Etiket: Tek

  • Ruh Bankası

    Ruh Bankası

    Bilirsiniz hepimiz hayat boyu hem kendimiz hem de sevdiklerimizin için seçimler yaparız. Bunlar bizim bilinçli veya bilinçdışı yaptığımız seçimlerdir. Bu yaptığımız seçimler doğrultusunda hedefler belirler, planlar hazırlar ve yatırımlar yaparız. Bu yatırımlar genelde ev, araba, dükkan, altın gibi maddiyat merkezli olur.

    Peki hiç ruh halinize yatırım yapmayı denediniz mi? Şöyle sorayım; ruh haliniz kötü olduğu zaman maddiyat merkezli yatırımların keyfi çıkar mı? İçinizde geçmek bilmeyen yoğun kaygı duygusuyla yüksek fiyatlı paralara satın aldığınız evin içinde otururken ne hissedersiniz? Yada depresif  bir ruh hali içindeyseniz gördüğünüz deniz manzarası size ne kadar huzur verebilir? İşte tam da bu yüzden ruh sağlığınıza yaptığınız yatırımlar her şeyden daha önemli ve ruh sağlığınıza vereceğiniz emek kendinize yapacağınız en büyük yatırım! Ruh sağlığına yapılan  yatırım kelimesinin artık Türkçe karşılığı da var; ‘’PsychoBank’’ yani Ruh Bankası.

    Gelin bu bankaya kazandıranları, kaybettirenleri, bankadaki dalgalanmaları, krizleri, riskleri ve bankadaki hareketsizliğin nedenini beraber inceleyelim:

    KAZANDIRANLAR                                                                        KAYBETTİRENLER

    Bedenine iyi bakmak                                                                            Sağlıksız beslenmek

    Her gün yeni bir şey öğrenmek                                                            Beynini monotonluğa alıştırmak

    Kendini sevmek   ve değerli görmek                                                    Sürekli kendini suçlamak

    Kötü duygu atmaya çalışanlardan uzaklaşmak                                    Negatif insanlarla beraber olmak

    DALGALANMALAR: PsychoBank piyasası bazı dönemlerde dalgalanıyor.  Kişi kendi yaşamamış olsa bile televizyonda veya radyoda duyduğu bir habere yada yakın olduğu insanların başına gelen olaylara gereğinden  fazla üzülebiliyor. Kişinin böyle durumlarda üzülmesi normal bir durum olmakla beraber üzüntü iki-üç günü geçiyorsa burada kişinin, o üzüldüğü olayda kendine ait derin ve onarılmamış bir mesele gördüğünü düşünebiliriz.

    RİSKLER: Yaş ilerledikçe Psychobank piyasasında riskler de artabiliyor. Örneğin;  10 yıllık evli bir çift sorunlarını çözmek yerine ertelediği için yıllar sonra  ufak bir kavga nedeniyle birbirlerinden tek celsede boşanmak isteyebiliyor. Yaş ilerledikçe kişiliğimizin değişmesi de zorlaştığı için, ruhsal sıkıntılara zamanında gerekli müdahaleyi  etmezseniz zaman geçtikçe bardak taşacak ve kişi daha zor durumlarda kalacak. Hesabınızda yeteri kadar bakiye yokken karşılıksız çek yazmaya çalışmanız gibi…

    KRİZLER: Ölüm, göç etme, sevgiliden ayrılma, doğal afet, kaza geçirme gibi yoğun stresli durumlar Psychobank  piyasasında yoğun krizlere neden olabiliyor. Eğer bu kriz Psychobank’ın işlevselliğini uzun bir süre boyunca bozuyorsa  gerekli müdahale bir uzman tarafından mutlaka yapılmalı.

    PİYASADA HAREKETSİZLİK: Psycobank piyasasında her şey sürekli aynı şekilde devam ediyorsa bu durum kişinin  beyninde de düşünce tembelliğine yol açıyor. Üstelik kişi bu hareketsizliği giderirse risk ve krizlerle karşılaşma olasılığı daha da düşük oluyor. Bu hareketsizliği önlemek için yapılması gereken kişinin kendisine hem fiziksel hem de ruhsal anlamda iyi gelecek şeyleri keşfedip tekrarlaması.

    Bankanızın  hortumlanmaması ve batmaması ümidi ile…

  • Panik Atak

    Panik Atak

    Ara ara tekrarlayan ve insanı dehşet içinde bırakan korku nöbetleridir. Panik atağın en temel özelliği beklenmedik bir anda ortaya çıkmasıdır. Hastalarımızın çoğu zaman “kriz” adını verdiği bu nöbetlere biz “PANİK ATAĞI” diyoruz.
    Panik Atağı, birdenbire başlar, giderek şiddetlenir ve 10 dakika içinde şiddeti en yoğun düzeye çıkar; çoğu zaman 10-30 dakika (seyrek olarak da 1 saate kadar) devam ettikten sonra kendiliğinden geçer.

    Panik atak belirtileri nelerdir?
    Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma,
    Çarpıntı, kalbin kuvvetli ya da hızlı vurması
    Terleme,
    Nefes darlığı ya da boğulur gibi olma,
    Soluğun kesilmesi
    Baş dönmesi, sersemlik, düşecek ya da bayılacak gibi olma
    Uyuşma ya da karıncalanma
    Üşüme, ürperme ya da ateş basması ,
    Bulantı ya da karın ağrısı
    Titreme ya da sarsılma
    Kendini ya da çevresindekileri değişmiş, tuhaf ve farklı hissetme
    Kontrolünü kaybetme ya da çıldırma korkusu
    Ölüm korkusu
    Bu belirtilerden en az 4 ya da daha fazlası oluyorsa buna panik atak diyoruz. Dörtten daha az belirtiler görülüyorsa Kısıtlı Panik Atağı tanımını kullanırız.

    Panik Ataklar Nasıl Oluşur?
    Korku aslında tehlikeli durumlarda bize avantaj sağlayan bizi korumaya yönelik hizmet eden gerekli bir duygudur. Mesela, karşımıza bir hayvan çıktığında (kedi, köpek gibi…) korkarız. Korkuyla vücudumuzda sempatik sistemimiz devreye girer. Sempatik sistem tehlikeli durumlarda ya da tehlikeli olduğunu düşündüğümüz durumlarda alarm veren sorunla savaşmak ya da kaçmak için vücudumuzu hazırlayan bir sistemdir. Sonra;
    Hızlı nefes alıp vermeye başlarız: Bu da nefesimiz daralıyor ya da boğuluyormuş, soluğumuz kesiliyormuş gibi hissetmemize, göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissine neden olabilir.
    2. Kalp atışlarımız hızlanır:Çarpıntı hissedebiliriz ya da kalp atımlarımızı duyumsayabiliriz.
    3. Kan basıncımız artar ve kalbimiz özellikle kaslarımıza bol miktarda kan pompalar:Terleme, titreme ya da sarsılma, ateş basması hissederiz.
    4. Derimize daha az kan pompalanır:Uyuşma ya da karıncalanma hissetmemize yol açabilir.
    5. Sindirim sistemimize daha az kan pompalanır:Bulantı ya da karın ağrısı hissedebiliriz.
    6. Kanımızdaki oksijen artar karbondioksit azalır ve beyin kan sirkülasyonu değişir:Kendimizi ya da çevremizi değişmiş, tuhaf ve farklı hissetmemize, kontrolümüzü kaybedebileceğimiz korkusunun oluşmasına neden olabilir.

    Panik Bozukluğu Nedir?
    1. Tekrarlayıcı beklenmedik Panik Atakları ile
    2. Ataklar arasındaki zamanlarda başka Panik Ataklarının daha olacağına ilişkin sürekli bir kaygı duyma,
    3. Panik Ataklarının “kalp krizi geçirip ölme”, “kontrolünü yitirip çıldırma” ya da “felç geçirme” gibi kötü sonuçlara yol açabileceği inancıyla sürekli üzüntü duyma ya da Ataklara ve olası kötü sonuçlarına karşı önlem olarak (işe gitmeme, spor, ev işi yapmama, bazı yiyecek ya da içecekleri yeyip içmeme, yanında ilaç, su, alkol, çeşitli yiyecekler taşıma gibi) bazı davranış değişikliklerinin görüldüğü RUHSAL BİR RAHATSIZLIKTIR.

    Panik atak tek başına bir hastalık değildir. Panik bozukluğu hastalığının bir kriteridir.

    Agorafobi Nedir?
    Hastaların % 60 ‘ından fazlası, atakların geleceği yer ve durumlardan kaçınmaya başlarlar. Yalnız başına evde kalamaz, sokağa yalnız çıkamaz, taşıt araçlarına, asansöre binemez, dar sokak ya da köprülerden geçemez, pazar yeri, büyük mağazalar gibi kalabalık yerlere ya hiç giremez olurlar ya da ancak yanlarında birisi ile yoğun bir endişe ve rahatsızlık duyarak bu tür yerlere gidebilirler. Hastaların, yalnız başlarına “Panik Atağı” geleceğini zannettikleri yerlere gidememe, o tür yerlerde kalamama durumlarına Agoragobi adı verilir.

    Panik bozukluğu nasıl bir hastalıktır?
    Toplum içinde herhangi 100 kişinin yaklaşık 3-4’ü bu hastalığı ya daha önce geçirmişlerdir ya da halen bu hastalığı yaşamaktadırlar. Genellikle ilk kez 20-35 yaşları arasında başlar. Kadınlarda, erkeklere göre2-3 kat fazla görülür.

    Panik bozukluğu neden oluşur?
    Panik Bozukluğunun neden oluştuğuna ilişkin iki bilimsel açıklama vardır:

    1. Panik Bozukluğu, beynimizde nöron adı verilen sinir hücrelerinden salgılanan, heyecan ve duygusal yaşantılarımızı düzenleyen bazı beyin hormonlarının anormal çalışması sonucu oluşmaktadır.

    2. Panik Bozukluğu, günlük yaşantımızda yaptığımız bazı davranışlarımızın sonucunda ortaya çıkan ve tamamen “doğal ve zararsız” olan çarpıntı, terleme, nefes sıkışıklığı ya da baş dönmesi gibi bedensel belirtilerin, hasta tarafından kötü bir hastalığın belirtileri olarak değerlendirilmesi ve bunun sonucunda da “kalp krizi geçiriyorum, öleceğim”, “çıldırıyorum”, “felç olacağım” şeklinde yanlış yorumlanması ile oluşur.
    Panik bozuluğu tedavisinde neler yapılır?
    Panik Bozukluğu, tedavisi mümkün bir hastalıktır. Panik Bozukluğunun tedavisinde, beyin sinir hücrelerindeki bozuk olan hormon faaliyetlerini düzelterek panik ataklarını önleyen ilaçlar kullanılmaktadır. Hekim kontrolünde başlanan ilaçlar en az bir yıl kullanıldıktan sonra yavaş yavaş azaltılarak kesilecektir. Diğer kullanılan tedavi yöntemide bilişsel-davranışcı terapi teknikleridir. Bu terapide hastanın, aslında tamamen “zararsız”olan panik atağı belirtileri hakkındaki yanlış bilgi ve inanışlarının düzeltilmesi ve hastanın bu belirtiler ile korkmadan baş edebilmesinin öğretilmesi amaçlanır. Panik Atağı geleceğinden korktuğu için tek başına bulunmaktan kaçındığı yer ve durumlarla aşamalı bir şekilde tekrar tekrar karşılaştırılması, böylece korkularının üstüne gitmesi sağlanarak korkularını yenmesi amaçlanır.

  • “Hiç Psikoloğa Gitmedim, Merak Ettiklerim ve Aklımda Bazı Sorular Var”

    “Hiç Psikoloğa Gitmedim, Merak Ettiklerim ve Aklımda Bazı Sorular Var”

    Daha öncesinde psikoterapi sürecini deneyimlememişseniz, destek almak için kendinize uygun uzmanı seçme aşamasında merak ettikleriniz ve aklınıza takılan sorular olabilir. Yardımcı olmak adına kısa kısa bilgilendirmede bulunmaya çalıştım.

    Ne Zaman Psikologtan Destek Almalıyım?

    · ruhsal durumunuz sizi rahatsız ettiğinde;
    · sosyal, iş ya da aile hayatınızın akışında tıkanmalar olduğunda;
    · kolaylıkla yapılabildiğiniz işleri dahi yapmakta zorlandığınızda,
    · hayattan eskisi gibi zevk alamadığınızda
    destek almanız faydalı olacaktır.

    Psikoterapi aynı zamanda bir kendini tanıma ve değiştirme sürecidir. Bu yüzden terapi için bir ruhsal rahatsızlığınızın olması gerekmez. Bireysel gelişim ve değişiminize katkı sağlamak veya koruyucu amaçlı psikoterapi desteği alabilirsiniz.

    Destek alma kararını vermeden önce, yapılacak olan tedavi ve yöntemlerden haberdar olmak, hangi sağlık çalışanının ne görevi olduğu konusunda fikir sahibi olmak sorun alanınızı tanımlamanızda ve kendinize uygun tedaviyi bulmanızda size yardımcı olacaktır.

    Kimlerden Destek Alınabilir?

    Psikiyatrsit, psikolog, klinik psikolog ve psikoterapist psikoterapi hizmeti verebilir.

    Psikiyatrist Kimdir?

    Psikiyatrlar, tıp fakültelerinden mezun olup, Psikiyatri ihtisasını tamamlamış tıp doktorlarıdr. Psikiyatrlar, duygu, düşünce, davranış ve zihinsel süreçlerle ilgili hastalıkların tanısını (birincil tanı, ayırıcı tanı, eş tanı) tıbbi bir yaklaşımla ele alarak değerlendirir ve gerekli tedavi planını yapar. Bu tedavi planını yaparken, ilaç, EKG gibi yöntemleri kullanabilir ve gerektiğinde psikometrik test uygulaması, hastaneye yatış (hospitalizasyon), konsültasyon gibi gerekli yönlendirmeleri uygular. Psikoterapi eğitimi almış olan psikiyatrlar psikoterapi de yapabilirler.

    Psikolog Kimdir?

    Psikologlar, duygu, düşünce, davranış ve bilişsel süreçleri sistematik olarak inceleyen, bu alanlarda gözlem ve değerlendirmeler yapan, üniversitelerin Fen-Edebiyat Fakültesi, Psikoloji bölümlerinden 4 yıllık lisans eğitimini tamamlamış kişilerdir. Psikoloji biliminin pek çok alt alanı vardır. Bu alanların herhangi birinden yüksek lisans (uzmanlık) eğitimini tamamlamış kişilere “Uzman Psikolog” ünvanı verilir.

    Psikoterapist Kimdir?

    Psikoterapistler, psikoterapi eğitimini tamamlamış ruh sağlığı uzmanlarıdır. Psikoterapist, danışanın şikayetine göre gerekli tanısal yöntemleri kullanır (psikometrik testler, klinik tanı kriterleri vs). Bunun için gerekli yönlendirmeleri yapar ve uygun psikoterapötik yaklaşımı belirler ve sunar.

    Psikoterapi Nedir?

    Psikoterapi en genel anlamıyla duygusal, zihinsel ya da davranışsal bozuklukları ortadan kaldırmayı ya da azaltmayı hedefleyen tüm tekniklere ve yöntemlere verilen addır.

    Kökeni Yunanca’dan gelen psikoterapi kelimesi, psycho (akıl, ruh) ve therapy (tedavi, sağaltım) kelimelerinin bileşiminden türetilmiştir. Psikoterapinin hedef kitlesi sadece psikopatolojisi olan yetişkin bireyler değildir; çocuklar, ergenler, aileler, çiftler ve çeşitli gruplar da bu hizmetten yararlanabilir.
     

    Psikoterapi, sadece ruh ve akıl sağlığı ile ilgili bozuklukları tedavi etmeyi amaçlamaz; aynı zamanda iş, aile, okul gibi çeşitli alanlardaki yaşam güçlüklerini çözümlemeyi, psikolojik uyumu arttırmayı ve kişisel gelişime yardımcı olmayı da hedefler. Bunu yaparken de, çeşitli yöntem ve ekollerden yararlanır.

    Psikoterapi Seansı Nedir?

    Terapiyi etkileyen başka faktörler olmadıkça, terapist ve hasta işbirliği içinde terapinin sürecine birlikte karar verir. Bir seans, genellikle 50 dakika sürmektedir. Genellikle terapistiniz, ilk ya da ikinci seanstan sonra, sizin ilk seansta belirlediğiniz hedeflere ulaşmanızın ne kadar süreceği hakkında aşağı yukarı bir fikir edinir. Bazı danışanlar 6-8 seans gibi kısa bir süre için terapide kalır. Terapisi nispeten daha uzun süren problemlere sahip olan diğer danışanlar aylarca terapide kalabilir.
    İlk başta, danışanlar kriz döneminde olmadıkça haftada bir kere görülür. Bundan sonra, danışan ve terapist her iki haftada bir, sonra da her üç haftada bir terapiyi denemeye karar verirler. Seans aralarını yavaşça uzatmak, terapideyken öğrendiğiniz becerileri uygulamanıza yardımcı olur. Destekçi seanslar, terapi sona erdikten sonra 3, 6 ve 12 ayda bir tavsiye edilir.

    Tipik Bilişsel Davranışçı Terapi Seansı Sırasında Ne Olur?

    Terapi seansınız başlamadan önce, terapistiniz ruh durumunuzu değerlendirmek için sizden belirli formlar doldurmanızı isteyebilir. Depresyon, Kaygı ve Ümitsizlik Envanterleri, size ve terapistinize ilerlemenizi değerlendirmek için objektif bir yön vermeye yardımcı olur. Terapide terapistin yapacağı ilk şeylerden bir tanesi, bu hafta diğer haftalara göre nasıl hissettiğinizi saptamaktır.
     

    Terapist, size seans için konuşmak isteyeceğiniz meseleleri, bir önceki seansta olan önemli konuları ve gelecek haftada olabilecek temaları sorar. Sonra, terapist bir önceki seans sırasında konuşulanlardan size hangilerinin önemli göründüğünü, hafta boyunca yapabileceğiniz uygulamaları ve terapide değiştirmek istediğiniz bir şey olup olmadığını sorarak bir önceki terapi seansı ile bu haftadaki terapi seansı arasında bir bağlantı kurar.

    Seans sırasında, gündeme koyduğunuz problem ya da problemlere odaklanılır. Terapistiniz hem problemleri çözmeye yönelik teknikleri uygular hem de terapistinizle birlikte söz konusu meseledeki durumdaki inançlarınızın ve düşüncelerinizin doğruluğu değerlendirilir. Ayrıca yeni beceriler öğrenilir. Siz ve terapistiniz, seansın önemli noktalarını özetlersiniz ve sonunda terapistiniz sizden geri bildirim alır. Hem terapist hem de hasta oldukça aktiftir.

  • Depresyon Nedir? Nasıl Tedavi Edilir?

    Depresyon Nedir? Nasıl Tedavi Edilir?

    Depresyon, büyük bir üzüntü, endişe, suçluluk ve değersizlik hissetme, başkalarının uzaklaşma, uyku, iştah, cinsel istek kaybı ya da her zamanki faaliyetlere karşı ilgisizlik ile belirginleşen duygu durumdur.

    Hepimiz zaman zaman depresyon belirtilerini yaşarız fakat kişinin depresyon tanısı alabilmesi için belirli kriterleri karşılaması gerekir mesela en az iki hafta bu duyguda olunması gibi.

    Depresyondaki kişinin  zihinsel yetileri de bozulur. Okuduklarını ya da dinlediklerini çoğunlukla anlayamaz, unutkanlık, dalgınlık, dikkatsizlik veya odaklanamamak gibi yakınmaları vardır. Zihinsel enerji kadar konuşmak da adeta bir yüktür.  Az sözcük kullanarak monoton bir tonda konuşurlar. Çoğu zamanda susmayı tercih ederler.

     

    Kafaları kendilerine yönelik suçluluk ve pişmanlıklarla doludur. Fiziksel görünüm ve öz bakımlarını ihmal ederler. Çoğu zaman umutsuz keyifsiz kaygılı ve ümitsiz olabilirler. Ağlama hissi, kara kara düşünme, dalıp gitme, ağrı yakınmaları ( karın, baş, eklem ağrısı vb.), anksiyete, fobi ve sağlığıyla ilgili aşırı kaygılanma da görülebilir. Evlilik ya da yakın ilişkilerde problem çıkar çıkabilir. Alkol ya da maddi kötüye kullanımı artabilir. Depresyonun kaygı bozukluğu ile birlikte yaşanması sık rastlanan bir durumdur. Her ikisinde de olumsuz düşünceler hakimdir.

    Tedavi 

    Zaman, depresyondaki bireye ya da ona yakın olan kişileri ölçülemeyecek kadar daha uzun gelse de depresyon dönemlerinin çoğu birkaç ay içinde geçer. Çoğu depresyonun kendiliğinden geçebilmesi çok iyidir. Bununla birlikte depresyon çok yaygın olduğundan ve hem onu çeken hem de etrafındakiler için çok zedeleyici olduğundan, ayrıca depresyondaki kişinin intihar riski olabileceğinden tedavi edilmemesi düşünülemez.

    Orta düzey ve ağır depresyonda tıbbi uygulamalarla birlikte psikoterapi kullanılabilirken, hafif düzey depresyonda yalnız psikoterapi de etkili olabilmektedir.

    Dikkat !

    Bir kişinin depresyonda olup olmadığı, depresyonun ağırlığı, düzeyi, nasıl tedavi edileceğini, kişiye uygun tedavi teknikleri, sadece alanında uzman psikologlarca ya da psikiyatristlerce belirlenmelidir. Psikolojik problemler, deneyimsiz ve uzman olmaya kişilerce ele alınırsa çok daha olumsuz tablolarla karşılaşılabilir.

    Depresyon yaşayan kişilere, ne kadar zor olursa olsun kısa süreli de olsa günlük dışarı çıkmaları, açık havada yürüyüş yapmaları, giyim kuşam ve öz bakımı için zaman ayırmaları, özellikle kendilerine iyi gelebileceği kişilerle bir araya gelmeleri önerilebilir.

    Kişi kendisini ve hastalığını iyi tanımalı, zihnine hakim olan olumsuz beklenti ve düşünceleri tespit etmelidir. Çnkü bu düşüncelerin yerine daha gerçeğe uygun ve olumlu etki yaratabilecek düşünceler için kanıt toplamak çok yararlı olacaktır. Örneğin; kişinin aklında sürekli çok değersiz olduğunu, yaşamının anlamsız olduğunu söyleyen düşünceler olabilir. Bunun yerine, aslında değerli olduğunu gösteren, yaşamınında yararlı ve anlamlı olduğunu gösteren kanıtlar bulmak gerekir. Depresif  kişiler seçici biçimde olumsuz ve kötü görünen şeylere dikkatlerini yönelttiklerinden, pozitif olanla negatif olan faktörler arasında dengeleme ya da ayırım yapamayabilirler. Bu durumda rehber olmak ve doğru kanaldan düşünce üretmeyi öğretmek gerekir. Eğer hayattan beklentileri gerçekçi seviyede değilse, (örn: “herkes beni sevmeli”, “işlerim hep yolunda gitmeli”, “problemler karşısında ben savaşamam çünkü çok güçsüzüm” vb. ) bu takdirde bu inançlar gerçekçi biçime getirilmelidir.

    Unutmayınız!

    Yaşamda bu kadar netlik yoktur. Muhakkak belirsizlik ve kararsızlık içinde kalacağınz durumlar olacaktır. Ve yaşam her zaman kontrolümüz altında değildir. Problemler, kayıplar, başarısızlıklar, yetersizlikler, hayal kırıklıkları her insan için beklenen ve insani durumlardır. Bunlarla karşılaştığınızda ilk olarak kendinize telkin edeceğiniz şey, bu durumun zor olduğu, can sıkıcı ve zaman alıcı olacağı ancak asla sonsuza kadar sürmeyeceği yönünde olmalıdır.

    Depresyonla savaşınıza, umutsuzluk ve karamsarlık duygunuzla savaşmaktan başlayınız.

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Olan Çocukların Ailelerinde Görülen Psikolojik Sorunlar

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Olan Çocukların Ailelerinde Görülen Psikolojik Sorunlar

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) aşırı hareketlilik, dikkati sürdürmede güçlük ve yetersiz dürtü kontrolü gibi ana belirtilerin gözlemlendiği bir durumdur.  Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun görülme sıklığının, çocuk nüfusuna bakıldığında %3-5 arasında olduğu bildirilmiştir.

    Ülkemizde yapılan bir çalışmada dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun yaygınlığı %5 olarak bulunmuştur ve erkek çocuklarda daha sık görülür. Yakın bir zamana kadar dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, sadece çocuk ve ergenlere özgü bir durum gibi görülse de artık yetişkinlik döneminde de görülebileceği konusunda araştırmalar vardır. Hatta genetik yatkınlık ve ailede dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu öyküsü, çocukluk çağındaki teşhislerde önemli rol oynar.

    Yapılan araştırmalara göre, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların ailelerinde depresyon ve anksiyete (kaygı) belirtilerinin görülme sıklığı yüksek orandadır. Bunun yanı sıra, “panik atak” olarak bilinen panik bozukluk ve agorafobi (halka açık yerlerde bulunmaktan, açık alanda bulunmaktan korkmak) belirtileri de bu ailelerde yüksektir.  Panik bozukluk, Anksiyete bozukluklarından biridir. Anksiyete bozukluğu olan anne babaların çocuklarında, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı daha fazladır.

    Yapılan araştırmalar, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların ailelerinde görülen en yaygın hastalığın panik bozukluk olduğunu gösterir. Fakat genel olarak diğer anksiyete bozukluklarına sahip bireylerin çocuklarında dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun daha sık görüldüğünü gözler önüne serer.

    Depresif belirtiler taşıyan ebeveynler ve dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar arasında anlamlı bir ilişki vardır.  Bununla beraber dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların ailelerinde zamanla gelişen bir alkol ve madde kullanımı da zaman zaman görülür. Bu durum bağımlılık boyutunda değildir fakat bazı aileler tarafından sağlıksız bir başa çıkma yöntemi olarak kullanılır.

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar, dikkatlerini ve motor becerilerini arttırabilmek, dürtülerini kontrol edebilmek ve akademik başarılarını arttırabilmek için yoğun çaba sarfedebilirler. Anne ve babaların da psikolojik olarak sağlıklı bireyler olabilmesi, çocuklara oldukça yardımcı olacaktır.  Günümüzde anksiyete (kaygı) seviyesi oldukça yüksektir, depresif belirtilerin varlığı da fazladır. Bunun sebebi pek çok stresöre yani strese sebep olan olaya maruz kalmaktır.

    Depresyon ve anksiyeteden önce, en basit haliyle stresle başa çıkmak için çeşitli mekanizmalar geliştirmek oldukça önem taşır. Çocuklara yardımcı olmak isterken kendimizi ihmal etmememiz gerekir. Sosyal destek (aile, arkadaşlar, yakın ilişki kurulan diğer kişilerin varlığı), egzersiz ve sağlıklı yaşamı benimsemek stresle başa çıkmaya fayda sağlar. Psikolojik destek almak da sağlıklı bir yaşam sağlar. Çocuklara sorunlarında yardım edebilmek için bizlerin de fiziksel ve ruhsal açıdan sağlıklı bireyler olmamız gerekir.  Unutmayın, uçaklarda bile bir kaza esnasında hayatta kalabilmek için oksijen maskesini önce yetişkin kendine takar, sonra çocuğuna takar. Aileler sağlıklı olursa çocuk daha da sağlıklı bir birey olur.

  • Tatil Sonrası Sendromu

    Tatil Sonrası Sendromu

    Uzun bir bayram tatilini geçirdik. Herkes işlerinden uzun bir süre ayrılıp dinlendi, tazelendi, rahatladı. Zaten tatilin amacı da bu değil midir? Bir nevi reset atarız kendimize. Peki, tatil dönüşünde neden içimizde bir mutsuzluk, yorgunluk, isteksizlik olur? Bu tatillerin bize iyi gelmesi gerekmiyor muydu? İşte bu duruma tatil sonrası sendrom deniyor.

    Aslında ismi gayet açıklayıcı fakat ben yine de anlatayım.

    Tatil Sonrası Sendrom Nedir? Belirtileri Nelerdir?

          Tanısal anlamda ele almak gerekirse, uyum bozukluğuna dahil etmek doğru olur. Kişilerin tatil sonrası kendi yaşamına ve sorumluluklarına adapte olmakta güçlük çekmesi olarak açıklanabilir. Belirtileri ise; depresif duygu ve düşünceler, isteksizlik, enerjinin yokmuş gibi hissedilmesi, iştah ve uykuda düzensizlikler, eklem ağrıları, odaklama güçlüğü gibi birçok belirti sıralayabiliriz. Bu belirtilerin hepsi aynı kişide bulunmak zorunda değildir.

    Tatil Sonrası Sendromu ile Nasıl Baş edebiliriz?

    1. Geçiş Sürecini Yumuşatın

          Belki de bir yıl boyunca gitmenin hayalini kurduğunuz tatilinizin bitişi sizi üzebilir. Bu durumda ise süreci yumuşatmak en iyisi olacaktır. Örneğin tatilde yaptığınız aktiviteleri bulunduğunuz bölgeye uyarlayabilirsiniz. Hafta sonları için şehir içi geziler organize edin, yakınlarınızda bir havuz vs varsa iş çıkışlarında ya da hafta sonlarında yine buraları ziyaret edebilirsiniz. Akşamları yürüyüş yapın. Ev işlerinden bunaldıysanız yine haftada bir dışarıda yemek yiyip kendinizi rutin hayatınıza adapte edebilirsiniz.

    1. İşinizde Olumlu Şeylere Odaklanın

         İstifaların arttığı bu dönemi bir zarar görmeden atlatabilmenin en iyi yolu ise, işiniz ile ilgili güzel şeyleri tekrar hatırlamaktır. Bu egzersizi yazarak ta yapabilirsiniz. O işi neden tercih ettiğinizi, çalışma arkadaşlarınızda sevdiğiniz özellikleri, size kattığı ve katacağı şeyleri listeleyin. Bu sendromdayken olumlu şeyleri bulmakta zorlanabilirsiniz ama vazgeçmeyin.

    Bunlar gibi ufak şeylerle bu durumdan kurtulabilir, kendi rutininize geri dönmekte zorluk çekmezsiniz. Bunlara rağmen hala olumsuz duygulanımınız geçmiyor ve sizi olumsuz yönde etkilediğini düşünüyorsanız mutlaka bir uzmana başvurmanızı tavsiye ederim.

  • Ruh Sağlığınızı Korumanın Yolları

    Ruh Sağlığınızı Korumanın Yolları

    Dünyada şuan bile yüzlerce, binlerce kişi olumsuz yaşantılara, travmalara maruz kalıyor ve mutlaka bu yaşantılardan az ya da çok etkileniyorlar. Peki, neden hepsi psikolojik sağlıklarını kaybetmiyor? Hiç düşündünüz mü aynı olumsuz yaşantıyı deneyimleyen kişiler neden farklı tepkiler veriyorlar? Bazı kişiler kendi kendine başedebilirken, bazıları ise yıllar sonra bile yaşantının etkilerini taşıyorlar. Bunun sebebi genetik faktörler, çevresel faktörler… gibi bir çok faktörün birleşimi ile ilişkilidir.

    Şimdi birkaç madde de ruh sağlığınızı koruyabilmek için yapabileceğiniz kolay uygulanabilir yöntemlerden bahsedeceğim.

    1- Fizyolojik Sağlık

    Psikolojik sağlığı etkileyen faktörlerden birisi bedensel sağlığımızdır. Büyüklerimizin önce sağlık demesinin bir sebebi var. Peki, psikolojik ve fizyolojik sağlığın birbirini etkileyebildiğini biliyor muydunuz? Mesela tiroid hormonları olması gereken değerlerin dışındaysa bu durum sizin ruh halinizde de değişmelerin olmasını sağlayarak psikolojik sağlığınızı da etkiler. Eğer kendinizde sürekli bir mutsuzluk, halsizlik hissediyorsanız bunun nedeni hormonlarınız olabilir. Bir sağlık kuruluşuna gidip gerekli kontrollerden geçerek sorunun nedenini tespit edebilirsiniz.

    2- Nefes Egzersizleri

        Nefes egzersizi terimini mutlaka duymuşsunuzdur. Peki, nasıl yapabileceğinizi biliyor musunuz? Şimdi kısaca ufak ama çok etkili bir teknikten bahsedeceğim. Bu teknik özellikle bir olumsuz yaşantıya karşı öfkelendiğimizde en çok önerdiğimiz tekniklerin başında gelir. İlerleyen yazılarımda öfke kontrolünü nasıl yönetebileceğinizi de anlatmayı düşünüyorum.

        Öncelikle gözlerinizi kapatın, nefesinizi burnunuzdan almaya devam ederken 3’e kadar sayın. 2 saniye nefesinizi tuttuktan sonra ağzınızdan nefes verirken yine 3’e kadar sayın. Bunu 3 kere tekrarlayabilirsiniz.

        Bu kolay tekniği öfkelendiğinizde, kaygılandığınızda uygulayabilirsiniz.
     

    3- Sevdiğiniz İnsanlarla Vakit Geçirin

        Hayat boyu sevmediğimiz ya da yanındayken iyi hissetmediğimiz insanlarla bir arada olmak durumunda kalabiliyoruz. Örneğin iş arkadaşlarımız, komşularımız hatta bazen akrabalarımız…

        En azından boş vakitlerinizde sevdiğiniz ve yanlarındayken kendinizi iyi hissettiğiniz insanlarla beraber olmaya çalışırsanız, kendinizi daha mutlu, huzurlu ve arınmış hissedersiniz.

    Bunun yanında sevdiğiniz, keyif aldığınız aktiviteleri de yapmaya özen göstermek çok önemli. En azından haftada birkaç saatinizi yapmaktan keyif aldığınız aktivitelere ayırabilmeniz, sizin kendinize yapabileceğiniz ufak iyiliklerden biri olacaktır.

    4- Hayaller ve Hedefler

        Hayal kurmak çoğu insana iyi gelir ve umut verir. Fakat hayaller ve hedefleri birbirine karıştırmamak önemlidir. Hayaller konusunda istediğiniz kadar özgür olabilirsiniz, çünkü gerçek olamayacağını bilseniz bile onu düşünmek size iyi hissettirebilir.

    Hedef ise hayallerinizin eylem planıyla destekleyip hayata geçirilebilir haline denir. Bizi harekete geçirecek en önemli şey doğru motivasyon kaynağıdır. Motivasyon, insanın harekete geçmesi için en gerekli olan içsel gücünü ifade eder. Peki, hedefinizi kendiniz nasıl belirleyebilirsiniz? Öncelikle kendi yeteneklerinizin, becerilerinizin farkına varmanız ve bu yetilerden yola çıkarak yapabileceğiniz hedefleri belirleyebilmeniz gerekir. Sonrasında o hedefe ulaşabilmek için adımları netleştirip bir program dâhilinde hedefinize adım adım yaklaşmak kaçınılmaz olacaktır.

    Einstein’ın sevdiğim bir sözü bu konuyla ilişkili olacaktır. ‘’Aslında herkes bir dâhidir. Ama siz kalkıp bir balığı ağaca çıkma yeteneğine göre yargılarsanız, balık tüm ömrünü bir aptal olduğuna inanarak geçirecektir’’.

  • Zeka gelişimi

    Çocukluk çağında zeka ve bilişsel gelişmeyi açıklayabilmek için Piaget teorisini bilmek gerekir. ( Dr Piaget ilk defa zeka kavramını kulanan ve tanımlayan İsviçreli bilim adamıdır)

    Bu teorinin esasını operasyon yani işlem oluşturur. Yani çocuk başladığı yeri bilir.İşlemleri öğrenmek çocuklar için zeka gelişiminin bir göstergesidir.

    Diğer bir unsur ise çocuk öğrendiği bir şekli veya düşünceyi eski öğrendiklerin e ekleyebilir. Buna uyum adı verilir. Yani bebek her şeyi ağzına götürerek algılar, ve tüm yeni objelerde aynı hareketi tekrarlar. Aynı zamanda yeni bir eşyaya karşı uyum da gösterir. Örneğin iki yaşındaki bir çocuk eline aldığı mıknatısı- eski şemaya göre-önce ağzına götürür. Ama daha sonra mıknatısın işlevini keşfettiği andan itibaren o işlevi uygular ve dener.

    Piaget in teorilerine göre zeka gelişimi 4 ana dönemde incelenir:

    1.Duyu.motor gelişim:( 0-18ay)

    İlk aylarda kendini emme refleksi ile gösterir. Bir sonraki ayda hareketler tekrarlanır.Örneğin emmenin tekrarlanması gibi. Daha sonra çocuk sonucu kendine ilginç gelen hareketleri tekrarlar. Örneğin yatağın kenarındaki zıplayan oyuncağı zıplatana kadar çocuk bacaklarını çırpar.7.ay ile 10.ay arasındaki dönemde çocuk basit çözümler dener. Örneğin yastığın arkasındaki oyuncağı alabilmek için yastığı yere atar.11.ile 18.ayda deneme yanılma hareketleri başlar. Yani aynı hareketleri farklı objelere dener. Önceden yastığı yumruğu ile yere atıyorken şimdi ayakları ile yere atmaya çalışır. Son dönemde ise yeni ardı ardına gelen hareketler bulur ve sorunlar için ilkel çözümler geliştirir.

    Duyu motor gelişim sürecinde obje devamlılığı gelişir. Çocukda ilk aylarda resimler vardır faj-kat çok fazla devamlılığı yoktur. Gelecek aylarda duyu gelişimi ile birlikte çocuk ojeleri daha iyi algılar, dokunur, çeperlerini ve sınırlarını tanımlar. Bu dönemin sonunda objeler görme alanından kaybolsalar bile çocuk için varlıklarını devam ettirirler.

    2.işlem öncesi dönem (18ay – 7yaş)

    Dil gelişimi ile paralel gelişir. Davranış biçimi sembolik bir karakter kazanır. Örneğin çocuk tahta parçaları ile bir arabaymış gibi oynar ve araba sesleri çıkarır. Bu objelerle sembolik olarak ilgilenme bu dönemin en belirgin özelliğidir.Çocuk bu dönemde objeleri daha sınıflayamaz.

    3.Belirli İşlem Dönemi ( 7-12 yaş)

    7 yaşından itibaren öğrenme deneme yanılma gibi rastgele metotlarla değil, belirli kurallar çerçevesinde gerçekleşir. Konseptler ve ardışık ilişkiler gelişir. Buna dayalı olarak çocuk objeleri ağırlıklarına ve büyüklüklerine göre sıralayabilir. Yavaş yavaş plan geliştirebilir ve bunu öğrenebilir. Tek ve çoğul kavramları gelişir. Bunun gelişmesi de matematiksel ilişkileri anlaması açısından bir koşuldur. Birçok olay öğrenme ve deneyim sonucu öğrenilir.

    4.Formal işlem dönemi (12yaşdan itibaren)

    Özet çıkarma, mantıklı düşünme ve uygulama dönemidir. Artık çocuk hipotezler üretebilir ve sonuçları karşılaştırabilir. Karışık işlemler sıraya konularak çözümlenebilir.

    Gençler kendi sorun çözme yeteneklerini geliştirirler. Sorum elemanlarını ayırt ederek sistematik olarak çözümler üretirler.Bunun sonucunda ileride kendi kendilerini daha iyi ifade ederler.

  • Öfkemi Nasıl Kontrol Edebilirim?

    Öfkemi Nasıl Kontrol Edebilirim?

    Öfke, kişi baskı altındayken, doyurulmamış isteklere karşı ya da beklenilmeyen durumlara verilen tepkidir. Öfke de sevinç ve korku gibi diğer duygular kadar normal, insani bir duygu çeşididir. Öfkeyi sağlıklı olarak yönetebilirsek, yıkıcı olmak yerine yapıcı bir sonuç elde edebiliriz. 

    Öfke kontrolünü sağlamakta zorlanan kişiler bu konuda yardım almaktan kaçınabiliyorlar. Fakat bu öfkeyi sağlıklı bir şekilde ifade edemeyince kişinin çevresindeki insanlarla olan ilişkilerinin bozulduğu gibi, kendisine fiziksel bir zararda vermiş oluyor. Sağlıklı bir şekilde ifade edilemeyen öfke kronik kalp damar hastalıklarından, baş ağrısına kadar pek çok sağlık sorununa yol açabiliyor. Şimdi bir kaç madde de başlangıç olarak öfkenin kontrol edilmesi ile ilgili ipuçları vereceğim.

    1- Nefes Almak

    Birinci madde de nefes almak yer alıyor. Bu madde size çok klişe gelebilir fakat nefes almanın etkisi ve gücü hala bilim insanları tarafından keşfedilmeye devam ederken bu önemli ve basit teknikten bahsetmezsek olmaz. Sizi öfkelendirecek olan bir durumla karşılaştığınız zaman, düşüncelerinizi durdurmaya çalışın, gözlerinizi kapatıp derin bir nefes alın. Nefesi diyaframdan almaya özen gösterin. Sadece nefesinize odaklanın ve havanın ciğerlerinize doluşunu hayal etmeye çalışın. Eğer gerçekten konsantre bir şekilde yaparsanız etkili olacağına emin olabilirsiniz. 

     

    2- Kendinizi Motive Eden Cümleler Kurun

    Öfkelendiğinizde kendinizi motive edecek cümleler kurun. Mesela; 

    – Sen kendini kontrol edebilecek güce sahipsin.

    – Önce konuyu anlamaya çalış. Nedenlerini sorgula.

    – Eğer karşındakini kırarsan sonunda yine pişman olacaksın.

    – Gerçekten bu duygunu kontrol etmek istersen yapabilirsin. Gibi…

    Bunları yaptınız ve hala öfkenizi kontrol edemediniz mi?

     

    3- Ortamdan Uzaklaşın

    Öfkelendiğiniz durum karşısında tüm bunları yaptığınız halde yine de sakinleşemediniz mi? Endişelenmeyin başlarda bunu başarmanız zor olacaktır. İlerleyen zamanlarda tekrar tekrar uygulandığında sonuç vereceğini göreceksiniz. Eğer öfkeniz üzerinde kontrolü sağlayamadıysanız ortam değişikliği yapmanız faydalı olacaktır. Çünkü o öfkeyle konuyu mantıklı değerlendirmeniz mümkün olmayacak ve karşınızdaki kişiyi kırma olasılığınız artacaktır. İzin isteyip ayrıldıktan sonra, empati yapmaya çalışın. Karşınızdaki kişiyi ve durumu anlamaya çalışın. Bazı şeyleri anlamlandırmak da bizi oldukça rahatlatır. 

    Umarız işinize yarayacak bilgiler edinmişsinizdir. Tüm bunlarda da sonuç alamadıysanız bir uzman desteğine başvurmanızı tavsiye ederim.

  • Erken Dönem Uyum Bozucu Şemalar

    Erken Dönem Uyum Bozucu Şemalar

    Erken dönem diye adlandırdığımız dönem bireyin çocukluk çağı veya ergenlik dönemindeki anılarının bilişte depolandığı dönemlerdir. Erken dönem uyumsuz şemaları kişinin genelleştirdiği olumsuz deneyimler olarak tanımlayabiliriz. Bu olumsuz deneyimler bilişlerden, duygulardan, inançlardan fiziksel yaşantılardan ve yaşanmış hatıralardan oluşmaktadır. Bu deneyimler aynı zamanda kişinin hem kendisi hem de başkasıyla olan ilişkileriyle değerlendirilebilir. Çocukluk çağında atılan ilk tohum, ergenlik zamanında yeşermektedir. Atılan tohum kişinin yaşamı boyunca boy gösterecek ve oluşan şemalarına dair farkındalığa ya da şemalarıyla başa çıkma becerilerine gore de işlevsellik gösterecektir.

    Çoğu zaman insanlar kendi şemalarının olduğu kişilerle daha yakın ilişki kurmaktadır. Buna hatta eş seçimi, daimi dostlukları da dahildir ve aslında bu durum kişinin kurduğu ilişki ve yaşanılan soruları düzeltme adına daha zor süreci doğurmaktadır. Eş şemaların birlikte olması adeta şemaların beslenimini arttırmaktadır.

    Erken dönem uyumsuz şemaların da içinde zaman ve oluşum açısından öncelik vardır. Kişinin benliğine en yakın olan şemalar genellikle anne, baba ve çocuğun olduğu kişinin hayata ilk başladığı yerde, ailesinde oluşmaktadır. Kişi aynı zamanda birlikte büyüdüğü ailesinin şemalarını da hayatında duygu ve davranışları arasına yerleştirmektedir.

    1.1.4. Erken Dönem Uyumsuz Şemaları ve Şema Alanları

    Young ve çalışma arkadaşları erken dönem uyum bozucu şemaları 18 taneyle sınırlandırmıştır. Bu alanlar genellikle derin araştırmalar, gözlemler ve klinik değerlendirmeler sonucunda en yaygın olanları belirlenerek oluşturulmuştur. Bir insan bir şemaya da birden çok şemaya da sahip olabilir.

    1.1.4.1.Ayrılma ve Reddedilme

    İlk alanımız olan ayrılma, reddedilme şeması kişinin güvenlik arayışı ve bağlanma çabalarıyla ilgilidir. Çocuğun ilk anlarından itibaren bakım ihtiyacı, güvenlik ve emniyet ihtiyacı ve bunların devamlılığı, sürekliliği ile ilişkilerinin kurulduğu alandır. Bu alandaki şemalara sahip olan bireyler aileleriyle, uzun ayrılıklar, istismarlar, hastalıklar, ölüm ve ölüm sonrası yas süreci, reddedilme gibi yaşantılara sahip olabilir. Ayrılma ve reddedilme alanında 5 farklı şema çeşidi bulunmaktadır.

    1.1.4.1.1. Terk Edilme ve İstikrarsızlık

    Bu şemaya sahip olan kişiler, hayatlarının bir döneminde ciddi güven kırılmaları yaşamış olabilir. Sevdiği değer verdiği birisinin ölümü, hastalığı ya da çocukluk çağında anne veya babanın evden ayrılması, boşanması bu şemanın oluşması için büyük tetikleyicidir. Bu şemaya sahip olan bireyler genellikle güvenilir olmayan terk edilme olasılığını hissettiği kişilerle ilişki kurarak şemalarını beslerler. Eğer terk edilme olasılıkları yoksa kendisini seven, düzenli, güvenilir, istikrarlı bir ilişkiye sahiplerse, yaşanılan küçük olaylarda dahi büyük sorunlar oluşturulabilirler ve bu sorunların ardından şöyle bir düşünce ortaya çıkabilir: “Bu sefer o terk etmeden ben terk etmeliyim!”    

    1.1.4.1.2.Güvensizlik ve Kötüye Kullanma

    Güvensizlik şemasına sahip olan kişiler, kendisini diğer insanlar tarafından sürekli bir tehlike gelebileceğini düşünürler. Başkaları tarafından bir aşağılanma, kötüye kullanım, kişinin değerlerinde saygısızlığa uğraması, yalan söylenmesi, zarara uğramak onlar için tehlike anlamına gelmektedir. Kişi tehlike olarak algıladığı bu durumları genellikle isteyerek, bilinçli yapıldığını düşünmektedir. Bu şemaya sahip kişiler genellikle kaygı sahibidirler. Bu şema çocukluk çağında yaşanan cinsel, fiziksel, duygusal ya da sözel kötüye kullanım sonucunda olabilir. Bu kötüye kullanım kimi zaman ebeveyn ya da akraba tarafından gelirken kimi zaman akran zorbalığıyla da gelebilir. Bu şema sahibi olan bireylerde hayata dair veya insanlara dair sürekli temkin arayışı içersinde oldukları gözlemlenmiştir. Bu kişiler hayatlarında verdiği kararlarda çok fazla risk almayı sevmezler.     

    1.1.4.1.3. Duygusal Yoksunluk

    Erken dönem uyum bozucu şemaların gelişmesinde 4 önemli etken olduğundan ve bunların başında temel ihtiyaçların gelmesinden daha önce bahsedilmişti. Temel ihtiyaçların arasına, kişinin hayatını sağlıklı bir şekilde idame ettirebilmesi için duygusal gereksinimler de gelmektedir. Bu duygusal ihtiyaçların yeterli miktarda kişide karşılanmadığında duygusal yoksunluk şeması oluşmaktadır.  Duygusal yoksunluk şeması bakım-ilgi yoksunluğu, empati yoksunluğu ve korunma yoksunluğu olmak üzere 3 şekilde görülmektedir. Empati yoksunluğu kişinin anlaşılması, dinlenmesi, kendini ifade edebilmesi, diğerleriyle duygularını paylaşabilmesinin eksikliğidir. Başkalarına ihtiyaç duyulan gücün, yönlendirmenin ve rehberliğin eksikliği ise kişiden korunma yoksunluğunu oluşturmaktadır. Sevgi, şefkat, dikkat, dostluk yoksunluğu ise bakım eksikliğini oluşturmaktadır.
    Bu 3 farklı sebepten doğan yoksunkluk kişide yoğun bir şekilde kendisini göstermeyebilir. Çoğu zaman bu eksikliği kişi hissetmemektedir. Çoğu zaman bu kişiler hayatlarını sorunsuz bir şekilde yürütmektedir.     

    1.1.4.1.4. Kusurluluk/Utanç

    Kişinin kendisini kusurlu, değersiz, utanç durumda, işeyaramaz, işlevsiz, itici şekilde görmesidir. Bu şemaya sahip kişiler için genellikle önemli ötekiler diğerlerinden daha önemlidir. Başkalarının gözünde nasıl oldukları, nasıl gözüktükleri onlar için çok büyük önem taşır ve tüm bunların yanında kimi zaman başkalarının onlar için ne düşündüğüne dair zihin okumaları yapabilirler. Bu şemaya sahip olan kişiler sürekli kendilerini başkalarıyla kıyaslamaktadır. Bu kıyas çocukluk çağında ebeveyn veya önemli ötekiler tarafından başlamış olabilir. Çocukluk çağında yaşadığı kıyaslama, utanç duruma düşürme gibi kötü deneyimler kişide değersizlik ve küçümsenmeyi etkin hale getirmiştir.     

     

    1.1.4.1.5. Sosyal İzolasyon/Yabancılaşma

        Bu şemaya ev sahipliği yapan kişiler, genellikle kendilerini diğer insanlara uzak ve onlardan farklı olduklarını hissederler. Bu kişiler, kendilerini bir topluluğa ait hissetmez. Bu şema genellikle ev hayatı dışında, dışarıda sosyal hayatında yaşadığı problem sonunda oluşmaktadır.  Bu şemaya sahip olan bireylerde genellikle kusurluluk şeması da görülmektedir. Sosyal izolasyonu olan bireylerde cesaret eksikliği olduğu için cesaretlendirme de yapılmalıdır.

    1.1.4.2. Zedelenmiş Özerklik ve Kendini Ortaya Koyma

    Bu alan şemalarına sahip bireylerin temel sorunları aileleri tarafından özerklik oluşturamaması ve başarı performans odaklı olumsuz deneyimleri sonucu yeni şemaların olumasına zemin hazırlamasıdır. Bu kişiler genellikle kendilerini bağımsız, güvensiz, başarısız ve dayanıksız hissederler. Yaşanılan olumsuz deneyimler kişide benlik ve kimlik algısının oluşmasını yavaşlatmaktadır. Kişi kendisini çoğu zaman yeterli hissetmeyecektir.

    1.1.4.2.1.Bağımlılık ve Yetersizlik

        Bu kişiler günlük yaşantılarında diğerlerinden yardım almadan çoğu işini yapamamaktadır. Hayatlarında gerçekleştirmek istediği çoğu şeyde başkasının yardımına başvuracaktır. Önemli kararı vereceklerinde, para harcamalarında, işe girmelerinde, uzun soluklu seyahatlerinde güvendiği kişilerin kararına kendilerini kaptırırlar. Ebeveynleri çocukluğunda bireyin yerine kararlar alıp kişiye sorumluluk yüklemediğinde ya da çocuklarından  aşırı beklentiye girdiğinde bu şema oluşabilir. Özellikle terapistin her dediğini yapmaya hevesli bireylerde bu şemanın oluşmasından şüphelenilebilir. Bağımlı kişilik bozukluğu olan kişilerde bağımlılık şeması olabilir.

    1.1.4.2.2. Zarar Görme ve Hastalıklara Karşı Dayanıksızlık

    Kişi hayatında her an kötü bir şeyin olmasına dair endişe taşır. Bu kişiler hastalanabilirim, bu olaydan kötü etkilenebilirim, dışarıdan bana bulaşıcı bir şey gelebilir ve ben bununla baş edemeyebilirim korkusunu yaşamaktaır. Bu kişiler dışarıdan gelebilecek felaketleri 3 farklı şekilde yaşayabilirler bunlar ilk olarak kalp krizi, nefes alamama, ölüm korkusu, AIDS olma, sinek ısırığıyla sıtma olma gibi endişelerin oluşturduğu tıbbi felaketlerdir. Kişi duygusal tepkilerle de dayanıksızlık gösterebilir bunlar da kendini kaybetme çıldırma olarak görünmektedir. Son olarak, dayanıksızlık şemasını çevresel faktörlerle de görebiliriz bu faktörler de içinde doğal afetleri, trafik kazaları, uçak düşmesi, asansör düşmesi gibi korkularla insanın karşısına çıkabilir. Bu hastalıkları yaşayan insanlar ve bu şema sahibi olan kişilerin ortak özellikleri hipokandriyasis yani hastalık hastalığı ve kaygı bozukluğu yaşanımının yaygın olmasıdır. Bu kişilerin ebeveynleri, çocukluk yaşamında yaşanabilecek tehlikeye karşı çocuğu korumaya kalkarak asıl zararı vermiş ve aslında çocuğu korumamış zedelemiştir.     

    1.1.4.2.3. İç İçe Geçme/Gelişmemiş Benlik

    Bu şemaya sahip kişiler hayatlarındaki bir kişiyle sosyal hayatında aşırı derecede ilgili ve birliktedirler. İç içe geçmiş kişileri bağımlı kişilerden ayıran özellik iç içe geçenlerin bu duurmdan aslında rahatsız olmasıdır. Başkasına bağlı hareket etmeyi, başkasına yapışık halde bir ömür geçirmeyi doğru bulmaz ve bunu boğulma olarak nitelendirirler. Bu şemaya ev sahipliği yapan kişilerde Obsesif Kompulsif Bozukluk sıklıkla görülmektedir.

    1.1.4.2.4. Başarısızlık

        Bu şemaya sahip olan bireyler çocukluk ve ergenlik dönemlerinde önemli ötekilerinden bakıcılarından olumsuz dönüşler almış ve sonrasında yapamayacağım başaramayacağım düşüncesini kendisine kabul ettirmiştir. Kişinin akranlarından, rakiplerinden veya çalışma sahasındaki kişilerden kendisini eksik, başarısız hissetmesi dahilinde başarısızlık şemasından şüpheleniriz. Sadece okul, iş hayatı değil, sosyal aktivite, spor, egzersiz, sanat gibi alanlarda da kişi kendisini beceriksiz, yetersiz, akılsız, yeteneksiz olarak algılamaktadır.

    1.1.4.3. Zedelenmiş Sınırlar
    Bu alan şemalarına sahip kişiler genellikle ailesi tarafından rahat büyütülmüş sınırlandırılmamış seberst bırakılmış sorumluluk yüklenmemiş kişilerdir. Toplum tarafından bu kişiler ötekiler tarafından “şımarık, şımartılmış” şeklinde parmakla gösterilmektedir. Ailelerin çocuğuna yüklediği sorumsuzluk, disiplinsizlik, serbestlik ileriki dönemlerde kişide iki farklı şema oluşturmaktadır.

    1.1.4.3.1. Haklılık ve Büyüklenmecilik    

    Bu şema sahibi kişiler, sıklıkla kendilerini çok özel hissederler. Kendilerinin diğer insanlardan farklı, üstün ve çok özel ayrıcalıkları olmaları gerektiğine dair inançları vardır. Bu kişiler için başarılı olmak, güçlü olmak, en ön sırada ön planda olmak, zengin olmak önem teşkil etmektedir. Kişinin güce, ön sıraya olan merakı kimi zaman empati yoksunluğu da oluşturmaktadır. Haklılık şemasına sahip olan kişilerde narsistik kişilik yapılanması görülmektedir.

    1.1.4.3.2. Yetersiz Özdenetim ve Özdisiplin

    Bu kişiler büyük olasılıkla bireysel denetimini disiplinini oluşturmakta zorluk yaşamaktadırlar. Çocuklarında istismar edilen ihmal edilen ailelerin çocuklarında denetim için sıkıntı yaşanmaktadır. Bu kişiler sabır konusunda da sıkıntı çekmektedir.

    1.1.4.4. Önemli Birine Yönelmek

    Adından da anlaşılacağı gibi bu kişiler gereksinimlerinin ehemmiyetini düşünmeksizin başkalarının gereksinimlerine daha çok önem verirler. Çocukluk çağında koşullu sevgiyle büyüyen sözel iletişimini güçlü sağlamayan kişilerde bu alan şemalarını daha fazla görülmektedir. Bu kişilerin hayatlarındaki en büyük görev diğerlerinin istek ve arzularını yerine getirip onu mutlu etmek olabilir. Böylelikle geçmiş yaşamalrında beslenmemiş karşılanmamış temel ihtiyaçlarını başkalarının ihtiyaçlarını karşılayarak telafi etmeye çalışırlar. Özsaygı, özbenlikten çok başkasına saygıya önemi vurgulayan bu alanda 3 şema tipi mevcuttur.

    1.1.4.4.1. Boyun Eğicilik

    Bu kişiler çoğu zaman kontrolü başkasında olsun isterken hayatlarında kendi kararlarından çok başkalarının kararlarına, fikirlerine sorgulamaksızın itaat ederler. Bu itaatlerinin altında aslında karşıdan alacağı tepkiden kaçınma bulunmaktadır. Bu kişiler genellikle kendi istekleri, gereksinimleri, fikirlerinin diğerleri tarafından önem görmeyeceği, alay edileceği, veya kabul edilmeyeceği algısı vardır. Bu kişilerde çocukluktan almış olabilecekleri şiddet ve saldırganlıkla boyun eğicilik şeması başlamış olup sonraki hayatlarında öfke patlamaları, agresif davranış, psikosomatik belirti şeklinde yüzeye çıkmaktadır.

    1.1.4.4.2. Kendini Feda

    Kişi kendi mutluluğu uğruna başkalarının mutluluğunu karşılar. Genellikle başkalarının acısına karşı duyarlıdırlar. Bu şemayı boyun eğme şemasından ayıran özellik başkalarının istek ve ihtiyaçlarına yönelirler ve onlara daha hızlı cevap vermiş olurlar. Onlar için her zaman diğerleri daha önemlidir. Başkalarının önüne kendilerini koyduklarında kendilerini aşırı suçlu hissederler.

    1.1.4.4.3. Onay Arayıcılık/Kabul Arayıcılık

    Başka insanların onayını alma uğruna uğraşlarını sürekli başkalarının istek arzu beklenti ve ihtiyaçları doğrultusunda gerçekleştirirler. Bu kişiler bazen hayatlarında önemli gördüğü yerlere gelebilmek, önemli gördüğü kişi gibi olabilmek için uğraş verirler.

    1.1.4.5. Aşırı Tetikte Olma ve Bastırılmışlık

    Bu Alana sahip olan kişiler yaşamlarını sürekli planlama yaparak geçirmeye çalışırlar. Kişide çocukluk ve ergenlik çağında anlık dürtülerinin, isteklerinin, arzularının bastırılması sonucunda hayatta sürekli hazır olda olunması gerektiği inancı oluşmuştur. Çocukluk çağında onların en büyük temel ihtiyaçlarından olan oyun oynamak ve ilgi görmek bu kişilerden mahrum bırakılmıştır. Bu mahrumiyet onlarda hayata dair olumsuz düşüncelerinin oluşmasına zemin hazırlığı yapmaktadır. Şemaların 18 alt tipinden son dördünü bu alanda inceleyeceğiz.

    1.1.4.5.1. Karamsarlık/Kötümserlik

    Kişi, hayatında geçmişte yaşadığı, şu an yaşadığı veya gelecekte yaşayacağı şeyler hakkında genel anlamda olumsuz düşüncelere sahipse karamsarlık şemasına sahip olabilir. Bu kişiler hayatlarında olumlu yönü bulmakta zorluk çekerler. Sürekli maddi anlamda ya da eş dost yakınlığı bakımdan bir kayba uğrayabileceğine inanırlar. Bu inançları onda kaygı, kararsızlık, şikayet, beklentisiz, umutsuzluk ve tüm bunların getirdiği mutsuz olma durumunu oluşturmaktadır.

    1.1.4.5.2. Duyguların Bastırılması

    Bu şemaya sahip olan bireyler kendiliğinden, doğal oluşan duygularını saklamanın, kendi kendilerini bastırmanın izini sürerler. Duygularını ifade etmek onlar için utanç sebebi olabilir. Bunun sebebi geçmişte yaşadığı çocukluk anıları olabilir. Çocukluk veya ergenlik çağında, sevgiyle büyümeyen, sevilmeyen, soğuk ebeveynle büyüyen, önemli gördüğü kişiler tarafından alay edinilen, hırpalanan, üzülen çocukların ileriki yaşamlarında bastırılmışlık oluşmaktadır. Önemli gördüğü ötekiler tarafından yaşadığı alay, gülünç ve utanç durumu kişide bir zaman sonra kabul ediş, benliğine işleyiş ve spontan yaşaması gereken duygularından kendisini uzaklaştırması görülür. Bu şemaya sahip olan bireylerde duygulara, duyguları yaşamanın önemine odaklanmak gerekmektedir.

    1.1.4.5.3. Yüksek Standartlar/ Aşırı Eleştiricilik

    Çocukluk hayatında çok fazla eleştirilen, yaptığı işler beğenilmeyen, yapmak istediği şeyler karşısında karşı taraftan yapamazsın bakışlarıyla karşılaşan kişilerde bu şema belirtileri görülmektedir. Bu kişiler geçmiş yaşamındaki eleştirilerden kaçınmak için gerçekleştirmek istediği eylemleri sürekli en iyi en mükemmel en üstün hatta kusursuz yapmaya çalışırlar. Kusursuzluğun, mükemmeliyetçi izini süren bu şema sahiplerine aslında geçmiş yaşamında deneyimledikleri aşırı eleştiriye karşı kaçınma söz konusudur. Bu kişiler, hayatlarında çoğunlukla yap-malıyım, başar-malıyım şeklinde -meli, -malı eklerini kullandıran isteklere sahiptirler. Bu istekler kişide kimi zaman gerçeklikten uzak hale bürünmektedir. Bunun neticesinde yüksek standartlar şema sahipleri için kaygı bozukluğu yaşanabileceğini söyleyebiliriz.

    1.1.4.5.4. Cezalandırıcılık

    Bu kişilerin hayatlarında kendisi de dahil olmak üzere hataya yer yoktur. İsteklerinin yerine getirilmemesi gibi durumlarda cezanın hak edildiği düşünülmektedirler. Bu kişi çocukluğunda şiddet ve saldırganlıkla büyümüş olabilir. Çocukluk yaşamında veremediği cevabı, cezayı yetişkin haliyle verebileceğini inanmaktadır. Genel olarak empati eksikliği yaşayan, öfke, kin ve hırs sahibi kişilerde cezalandırıcılık şeması görülmektedir.