Kadınlarda Cinsel Uyarılma Bozukluğu, Erkeklerde Cinsel Doyumsuzluk (Satiriasis), Kadınlarda Cinsel Doyumsuzluk (Nemfomani), Cinsel İlişki Bağımlılığı, İlişki Sonrası Sıkıntısı, İktidarsızlık, Cinsel Ağrı Bozukluğu (Ağrılı Cinsel Birleşme – Disparoni), Erkekte Orgazm Bozukluğu,Kadında Orgazm Bozukluğu.

    Cinsel terapi süreci nasıl işler?

    Çiftlerin ikisinin birlikte katılmasını önemsediğimiz cinsel terapinin ilk seanslarında değerlendirme görüşmeleri yapılır; cinsel sorunların nedenleri, ne zamandır varolduğu, çiftin yaşamını nasıl etkilediği, nasıl ortaya çıktığı gibi bir çok soruya cevap aranır. Cinsel sorunların birçok nedeni olabilir: çocuklukta yapılan gizli ve ayıp mastürbasyon, bilinç dışı dürtü çatışmalar, yanlış bilgiler, çarpıtmalar, kaygılar, travmalar, utanma çekinmeler, beden algısıyla ilgili yetersizlik duyguları, olumsuz algılar, depresyon v.b. gibi.

    Terapinin ikinci aşamasında; ilişkideki çatışmalar çözümlenir ve yeniden yapılandırılır. Eşlerin cinselliğe bakış açıları değerlendirilerek yanlış düşünce ve davranış örüngüleri düzeltilir. Cinselliğin bir görev yada zorunluluk olmadığı, istekli bir şekilde yapılan, evliliğin ve hayatın gerekliliği olduğu farkındalığı kazandırılır. Evliliği heyecanlı ve canlı kılan, çiftlerin birlikte yapmaları gerekli olan; iletişim kurma, dokunma, sarılma, birlikte aynı anda yatağa girme, sadakat gibi konular işlenir. Çiftlerin adeta yeniden flört yaşamaya başlaması sağlanmaya çalışılır.

    Üçüncü aşamada; cinsel eğitim verilerek, çiftlerin cinsellikle, cinsel organlarla ve cinsel hurafelerle ilgili doğru ve gerekli bilgi edinmeleri sağlanır. Cinsel mitler ele alınarak doğrular netleştirilir. Cinsel sorunun sadece birinden kaynaklı olmadığı çiftlerin her ikisinin de sorunu olduğu, birlikte çözmeleri gerçeği vurgulanır. Çiftlerin birbirlerini suçlamamaları, destek olmalarının önemi üzerinde durulur. Cinsellikle ilgili bilinen tüm yanlış inançlar ele alınarak, suçluluk ve günahkarlık duygularıyla baş edilebilmesi için her iki tarafında cinsel gereksinimlerinin normal olduğu, doğal gereksinim olduğu ve uyumun öğrenilebileceği işlenir. Ayrıca kolaylıkla yapılabilen bir takım ev ödevleri verilir. İlişkide karşılıklı yapılan davranışların üzerinde durularak cinselliğin yetişkin yetişkine kaliteli ve zevkli bir eylem olduğu vurgulanır.

    Dördüncü aşamada; derinlerde hissedilen duygulara odaklanılır. Çiftlerin fantezileri, zevk algıları, kendilerini keşfetmeleri, çocukluk döneminin yansımaları ele alınır. Sosyo-kültürel baskıların oluşturduğu gerilimler giderilir. Toplumsal olarak kadına ve erkeğe yüklenen anlamsız sorumluluklar ve rollerin cinsel hayata olumsuz etkilerinden kurtulmaları sağlanır.

    Son aşamada ise çiftin baş başa birlikte yapacakları çeşitli aşk oyunları önerilir. Bu oyunlarla kendi bedenlerini ve partnerlerinin bedenlerinin keşfedilmesi, nelerden haz duydukları, nelerden hoşlandıklarını, sevişme sanatının inceliklerini hiçbir kaygı hissetmeden öğrenirler. Yeni ve ilgi çekici duygusal, cinsel teknikler öğrenirler. En önemlisi çiftler bütün bunları büyük bir keyif duygusuyla kendilerini ve partnerlerini en özel şekilde keşfetmek için yaptıklarından zevk ve mutluluk duyarlar. Sonuçta hayatlarını anlamlı kılan cinselliği; problemsiz, kaygısız doya doya yaşamayı ve mutlu olmayı öğrenirler.

    Cinsel sorunlara karşı duyarsız kalmak, sorunların giderilmesi için çözüm arayışından kaçınmak, evlilik hayatında farklı problemleri de beraberinde getirmektedir. Örneğin eşlerden diğeri sevilmediğini, önemsenmediği, değer görmediğini, düşünmektedir. Hatta aldatıldığı veya eşinin eşcinsel olduğu şeklinde şüpheler de oluşabilmektedir. Her türlü kültürel, eğitim düzeylerinde ve sosyal çevrelerde görülen cinsel sorunların çözümü çok kolaydır. Çok kısa olan hayatta mutlu olmak ve yaşamın coşkusunu hissetmek için cinsel sorunu olanların biran önce çözüm yolunda adım atması gerekir.

  • Evlilik Korkusu ve Kurtulmanın Yolları

    Evlilik Korkusu ve Kurtulmanın Yolları

    Evlilik birçok insanın hayat planları içerisinde yer almaktadır. Bir açıdan bakıldığında heyecan verici olduğu düşünülürken diğer açıdan bakıldığında ise evliliğin stres ve kaygı yaratan bir durum olduğunu düşünebiliriz. Uzun yıllar birlikte olan çiftlerin bile ilişkilerini artık resmiyete dökmek istediklerinde ciddi bir endişe durumuyla karşı karşıya geldikleri bilinmektedir. İlişkilerde her ne kadar aşk, sevgi, aidiyet gibi duygusal birliktelik olsa da evlilik bireyler üzerinde stres yaratan bir faktör olabilmektedir.

    Hem kadının hem erkeğin hayalleri arasında yer alan evlilikte genel olarak erkeklerin aşırı kaygı yaşadığı düşünülse de kadınlar da ciddi manada stres yaşamaktadırlar. Erkekler sosyal olarak daha serbest bir yaşam tarzına sahip oldukları için evlilikle birlikte bu serbestliğin ortadan kalkacağını ya da yeni sorumluluklar almanın verdiği stresi kaldıramayacaklarını düşündüklerinden evlilikten korkmakta ve hatta kaçmaktadırlar. Kadınlar ise gittikçe gelişen sosyal ve mesleki yaşamın içinde artık rahatlıkla rol alabilmektedirler. Bununla birlikte ekonomik ve sosyal özgürlüğünü kazanmış olan kadınlar kariyer planlamaları yapmaktadırlar. “Evlendiğim takdirde kariyerim ne olacak?”, “Eşim hemen çocuk ister mi? Anneliğe hazır mıyım?”, “Sosyal yaşamda beni kısıtlar mı?” gibi düşünceler de kadınların evliliğe karşı korku oluşturmasına neden olmaktadır. Ayrıca hem kadınların hem erkeklerin etraflarında görmüş oldukları olumsuz aile ve çift örnekleri de yine bu korkunun yaşanması için bir sebep olabilmektedir.

    Hem çiftler evlilik planı yaparken hem de partneri olmayan bireyler evlilikle ilgili düşüncelerinde korku yaşayabilirler. Bu korkuyu aşmak için yapılması gerekenleri 7 maddede sıralayabiliriz.

    Evlilik Korkusundan Kurtulmak İçin Neler Yapılmalı

    • Ön yargılarınızdan kurtulun. Etrafta gördüğünüz olumsuz aile ve çift örneklerini dikkate almayın.

    • Kendinizi ve partnerinizi çok iyi tanıyın. Birbirinizi tanımak için zaman tanıyın.

    • Evlenmek hayatı paylaşmak demektir. Ortak paylaşımlarınız olsun. Paylaşmayı mutlaka öğrenin.

    • Birbirinizin yaşam alanlarını ihlal etmemeye özen gösterin. Partnerinizin bir birey olduğunu ve kendi yaşam alanı olduğunu unutmayın.

    • Hem kendi yaşam alanınızda partnerinizi hem de partnerinizin yaşam alanında kendinizi konumlandırdığınızda neler hissettiğinizi belirleyin.

    • Evliliğin anlamı üzerine düşünün. Evlilikten neler beklediğinizi iyi belirleyin ve partnerinizle bu düşüncelerinizi paylaşın.

    • Evlilik öncesinde çiftler bu evlilik korkusuyla yalnız başlarına mücadele etmekte güçlük çekebilirler. Kendi öz kaynaklarınızla başa çıkamadığınız zamanlarda mutlaka bir uzmandan destek alın

  • TERAPİ NEDİR ?

    TERAPİ NEDİR ?

    Bugün terapi nedir sözcüğünü teknik dilden ,kuramlardan uzak bir şekilde açmak için yazmaya başladım.

    Her dilde bir terapi alsan sözcüğünün dolaştığı bu dönemlerde evvelden terapiye gidenler saklama gereği duyardılar .bunlar döneme ait algılarla ilgili.Çünki kısa süre önce terapiye gitmelisin dendiğinde karşılaşılan sözcük ben delimiyim olurdu.Oysaki deli ne akıllı ne oda çok içi doğru doldurulan şeyler değil bence.

    Genellikle terapiye gelen danışanlarıma sorduğumda terapi hakkında pek bilgi sahibi olmadan sadece çözüm aramak için geldiklerini anlatıyorlar.haklılar keşke bizler sosyal sorumluluk projeleri kapsamında daha fazla toplumu neyin ne olduğu hakkında bilgilenendirebilsekte her ihtiyacı ola faydalanabilse.

    Ben terapi nedir  dendiğinde en basit haliyle şöyle diyorum.Hepimiz farklı farklı ailelerde doğuyoruz ve doğduğumuz andan itibaren çevrede olan biten herşeyi kaydetmeye başlıyoruz.İşte bir çocuk ebevenlerinden ve yaşı ilerledikçe çevresinden aldığı işitsel görsel ve duygusal etkilenimleri kaydediyor.sanki bir CD gibi düşünüyorum.Bütün hayatınıda bu kayıttaki duygu ,bilgi ve iletişim doğrultusunda uygulamaya çalışıyor.hepsi bu aslında ve biz farkında değiliz.

    Ortaya ebevenler ne yaptılarsa yollarına bu kayıtlara uyarak yaşayan bir evlat çıkıyor.sonrada kendileri zaman içinde gelişip değiştikleri için yazdıkları o CD yle yaşayan evladı beğenmiyorlar gibi bir durum bence.tabiiki bu anlatım tamamen teknikten uzak pratik bir anlatım.

    Ebevenlere sizin kayıtlarla işliyor program deseniz hiçbiri kabul etmez ayrıca biz yanlışsak o doğrusunu yapsın sözleriye karşılaşırız ama o değişiklikler kolay olmuyor burada teknik bir çalışmaya ihtiyaç duyuluyor işte terapötik çalışmalar burada devreye giriyor ve o CD nin içinde olanları ,danışanların istedikleriyle değiştirmesine ait yapılan çalışmalara terapi diyoruz. gerçek bu .

    Bu yazılan programda çocuğun hayatını etkileyen en önemli noktalardan bazılarına değinmek istiyorum.Ör:çocuğa ne kadar sevildiğini,yada kendisiyle her ihtiyacı olduğunda ilgilenildiğini hissettirdinizmi acaba?

    Bu soruya eminim ebevenylerden gelecek cevap genelde biz çocuğumuzu çok sevdik çok ilgilendik en iyi okullarda okuttuk bir dediğini iki etmedik…….uzar gider.ben sorumda siz sevdinizmi demedimki çocuğa bunu ne kadar hissettirdiniz dedim.Şundan eminiz her anne baba evladını sever ama ona ne kadar hissettirdiği önemli.istediğiniz zamanmı ,yoksaonun ihtiyacı olduğundamı sevgi gösterdiniz?ayrıca onun ihtiyacı olduğundamı ilgilendiniz yoksa siz uygun olduğunuzda ve kendi isteklerinize göremi ilgilendiniz ?bu sevgi iletişiminde ne kadar tutarlısınız?bir an sevgi verirken benzeri bir anda bu davranış öfkeyemi dönüşüyor gibi.Genelde kültürel kodlar nedeniyle çok sevdiğimizi farkederse şımarır ,babası akşamları yatarken öper sever,aman insan çocuklarıyla öylede yüzgöz olmamalı vs vs sözler çıkıyor karşımıza.gerçek bumu? bizce değil bu sadece kültürel yaklaşımlar ama bunların doğru yada yanlış olup olmadığı yada bize uyup uymadığı sorgulanmadığı için  olduğu gibi kabul etmekteyiz tıpkı genelde olanları sorgulamadığımız gibi.

    Sevgiyi gerektiği gibi sunmak çocuğu ne terbiyesiz nede şımarık yapar arkadaşlar.sadece ileride sevgi açlığı çekmeyen çocuklarımız olmasına yarar.İlgi göstermede aynı,gereken her zaman diliminde ebevenler ilgisini göstermekle yükümlüdürler. Bunun kazanımı hayatta ne olursa olsun çocuklarının yanında olacaklarını ,onları seveceklerini,her şartta onların yanında ve güvende oldukları duygusunu  hisssettirecektir.

    Çocuklarını, sadece kendi istedikleri gibi davrandığında sevmek ve ilgilenmek o çocukları hayat boyu sevgi ve ilgi almak uğruna her şeye boyun eğen,uyumlanan ,hayır diyemeyen insanlara dönüştüreceğini bilmek gerekir.Ebevenylerinin gözünde sevgi ve ilgiyi görebilmek için nasıl her denileni yapmaya çalışıyorlarsa başkalarının gözüne girmek içinde aynını yapacaklardır.

    Bizim kız yada oğlan yahu kimseye hayır diyemiyor kendisini ezdiriyor vs denirya onlara sormalı sana hayır  diyebildimi?demeye çalıştığında neler oldu yada olacağını biliyordu çocukken?

    Terapide nelerle ilgili çalıştıklarımıza ilerleyen günlerde de devam edeceğim.Bu işin ABC si.sizlere  kendimizi farketmemize yarayacak en pratik başlangıç sözlerimi vermek istiyorum.Her sabah yüzünüzü yıkayıp,dişlerinizi fırçaladıktan sonra lütfen kendinize sorun ben bu gün ne yapmak istiyorum?bu bir başlangıç.sevgi ve huzurlu bir hayat yaşamanız dileğiyle…..

  • RUH BEDEN

    RUH BEDEN

    İnsanın en hüçük modeli bebek doğduğunda hayata dair hiç bir bilgilenimi,hiçbir değerlendirme yapma becerisi,mukayese yetisi,tecrübesi olmadığını hepimiz biliriz.Onun için ebeveynler annenin en iyi hamilelik süreci geçirmesi için en iyi doktorları seçip ,onların desteğiyle en iyi beslenme ve bakım sürecinden geçmesini sağlar ve doğumda annenin şartlara göre en iyi hastanede bebeği dünyaya getirmesine,sonrası bakımın çok iyi olmasına gereken önemi verirler.Sonrasında şartları iyi olanlar en iyi çocuk doktorlarına bebeğin aylık kontrollerini yaptırma telaşına düşer şartları sınırlı olan ebeveynlerse sosyal sağlık alanlarında bu sürece gereken dikkati gösterirler.aşıları günü gününe yapılır herşey olabilecek seviyede en iyisidir.Burası harika.

    Şimdi soruyorum acaba aramızda kaç kişi bu bebeğin fiziki bedenine gösterdiği bu önemi bu bebeğin birde ruhsal bedeni var orası ile ilgili neler yapmalıyız dedi acaba?Bu  bebek doğduğu andan itibaren sağlıklı ruh gelişimi nasıl olacak sorusunu soranlar sanırım kendi farkındalıklarınıda yaşayabilen şanslı azınlıklar.Ülkemizin genelinde yaşanan ailevi,sosyal,ekonomik problemler bunu kendimiz için düşünmezken nasıl  çocuğu için düşünebilirki.Şunu diyebilirsiniz öğrettilerde bizmi bilemedik.Son derece haklısınız.Öğretmediler çünki onlarda bilmiyorlardı.Şunu duymayan varmı” biz anne ve babamızdan böyle gördük”dillere pelesenk olmuş bir söz.Eminim genç kuşağın bir kısmının dışında bu ülke evlatları olarak genelimiz duymuşuzdur.Bu sloganlarla büyümek geçmişte yaşanan hataların süregeleceğini zaten bize göstermektedir.kuşaklar öncesi ya benim büyüklerim hata yapmışsa denmedikten sonra yaşanan hatalar zincirleme devam edecektir.

    Sevgili okurlar,herkes öncelikle bir bebeğin sadece fiziksel bir bedenle değil ona eşlik eden birde ruhsal bedenle doğduğunu unutmayalım.Hayat ilerledikçe ,çözemediğimiz problemler ,sıkıntılar arttıkça farkettiğimiz ruhsal yapımız, doğduğumuz andan itibaren yaşamımıza eşlik etmektedir.Ona fiziki bedenimiz kadar sağlıklı bakılması gerekir.işte bebeklik ve çocukluk dönemlerimizde bu sağlıklı ruh yapısının oluşmasıda ebeveynlarimize düşen en önemli görevdir.Çünki orada oluşturulacak yapıya yanlış konacak bir yapı taşı bugün karşımıza ciddi kişilik problemleri olarak çıkacaktır.

    Bu alanda sorun yaşamamak için her ebeveyn anne baba olmadan tıpki aldıkları tıbbi yardım gibi psikolojik bilgilenme desteğide almak zorundadır.Bu zorunluluk hem kendi hemde çocuğunun  geleceğini en iyi hale getirebilmesi ve çocuğunu büyütürken bu bilgilerden mahrum ebeveynlerin yaşadığı önemli sorunlarla karşılaşmamak için ,ayrıca gelecekte hayatlarını güven duygusu,ve gereken güçle yüklenen evlatları olması için son derece gereklidir.Herşey bir doğumla başlar ama bilgimiz dahilinde devam eder hayatın her alanında olduğu gibi.Nelere dikkat edilmesini farkeden ebeveynler aslında bu bilgilenimlerle kendi hayatlarıylada yüzleşerek bir miktarda olsa kendi aile yapılarından ne yüklendiklerinide farkedeceklerdir.Farkettiğimiz herşey, değişip dönüşmeye mahkumdur bunu unutmayalım.Sağlıklı yarınlar dileğiyle…