Etiket: Tek

  • 0-6 Yaş Bebek Gelişimi-Gelişim Testi

    0-6 Yaş Bebek Gelişimi-Gelişim Testi

    Ankara Gelişim Tarama Envanteri (AGTE), bebek ve çocukların gelişimi ile ilgili derinlemesine ve sistemli bilgi sağlayan bir değerlendirme aracıdır. 0-6 yaş arasındaki bebek ve çocukların şu andaki gelişimini ve becerilerini değerlendirmektedir. Çocuğu en iyi tanıyan kişiler olarak çocuk hakkında verdikleri bilgiler uzun süreli gözlemlere dayandığı için test anneler ile yapılmaktadır. Anneler değerlendirme sürecine doğrudan katılmaktadırlar.

     Envanter, gelişimsel gecikme ve düzensizlik gösterme açısından risk altında olduğu düşünülen bebek ve çocukların erken dönemde tanınması ve gerekli önlemlerin alınabilmesine olanak sağlar. Gelişim geriliği tespit edilen çocuğun alınan ayrıntılı anamnezinde problemin nereden kaynaklandığı araştırılır ve özgül bir problemse gerekli yönlendirme-eğitim-tedavi için yönlendirilir. Özellikle Otizm, konuşma bozuklukları (konuşma gecikmesi), hiperaktivite ve özgül öğrenme güçlüğü gibi bazı çocukluk çağı hastalıklarında gelişim gerilikleri gözlenmektedir.

     Ayrıca testi belirli aralıklarla tekrar ederek, uygulanan tedavinin işe yarayıp yaramadığını, çocuğun ilerleyip ilerlemediğini de tespit etmek mümkün olmaktadır.

    Ankara Gelişim Tarama Envanteri genel gelişim ve dört alt test olmak üzere 5 ayrı skor vermektedir.

    Genel Gelişim (G.G) : Genel gelişimin düzeyini gösterir. Test sonucunda çocuğun kaç yaş diliminde bir çocuğun gelişim düzeyine sahip olduğu bulunur  ve çocuğun; dil, bilişsel, özbakım, sosyal, ince ve kaba motor becerilerde hangi aşamada olduğu belirlenir.

    Dil-Bilişsel (D-B) : Basit sözel davranışlar ile karmaşık dil ifadeleri, konuşma, dili anlama ve açık olarak ifade edebilme, basit problemleri çözme, zihinsel yetenekler ile sayı zaman kavramı  gibi becerileri kapsar. Dil bilişsel alan hem alıcı dil (konuşulan dili anlama), hem ifade edici dil (konuşma) becerilerini ölçer.

    İnce Motor (İM) : İşaret parmağını kullanma gibi basit el göz koordinasyonundan, makasla kesme gibi karmaşık ince motor davranışlara kadar uzanan görsel-motor becerileri kapsar. İnce motor beceriler; el ve parmaklardaki küçük kasların yönetilmesine verilen isimdir. İnce motor becerisi sayesinde çocuk kalemi, çatalı, makası uygun şekilde kullanabilir, düğmelerini ilikleyebilir, ayakkabısını bağlayabilir ve öz bakımını sağlayabilir.

     Kaba Motor (KM) : Bu alt test, hareket ve hareketle ilişkili kuvvet, denge ve koordinasyonu içerir. Kaba motor becerilerde hareket etmek için vücuttaki büyük kas grupları kullanılır (yürümek, koşmak, zıplamak, yüzmek, sekmek, tırmanmak, bisiklet sürmek, dans etmek, top atıp tutmak gibi. İstisnalar olsa da çoğu kez kendiliğinden gelişen hareketlerdir.

    Sosyal Beceri-Özbakım (SB-ÖB): Bu alt test yeme içme, tuvalet temizliği ve giyinme-soyunma gibi özbakım alışkanlıkları ile özerklik, kendine güven, kurallara uyma, sosyal etkileşim ve akranlarla oyun becerileri gibi özelliklerin genel bir ölçümüdür.

      Ankara Gelişim Tarama Envanteri ailelerin bazı mühim sorularına cevap vermektedir. Örneğin Çocuğum konuşmuyor normal mi, bir sorun mu var?, Yürümüyor bir sorun mu var? Yaşıtları renkleri öğrendi çocuğum öğrenemedi, gelişiminde bir sorun mu var?.. gibi soruların yanıtını bulmakta yardımcı olmaktadır.

      Sonuç olarak bu test ile çocuğun yaşına uygun gelişim seviyesinde olup olmadığı, yaşına uygun olan gelişim dönemine ait becerileri gerçekleştirip gerçekleştirmediğini saptarken, yaşlarından beklenenden daha düşük performans gösteren çocukların tespit edilmesine de olanak sağlamaktadır.

  • Tik bozukluğu: tekrarlayan haraket bozukluğu

    ~~Tikler, normal davranışlara benzeyen, ani ve tekrarlayıcı hareket, davranış ve seslerdir. Tek bir tik nadiren bir saniyeden uzun sürebilir. Genellikle birkaç kez bazen peşpeşe görülebilir. Sıklıkları ve belirginlikleri değişkendir. Ertelenmeleri ve bastırılmaları geçici süreler için mümkündür. Tik öncesinde hissedilen kimi hisler tik sonrasında hafifler. Hareket tikleri anlık, yalın hareketlerden (göz kırpma, kaydırma gibi), daha karmaşık, görünüşte amaçlı davranışlara (“ayıp” el-kol haraketleri gibi) kadar bir değişkenlik gösterirler. Ses tikleri ise boğaz temizleme gibi sıradan bir davranıştan anlamlı sözcük, küfür ya da cümleler gibi bir yelpazede yer alabilir.
    Tik bozuklukları geçici veya kalıcı tik bozuklukları şeklinde görülür. Geçici tik bozuklukları daha çok çocukluk çağlarında görülür. Geçmeyen veya tedavi ile yardım edilmeyen durumlar daha çok kalıcı olmaktadır. Özellikle karmaşık tikler görülenlerde kalıcı olma ihtimali daha yüksektir. Kalıcı tik bozukluklarında daha çok tek bir tik yer alır. Sık olarak baş-boyun-yüz bölgelerinde görülür.
    Tikler istem dışı olmasına rağmen zaman zaman kontrol edilebilir. Özellikle sıkıntı verici durumlarda (sınav öncesi, stres verici yaşam olayları gibi) artabilir. Zaman zaman kendiliğinde tiklerin kaybolduğu da olabilir. Özellikle ateşli hastalıklar tikleri artırabilir. Ateşli hastalıklar tikleri ilk defa ortaya çıkarıcı bir neden olabilir.
    Tik bazı vakalarda ailesel olabilir. Anne, baba veya yakın akrabalarında tik hikayesi olabilir. Geçici tiklerin aile bireylerinde görüldüğü yaşlarda çıkma olasılığı vardır. Tüm tiklerin ortaya çıkış yaşları, tedavileri ve seyirleri bilinmesine rağmen neden olduğu (fizyopatolojisi) halen bilinmemektedir.

    Tedavi

    Tik bozuklukları daha çok stres verici olaylar ile çıktığından ve kontrol edilemediğinden özellikle kaygı giderici ilaçlar faydalı olmaktadır. Küçük çocuklarda görülen geçici tik bozukluklarında allerji ilacı olarak kullanılan bazı ilaçlar faydalı olabilir.
    Tikler istemsiz/istemdışı geliştiğinden etrafındakiler bu konuda uyarılmalıdır. Tikler “inadına” yapılan bir davranış olarak kabul edilmemelidir. Bu rahatsızlığın genetik bir nedenden çıktığını ve bu nedenle bu davranışların çıkabileceğini kabul etmek aileleri rahatlatır. Öğretmenlerin bu hastalık hakkında bilgilendirilmeleri çocuğun sınıfta yersiz tepkilerle karşılaşmasını önleyerek sınıftaki durumunu düzeltir.

    SIK GÖRÜLEN TİKLER VE SINIFLANDIRMA

    1-Basit Tikler (1-2 saniyeden kısa sürerler)

    a.Hareket Tikleri

    Göz kırpma, burnunu kıvırma, dudak yalama, ani kafa atımları, omuz silkme, parmaklarıyla oynama veya tıklatma, ayaklarını sallama, vurma, sekme, ayak bileğinden germe

    b.Basit Ses Tikleri

    Öksürme, burun çekme, boğaz temizleme, ıslık çalma, hayvan veya kuş sesleri

    2-Karmaşık Tikler (Daha karmaşık “anlamlı” ve 2 saniyeden uzun sürelidir)

    a.Karmaşık Hareket Tikleri

    El veya yüzün “anlamlı” hareketleri veya yavaş bir baş hareketi, “şaşırmış” ya da “anlamamış” gibi bakma, eşyalara veya insanlara dokunma, parmaklarıyla “sayı sayar gibi” yapma, “bir ileri iki geri” adımlama, çömelme, eğilme ve bükülme hareketleri

    b.Karmaşık Ses Tikleri

    Heceler veya kelimeler söyleme, küfürlü veya kötü sesler tekrarlama, kelime tekrarları, karşıdan yapılan hareketleri tekrar etme

  • Anksiyete Nedir? Anksiyete Nasıl Geçer? Anksiyete ile Baş Etme Yolları?

    Anksiyete Nedir? Anksiyete Nasıl Geçer? Anksiyete ile Baş Etme Yolları?

    Hepimizin endişeli, kaygılı, gergin ya da stresli hissettiği zamanlar vardır. Genellikle bunun bir nedeni olur:

    Okulun spor takımı için seçmelere katılmak ya da iş görüşmesine gitmek gibi yeni ve zor bir şey yapmak, birine “Artık seninle arkadaş olmak istemiyorum” gibi hoşlanmayacağı bir şey söylemek, sınav gibi önemli bir şey için hazırlanmak.

    Genellikle kaygıyla bir kere yüzleştiğinde kendini daha iyi hissedersin ancak bazı zamanlarda bu rahatsızlık verici duygu çok güçlü, sık sık ortaya çıkan veya uzun süre devam edecek gibi görünebilir. Açık ve net bir neden bulmak mümkün olmadığında, seni kaygılı hissettiren şeyin ne olduğunu bilmek zor olabilir. Bu zamanlarda anksiyeteyi nasıl yeneceğini öğrenmen iyi olabilir.

    Kaygılı duygularınızı anlayın.İnsanlar kaygılı/endişeli olduğunda ya da korktuğunda genellikle vücutlarında pek çok değişiklik olduğunu fark ederler. Buna savaş ya da kaç reaksiyonu/tepkisi denir. Vücudumuz kaçmak için ya da korkutucu/endişe verici şeyle karşılaşmak ve savaşmak için kendini hazırlar.

    Temel belirtiler şunlardır: Yüzde kızarma, ateş basması, ağız kuruluğu, boğazda düğümlenme, ellerin titremesi, baş ağrısı, bulanık görme, seste titreme, kalp atışında hızlanma, nefes almada güçlük gibi..

    Rahatlamayı öğrenin.Kaygı duygularını, rahatlamayı öğrenerek kontrol edebilirsin. Bunu farklı şekillerde yapabilirsin ama şunu unutma; kontrol etmenin tek bir yolu yoktur. Farklı yöntemler farklı zamanlarda faydalı olabilir. Senin için hangisinin işe yaradığını bulmak önemlidir.

    Fiziksel egzersiz.Bazen günün büyük kısmında kaygılı olduğunun farkına varabilirsin. Bir çok kaygılı duyguların olmuş olabilir ve bu olduğu zaman fiziksel egzersiz rahatlamak için iyi bir yol olabilir. İyi bir koşu, hızlı bir yürüyüş, bisiklete binme ya da yüzme kaygılı duygulardan kurtulmana yardımcı olabilir ve daha iyi hissetmeni sağlayabilir.

    Sürükleyici faaliyetler.Rahatlamanın ikinci yolu, düşünmek için başka bir şey bulmak ve yapmaktır. Negatif düşünceleri dinlemek veya kaygılı duygulara odaklanmaktansa, başka bir şey yapmaya çalışın. Bazı insanlar bu düşünceleri ve duyguları başka bir aktivite ile uğraşarak değiştirebilirler. Yaptığın işe daha çok odaklandıkça negatif düşünceler veya duyguları daha çok bastıracaksın. Negatif düşüncelerini dinlediğinin farkına vardığın zamanlarda, yardımcı olabilecek aktivitelerden birini dene.

    Yatağına uzanıp negatif düşüncelerini dinlemek yerine, müzik dinleyebilirsin.

    Arkadaşının arayıp aramayacağını ile ilgili endişelenmek yerine, bir dergi açıp okuyabilirsin.

    Daha çok alıştırma yaptıkça, negatif düşüncelerini engellemenin daha kolay olacağını ve daha iyi hissedeceğini göreceksin.

    Kontrollü nefes alma. Aniden endişelendiğini fark ettiğin ve kontrolü yeniden eline alıp hızlı bir şekilde rahatlama ihtiyacı duyduğun zamanlar olabilir. Kontrollü nefes alma yardımcı olabilecek hızlı bir yöntemdir. Nefes alış verişin üzerine odaklanabilirsen rahatlamana yardımcı olacaktır.

    “Yavaşça derin bir nefes al, nefesini beş saniye tut ve sonra çok yavaş bir şekilde dışarı ver. Nefesini verirken kendine “rahatla” diyebilirsin.” Bunu birkaç kez yapman vücudunun kontrolünü yeniden sağlamana ve sakin hissetmene yardımcı olacaktır.

    Rahatladığım yer. Bu yöntemle seni huzurlu hissettiren özel bir yeri düşünerek rahatlamayı dene. Rüyalarını ya da hayallerini düşün.Bu yer senin daha önceden bulunduğun bir yer olabileceği gibi hayali bir yer de olabilir. Onun resmini düşün ve mümkün olduğunca şunları düşün:

    Sahile vuran dalgaların sesi veya ağaçlara esen rüzgarın çıkardığı ses.

    Deniz kokusu veya çam ormanlarının kokusu.

    Yüzünde parlayan sıcak güneş veya saçlarının arasından hafifçe esen rüzgar.

    Endişe verici düşüncelerini tespit et. Negatif, eleştirel veya endişe verici düşüncelerinin belirlenmesi önemlidir. Kaygılı hisseden insanlar genellikle;

    Olumsuz düşüncelere sahiptir.

    Kendileriyle ilgili iyi bir şey düşünmek, duymak veya görmekte zorlanırlar.

    Olumlu becerilerini fark etmezler.

    Kötü şeylerin olacağını beklemeleri daha olasıdır.

    Başarılı olabileceklerini düşünmeleri daha az olasıdır.

    Gelecekle ilgili kasvetli veya olumsuz bir görüşleri vardır.

    Bazıları bu düşünce şeklini benimser. Düşünceleri temel olarak negatif olur ve sıklıkla kaygılı hissederler.

    Düşüncelerini kontrol et ve onları sına.Düşüncelerini sınayarak olumsuz bir düşünce tuzağına sıkışıp kalmayacağına emin olabilirsin. Bu daha önce görmezden geldiğin veya gözünden kaçırdığın şeylerin pozitif bir yolunu bulmana ve başka bir şekilde düşünmeyi öğrenmene yardımcı olabilir. Düşüncelerini sınamak için şunları yapmayı dene:

    En sık duyduğun olumsuz düşünceyi bir yere yaz.

    Bu düşünceyi destekleyen tüm kanıtları yaz.

    Bu düşünceyi sorgulamak için gerekli tüm kanıtları yaz.

    En iyi arkadaşın, öğretmenin, ailen bunları duysa sana ne söylerlerdi, kendine bunu sor.

    Yardımcı olmayan düşünceleri yardımcı olan düşüncelerle değiştirmek. Bazen daha olumlu bir şekilde düşünmek yararlı olabilir ve kaygılı hissetmemeni sağlayabilir.

    “Farklılık olsun diye saçlarımı kısacık kestirdim ama galiba beni bu şekilde gören herkes bana gülecek.”

    “Bence bu saç modeli bana çok yakıştı. Hem değişiklik iyidir.”

    Korkularınla yüzleş.İnsanlar sıklıkla endişeleri ve kaygılı duygularıyla, onları endişelendiren şeylerden kaçınarak başa çıkmayı öğrenir. Bu daha iyi hissetmeni sağlayabilir ancak endişeni yenmene faydası olmaz. Bu tip durumlarda korkularınla yüzleşmek bu sorunları aşmak için faydalı olabilir. Bunu şu şekilde yapmayı deneyebilirsin:

    Meydan okuyacağın bir şey belirle ya da yüzleşmek istediğin bir korku.

    Meydan okumanı küçük adımlara böl, bu başarılı olmanı daha kolay hale getirecek.

    Başarılı olman için sana yardımcı olabilecek yardımcı düşüncelerin nedir?

    Rahatla, yardımcı düşüncelerini kullan ve korkunun aşılmasına yönelik ilk adımla yüzleş.

    Ne kadar iyi yatığını kendine söylemeyi unutma!

    Eğer bir kez başarılı olmuşsan, diğer adımı dene, yüzleş ve korkularını yenene kadar devam et.

    Kendini övmeyi unutma.Çoğu zaman kendimizi övmek ve aferin demek konusunda çok iyi değilizdir. Bu nedenle kaygıyı yenmeyi ve korkularınla yüzleşmeyi denediğinde kendini övmeyi unutma. Her ne olursa olsun, denediğin için bunu hak ediyorsun.

  • Depresyon Nedir? Belirtileri Nelerdir? Depresyonla Baş Etme Yöntemleri

    Depresyon Nedir? Belirtileri Nelerdir? Depresyonla Baş Etme Yöntemleri

    Herkesin üzgün, sıkkın veya mutsuz hissettiği zamanlar olur. Çoğu zaman bu duygular gelir ve gider ama bazen devam eder ve uzun süreler kalıcı olur. Bunları değiştiremeyip ve depresif hissetmekten kurtulamadığın olabilir. Depresif hissettiğinde Kendinde şunları fark edebilirsin:

    Sıklıkla ağlamaklısın.

    Net bir neden olmamasına rağmen veya küçük şeylere ağlıyorsun.

    Sabah erken saatlerde uyanıyorsun.

    Gece uykuya dalmakta güçlük çekiyorsun.

    Sürekli yorgun ve enerjisiz hissediyorsun.

    İştahını kaybettin.

    Konsantre olma sorunları yaşıyorsun.

    Yapmaktan zevk aldığın şeyleri bıraktın.

    Dışarıya daha az çıkıyorsun ve yalnız başına kalmak istiyorsun.

    Üzgün hissettiğinde kendini tekrar toparlamak çok zordur. Her şey imkansız gibi görünür, çok zor bir iş olduğunu hisseder ve denemek için zahmet etmeye bile gerek olmadığını düşünürsün. Bu depresyonun bir parçasıdır ve en zor işlerden biri ilk adımı atmaktır. İki şey harekete geçmek için yardımcı olabilir.

    1. İnsanlara depresyonla mücadele etmeye başlayacağını söyle. Sana yardımcı olabilirler, seni destekleyebilir ve cesaretlendirebilirler.

    2. Nasıl hissettiğinle ilgili bir fark yaratabilirsin. Bu zor bir iş olsa da kendini daha iyi hissetmeni sağlayacak şeyler var.

    Ne yaptığını ve nasıl hissettiğini kontrol et.İnsanlar üzgün hissettiğinde bir şeyler yapmayı bırakırlar. Dışarı çok fazla çıkmaz, boş oturabilir ya da tüm gün yatakta durabilirler. Ne yapacağını kontrol etmek ve gün boyunca başkalarından daha kötü hissettiğin zamanların olup olmadığını görmek faydalı bir ilk adım olabilir.

    Her saat bir kağıda ya da telefonuna ne yaptığını yaz ve 1’den(çok kötü hissetmek) 10’a(çok iyi hissetmek) kadar bir sayı seçerek o andaki ruh halini puanla.

    Kendine sürekli olarak iyiye gittiğini hatırlat ve bir şeylerle meşgul olmanın olumsuz düşüncelerini dinlemene daha az zaman bıraktığını unutma.

    Olumsuz düşüncelerini bul. Kendisini üzgün ve depresif hisseden insanların olumsuz düşünceleri olur. Gerçekleşen olumsuz ve kötü şeyleri çok kolay bulurlar. İyi şeyleri görmezden gelirler. Kendilerine ve yaptıkları şeylere karşı çok eleştireldirler. İşlerin kendileri yüzünden kötü gittiğini düşünürler. Hayatlarının bir alanında kötü giden bir şeyi tüm yaşamlarına genellerler.

    Eğer sen de böyle düşünüyorsan, olumsuz düşüncelerinin farkında olman ve bir düşünce tuzağına yakalanmış olup olmadığını keşfetmen gerekiyor. Şimdi sana çok yaygın olan dört düşünce tuzağından bahsedeceğim:

    Olumsuz gözlük-Bunlar olayın sadece olumsuz kısmını görmenize izin verir.

    Olumlu şeyler sayılmaz-Gerçekleşen olumlu şeylere önem verilmez ya da onların şans eseri olduğu düşünülür.

    Bir şeyleri abartmak- Küçük ve olumsuz şeyler gerçekte olduğundan daha büyük hale gelir.

    Kötü şeyler olacağını tahmin etmek- Temelde iki şekilde olur:

    Zihin okuyucu: Başkalarının düşündüğü şeyleri bildiğini düşünürler. (“Ela’nın beni sevdiğini düşünmüyorum.”)

    Falcı: Ne olacağını bildiğini düşünürler.(“Biliyorum aptalca bir şeyler söyleyeceğim ve herkes bana gülecek.”)

    Negatif düşüncelerine meydan oku.Bir kez negatif düşüncelerini bulduğunda ve düştüğün düşünce tuzağını bildiğinde, müdahale etmeyi öğrenebilirsin.

    Eğer olumsuz gözlüklerin varsa durmayı öğrenmelisin, tekrar bakarak gözden kaçırdığın herhangi bir olumlu şeyi bulmalısın. Olumlu şeylerin sayılmayacağını düşünüyorsan başarılarını kabul etmeyi ve kutlamayı öğrenmelisin. Eğer bir şeyleri abartıyorsan, sorunların başa çıkılmaz hale gelmesini ve büyümesini engellemeyi öğrenmelisin. Eğer kötü şeylerin olacağını tahmin ediyorsan bunu yapmayı bırakmalı ve gerçekte ne olduğunu kontrol etmelisin.

    Depresif hisseden insanlar bazen sorunlarıyla nasıl başa çıkacaklarını bilmediklerini hissederler. Arkadaşlarla, aileyle veya patronlarla yaşanan zorluklar öylesine büyük gelir ki, bunlarla nasıl başa çıkacağını bilemezsin.

    Tüm olası çözümleri düşün.Sorununu düşün ve olası çözüm yollarının tamamını bir yere yaz. Bazı zamanlarda kendi kendinle “ben bunu yapabilirim ya da…” şeklinde konuşmak faydalı olabilir.

    Başarılı olma alıştırması. Bir zorlukla veya yeni bir durumla karşı karşıya kalındığında, başarısız olacağını veya işlerin yolunda gitmeyeceğini düşünmek kolaydır. Bu kötü şeylerin olacağını tahmin etmek olumsuz tuzaklardan biridir. Kendini başarılı olduğun bir resimde hayal etmek faydalı bir yoldur. Zor bir durumun olduğu bir resim hayal et ve kendi kendine ne olacağını söyle. İlgili adımlar hakkında düşün ama bu resimde kendini başa çıktığın ve başarılı olduğun şekilde hayal et. Bu resmi mümkün olduğunda gerçekçi bir şekilde yap ve bu sahneyi ayrıntılı bir şekilde tarif et. Birkaç kez alıştırma yapmak zor olmasına rağmen senin başarılı olabileceğini görmene yardımcı olacaktır.

    Olumlu içsel konuşma. Zor veya endişeli bir durumda kendi kendine yardım etmek için faydalı bir yol da içsel konuşmayı kullanmaktır. Olumlu içsel konuşma daha rahat ve güvenli hissetmene yardımcı olarak şüphelerin ve endişelerin kontrol altında tutulmasını sağlar. Bunu endişeli veya başarılı olacağına emin olmadığını hissettiğin zaman kendine olumlu şeyler söyleyerek yapabilirsin.

    Denediğin için kendini öv. Üzgün hissettiğinde kendini övmek oldukça zor olabilir. Her zaman yapmak istediğin daha birçok şey var gibi veya daha iyi yapılabilirdi gibi görünür ve bu nedenle başardığın şeyleri fark etmen daha zor hale gelir. Her zaman başarılı olamayabilirsin ama bu önemli değil. Önemli olan denemen ve tekrar mücadele etmeye başlamandır. Bu yüzden yaptığın şeylere takılma, denediğin için kendini öv.

  • HER HAREKETLİ ÇOCUK DEHB (DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE)

    HER HAREKETLİ ÇOCUK DEHB (DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE)

    TANISI ALIR MI?

    DEHB kişinin yaşı ile uyumlu olmayan dikkatsizlik, dürtüsellik ve aşırı hareketlilik (hiperaktivite) belirtileri ile karakterize olan nörogelişimsel bir bozukluktur. Okul öncesi çocuklukta başlayıp yetişkin yaşamda da değişik bulgularla seyredebilen/gözlemlenebilen süreğen bir bozukluktur. Tedavi edilmediği takdirde, belirtileri çocuğun akademik v hemen her alanın sosyal hayatını olumsuz etkilemekte, yoğun ruhsal, sosyal ve okul sorunları ortaya çıkmaktadır. Yapılan araştırmalara göre DEHB genetik bir bozukluktur. Çocuğun genetik yatkınlığının üzerine olumsuz çevre faktörleri eklenince ortaya daha karmaşık bir tablo çıkabiliyor.

    TANI KRİTERLERİ

    • Dikkat sorunları, hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileri gözlemlenebiliyor olmalı
    • 12 yaşından önce başlamış olmalı
    • En az 6 aydır devam ediyor olmalı
    • Birden fazla ortamda (ev ve okul) görülmelidir

    “Dikkat eksikliği”, bir konuya yoğunlaşmada güçlük, verilen görevleri tamamlayama, sınırlı dikkat zamanı ve dikkat dağınıklığı belirtileri ile kendini gösterir. Bu bozukluğu olan çocuklar ayrıntılara karşı dikkat eksikliği gösterir, okul ve diğer ödevlerinde birçok hatalar yaparlar. Çalışmalarını plansız, düzensiz ve karmakarışık bir biçimde sürdürürler. Oyun ve benzeri etkinliklerde dikkatlerini uzun süre toplayamazlar, başladıkları işleri tamamlamakta zorlanırlar. Sanki akılları başka yerdedir ya da söylenenleri dinlemiyor ya da duymuyor görünümü verirler. Kendilerine verilen okul ödevi ya da herhangi bir sorumluluk üzerinde belirtilen ve beklenilen bir biçimde çalışılamazlar. Dikkatleri ilgisiz uyaranlarla kolaylıkla dağılabilir.

    “Hiperaktivite”, yerinde duramama ya da oturduğu yerde bile kıpır kıpır olma, uygunsuz ortamlarda koşuşturma ya da eşyalara tırmanma davranışları ile kendini gösterir. Bu çocuklar, uyarıları dinlemeden, durmak yorulmak bilmeden birbiri ardına hareket ederler. Sınıf öğretmenleri bu gibi çocukların sık ayağa kalkmalarından, arkadaşları ile sık sık konuşma istekleri olduğundan, sessiz ve sakin kalmakta zorlandıklarından yakınabilirler. Koltukların üzerinden atlamaları ve dolaplara tırmanmaları nedeniyle “düz duvara tırmanma” deyimi bu çocuklar için uygundur.

    İmpulsivite (dürtüsellik)”, bir davranışın sonucunu düşünmeksizin harekete geçme ile kendisini gösteren ataklıktır. Dürtüsellik kendini sabırsızlık, soru tamamlamadan yanıtlama eğilimi, sıra beklemede güçlük, sıklıkla diğerlerinin konuşmasını kesme, oyunların arasına girme ve tehlikeli işlere girişme, tartışma, kavga vb. gibi davranışlarla kendini gösterir.

    Eşlik Eden Davranış Şekilleri;

    • Zamanı iyi kullanamama
    • Dağınıklık/düzensizlik
    • Hırçınlık
    • Sosyal beceri sorunları
    • Sakarlık/koordinasyon güçlükleri
    • Kendine güvenememe
    • Uyku sorunları
    • Duygusal dalgalanmalar

    Eşlik Eden Ruhsal Bozukluklar;

    • Özgül öğrenme güçlüğü
    • Karşıt olma karşı gelme bozukluğu
    • Davranım bozukluğu
    • Depresyon
    • Kaygı bozuklukları
    • Tik, Tourette bozukluğu

    Çevresel Etkenler;

    • Ailede benzer belirtiler
    • Aile içi stres,şiddet
    • Travmalar

    Tedevi yöntemleri;

    DEHB’nin tedavisinde psikososyal ve tıbbi girişimleri içeren çok yönlü tedavi çeşitleri söz konusudur:

    • İlaç tedavisi

    (Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı tarafından karar verilir ve izlenir)

    • Anne-baba eğitimi

    (Çocuğun davranışlarının düzenlenmesi için ebeveyn eğitimi ve ev ortamının düzenlenmesi)

    • Öğretmenlerin eğitimi

    (Okul-rehberlik servisi-öğretmen ile yakın temas ve işbirliği sağlanması)

    • Bilişsel-Davranışsal Tedaviler
    • Deneyimsel Oyun Terapisi

    ANNE-BABALARA ÖNERİLER

    Çocuğundaki dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile başa çıkmaya çalışan aileler yetersizlik duygusu, ümitsizlik ve üzüntü içerisinde olabilirler.

    TANISI ALIR MI?

    DEHB kişinin yaşı ile uyumlu olmayan dikkatsizlik, dürtüsellik ve aşırı hareketlilik (hiperaktivite) belirtileri ile karakterize olan nörogelişimsel bir bozukluktur. Okul öncesi çocuklukta başlayıp yetişkin yaşamda da değişik bulgularla seyredebilen/gözlemlenebilen süreğen bir bozukluktur. Tedavi edilmediği takdirde, belirtileri çocuğun akademik v hemen her alanın sosyal hayatını olumsuz etkilemekte, yoğun ruhsal, sosyal ve okul sorunları ortaya çıkmaktadır. Yapılan araştırmalara göre DEHB genetik bir bozukluktur. Çocuğun genetik yatkınlığının üzerine olumsuz çevre faktörleri eklenince ortaya daha karmaşık bir tablo çıkabiliyor.

    TANI KRİTERLERİ

    “Dikkat eksikliği”, bir konuya yoğunlaşmada güçlük, verilen görevleri tamamlayama, sınırlı dikkat zamanı ve dikkat dağınıklığı belirtileri ile kendini gösterir. Bu bozukluğu olan çocuklar ayrıntılara karşı dikkat eksikliği gösterir, okul ve diğer ödevlerinde birçok hatalar yaparlar. Çalışmalarını plansız, düzensiz ve karmakarışık bir biçimde sürdürürler. Oyun ve benzeri etkinliklerde dikkatlerini uzun süre toplayamazlar, başladıkları işleri tamamlamakta zorlanırlar. Sanki akılları başka yerdedir ya da söylenenleri dinlemiyor ya da duymuyor görünümü verirler. Kendilerine verilen okul ödevi ya da herhangi bir sorumluluk üzerinde belirtilen ve beklenilen bir biçimde çalışılamazlar. Dikkatleri ilgisiz uyaranlarla kolaylıkla dağılabilir.

    “Hiperaktivite”, yerinde duramama ya da oturduğu yerde bile kıpır kıpır olma, uygunsuz ortamlarda koşuşturma ya da eşyalara tırmanma davranışları ile kendini gösterir. Bu çocuklar, uyarıları dinlemeden, durmak yorulmak bilmeden birbiri ardına hareket ederler. Sınıf öğretmenleri bu gibi çocukların sık ayağa kalkmalarından, arkadaşları ile sık sık konuşma istekleri olduğundan, sessiz ve sakin kalmakta zorlandıklarından yakınabilirler. Koltukların üzerinden atlamaları ve dolaplara tırmanmaları nedeniyle “düz duvara tırmanma” deyimi bu çocuklar için uygundur.

    İmpulsivite (dürtüsellik)”, bir davranışın sonucunu düşünmeksizin harekete geçme ile kendisini gösteren ataklıktır. Dürtüsellik kendini sabırsızlık, soru tamamlamadan yanıtlama eğilimi, sıra beklemede güçlük, sıklıkla diğerlerinin konuşmasını kesme, oyunların arasına girme ve tehlikeli işlere girişme, tartışma, kavga vb. gibi davranışlarla kendini gösterir.

    Eşlik Eden Davranış Şekilleri;

    Eşlik Eden Ruhsal Bozukluklar;

    Çevresel Etkenler;

    Tedevi yöntemleri;

    DEHB’nin tedavisinde psikososyal ve tıbbi girişimleri içeren çok yönlü tedavi çeşitleri söz konusudur:

    (Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı tarafından karar verilir ve izlenir)

    (Çocuğun davranışlarının düzenlenmesi için ebeveyn eğitimi ve ev ortamının düzenlenmesi)

    (Okul-rehberlik servisi-öğretmen ile yakın temas ve işbirliği sağlanması)

    ANNE-BABALARA ÖNERİLER

    Çocuğundaki dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile başa çıkmaya çalışan aileler yetersizlik duygusu, ümitsizlik ve üzüntü içerisinde olabilirler.

    DEHB İLE İLGİLİ HİZMETLERİMİZ

    DEHB tanısı almış çocuklarla ilgili Merkezimizde yapılan birden çok çalışma vardır. Çocuğun ve ailenin ihtiyacına göre danışmanlık yapılır, uygun ev ve yaşam alanı oluşturulur, doğru davranışlar ebeveyne öğretilir ve çocuğa uygun bir terapi yöntemi uygulanır.

    • Ebeveynlerde bu tür hisler oluşmaya başladıktan sonra anneler ve babalar çoğunlukla çocuğun yetiştirilme tarzında bir hata olduğunu düşünerek birbirlerine suçlar şekilde yaklaşımlarda bulunabiliyorlar. Aile içerisindeki bu gerginlik hali, tutarsız ve sevgisiz davranışlar ne yazık ki DEHB ile başa çıkmaya çalıştığınız bu süreci yavaşlatacaktır.
      • Dikkat sorunları, hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileri gözlemlenebiliyor olmalı
      • 12 yaşından önce başlamış olmalı
      • En az 6 aydır devam ediyor olmalı
      • Birden fazla ortamda (ev ve okul) görülmelidir
      • Zamanı iyi kullanamama
      • Dağınıklık/düzensizlik
      • Hırçınlık
      • Sosyal beceri sorunları
      • Sakarlık/koordinasyon güçlükleri
      • Kendine güvenememe
      • Uyku sorunları
      • Duygusal dalgalanmalar
      • Özgül öğrenme güçlüğü
      • Karşıt olma karşı gelme bozukluğu
      • Davranım bozukluğu
      • Depresyon
      • Kaygı bozuklukları
      • Tik, Tourette bozukluğu
      • Ailede benzer belirtiler
      • Aile içi stres,şiddet
      • Travmalar
      • İlaç tedavisi
      • Anne-baba eğitimi
      • Öğretmenlerin eğitimi
      • Bilişsel-Davranışsal Tedaviler
      • Deneyimsel Oyun Terapisi
      • Ebeveynlerde bu tür hisler oluşmaya başladıktan sonra anneler ve babalar çoğunlukla çocuğun yetiştirilme tarzında bir hata olduğunu düşünerek birbirlerine suçlar şekilde yaklaşımlarda bulunabiliyorlar. Aile içerisindeki bu gerginlik hali, tutarsız ve sevgisiz davranışlar ne yazık ki DEHB ile başa çıkmaya çalıştığınız bu süreci yavaşlatacaktır.
      • Çocuğa yeni davranışlar kazandırma yolunda ilerlerken farkında olmadan fazla yüklenilebiliyor. Baskılama ve yüklenmeler çoğu zaman ailelere ve çocuklara fayda sağlamamakta.
      • Çocukların sergilemiş oldukları problem olarak adlandırılan davranışa odaklanmak yerine o davranışı ‘neden yapıyor, nasıl yapıyor ve ne şartlarda (çevresel faktörler var mı/yok mu) yapıyor?’ sorularına cevap bulmaya çalışılmalıdır. Bu sorulara odaklanarak bir çocuğun davranışları ile ilgili yola çıktığınızda hem çocuğunuzu daha iyi hissedip anlamış olacaksınız hem de çözüm üretme konusundaki bakış açınız genişlemiş olacaktır.
      • Evde ve okulda mutlaka kurallar öğretilmeli, çocuk nerede durması gerektiğini, durmazsa bedelinin (ceza değil) ne olacağını bilmelidir.
      • Çocuğa yaşına ve gelişim düzeyine uygun sorumluluklar verilmeli ve uygun bir şekilde onaylanmalı, takdir edilmelidir.
      • Çocuğu sürekli uyarılara, müdahaleye maruz bırakan, sürekli durdurmaya çalışan aile ve öğretmen, çocuğun artık olumsuz davranışlarını pekiştirmişlerdir. Yaptığı olumlu davranışlar görülmez olmuştur. Çocuğun her yaptığı olumlu davranış görülüp taktir edilmelidir ki bunlar pekişsin…
      • Çocukla her gün ortalama 30 dk zaman geçirilmelidir. Yaşına uygun bir şekilde oyun, etkinlik, kutu oyunları gibi bire bir zamanlara ihtiyaç vardır.
      • Ödül stratejisi işe yarayabilir bir yöntem fakat fazla ödüle boğulan çocuklarda aşılanmak istenen olumlu davranışların aksine olumsuz davranışlar görülebiliyor. Çocukları ödüllendirirken dikkat edilmesi gerekenler;
      1. Ödül olarak neler işe yarıyor? / Çocuğunuz nelerden hoşlanıyor?
      2. Ödülü rüşvet gibi mi kullanıyorsunuz?
      3. Küçük yaşlarda ödül davranıştan hemen sonra verilebilir ama belirlenen zamanda verilmesi önemlidir.
      4. Yaş büyüdükçe ödüller somuttan soyuta doğru değiştirilmelidir. Bu yüzden bütün ebeveynlerin çocukların gelişim süreçlerini (duygusal, fiziksel, cinsel) bilmelerinde fayda vardır.
      1. Bilişsel Davranışçı Terapi
      2. Deneyimsel Oyun Terapisi (2-9 Yaş)
      3. Ebeveyn Danışmanlığı
      4. Akıl Zeka Oyunları Atölyesi
  • DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU NEDİR?

    DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU NEDİR?

    Çocukluk çağının en sık görülen rahatsızlıklarından olan Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), son derece önemli akademik, sosyal ve psikiyatrik sorunlara yol açabilen psikiyatrik bir rahatsızlıktır.

    Bir kişide DEHB’ten sözedebilmek için, dikkatin kolayca dağılması, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik (aklına geleni hemen yapma, sonucunu düşünmeden hareket etme) gibi 3 temel alandan belirtilerin bulunması ve bu belirtilerin, kişinin yaşamında en az bir alanı olumsuz etkileyecek boyutta olması beklenir.

    Ailelerin en sık dile getirdikleri yakınmalar şöyledir; “bizi duymuyor, söylediklerimizi yapmıyor ya da defalarca söyledikten, bağırdıktan sonra yapıyor, günlük basit işlerini yapamıyor, çok ısrarcı dediğini yaptırana kadar uğraşıyor”

    Öğretmenleri ise bu çocukları “çok hareketli, uzun süre bir yerde oturamaz, sınıfta çevresiyle fazla ilgili, dersi dinlemiyor, sık sık yerinden kalkıyor, izin almadan konuşuyor, kurallara uymuyor, düşünmeden hareket ediyor” gibi cümlelerle tanımlarlar.

    DEHB sadece bu belirtilerle sınırlı basit bir sorun değildir. DEHB’i olan bir çocuk, çevresinden devamlı uyarı ve eleştiri alan, istenmeme, dışlanma ve hayal kırıklıkları nedeniyle özgüveni sarsılmaya aday bir çocuktur.

    DEHB’NİN TEMEL BELİRTİLERİ NELERDİR

    1. Dikkat Eksikliği

    Dikkatsüresinin ve yoğunluğunun, kişinin yaşına göre olması gerekenden az olmasıdır. Dikkatin belirli bir noktaya toplanamaması ve kolayca dağılması, dağınıklık, unutkanlık, eşyalarını kaybetme, dikkatsizce hatalar yapma gibi belirtilerle kendini gösterir

    Dikkat eksikliği olan çocukların ilgilerini gerçekten çeken konularda ya da etkinliklerde dikkatlerini uzun süre sürdürebiliyor olmaları, anne babaların çocuğun dikkatinden bir sorun olmadığını düşünmesine neden olur ancak bu dikkat eksikliği tanısını dışlayan bir durum değildir.

    2.Hiperaktivite:

    Aşırı hareketlilik, bireyin yaşına ve gelişimine uygun olmayacak bir biçimde hareketli olmasıdır. Uzun süre yerinde oturamama, otururken elinin ayağının kıpır kıpır olması, çoğu zaman hareket halinde olma, çok konuşma gibi belirtilerle kendini gösterir.

    3.Dürtüsellik

    Genel olarak bireyin davranışlarını kontrol edebilmesinde sorun olmasıdır. Bu kişiler bir şeyi yapmadan önce olası sonuçları düşünmeden hareket ederler. Acelecilik, istekleri erteleyememe, söz kesme, düşündüğünü hemen yapma, aklına geleni geldiği anda söyleme, sırasını beklemekte güçlük çekme gibi belirtilerle kendini gösterir.

    DEHB’NİN FARKLI TİPLERİ VAR MIDIR?

    DEHB tanısı alan çocukların pek çok benzer özellikleri olsa da hepsi birbirinden farklıdır. DEHB’nin üç temel belirtisi olan dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik her çocukta farklı oranlarda ve şiddetle görülür.

    Temel belirtilerin dağılımına göre üç farklı DEHB tipi vardır;

    1. Birleşik tip

    2. Dikkat eksikliği önde olan tip

    3. Aşırı hareketliliği önde olan tip

    DEHB OLAN ÇOCUKLARDA BAŞKA NE TÜR SORUNLAR GÖRÜLEBİLİR?

    • Günlük rutin işleri öğrenmede gecikme yaşayabilirler

    Yapması gereken her işi biz hatırlatırız”

    “Biz söylemeden asla harekete geçmez”

    • Sosyal olgunlukta gecikme yaşayabilirler.

    “Kocaman çocuk oldu halen oyuncaklarla oynuyor, çizgi film izliyor”

    “Hiç büyümeyecek mi?”

    • Dağınıklık, düzensizlik en sık görülen belirtilerden biridir.

    “Odası darmadağınıktır”

    “Sürekli bir şeylerini kaybeder”

    “Üstü başı dağınıktir”

    “Defterleri çok düzensiz”

    “Sırasının üstü karmakarışık, yanına kimseyi oturtamıyorum”

    • Duygusal aşırı duyarlılık; hemen her çeşit uyarana karşı aşırı duyarlılık gösterebilirler.

    Kıyafetlerinin iç dikişlerinden bile rahatsız olur”

    “Beğenmediği, rahatsız olduğu giysiyi bir daha giymez”

    “Yemeğin önce görüntüsüne, kokusuna bakar, beğenmezse asla tadına bakmaz

    • Çok değişkendirler.

    “Bir anı bir anına uymuyor”

    “Çok keyifliyken birden öfkeleniyor”

    “Başarısı çok değişken, aynı dersin sınavlarında bile bir iyi, bir kötü not alıyor”

    “Ne zaman ne yapacağı belli olmaz”

    • Motor becerilerde sorunlar ve koordinasyon güçlükleri yaşayabilirler.

    “Çok sakar”

    “Yürürken kapılara, eşyalara çarpar”

    “Koşarken ayakları birbirine dolanıyor”

    “Yemek yerken o kadar döküp saçıyor ki birlikte yemek yiyemez olduk”

    “O kadar çok düşer ve yaralanır ki üzerinde yara izi olmayan yer kalmadı”

    “Ayakkabı bağlamayı öğrenemiyor”

    “Kalem tutması çok farklı”

    Yazısı o kadar çirkin ki kendisi bile okuyamıyor”

    • Unutkanlık çok sık rastlanan sorunlardandır.

    “Bazı şeyleri çok iyi hatırlıyor ama bir dakika önce söyleneni hatırlamıyor”

    “Bir şey yapmasını söylüyorum, başka bir şey yapıyor”

    “Mutfağa gittiğinde ne alacağını unutmuş oluyor”

    “Akşam öğrettiklerimi sabaha unutuyor”

    “Eşyalarını nereye koyduğunu hatırlamıyor

    • Saldırgan davranışlar görülebilir

    “Sinirlendiğinde gözü bir şey görmez”

    “Sık sık arkadaşlarıyla kavga ediyor”

    “Eşyalara zarar veriyor”

    DEHB’nin ORTAYA ÇIKIŞ NEDENLERİ NELERDİR?

    Yakın zamandaki araştırmalar beynin kimyasal yapısındaki sorunların üzerinde durmaktadır. Beyinde mesaj iletimini sağlayan dopamin, serotonin, noradrenalin gibi maddelerle ilgili sorunlar olduğu bilinmektedir. Bu sorunların sebepleri tam olarak tanımlanmış olmasa da 2 grup risk faktörü tanımlanmıştır.

    1. Genetik Etmenler

    DEHB olan çocukların aile üyelerinden en az birinde benzer belirtiler olduğunu görürüz.

    Anne babalarında benzer sorunlar olma oranı normal çocuklara oranla 2-8 kat, kardeşlerinde benzer sorunlar olma oranı normal çocuklara oranla 2-3 kat fazladır.

    1. Çevresel Etmenler

    Tek başına direk olarak DEHB’ye neden olmaktan çok, yatkın olan bireylerde DEHB ortaya çıkma riskini arttırırlar.

    Annenin gebelikte sigara,alkol kullanımı, fazla stres yaşaması, kötü beslenmesi, erken doğum, düşük doğum ağırlığı, doğum komplikasyonları ve doğum sonrası bazı hastalıklar gibi çevresel nedenler tanımlanmıştır.

    DEHB TANISI NASIL KONUR?

    • Aile ve çocukla psikiyatrik görüşme yapılır.

    • Aileye bazı ölçekler doldurtulur.

    • Çocuğun psikiyatrik muayenesi yapılır.

    • Çocuğa bazı testler (zekanın, sözel ve sayısal öğrenmenin, işitsel ve görsel dikkat alanlarının değerlendirildiği testler) uygulanır.

    • Okuldan, öğretmenlerinden bilgi alınır, ölçekler doldurtulur.

    DEHB, bütün bu alanlardan gelen verilerin hekim tarafından değerlendirilmesi ile konan klinik bir tanıdır. Hekim tarafından gerek görülüyorsa ayırıcı tanının yapılabilmesi için, labaratuar tetkikleri ve görüntüleme yöntemlerinden de faydalanılabilir.

    DEHB NASIL TEDAVİ EDİLİR?

    Tedavi hedefleri;

    • DEHB belirtilerini kontrol altına almak,

    • Yıpranmış olan aile, okul, arkadaşlık ilişkilerini tamir etmek,

    • Bireye yaşına uygun olan kendini yönetebilme becerilerini kazandırmak,

    • Yaşam kalitesini yükseltmektir.

    DEHB belirtilerinin kontrol altına alınmasında ilaçlar büyük ölçüde etkilidirler. İlaç tedavisine başlandıktan sonra en geç 2-3 ay içinde belirtilerde % 70-90 düzelme görülür.

    DEHB belirtileri kontrol altına alındıktan sonra diğer tedavi hedeflerine ulaşmak için psikososyal tedaviler gereklidir.

  • Bir psikoterapist ne yapar, ne yapmaz?

    Bir psikoterapist ne yapar, ne yapmaz?

    Psikoterapi kişinin hayatında yaşadığı rahatsızlık verici davranış, inanç, duygu ve ilişki problemlerini uzman psikoterapistlerle çözmeye çalışma sürecidir. Psikoterapiye başlama kararı bile bu tarz sorunları çözmek için büyük bir ilk adımdır. Hangi tarz terapi uygulanırsa uygulansın danışan ve terapist arasında güvenli bir ilişki kurulması çok önemlidir.

    Psikoterapi hizmeti almak günümüzde gittikçe yaygınlaşsa da psikoterapiye dair yanlış inanışlar hala devam etmektedir.

    Bir psikoterapist ne yapar?

    • Farklı teknikler kullanarak danışanın yaşadığı duygusal ve ruhsal sorunları çözmesinde yardımcı olur.

    • Danışanı yargılamadan mümkün olduğunca tarafsız bir bakış açısıyla çalışır.

    • Danışan için güvenilir ve istikrarlı bir ortam yaratır.

    • Danışanın sorunlarını çözmez, bu sorunların çözümü için yol arkadaşlığı yapar.

    • Terapi odasında danışanın aklındaki her şeyi mümkün olduğunca konuşulabilir kılar.

    Bir psikoterapist ne yapmaz?

    • Danışanına direkt olarak tavsiye vermez. Psikoterapinin asıl amacı danışanların kendi kararlarını verebilmeleri için yardımcı olmaya çalışmaktır.

    • Danışanlarıyla özel hayatında romantik/cinsel ilişkiye girmez, iş/arkadaş ilişkisi kurmaz.

    • Özel hayatında ilişki içinde olduğu yakın arkadaşları ve aile üyelerine terapi hizmeti vermez.

    • Danışanlar kendi iç dünyalarını açmadıkça zihin oku(ya)maz.

    • Psikiyatri eğitimi almamışsa (uzman psikolog, uzman klinik psikolog ise) ilaç yazmaz. Farmakolojik konsültasyon tıp eğitimi alıp psikiyatri alanında uzmanlaşmış psikiyatristlerin alanıdır.

    Sorunları çözmek adına geçmişle ve kişinin kendisiyle yüzleşmesini gerektiren psikoterapiye başlama kararını vermek sürecin en zorlayıcı anlarından biridir. Etik çalışan, sınırlarını bilen bir psikoterapist bu sürecin çerçevesini oluşturur ve danışanıyla beraber çalışır. Danışanına öncülük etmez, onun yol arkadaşı olur ve danışanın hayatındaki tekrarlayan sorunların kaynağını onunla beraber anlamaya çalışır. Bu çerçevede ilerleyen psikoterapi süreçleri pek çok psikolojik, psikosomatik ve günlük problemlerin çözümünde oldukça etkilidir.

  • Tecavüz

    Tecavüz

    Gazetelerde, son yıllarda giderek artan bir sıklıkta tecavüz ve taciz haberleriyle karşıla-şıyoruz. Bu haberler yetişkinler arasındaki olaylara ilişkin olabildiği gibi, sıklıkla yetişkinlerin çocuklara, hatta çocukların çocuklara karşı işlediği taciz ve tecavüz suçlarıyla da ilgili olabiliyor. Bir çoğumuzun zihnindeki tecavüzcü imgesi, eski Türk filmlerindeki gaddar, psikopat tiplerle örtüşüyor. Oysa, sanılanın aksine, tecavüzcülerin büyük bir kısmı, ilk bakışta hiç bir şekilde şüphelenmeyeceğimiz, normal görünümlü kişilerin arasından çıkıyor. Ve yine düşünülenin aksine, yurt dışında ve özellikle ABD’de yapılan araştırmalara göre, tecavüze ve tacize uğrayan kişiler %85’e ulaşan oranlarda tecavüzcüyü ya da tacizciyi daha önceden tanıyorlar.

    Tecavüz ve taciz girişimiyle karşılaşanların yarıdan daha fazlası, tanıştığı ve birlikte çıktığı birisi tarafından saldırıya uğruyor. Bu saldırılar, bazı durumlarda henüz yeni tanışmış ve ancak sınırlı ortamlarda tanıma fırsatı bulunulan kişiler tarafından gerçekleştirilirken, önemli bir kısmı da iş, arkadaş ve akraba çevresinde yer alan kişiler tarafından yapılmaktatır. Dikkati çeken bir diğer nokta, tecavüzcülerin hatırı sayılır bir kısmı tecavüz olayını kameraya kaydetmek, hatta internet ve benzeri ortamlarda paylaşmak ihtiyacı duyması.

    Tecavüz girişiminde bulunan erkeklerin önemli bir kısmı (daha nadir karşılaştığımız kadınların erkeklere ve çocuklara karşı olan eylemlerini bu yazının kapsamı dışında tutuyoruz) eyleminin tecavüz ya da taciz olmadığına inanıyor. İlişkide bulundukları kişiyle olan daha önceki tanışıklıklarını, samimiyet ve paylaşımlarını ya da daha önceden rıza ile gerçekleşmiş olan cinsel deneyimlerini öne sürerek, karşı tarafın rızasını her seferinde sağlamak zorunda olmadıklarını öne sürüyorlar.

    İngiltere gibi gelişmiş, modern bir kültürde dahi, insanlara bir tecavüz olayı ile ilgili fikirleri sorulduğunda, yaklaşık her üç kişiden biri, kadının hal ve hareketleri, giyimi, aşırı alkollü olması gibi nedenlerle, amiyane tabiriyle ‘fingirdediği’ için ‘kaşındığı’ ve karşı karşıya kaldığı olayı hakettiğini ifade ederek, tecavüzün sorumlusu olarak kadını göstermektedirler. Bütün bu koşullar içerisinde mağdurun, yaşadığı gerçeklikle yüzleşmesi ve yaşadığı olayı rasyonel bir şekilde ve adil duygularla değerlendirmesi pek mümkün olamıyor.

    Tecavüz ya da taciz eden kişi mağdurun, amiri ya da işvereni konumundaysa, aralarında otorite ilişkisi varsa durum daha da vahim hale geliyor. Arada güvene dayalı yakın bir ilişki bulunduğu, iş ve kariyerle ilgili riskler söz konusu olduğu için mağdur kendi korumakta çok daha fazla zorlanıyor. Bu girişimin şikayet konusu olması durumunda, mesai arkadaşları, eş ve akrabalar tarafından duyulma riski ve buna eşlik eden diğer kaygıları mağdur büyük bir şok olarak yaşar. Eğer daha önceden böyle bir olasılık için psikolojik hazırlığı yoksa, yaşadığı bu şok nedeniyle karşı karşıya kaldığı durumu hemen ve doğru bir şekilde değerlendirebilmesi ve kendisini koruyabilmek için gerekli çabayı gösterebilmesi neredeyse imkansız hale gelir. Saldırgan bir akraba (örneğin enişte) olduğunda, eşin yakın arkadaşı ya da yakın bir arkadaşın eşi olduğunda durum daha da başedilmesi güç bir hale geliyor. Eğer mağdur çeşitli nedenlerle cinsel bir yoksunluk duygusu içindeyse, saldırı esnasında cinsel haz aldığını farkettiyse ya da bundan şüphelendiyse kendini affetmesi, suçsuzluğunu kabüllenmesi artık mümkün olamıyor.

    Tecavüzün mağduru olan kadın, acı, utanç ve suçluluk duygularıyla başedemediği için, tecvüzün sorumlusu olarak kendisini görüyor ve %95 gibi oranlarda şikayette bile bulunmuyor. Bu çıkmaz içerisindeki kadınların üçte biri kendini cezalandırma, suçunu telafi etme aracı olarak intiharı düşünüyor. Geçtiğimiz yıllarda İngiliz gazetelerinde insanı şoke eden bir haber yer almıştı. Bir İngiliz tecavüz ettiği bir kadının şikayeti üzerine tutuklandı ve soruşturmanın ilerlemesiyle, bu kişinin son iki yıl içerisinde 1,000’den fazla kadına tecavüz etmiş olduğu ortaya çıktı. Çeşitli nedenlerle kadınların hiç birisi adli mercilere şikayette bulunmamıştı.

    Tecavüzün ve tacizin mağduru yetişkinler değil de çocuklar olduğunda, ortaya çıkan yıkımları telafi etmek ve yaraları sarmak o ölçüde güçleşiyor. Pek çok çocuk yaşadığı olayın vehametini ve anlamını kavrayacak bir idrake ve olgunluğa henüz sahip olmadığı yaşlarda bu saldırılarla karşılaşıyor ve yetişkinlerdekinin aksine, uzun süreler, tekrarlayıcı bir şekilde bu travmaları yaşamak zorunda kalıyor. Biraz daha ileri yaşlarda olup, yaşadıkları olayın vehameti ve anlamı hakkında yarı açık yarı kapalı bir fikre sahip olan çocuklar da, ya tehdit edildikleri ya da olay açığa çıktığında cezalandırılacaklarına inandıkları için, yaşadıkları durumu ailelerine ve yakınlarına açıklayamıyorlar. Ensest vakaları söz konusu olduğunda, bazı durumlarda anneler ya da aileler tarafında görmezden geliniyor ya da örtbas ediliyor.

    Bir çok çocuk, yaşadıklarının travması ve örseleyici duyguları ile ilerleyen yaşlarda yüzleşmek ve bunlarla başetmek zorunda kalıyor. Böyle bir utancı yaşamak zorunda kaldıkları için kendilerinden nefret ettikleri gibi, zamanında yaşadıklarını fark etmedikleri ve kendisini korumadıkları için de ebeveynlerinden de nefret ederler ve onları affetmekte çok zorlanırlar. Tacizler kız çocuklarının eş seçimlerini etkiler çoğunlukla güvenli bağlılıklar yaşayamayacakları hatalı eşler seçmelerine neden olur. Çoğunun düzenli ve istikrarlı evlilikleri olmayabilir ya da hiç evlenmezler ve kendilerine eş seçemezler. Eşleriyle ve babalarıyla problemli ve sağlıksız bir ilişki sürdürmek zorunda kalabilirler. Erkek çocukları cinsel kimlikle ilgili sorunlar yaşayabilir. Eril enerjileri baskılandığı için, eril kimliklerini oluşturmakta ve geliştirmekte zorlanırlar.

    Tecavüzün doğası ve tecavüzcünün kişilik yapısına ilişkin özellikle ABD’de ve diğer gelişmiş ülkelerde pek çok araştırma ve çalışma mevcuttur. Kişilik gelişimini çeşitli nedenlerle tamamlayamamış, patolojik bir kişilik geliştirmiş ve bu nedenle toplum içerisinde kendini bütünleyici ve tamamlayıcı bir şekilde üretemeyen, sosyal çevresi ile uyumlu ve doğal ilişkiler kuramayan, eril kimliğini normal sosyal ilişkiler içerisinde yaşayamayan tecavüzcüler de bizim aramızdan çıkıyor. Onları da istisnasız saygın ve iyi niyetli anne-babalar yetiştiriyor. Bu noktada gerçekten çok düşünmeye ihtiyaç var. Sağlıklı bireyler, sağlıklı yetişkinler yetiştirebilmek için sağlıklı bir toplum olmamız gerektiği açık.

    Tecavüz, “bir kişinin kendi gönüllü ve bilinçli onayı olmadan cinsel ilişkiye sürüklenmesi” olarak tanımlanabilir. Bir diğer deyişle; bir kişinin cinsel ilişkiye hayır diyebilme hakkının ya güç ya da tehdit kullanılarak, ya da alkol, uyuşturucu ilaç veya benzeri maddeler kullanarak ortadan kaldırılması, yaşanan olayın tecavüz olarak tanımlanması için yeterlidir. Cinsel ilişkide bulunulan kişi, doğru ve rasyonel karar verebilme yetisini ortadan kaldıran bir mental bozukluğa veya geriliğe sahipse veya rıza gösterebilme yaşının altında bulunuyorsa, bu kişiyle kurulan cinsel ilişki de tecavüz olarak tanımlanır. Bu eylem eşe karşı işlenmiş olsa dahi sonuç değişmez.

  • Çocuklarda periyodik ateş sendromları

    Tanım: Periyodik Ateş Sendromlar (PAS) tekrarlayan ateş ataklarının eşlik ettiği farklı düzeylerde inflamatuvar bulgularla karakterize, klinik olarak tipik bir infeksiyon hastalığının gösterilemediği, akut faz reaktanlarının artışının görüldüğü hastalık grubudur.

    Bir çoğunda neden olarak tonsillit, farenjit, otit, sinüzit, üriner sistem infeksiyonları gibi tekrarlayan infeksiyon hastalıkları bulunabilir. Özellikle okul ve kreş çocuklarında yıl içerisindeki ateşlenme epizotları 10-12’ye kadar çıkabilir.

    Hastalık grubu: Bu grup içerisinde periyodik ateş, aftöz stomatit, farenjit ve servikal lenfadenopati sendromu (PFAPA), mevolenat kinaz eksikliği (hiper IgD sendromu), ailevi Akdeniz ateşi (FMF), siklik nötropeni, tümör nekroze edici faktör reseptör defekti ile birlikte olan ateş sendromu, kriyoprinopatiler, ailesel soğuk otoinflamatuvar sendrom, sistemik form juvenil idiyopatik artrit, Crohn hastalığı sıralanabilir. Ancak bunların dışında henüz tanınmamış, farklı klinik tablolarla görülebilen birçok hastalık yer alabilir.

    Klinik bulgular : Hastaların birçoğunda semptomlar 10 yaşına kadar başlar. Çocukların hastalığıdır. Fakat birçoğu çocukluk yaşında başladığı halde uzun yıllar içerisinde kesin tanısı konulamadığı için erişkin yaşta doğru tanı alırlar. Tanısal kli­nik yaklaşımda ateşin düzeyi, süresi, tekrarlama aralıkları, ateşe eşlik edebilen klinik bulgular, aile öyküsü, diğer hastalık durumları araştırıl­malıdır.

    Genetiği : Herediter tekrarlayan ateş sendromlarının genetiği ve ilgili genler:

    Ailesel Akdeniz Ateşi (FMF) Otozomal resessiif kalıtım gösterir, sorumlu gen MEFV genidir.

    Hiper IgD sendromu: Otozomal resessif kalıtım gösterir, sorumlu gen MVK genidir.

    Siklik nötropeni: Otozomal dominant kalıtım gösterir, sorumlu gen ELA dır.

    TRAPS: Otozomal dominant kalıtım gösterir sorumlu gen TNFRSF1A dir.

    Kriyoprinopatiler: Otozomal dominant kalıtım gösterir sorumlu gen CIAS1 dir.

    Grannülomatöz hastalıklar (Blau Sendromu) : Otozomal dominant kalıtım gösterir sorumlu gen NOD2 dir.

    Pyojenik hastalıklar (PAPA sendromu) Otozomal dominant kalıtım gösterir sorumlu gen PSTPIP1dir.

    Laboratuvar incelemesinde; tam kan sayımı, sedimantasyon, CRP, fibrinojen, ferritin, serum Amiloid A, LDH, Ig G, IgA, IgM, IgD, IgE, C3, C4,CH50, ANA, RF istenmelidir.

    Tüm genetik testleri istenmelidir.

    Ayrıcı tanı: Ateşli dönemlerde karın ağrısı, eklem ağrısı, artrit bulgularının, eritemin olması FMF hastalığını; splenomegali IgD yüksekliği, artrit ,eklem sorunları mevolenat kinaz eksikliğini; yüzde ödem, göz kapaklarında şişlik, artrit gibi bulgular TRAPS’ı akla getirmelidir. Eğer PFAPA sendromu düşünülüyorsa tek doz yapılacak prednizolon tedavisine olan ateş yanıtı değerlendirilebilir. Buna yanıt yoksa diğer sendromlar incelenebilir. Siklik nötropenilerde ise ateşli atak dönemlerinde nötropenilerin olması tipiktir.

    Prof. Dr. Duran Canatan

    Çocuk Hematoloji ve Genetik Uzmanı

  • Depresyon

    Depresyon

    Depresyon bir duygudurum bozukluğudur. Başlı başına bir hastalık olarak görülebildiği gibi alkol, uyuşturucu, uyarıcı madde kullanımı, tedavi amaçlı ilaçların kullanımı, metabolik hastalıklar, kanser gibi sorunlara ikincil olarak da gelişebilir.

    Genellikle ağır tablolarla seyreden ve tamamlanmış intiharlara neden olan depresyonların doğuştan gelen genetik özellikleri bulunmaktadır ve bu depresyon türlerinde ilaç tedavisi çok titizlikle belirlenmelidir ve ilaç tedavisi önemle üzerinde durulması gereken başlıca tedavi yöntemidir. Bu tür ağır depresyonlar unipolar, bipolar, affektif bozuklukların depresif dönemlerinde gözlenen ve tedavi edilmediklerinde ciddi yaşamsal, sosyal ve ekonomik sorunlara yol açan tablolardır.

    Diğer bir grup depresyon tablosunda ise klinik olarak daha hafif şiddette ve yaşamsal, çevresel olaylara ikincil olarak gözlenen depresif yakınmalar ortaya çıkar. Bu tür depresyonların genellikle genetik özelliği yoktur, öğrenilmiş çaresizlik ve nesne kayıplarının önemli bir rolü vardır. Bu nedenle bu tür depresyonlarda iyi bir ilaç tedavisinin yanında öğrenilmiş çaresizlik biçiminde ortaya çıkan bilişsel şemaları düzeltmek ve nesne kayıplarının yol açtığı algı sistemini normalleştirmek için psikoterapi önemli yer tutmaktadır.Bu durumlarda yapılacak olan psikoterapinin yöntemi hastanın yaşı, sosyo kültürel düzeyi, eğitim düzeyi gözönüne alınarak belirlenir ve destekleyici, dinamik, bilişsel, analitik yöntemlerden bir ya da birkaçı tercih edilebilir.

    Bir depresyon tablosunda, şiddeti klinik olarak değişen şu gibi belirtilere rastlarız.

    Anhedoni:Hiçbir şeyden keyif alamama ve zevk alamama hali.

    Sosyal çevreden, iş ve aile çevresinden kaçarak içe çekilme.

    Motivasyon düşüklüğü, istek azlığı ve düşük engellenme eşiği.

    Libido kaybı, kilo kaybı ve iştahsızlık ya da aşırı kilo alma, aşırı iştah, düşük enerji düzeyi, kolay yorulma hali, adet düzeninde aksama, uyku bozuklukları, sabah erken uyanma, uykuya dalma güçlüğü, hiç uyuyamama yada aşırı uyuma hali.

    Kabızlık, ağız kuruluğu, başağrısı, uyuşmalar, karıncalanmalar gibi fiziksel yakınmalar.

    Hasta psikomotor yavaşlama halinde ya da aşırı gerginlik içinde olabilir. Kolayca ağlayabilir durumdadır, çökkündür, dikkati dağınıktır. Duygusal olarak sıkıntılı, tedirgin, üzgün, depresif ya da kendini engelleniyor hisseder durumdadır. Konuşmanın akıcılığı ve canlılığı spontanlığı azalmıştır. Genellikle tek kelimelik uzun aralıklarla, alçak sesli ve monoton şeklinde konuşur. Hastanın düşünce içeriğinde intahar düşünceleri, ölümle yoğun bir uğraş hali, yoğun bir umutsuzluk ve çaresizlik, değersizlik, suçluluk, karasızlık görülür. Düşünce içeriğinin zenginliği azalmıştır. Fiziksel şikayetlerle yoğun bir uğraş halinde olabilir. Konsantrasyon güçlüğü, hafıza bozukluğu ve değersizlik hisleri sık rastlanan şikayetlerdendir.

    Depresyon tablolarında yapılacak tedaviler genellikle 2 ile 6 ay arasında süren ve yukarıda belirtildiği gibi ilaç tedavisi ile birlikte zaman zaman psikoterapinin uygulandığı tedavilerdir. Günümüzde depresyon için kullanılabilecek tıbbi tedaviler ve ilaçların sayısı çok çeşitlenmiş ve kalitesi arttırılmıştır. Kullanılacak olan ilaçların mutlaka hekim gözetiminde alınması ve gerekli olan zaman süresinin aşılmamasına dikkat edilmesi önemlidir.

    Ergenlerde depresyon tablolarında erişkinlerden farklı olarak aşırı bir tedirginlik ve huzursuzluk, öfke patlamaları, sabırsızlık, çabuk bıkma ve sıkılma, dikkat dağınıklığı, impulsivite, aşırı bir hareketlilik ve dışa dönüklük hali, düşünmeden çok sayıda amaçsız girişimde bulunmak ve kurallara karşı çıkma eğilimi ön planda olabilir. Bu nedenle ergenlerin okul ve aile yaşamlarında, arkadaş ilişkilerinde ortaya çıkabilecek sorunlara karşı uyanık olunmasında fayda vardır.

    Ergenlerde depresyon tedavisi uygulanırken sosyal becerileri geliştiren yöntemlerin kullanılması, aile ile ilgili manipülasyonların yapılması, oldukça yüzgüldürücü sonuçlar vermektedir.