Etiket: Tek

  • Günümüzde Ebeveynlik

    Günümüzde Ebeveynlik

    Günümüz koşullarında ebeveynlik, modern yaşamın getirdiği olanaklar ve çalışma koşullarıyla birlikte  farklı yönlere doğru ilerliyor. Teknolojinin hayatın her alanında var olması, oyun ve oyuncak seçimini de etkiliyor. Duyguların, düşüncelerin paylaşımına imkan sağlayan oyunlar ve oyuncakların yerini tablet ve bilgisayar oyunlarının, elektronik oyuncakların alması giderek artıyor. Geleneksel çocuk oyunlarının yerine ise daha hızlı, sonuca odaklı ve kazanmaya yönelik oyunların tercih edildiği gözlemleniyor… Bir taraftan modern yaşama uyum sağlamak, teknolojiyi takip etmek gerisinde kalmamak, diğer taraftan yalnızlaşmak, sosyal olarak izole olmak, eve kapanıp ilişki ve etkileşimden uzak kalmak …Ancak unutulmaması gereken insanın, ’ biyo psiko sosyal bir varlık’ olduğu gerçeği… Biyolojik olarak sağlıklı olmak en başta gelirken, psikolojik yönümüz; duygularımız, sevinçlerimiz, üzüntülerimiz vb. ruhsal yönümüzü, sosyal yönümüz ise ilişkilerimize ,ailemize, çevremize, ait olma ihtiyacımıza ve bir arada olma isteğimize işaret ediyor. İnsan bu özelliğinden dolayı tüm yönlerden dengeli ve uyumlu olarak gelişmeye ihtiyaç duymaktadır. Nasıl ki, hasta bir çocuk ihmal edilmeden doktora başvurulması gerekli ise; psikolojik ve sosyal gelişimi için de benzer yaklaşıma sahip olunmalı, gerekli ilgi ve imkanlar sağlanmalıdır.  

        Tüm yönüyle dengeli ve uyumlu bir çocuk yetiştirmek için sadece biyolojik ihtiyaçların karşılanması yerine psikolojik ve sosyal yönünün gelişimine yönelik etkileşimler oldukça önem kazanmaktadır. Çocuklar çevrelerinin ürünüdür, bulunduğu kültürden ve ailesinden bağımsız düşünülemez. Psikolojik ve sosyal yönünün gelişimi de ailesine ve çevresine bağlı olarak değişmektedir. Psikolojik ve sosyal yönünün kuvvetlenmesi, çocukla kurulan ilişki ve ilişkinin niteliğine bağlıdır. Birlikte geçirilen zamana yapılan vurgu son dönemde sıkça karşımıza çıkmaktadır. Evet birlikte zaman geçirmek çok önemli, etkili ve gerekli. Peki zamanın süresi mi yoksa niteliği mi önemli ?

        Yapılan bir araştırmaya göre; bir gün içerisinde babanın çocukla elli saniye, annenin ise en fazla beş dakika birebir zaman geçirmekte olduğu görülmüş. Her ne kadar birlikte uzun zaman geçirildiği düşünülse  de etkileşimin olduğu süre, yani dikkatin tamamen çocuğun üzerinde olarak farkındalığın olduğu sürenin düşünülenden çok daha kısa olduğu görülmekte. Bu demek oluyor ki; aynı ortamda bulunuyor olmak aynı ortamı paylaşıyor olmak birlikte vakit geçirildiği anlamına gelmez.

    Çocukla birlikte olduğumuz süre içerisinde çocuğa vermek istediğimiz mesaj ;

    ‘senin için buradayım’,

    ‘seni dinliyorum’,

    seni anlıyorum’,

    ‘seni önemsiyorum’ olmalı…

    paylaşılan süre kısa olsa bile etkileşimin ve farkındalığın olması çocukla olan birlikteliği anlamlı kılacaktır. Çok pahalı ve kompleks oyuncaklar yerine birlikte zaman geçirmek çocukluk anılarında daha fazla yer alacaktır.

    Mutlu Çocuklar İçin;

    • Çocuğumuzla duygu paylaşımında bulunun, mutluluğunuzu onunla paylaşın

    • Çocuğunuzla konuşurken göz teması kurarak O’nu dinleyin. Dikkatiniz farklı bir yerde olmadan tamamen çocuğun ne söylediğine odaklanın.

    • Çocuğun güçlü yönlerini takdir edin.

    • Yemeğe ailece birlikte oturun.

    • Başkalarının hislerine önem vermeyi öğretin

    • Çocuğun duygularını ifade etmelerine imkan sağlayın

    • Çocuğunuza sevginizi gösterin

    • Başka çocuklarla arkadaşlık kurmalarına olanak sağlayın

    • Ekrana bakma süresini azaltın

  • Sonbahardaki Ruhumuz

    Sonbahardaki Ruhumuz

    Yazın kavurucu sıcağı içimizi ısıtan o güneşi ve o ışığı… Derken bir anda yazı hatırladık bu günlerde… Sıcaklar yerini bulutlu , yağışlı ve soğuk havalara bırakmaya başladı bile. Tabi bu durum kendi dengemizde de bazı değişimlere neden oluyor. Mesela daha bi’ kötü hissediyoruz, daha bi’ enerjimiz düşüyor, daha bi’ kırılıyoruz , daha bi’ alınıyoruz , daha bi’ kızıyoruz ve tabi daha bi’ tepki gösteriyoruz ya da tamamen sessizliğe bürünüp içimize kapanıyoruz.

    Neden mi?

    Cevap basit ; tamamen fizyolojik ve psikolojik değişimler. Güneşin bizi artık eskisi gibi ısıtmaması , mevsimin değişmesiyle birlikte ihtiyacımız olan seratonini ve eksilen enerjimizi yerine koyamama hali aslında… Vücudumuz fizyolojik ve psikolojik değişiklikler gösteriyor değişen mevsimle beraber… Bu değişime hem bedenimizi hem de ruhumuzu hazırlarsak değişikliğe daha kolay ve daha hızlı adapte oluruz. Mesela besinlerimizi seçerken vücudumuzun tam da ihtiyacı olduğu gıdalara yönelik tercihler yapmamız gibi … Ruh-beden dengesinin mevsim geçişlerinde bize hissettirdiği o depresif ruh halini engellemek için ;

    Neler Yapalım?

    -Çikolatanın bitter olanını tüketin! Bitter çikolatada kakao oranı daha fazlayken kendimizi mutlu hissettiğimizde salgılanan seratonin daha fazla alınmış olur böylelikle daha mutlu hissederiz.

    -Karar verirken dikkat edin! Mevsimin hormonlarınızı ve ruh halinizi teslim altına almasına izin vermeyin yoksa sonucu sizi mutlu etmeyebilir.

    -Su için! Su içinde bulunduğumuz acıtasyonu azaltır ve beynimize giden oksijen miktarını arttırdığı için daha sağlıklı ve pozitif düşünmemizi sağlar.

    -Folik asit içeren besinleri yiyin!Folik asit içeren yeşil yapraklı sebzeler tüketmemizin ruh halimizin dengesi için önemli olduğunu unutmayalım.

    -Doğru nefes alıp verin! Bu sayede beynimize giden oksijen miktarı artarve daha sağlıklı düşünmemize zemin hazırlar.

    -Daha eğlenceli filmler izleyin!Kendinizi iyi hissettirdiğini düşündüğünüz filmler izleyin. Bu sizin içinde bulunduğunuz depresif ruh halinizden çıkmanıza yardımcı olur.

     Spor yapın! Spor yaparken salgılanan hormon kendimizi daha iyi ve güçlü hissetmemizi sağlar.

    -Zevk aldığınız aktivitelere zaman ayırın! Zaten rutinde hoşlanmadığımız durumlarla karşı karşıya kalabiliyoruz eğer zevk aldıklarımıza da zaman ayırırsak mutsuz gün daha mutlu hale gelebilir.

    Nezle ve diğer kış hastalıklarından mümkün olduğunca korunmaya çalışın! Hastalıkta oluşan kendimizi bedensel iyi hissetmeme hali ruhumuza da yansır. Bunu önlemek için kendimize dikkat etmemiz gerekir.

    En sevdiğiniz mevsimin sonbahar olması dileğimle…

  • Kadına Şiddet

    Kadına Şiddet

    1.)Erkek kadına şiddet uygular!!!

    Çünkü diğer konularda ondan üstün olmadığını o an için kabul eder yetersizlik yaşar ve bu yetersizliği de kabul edemediği için her türlü fiziksel şiddete başvurur!

    2.)Ne olursa olsun şiddetin insan hayatında yeri olmaz!!!

    Olamaz olmamalı bunu normal gibi karşılamak normalleştirmek bir toplumsal soruna yol açar dikkat etmemiz lazım. Toplumda caydırıcı cezalar verilmediği takdirde bu tür olayları maalesef ki daha göreceğiz…

    3.)Erkek kendi egemenliğini göstermek için şiddete başvurur!!!

    Erkek kendi doğası gereği kadından güçlü olduğunu zanneder (aslında kadınların acıya daha dayanıklı olduğu yapılan araştırmalarla bilinmektedir.) ve bu nedenle bilişsel, fiziksel, sosyal, toplumsal, cinsel vb daha birçok alanda kendinin üstün olduğunu zanneder ve böylelikle kendini üstün görmediği tarafları çeşitli şiddet türleriyle tatmin eder ve kendi egemenliğine ulaşır.

    4.)Şiddet Öğrenilen bir eylemdir!!!

    Şiddet ailede sosyal çevrede hatta medyada bile öğrenilen bir davanış şeklidir böylelikle sürü psikolojisi ile toplumsal şiddet olayları sürer gider.Bunu önlemek için her türlü şiddete karşı durmamız normal karşılamamız ve de nasıl ki öğrenilen bi şey olduğu gibi unutulan bi şey de olduğunu bilmemiz gerekiyor.

    5.)hakimiyet kuramayanlar şiddete başvurur!!!

    Kadına sosyal anlamda hakimiyet kuramadığını düşündüğünde tek yol olan fiziksel gücü kullanarak şiddete başvurur. Çünkü ancak bu alanda üstündür kendince…

    6.)Mutsuz erkekler şiddet gösterir!!!

     İçindeki kin nefret ve mutsuzluğunu şiddet göstererek kusar.İnsani olmayan bu eylem insanlık dışı gösterilen bir davranış hatta kabul edilmeyen acı bir süreçtir.

    7.)şiddet anlık gelişir dikkat edin!!!

    Şiddeti anlık öfke patlaması yaşadığımız andan sonra gösteririz ve de sonrasında pişman olacağımız hatta bazen geri dönüşü olmayacak şekilde zarar verici olabiliriz.

    8.)Şiddetle çözüm üretmeye çalışmayın!!!

    Beyinlerinin alt seviye çözüm merkezleri çalışır. Düşünmek konuşmak anlatmak gibi insani özellikleri barındırmadıkları için direkt en kolay hiç bir şekilde düşünmeden sadece saldırganlığın vermiş olduğu bir dışavurumla kendini gösterir.

    9.)Şiddet davranışını yok edin!!!

    Çok yönlü sürekli ve sürdürülebilir olunca normal davranışlarınız yerine anormal davranışlar sergilersiniz ve hayatınız normal olmayan süreçler üstünden mutsuz bir şekilde devam eder.

    10.)Şiddet çözüm değildir!!!

    Çözümden çok daha karıştırıcı daha yara verici bedensel ve ruhsal anlamda daha zarar verici hale gelebilir dikkat etmemiz lazım çözüme giden yolu bulmamız için…

    İşte böyle etrafınızda şiddet gösteren insanlık dışı davranan! İnsanlar varsa eğer onları fiziksel eforun çok harcandığı sporlara yönlendirebilirsiniz. Hatta bu eylemi normalleştiren bir insansa eğer onu psikolojik destek alması konusunda ikna etmemiz gerekir.

    Kadınlarımıza şiddet gösterenlerin ne insani boyutta ne dinde ne de başka hiç bir alanda hoş karşılanmadığını biliyoruz. Şiddeti normalleştirmeyelim normalleştirenlere karşı duralım ve artık kadına yönelik bu şiddete bir son verelim ey İNSAN!!!

  • Karar Vermeden Önce Dikkat Edin

    Karar Vermeden Önce Dikkat Edin

    Çünkü hayatımıza yön verirken aldığımız kararlar hayatımızı etkiler.

    Gergin anınızda karar vermeyin!

    Gerginken aldığınız kararlar o ana odaklanır ve o anı rahatlatmak için bulunan çözümler olduğu için ve alındığından genel hayatımızın gidişatına yönelik olmaz ve de mutsuzluk yaratır.

         Ruh ve Benden sağlığınız yerindeyse karar verin!

    Ruh ve beden sağlığımızın iyi olmaması durumunda verdiğimiz kararlar çok sağlıklı olamayacağı için sağlıklı sonuçlar da doğurmayacaktır.

    Kararın geçmiş ve geleceğinizi etkileyeceğini unutmayın!

    Karar verme geçmiş bir davranış ve gelecekle ilgili sonuçları yansıtır. Karar verme, farklı aşamalardan oluşan akla , düşünce sistemine uygun ve bilinçli bir seçim yapma sürecidir. Bu yüzden aynı durumda herkesin karar verme yetisi ve düşünce sistemi farklı olacağından vereceği karar da farklı olacaktır.

    Karar bir yönelimdir!

    Kararınıza sonuna kadar sadık değilseniz o sizde çatışma yaratacak ve mutsuz anlar yaşamanıza sebep olacak o kararın sonuçlarını yaşadığınız sürece…

     Karar vermek tercih etmek istediğiniz hayattır!

    Karar verirken kendi tercih etmek istediğiniz hayatı seçersiniz aslında ve böylelikle tercihe doğru giden yolda yürürsünüz…

    Karar verirken hem duygusal hem mantıksal düşünün!

    Tek duygusal düşünürseniz mantıksal yönden bakmamış olursunuz ve gerçeği göremezsiniz ancak sadece mantıksal düşünürseniz de duygularınıza hitap etmeyecek ve de yine mutsuz olacaksınız. Bu yüzden karar vermede iki yönlü de bakmanız sizin mutluluğunuz için önemli bir durum olacaktır

    Kararı tek boyutlu olarak görmeyin!

     Çünkü karar verirken geçmiş yaşantınız , çevreniz , düşünce biçiminiz , seçmek istediğiniz hayat…vb gibi faktörlerin hepsi etkili olur.

    Karar vermek bazı şeylerden vazgeçiş , bazı şeyleri seçiş… Kararınız her ne olursa olsun pişmanlığınız olmasın çünkü en büyük pişmanlık kendi verdiğimiz kararlar doğrultusunda yaşadığımız mutsuz bir hayattır…

  • Evlenirken Dikkat Etmemiz Gerekenler

    Evlenirken Dikkat Etmemiz Gerekenler

    İki kişinin ev arkadaşlığının ötesinde birşeydir evlilik…Hani derler ya iyi günde kötü günde her zaman yanında olacağına ettiğin yemindir evlilik..Sadece bedensel değil ruhsal da sevebilmektir evlilik…Aldatılmayan insanlar topluluğudur evlilik…Sevmek,sevilmek en önemlisi saygı duymak ve duyulmaktır evlilik…Karşılıklı tahammül etmektir evlilik…Toplumun kutsal kurulu düzenidir evlilik…Seçmek istediğin hayattır evlilik…Hayatını paylaşmak insanla geçirdiğin ömürdür evlilik…

    Evlilik…

    Kimine göre evlilik mutluluk kaynağı olabilirken kimine göre evlilik içinden çıkılamayan bir kabustur.Evliliği mutlu gidenler herkese tavsiye ederken evliliği evliliği mutsuz gidenler hiç kimseye tavsiye etmezeler hatta bekarlık sultanlıktır derler.

    PEKİ NELERE DİKKAT EDELİM?

    • ’’Balık baştan kokar’’  

    İfadesi tamda evlilik için söylenmiştir.Aslında baştan tüm olmsuzluklarını ve hatalarını ve hatta bize uygun olmadığını bile düşündüğümüz halde belki düzelir umuduyla belki de aşık olduğumuz için gerçekleri görmemize rağmen bize olumsuz gelen durumları hiç önemsemeyiz sadece olumlu özelliklerini görür, evlilik yaparız ve tabi sonrasında aşk bittiğinde deriz ki biz ne yapmışız? Çok değişti .. ya da evlilik aşkı bitirdi ! Gibi söylemlerde bulunuruz ama aslında o hep öyleydi ve biz görmek istediğimizi gördüğümüz için durum böyle olur.

    • ’’Gerçek olanı görün’’

    Gerçek olanı görmezsek eğer sadece hayali bir kahramanla evlenmiş oluruz ve hayallerimizdeki beklentiye gireriz ama aslında gerçeğe dönmemiz ve olanı görmemiz gerekmektedir,aksi halde hayal kırıklığına uğrarız.

    • ‘’Bir Kaç Yıl Sonrasını Düşünün’’

    Bir kaç yıl sonra da şimdi istediğimiz hayat arkadaşımız olacak olan insanı isteyecek miyiz?Mesela 5-10 yıl sonra da maddi manevi hayat standartlarımız değişince aynı hazzı alacak mıyız? Diye durup bir düşünmek lazım sonrası için pişmanlık yaşamamak için…

    • ‘’Net olun’’

    Kafanızda hala soru işaretleri varsa hala çözemediyseniz ve düzelir dediğiniz durumlar varsa emin olun onlar evlendiktan sonra daha da sarpa saracak ve içinden çıkılamayan sorunlar zincirini oluşturacaktır.Sorularınızın cevabını bulmadan bu yola girmeyin.

    • ’Uyum ve Etkileşimi Arttırın’’

    Eşler arasındaki ilişinin evlilik doyumu üzerinde önemli olduğunu unutmamak ve ancak kaliteli etkileşim ve uyumla mutlu bir evliliğin kaçınılmaz olduğunuz söylemek yerinde olacaktır.

    • ‘’Ailenizin Önerilerine Kulak Verin’’

    Bazen aileniz sizin içinde bulunduğunuz duygusal durum itibarı ile gerçeği görür ve size hayat boyu devam edecek bir hatadan kurtarabilir dikkate edin.Bu ve buna benzer nedenlerle aile anne baba ağabey ve kız kardeşler hatta yakın çeverenizin önerilerine kulak verin yoksa evlendikten sonra artık herşey çok geç olabilir.

    ‘’13.12.2015 tarihinde evlenen ablama ve enişteme bu temennilerle mutluluklar diliyorum.’’Herkesin mutlu,umutlu,sağlıklı ve güzel evlilikler geçirmesi dileklerimle…

  • Adet Öncesi Sendromu Önlemenin 10 Yolu

    Adet Öncesi Sendromu Önlemenin 10 Yolu

    Eğer özel günleriniz yaklaşıyorsa …Kendinizi dipte hissediyorsanız ve bunu önleyemiyorsanız ya da kontrolü kaybettiğinizi düşünüyorsanız işte bu yazı tam da size göre..:)

    PMS yani halk arasında adet öncesi sendromu diye bilinen kimisinde yeme şeklinin değiştiği, kimisinde baş ağrılarının olduğu, kimisinde de duygu durumunun farklılaştığı dönemdir…Tüm dünyada ve bütün kültürlerde rastlanılan bir durumdur.Bu durumu yaşamak için kadın olmak ve adet görmek yeterlidir

    1.)Doktora Gidin!

    Çünkü ancak uzmanı olduğu doktor sizin durumunuzu bilir ve buna göre bir yol haritası çizer.

    2.)Spor Yapın!

    Yapılan her türlü egzersiz seratonin dediğimiz mutluluk hormonunun açığa çıkmasına sebep olur ve bu sayede kendimizi daha iyi hissederiz.

    3.)Su İçin!

    Araştırmalar acıtasyon ve ağrılar için içilen suyun bizi daha iyi hale getirdiğini söylüyor.

    4.)Size İyi Gelen Şeyleri Yapın!

    Hayatta her zaman istediğimiz şekide hareket edemiyoruz bu yüzden bu dönemde biraz daha nefes alır hale gelirsek eğer bu dönemi daha iyi atlatırız.

    5.)Bu Dönemde Kafein, Sigara Ve Alkolden Uzak Durun!

    Kadınların tamamına yakınının sağlığını olumsuz etkileyen alışkanlıkları devam ettirirler.Özellikle çay, sigara, kahve ve kola alımını azaltmanız bu dönem içn yerinde olacaktır.Aslında sadece bu dönemde değil her dönemde bu zararlı alışkanlıklardan uzak durmak gerekiyor.Çünkü bunların ruhumuza ve bedenimize zararlı etkilerini görseniz sizde aynı fikirde olurdunuz..

    6.)Negatif Ortam ve Kişilerden Uzak Durun!

    Zaten mutsuz olduğumuz böyle bir dönemde bir de böyle ortamlara girerek kötü olan durumumuz daha da kötüleşir bir hale gelerek durumumuz daha da kötüye gidecektir.Buna izin vermeyin.

    7.)Bitki Çayları İçin!

    Melisa ve papatya çayının sakinleştirici ve yatıştırıcı olduğu bilindiği için bu dönemde içilen bu çayların dönemin daha hafif geçirilmesinde etkisi olduğu araştırmalarca desteklenmiştir.

    8.) Nefes Eğzersizi Yapın!

    Uzman kontrolünde ( uzman klinik psikolog ) yapılan nefes egzersizi beynimize daha iyi oksijen gitmesine ve dipte olan duygu durumumuzu bir nebze olsun hafifletmesinde yardımcı olur.

    9.)Destek Alın!

    Profesyonel destek aldığınız zaman bu durumla baş etmeyi öğrenirsiniz ve daha kontrollü olmuş olursunuz bu sayede öfkeyle ve tamamen duygularınızla hareket etmeyi değil de mantığımız da bizimle olmuş olur.

    10.)Takviye Alın!

    Bu dönemde vücudumuzun bazı takviyelere gereksinimi ve eksikliği olduğu için alınan bu takviyeler durumumuzu daha da hafifletir ve içinde bulunduğumuz durumu çekilebilir hale getirir.E,C,D ve A vitamini kalsiyum ve magnezyum alımının bu dönemdeki şikayetleri azalttığı yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır.

    Sendromsuz krizsiz ve mutlu dönemler geçirmek dileğiyle…:)

  • Dentafobiden Korkmayın

    Dentafobiden Korkmayın

    Dentafobi diş hekimi korkusu anlamına gelen bir terimdir. Toplum tarafından dental anksiyete veya dental kaygı olarak da bilinir.

    Diş sağlığı sorunlarının tedavisini geciktirdiği ve diş hekimlerini zorlayan bir durum olduğu için önemlidir. Bu nedenle dentafobi konusunda çok sayıda yapılmıştır. 

    Kimlerde Görülür?

    Dentafobi her yaşta, her cinsiyette, her eğitim düzeyinde, her ekonomik düzeyde, her toplumda ve her kültürde görülür.

    -Dentafobi her yaşta görülebilmekle birlikte, bu konuda yapılan çalışmalara göre en yüksek oranda 4-6 yaşları arasındaki çocuklarda görülür. Yaş arttıkça dentafobi görülme olasılığının düştüğü bildirilmiştir. Bunun nedenleri arasında yaş arttıkça sosyal etkileşimlerin artması, sağlık konusunda daha çok bilgiye sahip olma, bazı sağlık işlemleri ile ilgili deneyimler yaşama sayılabilir.

    -Yapılan çalışmalar dentafobinin kadınlarda erkeklere göre daha yüksek oranda görüldüğünü ortaya koymuştur. Kadınların erkeklere göre ağrıya karşı daha hassas olmaları buna açıklık getirebilir. Bununla birlikte herkesin ağrı eşiğinin farklı olduğu da unutulmamalıdır.

    -Eğitim ve gelir düzeyi yükseldikçe dentafobinin görülme oranlarının düştüğü bulunmuştur. Gelir düzeyinin yükselmesi genel olarak eğitim düzeyinin artması ile birlikte görülür. Bu da insanların bilgilerinin artmasını sağlar, korkuyla baş etme yetilerini arttırır.

    -Dentafobi gelişmiş veya gelişmemiş tüm toplumlarda, tüm kültürlerde görülür. Bunun nedenlerinden biri toplumların çocuk yetiştirme ve eğitimi ile ilgilidir. Birçok toplumda çocuk eğitiminde korku bir araç olarak kullanılır. Diş hekimleri de bu korku araçlarından biridir. Çocuk diş hekimini görmemiş olsa bile, büyüklerinin telkini ile görmediği bir kişiden ve diş ile ilgili bir işlemden korkmaya başlar. Diş hekimi ile karşılaşmadığı süre boyunca bu korku sanki uykuda gibidir, kendini göstermez.Korku nesnesi ile gerçek dünyada karşılaşan çocuk zihnindeki korkutucu diş hekimi ile gerçek diş hekimini eşleştirir. Zihnindeki korkuyu gerçek diş hekimine aktarır.

    Bu korku ele alınmazsa pekişir. Bunu önlemek için  sistematik duyarsızlaştırma, bilişsel yeniden yapılandırma, maruz bırakma gibi tekniklerin uygulanması yararlı olur. (Bu konuda sadece klinik psikologlardan destek alınmalı)

    İhtiyaç duyduğunuzda korkmadan diş hekimine gittiğiniz günleri görmek dileğiyle 🙂 

  • Mutlu Evliliğin 10 Sırrı!

    Mutlu Evliliğin 10 Sırrı!

    Evliliğe atfedilen anlama göre evlilik başlar yürür devam eder yâ da son bulur..

    Eğer sevgi ve aşk ise iki bireyi bir araya getiren o zaman da mutlu evliliğin sırrı çok da sır değildir aslında…

    1.)Doğal Olun!

    Her zaman aşkım, canım, bebeğim, hayatım …vb gibi ifadeler kullanmıyorsunuz ya da kullanamıyorsunuz bazen farklı ifadeleri de içinde barındıran bir sözcük dökülüveriyor ağzınızdan ama burda dikkat etmeniz gereken husus saygıdır SAYGI! sinirlenince adıyla hitap edin mesela ağzınızdan illa da kötü bir şey çıkacaksa da adını çirkin söyleyin mesela 🙂 Aynı tepkiyi yine vermiş olursunuz ve sinirinizi aslında yine dışavurursunuz.

    2.)Ona Köstek Olmayın Destek Olun! 

    Zira bunu yaparken o da size aynı şekilde davransın ve bu davranışınız içselleşsin hatta öyle bir içselleşsin ki ne işinize ne çevrenize ne de ailenize saygısızlık yapmasın hatta yapmayı bırakın sempati bile kazansın inanın bu daha da keyifli oluyor.

    3.)Hayatı Paylaşın! 

    Çünkü paylaşmak gerçekten güzeldir. Acınız paylaştıkça azalır. Neşeniz paylaştıkça çoğalır.

    Hem acıyı hem de tatlıyı paylaşın ki kızdığınız noktaları da bilsin sevdiğiniz noktaları da…

    Yani açıkçası sınırlarınızı iyi bilsin eşim dediğiniz.

    4.)Yuvayı Dişi Kuş Yapar! 

    Erkekler beyin yapıları gereği bizim gibi kıvrımlı ince detaycı değiller malesef. Aslında buna malesef diyoruz ama burda kadınların o herşeyi yapabilen gücünü eşleri üzerinde de denemesini bekliyoruz ve biliyoruz ki isterse her kadın eşini istediği noktaya getirebilir.

    Hani demişler ya eşin seni rezil de eder vezirde:)

    5.)Birbirinizden Öğrenin !

    Yapılan çalışmalar öğrendikçe beyin kimyasının değiştiğini ve bu kimyanın her tür duyguyu pekiştirdiğini söylüyor.

    O zaman diyoruz ki eşinizin iyi olduğu noktaları siz öğrenin  sizin iyi olduğunuz noktaları da o öğrensinki aşkınız pekişsin:)

    6.)İş Bölümü Yapın !

    Evde her şeyi birlikte yapmaya çalışın ya da birlikte yapamıyorsanız bile iş bölümü yapın bu aidiyet duygusunu oluşturur ve geliştirir.

    7.)Her Şeyi Konuşarak Çözebileceğinizi Unutmayın !

    İki kişi birbirini sever sayar ama dışarıdaki dış kapının dış mandalları hele de kadınlarsa konu ya da kötü niyetli insanlarsa pürüz çıkarmak isteyenler oluyor mutlaka..Mutlu evlilik, mutlu çift ve iyi anlaşan hayatı paylaşan iki insan malesef kıskanılıyor kıskanılır normal bir noktada olabilir  bu ama işin içine kötü niyet kompleksli patolojik durumlu insanlar girerse evliliğinize…Anlatın, konuşun eşinizle o da zaten her şeyi tek tek görüyordur.

    Sadece bizden farkları her şeyi dile getirmezler. Görürler, ona göre davranırlar ama biz kadınlar hiç susmayız:)  bunu yapmayın !

     O aranıza girmeye çalışan saçma sapan mutsuzluktan ve  kaostan beslenen zavallı insanlar için hiç değmez inanın zavallılıklarına gülün geçin. Çünkü gerçekten mutlu olsalar zaten sizin yuvanıza bir güzellik de onlar katarlar ama eğer taş koyanlar varsa hayatına bakın mutlaka istemediği bir hayatı yaşıyordur sizin ulaştığınız şeylere o ulaşamamıştır da ondandır. Onun için onların ne olduklarını bilin ve uzak durun bırakın kendi çukurlarında boğulsunlar. Sizi boğmalarına izin vermeyin.

    8.)Değer Verin !

    Onu değerli hissettirecek şeyler yapın ama bu asla yapmacık olmasın. Hasta olunca alın terini silmek gibi.. Ona bitki çayları yapmak gibi.. Bu ikinize de iyi gelecektir ve ilişkiniz güçlenecektir.

    9.)Birlikte aktiviteler Yapın !

    Beraber birşeyler yapmak demek aynı bedensel ve ruhsal durumları yaşamak demektir. Bakın, gözlemleyin mesela..Spor yapınca o neyi daha çok seviyor ya da yemek yaparken  ne tarz yemekler onu daha mutlu ediyor..

    10.)Gülümseyin !

    Ve son olarak gülümseyin onun eşiniz olduğunu unutmadan…

    Bir de en önemlisi unutmayın ki tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkarır 🙂

  • Ölüm ve Başetme Yolları

    Ölüm ve Başetme Yolları

    Herkesin kişisel deneyimleyerek anlamlandırdığı ölüm ve acısını yaşamak farklıdır.Ama tüm ölümlerde tek bir ortak bir payda var ki o da zor hatta çok zor oluşu…
    Bedeninin bir daha geri gelmemek üzre olduğunu bilmek zordur ama ölüm yasını atlatmak daha da zor…
    Ölüm bedensel kayıp dışında ruhsal duygusal hatta kendi hayatımız için kaybedilenin yakınlığına göre yaşamsal bir kayıp bile olabilir.

    Peki bu zor durumla nasıl başa çıkabiliriz?
    Yas dönemini ortalama 3 ay yaşamak normal kabul edilebilir. 3 ay sonrası yaşantılar kişide istemediğimiz sorunlara yol açabilecektir.

    İşte bunlardan bazıları;
    – İntihar düşünceleri
    – Alkol ve madde kullanımı
    – Kendimizi boşluktaymış gibi hissetme yada hissizlik
    – Öfke patlamaları
    – Nedensiz aşırı neşelilik – Olay hiç olmamış gibi davranma
    – Uyku ve iştah düzensizliği
    – Önceki travmaların tetiklenmesiyle sürekli olarak aynı düşüncelerle meşgul olma, günlük  hayata devam edememe…

    Bu gibi sorunlar kesintisiz 1 ay süre ile devam ediyorsa yardım almak gerekebilir.Çünkü yas süreci bazı insanlarda kalıcı hasarlara sebep olabilir.

    Baş Etme Yolları ;
    1.Zor da olsa gerçeği sağlıklı bir düşünce sistemi içerisinde kabul etmek gerekir.
    2.Paylaşmak acıyı azaltır.Duygu ve düşüncelerinizi paylaşın.
    3.Yaşadığınız rutinin yas döneminin ardından devam etmesine özen gösterin.
    4.Beslenme ve uyku düzenindeki değişikliğinizin aşırı yöne gitmesinden sakının.
    5.Olumsuz durumlar yerine olumlu yaşanılan güzel anıların hatırlanmasını sağlayın.
    6.Kazanılan bir faaliyet (spor ya da sanat) iyileştirici etkiye sahiptir.Alışkanlık kazanın.
    7.Duygularınızı kabul edin.Yakın ölümlerde insan bir çok duyguyu deneyimleyebilir.
    8.Yas tutmanın kişisel bir deneyim olduğunu unutmayın.Kimi ağlerken kimi hissizleşebilir. Yaşadığınız bu durumları çok anormal şeyler yaşıyormuş gibi düşünüp üzüntümüze üzüntü katmayın.
    9.Bedensel olarak kaybedilmiş hissetmek istemiyorsanız aranızdaki bağı farklı şekilde sürdürün.Mesela bir çiçek ekerek bağı koparmamış olursunuz.Bu size iyi gelecektir.
    10.Ölümü inkar etmek kendini izole etmek yas sürecini uzatır.Bunu yapmayın!

    Ve son olarak ölüm olgusu evrensel ve varoluşsal olduğu için bir gün herkesin öleceği gerçeğini unutmayın.Günlük hayatın koşuşturmacasında unutulsa da ölüm vardır ve gerçektir.

    Ölüm çok ağır bir darbedir. Bu ağır darbenin altında ezilmememiz dileğiyle…

    Ramazan eniştemin anısına…

    BAŞIMIZ SAĞOLSUN!

  • Evliliği Bitiren 10 Neden

    Evliliği Bitiren 10 Neden

    Evlilik, iki kişinin ömür boyu devam etmesini istediği mutluluğa giden bir yoldur.Ancak bu durum bazen söz verdiğimiz şekilde devam etmiyor.Yaşanan sorun, sıkıntı ve gerilimler sonucu mutsuzluk şeklini alabiliyor.Bu mutsuzluk çiftler arasında çözülemediği hatta daha da kötüye gittiği durumlarda evliliği bitirme noktasına getirebiliyor. ”İncir çekirdeğini doldurmayan ” diye tarif edilen sorun bile sayamadığımız kimi durumlar bir de bakıyorsunuz sorunlar dizisi halini almış…

    Evliliği Bitiren 10 Neden

    1.)Başkaları!
    Sen ve eşin dışındaki herkes başkasıdır. Evlilik kurumunda sen ve eşinin yaşam alanına sürekli birilerini sokmak, sürekli gündem konusu olarak onları ana gündem maddesi yapmak evliliği yorar, bozar ve bitirir. Bunu yapmayın.

    2.)Sorumsuzluk!
    Eşin ve sen birlikte bir çatı altına girdiyseniz eğer buradaki yaşam alanı içindeki işleri üstlenmek bir görev ve sorumluluktan ziyade size keyif veren bir durum olmalıdır. Eğer bu durum böyle değilse sorumluluklarını paylaş ve ona göre yaşa.Çünkü tek kadının ya da tek adamın omuzuna binen sorumluluk sadece evliliğinizi bitirmekle kalmaz sizi de bitirir…

    3.)Maddiyat!
    Parayı ana gündem maddesi yapmak yerine ikinizin mutluluğuna giden, sizi amaca götüren bir araç olması gerektiğini unutmayın. Sadece para için evlenen  kadın ya da adam varsa etraftakileri ona göre de önleminizi alın. Sizi üzmesin. !

    4.)Anlayışlı Olmak!
    Bazen hem kadın hem erkek sinirli ve tahammülsüz olabilir. Aynı anda tahammülsüzlük birbirinize zarar vermekten başka hiç birşey yapmaz. Eşiniz gergin olunca siz alttan alın; siz gergin olunca o alttan alması lazım. Burada unutulmaması gereken bir konu var! Devamlı bir tarafın alttan alması kişilere ve evliliğe çok normal bir durum ve boyut kazandırmaz.

    5.)Saygılı Olmak!
    40 yıllık eşinizde olsa saygı kavramını belki de herşeyin önüne koymalısınız.Çünkü yaşanan zorluklar, sıkıntılar, stres durumları bazen bizi gergin yapabilir.İşte bu durumda bile eşimize olan saygımızı, hem kendimize hem eşimize hem de evliliğimize giden yolda bize artı paranın getiriği bir hesap gibi düşünerekten hiç eksiye düşmemeyi sağlamak…

    6.)Konuşun!
    ” Dağ dağa küsmüş dağın haberi yok ”
    Eşlerde en sık gördüğüm hatadır.Bir taraf diğerine kırılıyor ama diğer taraf niye kırıldı? Neye kırıldı? hiçbir anlam veremiyor.Daha anlayamadan bir çatışmanın içinde buluyor kendini ve anlamlandıramadığı şekilde ilişkilerini zedeliyorlar.Bunu yapmayın.

    7.)Rahat Bırakın!
    Sürekli yan yana diz dize olmak evliliklerde tükenmişliği beraberinde getirir.Ama eğer eşimizin yaşam alanlarına saygı duyarsak bizimle geçirdiğimiz zaman da dışarıda olduğu zaman da…Kısacası hayattan zevk alma durumu daha da artar ve sürdürülebilir mutluluk kaçınılmaz hale gelir.

    8.)Destek Olun!
    Hayatın ara ara kargaşasından uzak durmak gerekir.Eşinize bu durumda ve her daim köstek değil destek olun.Destek olunan her evlilik her geçen gün sizi birbirinize daha da bağlar.

    9.)Ödüllendirin!
    Gerek tatlı sözle gerek bir tavrınızla gerek bir davranışınızla hangi yaşta olursa olsun onu ödüllendirip sevip saydığımızda ilişkimizin kan akışı hızlanır.

    10.)Yanında Olun!
    İlk sözü ettiğiniz gibi hastalıkta sağlıkta, iyi günde kötü günde hep yanında olduğunuzu hissettirin ve söyleyin.

    Sırtını birbirine dayamış ve hayatı paylaşmış insanlar daha başedebilir herşeyle…

    Yuvanızda huzur, sağlık ve mutluluğun olduğu güzel günlere …