Etiket: Tek

  • Şema Terapi Modeli

    Şema Terapi Modeli

    Kişinin anıları, kişiyi kimi zaman güldürürken kimi zaman hüzünlendirebilir. Hüzünlendiren anılar daha çok uyumsuz, olumsuz dediğimiz şemalardır. Şema terapistleri de kişinin hayatına yolculuk yaparken eline aldığı fenerle kimi zaman olumlu, mutlu anıları izlerken, kimi zaman kişinin hayatında karanlıkta kalmış anılarına elindeki fenerle ışık yakmaktadır. Şema Terapi’nin uygulanımı için önce sahip olunan geçmiş yaşam tecrübelerinin olduğu uyumsuz şemaların tespit edilmesi, ardından bu oluşan şemalarla nasıl baş edildiğinin belirlenmesi gerekmektedir. Kişinin hayatını düzene sokması için bu işlevini bozan şema ve başa çıkma biçimlerinin yerini işlevsel hale alması amaçlanmaktadır.

    Bireylerin sahip olduğu erken dönem uyum bozucu şemaları kişinin günlük yaşamını, hayatındaki insanlara karşı görüş, duygu ve davranışlarını değiştirmektedir. Kliniğe gelen her kişi beraberinde hayatında sorun olarak gördüğü, değiştirmek istediği durumu beraberinde getirir. Aslında kişi biraz anlaşılma isteği biraz da yardım beklentisine sahiptir. Anlaşılmak istenen danışanın öncelikle kendisini anlaması, kendisini tanıması gerekmektedir. Danışan seansa geldiğinde klinisyen danışanını kendisiyle tanıştırır. Şemalarını önlerindeki sehpaya koyup şemalarının hayatını nasıl etkilediğine dair çalışmalarda bulunulur.

    Diğer terapi ekollerinden farklı bir şekilde bütüncül yapıya sahip olan Şema Terapi, kişilerin şeması hakkında bilgi edinmemize fayda sağlayan, her danışan için ayrı bir sayfa başlatılması gereken, yapılacak çalışmaların tamamen özel tamamen kişiye ait olması gereken bir modeldir. Bu modele gore OKB, TSSB, Kaygı Bozuklukları, kişilik bozuklukları çalışmalarında başarı sağlandığı yapılan çalışmalarda gözlemlenmiştir.  

    ŞEMA TERAPİ TEDAVİ ŞEKLİ

    Hangi ekolle tedavi şekli olursa olsun, bir sorunun çözülmesi için öncelik danışanın bu sorunu kabul edip, tedavi olmak istemesiyle başlar. Bu süreci terapist ve danışanın aralarında kurduğu bağ devam ettirmektedir. Şema Terapistlerinin tedavi odaklı ilk çalışması şemalarının tespitinde bulunmak yani değerlendirme aşamasıdır. Danışana şemalar ve şema terapi hakkında bilgi verildikten sonra, kişi için tespit edilen şemalar ve bu şemalarla başa çıkma biçimleri danışanla paylaşılır. Terapist danışanın ihtiyaçları doğrultusudna bilişsel, deneysel, davranışsal ve bireylerarası stratejileri kullanarak değişim doğrultusunda tedavi şeklini uygular.

  • Problem Değil, Deneyim

    Problem Değil, Deneyim

    Hayat her zaman güllük gülistanlık olmayabiliyor… Yöneticiniz sizin yaptığınız işten memnun kalmamış, yönettiğiniz şirket hayatta kalma mücadelesi veriyor, sevdiğiniz kişi ile tatsız bir tartışma yaşıyorsunuz, maddi anlamda sıkıntılar var, yeteri kadar ve kaliteli uyku uyumuyorsunuz, hastalanıyorsunuz veya kronik bir şekilde ağrılar çekiyorsunuz.

    Böyle durumlarla karşılaştığımızda, kendimizi genellikle aşağıdakilerden bir veya birden fazlası ile karşılık verirken bulabiliriz:

    Sorundan uzaklaşmak:İşten ayrılmak, sevdiğinizden ayrılmak veya en basit hali ile artık bir şeyleri umursamamak. Çıkış yoluna varacak her türlü hareketi yapmak.
    Sorunu göz ardı etmek:Düşünmeyin yeter. Sanki her şey yolundaymışçasına davranmak. Sorunun dışında kalan her türlü şey ile kafanızı meşgul etmek.
    Sahte rahatlamalar yaşamak:Alkol, sigara, aşırı yemek, televizyon, sosyal medya, oyunlar gibi şeylere başvurarak kafamızı zorlandığımız konudan uzaklaştırmak.
    Yakınmak ve serzeniş etmek:Birilerine çıkışmak, bütün gün şikâyet etmek, bir arkadaşınızı esir almak ve saatlerce olayı kendi tarafınızdan anlatmak, sorunun sizde değil karşınızdaki kişide olduğunu ispatlamaya çalışmak.

    Bu yöntemlerin hepsi, zaman zaman hepimizin yaptığı şeylerdir ve bu yüzden kendimizi yemenin ve suçluluk duymanın bir anlamı yok. Hatta bazen hem sakinleştirici hem de yardımcı bile olabilirler. Mesela, yaşadığınız sorunlardan başkalarına bahsetmek iyi bir fikir. Sorunlarla mücadeleye başlamadan önce bir süre kendinize çekilmek ve dinlenmek de iyi bir fikir.

    Ancak ortadaki sorunu göz ardı etmeye çalışmak, ondan kaçmak, hatta kendimizi çeşitli yöntemlerle rahatlatmaya çalışmak bile sadece bir yere kadar etkisi olan yöntemlerdir. Bununla birlikte, belki faydası olabilecek bir düşünce şekli değişikliği yapılabilir: Problemleri birer sorun olarak değil, birer deneyim olarak görmek.

     Hissettiğiniz üzüntü veya kızgınlık her ne ise onu sonuna kadar hissedin.

    Problemi göz ardı etmeye çalışmak yerine, onu tamamen hissetmeye çalışın ve bunu yapmak için kendinize izin verin. Kendinizi engellemeyin.

    Ve bunu yaparken de, meseleyi halledilmesi gereken bir problem olarak, kurtulmanız gereken bir şey olarak görmeyin. Sadece, şu anda yaşamakta olduğunuz bir deneyim olarak görün.

     Bu yaşadığım tatsız durum aslında bir problem değil. Bu bir deneyim.

    Sadece bundan ibaret: Bir deneyim, bir hissiyat. Panikleyecek bir şey yok. Bu sadece şu anda deneyimlediğiniz bir şey — mesele onun iyi veya kötü bir şey olduğu değil. Evet, belki hissiyatı güzel değil. Olmasa da olurdu. Ama bu da bir problem değil, çünkü bütün deneyimler sadece olumlu olanlardan meydana gelmiyor, değil mi? Bazen istemesek de soğuğu, sıcağı, fırtınayı, acıyı yaşamak durumunda kalıyoruz. Bunlar, yaşam denen bütün bir deneyim paketinin parçalarından ibaret ve her ne pahasına olursa olsun, onlardan kaçmamızı gerektirmiyor.

    İçinden geçtiğiniz zorluğu bütün gücüyle ve olabildiğince açık bir yüreklilik ile hissedin. Tıpkı yakın bir dostunuza izin verdiğiniz gibi, o zorluğun da sizin kalbinize ulaşmasına izin verin. Herhangi bir şey yapmadan, herhangi bir yargıda bulunmadan… Sadece deneyimleyin.

    Bugüne kadar zorluk anlarında kendinizi rahatlatmak için neler yaptıysanız, onlar için de kendinizi yargılamayın. Yaşadığınız deneyim her ne ise, belki onunla barışınızı yapabileceksiniz.

     Şimdi harekete geçme zamanı.

    Bahsettiğimiz bu ‘deneyimi kabullenme’ noktasına vardığınızda, artık bir davranış içine girebilirsiniz. Bu davranışlardan bazıları;
     **Yaşadığınız hissiyatı, deneyimi, acıyı sevmek,
     **Önünüzde duran ve içi acıyan kişiyi sevmek, onları hissetmek,
     **Dünyayı sevmek, kendi hediyenizi dünya ile paylaşmak,
     **İçinde bulunduğunuz durumu iyileştirecek küçük bir adım atmak,
     **Yaşam amacınızı gerçekleştirme yönünde küçük bir adım atmak,
     **Sadece sessiz kalarak dinlemek ve bu sayede daha da fazla deneyimleyebilmek
    olabilir.

    Sergileyeceğimiz davranış şekli tabii ki içinde bulunduğumuz duruma göre şekillenecek. Ancak her ne şekilde olursa olsun, atacağımız ilk adım yaşadığımız bu problem ile değil, bu ’deneyim’ ile barışabilmekten geçiyor.

  • Geçmişimizi Geride Bırakmak

    Geçmişimizi Geride Bırakmak

    Geçmişimizden kurtulmak, bir ölümü, boşanmayı veya bir kaybı ele almak, geçmiş hatalarımızla yüzleşmek ve onlara hoşça kal diyerek hayatımıza devam etmeyi içeriyor.

    Bağımlılık yaratan bir ilişkiyi bitirmek de olsa, bir ölümün arkasından tuttuğumuz yas da, geçmişimizden kurtulmak aslında yapması en zor şeylerden biri olabilir. Örneğin, yaşadığımız bir sorunlu ilişkiyi bitirsek ve kendi iyiliğimiz için o kişiden uzaklaşmış olsak bile, gerçek anlamda “hoşça kal” diyebilme konusunda hala sıkıntılar yaşıyor olabiliriz.

    Geçmişten kurtulmak çok kolay olmasa da, onu geride bırakmanın ve artık ilerlemenin bazı pratik yöntemleri vardır. Yine de, tamamen kurtulma aşamasına girmeden ve geçmişimize hoşça kal demeden önce, hatıralarımız ve anılarımızla yüzleşip onları bir kez daha yaşamamız doğru olacaktır. Eğer bize sıkıntı yaratan şey yaptığımız hatalar ise, mutlaka bu davranışlarımız için sorumluluk almamız gerekecektir.

    İşte geçmişimizi sağlıklı bir şekilde geride bırakmanın 6 adımı:
     

    1. Geçmişe ait düşüncelerimizi ve hatıralarımızı yazalım, anlatalım, çizelim, boyayalım veya herhangi uygun bir şekilde ifade edelim. Geçmişi sağlıklı bir şekilde geride bırakabilmek için mutlaka bu anıların saygıyla uğurlanması gerekir.
    2. Bize acı veren geçmiş deneyimlerimizin bizde yarattığı duyguları ve hisleri olduğu gibi yaşayalım. Bunu yaparken büyük ihtimalle kendimizi rezil bir halde hissedeceğiz ve hatta belki salya sümük ağlayacağız. Ancak fırtına dindiğinde, kendimizi rahat ve huzurlu hissedeceğiz.
    3. Eğer mümkünse, bu tatsız deneyimleri yaşadığımız kişilerle tekrar konuşalım. Geçmişimizden kurtulmak zaten bir nevi geriye dönmektir.
    4. Hissettiklerimizi paylaşalım ve eğer uygunsa içimizde kalanları itiraf edelim. Geçmişten kurtulmanın önemli noktalarından biri, duygularımızı doğru bir şekilde ifade edebilmemizdir. Eğer yaptığımız yanlışları ele alıyorsak ve başkalarına attığımız suçlamalar varsa, gerekli utanç ve suçluluk duygusu ile yüzleşelim ve onlara sahip çıkalım.
    5. Eğer gerekiyorsa, özür dileyelim ve affedilmeyi isteyelim. Geçmişten kurtulmak bir yerde, savunmasız kalmayı becerebilmek anlamına gelir.
    6. Kontrolümüz dışında bir aşırı yemek, aşırı içki veya başka şekillerde kendimize zarar verme eğilimimiz varsa, bu konuda yardım alalım. Geçmişimizden kurtulmak için artık gururumuzu bırakmamız gerekir.

    Boşandığımız bir eşimiz, yaşamını yitiren bir çocuğumuz, aramızın açıldığı bir kardeşimiz, veya uyuttuğumuz bir hayvanımız bile olsa, sevdiklerimizi geçmişte bırakmak kolay değildir. Ancak her ne kadar geçmişimizden kurtulmak bu yüzden yüksek miktarlarda uğraş ve enerji gerektirse de, kararlı olduğumuzda kuvvetimiz ve cesaretimiz devreye girerek bize gerekli desteği sağlayacaktır. Bunu başardığımızda ise, sadece hayatta kalmaya devam etmeyip, aynı zamanda daha erdemli, huzurlu ve kendimizden emin bir yaşam elde etmiş olacağız.

    Geçmişimizden kurtulmak tam olarak nedir?

    Geçmişimizden kurtulmak, onu hiç bir şekilde değiştirme şansımızın olmadığını kabul etmektir. Zamanında elimizden gelenin en iyisini yaptık. Yanlışlarımızla yüzleşirken, hatırlayalım ki o anda elimizden geldiğince iyi niyetli, sevecen ve doğru davranmaya çalıştık. Eğer bir şekilde geçmişe dönebilseydik, inanın o anda yaptığımızdan daha farklı bir şey yapamazdık, çünkü o anki bilinç boyutumuz ancak o şekilde davranmaya müsaitti. Bir kere olan oldu. Artık onu geride bırakma zamanı geldi.

    Geçmişimizden kurtulmak, düşüncelerimizin farkında olmaktır. Kendimizi geçmiş olaylar veya kaybettiğimiz kişilerle ilgili takılmış düşünceler içinde bulduğumuzda, kendimizi fazla hırpalamadan düşüncelerimizi şimdiki ana döndürebiliriz. Bağımlılık yapıcı bir ilişki de olsa, kaybettiğimiz bir evlat da, şimdi bu takıntılarımızdan kurtulma zamanı.

    Geçmişimizden kurtulmak, zamanın doğasına güvenmektir. İyileşeceğiz ve devam edeceğiz. Geçmişi geride bıraktığımızda, yaralarımız zaman içinde kapanacak ve ardından sadece küçük bir iz kalacak.

    Geçmişimizden kurtulmak, yaşamımıza yeni insanlar katmaktır. İlle de yepyeni insanlarla tanışmamız gerekmiyor. İş ortamından bir tanıdığımızla sohbetimizi ilerletebilir, apartmanımızdaki bir komşumuzu kahveye davet edebiliriz. Eğer hatalarımızla yüzleşmemiz hakkında konuşabilirsek, kendi yaşamımızda da bu yüzleşmeyi daha kolay bir hale gelebiliriz.

    Geçmişimizden kurtulmak, daha dengeli paylaşımlarda bulunmaktır. Kendimizi açmak ve bizi üzen, bize acı veren şeyleri anlatmak önemli olduğu kadar, başkalarına da ilgi göstermek ve onların hikayelerini de dinlemek önemlidir. Geçmişi geride bırakmak için bazen kendimizi de geri plana almamız gerekebilir.

    Geçmişimizden kurtulmak, yeni arayışlardır. Yeni kurslara yazılıp bir hobimizi ilerletebilir veya yeni ve keyif verecek uğraşları hayatımıza sokabiliriz.

    Geçmişimizden kurtulmak, zamanımızı gönüllü olarak vermektir.Geçmiş yaşantımıza hoşça kal diyebilmek için etrafımızda yüzlerce ilginç fırsat bizi bekliyor. Gönüllü çalışmanın, sosyal derneklere destekte bulunmanın, yardıma ihtiyacı olan insanlarla ilgilenmenin geçmişi geride bırakmamız konusunda bize çok büyük katkısı olacaktır.

  • Elalem Ne Der? Korkusu

    Elalem Ne Der? Korkusu

    Aman bu saatte tek başına dışarı çıkma ‘elalem ne der?’

    Bu elbiseyi mi giyeceksin ‘elalem ne der’?

    Erkek adam böyle mi yapar sonra ‘elalem ne der?’

    Bak elalemin çocuğuna sen daha otur.

    Bir elalemdir tutturmuş gidiyoruz. Hep bir şeyler söylüyor. Eleştiriyor. Hiç susmuyor. Toplumumuzun kronikleşmiş bireyi ‘elalem’. Yukarıdaki cümleleri ve daha nicelerini duymayan yoktur aramızda. Hep bir elalem konuşuyor,bizi ayıplıyor ve biz utanıyoruz. Sonra da o elaleme göre davranışlarımızı,söylemlerimizi düzenliyoruz.

    Ama Neden ?

    İşin gerçeği elalem dediğimiz şey aslında toplum,çevre, sosyal grup. Her toplumun kendisine göre normları,kuralları,inançları,yaşam biçimi vardır. Sosyal varlık olan biz insanlarda Abraham Maslow’un tabiriyle ait olma gereksinimi içerisindeyiz dolayısıyla toplumla iç içe olma durumundayız.  Bu ihtiyacın karşılanması için de zaman zaman ve belkide çoğunlukla başkalarını mutlu ederek bir topluluğa dahil olabileceğimizi düşünüyoruz. Çünkü insanlara yadırgayacakları duyguları yaşatırsak bizden uzaklaşacakları gibi çokta gerçekçi olmayan bir inancın peşine düşüyoruz.

        Aslına bakarsanız bu elalem dediğimiz şey her zaman çokta kötü bir şey değil. Bizlerin geçmişte yapmış olduğu hataları tekrarlamasını engelliyor. Sonuçta elalem’in bir kural ve çerçevesi var ki çoğu zaman fayda sağlar çünkü toplumun ihtiyaçları doğrultusunda gelişmiştir bu kurallar. Ancak bu elalem’in ne diyeceği korkusu zihnimizi bulandırmaya, içimizi daraltmaya başlıyorsa burada bir problem var demektir. Çünkü bu korku yükseldiği zaman kendimizi elaleme muhtaç ve güvensiz hissediyoruz. Böylece ya başkalarına göre yaşamaya başlıyoruz ya da insanlardan uzaklaşıyoruz. Sonuç olarak kendimize olan saygımızı kaybediyoruz ve sosyal olarak yabancılaşarak ötekileşiyoruz.

        Benim Elalem korkum var mı ?

       Yapmak istemediğin şeyleri yapıyor ve bu yüzden içerleniyorsan, ne istediğini bilmiyorsan ya da hiç bu konu üzerine düşünmediysen, gerçekten inanadığın şeyleri ifade etmekten korkuyor/çekiniyorsan, insanlardan kaçınıyor veya hoşlanmadığın insanlarla vakit geçirmek durumunda kalıyorsan, karar almakta zorlanıyorsan, sürekli insanların senin yanında üzgün sıkılmış olduklarını hayal ediyorsan ELALEM  NE DER? korkusu yaşıyorsun demektir.

       İyi haber şu ki bu korkuyu yaşıyor olmanın tek sorumlusu sen değilsin. Çocuklarını; böyle davranırsan kimse seni sevmez, bak falancanın kızı şurayı kazanmış sen daha otur, hiçbir şeyi beceremezsin, cahilsin vs… gibi öz güven kırıcı söylemlerle yetiştiren aileler bu durumun paydaşı. Kötü haber bu durumu sürdürüyor ve çözmüyor oluşun seni bu paydaşa ortak yapıyor.

       Peki bu durumdan nasıl kurtulabilirim ?

       Öncelikle diğer merkezci olmaktan vazgeçmelisin. Merkeze kendini almalısın. Bunu başardığında insanlar seni sen olduğun için kabullenmiş olacak, onlara göre yaşamış olduğun için değil. Bunun bir diğer avantajı da hata yaptığında  durumu kabullenmek senin için daha kolay olacak çünkü bu senin kendi tercihinle yapmış olduğun bir hata. Oysaki başkalarına uyum sağlamak için yapacağın bir hatayı kabullenmek bu kadar kolay değildir. Çünkü başkaları için hata yaptığında keşke der, pişmanlık duyarsın ama kendi hataların sana büyümeyi öğretir. Başkalarını daha kolay affetmeni sağlar. Bazen yaptığın hatalar başkaları tarafından yanlış anlaşılabilinir. Eğer hata kendi şahsi hatan ise iyi niyetini kalben hisseder, iç huzura daha kolay kavuşabilirsin. Zihinsel olarak daha rahatlarsın ve elalem ne der diye kaygılanmaktansa kendine odaklanırsın.

      Diğer merkezli olmanın getirdiği bir diğer sonuç ise sen başkaları için ne kadar iyi olursan ol, ne kadar çaba harcarsan harca seni olumsuz söylemlerle yargılayabilirler ve herşeyi yapmış olmana rağmen nerede hata yaptığını düşünür durursun. Yeri gelir kendini kullanılmış  ve değersiz hissedersiniz. Aslında problem insanlarda değildir. senin onlarla seni sevsinler, yargılamasınlar diye kendinden ödün verdiğin bir ilişki kurmuş olman problem. Oysaki kendini merkeze alsan sen sen olduğun için yanında olan insanlarla ağı oluşturmuş olsan, vermiş oldukların ve çabaların seni mutlu ederdi. Kendin mutlu olduğun için çabalardın başkalarını mutlu etme gayesiyle değil. Ve kimseden bir beklentiniz olmayacağı için elalem ne der diye bir kaygın olmazdı.

        Zihnini elalem ne der sorusundan uzaklaştırmak istediğinde kendini bir eyleme dökebilir ve odağına eylemi alabilirsin. Bu eylemin bir hedefi olursa diğerlerine odaklanmaktansa hedefine odaklanabilirsin. Bu bir kurs olabilir, bir başarı hedefi olabilir, sana katkı sağlayacak ve seni geliştirecek sonunda da mutlu edecek her şey olabilir. Kendini bir şekilde hayatın akışına bırakman lazım, başkalarının yargılarına değil.

      İyi yönlerinin farkında olan, güçlü yanlarını bilen ve güvenebileceğiniz insanlarla beraber olun. Sevildiğin ve desteklendiğin ortamlarda , arkadaş grupları içerisinde olmayı tercih et.

      Yapacağın bir davranışta kaygın yine çok artıyorsa ‘ en kötü ne olabilir ki?’ sorusunu kendine sor. Çekindiğin kişilerle konuş , fikirlerini al ve kendi isteğin doğrultusunda değerlendir.

      Kendinle içsel konuşmalar yap. ‘Tam olarak ne istiyorum?’ sorusuna cevap ver. Kararlarını kendi isteklerin doğrultusunda al.

      Ne yazık ki insanların ağzı torba değil ki büzesin. Bu nedenle senin için neyin önemli olduğunu bul. İnsanların bu durum üzerine neler diyebileceğini,yapabileceğini listele ve kendini bunlara hazırla.

    Bir başkasının senin hakkındaki görüşleri senin gerçeğin olmak zorunda değil (Les Brown)

    Unutma…

  • Empati

    Empati

    Empati, kelimesi günümüzde sık kullanılan bir kelime olarak karşımıza çıkıyor.Empati neredeyse herkesin istediği bir şeydir, ancak çok azı gerçekten nasıl verileceğini veya alacağını bilir. Öz-tatminin vurgulandığı dünyamızda , kısa arz ancak yüksek talep var. Bu, gelecek nesillere, onların etrafındaki kişilere empati duymanın ne anlama geldiğini öğretmek için haklı bir neden.

    Empati Nedir?

    Pek çok insan sempati ve empatiyi birbirine karıştırır, ancak bunlar iki ayrı değerdir. Empati sadece birinin duygularını anlama yeteneği değildir; Suçlular, genellikle, duygularını anlamaya ve daha sonra da güvenlerini kazanmaya başladıkça, insanlardan yararlanırlar. Empati bundan daha fazlasıdır. Birisinin nasıl hissettiğini anlama yeteneği değil, aynı zamanda başka bir kişinin hislerine de değer vermek ve saygı duymaktır. Başkalarına nezaket, haysiyet ve anlayışla davranmak anlamına gelir.Empati aynı zamanda duydudaşlıktır. Karşı taraf ile iletişimin kuvvetli bir aracıdır empati. Empati insan ilişkilerinin gelişmesi için olmazsa olmazdır. Bu nedenle çocuklara empatiyi öğretmek onları gelecek yıllara hazırlar,sosyal becerilerini geliştirir.

    • Çocuklar yetişkinlerin empati gösterdiklerini görmeli.

    Çoğu durumda çocukların çevrelerindeki yetişkinler tarafından modellenen empatiyi görmeleri gerekir. Herşey ebeveynlerin çocuklarıyla ilişki kurma şekliyle başlar. Çocukları için önemli olan şeylere ilgi gösteren , olumlu ve sevecen bir şekilde duygulara cevap veren ebeveynler, empati yeteneğini öğretiyorlar.
     

    • Duygusal İhtiyaçları Karşılamak

    Çocukların duygusal ihtiyaçları karşılandığında, olan şey ; Çocuklar bu şekilde  başkalarının duygusal ihtiyaçlarını nasıl karşılayacaklarını öğrenirler . Çocuklar yaşayarak öğrenirler. Duygusal ihtiyaçları anlamak için öncelikle kendi ihtiyaçlarının karşılanması gerek böylelikle onlarda çevrelerinin duygusal ihtiyaçlarının farkına varır ve o ihtiyaçları karşılarlar. Boş bir sürahi bardağı dolduramaz.
     

    • Çocuklarla Duygusal İhtiyaçlar Hakkında Konuşma

    Birçok yetişkin, duygusal ihtiyaçlardan veya duygularla ilgili herhangi bir şeyden bahsetmeyi zor buluyor. Bazen kendi duygularından korkarlar çünkü duygusal ihtiyaçlarla nasıl başa çıkacaklarını hiç öğrenmemişlerdir. Çocuklarla duyguları ve diğer insanların onları nasıl deneyimlediğini konuşmak iyi bir fikirdir. Duygu isimlerini verebilir , tanıtabilir  (örneğin kıskançlık, öfke ve sevgi) ve onlara normal olduklarını öğretin. Duyguları nasıl olumlu bir şekilde ele alabiliriz bu konu hakkında konuşabilir ve diğer insanların duyguları deneyimlediği durumları belirtebilirsiniz. Onlara başkalarının duygularına saygı duymalarını öğretin ve onlara duygulara cevap vermenin gerekli olduğu durumlarda nasıl davranılacağını gösterin.

    • Empati’yi Gerçek Hayata Dahil Edilebilecek Durumlara Birlikte Bakın

    Çocuklar model alarak ve yaşayarak öğrenirler. Bu nedenle öğretmekte olduğunuz şeyi modellemek gerçek bir öğretmendir. Başka bir kişiyi etkileyen durumlara birlikte bakın ve çocuklarınızla, söz konusu insanlara ne ifade ettiğini ve nasıl hissettiklerini konuşun. Örneğin, bir ambulans hızla yanınızda geçtiğini görüyorsanız, hasta kişinin aile üyelerinin nasıl hissettiğini anlatın.
     

    • Oyun oynamak

    Özellikle genç çocuklar, bir başkası gibi davranmaya bayılırlar. Empatiyi öğretmek için bu eğlenceli yolu kullanabilirsiniz. Çocuklara rol canlandırma oyunu oynayın.  Bu, bir kitapta veya televizyonda veya son zamanlarda önemli bir deneyime sahip olduğunu bildiğiniz bir kişi olabilir. Hikayeyi birlikte harekete geçirebilir ve çocuklarınızın durup karakterlerinin herhangi bir anda nasıl hissettiklerini hayal etmelerini isteyebilirsiniz. Bu, dikkatlerini başka bir kişinin bu durumda yaşayabileceği duygulara odaklayacaktır. Onlara karakterlerinin duygularını yansıtan yüzler yapmalarını isteyebilirsiniz.
     

    • İç Moral Pusulasını Geliştirmek

    Çocuklarınıza genç yaşlardan doğru ve yanlış arasındaki farkı öğretmek onlara iyi seçimler yapmaları için onları yönlendirecek güçlü bir içsel ahlaki pusula kazanmalarını sağlar. Karar gerektiren durumlarda, seçimlerimizin ve davranışlarımızın başkalarını nasıl etkilediğini görmelerine yardımcı olabilirsiniz. Onlara yanlışların nasıl zarar verdiğini ve başkalarının zarar görmesine neden olduğunu anlatabilirsiniz. Güçlü bir ahlaki temel inşa ederken, küçük yaştan başlamak ve temeli sağlamak yapmak önemlidir.

    • Empatik Çocuklar

    Çocuklarınızı empatiyi anlama ve uygulama konusunda yardım ederek, onlara aslında bir nevi yaşam becerisi hediyesi veriyorsunuz. Kendi ilgi alanlarımıza bakmaya büyük önem verilen yaşadığımız bu dünyada, başkalarını düşünmek artık zor bulunan bir özellik, meziyet . Ama empatik insanlar hayattan en büyük memnuniyeti almak , en anlamlı yaşamlarda var olmak ve daha ödüllendirici ilişkilerin tadını çıkarmak isteyenlerdir. Çocuklarınıza empatiyi  öğretmek, kendi gelecekleri ve yaşayacakları dünya için değerli bir yatırımdır.

  • Sigara Bağımlılığı

    Sigara Bağımlılığı

    Günümüzde yoğun olarak görülen bağımlılık tütün ve sigara olarak karşımıza çıkmaktadır. Öyleki tüketimi artık çok doğal bir ihtiyaç gibi karşılanmakta ve bilinçlendirme çalışmalarına dair algı bile yeterli olmamaktadır. Çünkü kişiler kulaklarını tıkamaktadırlar.

    Tütün dumanında bulunan diğer bazı zararlı maddeler:

    • Boya sökücü ASETON

    • Akü yapımında kullanılan KADMİYUM

    • Roket yakıtında bulunan METANOL

    • Çakmak gazı BÜTAN

    • Temizlik maddesi AMONYAK

    • Fare zehiri ARSENİK

    • Öldürücü zehirler SİYANÜR ve NAFTALİN

        Sigara içilmesinin vücuttaki zararlı etkileri göz ardı edilmemelidir. Akciğerlere zarar vermekte ve etkileri; öksürük, balgam, nefes darlığı, kanser olarak ortaya çıkmaktadır. Kalbe zararı ise; damarlarda tıkanma ve kalp krizi olarak karşımıza çıkmaktadır. Ağza ve boğaza da zarar vermekte ve etkileri; tat almama, ağız kokusu, dişlerde sararma, boğaz kanseri, boğaz iltihabı olarak karşımıza çıkmaktadır. Burna zararı ise; koku almada azalmadır. Sindirim sistemini de olumsuz yönde etkilemektedir. Mide kanseri ve mide ülseri bunun göstergesidir. Kemiklere zararı ise; kemiklerde erime olarak karşımıza çıkmaktadır. Damarları da olumsuz yönde etkilemektedir. Damarlarda tıkanma sık rastlanılan sonuçlardan biridir. Cilde de zararı vardır. Ciltte kırışıklıklar oluşturmaktadır. Ellerde ise; parmaklarda sararma görülmektedir. Üreme sistemimize olan olumsuz etkisi ise fazlası ile yansımaktadır; kanser, çocuk sahibi olamama, çocuk düşürme, sağlıksız bebek doğurma, cinsel güç kaybı. Beyinde ise; felç, zihinsel-bedensel yorgunluk hissi olarak etki olmaktadır.

    Sigara; akciğer kanseri ölümlerinin % 90’ından, tüm kanser ölümlerinin % 30’undan, bronşit      ölümlerinin % 75’inden, kalp krizi ölümlerinin % 25’inden sorumludur.

    Akciğer kanseri, kanser ölümlerinin birinci sırasında yer almaktadır. Akciğer kanserinin % 90 nedeni sigaradır. Ülkemizde her yıl 40 bin kişide akciğer kanseri tespit edilmektedir. Sigara, nefes borularını ve akciğerleri çalışamaz hale gelecek şekilde hasara uğratır.

    Yaşamınızı nefes darlığı içinde, oksijen tüpüne bağımlı ve yatağa bağlı olarak tamamlamak ister misiniz? Eminim ki kimsenin cevabı evet olmayacaktır. Ancak içilen her sigaranın, insan yaşamını 5 dakika kısalttığını biliyorken niçin hala devam etmekteyiz? Erken yaşta sigaraya başlayanların ömrü ortalama 20-25 yıl azalmaktadır.

    Sigara içenler bir tek kendilerine değil, aynı zamanda çevreye de zarar vermektedirler. Her şeyden önce; bulundukları çevrenin havasını kirletirler, çevrelerindeki insanların pasif sigara içmelerine neden olurlar, ev ve orman yangınlarına neden olurlar.

    Peki pasif sigara içmek ne demektir? Başkalarının sigara dumanını solumaktır. Bu tanım o kadar da zararlı gelmiyor sanki ancak birçoğumuz bize verdiği zararın farkında değiliz.Aslında pasif sigara içiciler de sigara bağımlıları kadar zarar görürler. Pasif sigara içimi; akciğer kanserine, kalp hastalıklarına, çocuklarda akciğer ve solunum yolu hastalıklarına neden olur.

    Sigara içenlerin çoğunluğu sigaraya 20 yaşından önce başlarlar. Başlama yaşı genellikle 13-14 yaşlarıdır. Sigara firmaları bugünün sağlıklı gençlerini

    yarının sigaraya bağımlı devamlı müşterisi yapmak isterler.

    Özellikle gençlerin sigaraya başlama nedenleri ise; özenti, gösteriş, kendini ispatlama, arkadaş baskısı, arkadaşlar arasında yer edinme, otoriteye (ebeveyn, okul idaresi) karşı gelme olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Sigara içenlerin çoğu sigaraya başladıkları için pişmandır. Sigara içenlerin % 70’i sigarayı bırakmak ister. Ancak bunu çok bir oranı başarabilir. Sigaraya bağlanmak çok kolay, bırakmak ise zordur.

    Gelişmiş batı ülkelerinde sigara içenlerin sayısı azaldıkca, sigara şirketleri az gelişmiş olan ülkelerde reklam ve tanıtım kampanyaları yapmaktadırlar. Gelişmiş ülkelerde sigara salgını azalmaktadır. Buna karşılık gelişmekte olan ülkelerde salgın hızla artmaktadır.

    Dünya Sağlık Örgütü’ne göre; dünyada en büyük sağlık sorunu sigaradır. Önlenebilir en önemli hastalık ve ölüm etkeni sigaradır.

    Sigarayı bırakmak kolay değildir ama mümkündür. Sigarayı bırakmaya karar verirseniz; kalbiniz ve akciğerleriniz daha iyi çalışacak, kanınız vücuda daha iyi oksijen taşıyacak, hastalanma riskiniz azalacak, daha uzun yaşayacaksınız.

    Sigara Bırakmanın Sağlık Üzerine Olan Olumlu Etkileri

    20 dak:    Kan basıncı, nabız ve ateş normale döner.

    8 saat:         Kandaki oksijen düzeyi normale döner.

    24 saat:         Kalp krizi riski azalır.

    48 saat:         Sinir uçlarından rejenerasyon başlar.

    72 saat:         Solunum fonksiyonları düzelmeye başlar.

    2 hafta-3 ay:   Dolaşım düzelir, akciğer fonksiyonları %30 artar.

    1-9 ay:         Akciğerin temizleme kabiliyeti artarak enfeksiyon riski azalır.

    5 yıl:         AC kanserinden olan ölümler %50 azalır, kalp krizi riski hiç içmeyenlerin düzeyine iner.

    10 yıl:     AC kanseri ve diğer organ kanserleri yakalanma riski azalır.

     

    “SİGARAYA HAYIR” demek için sebepler

    Gelişmiş ülkelerde gençler sigara içmiyor, sigara nefesin, saçın, elbiselerin kötü kokmasına neden oluyor, sigara parmakları ve dişleri sarartıyor, çevredeki insanların ve özellikle çocukların sağlığını bozuyor, sigara spor yapmaya engel oluyor, sigara içmek ve hastalıklarını tedavi etmek için çok para harcanıyor, sigara akciğeri, kalbi ve bütün vücudu harap ediyor, sigara kanser yapıyor.

    Sigarayı Bırakmak için; önümüzdeki 2 ile 4 hafta arasındaki bir günü, sigarayı bırakma günü seçin. Bu sizin hayatınızın en önemli günüdür. Sonra; bırakma nedenlerinizi bir kâğıda yazın. Bunun bir kopyasını her gün görebileceğiniz bir yere (örneğin; buzdolabının üzerine) asın. Örneğin; sağlığım için, kötü kokmamak için, tasarruf etmek ve çocuğuma iyi model olmak için sigarayı bıraktım. Sonra; daha önce sigarayı bırakmayı denediğiniz zamanları gözden geçirin. Neyin işe yaradığını ve neyin yaramadığını düşünün. Sonra; kendinizi ödüllendirin. Sigarayı bırakmak zor bir iş olabilir. Sigarayı bırakmayı bir şeyi terk etmek olarak algılamayın. Öncelikle daha sağlıklı olmak için bir adım olarak düşünün. Sonra; harcamadığınız parayla kendiniz, aileniz ve özellikle çocuklarınız için özel bir şeyler alın, evinizdekileri, özelikle çocuklarınızı, size bırakma konusunda yardımcı olmaları için teşvik edin.

    Sigara içmenin yerine geçebilecek ve daha sağlıklı olan şu işleri yapmayı deneyin: Ellerinizi meşgul etmek için; resim çizin, yazı yazın, gazete okuyun, örgü örün, bulmaca çözün, en  önemlisi spora başlayın. Sonra; sabah kalktığınızda; dişlerinizi fırçalayın, ağzınızı yıkayın, kahvaltıdan hemen sonra tekrar dişlerinizi fırçalayın. Yemeklerden sonra; dişlerinizi fırçalayın, sigara içmeyen bir arkadaşınızı arayın. Sonra; alkollü içecekler veya yağlı yiyeceklerden uzak durun. Sakız çiğneyin, bolca su için, akşam yemeklerinden sonra size sigarayı hatırlatan kahve yerine meyve çayı için.

    Psikolojik destek ve teşvik alın. Bu sayede; sigarayı bırakmanızdaki engeller üzerine çalışılabilir ve motive edici çalışmalarla kolaylıkla ilerleyebilirsiniz.

    Stres ve şiddetli sigara içme isteği hissettiğinizde; bulunduğunuz mekândan başka bir mekâna geçin, soğuk sıvı yani su, süt, soda, ayran için. Bu sıkıntının süresi en fazla 5-6 dakikadır; bu süreyi saatinize bakarak veya geri sayarak atlatabilirsiniz.

    İlk gün önlemleri olarak;Evinizdeki bütün sigaralardan kurtulun. Küllük, çakmak ve kibritlerinizden kurtulun. Elbiselerinizin ceplerinde, dolaplarda ya da arabanızda sigara arayın ve onları da çöpe atın. İş yerinizdeki bütün sigaralardan, kül tablalarından ve çakmaklarınızdan kurtulduğunuzdan emin olun.

    Kendinize iyi davranın. Beğendiğiniz bir yemek yiyin. Bir film seyredin. Uzun bir duş alın. Kafanızı sigaradan uzaklaştıracak şeyler yapın. Arkadaşlarınıza, ailenize ve iş arkadaşlarınıza sigarayı bıraktığınızı söyleyin. Sigarayı bırakma nedenlerinizi tekrar düşünün. Sigarayı bırakmanıza kim yardım edecek? Sigarayı bırakmakla kendinizi nasıl ödüllendireceksiniz? Sigara içmek yerine ne yapacaksınız?

    Sigaradaki   nikotin, eroin   ve kokain gibi  bağımlılık yapıcıdır.   Sigarayı bıraktıktan sonraki ilk bir kaç hafta en zor zamanlardır. Vücudunuzda nikotin eksikliği  ortaya çıkar. Bu durumda konsantre olun. Kısa bir süre sonra sigara içmiyor olacaksınız.

    Sigara içmediğiniz için başarınızı kutlayın. Her bir hafta, bir ay veya bir yıllık dönemlerde; başarınız için bir takvim ve tablo tutun. Arada bir bıraktığınız için mutlu olduğunuzu anlatan yeni sebepler yazın. Sigara için harcamadığınız parayı biriktirerek hep almak istediğiniz bir şey alın.

    Sigarayı bıraktığınızda kısa dönemde; artık etrafınızdakileri rahatsız etmeyeceksiniz. Sigarayı  bıraktıktan 2 saat sonra nikotin vücudunuzu terk etmeye başlar. 6 saat sonra kalp atış hızı ve kan basıncı düşmeye başlar. 12 saat sonra sigara dumanından kaynaklanan zehirli karbonmonoksit kan  dolaşımınızdan temizlenir ve ciğerlerinizin daha iyi çalışmasını sağlar.

    Sigarayı bıraktığınızda uzun dönemde ise; 2 gün sonra tat ve koku duyularınız keskinleşir. 2-12  hafta içinde kan dolaşımı iyileşir. Bu da yürüme, koşma gibi fiziksel aktiviteleri kolaylaştırır. 3-9 hafta sonra öksürme, nefes darlığı, hırıltı gibi problemler azalır ve akciğerleriniz güçlenir.

    Sigaranızın    dumanıyla, arkadaşlarınızın,    ailenizin ve özellikle çocuklarınızın   grip, soğuk algınlığı ve astıma yakalanmasına, kalp  ve akciğer hastalıklarına yakalanma riskinin artmasına neden olmayacaksınız. 5 yıl içinde kalp krizi riski yarı yarıya azalır. 10 yıl sonra akciğer kanseri riski yarıya inerken kalp krizi riski, hiç sigara içmemiş bir kişinin riskiyle aynı orana düşer.

    Yoksunluk belirtileri birkaç saatte başlar,  2-3 günde en yüksek düzeye ulaşarak genellikle 3-4 haftada sona erer.

    Sigarasız bir dünya diliyorum. Önce kendini ve sonrasında sevdiklerinizin iyiliği için..

  • Kekemelik

    Kekemelik

    Kekemelik konuşma akışının anormal duraksamalar(sesin kesilmesi),ses ve hecelerin tekrar edilmesi (ke-ke-keleme),uzatılması(kkkkkkkk keleme) ile bozulması durumudur.Bu konuşma akıcılığının bozulması durumuna konuşma gayretine bağlı olarak ortaya çıkan yüz ve vücut hareketlerinde değişiklikler de eşlik edebilir.

    Bütün insanlar belli bir oranda konuşma akıcılığında bozukluk yaşar!

    Hemen hemen tüm çocuklar konuşma gelişiminin erken dönemlerinde konuşma akıcılığının sıkça bozulduğu bir dönemden geçerler.Yetişkinler ise günlük konuşmaları sırasında pek çok kere ‘’ııı’’gibi heceleri konuşmayı bölecek şekilde araya sokar,zaman ses,hece,kelime ve söz gruplarını tekrar ederler ancak bu durumların hepsi ‘’normal’’ olarak kabul edilir ve herhangi bir endişe uyandırmaz.Normal akıcılık bozuklukları konuşmaya yönelik çaba harcanması ve kişide endişeye rol açacak durumlar yaratmaz.

    KEKEMELİĞE NELER SEBEP OLUR?

    Kekemeliğin asıl sebebi hala bilinmemektedir.Muhtemel etkiler arasına ise,konuşma kaslarının koordinasyon bozukluğu,nefes problemleri,dil gelişiminin seviyesinde problem olması,diğer iletşimsel problemler ve yaşamsal stresler yer alır.Aynı zamanda çok büyük ihtimalle kekemeliğe sebep olan durum ile kekemeliğin arış ve ilerleyişine sebep olan durumlar birbirlerinden oldukça farklıdır.Kekemelik büyük ihtimalle genetik,nörolojik ve çevresel faktörlerin karışımına  bağlı olarak ortaya çıkar ve farklı oluşum sebepleri vardır.

    Kekemelik duygusal ya da psikolojik problemlere bağlı olarak mı ortaya çıkar?

    Kekemeliği olan çocukların akıcı konuşması olan çocuklardan daha fazla oranda psikolojik problemleri olması ihtimali yoktur!Genel olarak psikolojik  travmanın kekemeliğe sebep olduğuna inanmak için herhangi bir sebep yoktur.Ancak bunun yanı sıra kekemelik problemi ile başa çıkmak kişiler için olabilir ve bu da kişinin yaşam kalitesini kötü yönde etkileyebilir.

    Kekemelik kaç yaşında ortaya çıkar?

    Kekemelik tipik olarak genç yaşlarda (2ila 5 yaş civarında)belirgin olarak ortaya çıkar ancak bazı durumlarda okul çağında ilk belirtilerini verebilir ve çok nadir olarak da yetişkinlikte ortaya çıkabilir.

    Çocuğunuzun kekelemeye başladığını düşünüyorsunuz yardım almak için uzmana başvurmalı mısınız,beklemeli misiniz?

    Sizde ya da daha önemlisi çocuğunuzda kekemelik konusunda bir endişe uyandığı anda hemen ve acil olarak profesyonel yardım aramalısınız.Bazı çocuklar büyüdükçe kekemeliğin üstesinden gelecek ve akıcı olarak konuşabileceklerdir.Ancak bazıları bunu yapamayacaktır.Kekemeliğe bağlı olarak gelişebilecek problemler yeterince erken dönemde tedavi edildiği taktir de en aza indirgenebilecektir

    KEKEMELİK TEDAVİ EDİLEBİLİRMİ?

    Evet  kekemelik tedavisinde gerek çocuk gerekse yetişkinlerde uygulanabilen başarıya  ulaşmış yöntemler ve teknikler vardır.Bu yöntemlerden herhangi birinin diğerine olan üstünlünü gösteren herhangi bir bilimsel araştırma bulunmamaktadır.

    Kekemelik tam olarak ortadan kaldırılabilir ve kişi-iyileştirilebilir mi?

    Kekemelik tam  bir ‘’iyileşme’’den ya da ‘’hızlı çözüm’’den söz etmek doğru olmaz.Kekemelik bir davranış biçimidir,yanlış bir konuşma alışkanlığıdır,bir’’hastalık’’değildir.Tedavide hedef kısa dönemde kekemeliğin azaltılması değil ,uzun dönemde iyiye doğru gitme,akıcılığın arttırılması ve iletişim kurmada başarıyı sağlama yönünde olmalıdır.

    Konuşma akıcılığı bozuk olan bir çocuğa nasıl yaklaşmalısınız?

    Çocuklar akıcı konuşmadıklarının farkında olamayabilirler.Böyle bir durumda akıcılık bozukluğuna dikkati çekmemek gerekir.’’Dur ve yeniden söyle’’konuşmaya başlamadan önce düşün’’,daha yavaş konuş’’ya da dilini arı mı soktu?gibi yorumlar durumu çözmeye yardımcı olamayacaktır.Çocuğun ne anlatmakta olduğuna odaklanın ve onu dikkatle,sabırla dinleyin,çocuğun bunu nasıl söylediğine odaklanmayın.Eğer çocuğun  konuşmasına bağlı olarak üzülmekte olduğunu gözlüyorsanız ona,konuşma güçlüğü içinde olduğunu fark edip anlayışla karşıladığınızı destek olacak şekilde ona,konuşma güçlüğü içinde olduğunu fark edip anlayışla karşılaştığınızı destek olacak şekilde hissettirilebilir,söyleyebilirsiniz.’’Bunu söylemek biraz zor olduğu gibi gözüküyor;;,bunlar olabilir’’ya da bazen kişiler konuşmakta güçlük çekebilirler’’gibi yorumlar çocuğun kekemelik ile daha etkili bir şekilde başa çıkmayı öğrenmesine yardımcı olacaktır.

    Konuşma akıcılığı bozuk olan bir yetişkine nasıl yaklaşmalısınız?

    Kekemeliği olan  yetişkinler de akıcı konuşabilen yetişkinlerle aynı oranda konuşarak ifade ettikleri önem verilmesini, sabır ve dikkatle dinlemeyi hak etmektedirler.

                            ÖĞRETMENLERE ÖNERİLER

    Kekemelik,okullarda görülen belli başlı konuşma özürlerinden  biridir.Kekemelik konuşmanın tümünü etkileyen ve bundan ötürü konuşanı daha çok sorun içine sokan bir türüdür.Ayrıca,kekemelik öğretmen ve öğrencilerin farkında oldukları konuşma özrü türlerinden başta gelenidir.Öğrenciler arasında alay konusu edilen davranışların başında yine kekemelik gelmektedir.Bu bakımdan kekemelik  sadece kekeleyenin değil,öğretmenin de bir sorunu olmaktadır.Okulda.öte yandan 5 ile4 yaşlar arasındaki dönem,5 yaştan önce başlayan kekemeliğin giderek arttığı yaşlar olarak,bilinmektedir.Bu yaşlarda çocuğun ilk ve orta okul dönemidir.Bu bakımdan öğretmen ve yöneticilerin bu konuyla yakından ilgilenmeleri gerekmektedir.

    BU KONUDA ÖĞRETMENİN YAPABİLECEĞİ ÇALIŞMALAR ŞUNLARDIR:

    -Çocuğu kekeme diye damgalamayınız ve kekeme,kekemelik gibi sözcükleri çocuğun yanında kullanmaktan çekininiz.

    -Çocuğun konuşması üzerine aşırı titizlik göstermeyiniz.Onu sakin dinleyiniz.Endişeden uzak olunuz.Çocuk bir şey söyleme isteğinde acele ve telaşa kapılmadan söyleyebileceği kadar zaman fırsat veriniz.Onun konuşmasını olduğu gibi kabul ediniz.

    -Çocuğun en az kekelediği durum ve koşulları saptayınız.Sınıfta bu gibi durumlarda onu konuşturunuz.Özendirici önlemler alınız.

    -Hiçbir  zaman çocuğa’’yeniden başla’’,önce derin bir nefes al gibi uyarılarda bulunmayınız.Bütün bu uyarılar onun dikkatini konuşması üzerine toplamasına neden olur.Buda zararlıdır.

    -Çocuk konuşurken dudak hareketlerine değil gözlerine bakınız.

    -Alayı ve acı şakaları disiplin aracı olarak kullanmayınız.

    -Çocuktan  yapamayacağı,kadar çok şeye beklemeyiniz.

    -Sınıfın çocuğa karşı olan tutumunu kontrol ediniz.Çocuk sınıfta yokken arkadaşlarına ona karşı nasıl davranılacağına ilişkin konuşunuz.Arkadaşlarının yardıma ihtiyacı olduğunu zamanla onun da düzgün konuşacağını anlatınız.

    -Sınıfta yapılacak koro çalışmaları,toplu söylenen marşlara ve diğer müzik çalışmaları ritmik etkinlikle kekeme için yararlı olacağından bu tür çalışmalara elden geldiğince fazla yer veriniz.

                                             AİLELERE ÖNERİLER

    1)Çocuğun akıcı olmayan konuşmasına dikkat çekmeyin ve kritik etmeyin.Söylemeden önce söylemek istediğini düşün,Konuşmadan önce derin nefes al gibi uyarıları kesinlikle yapmayın.Böyle bir davranış gerginlik yaratır.Böylece kekemeliğin gelişme  riski artar.

    2)Çocuğunuzun konuşma bozukluğuna üzülmeyin,şimdilik onun  konuşma şeklinin böyle olduğunu ve her şeyin normal olduğunu kabul edin.

    3)Eğer sol elini kullanıyorsa sağ elini kullanması için zorlamayın.

    4)Beceriksiz ya da yanında iki ayrı lisan kullanmayın,konuşmayı öğreneme devresindeki bir çocukta bu durum olumsuz etki yapacaktır.

    5)Grup içindeki oyunları beceremiyor diye kaygılanmayın,insanlarla ilişki kurabilmesi için yardımınıza ihtiyacı olduğunu unutmayın.

    6)Yetersiz konuşmasının üstesinden gelmesi için,diğer yollardan başarı kazanması için zorlamayın.

    7)Daha düzgün ve akıcı konuşan kardeşleri veya yaşıtları ile asla kıyaslamayın,

    8)Problemin ikinci bir kazanç olarak kullanmasına yol açacak davranışlardan kaçının (bozuk konuşarak ilgi çekme isteğini yaptırma gibi)

    9)Size bir şey söylemeye çalışırken dikkatinizi ona verin.Çocukların bir çoğu kendisini dinleyen kişi dikkat etmediği zaman güçlük çekerler.

    10)Akıcı konuşan kişilerle rekabet ortamı hazırlamayın,böyle  durumlarda çocuklar fazlası ile bocalar.

  • Çocuklarda Teknoloji Bağımlılığı

    Çocuklarda Teknoloji Bağımlılığı

    Eskiden oyun oynamak için çocukların ihtiyacı olan basit nesnelerdi. Dönen, birleştirilebilen veya renkli sade eşyalar oyunun içeriğine göre sembolleştirilirdi. Oyunların çoğunluğu için ise herhangi bir şeye bile gerek yoktu. Kuralları koyan ve değiştiren çocuklardı. Eğer oyun oynamak için bir eve ihtiyacımız varsa, “Burası evmiş.” gibi bir varsayım hayal gücümüzün harekete geçmesine yeterliydi. Gerçekten ihtiyacımız olan tek şey, oyun arkadaşlarıydı. Endüstrinin gelişimiyle oyuncakların sayısı ve vasfı da arttı. 80 ve 90’ların çocukları hayal güçlerine yardımcı olan oyuncaklarla tanıştı. İlk dönem oyun konsolları da, oyun oynamanın şeklinde değişiklikler meydana getirse de, doğasına zarar verecek etkilere sahip değildi. Gelişim psikologlarına göre gerçek dünyaya ait ve yarı teknolojik bu oyunlar sağlıklı gelişim için gerekli olan sosyal etkileşimi, yaratıcılığı, hayal gücünü ve gerçek dünyayla, doğayla olan bağımızı sağlıyordu. 10-15 yıl gibi kısa bir sürede iPadler, akıllı telefonlar ve Xboxlar, “elektronik kokain”, “dijital eroin” olarak anılmaya başladı.

    Çocuğumuz kitap okumak, arkadaşlarıyla birlikte futbol, basketbol, misket, saklambaç veya lego oynamaktan heyecanlanırken, özellikle Minecraft, Counter Strike, League of Legends, Dota gibi oyunların başından kalkmaz oldu. Bu sandığımız kadar kötü bir şey mi yoksa yalnızca yeni bir oyun çağına mı giriyoruz?

    İlkokul öncesinde veya bazen konuşmayı bile öğrenmemiş çocuklarımızın eline teknolojik aletler veriyoruz. Çocuklarımız ilk önce başka şeylerle ilgilenmeyi bırakıyor. Yalnızca tek bir oyuna odaklanıyor. Oyunlarda gerçek hayatta rastlamadığı şiddet öğelerine maruz kalıyor. Kendisini ve evreni keşfetme yolu kıyamet sonrası bir dünyada canavarları öldüren bir karakter üzerinden ya da en kısa sürede en çok adamı öldüren bir terörist üzerinden gerçekleşiyor. Oyunu elinden almak isterseniz öfke nöbetleri geçiriyor. Ebeveynlerine karşı çirkin kelimelere hatta şiddete başvurabiliyor. iPad elinde değilken hiçbir şeyle ilgilenmeden, dalgın, cansız ve sıkılgan bir şekilde çevresini izliyor. Bir gün size oynadığı oyunu rüyasında veya gözlerini kapattığında gördüğünü söyleyebilir. Geceleri yatağında, gözleri kan çanağı ve transa girmiş bir şekilde onu ekrana bakarken bulabilirsiniz.

    Bu yeni bir oyun çağı değil, sandığımızdan da kötü bir uyuşturucuyla karşı karşıyayız. Beyin görüntüleme teknikleri ışığında anlıyoruz ki, bu aletler kokain ve eroin gibi uyuşturucularla aynı bölgeleri etkiliyor. Yürütücü işlev ve dürtü kontrollerinin gerçekleştiği frontal korteksle, dopamin gibi iyi hissetmemizi sağlayan nörotransmitterler dijital uyuşturucaların etkisi altında. Beyindeki bu değişimler, çocukların okumaktan, bilimle ve doğayla ilgilenmekten, spor yapmaktan aldığı zevki yok ediyor. Dolayısıyla arkadaşlarıyla beraber olmak da onlar için çekici bir şey olmaktan çıkıyor.

    Ekrana bakmanın depresif duyguları arttırdığına, kaygı ve agresyonu perçinlediğine dair araştırmalar mevcut. Çocuklar gerçeklikle bağını kaybederek psikotik semptomlar da gösterebiliyor. Bağımlılık çalışan uzmanlar, meth ve kokain gibi ağır maddelerin tedavisinin, oyun ve sosyal medya bağımlılarından daha kolay gerçekleştiğini söylemektedir. Tedaviye başlamadan önce, ekran vasıtasıyla aşırı uyarılmış sinir sisteminin detoks yapması gerekir. Ağır vakalarda televizyondan bile ayrı kalmalıdır. Bu süreç 4-6 hafta arasında sürecektir. Uyuşturucu bağımlısı bir kişi, bu maddelere maruz kalmadan günlü hayatını geçirebilirken, ekrana ve teknolojiye denk gelmeden yaşamak bir hayli zordur.

    Çocuklar tam bağımlı olmadan onları başka şeylere yönlendirmemiz gerekmektedir. 12 yaşına kadar iPad ve bilgisayar kullanmamasına çalışmalıyız. Ekrana bakmadan oynana oyunları beraber oynarak, onlardan nasıl zevk alınacağını öğretmeli, arkadaşlarıyla ve dünyayla organik bir ilişkinin nasıl kurulacağını onlara tattırmalıyız. En önemlisi ise çocukları yalnız bırakmamak. Teknolojiye yönelen çocuklar, genelde yalnız bırakılan ve izole edilmiş çocuklardan meydana gelmekte.

  • Aşı ve aşı yapılırken nelere dikkat edilir?

    Aşı hastalık yapma yeteneği yok edilmiş bakteri veya virüslerin yada bakterilerin zehirli toksinlerinin etkilerinin yok edilmesiyle elde edilmiş biyololojik maddelerdir.hayvanlara ve ya insanlara uygulandığında hastalığın ortaya çıkmasını ve hastalıkların kötü etkilerinin oluşumunu engeller. Aşıdan sonra oluşan antikorlar vücutta uzun süre kalırlar.Mikropla karşılaşma anında mikrobun vücuda girmesine engel olarak hastalık oluşmasını engellerler.

    AŞI YAPILIRKEN NELERE DİKKAT EDİLİR?

    1.Aşı belli aralıklarla yapılamalıdır.aşı aralarındaki süreye dikkat edilmelidir.Aşılar 1-2 ay aralarla yapılmalıdır. 2.Aşı bu konuda eğitim görmüş yetkili bir sağlık personeli yada hekim tarafından yapılmalıdır.Eczaneden aşı alarak herhangi bir yerde aşı yapılması kesinlikle doğru değildir. 3.Aşıdan evvel bebekler ve çocuklar mutlaka sağlık kontrolünden geçirilmelidir.ateşli durumlarda yada enfeksiyon hallerinde aşı ertelenir.Hafif ateş aşıya engel değildir. 4.Aşının yan etkileri hekiminiz tarafından belrtilmelidir.Aşıdan sonra karşılalaşılacak problemlere karşı bilinçli olmalısınız 5.Bir yada birkaç aşı aynı anda uygulanabilr,hiçbir sakıncası yoktur.

    AŞI TAKVİMİ aşılar bebeğin doğumu ile başlar.

    1.HEPATİT B AŞISI Hepatit B aşısı bebek doğar doğmaz yapılmalıdır. Eğer annede hepatit B taşıyıcılığı varsa aşı ile birlikte hiperimmun gammaglobülün uygulanır. Aşının 2. dozu 1 ay sonra 3 dozu 6 ay sonra yapılır. Aşının yan etkisi yoktur. Kas içine uygulanır. Aşı sağlık bakanlığının ulusal aşı takvimi programına alınmışır. Sağlık kuruluşlarında ücretsiz yaptırılabilir.

    2.BCG AŞISI 2. Ayda uygulanır tek doz yapılır. 5 yaşında ppd kontrolü ile tekrarlanır. Aşıdan 3-4 hafta sonra aşı yerinde kızarıklık ve kabuklanma görülür. Bu aşının tuttuğunu gösterir. Bazen aşıdan sonra koltuk altında bcg adeniti dediğimiz bir şişlik görülebilir. Böyle durumlarda hekiminize başvurmak gerekir.

    3.DİFTERİ-BOĞMACA-TETANOS-ÇOCUK FELCİ-HİB AŞISI 5 li karma aşı dediğimiz aşıdır. İlk dozu 2 ayda BCG aşısı ile beraber uygulanır. 1-2 ay aralıklarla 3 kez yapılır. 18 ayda ve 5 yaşta tekrarlanır. Ulusal aşı takviminde hib aşısı bulunmaz.. Aşı bazen ateşe neden olabilir. Ateş düşürücü ile kontrol altına alınabilir. İthal aşılarda yan etki son derece azdır..

    4.PNÖMOKOK AŞISI Zatürye aşısı olarak da bilinir. Gelişmiş ülkelerde 2-3 yıldan beri her bebeğe uygulanmaktadır. Ülkemizde bir yıldan beri yapılmaktadır. 1-2 ay ara ile 3 defa yapılır 1 yıl sonra rapel dozu tekrarlanır. Pnomokoklar bebeklerde ve çocuklarda zatüryeye sinüzite orta kulak iltihabına kana geçerek ağır ciddi enfeksiyonlara neden olabilir. Dünyada her yıl 5 yaşın altında bir milyonun üzerinde bebek pnömokok enfeksiyonları ile yaşamlarını kaybetmektedir. Bu da aşının ne kadar gerekli olduğunun bir kanıtıdır. Sağlık bakanlığının ulusal aşı takviminde yoktur.

    5.KIZAMIK-KIZAMIKÇIK-KABAKULAK AŞISI Üçlü karma denilen aşıdır. 1 yaşında ilk dozu uygulanır. 5 yaşta rapeli yapılır. Eğer kızamık salgını varsa 9 aydan itibaren tek olarak kızamık aşısı yapılır 15.ayda üçlü aşı tekrar edilir. Kola kas içine uygulanır. Ulusal aşı takvimine girmiştir. Sağlık kuruluşlarında yaptırılabilir. Yan etkisi yoktur denecek kadar azdır. Bazen kızamığa benzer döküntüler 3-4 gün sonra hafif bir ateşle görülebilir.

    6.SU ÇİÇEĞİ AŞISI Tek doz olarak cilt altına uygulanır. 12 aydan sonra yapılır. Ulusal aşı takvimine henüz girmemiştir.

    7.HEPATİT A AŞISI Ülkemizde 2 yaşından sonra 6 ay ara ile uygulanır. Kas içine yapılır. Yan etkisi yoktur. Gelişmiş ülkelerde 1 yaşından sonra uygulanabilmektedir.

    8.GRİP AŞISI Son yıllarda bebeklik döneminde de uygulanmaya başlanmıştır. 3 yaşın altında 2 doz halinde yarımşar olarak bir ay ara ile uygulanır. 3 yaşın üzerinde tek doz uygulaması yeterlidir. Rutin bir aşı değildir.

  • Vajinismus

    Vajinismus

    Erkek cinsel organının vajinaya girişi denendiğinde vajinanın dış üçte birini çevreleyen kaslarda sürekli biçimde istemsiz kasılmalar olması ve bu kasılmaların cinsel birleşmeyi olanaksız kılması ya da güçleştirmesidir. Söz konusu bu kasılmaları kadın kendi isteğiyle yapmaz, üzerinde kontrol sağlayamaz ve kendisi geçiremez. Diğer bir deyişle, vajinismus vajinanın girişindeki kasların kadının kontrolü dışında, istemsiz kasılmasıdır.

    Kasılma dışında başka belirtiler de var mıdır?
               Vajinismusta bazen bedenin çeşitli bölgelerinde kasılmalar görülebilir. Kadın bilinçsiz bacaklarını kapayabilir. Bazen korku, titreme, terleme, çarpıntı, bulantı, ağlama, nefes alamama gibi belirtiler de eşlik edebilir.

    Vajinismuslu kadınlarda görülen ortak inanışlar nelerdir?
               Vajinismuslu kadınları değerlendirdiğimizde benzer yanlış inanışlara sahip olduklarını söyleyebiliriz. Bunlar;

    • Vajinam çok dar, penis çok büyük vajinama giremez.

    • Vajinamın girişinde duvar gibi engel var.

    • Cinsel organım iğrenç ve utanç verici.

    • Kızlık zarım kalın, parçalanacak.

    • Vajinam parçalanır.

    • Vajinam çok kanar, çok acır.

    şeklinde sıralanabilir.

    Vajinismus sadece ilk gece mi ortaya çıkar?
               Çoğunlukla ilk cinsel birleşme sırasında istemsiz kasılmalar sonucu cinsel birleşmeye olanak vermeme ve bu durumu yineleme şeklinde görülür. Bu “primer (birincil) vajinismus”tur.
    Ancak daha önce cinsel birleşme yaşantısı olmuş ve sonrasında vajinismusu geliştirmiş kadınlarda “sekonder (ikincil) vajinismus” olarak adlandırılır. Yani vajinismus daha önce ilişkiye girmiş kadınlarda da ilerleyen süreçte görülebilir.

    Vajinismusun nedenleri nelerdir?

               Cinsellik konusunda yukarıda da saydığımız yanlış inanışlar ve tabular vajinismusun gelişmesinde büyük rol oynar. Cinselliği konuşmanın, merak etmenin, öğrenmenin -ne yazık ki- ahlaksızlık sayıldığı ülkemizde kadınlar bu konuyu öğrenmek için çaba göstermemektedir. Baskıcı aile ortamında yetişen ve cinsellikle ilgili yanlış inanışlarla büyüyen kadınların içselleştirdiği korkuların ve tabuların vajinismusa zemin hazırladığı söylenebilir. Bununla beraber vajinismuslu kadınların cinsel birleşme yaşayamamalarının altında yatan sebeplere
    baktığımızda; cinsel taciz, hamile kalma korkusu, lezbiyen cinsel eğilimler de karşımıza çıkabilir. Daha önce cinsel deneyimi olmasına rağmen sonradan vajinismus geliştirmiş kadınlarda ise yaşanmış kötü deneyimler (doğum, kürtaj, düşük, tecavüz, ağrılı cinsel ilişki, zorlu ameliyat ya da jinekolojik muayene gibi) neden olabilir.

    Vajinismusun tedavisi var mıdır?
    ​    Vajinismus tedaviye en iyi ve en kısa sürede yanıt veren bir cinsel işlev bozukluğudur. Dolayısıyla, vajinismusun tedavisi vardır.

    Vajinismus tedavisinde uygun olmayan yaklaşımlar nelerdir?
    • Kızlık zarının operasyon ile alınması kadının korkusunu yenmesine yardımcı olmaz.
    • Uyuşturucu pomat kullanımı cinsel birleşmeyi sağlamanın aksine kadında ve erkekte cinsel uyarılmayı engeller ve cinsel isteksizliğe, ereksiyon sorununa yol açabilir.

    • Alkol alımı yararsız bir yaklaşımdır. Alkol bilinçaltındaki kaygıların, korkuların yok olmasını sağlamaz.

    • Tek başına kaygı giderici, ağrı kesici ilaçların kullanımı, cinsel birleşmeden korkan ancak kasılmaları olmayan kişilerde geçici çözüm olabilir. Vajinismus vakalarında yararsız
    bir yaklaşımdır.

    • Tek başına hipnoterapi, hastanın bilinçli kontrolüne yardımcı olmayacağı için etkili değildir.

    Vajinismus tedavisi nasıl yapılır?
    ​    Vajinismus hastalarında öncellikle amaç, kişilerdeki yanlış inanışların düzeltilmesi ve cinsellikle ilgili doğru bilgilerin verilmesidir.

    ​    Vajinismuslu kadınların tedaviye eşleriyle gelmesi tedavinin daha etkili olmasını sağlar. Sorun sadece kadının sorunu değildir. Ve eşinin desteğine, sevgisine ve ona güvenmeye ihtiyacı vardır.​ Aynı zamanda eşin ön sevişme ile güven vererek kadını cinsel
    ilişkiye hazırlaması gerekmektedir. Tedavi süresince gösterilen çabayı eşin desteklemesi ve pekiştirmesi en iyi sonuca ulaşmada etkili olacaktır.

    Vajinismus tedavisi için cinsel terapi gerekmektedir. Vajinismus, tedavisi çok uzun sürmeyen bazen 3-4 seansla çözümlene bilen ancak tek seansla çözümlenmeyen bir hastalıktır.

        Cinsel terapide, çoğunlukla partnerle birlikte haftada bir seans görüşme yapılır. Seanslar sırasında cinsel bilgi verilir. Tedavide etkili şekilde kullanılan birtakım egzersizler belirlenir, anlatılır ve sonraki seansta sonuçları değerlendirilmek üzere ödev olarak verilir. Vajinismus tedavisinde öncelikle cinsel birleşme yasağı konur ve tedavinin sonuna kadar bu kurala uyulması istenir. Aşamalı olarak adım adım ilerlenir. Tedavide karşılaşılan güçlükler, dirençler terapist yardımıyla aşılır. Tedavinin son aşamasında cinsel birleşme yasağı kaldırılır ve cinsel birleşmenin gerçekleşmesiyle tedavi başarılı şekilde sonlandırılır.

        Tedavi sırasında kullanılan egzersizler şunlardır:

    • Vajeni tanıma egzersizleri

    • Kendi kendine masaj yaparak hazza odaklanma egzersizleri

    • Kasların kontrol edilmesine yardımcı olmak amacıyla Kegel Egzersizi

    • Aşamalı genişletme egzersizleri