Etiket: Tek

  • Gebelikte ilaç kullanımı

    Gebelikte ilaç kullanımı

    Kadınların hayatlarının pek çok döneminde farklı ilaçlar kullanmaktadır. Ancak hamilelik sürecinde gebelikte ilaç kullanımı, çok özen gösterilmesi gereken, kadın hastalıkları ve doğum uzman hekimin sadece önerdiği ilaçların ve takviye edici gıdaların kullanılması şeklinde gerçekleştirilmelidir. Gebelikte ilaç kullanımı, gebelerin kendi kararlarına göre ilaç kullanmamaları gereken yoksa bebeğe ciddi zarar veren sonuçlar ortaya çıkabilecek bir süreçtir.

    Gebelikte ilaç kullanımı çok dikkat edilmesi gereken bir konudur.

    Gebelikte ilaç kullanımı ilk paragrafta da bahsedildiği üzere üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konudur. Amerika’da hastalık kontrol merkezinin 2007’de New York’ta 493 gebe kadında yaptıkları bir araştırma kadınların %72’sinin gebelikleri sırasında 48 farklı sınıftan ilaç kullandıklarını ve ortalama 3.8 reçete yazıldığını ortaya koymuştur. Benzer örnekler ingiltere ve hindistan’da farklı örneklemleri ile yaşanmıştır. Burada durum Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı hekiminin ve diğer uzmanlık dalları ile ilgili yönlendirdiği hekimlerin önerdiği ve reçete ettiği ilaçlar dışında hiçbir ilacın kullanılmaması gerekliliğidir.

    Gebelikte ilaç gruplarının sınıflandırılması

    Gebelikte ilaç gruplarının sınıflandırılması konusunda FDA (Amerika Gıda ve Sağlık Departmanı) bebekte gözlemlenen fetal yan etkilere göre ilaçları 5 ayrı sınıfta incelemektedir.

    • Kategori A (A sınıfı): Gebelerde kontrollü çalışmalarda ilk 3 ay ( ilk trimester) ve diğer dönemlerde fetuse etki edecek herhangi bir risk bulunmayan ilaçlardır. Prenatal vitamin ve mineraller bu gruptadır.
    • Kategori B (B Sınıfı ilaçlar): Deney hayvanları ile yapılan çalışmalarda fetal risk yoktur ancak gebelerde yapılmış kontrollü çalışmalar yoktur ya da hayvanlardaki etkiler gebelerde gösterilememiştir. Penisilinler ve Sefalosporinler bu gruplarda incelenmektedir.
    • Kategori C (C Sınıfı ilaçlar): Deney hayvanlarından fetusa zararlı olan fakat gebelerde yapılmış kontrollü çalışmalar olmayan ilaçlar. Gebelikte alınan ilaçların çoğu bu gruptadır.
    • Kategori D: İnsanlarda fetal risk olduğuna dair kanıtlar vardır. Fakat beklenen yarara göre risk göz alınabilir.
    • Kategori X: İnsan ve hayvanlarda fetal riskleri belirlenmiş ve gebelikte kesinlikle kullanılmaması gereken ilaçlardır.

    Gebelikte bitki çayları ve gıda takviyeleri de ancakt doktor uygun görürse ve tavsiye ederse kullanılmalıdır.

    Tıbbi bitkiler ve takviye edici gıdalarda sistemik etki yaratıp fetüste ciddi yan etki oluşturabilecek etkilere sahip olabilirler. Bu sebeple yalnızca Kadın hastalıkları ve Doğum uzmanı hekiminizin önerisi ve tavsiyesi olan ürünleri kullanmalısınız.

  • KADINLARDA İDRAR KAÇIRMA

    KADINLARDA İDRAR KAÇIRMA

    İnkontinans istem dışı idrar kaçırılmasıdır. Mesane içi basınç üretra kapanma basıncını aştığı zaman ortaya çıkar.

    İdrarı tutmamızda etkili temel yapılar:
    1- Üretranın (idrar yolu) doğal yapısı ve üretrayı saran sfinkter dediğimiz kas tabakaları. Çizgili kaslardan oluşan sfinkter istemli, çizgisiz kaslardan oluşan sfinkter ise isteğimiz dışında kasılıp gevşeyerek idrar tutma olayında rol alırlar.

    2- Pelvik tabanı oluşturan adaleler ( levator ani adalesi) ve bunları saran fasyaların oluşturduğu destek. Pelvik organlara sağlanan bu destek özellikle karın içi basıncının arttığı durumlarda oluşabilecek idrar kaçırmaların ( stres tipi idrar kaçırma) önlenmesinde etkilidir.

    İdrarı depolama ve periyodik olarak boşaltma olayının kontrolü primer olarak medulla spinaliste sakral yerleşimli spinal refleks işeme merkezinin (parasempatik etkili) kontrolü altındadır.Mesanenin dolmasıyla bu merkeze ulaşan uyarılar sonrası refleks olarak işeme olayı oluşur , ancak bebeklerde böyle gelişen olaylar erişkinde beyin sapındaki işeme merkezinin ve beyinin baskılayıcı uyarıları ile geciktirilebilir ve uygun yer ve zamanda bu baskılayıcı uyarılar kaldırılarak işeme gerçekleşir. Bu nörolojik kontrolde oluşan problemlerde değişik tiplerde idrar kaçırmaya yol açabilir.

    Bayanlarda kontinansı ( idrar tutmayı) sağlayan ana mekanizmalar şöyle özetlenebilir.:

    1-Mesane kompliansı: Mesane kompliansının normal olması demek mesane dolumu sırasında mesane hacmindeki belirgin artışa rağmen mesane içi basıncında hafif bir artış olmasıdır ,böylece mesane belli bir dolgunluğa eriştikten sonra işeme hissi ve ihtiyacı hissedilir .

    2- Etkili üretral sfinkter: Üretra çevresindeki düz ve çizgili sfinkterlerin aktif kontraksiyonu kontinansta önemlidir. Dinlenme anındaki bazal kontraksiyon karın içi basıncın artmasından (öksürme, hapşırma) milisaniyeler önce artarak karıniçi basınca karşı bir güç oluşturur.

    3- Etkili pelvik taban desteği: Pelvik taban adaleleri ve fasyaları artan karın içi basıncına karşı alttan bir hamak gibi anatomik ve pasif bir destek sağlarlar.

    4- Üretra mukozasının esnekliği ve mukoza altındaki dokunun damardan zengin yapısı üretra kapanmasına katkıda bulunur.

    Bayanlarda idrar kaçırma (İK)tipleri sıklık sırasıyla:

    1-Stres tipi idrar kaçırma (STİK): %49

    2- Sıkışma tipi idrar kaçırma (SıTİK): %22

    3–Sıkışma + Stres = karışık tip idrar kaçırma (KTİK): %29

    4-Diğer tipte kaçırmalar (taşma tipi, fistül ve ektopik üretere bağlı olanlar…) %2

    Bu kaçırma tipleri bazı hastalarda birlikte bulunabilirler ve karışık bir durum yaratabilirler. Diğer bir idrar kaçırma tipi ise daha çok yaşlılarda görülen ve üriner sistem dışı nedenlerle oluşan geçici idrar kaçırmadır.Bunun başlıca nedenleri arasında üriner enfeksiyonlar, atrofik vajinit, psikolojik problemler, bazı ilaçlar, aşırı idrar üretimi, hareket kısıtlaması ve kabızlık sayılabilir.

    İdrar kaçırma toplumda görülme oranı yaşla artar, 50 yaşa kadar hafif artma ile %30, 50-70 y arası stabil ve 70 y sonrası tekrar artışla %35-40 lara çıkmaktadır. İdrar kaçırma tiplerinin oranlarıda yaşla değişiklik gösterir .Yaşlılarda karışık ve sıkışma tipi kaçırma daha sık iken genç ve orta yaşta stres tipi kaçırma daha sık görülmektedir.

    İdrar kaçırma olayının risk faktörleri :

    1-Yatkınlık yaratan faktörler .

    2-Jinekolojik ve doğuma bağlı faktörler

    3-Teşvik edici faktörler

    YATKINLIK YARATAN FAKTÖRLER:

    -Irk: STİK beyaz ırkta zenci ve sarı ırka göre daha fazla

     -Ailesel yatkınlık: Anne ve ablasında İK olanlarda STİK ve KTİK riski daha fazla

     -Anatomik anomaliler: Üreter ve üretranın konjenital defektleri veya üriner fistüller.

     – Nörolojik bozukluklar: Konjenital (s.bifida), travmatik, dejeneratif lezyonlar.

    JİNEKOLOJİK VE DOĞUMA BAĞLI FAKTÖRLER:

    -Gebelik: İK sıktır (%8-85) , STİK %28 oranında görülür %16 sında lahusalıkta kaybolur.Gebelikte İK olanlar ilerki yaşamda İK gelişimine yatkındırlar. Ancak gebeliğin kendisimi yoksa doğum olayımı ileri dönem İK da katkıda bulunur tartışmalıdır.

    -Doğum:Vajinal doğum, episyotomi, enstürmental doğum sezeryana göre riski artırır, yüksek doğum ağırlığı yatkınlığı artırır.

    -Doğum sayısı: İK 4 ve daha fazla çocuğu olanlarda çok sık görülmekte.

    -Pelvik cerrahi ve radyoterapi: Etkisi tartışmalıdır.Histerektomi mesane duyarsızlığına yol açabilir ancak İK riskini artırıcı etkisi tartışmalıdır. Radikal pelvik cerrahiler pelvik taban disfonksiyonuna yol açarak katkıda bulunabilirler.Radyoterapi de sinir ve kas harabiyeti ile katkıda bulunabilir ancak İK ile doğrudan bir ilişki gösterilememiş.

    – Pelvik organ sarkmaları:

    Bu durum bazen İK yı maskeleyebilir ve düzeltilmesi sonrası İK ortaya çıkabilir.

    TEŞVİK EDİCİ FAKTÖRLER:

    – Yaş: mesane (kapasite azalması) ve pelvik tabanda oluşan değişiklikler yanısıra yaşlanmayla ortaya çıkan bilişsel bozukluklar , demans veya diabet te rol oynar.

    – Birlikte bulunan diğer hastalıklar: Diabet.,vasküler yetmezlik ,kalp yetmezliği, hareket ve yetenek kısıtlamaları

    – Şişmanlık: özellikle STİK olmak üzere İK prevalansı belirgin olarak yüksektir , STİK 4.2 kat, SıTK 2.2 kat daha fazladır. Aşırı obeslerde kilo kaybı ile STK %61 lerden %12 lere düştüğü gözlenmiş.

    – Karın içi basıncı artıran durumlar:

    -Kabızlık: Rektumdaki gaita kitlesi mesane çıkımını engelleyerek idrar retansiyonuna ve idrar kaçağına ,pelvik tabanı gererek pelvik taban kasılmalarını inhibe ederek STK yolaçabilir.

    -Akciğer hastalıkları ve sigara içme: Kr. bronşit ve anfizem de karın içi basıncı artar ve İK riski artar, sigara içenlerde İK 2-3 misli fazla bulunmuş. Sigaranın öksürüğü ve dolayısıyla karın içi basıncı artırması, akciğer hastalıklarına yol açması, antiöstrojenik etkisi sözkonusudur

    – Mesleki ve sportif aktiviteler: Genç doğum yapmamış atletlerde İK nadir değil ve egzersiz yapanlarda sakin yaşayanlara göre daha fazla. 

    – Üriner enfeksiyonlar: Daha çok geçici İK etkeni olarak düşünülmekle beraber sık geçirilen üriner enfeksiyonların geç dönem STK üzerine etkileri tartışmalıdır.

    – Demans idrar yapmanın bilinçli kontrolü üzerinde negatif etkilidir, fizik problemlerde tuvalete zamanında ulaşmayı engeller.

    -Menapoz: Alt üriner sistem östrojen duyarlı olmakla beraber östrojenin kontinans mekanizmasındaki rolü açık değildir. Menapozun İK da bağımsız risk faktörü olduğunu gösteren kesin bulgu olmadığı gibi İK da östrojen tedavisi tartışmalıdır.

    -Bazı ilaçlar yan etkileri ile direkt veya indirekt kontinansı etkilerler.

    DEĞERLENDİRME:

    -Hikaye

    -Semptomların yoğunluğunun değerlendirilmesi

    -Fizik muayene (FM)

    -Lab. Testler

    -Ürodinamik testler

    -Görüntüleme yöntemleri

    HİKAYE:

    1- Ürolojik hikaye: İK ne sıklıkta , nemiktarda ve hangi durumlarda oluyor. Diğer ürolojik belirtiler; zayıf akım, ıkınma, idrarı kesememe, boşaltamama hissi. perineal rahatsızlık, işeme veya temas sırasında ağrı varmı.

    2-Obstetrik ve jinekolojik hikaye: Gebelikler,doğumlar, menstruasyon, pelvik cerrahiler ve radyoterapi .

    3- Tıbbi hikaye: Kronik öksürük, kabızlık, kalp veya böbrek yetmezliği, endokrin hast., nörolojik problemler varmı.

    4-İlaçlar ve alışkanlıklar: Sedatif, diüretik, antikolinerjik, anksiolitik, alkol, kafein, sigara kullanımı

    SEMPTOMLARIN YOĞUNLUĞUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ:

    Bunun için işeme günlüğü ve sıklık-hacim kartlarının hasta tarafından doldurulması gerekir. Bu sayede gündüz gece sıklığı, gündüz gece poliüri ( aşırı idrar miktarı), ortalama işeme hacimleri , idrar kaçırmaların sıklığı, sıkışma durumları, pad kullanımı ortaya çıkarılır.

    FİZİK MUAYENE:

    Genel FM: Boy-kilo(vücut kitle indeksi), karın muayenesi ( nedbe izi, genişlemiş mesane), nörolojik FM özellikle sakral segmentlere yönelik.

    Perineal ve genital muayene: idrar temasına bağlı kızarıklık tahriş, stres testi (ıkındırılarak veya öksürtülerek), ekstra üretral kaçakların ve pelvik organ sarkmalarının değerlendirilmesi, vajinal ve rektal muayene ile pelvik taban adalelerinin değerlendirilmesi.

    LABORATUVAR TESTLERİ:

    Standart lab. testleri:

    -idrar tahlili: üriner enf., diabet

    -standart biyokimyasal testler

    ÜRODİNAMİK ÇALIŞMALAR: Aşağıda sayılan üç çalışma ile saptanabilecek durumlara göz atarsak:

    1-Akım hızı çalışması:

    -Alt üriner sistem semptomları (zorlanma,ıkınma,zayıf akım)

    -Op. Sonrası boşaltım sorunu

    2-Sistometri (dolum ve işeme fazı):

    -Detrüsor ( mesane adalesi) aşırı aktivitesi (overactivity)

    -Detrüsor aşırı aktivite inkontinansı

    -Ürodinamik stress inkontinansı

    -Detrüsor yetersiz aktivitesi(underactivity)

    -Mesane çıkım obstrüksüyonu

    3- Üretral basınç değerlendirilmesi:

    -Kaçırma anı basıncı (Leak Point Pressure).

    Bu durumları ürodinami ile saptayabilmekle beraber genellikle konservatif ve tıbbi tedavi düşünülüyorsaki bir çok kez hikaye ve FM bulguları bunlar için yeterli bilgi verebilir, ürodinami yapmak gereksizdir.

    Ancak şu durumlarda ürodinamik tetkikler gereklidir:

    -Nöropatik mesane olasılığı

    – İşeme güçlüğü (mesane çıkım tıkanıklığı olasılığı)

    -Hikaye ve semptom uyumsuzluğu

    -Cerrahi tedavi öncesi( detrüsor aşırı veya yetersiz aktivitesi, çıkım tıkanıklığı ve ağrılı mesane ekartasyonu)

    -Konservatif ,farmakolojik ve cerrahi tedavi başarısızlıklarında.

    GÖRÜNTÜLEME TEKNİKLERİ:

    Üst üriner sistem görüntülemesi nörojenik idrar kaçırmalar dışında gerekli değildir.

    Görüntüleme endikasyonları:

    -Nörojen İK. ,renal hasar riski

    -Kronik retansiyonlu İK.(Taşma tipi idrar kaçırma)

    -Üst üriner sistem anomalilerine bağlı ekstra üretral İK. Şüphesi.

    İDRAR KAÇIRMA TEDAVİLERİ:

    Sıkışma tipi idrar kaçırmada:

    1- Mesane eğitimi ve egzersizler

    2-Ağızdan alınan mesane gevşetici ilaçlar.

    3-Mesane içi uygulanan ilaçlar (botox vb.)

    Stress Tipi idrar kaçırmada:

    1-Hafif tiplerinde pelvik taban egzersizleri

    2-orta ve ileri dercede ise üretraya uygulanan askı ameliyatları.

  • Gebelik

    Gebelik

    Hamilelik kadınlara bahşedilmiş en büyük ayrıcalıktır. Bu ayrıcalıklı ve özel zamanların sağlıklı ve sorunsuz tamamlanması için mutlaka hekim kontrolünde olmak gerekmektedir …

    Gebe kalmaya karar verdiyseniz eğer , öncesinde bir takım tetkiklerin yapılması gerekmektedir, bunda amaç tedavi edilebilir ve öncesinde tedbir alınabilecek bilinen veya bilinmeyen tüm hastalıkların tespit edilmesidir, Zira gebeliğin bağışıklık sistemini düşürücü etkisi vardır ve gebelik öncesi hafif yada farkedilmeyen hastalıklar gebelikte alevlenebilir,yine bu sebeblerden gebelik öncesi bir dişhekimi muayenesi de yapılması gerekir. Gebelikten 3 ay öncesinde 400 mg/gün folik asit te tüm dünyanın kabul ettiği bebeğin santral sinir sisteminin gelişimi için gerekli olan vitamin dozudur. 

    Gebelik takibi gebeden gebeye değişmektedir,öncelik gebeliğin tespitidir,adet gecikmesinden yaklaşık 2 hafta sonra bebeğiniz ve kalp atışı uterus (rahim) içerisinde tespit edilebilir , tespit edilememesi durumunda dış gebelik veyahut sağlıksız bir gebelik olabileceği gözönünde bulundurulmalıdır ,sağlıklı bir gebeliğiniz var ise bebeği etkileyebilecek bir hastalığınızın olup olmadığının tespiti için yine bir takım tetkikler gerekecektir. 

    Herşey yolunda ise aylık rutin kontroller yeterli olacaktır. Dogum yaklaştıkça (34. Hafta sonrası) görüşme sıklıkları 2 haftaya kadar düşecektir. 

    Tüm bu süreçte yapılması gerekenler ; 

    11-14 . Haftalar arası ense kalınlığı ölçümü ile ikili tarama testi ; halk arasında zeka testi diye isimlendirilen tarama testlerinden en güveniliri.. Bu testin bir nedenle yapılamaması veya hastanın istemesi durumunda 3 lü tarama testi 4 lü tarama testi yapılabilir. 

    18-22. Haftalar arasında bebeğin gelişiminin ayrıntılı değerlendirilmesi için Fetal Anomali Taraması (ayrıntılı ultrason) 

    24-28. Haftalar arasında 50 gr glikoz tarama testi ( şeker taraması) 

    34-42. Haftalar arasında Fetal iyilik halinin değerlendirilmesi için AFI (bebeğin suyu) ölçülmesi ve NST ( non stres test) takipleri 

  • Menopoz

    Menopoz

    Menopoz kadınlarda adet kanamalarının kesilmesidir ve dolayısıyla üreminin sona ermesi dönemidir. Kadınlarda görülen, çoğunlukla 40 yaş ve sonrası, neredeyse 55 yaşına kadar geçen süre içinde görülen adet kesilmesi dönemidir. Önceleri adet kanaları düzensizleşir, daha sonra tamamen kesilir. Menopoz, yumurtalıkların görevlerini yerine getirememeye başlaması yüzünden ortaya çıkar. Yumurtalıkların doğal ömrü yaklaşık 35 yıldır ve çalışamaz hale gelmeleri yaşlanmanın doğal bir sonucudur. Çoğu kadında menopoz 45-50 yaşları arası başlamaktadır. Batı toplumlarından elde edilen verilere göre ortalama menopoz yaşı 51,5 olup son 100 yıl içinde değişmemiştir. Menopozun 40 yaşından önce olmasına prematür menopoz 45 yaşından önce olmasına ise erken menopoz adı verilir. Özellikle annenin menopoz yaşı ile kız çocuğun menopoz yaşı arasında yakın bir ilişki vardır. Annesi erken menopoza giren kadınlarda erken menopoz riski daha fazladır. Doğum yapmış olan kadınlarda yapmamış olanlara ve doğum kontrol hapı kullanmış kadınlarda kullanmamış olanlara oranla menopoz daha geç olur. Günde 10 veya daha fazla sigara içen kadınlarda menopoz yaşı 1,5 yıl erkene çekilmektedir. Cerrahi müdahale sonucunda yumurtalıklardan birinin kaybı, endometriosis, ve kanser için verilen kemoterapi ve radyoterapi menopozun daha erken gelmesine neden olan etkenlerdendir.

    MENOPOZUN BELİRTİLERİ VE BERABERİNDE GETİRDİĞİ SORUNLAR

    Kanamalarda düzensizlik ve adet kesilmesi: Menopozun temel belirtisi adetlerin kesilmesidir. Özellikle 45 yaşın üzerindeki bir kadında 6 aydan daha uzun süre adet olamama genellikle menopoza işaret eder. Adet kesilmesine eşlik eden ateş ter basmaları ve vajinal kuruluk tanıyı güçlendirir. Bu dönemde kadın fizyolojisinde ve psikolojisinde görülen ve meydana gelen bazı değişiklikler kadının hayatını kötü etkileyerek, birçok hastalığın oluşmasına neden olabilir. Menopoz esnasında fiziksel, zihinsel ve cinsel değişiklikler olduğu doğrudur. Bu durum yaşam kalitesinin ve mutlu bir psikolojinin oluşmasını engeller. Yumurtalıklardaki hormon üretimi yaş ilerledikçe veya menopoz dönemi yaklaştıkça azalır. Bu da adet kanamalarında düzensizliğe neden olur. Bu hormon üretiminin azalmasıyla vücuttaki ısıyla ilgili alanlar etkilenir ve terleme, ateş basması gibi durumlara sebep olur. Menopozun erken dönemlerinde adetsiz geçen dönemleri takiben bazen kanamlar görülebilir. Bu tür kanamalar endometrial hiperplazi adı verilen ve rahim iç tabakasının fazla kalınlaşması ile seyreden bir hastalığın belirtisi olabileceğinden dikkatli bir şekilde irdelenmelidir.

    Ateş ve ter basmaları:

    Bu yakınmalar menopoza giren kadınların %70’inde görülür. Kadınların %35’inde ise günlük yaşamı olumsuz etkileyebilecek kadar sıktır. Nedeni tam olarak belli değildir. Özellikle vücudun üst kısmında ve kafada başlayan ani bir sıcaklık hissini şiddetli bir terleme takip eder. Geceleri daha sık görülebilir ve uykunun bölünmesine neden olur.

    Ürogenital atrofi:

    Östrojen adı verilen kadınlık hormonun menopozla beraber tamamen ortadan kalkması ile vajende kuruluk ve vajen içini döşeyen hücre tabakasında incelme olur. Bunun doğal sonucu olarak da cinsel birleşme daha ağrılıdır. Bazen tahrişe bağlı kanama görülebilir. Vajen hücre tabakasının incelmesi ile beraber mikroplara karşı olan direnç de azalır ve tekrarlayan vajinitler sıkça görülebilir.

    Osteoporoz:

    Menopoza giren kadınlarda en önemli problemlerden biridir. Ülkemizde gerçek yaygınlığı ve ciddiyeti hakkında yeterli ve güvenilir veri yoktur. Osteoporoz postmenopozal (menopoz sonrasında kadınlarda görülen hızlı kemik kaybı) ve senil (yaşlılıkta ortaya çıkan ve her iki cinsi de tutan) olarak ikiye ayrılır. Osteoporoz için bazı risk faktörleri tanımlanmıştır. Erken veya yumurtalıklarının ameliyat ile alınması sonrasında menopoza giren kadınlarda, kalsiyumdan zengin süt ve süt ürünlerinden yetersiz beslenen kadınlarda, güneş ışığına az maruz kalan özellikle yatalak ve bakım evlerindeki kadınlarda, sigara içenlerde, ailesinde osteoporoz ve buna bağlı kırık öyküsü olanlarda, ince vücut yapısına ve açık renkli tene sahip olanlarda, ve menopoz sonrasında östrojen tedavisi almayan kadınlarda osteoporoz görülme olasılığı artmaktadır.

    Ruhsal değişiklikler:

    Bugün menopozun kadın bedenini dramatik şekilde etkilediğini, kadında fiziksel ve emosyonel dengenin bozulmasına yol açtığını biliyoruz. Menopoz döneminde, fizyolojik değişimlerin yanında birçok kadın psikolojik ve sosyal değişimler de yaşar.

    Bu dönemde görülen psikolojik ve mental değişiklikleri 4 ana gruba ayırabiliriz:

    1- Kognitif (Bilişsel)

    2- Duygu durum değişiklikleri

    3- Depresyon

    4- Alzheimer hastalığı

    MENOPOZDA Kİ KADINLARDA YAPILMASI GEREKEN İNCELEMELER

    Dikkatli bir kişisel öykü ve muayene şarttır. Etraflı bir aile öyküsü alınmalı ve özellikle hormon tedavisinin verilmesi için sakınca oluşturacak durumlar belirlenmelidir. Laboratuar tetkikleri arasında yapılması gerekenler aşağıda sıralanmıştır:

    PAP Smear testi ve rahim iç tabakasının değerlendirilmesi:

    Menopoza kadar düzenli yapılan smear testlerinden hiçbir zaman anormallik saptanmamış olan kadınlarda PAP testinin arası 3 yıla çıkarılabilir.

    • Ultrason ile yumurtalıkları ve rahim iç tabakasının değerlendirilmesi
    • Tam kan sayımı
    • Lipid profili (total kolesterol, HDL ve LDL kolesterol, trigliseridler)
    • Karaciğer fonksiyon testleri (ALT, AST)
    • Kardiyak risk belirteçleri (CRP, homosistein)

    TSH: Kadınlarda sessiz hipotirodi çok sık görülür ve bu nedenle yıllık taramaların içine katılması önerilmektedir.

    Mamografi:

    40–60 yaş arasında her yıl yapılması önerilmektedir. Ultrason mamografinin yerine geçmez. Ultrason ile mamografide şüphelenilen lezyonların solid yani katı veya kistik yani sıvı dolu olduğunun ayırıcı tanısında kullanılır. Yoğun meme dokusuna sahip kadınlarda mamografiden elde edilecek olan bilgi daha azdır. Östrojen tedavisi de meme yoğunluğunu artırarak mamografinin yorumlanmasını zorlaştırır. Daha önceden meme protezi taktırmış olan kadınlarda mamografi oldukça güvenilmez olup meme MRI ile incelenmelidir.

    Kemik yoğunluk ölçümü:

    Özellikle risk faktörleri taşıyan ve hormon almak istemeyen kadınlarda önemlidir. Risk faktörü taşımayan ve zaten hormon verilmesi kararlaştırılmış olan kadınlarda verilecek olan kararları etkilemeyeceğinden yapılması gereksizdir.

    Genetik Risk Profilinin Çıkarılması:

    Özellikle son yıllarda giderek önem kazanmaya başlamıştır. Henüz maliyeti yüksek olduğundan herkese uygulanması söz konusu değildir. Menopozda olabilecek sorunlar için riskli genetik yapının belirlenmesi ve verilecek ilaçlardan fayda veya zarar görecek olan kadınların saptanması için kullanılmaktadır. Menopozda Hormon Tedavisi-Seçenekler ve verilme yolları

    Menopoz döneminde hormon tedavisi çeşitli şekillerde çeşitli yollardan verilebilir.

    Hormon Tedavilerinin Çeşitleri

    Tek başına östrojen (E) kullanımı :

    Rahmi alınmış olan kadınlarda tercih edilen hormon verilme şeklidir. Genellikle kesintisiz olarak ağızdan (oral) veya cilt (transdermal) yolla verilir.

    Östrojen ile beraber Progesteron (P) kullanımı :

    Rahmi olan kadınlarda rahim iç tabakasının (endometrium) aşırı kalınlaşması ve kanser riski nedeniyle östrojenle beraber progesteron da verilmelidir. Menopoza yeni girmiş veya perimenopozal diye tabir edilen menopoz öncesi dönemde olan kadınlarda E+P tedavisi kesintili (siklik) olarak uygulanır. Menopozun üzerinden 1 yıldan fazla geçmiş ise kesintisiz (continuous) verilebilir. Progesteron ağız yolu ile, vajinal yoldan veya içinde progesteron içeren rahim içi araçları kullanılarak rahim içine lokal olarak da verilebilir.

    Tek başına veya östrojen tedavisine androjen eklenmesi :

    Menopozla beraber cinsel istekteki azalmadan yumurtalıklardan salgılanan erkeklik hormonlarının kaybı sorumlu tutulmuştur. Bu nedenle androjen verilmesi gündeme gelmiştir. Östrojen ile beraber androjen alan kadınlarda cinsel istekte ve cinsel fantezilerde artma saptanmıştır. Doz ayarlamasının çok dikkatli yapılması gerekmektedir. Eğer yüksek doz verilirse tüylenme ve cilt bozuklukları yapabilir.

    Hormonlara benzer etki gösteren maddeler (Tibolon) :

    Tibolon hem östrojen, hem progesteron, hem de androjen reseptörlerine bağlanarak etki eden bir nonsteroidal maddedir. Kesintisiz olarak kullanılır ve östrojenin pek çok yan etkisini göstermez. Kanama yapmaz. Östrojen ile olasılığı artan meme kanseri riski tibolon ile daha azdır.

    Bitkisel östrojenler (Fitoöstrojenler) :

    Black cohosh veya isoflavin adı verilen maddeleri içerirler. Vücutta zayıf östrojenik etki gösterirler. Yapılan çalışmalarda menopozun ateş ter basmaları ve vajinal kuruluk gibi akut belirtilerinde gerileme oluşturdukları gösterilmiş olsa da her çalışma aynı sonuçları vermemiştir. Genellikle östrojen tedavisi almak istemeyen veya bu tedavinin verilmesinin sakıncalı olduğu durumlarda kullanılır. Menopozun uzun vadeli yan etkileri üzerindeki yarar veya zararları tam olarak belli değildir.

    Hormon Tedavisinin Verilme Yolları 

    Hormon tedavisi ağızdan, cilt yolu ile, burun yolu ile, vajinal yoldan veya rahim içine lokal olarak verilebilir. Östrojen hormonu genellikle ağızdan veya cilde yapıştırılan flasterler ile verilir. Her iki yoldan verildiğinde de benzer etkiler gösterir. Kolesterolü yüksek olan kadınlarda ağızdan, trigliseridleri yüksek olanlarda ise cilt yolu ile verilmesi tercih edilir. Cilt yolu ile verildiğinde karaciğerden ilk geçiş etkisi göstermediğinden doğrudan kana karışır ve hedef dokulara ulaşır. Östrojenin cilt yolu ile verilmesi sonucunda mide barsak yakınmaları daha az görülür ve kan seviyeleri daha sabittir. Östrojenin hedef dokuları vajen, dış genital organlar, rahim iç tabakası (endometrium), meme, merkezi sinir sistemi ve damar çeperleridir. Vajinal kuruluk gibi yerel yakınmaları ön planda olan kadınlarda östrojen jel veya vajinal kapsüller şeklinde vajinal yoldan verilmelidir. Diğer yakınmaları belirgin olmayan kadınlarda sistemik tedavinin endikasyonu yoktur. 

    Hormon olmayan tedavi seçenekleri : 

    • Antidepresan ilaçlar ( SSRI, SNRI ) 
    • Bazı antihipertansif ilaçlar 

    Menopoz yakınmaları için antidepresanların kullanımı hormon tedavisi alamayan ya da almak istemeyen hastalarda bir seçenek olarak karşımıza çıkmaktadır. Yapılan çalışmalarda bu ilaçların plasebodan daha etkili oldukları ancak etkilerinin östrojene göre daha zayıf olduğu gösterilmiştir. 

    Menopoz kadın yaşamının önemli bir bölümünü kapsayan doğal bir süreçtir. Bu dönemin sorunsuz yaşanmasında ilk basamak kişinin kendi yaşamında yeni düzenlemelere gitmesidir. Bu amaçla yeni hobiler edinmek, fiziksel aktivitenin arttırılması, hayvansal yağların azaltılması, bitkisel besinlere ağırlık verilmesi önerilir. Her gün yapılacak 30 dakikalık bir yürüyüş ateş basmalarının sıklığı ve şiddetini azaltırken kemiklerin de güçlenmesini sağlar. Kemik kaybına karşı önlem olarak kalsiyumdan zengin gıda alınmalıdır. Çay, kahve, alkol ve baharatlar ateş basmalarını tetiklediğinden önerilmez.

  • Estetik Genital Cerrahi (Vajina Estetiği)

    Estetik Genital Cerrahi (Vajina Estetiği)

    Son yıllarda özellikle ABD kökenli başlamış olan estetik genital (vajina estetiği) cerrahi trendi içerisinde yer alan çok sayıda yeni cerrahi teknik mevcuttur. Bu tür cerrahi prosedürler yakın zamanda British Medical Journal’da yayınlanan bir makalede eleştirilmekte Ve ABD kökenli ‘designer vagina’ trendi gereksiz bulunmaktadır. 

    Bu konunun oldukça tartışmaya açık olduğu kesin bir gerçektir. Ancak konunun merkezinde kadınların vajina yenilenmesi yolu ile cinselliklerini ifade etme ve cinsellikten zevk alma konusunun bulunduğu unutulmamamalıdır. 

    Kadınların erkeklerle bir çok konuda eşit haklara sahip olmaya başladığı günümüz toplumunda, cinsel bölge görüntülerini değiştirme özgürlükleri ve cinsellikten zevk alma konusundaki bilinçlenmeleri de toplum tarafından kabul edilmelidir. 
     

    Genital Bölge Anatomisi

    Genital bölge anatomisinde kişiden kişiye değişen ciddi farklılıklar olabilir. Ancak genel olarak dışta bulunan dudaklar (labium majus), içte bulunan dudaklar (labium minus),ve üstte ortada klitoris mevcuttur. Genellikle dudaklar altta perinenin en alt kısmına, üstte de klitorise kadar uzanır. Nadiren steroid türü çeşitli ilaçlara bağlı ya da yapısal olarak klitoriste büyüme görülebilir.Klitoris embryonik hayatta erkek penisinin karşılığıdır. Yaklaşık 8000 adet sinir ucu bu bölgede bulunur ve bu sayı erkek cinsel organının yaklaşık 2 katıdır. 

    Teorik olarak klitoris üzerindeki doku miktarı ne kadar fazla olursa, cinsel uyarılmanın o kadar zor olacağı söylenebilir. Klitorisin hemen alt kısmında küçük dudakların arasında üretra girişi (idrar yolu) onun altında da vajina girişi mevcuttur. Kızlık zarı (himen) hemen vajinanın girişinde bulunan ince dairesel doku parçasıdır. Himen de çeşitli anatomik şekillerde olabilir. Dudaklardan yukarıya doğru yer alan tüylü bölge mons pubis (Latince anlamı Venüs Tepesi) olarak adlandırılır. 

    Çeşitli cerrahi müdaheleler uygulanarak kadın genital bölge görüntüsünü değiştirmek mümkündür.Bazı müdaheleler sonrasında cinsel fonksiyonlarda da düzelme olmaktadır. 

    Estetik cerrahi müdahelelerin toplumda daha çok kabul görmeye başlaması ve kadınların toplumdaki yerinin değişmesiyle daha fazla sayıda kadın genital bölge estetik müdahalelerine ilgi duymaya başlamıştır.Bazı kadınlar ise genital bölgenin görüntüsü ya da şeklinin eşiyle mutlu bir cinsel hayat yaşamasına engel olduğunu düşünmektedir. 

    En sık başvurulan genital estetik müdahaleler vajinoplasti (vajina daraltma)ve labioplasti (dudak küçültme) operasyonlarıdır.Daha az sıklıkla mons pubis için liposuction, labium majus ya da minuslara yağ enjeksiyonu,klitoris etrafından doku çıkarılarak duyarlılığın artırılması,lazerle genital cilt yenileme ve kültürel nedenlerle yapılan himenoplasti( kızlık zarı dikilmesi) operasyonları uygulanmaktadır. 
     

    Labioplasti (İç Ve Dış Dudaklarla İlgili Cerrahi Teknikler)

    Labium minus küçültülmesi: 
    Çeşitli yöntemlerle labium minus (iç dudaklar) için yapılan küçültme operasyonudur. İç dudakların küçültülmesi estetik genital cerrahide en çok başvurulan müdahalelerden birisidir. Genellikle labiumların çok büyük, sarkık ya da estetik olarak hoş görünmediğini düşünen kadınlar bu operasyon için başvurur. Ayrıca labiumlar arasındaki büyüklük ya da görüntü farklılığının giderilmesi için de uygulanabilir. Bazı kadınlar ise dar giysilerin, bisiklete binme vb fiziksel aktivitenin ya da cinsel ilişkinin rahatsız edici olduğunu ifade eder. Genellikle lokal anestezi altında bile uygulanabilen oldukça basit bir prosedürdür. Çeşitli kesi yöntemleri kullanılabilir. Kesi yerinin iyi seçilmesi ameliyat sonrası ağrılı kontraktür oluşumunu engellemek için önemlidir. İki çeşit kesi yöntemi yaygın olarak kullanılır. Birinci yöntemde Y şeklinde bir kesi ile labium minus kenarında bulunan doku klitorise kadar çıkarılabilir. Özellikle labiumları daha uzun olan hastalar için tercih edilebilir. Labiumları daha kısa olan hastalar için ise V şeklinde bir kesi ile labiumun en geniş olduğu bölgeye kesi yapılarak doku çıkarılabilir. Her iki yöntemde de kendiliğinden eriyen dikiş materyali kullanılabilir. Genel anestezi, sedasyon ya da topikal anestezi sonrası lokal anestezi ile yapılabilir. Labioplasti, vajen girişinde normalden iri, geniş, kırışık ve sarkmış durumlarındaki genital iç dudakların kesilerek estetik olarak küçültülmesi ameliyatlarına verilen isimdir. 

    Jinekolog hekimler tarafından genital estetik ameliyatları içinde yer alan labioplasti ameliyatlarına “iç dudak estetiği” da denilebilmektedir. 

    Labioplasti ameliyatları, kişilerin istedikleri şekilde dış genital bölgeden memnun kalabilmeleri amacıyla yapılan vajen estetik ameliyatlar grubundadır. Labioplasti ameliyatlarının kozmetik amaçları haricinde işlevsel yararları da bulunmaktadır. 

    İç dudakların normalden iri ve geniş olması genelde doğuştan gelen bir durumdur. Özellikle ergenlik döneminde hormonal etki ile birlikte artmaktadır. Bu durumun aslında bir hastalık olmadığını, yalnızca kişiden kişiye değişen anatomik (yapısal) bir varyasyon olduğunu da söyleyebiliriz. 

    Diğer taraftan bazı kişilerde kronik tahriş olma (mantar enfeksiyonu, kaşıntı veya sürtünme gibi), ırsi (genetik) nedenlere bağlı olarak iç dudaklar normalden daha iri, geniş yüzeyli, kırışık ve sarkık olabilir. Hormonal nedenler arasında androjen hormonu alınması da labial hipertrofi sebebidir. 

    Dudakların çekilmesi ve yapılan doğumlar da iç dudaklarda sarkma ve genişlemelere neden olabilir. Ayrıca ilerleyen yaşlarda aynı tüm vücudumuzun cilt dokusunda olduğu gibi iç dudaklarda da sarkma, saçaklanma ve kırışıklıklar artabilir. Yine hormonal nedenlere bağlı genital iç dudaklarda renk koyulaşmaları ve esmerleşmeler de ortaya çıkabilir. 

    Bazı durumlarda ise doğuştan tek taraflı asimetri söz konusu olabilir (Labial asimetri). Labial asimetri durumlarında yapılan labiyoplasti operasyonları da son derece yüz güldürücüdür. Hastalarımızın bir kısmı iç dudaklarındaki büyümenin ergenlik döneminde ortaya çıktığını, bir kısmı da doğuştan beri hep var olduğunu bizlere iletmektedirler. 

    Tarafımıza başvuran hastalarımızdan çok az kısmında ise çocukken geçirilmiş trafik kazaları veya bisiklet kazaları gibi genital travmalar sonucunda iç dudaklar zarar görmüş olabilir. Bu hastalarda da cinsel estetik ameliyatlar oldukça yüz güldürücü olmaktadır. İç dudakları normalden geniş ve iri olan bayanlarda öncelikle özgüven eksiklikleri ve psikolojik olarak kendilerini partnerlerine karşı yetersiz hissetmeleri gibi sorunlar ortaya çıkar. 

    Doğal olarak güzel ve estetik görünmek her kadının hakkıdır. Cinsel organın şekilsizliği kişilerin sosyal ortamlarda rahat hissedememelerine, cinsel ilişkide kendilerini iyi hissetmedikleri için ilişkiden haz alamamalarına, ilişkide hazza değil kendi vucutlarındaki eksikliklere konsantre olmaya ve tüm bunların bir sonucu olarak da kolay arkadaşlıklar kuramamalarına neden olabilir. 

    Vajeni veya dış genitalyasından memnun olmayan pek çok genç kız veya kadın karşı cinsle sosyal arkadaşlıklardan bile kaçınabilmektedirler. Hatta, kliniğimize başvuran pek çok kişi bu probleminden ötürü evlenemediğini bile bize itiraf etmiştir. 

    Labial hipertrofi sorunu yaşayan bayanların pek çoğu sıkı pantolon, tayt ve bikini giymekten kaçınmaktadırlar, sosyal ortamlardan rahatsız olurlar. Kendilerini adeta “herkesin seyrettiği düşüncesi” onları son derece rahatsız eder. Bu durum plajlarda ve arkadaşlık ortamlarında çok daha da belirgindir. Bu sorunu yaşayan çoğu bayan hayatları boyu pantolon yerine etek giymeyi tercih ederler. 

    Diğer taraftan geniş, sarkık ve bol kıvrıntılı dudakların içlerinde enfeksiyon gelişme riski (vulvit ve vaginit) artmaktadır. Sık enfeksiyonlar vajen akıntılarına ve vajen bölgesinde hoş olmayan kokulara neden olabilmektedir. 

    Bazı bayanlar da iç dudakların sarkıklığından ötürü cinsel ilişkide penetrasyon (penisin vajene girmesi) sırasında gerilmeye bağlı ilişki sırasında acı çektiklerini söylemektedirler (disparonia). 

    Çok nadiren de olsa bazı bayanlar iç dudakların vajen girişini kapatmasından ötürü idrar yaparken zorlanma, ıkınarak idrar yapma ve idrarın bacaklara akması gibi şikayetlerde de bulunmaktadırlar. Hatta bu kişilerde idrar yolu enfeksiyonları ve sistit riskleri de artmaktadır. 

    İç dudakların normalden geniş ve uzun olması batılı kültürlerde can sıkıcı ve utanma sebebi olmasına rağmen, bazı kültürlerde bu durum oldukça hoş ve seksi bulunmaktadır. 

    Örneğin Japonya’da iç dudaklarda genişlik ve uzunlukla giden “kelebek görünüm” bir hayli çekicidir. Yine bazı Afrika ülkelerinde küçük yaşlardan itibaren genç kızların iç dudakları çekilerek uzatılmaya çalışılmaktadır. 

    Diğer taraftan Afrika kıtasında bazı müslüman ülkelerde “kadın sünneti” de bir hayli yaygın bie töredir (Mali, Mısır, Somali, Sudan gibi ülkelerde). 

    Vajen estetiği içinde yer alan labioplasti (labiaplasty) ameliyatları herşeyden önce kişilerde özgüven artışına neden olmaktadır. Genital estetik ameliyat sonrası kendilerini çok mutlu ve huzurlu hissetmektedirler. Bu durum hayata tüm bakışlarını bile olumlu yönde etkilemektedir. 

    Vajen estetik operasyonları ve labioplasti ameliyatı olan bayanlar partnerlerine karşı artık çok daha rahattırlar. Bu hastalar cinsel ilişkiye daha iyi konsantre olduklarınadan ötürü ilişkiden daha fazla haz almaktadırlar. Fazla dokuların çıkarılması kişideki özgüveni arttırdığı için uyarılma ve hazzı da olumlu yönde etkilemektedir. 

    Eğer önceden idrar yaparken zorlanma şikayetleri de ameliyattan sonra son bulacaktır. Genital estetik ameliyat sonrası sistit, idrar yolları enfeksiyonu, mantar enfeksiyonları ve genital enfeksiyonlar da daha nadir olarak görülmektedir. 

    Diğer taraftan bu bayanlar eskisene göre çok daha hür ve mutlu bir şekilde dar pantolon, bikini ve tayt giyebilecekler, sosyal ortamları paylaşabileceklerdir. Önceden doğum yapmamış kadınlar ve genç kızlar labiyoplasti olabilirler. Labiyoplasti ameliyatı gebelik için asla bir engel değildir. 

    Labioplasti operasyonu olan bayanlar ileride rahatlıkla normal doğum veya sezaryen ile doğum yapabilirler. Bakire yani daha önceden hiç cinsel ilişkiye girmemiş bayanlar labioplasti ameliyatı olabilirler. Labioplasti ameliyatları kızlık zarına (hymen) asla zarar vermez. 

    Labium Majus Küçültülmesi: 
    Dış dudakların küçültülmesi prosedürü genellikle daha nadir olarak başvurulan bir cerrahidir.Genellikle dar giysilerle veya mayo ile hastayı rahatsız ettiği için talep edilir.Wedge şeklinde doku çıkarılması ya da liposuction yoluyla dış dudaklar küçültülebilir. 

    Labium Majus Büyütülmesi: 
    Labiumlara Yağ enjeksiyonu labiumların daha genç ve dolgun görünmesi için yapılan estetik müdaheledir. Nadiren bu tür cerrahiye başvuran hastalar için , kalça ya da bacağa yapılan liposuction işlemi sırasında alınan yağ dokusu büyük dudakların içine düşük basınçlı bir sistem kullanılarak enjekte edilebilir. 
     

    Vajinoplasti

    Vajina (vagina, vajen) kadınlarda cinsel ilişkinin gerçekleştiği 8-10 cm uzunluğunda, adeta bir “akordion” gibi esneme özelliği bulunan bir kas dokusundan oluşan bir kanaldır. 

    Kadınlarda vajina aynı zamanda doğum kanalı ve rahimden gelen adet kanının dışarıya boşaldığı kanaldır. Ayrıca vajina içinden geçen idrar kanalı (üretra) kadınlarda işeme fonksiyonunu sağlar. 

    Vajinanın sınırları iç genitalya ile dış genitalyayı ayıran kızlık zarı ile başlar, rahim ağzı organının olduğu alanda sonlanır. Vajina “vagina” veya “vajen” (vagen) olarak da ifade edilebilmektedir. 

    Vajinanın yaş, doğumlar, jinekolojik müdahaleler, kürtajlar ve sık cinsel ilişkiler sonucunda sıkılığı ve darlığı zaman içinde azalabilir. 

    Doğum ya da yıllara bağlı olarak vajinanın gevşediğini düşünen kadınlar genellikle bu operasyon için adaydır. Buna bağlı olarak cinsel ilişkinin kendisi ya da eşi için daha az tatmin edici olduğunu ifade eden kadınlar vardır.İki farklı yöntemle yapılabilir.Birinci yöntemde vajina girişine dikiş konulur. İkinci yöntemde ise vajina arka duvarındaki kaslar sıkılaştırılarak ve vajina mukozasından parça çıkarılarak daraltma işlemi gerçekleştirilir.İlk prosedür genellikle çok etkili olmadığı için önerilmez. Vajinoplastiye ihtiyaç duyan kadınların bir kısmında doğum sonrası gelişmiş olan idrar ya da dışkı kaçırma sorunları da bulunabilmektedir. Bu durumda eş zamanlı olarak bu sorunların da basit cerrahi müdahele ile düzeltilmesi mümkündür. Genel anestezi altında yapılması tercih edilen basit bir cerrahi prosedürdür. 

    Bazı kişilerde yapısal olarak vajina normalden çok daha geniş olabilir. 20 yaşında olmasına ve daha önceden hiç doğum yapmamasına rağmen geniş vajinası nedeniyle vajina daraltıcı ameliyat olan hastalarımız olmuştur. Bu durum ‘Wide and smooth vagina’ (geniş ve yumuşak vajina) ismi ile bilinmektedir. Vajina sıkılığının azalması doğum yapmamış kişilerde dahi cinsel ilişki sırasında boşluk hissi, vajinadan gaz çıkışı ve duyarsızlaşmaya neden olabilmektedir. Özetle bu tür operasyonlar daha önceden doğum yapmamış kişilere dahi uygulanabilir. 

    Vajina sıkılığının azalması, gevşemesi, esnekliğinin azalması cinsel tatminsizliği, hem kadın hem de erkekte cinsel ilişki sırasında duyarlılık ve his kaybını beraberinde getirmektedir. His kaybı da orgazm olamama sorununu ortaya çıkartabilir. 

    Genişlemiş vajinaya yeniden sıkılık vermek için yapılan ameliyatlara “vajinal daraltma ameliyatları” (vajina sıkılaştırma, vajinoplasti veya vajen daraltıcı operasyon) isimleri verilir. 

    Vajinal daraltma ameliyatları, vajina estetiği ameliyatları kapsamında ele alınmaktadır. 

    Vajina daraltma ameliyatları; vajina daraltıcı ameliyatlar, vajen daraltma ameliyatları, vajina yenileme ameliyatları, vajen gençleştirme ameliyatı, vagina daraltma operasyonu, vajen düzeltme ameliyatları, vajina sıkılaştırma (sıkılaştırıcı) ameliyatlar, vajina düzeltme (düzeltici) ameliyatlar gibi değişik isimlerle de anılmakta olup ideal “vajina darlığı” için yapılmaktadır. 

    Vajina daraltıcı ameliyatlar İngilizce’de “surgical vaginal rejuvenation” veya “vagina tightening surgery” olarak geçen cinsel estetik operasyonları arasında bulunmaktadır. 

    Vajina sıkılaştırma operasyonları vajinoplasti (vaginoplasti) ameliyatları olarak da bilinmekle birlikte aslında bu tabir doğru değildir. Çünkü vaginoplasti (vajinoplasti) “vajina oluşturma” anlamına gelmektedir. 

    Vajinoplasti ameliyatları; vajinası kör şekilde sonlanan (Rokitansky Meier Küstner Hauser Sendromu) veya vajinanın doğuştan gelen yapısal (anatomik) problemlerinde yani vajina darlığı durumunda tercih edilen bir ameliyat çeşididir. 

    Halbuki vajina daraltıcı ameliyatlarda vajina oluşturmaktan çok vajinayı yenileme ve sıkılaştırma amaçlanmaktadır. Bu bölümde de sık kullanımından ötürü vajen daraltma operasyonları ile vajinoplasti eş anlamda kullanılmıştır. 

    Vajinoplasti İngilizce’de “vaginoplasty” olarak geçmektedir. Vaginoplasty operasyonları özellikle yurt dışında da büyük ilgi gören cinsel estetik ameliyatları arasındadır. 

    Neovajinoplasti (neovaginoplasty), “yeni vajina oluşturmak” için yapılan ameliyatlardır. 

    Açmamız gerekirse neovajinoplasti , erkek cinsiyetinden kadın cinsiyetine geçiş için yapılan cinsiyet değiştirme (transseksüalite) ameliyatlarında kişiye “yeni bir vajina oluşturmak” amacıyla yapılan işleme verilen isimdir. 

    Vajinoplasti- Perinoplasti ameliyatı olan hastaların % 85’i ameliyat öncesindeki cinsel hayatlarını “yetersiz ve kalitesiz” olarak tarif etmektedirler. Yapılan bir çalışmada bu hastaların % 93’ü ameliyat sonrasındaki cinsel hayatlarının belirgin veya orta düzeyde düzeldiğini ifade etmişlerdir. Vajina daraltıcı ve vajina sıkılaştırıcı ameliyatları esas itibari ile gevşek ve genişlemiş vajinayı sıkılaştırmak, vajina darlığını sağlamak, gerginliğini arttırmak ve bu şekilde hem kadında hem de erkekte cinsel ilişki sırasında hazzı arttırmak amaçları ile yapılmaktadır. 

    Vajinanın sıkılaşması hem kadında hem de erkekte ilişki sırasında duyarlılık hissini arttırarak cinsel hazzı olumlu yönde etkilemektedir. Yapılan bir çalışmada ameliyat sonrasında seksüel partnerin tatmini % 83 olarak bildirilmiştir. Yani, sıkı bir vagina ilişki sırasında kadına olduğu kadar erkek partnere de keyif vermektedir. 

    Gevşemiş, esnemiş, deforme olmuş ve bollaşmış vagina içinden ilişki sırasında seslerin gelmesi çiftlerdekonsantrasyonun bozulmasına da neden olabilmektedir. Vajen daraltma ameliyatı sonrasında vaginadan gelen bu tuhaf sesler de kaybolmaktadır. 

    Vajen darlığı için yapılan ameliyatlar sırasında hastada idrar torbası sarkması (sistosel), idrar kaçırma problemi ve barsak sarkması (rektosel) problemleri de varsa aynı seansta bu sorunlar da düzeltilebilir. Kötü iyileşmiş ve iz bırakmış doğum izleri (epizyotomi skarları) de vajen darlığı ameliyatı sırasında çıkartılarak estetik olarak daha iyi bir görünüm sağlanabilir. 

    Doğum sonrasında kötü atılan dikişler, doğum dikişlerinin tutmaması, iltihap kapması veya evde doğum yapma gibi nedenlerle vagina dokusunun hasar görüp düzensiz iyileşmesi sonucunda “perine” adı verilen dış genital alanda izler (epizyo skarları, nedbeler) oluşabilir. 

    Vajina ve dış genitalya (vulva) üzerindeki düzensiz nedbeler zaman içinde cinsel ilişkide ağrı (disparoni) şikayetleri yapabilir. Kliniğimizde, vajen daraltma ameliyatları ile eş zamanlı olarak bu epizyo (doğum kesisi) izleri de çıkartılabilmektedir. 

    Daha önce bartholin absesi, vajinal kist ameliyatları geçirmiş olan kişilerde vajinanın görünümü bozulabilir. Bu konularda da yapılan vajinal estetik ameliyatları ve vajen daraltıcı operasyonlar ile kişilere güzel bir genital estetik görünüm kazandırılabilir. 

    Estetik açıdan güzel görünümlü bir vajina kadınlarda kendilerine olan güvenleri arttırmakta ve cinsel açıdan tatmini, orgazm olmayı kolaylaştırmaktadır. Ayrıca cinsel ilişki sırasında erkek eşin iyi bir şekilde tatmin olması evlilikleri ve beraberlikleri güçlendirmektedir. 

    Cinsel açıdan kötü görünen bir vajina kadında kabusa dönüşebilir; bu şeklide kadınlarda depresyon, öz güvensizlik, cinsel tatminsizlik, eşinden utanma, cinsel ilişkiden kaçınma ve cinsel isteksizlik gibi sorunlara yol açabilir. 

    Özetle vajina sıkılaştırıcı ve vajina yenileme ameliyatları hem cinsel fonksiyon hem de estetik görünümaçısından kişilerde ve eşlerde memnuniyet verici olmaktadır. 

    Vajina yenileme operasyonları deneyimli kişiler tarafından yapıldığında oldukça rahat tolere edilebilen, ağrısız ve riskleri son derece az olan ameliyatlar grubundadır. 

    Vajinoplasti, labioplasti gibi vajen daraltma ve vajina estetik ameliyatlarından 3 gün sonra işinizedönmenizde bir sakınca olmamaktadır. 

    Vajinoplasti (vajina daraltma) gibi vajina estetik ameliyatlarından bir gün sonra ılık suyla banyo yapmanızda bir sakınca bulunmamaktadır. 

    Vajen estetiği ameliyatı sonrasında hastalarımızda ciddi bir ağrı olmamaktadır. Verdiğimiz ağrı kesici ilaçlar ile birkaç gün süren hafif ağrı, şişlik (ödem) ve hafif lekelenme tarzı kanamanın olması ise normaldir. 

    Vajinoplasti, labioplasti gibi vajina estetik ameliyatlarından 1-1.5 ay sonra cinsel ilişkide bulunmanızda bir sakınca olmamaktadır. Yine, bir ay sonra havuz veya denizde yüzmenizde de bir sakınca olmamaktadır. Kliniğimizde ameliyat sonrası yapmanız gerekenler liste olarak size verilecektir. 

    Vajinal daraltıcı ameliyat sonrasında 15 -20 gün sonra dikişleriniz kendiliğinden dökülecektir. Kliniğimizde yapılan ameliyatlar sonrasında dikiş aldırmanıza gerek bulunmamaktadır. Bir ay sonrasında da dikişleriniz hiç ameliyat olmamış gibi iyileşecektir. 

    Ameliyattan 1-1.5 ay sonra bile değil partneriniz tarafından, bir jinekolog tarafından muayene dahi edilseniz bu tür bir ameliyat geçirdiğiniz siz söylemedikçe anlaşılmayacaktır. 

    Vajen estetiği sonrasında normal doğum yapmadığınız sürece yeniden bir vajinal genişlemeniz olmayacaktır. Vajen estetiği sonrası sezaryen ile doğum yapan kişilerde ise vajinal genişleme sorunu olmamaktadır. Vajinoplasti (vajen daraltma) ameliyatı veya labioplasti ameliyatı olmanız ileride normal doğum yapmanızı engellemez. 

    Ancak vajinal daraltma ameliyatı sonrasında normal doğum yaptığınız takdirde vajinanız yeniden genişleyecektir. Sezaryen olmanız halinde ise yeniden genişleme olmaz. Elastikiyeti azalabilir ve bu durum da cinsel ilişkide hazzı olumsuz etkileyebilir. 

    Bu nedenle vajina sıkılaştırıcı ameliyatlar doğum yapmamışlarda da uygulanabilmektedir. Her ameliyatta olduğu gibi ameliyat başarısındaki en önemli unsur ameliyatı gerçekleştiren jinekoloğun cerrahi tecrübe ve bilgisidir. 

    Ayrıca ortamın hijyenliği, ekipmanın yeterliliği ve modernizasyonu da son derece önemlidir. Vajina yenileme operasyonları hastane haricinde muayenehane ve klinik ortamında dahi yapılabilmektedir. Vajina daraltma egzersizleri adı altında ve vajinayı daraltıcı bir egzersiz bulunmamakla birlikte, vajina kaslarını güçlendiren, vajinanın kas tonusunu arttıran “kegel egzersizleri” kadınlarda oldukça yararlar sağlayabilmektedir. 

    Kegel egzersizleri hafif düzeyde geniş vajinası olan kadınların tercih edebileceği egzersizlerdendir. Ayrıca 50 yaşından sonra kadınlarda ortaya çıkan idrar kaçırma problemlerini de önlemek açısından kegel egzersizi yapılmasını hastalarımıza önermekteyiz. Kegel egzersizleri vajina sıkılaştıran egzersizlerdir. 
     

    G Noktası Büyütme

    Cinsel ilişki sırasında vajinal orgazmı sağlayan g noktası cerrahi olmayan, basit bir kollajen enjeksiyonu ile artık büyütülebiliyor. Bu şekilde hem cinsel ilişki daha tatminkar olmakta hem de orgazm olma daha kolay bir hale gelmektedir. 

    Özellikle Habertürk Gazetesinde yayınlanan röportajımız sonrasında G shot işlemi daha da ilgi duyulan bir işlem haline gelmiştir. G noktasının belirginleşmesi ve cinsel ilişki sırasında duyarlılığın arttırılması amacıyla uygulanılan G noktası büyütme işlemi “G shot” ve “G shot amplification”, “G spot amplification” isimleri ile de bilinmektedir. 

    Bu bölümde orgasm olma, klitoris ile klitoral orgasm, g noktası ile vajinal (coital) orgasm ve g noktası büyütücü işlemler ile ilgili güncel bilgiler bulunmaktadır. 

    Aslında her iki organın verdiği haz ve orgazm hisleri birbirinden oldukça farklıdır. Klitoris daha çok dış kısımda yer alan ve yüzeyel temas ile orgasmı sağlayan erojen bölgedir. 

    G noktası, ilk kez 1950 yılında Alman Jinekolog Dr. Ernest Grafenberg tarafından tanımlanmış olan diğer bir erojen bölgedir. Herhalde Dr. Ernest Grafenberg (1981-1957) bilimsel makalesinde bu bölgeyi ilk kez tarif ederken bu bölgeye kendi isminin baş harfinin verileceğinden habersizdi. Çünkü bu bölge, Dr. Grafenberg öldükten sonra “G noktası” adı ile anılmaya başlandı; bu sayede pek çok basın yayın kuruluşları tarafından konu biraz da abartılarak ayyuka çıkarıldı ve mizah konusu oldu. 

    G noktası İngilizcede “G spot” olarak geçmektedir. 

    G noktası vajina içinde, üst duvarda, idrar kanalının hemen altında yer alan elle dokunmakla belirgin hale gelen erojen bir bölgedir. Bu bölgede erkekteki prostat bezine karşılık gelen ve vajina içinde salgı üreten “skene bezleri”nin toplu (kümeleşmiş) şekilde yerleşmesinden oluşmaktadır. Bu nedenle G noktasını bir organdan çok bir anatomik bölge olarak görmek daha doğru olacaktır. 

    G noktası vajina içinde yer aldığından ötürü daha çok vajinal orgazmı sağlayan ana yapıdır. Vajinal orgazma “koital orgazm” (coital orgasm) veya “ilişki sırasında oluşan orgazm” isimleri de verilmektedir. 

    Bazı bayanlar dışarıdan elle masturbasyon yolu ile veya sürtünerek orgazm olabilmelerine rağmen vajinal (koital) yoldan orgazmı yaşayamamaktan yakınırlar. İlişki sırasında (penis vajina içindeyken) orgazm olamama kişilerde güvensizlik duygusuna, mutsuzluklara, depresyona ve dönem dönem öfke patlamalarına neden olabilir. 

    Maalesef ülkemizde dahi pek çok bayan partnerine karşı “orgazm taklidi” yaparak durumu kurtarmaya çalışsa da zaman içinde bu durum ciddi sıkıntılara, ilişki problemlerine ve cinsel arzularda azalmalara sebep olabilmektedir. G noktası günümüzde artık büyütülebilmektedir. 

    Vajina orgazmı sağlayan G noktası (g spot) günümüzde basit bir işlem ile büyütülebilmektedir. G shot adı verilen bu işlemin amacı ilişki sırasındaki orgazmın rahat bir şekilde sağlanabilmesidir. 

    G noktası büyütme işlemi ilk defa ABD’li bir jinekolog olan Dr. David Louis Matlock tarafından uygulanmış ve daha sonra bu uygulama dünyadaki pek çok yerde yaygın hale gelmiştir. 

    G noktası büyütülmesi işlemi, G noktası olarak bilinen bölgeye kolajen enjeksiyonundan ibarettir. Bu işlem “G shot”, “G spot amplification” veya “G spot augmentation” olarak geçmektedir. 

    G shot için en sık olarak uygulanılan kolajenler arasında “hyaluronik asid” bulunmaktadır. Bazı cerrahlar bu bölgeye yağ enjeksiyonu ile g noktası büyütme işlemi de yapmaktadır. G shot işlemi birkaç dakika kadar süren oldukça basit, cerrahi olmayan, ancak mutlaka deneyim gerektiren bir uygulamadır. Kliniğimizde yaptığımız işlemler genelde lokal anestezi eşliğinde (bölgesel uyuşturma) ile olur. Bu nedenle işlem günü aç karınla gelmenize de gerek yoktur. İşlem sırasında ve sonrasında hastalarımız hiçbir şekilde ağrı hissetmez. 

    Aynı gün içinde işlemden 6 saat kadar sonra cinsel ilişkiye girmenizde bir sakınca bulunmamaktadır. 

    Eğer şehir dışından gelecekseniz, işlemden hemen sonra yola çıkmanızda bir sakınca bulunmamaktadır. İstirahate de gerek yoktur. 
     

    Mons Pubis için Küçültme ya da Liposuction

    Mons için liposuction işlemi,tek başına ya da kalça ve karın bölgesi için yapılan liposuction işlemi sırasında uygulanabilir.Lokal anestezi altında uygulanması mümkündür.Mons pubis bölgesine estetik amaçlı uygulanan bir cerrahidir.Cilt sarkması bulunmayan hastalarda tercih edilebilir. Ayrıca hızlı kilo kaybı nedeniyle mons bölgesinde cilt sarkması bulunan hastalara wedge şeklinde doku çıkarılarak müdahele edilebilir. 
     

    Hoodectomy

    Klitoris cinsel ilişki sırasında “aynı erkeğin penisi gibi” içi kanla dolarak şişer. Klitoris içeriğindeki sinir yoğunluğundan dolayı oldukça hassastır ve kadınlarda orgazmı sağlayan ana organdır. Klitorisin kanlanımının artışı ile oluşan orgazma “klitoral orgazm” adı verilir. 

    Bu cerrahi ile klitoris etrafındaki cilt katmanlarının çıkarılarak, klitorisin daha duyarlı hale getirilmesi ve böylece, cinsel uyarılmanın daha fazla olması amaçlanmaktadır.Ayrıca klitoris görüntüsünün düzeltilmesi için de uygulanabilir. Bu tür cerrahide mümkün olduğu kadar klitorisin uzağında kalınarak klitoris çevresinde skar oluşumu engellenmelidir. 
     

    Himenoplasti

    Kültürel ya da dini nedenlerle, bütünlüğü bozulmuş olan kızlık zarına yapılan cerrahi müdaheledir.Bu hastaların bir kısmını çocukluk ya da genç kızlık döneminde cinsel saldırıya uğramış olanlar oluşturur.Hastaların bu kararı vermesi genellikle evlilik öncesi döneme rastlar.Ancak evlilik öncesi dönemi beklemeden kalıcı olarak kızlık zarının eski bütünlüğüne kavuşturulması basit bir cerrahi prosedür ile mümkündür.(Bu konu ile ilgili detaylı bilgiye Kızlık Zarı başlığından ulaşabilirsiniz).

  • Kısırlık ve Tüp bebek

    Kısırlık ve Tüp bebek

    Kısırlık (İnfertil)
    Haftada ortalama 2 kez düzenli cinsel birliktelik olmasına rağmen 1 yıl boyunca çocuk sahibi olamayanlara infertil denir. Her 10 çiftten biri bu sorunla karşı karşıyadır. Sperm tahlilinin uygun olmaması da  infertil olarak değerlendirilir.
     
    Tüp Bebek
    Tüp Bebek (IVF  in vitro fertilizasyon) klasik yöntemlerle gebe kalamayan kadınlarda uygulanan bir tedavi şekli olup erkekten sperm ve kadından yumurta alınıp labaratuar koşullarında birleştirilmesi sonucunda oluşan embryoların rahime yerleştirilmesidir.Labaratuar koşullarında oluşturulan döllenme ya kendiliğinden (in vitro fertilizasyon) yada  tek yumurta içine tek sperm (mikroenjeksiyon) yerleştirilerek sağlanır.

    Kimlere Tüp Bebek Yapılır ?

    Tubal faktör;  herhangi bir sebeple tüplerinde kalıcı hasar oluşan kadın

    • Erkek faktörü; sperm sayısında, hareketliliğinde yada yapısında problem olan erkekler
    • Servikal faktör;  rahim ağzına bağlı problemler
    • Hormonal faktör açıklanamayan; hem kadın hem de erkekte herhangi bir sorun tespit edilememesine rağmen gebelik elde edilemeyen çiftler
  • Vajinismus ve Vajinismus Tedavisi

    Vajinismus ve Vajinismus Tedavisi

    Vajinismus, vajinal kasların istemsiz kasılmaları sonucunda cinsel ilişkinin olamaması veya oldukça ağrılı olmasını tarif eden patolojik bir belirtidir.

    vajinismus tedavisi ankaraBu durumun sebebi genellikle kapalı toplumlarda cinsellikle ilgili tabularla yetiştirilmeye bağlı, bilinçaltı korkulardır. Ancak yalnız kapalı toplumlarda değil, batı toplumlarında da görülebilen bir durumdur. 

    Üstelik entellektüel düzey ve yaştan bağımsız olarak, toplumun her kesiminde rastlanabilir. Ancak kapalı toplumlarda görülme sıklığı yaklaşık 10 kat daha fazladır. 

    Önemli olan hastaya tanı koyulabilmesi, ve bu durum kronikleşmeden bir an önce uzman kişiler tarafından tedaviye başlanmasıdır. Aksi takdirde ciddi ailevi problemlere yol açabilmektedir. Aslında tanı koyulduktan sonra çok basit bir şekilde tedavisi mümkün olabilmektedir. 

    Vajinismus tedavisine başlamadan önce hastanın genital bölge anatomisi ile ilgili bilgilendirilmesi önemlidir. Vajina dışta dudakların ortasında yer alan dairesel boşluğun devamındaki ,esnek boru şeklinde yapıdır. Cinsel ilişkinin gerçekleşmesi dışında,idrar yolunun açıldığı, adet kanamalarının boşaldığı ve doğumun gerçekleştiği anatomik yapıdır.Vajina etrafında bulunan en önemli kas PC (pubokoksigeus) kasıdır.Özellikle vajinal kanalın dış kısmını kontrol eden bu kaslar, vajinismus hastalarında istemsiz olarak kasılarak , cinsel ilişkiyi imkansız hale getirirler. Pek çok hasta ve eşi bu durumu ‘vajina girişinde bir duvar varmış ‘ gibi tarif eder.Bu sırada çoğu hastada aşırı endişeye bağlı panik atak benzeri bir durum gelişir. 

    pelvicTedavide amaçlanan ,çeşitli yöntemlerle bu kaslardaki kasılmanın üstesinden gelinmesi ve böylece cinsel ilişkinin mümkün kılınmasıdır. 

    Tedavide genel olarak iki yöntem mevcuttur:
    1.Klasik tedavi:
    Parmak egzersizleri (in vivo desensitizasyon) denen yöntemle, serçe parmaktan başlanarak, aşamalı olarak her hafta boğum boğum vajina içine parmağın alınması ve iki parmak alınabilir hale geldikten sonra eşinin katılımıyla tedaviye devam etmesi amaçlanır.Bu şekilde kişinin kendi kendini keşfetmesi sağlanır ve vajinal kaslarına hakim olması mümkün olur.Bu tedavi genellikle uzun zaman almaktadır. Bazı hastalar tarafından bu nedenle tercih edilmeyebilir.    

    2.Bilişsel Davranışsal Tedavi yöntemleri:
    Diğer vajinismus egzersizleri kullanılarak ofiste ve ev ödevleri ile kasların gevşetilmesi amaçlanır. Kullanılan yöntemler: Ayna ile genital bölgenin incelenmesi, Masaj egzersizleri, Vajinal dilatör (buji)egzersizleri, Kegel egzersizleri şeklinde özetlenebilir. 

    a. Ayna ile genital bölgenin incelenmesi:
    Kişi bilmediği şeyden korkmaya eğilimlidir. Genital bölgeyi iyi tanımak, anatomisini bilmek tedavi başlangıcında çok önemlidir. 

    b. Masaj egzersizleri:
    Kişinin kendi organlarını tanıması ve haz bölgelerini keşfetmesi, psikolojik rahatlama sağlar.Başlangıçta zor gelen vulvaya dokunma, zaman içerisinde alışmayla, kişinin bu bölgene zevk almaya odaklnmasını sağlar. 

    c. Vajinal dilatör egzersizleri:
    Kademeli olarak kullanılan bujiler (çubuklar) yardımıyla vajinanın gevşetilmesi amaçlanır. Terapist yardımıyla uygulanabilir. 

    d. Kegel egzersizleri:
    Pelvik bölge kaslarını güçlendirme ve kontrolünü sağlamaya yönelik egzersizlerdir. yalnızca vajinismus tedavisinde değil, idrar ya da gayta kaçırma sorunlarında da etkilir. 

    vulvar Ayrıca cinsel isteksizlik ve orgazm sorunu yaşayan hastalara da önerilir. Diğer tedavi yöntemleri ile kombine edildiğinde etkilidir. Bilişsel davranışsal tedavi yöntemleri kullanıldığı takdirde tedavi süresi ortalama 2-5 gün arasında değişir. Bilimsel yöntemlerle yapılan vajinismus tedavileri sonrasında iyileşme kalıcı olmaktadır. 

    Bunların dışında önerilen tedavi yöntemlerine güvenilmemelidir.

  • VAJİNİSMUS

    VAJİNİSMUS

    Vajinismus ilişki sırasında cinsel birleşme anı geldiğinde yaşadıkları istemsiz kasılmalar sonucunda penisin vajina içine girememesi veya zorla çok fazla ağrılı ilişki ile sonuçlanan bir cinsel sorundur. 

    Vajeni çevreleyen kasların (özellikle pubococcygeus kası) istemsiz olarak kasılması sonucunda ilişkiye izin vermemesi veya çok zor ve ağrılı olmasıdır. Bu istemsiz kasılmalar kesinlikle kadının kontrolü altında olmayıp sadece vajende değil karın, bacak, bel ve sırt gibi diğer bölgelerde de olur. Kasılmaların şiddeti vajinismusun derecesinin göstergesi olur.Bu kasılmalar  ilişki sırasında, pelvik muayenede ve hatta istemli olarak vajen bölgesine dokunmada bile olabilir. 

    Vajinismusta başta vajina etrafında olmak üzere tüm vücutta kasılma, endişe , korku, tiksinme, panik olur. Hasta bacaklarının açılmasını engelleyecek boyutlarda sıkıca kapatır ve kesinlikle ilişki pozisyonu alamaz. Canım acıyacak, ağrı olacak düşüncesi,  bilinç dışından köken alan vajinal bir refleks sistemini   harekete geçirir  ve kontrolü ele alır. 
    Vajinismusta cinsel ilişki sırasında ağrı olması da şart değildir. Bazı hastalar penisin ucunun girmesine izin verebilirken bazı hastalar o safhaya bile gelememektedir. 

    Vajinismus kişinin ilişki sırasında kendisini kasması kendisini tehlikeden koruma için oluşan reflekstir. Penisin vajinaya girme anında kişi kendisini istemsiz bir şekilde refleks olarak kasmaktadır.

  • Normal Doğumun Avantajları

    Normal Doğumun Avantajları

    Normal Doğum; bebeğin, herhangi bir müdehale olmadan vajinal yolla dünyaya gelişidir. Aslında doğumun normali vajinaldir. Müdehale gerektiğinde (sezeryan, vakum ya da forceps uygulamaları) normal dışına çıkan bir uygulamadan bahsetmek gerekir.

    NORMAL DOĞUMUN AVANTAJLARI

    • Sağlıklı ve doğaldır.
    • Anne – bebek bağlantısı kesilmez. Bebek ile iletişim sağlanır.
    • Anneliğe hazırlar. Doğumda geçirilen süre ve aktifleşmesine izin verilen hormonlar anneliğe geçişi sağlar.
    • Normale dönüş ve lohusalık daha rahat ve hareketli geçer.
    • Emzirme daha rahat ve hızlı olur.
    • Bebek için, doğum kanalından geçiş sırasında akciğerdeki suyunu daha iyi atabildiği için solunum daha rahat başlar.

    SEZERYAN ARTIŞ SEBEPLERİ

    Günümüzde ülkemizde ve dünyada sezeryan tıbben kabul edilemeyecek oranlara yükselmiştir. Bunda sezeryan ameliyatının planlı oluşu, anne adaylarının doğum ağrılarına korku ile yaklaşmaları, günümüz dünyasındaki herşeye hazır ve hızlı ulaşma isteği çok etken olmuştur. 

    Bu konudaki açıklanabilir sebepler:

    • Anne yaşının (eğitim ve çalışma hayatı) yükselmesi ve daha riskli gebeliklerin daha çok sezeryanla sonlanması
       
    • Doğumda daha iyi fetal kalp atışı takibi ile daha çok fetal distresi tanı alması ancak bazen de  ‘’güven vermeyen kalp atışları‘’ nın da sezeryanla sonlanması
         
    • Vakum ve forseps uygulamalarının daha az kullanılması
       
    • Kendiliğinden doğum beklemenin veya gün aşımlarında sancı ile doğum indüksiyonu denenmeden sezeryana geçilmesi
       
    • Obezitenin artışı ve doğum becerisinin azalması
       
    • Riskli gebeliklerin ( tüp bebek, çoğul gebelik, erken doğum, preeklamsia, ..) artması ve daha çok sezeryanla sonlanması
       
    • Malpraktis davalarının artmasına bağlı doktorların daha defansif tutumları
       
    • Hastanelerde icap nöbet şartları, ekip yetersizlikleri (anestezi, çocuk dr.,,) doğumun gündüz saatlerinde bitirilme zorunlulukları şeklinde açıklanabilir.

    SEZERYANIN DÜNYA VE TÜRKİYE’DEKİ UYGULAMA DURUMU 

    Dünya sağlık örgütünün önerdiği sezeryan oranı % 15 tir. 
    Ancak ülkemizde 1970 lerde %4-5 olan oran 1998 de % 14 olup 2012 de %49-50 ye yükselmiştir. 
    Sezeryan oranları batı illerimizde, kentsel bölgelerde eğitim düzeyi yüksek ailelerde, ve özel hastanelerde daha fazladır. 
    2013 yılı itibarı ile Sağlık Bakanlığı sezeryan oranına % 35 gibi bir hedef koymuştur. Ülkemizin oranı, bir çok dünya ülkesine göre çok yüksek olup acilen planlanması gerekmektedir. 
    Bu oran, Amerika’da % 30,    Hollanda- Belçika- Norveç gibi kuzey Avrupa ülkelerinde % 13-14,   Fransa %17-20    Almanya % 30  iken Afrika ülkelerinde ise çok düşük kalite sağlık hizmetlerinden ötürü % 3-4 oranlarındadır. 

    DOĞUMUN EVRELERİ 

    1.EVRE- Kapalı rahim ağzının ağrılarla açılmaya başlaması ve açıklığın 10 cm e ulaşması

    2.EVRE: Tam açıklık sağlandıktan sonra bebeğin başının vajene geçip oradan dünyaya gelişi ve kordonunun anneden kesilerek ayrılması ve bebeğin ilk nefesini alması

    3.EVRE : Placenta ve zarların 15-20 dakika da atılması

    4.EVRE: Lohusalık (6 hafta) emzirme ve sistemin geri dönüşü ve adetlerin başlaması

    NORMAL DOĞUMU ARTTIRABİLMEK İÇİN ÖNERİLER:

    • Kadınlar, anneliğe hazır olduğu zaman hamile kalmalıdır. Sorumluluğa ve hayat değişikliğine hazır olmalıdır.
       
    • Toplumda gebeliğe ve doğuma özendirici tavırlar, moral destek, korku değil mutluluğu konuşmak.
       
    • Anne adaylarını doğumdan önce hazırlamak, bilinçlendirmek. Kurslarla desteklemek.
       
    • Doğumhane şartlarını düzenlemek, mahremiyete saygıyı sağlamak, ebe sayısını arttırmak, doğumda moral desteği sağlamak, bekleyen aile yakınları ile iletişim sağlamak.
       
    • Hastanelerde analjezi ve epidural desteği sağlamak, doğum ekibinin tam olmasını sağlamak. (Özellikle nöbet saatlerinde)
       
    • Doktor ve sağlık çalışanlarına karşı güven zedeleyici yaklaşımlarda uzak durma..
  • Annede Rh alloimmunizasyonuna neden olabilecek durumlar:

    Annede Rh alloimmunizasyonuna neden olabilecek durumlar:

    Annede Rh alloimmunizasyonuna neden olabilecek durumlar:
    Bu durumlar Rh(-) annenin Rh antikoru oluşturmasına neden olabilecek durumlardır.
    – Kan transfüzyonu
    – Gebelik veya doğum sırasında Rh (+) bebekten anneye kan hücresi geçmesi
    – Kendiliğinden ya da istemli düşük
    – Küretaj
    – Dış gebelik
    – Plasentanın (bebeğin eşi) erken ayrılması
    – Anne karnına gelebilecek darbe ve travmalar
    – Amniyosentez (Anne karnından bebeğin suyunun alınması)
    – CVS (Koryon villus biyopsisi)
    – Kordosentez (Bebeğin kordonundan kan alınması)
    – Eksternal sefalik versiyon (Ters duran bebeği çevirme işlemi, günümüzde yapılmamaktadır.)

     Biraz da halk dilindeki Kan Uyusmazligi ignesinden yani Anti-D gama globulinden bahsedelim.
    Anti-D Ig kan uyusmazliginda anne ve bebek arasindaki etkilesimi engellemek icin yapilan bir imunoglobulin ilactir.Genellikle kalcadan kas icine yapilir 
    fakat intravenoz (damardan) yapilan formlari da mevcuttur.Ilk olarak igne 1968 yilinda bulunmus olup bulusundan sonra kan uyusmazligina bagli olan 
    olumler gozle gorulur derecede azalmistir.Anti-D Ig’nin etki mekanizmasi ; bebekten anneye gecebilecek eritrositlerin yabanci olarak algilanip annenin 
    bunlara karsi antikor olusturmasini engellemektir.

       Eger kan uyusmazligindan bebek etkilenmis ise annenin olusturdugu antikorlar bebek kanindaki eritrositleri parcalayip cokeltecek agir anemi ve Hidrops
    Fetalis dedigimiz agir tabloyu olusturacaktir dedik.Biraz da Hidrops Fetalis’ten bahsetmek isterim.
       Hidrops Fetalis bebegin ozellikle vucut bosluklarinda olmak uzere ,cesitli dokularinda sivi birikmesi ve vucudunun genel olarak odemli bir hal almasidir.
    Bebekte cilt odemi,asit,plevral efuzyon,perikardiyal sivi birikmesi olabilir.Siklikla polihidramnios (bebegin amniyos mayisinin artmis olmasi) gorulur.
    Bebekteki bu Hidrops Fetalis ,kan uyusmazliginda oldugu gibi immunolojik bir nedenden kaynaklaniyorsa Immun Hidrops Fetalis,diger adiyla Eritroblastozis 
    Fetalis, adini alir. Immunolojik olmayan bir nedenden kaynaklaniyorsa Non-Immun Hidrops Fetalis adini alir.Ben simdi size Immun olan ,Kan Uyusmazligindan
    kaynaklanan Hidrops Fetalis hakkinda bilgi vermek istiyorum.
    Hidrops Fetalis’lerin %10u Immun nedenlere bagli olur ve Eritroblastozis Fetalis adini alir.Anne ve bebek arasindaki kan uyusmazligina bagli olarak bebekte 
    agir anemi ve generalize agir odem tablosu olusturdugunu yazmistim.Bu mekanizmadaki asil neden kalp yetmezliginin olusmasidir.Bunun yani sira anemiyi 
    kompanse etmek icin ekstrameduller hematopoez ( karacigerde hematopoez) olusmasi ,buna bagli karaciger harabiyeti ve portal hipertansiyon olusmasi da 
    hidropsa yol acan nedenlerdir.Immun Hidrops Fetalis dedigimiz Eritroblastozis Fetalis’in en sik nedeni Kan Uyusmazligi dedigimiz Rh Uygunsuzlugu’dur.