Etiket: Tek

  • Panik Bozukluk ve Tedavisi

    Panik Bozukluk ve Tedavisi

    Bir gün her şeyin normal gittiğini hissettiğiniz; örneğin arkadaşlarınızla ya da ailenizle keyifli vakit geçirdiğiniz ve nedenini bir türlü anlamadığınız şekilde kalbinizin atmaya, yoğun şekilde terlemeye ya da titremeye başladığınız, göğüs, karın ağrısı, nefes kesilmesi, sersemlik hissettiğiniz, ayakta durmakta zorlandığınız, hatta gerçeklikten koptuğunuzu düşündüğünüz ve sanki kalp krizi geçiriyormuş hissinin mevcut olduğu belirtiler yaşadığınız bir anınız olabilir. Hastaneye gittiğinizde serum ya da iğne yardımıyla size sakinleştirici verilmiş de olabilir ya da evde tek başınızayken atlatmaya çalışmış da olabilirsiniz. Bu olayın ardından doktora gitmiş ve fiziksel sağlığınızla ilgili bir aksiliğin olmadığını ve atak geçirmiş olabileceğiniz söylenmiş olabilir. Buraya kadar olan öyküde birpanik atağı evresinden söz ederiz.

    *

    Sonrasında yaşadığınız ve anlam veremediğiniz bu olay dizisini yine anlam veremediğiniz bir zamanda tekrar yaşamış olabilirsiniz. Bu sefer çok emin bir şekilde doktora gidip “Bende kesinlikle kalp sorunu ya da başka bir şey var” demiş olabilir, tahliller konusunda farklı farklı doktorlardan yardım istemiş olabilirsiniz. Ardından ataklar yaşamaya devam ettikçe, ataklar arası dönemde, kendinizi gergin ve endişeli hissetmiş, bir sonraki atağın gelmesini huzursuzluk içinde beklemiş olabilirsiniz. Bu durumabeklenti anksiyetesi diyoruz. Nerede, ne zaman olacağını bilemeden beklediğiniz için kalp krizi geçirme, felç olma, ölme veya “çıldırma” korkularınız artmış olabilir. Bu korkuları yaşarken bir yandan da ulaşabileceğiniz sonuçlar hakkında derin üzüntü duymaya, “Ben ölürsem sevdiklerim ne yapacak?” ya da “Ya bana bir şey olursa ya intihar edersem?” gibi düşüncelerle üzüntünüzü daha da yoğun yaşamaya başlamış olabilirsiniz. Tüm bu üzüntülerden sonra günlük yaşamda yaptığınız aktiviteleri ve alışkanlıklarınızı değiştirmeye başlamış ve daha iyi hissetmek, bu düşüncelerden kurtulmak için başka yollar aramaya başlamış olabilirsiniz. Örneğin; evde yanınızda sürekli birinin olmasını istemeye, keskin aletlerden kendinizi uzak tutmaya, kendinize acil numara hattı oluşturmaya, aslında sizi mutlu eden ama bu yaşananlardan sonra yorucu bulduğunuz faaliyetlerden kaçınmaya başlamış (spor yapmak gibi) olabilirsiniz. Tüm bu süreçten sonra bir panik bozukluktan söz edebiliriz. Panik bozukluk agorafobi ile görülebileceği gibi tek başına da yaşanabilir.

    *

    Diğer bir yandan, bu deneyimleri sadece bir alana özgü yaşamış da olabilirsiniz. Örneğin, panik atağın tekrar geleceği korkusuyla ve kimsenin size yardım edemeyeceği, kaçmanızın ve kurtulmanızın zor olacağı düşüncesiyle sürekli olarak kalabalık yerlerden kaçmış olabilirsiniz. Bu duruma da agorafobidiyoruz. Agorafobiye genelde eşlik eden panik dönemleri bulunsa da agorafobi tek başına da olabilir.

    *

    Tedavi ise şu şekildedir: Panik bozukluk, genel anlamda bir anksiyete (kaygı) bozukluğudur. Kaygı bir duygu olması nedeniyle duygular üzerine daha çok bilişsel davranışçı terapi yöntemiyle çalışılır. Bilişsel davranışçı terapi de amaç, tetikleyici olay, düşünce, duygu ve davranış metodlarıyla çalışarak kişinin olumlu duygu, düşünce ve davranışlara yönelmesini sağlamaktır. Süreç şu şekilde ilerler: Seanslarımıza kişi geldikten ve durum tanımlandıktan sonra detaylı kişilik testleri ile klinik gözlem görüşmeleri yapılır. Sonrasında öncelikle bu tarz tetikleyici olaylar, düşünce ve duygular ele alınarak davranışlarda azaltma ya da sönme yöntemine gidilmektedir. Ancak bazı durumlar daha travmatik bir nedenle ortaya çıkmış olabilir. Bu durumda geçmişe yönelik olarak çok fazla çözüme ulaştığını gördüğümüz EMDR (Eye Movement Desensitization and Reprocessing- Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) tekniği kullanılmaktadır. Bu teknik, bilişsel davranışçı terapiye benzemekle birlikte, burada EMDR tekniği ile geçmişe gidilerek, olumsuz düşünceler değiştirilmekte, uygun duygu ve davranışların ortaya çıkması sağlanmaktadır. Ancak bunu tetikleyen aile noktaları veya bazı geçmişteki şemalarımız (geçmişteki davranış örüntülerimiz) varsa şema terapi ile destek verilmektedir. Diğer bir yandan, bu kaygılar uyku, iştah, işlevsellikte bozulma gibi birçok rahatsızlığa yol açıyorsa psikiyatrik yönlendirme de yapılabilmektedir. Fakat günümüz psikoloji literatüründe psikoterapi ile kaygı bozukluklarında çok fazla yol alınmaktadır. Bu durumlarla karşılaştığınızda lütfen destek almaktan çekinmeyiniz.

  • Beyinde Dikkat Ağları

    Beyinde Dikkat Ağları

    Dikkat birçok etmenin aynı anda aktif olmasıyla oluşturulan bir süreçtir. Dikkatimizi yönlendirmemiz için öncelikle dışarıdan uyaranlara maruz kalmamız gerekir. Bu uyaranı ihtiyaç ve duygularımıza göre seçeriz. Çevrede olup bitenin genel anlamda farkında olmamızı ve uyaranlara açık olmamızı sağlayan genel uyarılmışlık hali,  bizi hedefe götürecek uyaranları tarayabilme yeteneği sağlayan seçicilik, dikkati o uyarana karşı sürdürmemize yardımcı olan yoğunlaşma, iş birliği içinde dikkati yönlendirmemizi sağlayacaktır. (alıntılayan, Öztürk,1999);(aktaran, Anderson, 1989). Tüm bunlar bize dikkatin ihtiyaç ile ihtiyaca bağlı olarak duyguların yönlendirmesiyle birlikte hareket ettiğini düşündürebilir. Bu çalışmanın amacı beynimizde bulunan dikkat ile ilgili bölgelerin incelenmesidir.

        Beyinde dikkati etkileyen sistemlerden birisi dopamin ağlarıdır.  Beyin sapında yer alan ventral tegmental alan (VTA) ve limbik kortekse uzanan mezokortikal dopamin ağı. Öğrenmeyi etkilediği gibi ,dikkati de etkileyerek çevre  ile etkileşimi sağlayacaktır (Öncü,Şenol,2002). Dopamin otonom sinir sisteminde adrenalin ve noradrenalin salınımı için bir ön koşuldur. Locus seruleus , noradrenalin ve adrenalinin tüm beyne iletilmesini sağlayan sinir hücrelerinin merkezidir. Pons ve ortabeyin arasında bulunur  (Köroğlu, 2015).

        Orta beyinde yer alan hipotalamus sinir sistemi ve hormonal sistemin kesişim noktasında bulunur. Hipotalamus aldığı sinirsel sinyaller ile hormonlar salgılar bu hormonlar hipofiz bezini uyarır ve hipofiz bezinden kortizol hormonu salınımına neden olur (Köroğlu,2015).Stres anında yüksek düzeyde salgılanması konsantrasyon eksikliğine neden olmaktadır.

        Dikkat ile ilgili beyin bölgelerinden ilki prefrontal korteks; duyguların kontrolü, dikkat,bellek ve öğrenme, sürdürme gibi işlemler üzerinde etkilidir. Bölgenin hasarında uyaranlara karşı dikkati toplamada sorunlar, bellek problemleri yaşanır. Prefrontal korteks üç bölümden oluşur.

        Planlama ve sürdürme gibi süreçlerden sorumlu arka ve yan bölümde yer alan dorsolateral prefrontal kortekstir ( Zararsız,Sarsılmaz,2005, Lou, vd., 1990).  Dikkat, bellek, yürütme gibi faaliyetlerden sorumlu olan bu bölgede meydana gelen bir hasarda kişilerin dikkati uyarana yönlendirmede zorlanacağı ve yürütücü işlevlerde yaşadığı problem nedeniyle motivasyonunun da olumsuz etkileneceği söylenebilir.

        Zararsız ve Sarsılmaz’a göre (2005) , duygu ve dürtülerin kontrolünden sorumlu orbitofrontal korteks hasarlarında da hiperaktivite ile birlikte dikkat kaybı ve buna bağlı olarak iletişim problemleri yaşanır. Üçüncü bölge olan medial prefrontal korteks doğrudan dikkat ve motivasyon süreçlerinde rol oynar. Bölgenin hasarında dikkat ve ilginin azalmasıyla  kişi, görevi devam ettirmede problem yaşar. Bu bilgiler doğrultusunda prefrontal korteksin tüm bölümlerinin doğrudan ya da dolaylı olarak dikkat süreçlerini etkilediğini söyleyebiliriz.

        Singulat Girus , frontal lob arkasından başlayıp temporal loba kadar uzanan bir bölgedir. Bölgenin hasarında seçenekleri görebilme, bir düşünceden diğerine dikkati aktarmada problem yaşanır (Madi,2011). Temporal lob işitilenleri algılama aşamasında aktive olur. Bu algılama sürecinde bir dikkat söz konusudur. Temporal lob hasarlarında işitilenleri seçmede problem yaşanması olası bir sonuçtur.

        Bu bulgular bize farklı birleşenlerden oluşan dikkatin bu bileşenlerinin her berinin beynin farklı bölgelerinde rol aldığını gösterse bile, o bölgede meydana gelecek hasarlarda yada stabilizasyonunun bozulmasında, dikkati meydana getiren bileşenlerin birbirlerini etkileyebileceğini göstermektedir. Aynı zamanda dikkatin bozulmasıyla uyaranlara karşı algı kapanacak ve kişi çevresinde olup bitenlerden haberdar olamayacak veya başladığı bir işi sürdürmekte problem yaşadığı için iletişim güçlükleri yaşayacaktır. Tüm bunlar kişinin hayatını olumsuz etkileyecek ve uzun süre devam etmesi farklı problemlerin zeminini oluşturacaktır.

    REFERANSLAR

    1. Köroğlu, E.  (2015 ).Klinik psikiyatri (2. Baskı). Ankara: HYB ( ss. 757-767)

    2. Lou, H.C., Henriksen,, L.,Bruhn,P. (1990). Focal cerebral dysfunction in developmental   learning disabilities.Lancet,335,8-11.

    3. Madi,B.( 2011). Öğrenme beyinde nasıl oluşur (3. Baskı.) Ankara:Elif  Yayınevi (ss. 90-91).

    1. Öncü, B., Şenol, S. (2002). Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun Etiyolojisi: Bütüncül Yaklaşım. Klinik Psikiyatri Dergisi, 2, 111-119.

     

    1. Öztürk, B. (1999). Öğrenme ve öğretmede dikkat. Milli Eğitim Dergisi, 144, 51-58.

    Zararsız ,İ., Sarsılmaz, M.,(2015). Prefrontal korteks.Türkiye Klinikleri Tıp Dergisi,25,232-237.

  • Travma Sonrası Stres Bozukluğu ve Beyinde Görülen Değişiklikler

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu ve Beyinde Görülen Değişiklikler

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), kişinin beden bütünlüğünü bozacak, hayatını tehlikeye atacak olaylar yaşaması, bu yaşantıya tanıklık etmesi ya da ona bu tür durumları yaşama ihtimalini sürekli düşündürecek bir tehtit ile karşı karşıya kalması halinde meydana gelir ( Nussbaum,2017,). Beynimizde sempatik sistemi aktif hale getirip strese cevap vermek ve düzenlemekle görevli temel alanlar TSSB ile ilişkilidir. Bu çalışmada ‘’Travma Sonrası Stres Bozukluğunun yarattığı stres etkisi ve beyinde görülen değişiklikler arasında ki ilişkinin incelenmesi hedeflenmiştir.

       Lokus seruleus (mavi benek) beyinin tüm bölgelerine ‘’noradrenalin’’ salan sinir hücrelerinin merkezidir (Köroğlu,2015).  Limbik yapılara noradrenalin temin eder.

          Travma sonrası stres bozukluğunda noradrenalin salınımında artış olur ve limbik sistem ile prefrontal korteks aşırı uyarılır ( alıntılayan Kavakçı,2014); ( aktaran Tural, Aker, Önder,2006). Beynin bu bölgelerinin noradrenalin tarafından uyarılması dikkati arttırır ve yaşantının güçlenmesini sağlar (Aston-Jones ve Bloom, 1981).  Bu da TSSB’ nin A tanı kriterlerinden olan,yaşantının sıklıkla hatırlanmasına neden olur. Yaşantıyı sürekli hatırlayan ve yeniden yaşıyormuş gibi hisseden kişi, kendini yoğun stres altında algılar ve agresif tepkiler sergileyebilir.

          TSSB grubuna yapılan bir PET çalışmasında ,  Broca alanına kan akışının savaş sahneleri seyrederken azaldığı görüşmüştür ( alıntılayan, Özgem, Aydın ,1999 );( aktaran, Shin, Kosslyn, McNally  vd.,1997). Ayrıca Vietnam gazilerinde yapılan çalışmada TSSB tanısı alan grupta , sürekli stres sonrasında salgılanan serotoninin   hipokampus’e zarar verdiği, hacmini küçülttüğü gözlemlenmiştir (Bremmer,Randall, vd.,1995).

        Bu araştırmalar sözel bellekte meydana gelen bozulmayla, hissettikleri duyguları dile dökemeyen hastaların agrasif  tepkilerini açıklar niteliktedir.

        Travmatik yaşantıyla ilgili bellek problemlerinin,  kişi stresöre maruz kaldıktan sonra, medial prefrontal kortikal bölgede aktive olan dopaminerjik sistemle ilgili olabileceği belirtilmiştir (alıntılayan , Özer,2016 );(aktaran, Deutch, Clark, Roth,1990).

         Köroğlu (2015) ; amigdala, nörokimyasal süreçleri başlatmada etkilidir. Hipokampus, hipotalamus gibi bölgelerin birbirine yakın olması sebebiyle, onlarla birlikte yaşananlara duygusal anlam yükleyerek tepki oluşturmamızı sağlar.

          Sürekli maruz kalınan stresle aktifliği azalan amigdala bölgeleri, duygusal anılardan sorumlu olduğu için  yaşanan duygusal belirtilerin sebebi olarak gösterilebilir.

          Hipotalamus, sinir sistemi ve hormonların etkileşim içinde  olduğu bir bölgededir. Hormon salgılanmasında önemli rolü vardır. Hipofiz bezinden kortizol hormonu salınımına etki eder. Stres durumunda fizyolojik tepkiler vermemize sebep olur.  

         Limbik sistem ile frontal korteks arasında bulunan ön singulat ve prefrontal korteks, üst düzey davranışların düzenlenmesinden sorumludur. Bağlantılı yapılar tepki oluşturmadan önce bu bölgelerin kontrolünden geçerler. Örneğin; amigdala aktif hale gelince vereceği tepki önce burada değerlendirilir. Bu nedenle strese karşı vereceğimiz tepkilerde oldukça önemli bölgelerdir.

         Locus seruleus salgıladığı noradrenalin ile, DSM-5 tanı kriterlerinde yer alan; irkilme tepkilerinin oluşmasına, bellek problemlerinin yaşanmasına, travma yaşantısının sürekli yeniden yaşanıyormuşçasına hatırlanmasına, diğer beyin bölgeleriyle birlikte stresöre tepkilerin oluşmasına neden olmaktadır.

    REFERANSLAR

    1.  Aston-Jones G., Bloom F.E. (1981). Norepinephrine-containing locus coeruleus neurons in behaving rats exhibit pronounced responses to nonnoxious environmental stimuli. J Neurosci,  1,887-900.

    2.  Bremmer J.D., Randall P., Scott T.M., Bronen R.A., Seibyl J.P., Southwick S.M., vd. (1995). MRI based measurement of hippocampal volume in patients with combat-related posttraumatic stress disorder. The American Journal of Psycihiatry ,7, 973-981.

    3.  Kavakçı, Ö.  (2014) .Ruhsal travma tedavisi için  emdr (2. Baskı). Ankara: HYB (ss. 3-15)

    4.  Köroğlu, E.  (2015 ).Klinik psikiyatri (2. Baskı). Ankara: HYB ( ss. 757-767)

    5.  Köroğlu, E.  (2015 ). Psikiyatri sözlüğü. Ankara: HYB

    6.  Nussbaum, AM. (2017). DSM-V yönelimli tanısal görüşme kitabı. (E. Köroğlu, çev.)                                               Ankara;HYB. (ss. 87-90)

    7.  Özer, Ö. (2016). Travma sonrası stres bozukluğu olan hastalarda talamus hacimleri ve klinik   değişkenlerle ilişkisi ( Uzmanlık tezi. Fırat Üniversitesi, Elazığ ). ( ss. 1-15 ).

    8.  Özgen, F. , Aydın, H . (1999 ). Travma sonrası stres bozukluğu. Klinik Psikiyatri, 1,34-41

  • Yaz Tatilini Nasıl Değerlendirelim?

    Yaz Tatilini Nasıl Değerlendirelim?

    Çocukların bir yıl boyunca yorulup dört gözle bekledikleri yaz tatilleri nihayet başladı. Ancak sınavlar, dersler, erken kalkma zorunlulukları gibi birçok zorluğun geçici bir süreyle de olsa son bulduğu bu dönem, anne ve babalar için başka soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.  Çocuklar tarafından anlamı rahatlama ve serbestlik olan tatil dönemi anne babalar için özellikle zaman ve aktivite planlaması konusunda birçok soru işareti içeriyor. Biz de onların sorularına cevap olması için, bir tavsiye yazısı hazırladık.

    1. Karnesi çocuğun yapabileceğinden düşük ise; ceza vermeyin, suçlamayın, nedenlerini araştırmak için tatili bir fırsat olarak değerlendirin. Ancak ilk sorgulamamız gereken kendi ebeveynlik becerimiz bu konuda.Çünkü alınan karne, hem çocuğun hem ailenin karnesidir. Çocuğumun hayatıyla ilgilendim mi? Uygun ortamı (fiziksel, duygusal, psikolojik) oluşturdum mu? Temel ihtiyaçlarını karşıladım mı? Çocuğuma destek (kurtarıcı değil) oldum mu? Doğru rehber-model olabildim mi? Kendi hayatımı düzenli bir şekilde yaşıyor muyum? Kendi ruh sağlığım yerinde mi? Sorunların çözülmesinde doğru yer ve kişilerden destek aldım mı? Sorularına evet cevabını veremiyorsanız, durup düşünmeli, bunlara dikkat etmelisiniz demektir.

    1. En güzel hediye, çocuğunuza gönülden ayırdığınız zamandır. Karne hediyelerinin çok abartıldığını görüyoruz. Elbette temsili küçük bir hediye alınabilir. Ancak, ödül için çabalayan çocuğunuz, sizin için çalıştığını sanabilir. En kalıcı ve özel hediye, yaz tatilinde çocuğunuzla isteyerek ve severek bir arada olmanızdır.

    1. Tatil demek; sınırsız televizyon, bilgisayar, tablet demek değildir. Okul döneminde sınırlı bir şekilde verilen ya da hiç verilmeyen tablet ve bilgisayarların açılmasını bekliyor çocuklar. Tatile televizyon izlemek, tablet, bilgisayar oynamak gözüyle bakan çocuklarımızla bunu konuşmaya ihtiyacınız var. Tatilde de sınırlı ve kontrollü olmalı bu aktiviteler. Tablet, televizyon, bilgisayarın kapatıldığı zaman dilimlerinde; yalnız başlarına ya da sizinle birlikte diğer aktiviteler mutlaka olmalıdır. Çünkü çocuk yalnız kaldığında, teknolojiye yönelecektir! Çocuklarınızı teknoloji büyütmesin… Çünkü çocuk yalnız kaldığında, teknolojiye yönelecektir!

    1. Tatili nasıl geçirmek istediğine dair sohbet edin. İmkânlar ve aile yaşamınıza uygun şekilde kendi planını oluşturmasına izin verin. Kendi planını yaparsa, daha çok sahip çıkacak ve görev olmaktan çıkıp keyifli bir tatile dönüşecektir.

    1. Karnesi iyi değilse, sıklıkla “Karnen iyi olsaydı yapardık”, “Bunu hak etmiyorsun”, “Seneye ders çalışacaksan yaparım” gibi cümleler kurulmamalıdır. Böylesi konuşmalar, suçlama, değersiz-beceriksiz-başarısız hissettirmeye neden olacağı için çocuğun başarısı daha da artmayacaktır. Yani bunlar işe yarayan cümleler değildir, tam tersi etkisi olacaktır. Neler yaparsak daha düzenli çalışmasını sağlayabiliriz? sorusunun cevabını araştırmak daha faydalı olacaktır.

    1. Tatil kitabı almayı teklif edebilirsiniz. Yaz boyu, var olan bilgilerini unutmaması, zamanı verimli kullanması, önümüzdeki yıla iyi bir seviyeden başlaması gibi yararlarından bahsedin ve bu konuda ne düşündüğünü sorun. Uzlaşmacı bir şekilde birlikte karar alın. “Bayramdan sonra alalım”, “Her gün 1 saat kitaptan konu ve soru çözeyim” gibi.

    1. Bir günü planlayarak verimli bir şekilde geçirin. Yukarıda anlattığımız şekilde, hem yalnız başlarına hem de sizinle yapabildikleri aktiviteleri planlı bir şekilde gün içine dağıtabilirsiniz. Kendi ileriki yaşamlarında zamanı nasıl planlayacakları konusunda deneyim kazandıkları gibi, sorumluluk duygusunu da almaları için çok değerlidir bu ayrıntı.

    1. Birlikte oyun oynayın, etkinlikler yapın. Çocuğunuzun yaşına ve gelişim dönemine uygun bir şekilde birlikte geçirdiğiniz zaman dilimlerini artırın. Evde ya da dışarıda birlikte sadece eğlenmeye yönelik, bazen öğrenmeye yönelik, bazen de sadece yakınlık duygusunun artmasına yönelik aktiviteler planlayın. İşinizi gücünüzü bırakıp; çocuklarınızı gerçekten görün, duyun, dokunun ve hissedin.

    1. Bir yıl boyunca, “ders çalış” diyerek bozulan ilişkinizi düzeltin. Birlikte eğlenmek ve bunu isteyerek yapmak iyi gelecektir. Dersler hayatın tek gerçeği değil. Sizin ilişkiniz iyi ve sağlam olduğu sürece, çocuğunuza onu önemsediğinizi gösterdikçe ve sorumluluk almasını öğrettikçe dersler zaten yapılacaktır. Derslerin yapılmaması bir sonuçtur. Nedenlerini bir uzman desteği alarak belirlemenizde yarar var.

    1. Çocuklarınızı atölye programlarına, spor, müzik, tiyatro vb aktivitelere yönlendirebilirsiniz. Çocukların hayal güçlerini, yaratıcılıklarını, sabretmeyi, mücadele etmeyi, sıkıntıya katlanmayı öğrenmeye ihtiyaçları var. Bu becerileri geliştirebilecekleri, çocuklarınızın ilgi ve yetenek alanlarına uygun aktivitelerle ilgili fikirlerini alabilir, bu konuda rehberlik yapabilirsiniz.

    1. Birlikte kitap okuyun. Bunun için, birlikte bir kitap listesi oluşturabilirsiniz. Yaz boyu bu kitapları bitirmeyi hedefleyebilirsiniz. Bunu bir göreve dönüştürüp “Kitabını okudun mu?”, “Kitabını oku ondan sonra” gibi kış dönemindeki ders çalış kısır döngüsüne dönüştürmeyin.  Çocuklara “kitap oku” deyip kendimiz televizyon izlersek, elimizden telefonu-tableti bırakmazsak doğal olarak bu alışkanlığı onlara veremeyiz. Birlikte kitap okuma saatleri planlayın. Çocuğunuz küçükse; onu kucağınıza oturtun, siz ona okuyun, resimlerini yorumlamasını isteyin.

    1. Dışarıda vakit geçirin, gezmeye gidin. Birlikte gidebileceğiniz park, bahçe gibi açık alanlar olabileceği gibi; sinema, tiyatro gibi aktiviteler ya da akraba, komşu ziyaretleri çocuğu teknolojiden uzaklaştıracak, iletişim becerilerini geliştirecek, iyi vakit geçirdiğiniz için de kendine güveni, benlik saygısı ve ilişkiniz gelişecektir.

    1. Evcil hayvan besleyebilirsiniz. Evinizin, vaktinizin, imkânınızın elverdiği ölçüde evcil bir hayvan beslemeniz çocuğunuzun sorumluluk alması adına da faydalı olacaktır. Aldığınız hayvanın neler yediği, nasıl bir ortamda yaşaması gerektiği, ihtiyaçları vb konularında birlikte araştırma yapabilir üzerine sohbetler edebilirsiniz.

    1. Kendi başlarına vakit geçirmeyi öğrenme fırsatı verin. Çocuklara iyi vakit geçirtme telaşıyla sürekli onların hayatını kolaylaştırmaya, eğlendirmeye çalışmak da uygun değildir. Kendi kendilerine sıkıldıklarında, çözüm bulmaya çalışmaları için destekleyebilirsiniz. “Sıkıldığını anlıyorum. Acaba neler yapabilirsin?” şeklinde sohbet edin.

    Ortaokul ve lisedeki çocuklar, arkadaşlarıyla görüşebilirler. Görüştükleri arkadaşlarını tanımanız, gittikleri yeri bilmeniz iyi olacaktır. Önceden var olan kurallarınızı yeniden çerçeveleyip, birlikte karar vermenizde fayda vardır. Nereye, kiminle gidecek? Neler yapacaklar? Ne zaman gelecek? gibi sorulara net cevaplar alarak gönderebilirsiniz.

  • İmmün sistemi uyaran ajanlar

    WHO her yıl 17 milyon insanın endemik hastalıklardan öldüğünü, 5.8 milyar insanın yarısının endemik hastalık riski altında olduğunu bildirmektedir. Amerika Ulusal Sağlık merkezi istatistik birimi 1980-1992 yılları arasında infeksiyon nedenli mortalitenin %58 arttığını; her 100.000 ölümden 41 ile 65’inin enfeksiyon kaynaklı olduğunu rapor etmiştir.

    Ondokuzuncu yüzyılda tüberküloz ve veba gibi hastalıklar toplum sağlığında ciddi problem oluştururken; günümüzde ise AIDS, Creutzfeld-Jakob hastalığı ve özellikle uzakdoğuda kuş gribi gibi enfeksiyonlar karşımıza çıkmaktadır. Antibiyotiğin icadından sonra yaygın kullanıma bağlı antibiyotiğe dirençli nasokomial ve fırsatçı enfeksiyonlar artmıştır. Çoklu ilaç direnci günümüzün önemli problemlerindendir. Mikroorganizmaların yok edilmesi hedeflenirken konak immünitesi dikkatten kaçmıştı. Ancak günümüzde antibiyotik dışı immün sistemi uyaran ajanların kullanım zamanı gelmiştir.

    İmmünomodulatörler: İmmün sistem uyarımı yaptığı gösterilmiş doğal veya sentetik ürünler, özellikle enfeksiyon sıklığını azaltma veya kanser tedavilerinde kullanılmaktadır. Bu ürünlerin kullanımıyla ilgili en büyük sorunlardan biri, bilimsel etkinliklerinin gösterilmesindeki kısıtlılıklardır. En önemlileri, çift kör plasebo kontrollü çalışmaların sayısının az veya hiç olmaması ve ürünlerin saflık- köken- miktar standardizasyonlarının yapılmamış olmasıdır. Bu nedenle kullanımlarının önerilmesi veya desteklenmesi aşamasında tek tek yayınların incelenmesinden çok ayrıntılı meta-analizlerin değerlendirmelerine önem verilmelidir.

    İmmün sistem spesifik olarak aşılar, nonspesifik olarak da immünomodulatörler tarafından uyarılır. İmmünomodulatörler, immunostimulan ve immünosupresifler olmak üzere ikiye ayrılır. NK hücreler, lenfosit alt grupları ve makrofajları uyararak infeksiyon ajanlarına karşı immüniteyi artıran immünostimulan ajanlar burada irdelenecektir.

    Mikrobiyal orijinli immunomodülatörlerin basit sınıflandırması:

    a) Mikrorganizma: atenue suşlar, ısı ile öldürülen bakteriler.

    b) Mikrobial ürünler: izole fraksiyonlar.

    c) Natural orijinli bileşikler: buzağı timik hormonu, glukanlar, bitki izolatları

    d) Sentetik bileşikler: Isopurinozin, muramil peptidler

    5) Endojen orijinli bileşikler: Sitokinler.

    a) Mikrorganizma: Atenüe BCG aşısında canlı mikobakteri veya ısı yada formalinle inaktive Propionibacterium (Corynebacterium ) parvum malinitelerde ve çeşitli deneysel enfeksiyonda immün sistemi uyarıcı olarak kullanılmışlardır. Şu aşamada Corynebacterium Avrupa’da immünstimulan olarak lisans almıştır.

    Daha sonra IL-2, IFN gama veya GM-CSF gibi sitokinlerin salınımını uyaran rekombinan BCG suşları bağışıklık sistem indükleyicisi olarak kabul edilmişlerdir. Bifidobacterium ve Saccharomyces boullardii gibi mikroorganizmalar antibiyotiğe bağlı ishalin engellenmesi ve bakteri etkenli ishal tedavisinde kullanılmaktadır.

    Bakteriyel lizatlar:

    Özellikle tekrarlayan solunum sistemi enfeksiyonlarının engellenmesi amacıyla kullanılmaktadır. Bu ajanlar çeşitli bakteriyel lizatların kokteyli (Haemophilus influenzae, Diplococcus pneumoniae, Klebsiella pneumoniae,Klebsiellaozaenae, Staphylococcus aureus, Streptococcus pyogenes,Streptococcusviridans, ve Moraxella catarrhalis şeklinde piyasada bulunmaktadır. Burada amaç barsaktan aktive lenfositlerin MALT, GALT da lokalize diğer lenfoid sistemi aktive ederek jenaralize bir yanıtın ortaya çıkmasını sağlamaktır.

    Doğal ve sentetik orijinli timik hormonlar ve peptid analogları:

    Timopoietin, timik humoral faktör, timulin ve timozin gibi timik özütler immunostimulan olarak kullanılmaktadır. T hücre çoğalımını ve sitokin deşarjını uyarırlar. Özellikle tekrarlayan viral enfeksiyonlarda enfeksiyon sıklık ve şiddetini azaltmak amacıyla önerilmektedir.

    İzopirinozin:

    İnterferon üretimini artıran bir antiviral ajan olarak üretilmiştir. Herpes simpleks, Herpes zoster , influenza ve rinovirus enfeksiyon tedavilerinde kullanılmıştır.SSPE de yaşam süresini uzattığı bilinir.

    Glukanlar:

    1-3 β glukan ve 1-6 β glukopiranozid yapısında olan moleküller mayadan ve Japon mantarından elde edilmektedir. Doğal immuniteyi tetikleyerek monositlerden proinflamatuar sitokin salınımını uyarmaktadır.

    Sitokinler:

    İnterferon (alfa-beta-gama), TNF alfa, Koloni uyarıcı faktörler (G-CSF vb), interlökinler bağışıklık sistemini uyararak sık tekrarlayan veya ağır seyirli enfeksiyonların kontrolünde kullanılmaktadır.

  • İmmün sistemi uyaran ajanlar hakkında

    WHO her yıl 17 milyon insanın endemik hastalıklardan öldüğünü, 5.8 milyar insanın yarısının endemik hastalık riski altında olduğunu bildirmektedir. Amerika Ulusal Sağlık merkezi istatistik birimi 1980-1992 yılları arasında infeksiyon nedenli mortalitenin %58 arttığını; her 100.000 ölümden 41 ile 65’inin enfeksiyon kaynaklı olduğunu rapor etmiştir.

    Ondokuzuncu yüzyılda tüberküloz ve veba gibi hastalıklar toplum sağlığında ciddi problem oluştururken; günümüzde ise AIDS, Creutzfeld-Jakob hastalığı ve özellikle uzakdoğuda kuş gribi gibi enfeksiyonlar karşımıza çıkmaktadır. Antibiyotiğin icadından sonra yaygın kullanıma bağlı antibiyotiğe dirençli nasokomial ve fırsatçı enfeksiyonlar artmıştır. Çoklu ilaç direnci günümüzün önemli problemlerindendir. Mikroorganizmaların yok edilmesi hedeflenirken konak immünitesi dikkatten kaçmıştı. Ancak günümüzde antibiyotik dışı immün sistemi uyaran ajanların kullanım zamanı gelmiştir.

    İmmünomodulatörler: İmmün sistem uyarımı yaptığı gösterilmiş doğal veya sentetik ürünler, özellikle enfeksiyon sıklığını azaltma veya kanser tedavilerinde kullanılmaktadır. Bu ürünlerin kullanımıyla ilgili en büyük sorunlardan biri, bilimsel etkinliklerinin gösterilmesindeki kısıtlılıklardır. En önemlileri, çift kör plasebo kontrollü çalışmaların sayısının az veya hiç olmaması ve ürünlerin saflık- köken- miktar standardizasyonlarının yapılmamış olmasıdır. Bu nedenle kullanımlarının önerilmesi veya desteklenmesi aşamasında tek tek yayınların incelenmesinden çok ayrıntılı meta-analizlerin değerlendirmelerine önem verilmelidir.

    İmmün sistem spesifik olarak aşılar, nonspesifik olarak da immünomodulatörler tarafından uyarılır. İmmünomodulatörler, immunostimulan ve immünosupresifler olmak üzere ikiye ayrılır. NK hücreler, lenfosit alt grupları ve makrofajları uyararak infeksiyon ajanlarına karşı immüniteyi artıran immünostimulan ajanlar burada irdelenecektir.

    Mikrobiyal orijinli immunomodülatörlerin basit sınıflandırması:

    a) Mikrorganizma: atenue suşlar, ısı ile öldürülen bakteriler.

    b) Mikrobial ürünler: izole fraksiyonlar.

    c) Natural orijinli bileşikler: buzağı timik hormonu, glukanlar, bitki izolatları

    d) Sentetik bileşikler: Isopurinozin, muramil peptidler

    5) Endojen orijinli bileşikler: Sitokinler.

    a) Mikrorganizma: Atenüe BCG aşısında canlı mikobakteri veya ısı yada formalinle inaktive Propionibacterium (Corynebacterium ) parvum malinitelerde ve çeşitli deneysel enfeksiyonda immün sistemi uyarıcı olarak kullanılmışlardır. Şu aşamada Corynebacterium Avrupa’da immünstimulan olarak lisans almıştır.

    Daha sonra IL-2, IFN gama veya GM-CSF gibi sitokinlerin salınımını uyaran rekombinan BCG suşları bağışıklık sistem indükleyicisi olarak kabul edilmişlerdir. Bifidobacterium ve Saccharomyces boullardii gibi mikroorganizmalar antibiyotiğe bağlı ishalin engellenmesi ve bakteri etkenli ishal tedavisinde kullanılmaktadır.

    Bakteriyel lizatlar:

    Özellikle tekrarlayan solunum sistemi enfeksiyonlarının engellenmesi amacıyla kullanılmaktadır. Bu ajanlar çeşitli bakteriyel lizatların kokteyli (Haemophilus influenzae, Diplococcus pneumoniae, Klebsiella pneumoniae,Klebsiellaozaenae, Staphylococcus aureus, Streptococcus pyogenes,Streptococcusviridans, ve Moraxella catarrhalis şeklinde piyasada bulunmaktadır. Burada amaç barsaktan aktive lenfositlerin MALT, GALT da lokalize diğer lenfoid sistemi aktive ederek jenaralize bir yanıtın ortaya çıkmasını sağlamaktır.

    Doğal ve sentetik orijinli timik hormonlar ve peptid analogları:

    Timopoietin, timik humoral faktör, timulin ve timozin gibi timik özütler immunostimulan olarak kullanılmaktadır. T hücre çoğalımını ve sitokin deşarjını uyarırlar. Özellikle tekrarlayan viral enfeksiyonlarda enfeksiyon sıklık ve şiddetini azaltmak amacıyla önerilmektedir.

    İzopirinozin:

    İnterferon üretimini artıran bir antiviral ajan olarak üretilmiştir. Herpes simpleks, Herpes zoster , influenza ve rinovirus enfeksiyon tedavilerinde kullanılmıştır.SSPE de yaşam süresini uzattığı bilinir.

    Glukanlar:

    1-3 β glukan ve 1-6 β glukopiranozid yapısında olan moleküller mayadan ve Japon mantarından elde edilmektedir. Doğal immuniteyi tetikleyerek monositlerden proinflamatuar sitokin salınımını uyarmaktadır.

    Sitokinler:

    İnterferon (alfa-beta-gama), TNF alfa, Koloni uyarıcı faktörler (G-CSF vb), interlökinler bağışıklık sistemini uyararak sık tekrarlayan veya ağır seyirli enfeksiyonların kontrolünde kullanılmaktadır.

  • Psikodramanın Büyülü Dünyası

    Psikodramanın Büyülü Dünyası

    Son dönemde sıkça karşımıza çıkan bir psikolojik tedavi yöntemi: Psikodrama

    Sözlük anlamına baktığımızda karşımıza, ‘Tiyatroyu psikolojik tedavide kullanan bir tekniktir. Jacob Levy Moreno tarafından, 20. yüzyılın başlarında geliştirilmiştir.’ ifadeleri çıkıyor.

    Kendi içinde büyülü bir dünyası olan psikodrama metodununu Uzman Psikolog Yeliz Yılmaz’a sorduk. Yılmaz, Bilişsel Davranışsal Terapi eğitimi ardından tanıştığı psikodrama ile hayatında farklı bir döneme geçtiğini söyledi.

    Psikodrama ile insanların varolan sorunlarına farklı yaklaştıklarını belirten Yılmaz, ‘Öncelikle sorunun kaynağına inip bu duruma nasıl gelinmiş ve nasıl bu durumu değiştirebiliriz onu hedefliyoruz. Yaşanılan durumu kendi sahnemizde canlandırıyoruz. Bu sahnede dün, bugün ve yarını yeniden gözden geçirme imkanı sunuyoruz.’ ifadelerini kullandı.

    • Sizi tanıyabilir miyiz?

    Merhabalar ben Yeliz Yılmaz. Atılım Üniversitesi Psikoloji lisans bölümü, Ufuk Üniversitesi Genel Psikoloji (Sosyal, Gelişim) yüksek lisansı mezunuyum. Meslekte 6.yılım.

    • İlk olarak çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

    Lisans eğitimimi bitirdiğimde özel eğitim merkezinde çalışmaya başladım. Meslektaşlarım çok iyi bilirler ki, teorik eğitim ve uygulama arasında bocalamayan meslek elemanı yoktur. Ancak ben bu süreci daha az sancılı geçirdim. Lisans eğitimimi birçok özel kurumda gönüllü staj yaparak geçirdim. Bu nedenle mezun olduğumda uygulama alanına daha kolay adapte olabildim.

    Özel eğitim merkezinde çalışırken özel öğrenme güçlüğü, otizm ve Serebral Palsi tanısı almış çocuk ve yetişkinlerle çalışma imkanı buldum. Bu süreçte çok fazla şey öğrendim diyebilirim. Ve bu vesile ile terapi eğitimlerime başladım. Öncelikle Bilişsel Davranışsal Terapi (BDT) eğitimimi tamamladım. Sonrasında psikodrama ile tanıştım. Psikodramanın büyüsü ile hayatımda farklı bir döneme geçtim diyebilirim. Şu anda 3 yıllık psikodrama yardımcı terapist eğitimimi tamamladım ve yardımcı terapist olarak çalışmalarıma devam ediyorum. Bunun yanı sıra EMDR terapisi ve Şema terapisi eğitimlerini alarak uygulayıcısı oldum. Danışanlarıma yetkin olduğum bütün yöntemleri kullanarak danışmanlık hizmeti vermekteyim.

    • Psikodramanın büyülü dünyasından bahsettiniz, psikodrama nedir?

    Psikodrama 1920’lerde Moreno’nun geliştirdiği, tiyatro tekniklerini ruh sağlığı hizmetleriyle birleştiren doğaçlama ve yaratıcılık üzerine kurulu bir psikoterapi metodudur. Psikodrama kendimizi tanımayı, kendimize ve durumlara dışarıdan bakabilmeyi, problem çözme ve baş etme gücümüzü arttıran eylem, spontanlık ve yaratıcılık üzerine kurulmuş bir paylaşım yöntemidir.

    • Psikodrama bir tedavi yöntemi midir? Hangi alanlarda kullanılabilir?

    Psikodrama çalışmaları her alanda kullanılmaktadır. İnsanların duygu ve düşüncelerini eylem halinde ifade edebildikleri bir tedavi yöntemidir.

    Psikodrama ile insanların varolan sorunlarına farklı yaklaşıyoruz. Öncelikle sorunun kaynağına inip bu duruma nasıl gelinmiş ve nasıl bu durumu değiştirebiliriz onu hedefliyoruz. Yaşanılan durumu kendi sahnemizde canlandırıyoruz. Bu sahnede dün, bugün ve yarını yeniden gözden geçirme imkanı sunuyoruz.

    • Psikodramayı tercih etmenizin nedeni nedir?

    Psikodramayı günlük hayatımda bile kullanıyorum. Şu anda grup terapisinde yaygın kullanımı olsa da ben bireysel terapilerimde de birçok tekniğini kullanıyorum. Büyülü bir dünyası var psikodramanın. İçine girdiğiniz andan itibaren farkındalığınızı arttırıp sizi daha doğru ve olumlu düşünmeye yönlendiriyor. Ben tek bir terapi tekniği kullanmak yerine uygun danışana uygun yöntemi seçme taraftarıyım. Bu nedenle psikodramanın yanı sıra EMDR, BDT ve Şema terapiyi de sıklıkla kullanıyorum.

    • Peki daha çok hangi alanlarda çalışıyorsunuz?

    Yüksek lisansım ve sonrasındaki terapi eğitimlerim klinik ve gelişim psikolojisi alanında devam etti. Sıklıkla çocuk ve yetişkinlerle çalışmaktayım. Aynı zamanda anne-baba eğitimleri, iletişim becerileri ve kişisel gelişim seminerleri de vermekteyim. Bu eğitimlerde de psikodrama tekniklerini kullanıyorum.

    • Hep merak edilen ve eminim ki çok sık sorulan bir soru ile devam etmek isterim. Meslek hayatınızda karşılaştınız ilginç bir anınız var mı?

    Evet çok fazla var hem de. Beni en çok etkileyen bir anımı paylaşmak isterim. Özel eğitim merkezinde çalıştığım yıllarda ağır engelli tanısı almış 27 yaşında bir kadın danışanım vardı. Danışanım zihinsel kapasitesi nedeniyle sadece 3 kelime kullanabiliyordu. “Anne, yok ve gidek “ Bu kelimeler dışında bildiği ve anlayabildiği kelimeler olmadığı düşünülüyordu. Yaklaşık 5 ay beraber çalıştık.

    Onun beni anlamadığı benim ise onu anlamaya çalıştığım seansların birinde masal kitabı okumaya karar verdim. Kitap arasından en sevdiğim masalı seçerek artık her seansta aynı masalı okumaya başladım. Bir süre sonra aralarda duraklayarak tepkilerini ölçmeye başladım. Masal boyunca konuşmadığını sadece durduğumda normalden daha hızlı ve yüksek sesle “anne,yok, gidek” kelimelerini tekrarladığına şahit oldum. Aslında ‘devam et’ demek istiyordu. Devam et kelimesini söylemese de devam etmemi istediğini bana anlatabildiği düzeyde gösterdi. O gün benim için inanılmazdı, azimle başarıya ulaşabilmenin en güzel kanıtıydı.

  • Psikoz Nedir?

    Psikoz Nedir?

    Psikoz kelimesi genellikle gercegi degerlendirmenin bozulması, gerceklikle bagin kopması halinde kullanılan bir kelimedir. Psikotik bozukluklar olarak Şizofreni Spektrum Bozuklukları ve Bipolar Bozukluktan bahsedilebilir.

    Klasik anlamıyla psikoz, Şizofreni Spektrum Bozuklukları ile ilişkilidir ve belirtileri genellikle aşağıdaki durumlarda ortaya cikmaktadir.

    Şizofreni

    Şizoaffektif bozukluk ve şizofreninin diğer alt türleri

    Akut ve geçici psikotik bozukluklar

    Bipolar bozukluk (daha önce manik depresyon olarak bilinirdi)

    Psikotik özelliklere sahip majör depresif bozukluk

    Postpartum (postnatal olarak da adlandırılır) psikoz (postnatal depresyonun şiddetli bir formu)

    Madde kaynaklı psikoz (alkol, yasadışı uyuşturucular ve steroid ve uyarıcı içeren bazı reçeteli ilaçlar dahil)

    Psikotik belirtiler bazen digger bozukluklara seconder olarak da ortaya çıkabilmektedir. Bunlar,

    Beyin tümörü veya kist

    Demans (örneğin Alzheimer hastalığı)

    Parkinson hastalığı ve Huntington hastalığı gibi nörolojik hastalıklar

    HIV ve beyni etkileyebilecek diğer enfeksiyonlar

    Bazı epilepsi türleri

    İnme

    PSIKOZUN NEDENLERI

    Psikozun kesin sebepleri iyi anlaşılamamıştır; ancak şunları içerebilir:

    Genetik: Araştırmalar,şizofreninin ve bipolar bozukluğun ortak bir genetik nedeni paylaşabileceğini gösteriyor.

    Beyin değişiklikleri: Beyin yapısındaki değişiklikler ve belirli kimyasal değişmeler psikoz hastalarında görülür. Beyin taramaları, psikoz öyküsü olan, düşünce işleme üzerindeki etkileri açıklayan bazı bireylerin beyninde azalmış gri maddeyi ortaya çıkarmıştır.

    Hormonlar veya uyku: Doğum sonrası psikoz, doğumdan sonra çok kısa sürede ortaya çıkar (normalde 2 hafta içinde). Kesin nedenler bilinmiyor, ancak bazı araştırmacılar bunun hormon düzeyindeki değişikliklerden ve bozuk uyku düzeninden kaynaklanabileceğine inanıliyor.

    PSIKOZ BELIRTILERI

    Psikotik belirtiler ayrılabilir ve belirli açıklamalar yapılabilir. Psikozun klasik belirtileri şunlardır:

    Halüsinasyon: Var olmayan şeyleri hissetme, görme veya işitme.

    Sanrılar: Sahte inançlar, özellikle de gerçek olmayan şüphe veya korku üzerine kurulu.

    Şizofreni gibi bozukluklardaki psikotik belirtiler arasında aşağıdakiler de olabilir:

    Dağınık düşünce, konuşma veya davranış

    Bozuk düşünce (ilgisiz konular arasında atlama, düşünceler arasında garip bağlantılar yapma)

    Katatoni (tepkisizlik)

    Sebeplere bağlı olarak, psikoz hızlı veya yavaşça ortaya çıkabilir. Şizofreni hastalığında da aynı durum söz konusuyken, semptomlar yavaş başlangıçlı olma eğilimindedir ve bazı durumlarda tam bozukluğa dönüşmeyen daha hafif psikoz ile başlar.

    Şizofreninin yavaş başlangıcı (prodromal faz olarak da bilinir) genellikle hasta ya da aileleri ve arkadaşları tarafından fark edilmez. Psikozun hafif, başlangıçtaki belirtileri şunları içerebilir:

    Şüpheci hisler

    Bozuk algılamalar

    Depresyon ve intihar hisleri

    Takıntılı düşünce

    Uyku sorunları

    Halüsinasyonlar, psikozlu kişilerin duyularını (görme, ses, koku, zevk ve dokunma) etkileyebilir. Ancak şizofreni hastalarının yaklaşık üçte ikisinde, halüsinasyonlar işitseldir; işittiğinde ve onları gerçek olduklarına inandıklarında içermez.

    Genellikle isitsel halüsinasyonlar su sekildedir

    Birçok sesi, çoğunlukla olumsuz olarak, hastayla konuşurken işitmek

    Hastanın ne düşündüğünü tekrar etmesi

    Hastanın ne yaptığına dair bir yorum yapması

    Tuhaf sanrılar psikoz sırasında yaşanır.

    PSIKOZUN TEDAVISI

    Psikoz tedavisinde antipsikotik kullanımı esastır. Bunun yanında ilaç kullanımı ile beraber hastanın iç görü kazanması ve kendini anlaşıldığı bir mecrada ifade ediyor olabilmesi açısından psikoterapi faydalı olabilecek bir tedavi seçeneğidir.

  • Pekiştirme Nasıl Yapılır?

    Pekiştirme Nasıl Yapılır?

    Birçok aile çocuğunu eğitme esnasında yalnızca ceza yöntemini kullanmaktadır. Yalnızca cezanın olduğu bir eğitim sisteminde ebeveyn ve eğitmen istedikleri verimi alamayacaklar ve istenilen davranışlar oluşmayacaktır. Pekiştirme, istenilen davranışı çoğaltmak için iyi bir yöntemdir. Pekiştirmeyi tanımlayacak olursak, pekiştirme bir tepkinin tekrarlanma sıklığını veya olasılığını arttıran her türlü teknik, istenilen davranışı kısa sürede elde etmek için kullanılan temel davranışsal bir stratejidir. Pekiştirme, olumlu bir uyarıcı verilerek (övgü, sarılma, oyuncak, oyun zamanı) ya da olumsuz uyarıcıyı (sıkıcı bir iş) ortadan kaldırarak yapılır.

       Bazı aileler çocuklarının iyi/uygun davranışlarını pekiştirmek istemeyebilirler. Bunun birçok sebebi vardır. Örneğin, çocuğun yaptığı iyi davranışın sonlanacağını düşündüklerinden bölmek istemeyen aileler pekiştireç vermekte çekinebilirler.  Çocuklarının bu pekiştireci sürekli istemelerinden endişe etmekle birlikte çocukların, uygun davranışı “zaten” yapması gerektiğini, ekstra iyi davranışların övgü alması gerektiğini düşünebilmektedirler.

       Pekiştirme iki şekilde yapılır: Olumlu ve olumsuz pekiştirme. Olumlu pekiştirme davranışın devamı için hoşa giden bir uyarıcının organizmaya veya ortama verilmesidir. Olumsuz pekiştirme ise davranışın devamı için hoşa gitmeyen uyarıcının organizmadan, ortamdan alınmasıdır. Uyarıcının ortamdan çekilmesiyle rahatsız edici durum ortadan kalkar ve kişi davranışı yapmaya devam eder.

    Olumlu Pekiştirme: Davranışları olumlu olayların izlemesi ve bu davranışların ileride olma olasılığını arttırma sürecine olumlu pekiştirme denir. Olumlu pekiştirecekleri etkili kullanma; Davranışları kazandırma kadar sürdürme içinde önemlidir. Beklendiği gibi normlara uygun şekilde süren davranışların farkında olma ve zaman zaman hoşnutluğun belirtilmesi, davranışların sürmesini sağlar. Olumlu pekiştireçlerin geri çekilmesi problem davranışların oluşumuna zemin hazırlar. Olumlu pekiştirilmeyen normlara uygun davranışlar söner, kaybolur. Örneğin, olağan şekilde derslerine çalışan, derse girmeden önce dersin ilgili konusuna göz atan, dersleri sınıfta dinleyen, sorulara yanıt veren, okuldan sonra eve geldiğinde derste aldığı notları gözden geçiren, ilgili konuyu kitabından okuyan ve ödevlerini yapan öğrencinin yaptıkları, okulda öğretmeni ve evde aile üyelerince fark edildiğinde, olumlu pekiştirildiğinden dolayı sürer.

       Pekiştireç, arttırılmak istenilen efektif davranışa ulaşmayı sağlar. Aile ve terapist iki ya da üç davranış belirler. (Erkek kardeşiyle sürekli kavga eden çocuğun, kavga etmediği zamanlardaki davranışı pekiştirilir.) İlk olarak hedeflenen davranışlar belirlenir, sonra potansiyel pekiştireçler belirlenir. Aileler, belirlenen pekiştireçlerin sıklığını arttırırlar.

       Bazı ebeveynler çocuklarının övgüye layık olmadıklarını düşünmektedirler.  Bu durum, ailenin olumlu pekiştireci gözden kaçırmasına neden olur. Çocuk %100 kötü değildir, muhakkak doğru davranışları yaptığı zamanlar vardır,  ebeveynlerin arzu edilen davranışı takip etmeleri gerekmektedir. Olumsuz geridönümlerin azalması için, olumlu geridönümlerin artması önerilir. Eğer ebeveyn, olumlu pekiştirmeyi arttırırsa, ceza için daha az zaman harcar ve daha az efor sarfeder.  Olumlu pekiştirme sayesinde, istenmeyen davranışın sıklığı azalır.

       Pekiştirme, en alttan en üst arzulanan davranışa göre şekillendirilir. (Kolaydan zora) Başlangıçta küçük adımlar pekiştirilir. Çocuk, beklenen davranışı yaptıkça bir sonraki adım verilir. Farklı pekiştirmeler sayesinde çocuk daha karmaşık görevleri yapmaya hazırdır.

    Pekiştirme yönteminin işe yaramayacağını  düşünen ailelere sorulabileceğimiz sorular

    Aile gerçekten ne istiyor?

    Genelde kendi söylediğini ve isteklerini yapan, söz dinleyen çocuk mu?.

    Bir çocuk için; karşısında ona ceza veren, bağıran birini dinlemek ne kadar kolay olabilir?

    Siz olsaydınız dinler miydiniz?

    Bu tip ailelerin evleri gergin ve düşmanca bir ortama sahiptir. Olumlu pekiştirme ile evin ortamı yumuşar ve çatışma azalır. Çocukların olası olumsuz sonuçlara alışmış olduğunu gören ebeveyn için pekiştirme yöntemi bir motivasyondur. Cezalandırıcı yöntemlerin alışılmış bir davranış olduğunu bilinmeli, farklı yöntemler denenmelidir.

    Etkili Pekiştireç Nedir? Etkili pekiştireç, olumlu davranış meydana geldikten sonra verilen ve olumlu davranışın oluşma sıklığını ve sayısını artıran yiyecek, etkinlik, sözel ifadeler, jest mimikler ve fiziksel temaslardır.

     Etkili Pekiştireç Nasıl Kullanılır?

     Pekiştireç kullanırken nelere dikkat etmemiz gerekir ?

    Pekiştireç olumlu davranışın hemen ardından araya başka davranış girmeden kullanılmalıdır. Efektif olması için, övgüler davranışın hemen ardından yapılmalıdır.

    Örneğin, Onur’un yatma vakti geldiğinde annesi onu gün içinde yaptığı uygun davranışlar için över. Ancak annesinin davranıştan hemen sonra pekiştireç vermemesi, Onur’un ‘iyi davranış’ ile ‘gün sonu’ övgülerini bağdaştıramamasına yol açar. Pekiştireç davranışın hemen ardından verildiğinde etkisi yüksektir.

    Çocuk pekiştirilirken mutlaka uygun davranış betimlenerek çocuğun ne yaptığı söylenmelidir.

    Pekiştirmeler abartılmamalı; yiyecek pekiştireçleri çok küçük parçalar halinde, etkinlik pekiştireçleri kısa süreler halinde, sosyal ve dokunsal pekiştireçler sınırlı sayıda kullanılmalıdır.

    İlerlemeler pekiştirilmeli, çocuğun daha önceden kazandığı ve sürekliliğinin sağlandığı davranış pekiştirilmemelidir.

      Pekiştireçlerin geri çekilmesi sistematik bir şekilde yapılmalıdır. Öncesinde çocuğun kazanmasını istediğimiz uygun her davranış pekiştirilirken, sonraki süreçte çocuk davranışı her yaptığında değil 2 , 3 , 4….kez peş peşe yaptığında azaltılarak pekiştirilmelidir. Davranışın pekiştirilmeden önceki davranış sayısı bu şekilde arttırılıp bir süre sonra ( davranışın süreklilik ve genellemesi sağlandıktan sonra ) azaltılarak sosyal pekiştireçlere dönüştürülmeli ve pekiştirme sonlandırılmalıdır.

    Niçin Sosyal Pekiştireçleri Kazandırmalıyız? Sosyal pekiştireçler, öğrenilmiş pekiştireçler olup övgü, öğretmenin ilgisi, bedensel teması (Sırta hafifçe vurmak) ve yüz ifadeleri (Gülümseme, göz teması, başı ile onaylama ve göz kırpma) gibi çeşitli şekillerde olabilir.

    Kullanımları doğaldır. Sosyal pekiştireç özelliğini gösterebilen övgü ve diğer sosyal davranışlar, öğretmen, anne baba, yardımcı öğretmen ve arkadaş gibi bir çok kişi tarafından kullanılır.

    Öğretim sürecini engellemez. Sosyal pekiştireç olarak övgüler, öğretim sürecini ya da sürmekte olan bir davranışı bölmeden sunulabilir.

    Çeşitlendirilebilir. Başka etkili pekiştireçlerle zaman zaman eşlenerek, doyum sağlama yada usanma gibi etkilerin oluşumu engellenebilir.

    Günlük yaşamda da yer alır. Son olarak sosyal pekiştireç olarak övgülerin davranışları izlemesine, günlük yaşamda sıkça rastlanmaktadır. Böylece günlük yaşam becerilerinin sürdürülmesi olası olmaktadır. Övgüler bu özellikleriyle doğal olarak kullanılan pekiştireçlerdir.

    Yetişkinler çocukların uygun davranışlarını övmek için zaman ayırmalıdır. “onları iyi hallerinde yakala” sloganı bunu çok iyi betimler.

      Övgüler çocuğun kendisine değil davranışına yönelik olmalıdır. Davranışa yönelik övgüler davranışın gelecekte tekrarlanma olasılığını arttırır. Uygun olmayan davranış övülmediği zaman çocuk yetersiz olanın kendisi değil davranışı olduğunu fark eder. Sözlü ödüller yargılayıcı ve eleştirel olmamalıdır. “Masayı toplaman çok güzel bir davranış ama tabakları makinaya koymadın.” >>>Bu yanlış bir uygulamadır.

  • Panik Bozukluk – Agorafobi ile Başa Çıkmak

    Panik Bozukluk – Agorafobi ile Başa Çıkmak

    Kaygı; sıkıntı, huzursuzluk, kötü bir şey olacak mı endişesi ve fiziksel belirtilerin de eşlik ettiği yoğun korku hali olarak tanımlanabilir. Kaygı her zaman kötü bir şey değildir. Baskı altında ya da stresli bir durumla karşılaşıldığında endişelenmek, gergin hissetmek ve korkmak normaldir. Kaygı vücudumuzun tehlikeye verdiği doğal bir yanıttır. Sağlıklı kaygı bizim dikkatimizi odaklamamızı ve uyanık kalmamızı kolaylaştırır, harekete geçirir ve problemlerimizi çözebilmemiz için motivasyon sağlar. Fakat kaygı yaşamınızı ve ilişkilerinizi etkilemeye başladıysa bu sizin normal kaygı çizgisini aştığınızı ve kaygı bozukluğunun sınırlarına girdiğinizi gösterir. Neredeyse herkes her zaman kaygı hisseder. Ancak panik nöbeti kişiye sanki kalp krizi geçiriyormuş, çıldırıyormuş ya da kendi kontrolünü kaybediyormuş gibi hissettirecek kadar ağır bir derecededir. Bir panik nöbeti sırasında nefes darlığı, ürperme hissi, kulaklarda çınlama, olası felaket hissi, titreme, boğulma hissi, göğüs ağrısı, terleme ve kalp çarpıntısı gibi fiziksel belirtiler yaşayabilirsiniz. Tekrarlayan, beklenmedik panik nöbetleri yaşayan bir kişi, daha çok nöbet yaşamaktan korkar, anlamı hakkında endişelenir, davranışlarında değişiklikler yapar ve sonuç olarak kişinin artık panik bozukluğu vardır.

      Panik bozukluğu olan birçok kişi aynı zamanda “agorafobi” de yaşar. Agorafobi, panik nöbetinin yaşanabileceği ya da kaçısın zor olabileceği yer ya da ortamda bulunma korkusudur. Örneğin agorafobisi olan insanlar yalnız kalmaktan, avmlere gitmekten, tren ya da uçakla seyahat etmekten, köprüde karşıdan karşıya geçmekten, yüksek bir yerde bulunmaktan, tünellerden geçmekten, açık alanda yürümekten ve asansöre binmekten kaçınırlar.

      Agorafobili bazı hastalar güneş ışığında kaygı yaşayabilirken, bir kısmı ise loş ışıkta kaygılı olur. Panik bozukluğunda sıcaklık önemli bir faktördür. Her şeyden önce sıcak, nabız atımını, baş dönmesini ve dehidratasyonu artırdığından ve daha çok dışarıya çıkma imkanı tanıdığından, yaz aylarında panik bozukluğu ve agorafobide dramatik bir artış olmaktadır. Birey bu durumlarda panik atak geçireceğinden korkmaktadır.

       Başlangıçta panik nöbeti, evden ayrılmak, evlilik/çift sorunları, ameliyat, yeni sorumluluklar veya fiziksel hastalık gibi stres verici bir durum tarafından tetiklenir. Ortaya çıkan fiziksel duyumlar (kalp çarpıntısı, nefes alamama, terleme, baş dönmesi..) felaketleştirilerek bir tehlike olarak yorumlanırsa panik bozukluk başlar. Kişi kalp hızındaki artışa odaklanabilir ve buradan kalp krizi geçirmek üzere olduğu sonucunu çıkarabilir. Sonuç olarak, kişide uyarılmada artışla sonuçlanan (artmış fiziksel duyumlar ve endişe) hipervijilans gelişebilir. Hipervijilans: fiziksel duyumlara aşırı odaklanma anlamına gelir. Bu uyarılma bizim “yanlış alarm” olarak adlandırdığımız felaketleştirici yorumlamaları daha fazla tetikler, çünkü tehlike olmadığı halde varmış sinyali vermektedirler. (Örneğin; kocaman bir köpek dişlerini göstererek hızlıca üzerinize doğru gelirse  korkarsınız, kalp atışlarınız hızlanır, terlersiniz bir anda vücudunuz ısınır.. ancak panik atakta ise üzerinize köpek gelmezken siz bu belirtileri yaşarsınız.) Bu tür uyarılma ve yanlış yorumlamalardan tam bir panik nöbeti oluşabilir. Bu nedenle kişide beklenti anksiyetesi gelişir. Beklenti anksiyetesi: Panik nöbeti geçireceğini düşünme ve bu nöbeti bekleme/panik nöbetlerinin devam edeceği korkusudur. Bu tür durumlardan kaçış zor ya da utandırıcı ve ya halihazırda bir yardım imkanı yoksa kaçınmaya başlar. Aslında kaçınma ve kaçma, kaygı ile idare etmek için ana baş etme mekanizmaları haline geldiğinde, agorafobi gelişmiş olur.(Leahy-Holland,2009)  

       Panik Bozukluk ve agorafobide en etkili tedavi, Bilişsel Davranışçı Terapidir. Panik bozukluğun Bilişsel davranışçı tedavisi, birkaç hedef çerçevesinde düzenlenir. Birincisi kaygı, panik ve agorafobinin özelliklerini anlamaya yardımcı olma, ikincisi kaçındığınız ya da korktuğunuz durumların derecesini belirleme, üçüncüsü önemli belirtilerin özelliklerini, şiddetini, sıklığını ve panik nöbeti ortaya çıkaran durumları değerlendirme, dördüncüsü panik nöbete eşlik eden başka sorunlar olup olmadığını belirleme (Örneğin, depresyon, diğer kaygılar, aşırı yeme, yalnızlık ya da evlilik/çift sorunları)

      Terapi şu tedavilerden bazıları veya tümünü içerebilir.  

    Genel Bilişsel Terapi ilkeleri hakkında psiko-eğitim (Düşüncelerin nasıl korku gibi duygulara yol açtığının anlaşılması-Düşünce ve inançların kişinin kendini nasıl daha iyi hissetmesine yardımcı olabileceğini öğrenme)

    Oluştuğu zaman panik belirtilerini tanıma ve azaltma beceri eğitimi

    Karşılaşılan diğer sorunları tedavi etme (depresyon gibi)

    Panik nöbeti ortaya çıkaran durumlara aşamalı maruz bırakma

    Kas gevşeme eğitimi: nefes gevşeme eğitimi ve nefes alma eğitimi

    Kendini ifade etme eğitimi (ihtiyaç duyulduğunda)