Etiket: Tek

  • Anksiyete Nedir? Baş Etme Yolları Nelerdir?

    Anksiyete Nedir? Baş Etme Yolları Nelerdir?

    Anksiyete sanılanın aksine bizi ayakta tutan diğer duygular kadar önemli bir yere sahiptir. Peki Kaygı nedir ? Kaygı; İnsanın hayatının tehlikede olduğu durumlarda ortaya çıkan doğal olarak ortaya çıkan ve hissedilen o anda bizi tehlike karşısından alarma geçiren savaş ya da kaç politikasının izleyen bir duygu bütünüdür. Her ne kadar olumsuz bir duygu olarak ifade edilse de olumlu yanları da vardır. Bizi hayata karşı motivasyonumuzu arttırır ,farkındalığımızı arttırır, tehlike karşısında karşısında pozisyon almamızı sağlayan önemli bir duygudur.

    GÜNLÜK YAŞAMDA ANKSİYETEYE NEDEN OLAN DURUMLAR NELERDİR ?

    • Yaşam biçiminin değişmesi

    • Sevdiğin birini kaybetme

    • İş kaybı

    • Boşanma, sevdiğinden ayrılma

    • Ekonomik problemler

    • Kişilerarası ilişkilerde çok büyük değişiklikler

    • Hastalık

    • Hastanede yatma

    • Belirsizlikler

                                        HANGİ DURUMLARDA YAŞAMIMIZI OLUMSUZ ETKİLER?

         Anksiyete bireyin algısıyla ilgilidir. Gerçek veya algılanan tehlikeler her yaş ve sosyal grupta bireyi etkilemektedir. Anksiyete yaşanılan bir durumda gerçekten bir tehlike midir? Bunun cevabı çok önemlidir.  Gerçek bir tehlikenin olmadığı durumda anksiyete tepkisi veriyorsak ayrıca anksiyeteyi yönetmekte ve baş etmede güçlük çekiyorsak problem haline geldiğini söyleyebiliriz.

     

                                                ANKSİYETE OLDUĞUNU NASIL BİLEBİLİRİZ ?

      Anksiyete, fiziksel değişikler, psikolojik değişiklikler ve davranışsal değişiklikler olarak ortaya çıkmaktadır.

    Fiziksel Değişiklikler; Kas gerginliği artar, sempatik(terleme, KB ve solunum artışı, uzuvlarda titreme, kas gerginliği) parasempatik(kalbin duracağı hissi, baygınlık hissi, kramplar, karın ağrısı) aktivite artar. Stres hormonları, epinefrin, norepinefrin düzeyi yükselir. Kortizol, büyüme hormonu, prolaktin artar. Testestoron salınımı azalır.

    Fiziksel semptomun anlamını bilmezseniz bedeninizde ne olduğunu doğru olarak yorulayamazsınız. Beynim de tümör mü var? Kalp krizi geçiriyorum galiba? Bu düşünceler sizi daha fazla anksiyeteli yapar ve bu olumsuz duygu devam eder.

      Psikolojik Değişiklikler; Korku, panik, rahatsızlık duygusu. Baş edemeyeceğim duygusu, aklını yitiriyor olma duygusu, kalp krizi geçiriyor olma düşüncesi, hastalanmaktan korkma, endişelenme hissi. Çaresizlik, karamsarlık hissi.  İnsanların sana baktığı ve acayip davrandığın düşüncesi, aptalca davrandığın ve konuştuğunu düşünme, kaçma uzaklaşma ve güvenli bir yere gitme isteği gibi birçok etken görülebilir. Bu değişiklerin hepsi yaşanmayabilir, sadece biri çok yoğun yaşanabilir.

    Davranışsal, kognitif(bilişsel) değişiklikler; Konsantrasyon güçlüğü, dikkatte azalma, problem çözme becerisinde azalma, ortamdan uzaklaşma, insanlardan  uzaklaşma, kalabalığa girmeme, göz iletişiminde kaçınma, kendini ve başlarını eleştirme ve ağlama gibi durumlarla devam eder.

                                                  ANKSİYETEYLE BAŞ ETME YOLLARI

    Öncelikle baş etme yollarının ilk aşaması anksiyeteyi tanımak ve doğasını bilmemiz gereklidir.  Nasıl bir anksiyete yaşıyoruz bunun tanımını yapmak, yaşadığınız anksiyete neye benziyor ? olsa hangi renk olurdu ? Anksiyetinizi somutlaştırmak sizi daha çok rahatlatacaktır. Progresif gevşeme, kontrollü nefes alma gibi yöntemlerde anksiyetenizi azaltmakta yardımcı olacaktır. Eğer ki anksiyeteniz kontrol edemeyeceğiniz derecede yüksek yaşıyorsanız ayrıca işlevselliğini bozacak düzeye geldiyse bir uzmana başvurmanız gerekebilir.

  • Çocuklarımızı Cinsel İstismardan Nasıl Koruruz?

    Çocuklarımızı Cinsel İstismardan Nasıl Koruruz?

    Yapılan araştırmalarda dünyada her 100 çocuktan 20’si istismara uğramaktadır. Ülkemiz gibi ‘gelişmekte olan’ toplumlarda maalesef ki uluslararası literatürde daha fazla istismar olayı yaşandığı bilinmektedir.  Hiç şüphesiz, cinsel istismar çocuklarımızın başına asla gelmemesini umduğumuz bir olaydır. Öte yandan, bu konuyu uygun zamanda çocuklarımızla konuşmuş olmak, oldukça önemlidir. Çünkü çocuklarımızı cinsel istismardan korumanın en iyi yolu budur. Cinsel istismar konusunda bilgilendirilmiş çocuklar, bu talihsiz deneyimi engellemek ve yaşadıkları istismarı güvendikleri bir yetişkin ile paylaşmak konusunda daha hazırlıklı olurlar. Cinsel istismar çoğunlukla çocuğun yakın çevresindeki biri tarafından gerçekleşmektedir.

    Bu anlamda ebeveynlere düşen ilk ve en önemli görev, çocuklarını cinsellik ile ilgili bilgilendirmeye başladıkları okul öncesi dönemde, tam adıyla kullanılmasa da “cinsel istismar” konusuna değinmektir. Çocuğunuzun cinsel anlamda kendini korumasını sağlamak için bilgilendirici bir konuşmaya “Bedenimiz özeldir, oyun oynamak için kullanmayız ve başkalarının da bedenimizle oyun oynamasına izin vermemeliyiz” gibi bir ifadeyle başlayabilirsiniz. Çocuğunuza “iyi dokunuş” ve “kötü dokunuş”tan bahsedip, başkasına dokunmanın veya başkası tarafından dokunulmanın bir sevgi işareti olduğunu ve birine sarılmayı veya birinin ona sarılmasını, sevmesini istediğinde bunu söyleyebilmeyi öğretmelisiniz.

    Bununla birlikte ona, her dokunuştan hoşlanmayabileceğini; bu yüzden de karşısındaki kendisine hoşlanmadığı bir şekilde dokunuyorsa bunu da ifade edebilmesi, engelleyemediği takdirde de bir büyüğüne söylemesi gerektiğini öğütlemek çok önemlidir. Ona istemediği şekilde dokunan kişi ısrar etse bile kesinlikle bunu “sır” olarak saklamaması gerektiğini ve ancak gerçeği söylerse onu koruyabileceğinizi vurgulamak önem taşır. Anne-babalar iyi ve kötü dokunuşları anlatırken çocuklarını korkutup kaygılandırmadan, sakin ve yumuşak bir ifadeyle açıklama yapmaya özen göstermeliler. Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise anne-babaların bu tarz konuşmalarda, “kötü dokunuş” lara çok fazla vurgu yapmamalarıdır. Çünkü olumsuz cinsel deneyimlere fazla dikkat çekmek çocuğun kaygılanıp en yakınlarından gelen sevgi ve şefkat içeren ‘iyi dokunuşların’ da yanlış algılamasına neden olabilir. Bu konu, çocuğunuzun yaşı ilerledikçe farklı bağlamlarda ele alınabilir.

    Bizler neler yapabiliriz;

    • Çocuklar bizleri dinlemezler, İZLERLER.

    • Çocuğunuzu tanımak ve onunla konuşmak aranızda ki güvenli bağı kuvvetlendirecektir.

    • Çocuğunuzun kimlerle birlikte zaman geçirdiğini bilmek sizin ve çocuğunuzun güvenliği açısından önemlidir.

    • Çevrenize yeni taşınan birisi varsa ve çocuğunuzla çok ilgilendiğini düşünüyorsanız, hakkında biraz bilgi toplayabilirsiniz.

    • Teknolojiyi yakından takip etmek önemli. Çocuğun ulaşabileceği her türlü internet iletişim hattını, kontrol etmeyi unutmayın. Ancak bu kontrol durumu baskıcı bir tutumda değil, çocuğunuz ile anlaşarak olmalıdır.

    • Çocuğunuzun arkadaşları ile iletişim içinde olun. Onları eve davet edip, arkadaşları ile tanışmayı ihmal etmeyin.

    • Çocuğunuzun son zamanlarda değişik davranışları olup-olmadığını gözlemleyebilirsiniz.

    • Çocuğunuzun yakınındaki kişilere karşı dikkatli olun, ancak denetlemeyi abartmayın. DENGE ÖNEMLİDİR.

    • Çocuğunuzla iletişiminiz bozuksa profesyonel destekle (çocuk psikiyatristi ya da psikoloğuna başvurun) iletişiminizi geliştirin.

    • Çocuklarınızın davranışlarını gözlemleyin. Değişiklikleri izleyin, nedenlerini bulun. Nedenini bulamadığınız durumlarda şüpheci olabilirsiniz.

    • Cinsel istismardan şüphe ederseniz çocuğunuzla onun anlayabileceği kelimelerle, doğru şekilde, panik yapmadan konuşmaya çalışın. Asla suçlayıcı ya da korkutucu olmayın.

    • Denetleme yaparken güvenini kaybetmeyin, gerekirse onunla konuşun ve anlaşın.

    • İnsanlara karşı güvenlerini sarsmadan bilgilendirme yapın. Örneğin; Saçını okşayan bir büyüğüne karşı sinirli bir tepki vermemelidir

    • Ona vücudun özel bölümlerini (Göğüs, bacak arası ve popo bölgesi) anlatın, gösterin, öğretin. Buralara kimsenin dokunamayacağını, ona özel olduğunu bilmesini, anlamasını sağlayabilirsiniz.

    • Doktorun sadece anne-baba yanındaysa bu özel bölgelere dokunabileceğini anlatmayı unutmayın.

    • Sır saklamamak gerektiğini anlatın. ASLA “bu aramızda sır” demeyin!

    • “Hayır” demeyi öğretin.

    • Cinsel istismar durumunda ne yapması gerektiğini anlatın. Biri onun özel bölgelerine dokunulduğunda “Hayır, dokunmanı istemiyorum” demesini öğretin. Buna rağmen dokunuyorsa; kaçması, çığlık atması, olayı anne ve babasına anlatmasını öğretin.

    • Şüphelendiğiniz durumlarda, cinsel istismarcı her kim olursa olsun olaya asla sessiz kalmayın, korkmayın, utanmayın ilgili kurumlara başvurun. Kurumların gizlilik ve uzman ekipler tarafından hassasiyetle çalıştığını bilin.

    Cinsel istismara uğrayan çocukta görülebilecek tepkiler;

    • Korku,

    • İçe kapanma, hayattan zevk alamama,

    • İkinci defa idrar-kaka kaçırmaya başlama,

    • Davranış problemleri,

    • Okul problemleri,

    • Cinsel problemler,

    • Yaşına uygun olmayan cinsel oyunlar

    • Yabancılardan korkma,

    • Nedensiz ve bedensel olmayan bulantı, kusma, karın ağrıları, baş ağrıları gibi sorunlar,

    • Öfke tepkileri, agresif davranışlar ya da öfkeyle baş edememe (Cinsel istismara uğrayan erkek çocuklarında en sık görülen bulgulardandır.)

    • Aşağılık duygusu, kendine zarar verme isteği. (Cinsel istismara uğrayan kız çocuklarında en sık görülen bulgudur)

    • Sürekli “karşı olma, karşı gelme” davranışları görülebilir.

    • Parmak emme, tırnak yeme görülebilir.

    • Her türlü davranışta abartılı olma,

    • Uyku bozuklukları,

    • Başka bir çocuğa aşırı ilgi duyma,

    • Kız çocuklarında erkek çocukların yanında güvensizlik ve strese girme,

    • Suçluluk hissi ve depresyon görülebilir,

    • Suça eğilim,

    • Panik ataklar (özellikle hemcinsinden saldırı yaşayan erkek çocuklarda izlenir) – Kirli ve değersiz olma hissi,

    • Kontrolsüz mastürbasyon,

    Yukarıda sayılan maddeler ve bunların dışında çocuğunuzda anlam veremediğiniz HER farklılıkta CİNSEL İSTİSMAR aklınızın bir köşesinde bulunmalıdır.

  • Evlilikte Cinsellik ve İletişimin Önemi

    Evlilikte Cinsellik ve İletişimin Önemi

    Cinsel problemler hem toplumda hem de evliliklerde çok fazla konuşulamıyor. Konuşulmayan her şey ilişki olumsuz yönde etkiliyor. Karşılıklı iletişim sadece konuşmak değil, dinleyebilme yetisini olduğunu da unutmamak gerekir. Eşler birbirilerinin beklentilerini gözden geçirmeli ve ne kadar gerçekçi olup olmadığını değerlendirebilmelilerdir.

    Cinsel problemlerinize çözüm üretmeyip zamana yaymayın. Cinsel problemler utanılacak konular değildir. Esas olan şey problemin farkında olup onunla yüzleşmenizdir. Eşinizle problelerinizi paylaşabilmenizdir.

    İlişkisel Problemleriniz Cinsel Hayatınızı Etkiliyor mu?

      Cinsel problemlerinize neden olabilecek bir diğer etmen ise ilişkisel problemlere dayanabilmektedir. Partnerinize öfkelili ya da olduğunuzda bu durum cinsel isteğinizi  azaltabilmekte ve eşinizle birlikte olmaktan kaçınmanıza sebep olabilmektedir. Yeteri  kadar duygusal yakınlık kuramama, süregelen iletişim sorunları cinsel isteğinizin azalmasına yol açabilir.

    Profesyonel Yardım Alın

                 Partnerinizle birlikte cinsel problemlerinizi aşmakta zorlanıyorsanız, profesyonel yardım almayı deneyin. Konuşulmayarak ötelenmiş olan cinsel sorunlarınıza çift danışmanları ile çözümler üretebilirsiniz. Hiç tanımadığınız biriyle özel hayatınızı paylaşmak başta size tuhaf gelebilir. Ancak bu alandaki uzmanlar günlük hayat temelinde sorunlarınızı sizinle çözüme kavuşturmak için çalışmaktadırlar. İlişkinizi daha sağlıklı devam etmenize  ve cinsel hayatınızı tekrar canlandırmanıza destek verecek bir cinsel tesrapiste başvurun.

  • Travma Sonrası Stres Bozuklukları

    Travma Sonrası Stres Bozuklukları

    Yaşam akışı içerisinde insanları olağandan fazla olumsuz etkileyen ve daha sonrasına da zorlayıcı yansımaları olan olaylara veya yaşanmışlıklara “travma” deriz.Travma sonrası stres bozuklukları ise insanları zorlayıcı derinlikteki bu olumsuz yaşanmışlıklar sonrasında insan psikolojisinde oluşan çok yönlü zorlanmalardır.

       Travma bir doğal afet,bir yangın,bir kaza,bir sarsıcı kayıp veya bir ilişki sorunu olabilir. Sonuçta insan yaşadıklarıyla etkileşim içerisinde bir varlıktır ve özellikle etki derinliği yüksek yaşanmışlıkların sonrasına da algısal ve hissedişsel yansımaları olmaktadır.Zaten travma ağırlığında bir olaydan etkilenmemesini kimseden bekleyemeyiz.Önemli olan etkilenmenin boyutu ve derinliğidir.Ne yaşanırsa yaşansın aslında yaşam devam ediyordur ve travmatik olayların olumsuz etkilerinin de sağlıklı bir psikolojide makul bir zaman diliminde tasfiye edilmesi gerekir.Ancak yaşanan travmatik olayların yaşamın sonrasına da fiili yansımalarının olması,derinliği ve bir de yaşayan insanın hassasiyet derecesi etkilenmenin hangi seviyede olacağında belirleyici olmaktadır.Örneğin boşanma sendromu,kaza sendromu,afet sendromu, korku sendromu gibi derinliği yüksek travmatik olaylar vardır.Birde bu olaylarda kişiden kişiye değişen etkilenim oranları bulunmaktadır.Travma sonrası stres bozuklukları çoğunlukla da hassas kişilik yapısında olan ve psikolojik direnci düşük insanlarda görülen bir psikolojik problemdir.

        Travma sonrası stres bozuklukları bir çok psikolojik problem gibi normal üstü etkilenme sonucu daha çok ortaya çıkar.İnsanlarda yeme bozukluğu,uyku bozukluğu,psikosomatik problemler, çarpıntı,soğuk ter atma,yalnız kalamama,ağızda kurumalar,mide bulantıları,mutsuzluk sendromu gibi bir dizi psikolojik veya psikofizyolojik sıkıntı yaratırlar.Totalde huzuru,dinginliği,motivasyonu, yaşama sevincini ve yaşam konforunu olumsuz etkiler bir etki yaratırlar.

        Travma sonrası stres bozukluğu yaşayan insanların yaşadığı sorunun derinliğine göre bir yol izlemesi gerekir.Sıkıntı aşırı derin ise hem psikiyatrik tedavi hem de psikolojik destek gerekecektir.Aşırı derin değil ise psikolojik destek alınmalıdır.Ama bilinmelidir ki travma sonrası stres bozuklukları insanların kendi kendilerine aşabilecekleri bir sorun değildir.Pesimist (kötümser) de olmayın…bunlar çözülemez problemler değildir ama çok da zaman kaybedilmemelidir.

  • ÇOCUKLARDA UYKU DÜZENİ

    ÇOCUKLARDA UYKU DÜZENİ

    ÇOCUKLARDA UYKU DÜZENİ

    Çocuklar için erken gelişim dönemi uyku, en temel aktivitelerden biri. Aynı zamanda iyi ve düzenli bir uyku, biyolojik gelişim için çok amaçlı. Yetişkinler az uyudukları zaman davranışları bu durumdan etkilenir. Daha yorgun ve huzursuz portresiler. Fakat çocuklarda durum daha farklı olabilir; normalden daha hareketli görüntüler görülebilir.

    Uyku güvenliği, çocukları yaşına ve kişilik özelliklerine göre değişebilir. Kesin olmamakla birlikte, varsayılan öğrenci grubu

    Çocuğun yaşı                   Ortalama günlük uyku süresi
           1-4 hafta                                     15-16 saat
           1-4 ay                                         14-15 saat
           4-12 ay                                       14-15 saat
           1-3 yaş                                       12-14 saat
           3-6 yaş                                       10-12 saat
           7-12 yaş                                     10-11 saat
         

    1-4 Hafta:

    Yeni doğanlar, günün 15-18 saatini uyuyarak geçirirler. Bu uyku saatleri 2-4 günde bir şekilde olur. Bu, bebekler 2-3 saatte bir uyandırdığını beslenir.

    1-4 Ay:

    Bebekler 6 haftasını geçince açtı bir düzene girmeye başlarlar. Gece-gündüz düzeni oturmaya başlar.

    4-12 Ay:

    Bebekler sınıf 11.aya yaklaştıklarında tıpkı yetişkinler gibi daha sosyal olarak yaklaşıyor, uyku düzenleri yetişkin uyku düzenine benzemeye başlar. Bu ayda yaklaşık 12 saat uyurlar. En önemli nokta, sağlıklı bir uyku düzeni oturtmaktır.

    Bebeklerin günde 3 defa yattıkları öğlen uykusu 6.aymasında 2’ye göre. Bu sırada fiziksel olarak geceleri uyuyabilirkendir, biyolojik saatleri öğle yemeği-gece uykusu düzeninin oturması bekleniyor.

    1-3 Yaş:

    Bebekler, 18-21 aya ulaştıklarında sabah uykusunu bırakıp gün içinde bir kez uyumaya ihtiyacınız duyarlar. Bu yaş grubu bebeklerin 10 saat uyumaya vardır.

    21-36 ayda, bazen bebeklerin günde bir kere Bu yaş grubundaki bebekler boyunca akşam 7-9 arası yatar sabah 6-8 arası uyanır.

    Bu yaşlarda yatmaya direnme, gece sık uyanma, kabuslar görme gibi uyku problemleriyle karşılaşılabilir. Bebeklerin bağımsızlık içgüdüleri, zihinsel sosyal ve motor gelişimlerindeki ilerlemeler bu sayımızda uyku problemlerine sebep olan faktörler arasındadır.

    3-6 yaş:

    3 yaş çocuğu 5 yaşına gelene kadar öğle uykusu alışkanlığına devam eder. Ancak süresi azalmaya başlar. Bu yaşta gece korkuları ve kabus görme gibi uyku hali görülebilir.

    7-12 yaş:

    Bu yaş grubundaki çocukların günlük uyku süresi 10-11 saattir. Akademik sorumlulukları ve sosyal etkinlikler ile bilgisayar, TV, internet gibi alışkanlıkları vakitlerinin büyüklüğünde kaplar. Bu da uyku problemlerine yol açabilir. 10-11 saat uyumaya vardır. Ancak aynı zamanda okul (ödev), spor ve sosyal aktiviteler, öğrencilerin vaktinin önemli birmekte olduğu.

  • Gelecek Kaygısı / Sonsuz Kontrolcülük ve Tanrının Rolünü Çalmak

    Gelecek Kaygısı / Sonsuz Kontrolcülük ve Tanrının Rolünü Çalmak

    Gelecek kaygısı / sonsuz kontrolcülük ve tanrının rolünü çalmak

    Geleceği planlamak, onu daha işlevsel bir boyuta getirmek için birçok senaryolar, hipotezler gerekirse kuramlar oluşturur dururuz. Bu hipotezler veya kuramlar bizi hayatımızla ilgili tam nesnel olana götürmese de gerçeğe yakınlaştırır. İnsanda ki bu öngörü yeteneği sayesinde yaşantımı istediğimiz hedeflere doğru götürebilir ve bu sayede yaşantımızı istediğimiz doğrultuda yaşayabilme imkânı buluruz.

    Gelecek kaygısı, sonsuz kontrolcülük, tanrının rolünü çalmak

    Bu planlamalar müthiş bir öngörü yeteneği ile birleşince tadından yenmez. Daha fazla geleceği tasarlayarak ve kontrol ederek daha fazla şey elde edebiliriz. Örneği başarı…

    • Peki gerçekten neden bu kadar başarılı olmak istiyoruz?
    • Başarılı olma ile ne elde edebiliriz?
    • Başarısızlığımız durumunda ne olur?
    • Başarısızlığa kim/kimler uğrar?
    • Başarınca hangi grupta olacağız başarmadığımızda hangi gruba girmiş oluruz?

    Bu soruların cevabı bize ne hissettiriyor.

    Hayatımız da daha fazla başarılı olduğumuz sürece daha çok kabul görecek, onaylanacak ve sevil-ecek Toplum tarafından size bir statü tahsis edil-ecek, istediğimiz bir partnerle yaşantımızı sürdür-ecek, herhangi bir olası problemle karşı karşıya kalma riskimiz azal-acak veya ortadan kalk-acak. Her şeyi kontrol aldığımız mutlu olacak, huzursuz olamay-acak…ecek, acak….

    Bu -ecek, acak, cümle yapılarını o kadar içselleştirmişiz ki bunları yaşantımız içinde olmadığında yaşantımız sanki felaket bir senaryo ile bitmiş gibi hissettirir. Bu felaket durumu yaşamamak için bir kaçınma davranışı olarak geleceği dahil her şeyi ve herkesi kontrol etmeye eğilim gösteririz. Bu bazılarımızda o kadar çok ileri bir safhaya gelir ki geleceği tahmin ve öngörü adı altında tüm gelecek olaylarını olumsuz bir senaryo ile sonuçlanacağı şeklinde inançlara sahip oluruz. Durumu ve geleceği kontrol etme isteği o kadar fazlalaşır ki tanrının rolünü çalmış oluruz. Tanrı gibi her şeyi kontrol etmeye çalışırız. Kapasitemizin üzerinde bir yük alırız. Bu yükü kaldıramadığımız için çoğu sefer kapasitemizin altında performans göstererek yaşantımız da istediğimiz noktaya gelmekte problem yaşarız. Kısaca Koktuğumuz şey, korkulan şeyi yaratır paradoksu bu noktada aktive olur.

    Yaşantımızda gereğinden fazla olan kontrolü bıraktığımızda daha özgür bir düşünme şekline kavuşacağımızı söyleyebiliriz. kendimiz, başkaları ve gelecekle ile ilgili daha esnek kurallara, düşünceye sahip olmak daha esnek bir yaşantıya sahip olmamızı sağlar. Bu hayattan zevk almanızı, yaşantımızda iş yaparken eğlenmenizi sağlar. Geleceğinizle ile daha fazla seçenek üretir, gelecek planımızda birden çok sonucu olan seçenekleri hayatımıza entegre ederiz ve bunların sonuçlarını daha kolay tolere ederiz. Çok fazla kontrolcülük yaşantılardan haz almamızı engelleyen bir yaşantı tarzı olarak kendimizi gerçekleştirmemizi engel olur.

    Yaşantımızda “şimdi ve burada”ya odaklanmak yeteneklerinizi keşfetmemizi sağlar. Kendiliğimizi gerçekleştirmek ve aktive etmek, “şimdi ve burada” dan daha fazla haz almak, kaliteli bir yaşantı geçirmek için geçmişi analiz ederek, geleceği planlamak önemlidir. Bunları “şimdi ve burada”yı daha kaliteli bir şekilde geçirmek için yaparız. Geleceği planlamayı ve öngörmeyi, geleceği kontrol etme formuna dönüştürdüğümüzde “şimdi ve burada”ları kaçırarak hayatımızın büyük bir kısmını kaçırırız.

    Geleceği planlarken, onu yaşayamama seçeneğimizin olduğunu, bizim gibi diğer insanların ve doğanında yaşantımızda dolaylı ve doğrudan söz sahibi olduğunu, katkı sağladığını, katı planlamalarımızın doğanın / kaderin ve diğer kişilerin kendi planlarını uygularken sabote edileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

          Uzman Klinik Psikolog  Haşim BELTEN                                                                   

  • Gebelik Psikolojisi

    Gebelik Psikolojisi

    Hamilelik kavramı, anne adayının hamile olduğunu öğrendiği o ilk an çok özel ve biricik bir dönemdir. Bu dönemde anne adaylarımız duygusal, psikolojik ve fiziksel değişim içerisine girebilirler. Bu dönemi rastgele yaşamamaları ve bilinçlenmeleri hem kendileri hem de bebek için oldukça önem taşımaktadır. Birtakım değişkenlikler yaşayacağının bilincinde olan anne adayı bu tür durumlarla nasıl baş edebileceğini bilirse gebelik dönemini oldukça rahat yaşayacaktır.

    Hamileliğin ilk aylarında anne adaylarının birtakım değişkenliklerle karşılaşmaları son derece olağan bir durumdur. Bunlar bulantı, kusma, yorgunluk, uykusuzluk gibi kavramlarken psikolojik anlamda ilk bir ay daha depresif bir tutum sergileyebilirler. (istenmeyen gebeliklerde bu süreç daha uzun olabilir.) Bunun yanı sıra sadece karı-koca olmaktan ziyade anne baba sıfatlarının eklenmesi, sosyal yaşantılarının eskiye oranla sınırlanması kişilere daha fazla sorumluluk yükleyecektir.

    Anne adayımız ilk hamile olduğunu öğrendikten, sevincini ve heyecanını çevresindekilerle paylaştıktan sonra normal yaşama döndüğünde birtakım kaygılar duymaya başlayabilir. Bunun ilk başında, bebeğime nasıl bakacağım, ona yeterli gelebilecek miyim, kilom artacak mı, doğumdan sonra kilo verebilecek miyim gibi düşünceler karşılaştığımız durumlardır. Bu düşüncelerden kaynaklı strese kapılma hem bebeği hem anne adayını hem de ilişkileri olumsuz anlamda etkileyebilmektedir. O yüzden hamilelik sürecine girdiğiniz andan itibaren eş desteği ve uzman desteği beraberinde ilerlemek duyduğunuz kaygı ve korkuları en aza indirgeyecektir.

    Bunun yanı sıra eşine karşı eskisi gibi çekici gelememekten endişe duyulduğu zaman diyet yapmak, rejime girmek onaylanan bir davranış çeşidi değildir. Burada hedef noktası bebektir ve bebeği düşünerek hareket etmek, ona göre beslenmek, dinlenmek son derece önemlidir.

    Anne adaylarının kendi anneleriyle olan ilişkisinin önemi bu dönemde oldukça büyüktür. Anneyle ilişkisi ve iletişimi çatışmalı olan bireylerin hamilelik sürecinde durumu kendisiyle bağdaştırması, şüphe ve kaygı duyması oldukça olağan bir durumdur.

    Eş desteği hamilelik sürecinde ve sonrasında oldukça önemli bir faktördür. Ruhsal değişim yaşayan anne adayı bir de eş desteğinden mahrum kaldığında ne yazık ki daha çok strese ve sıkıntıya maruz kalabiliyor. O yüzden bu noktada eş desteği oldukça önemli. Bunun başında ise eşlerin büyük bir sabır ve anlayış göstermeleri geliyor.

    Hamilelik sürecinde gergin ortamlardan olabildikçe uzak kalmak, iletişim düzeylerini sağlam ve iyi tutmak, katılım sağlanabilecek aktivitelere katılmak bu sürecin daha rahat geçmesinin koşulsuz bir parçasıdır.

    Doktorunuzla olan iletişiminiz, sizi her konuda bilgilendirmesi ve yönlendirmede bulunması bu sürecin ayrılmaz bir parçasıdır. Doktorunuzla oluşturduğunuz güven duygusu yaşadığınız kaygıların ve düşüncelerin ortadan kalkmasının başında yer alıyor. Eğer ki hamilelik sürecindeki psikolojik değişkenliklerin süresi uzunsa, kendinizi mutsuz ve düşünceli hissediyorsanız, depresif hal ve tutum hala ortadan kalkmadıysa bir uzmandan destek almak, ertelememeniz gereken bir durumdur.

    Son olarak gebelik sürecinde bebeği olumsuz anlamda etkileyen terotejen çeşitleri aşağıda sıralanmıştır.

    HAMİLELİKTE GELİŞİMİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

    Teratojen: Hamilelik süresince annenin zarar verici etkilere maruz kalması.

    TERATOJEN ÇEŞİTLERİ

    1) Reçeteli, reçetesiz kullanılan ilaçlar. (Vitaminlerde dahil)

            – Zeka üzerinde tahribata yol açabilir. Çocuk sakat doğabilir.

           –  Antidepresanlar bebeğin nefes almasını olumsuz etkiler.

    2) Kafein (Günlük 100mg’den fazlası zarar)

    3) Kanuna aykırı haplar

            – Fiziksel görünüm, prematüre bebek, sakinleşemeyen bebek, uyku bozukluğu, ruhsal bozukluklar.

    4) Tütün

           – Düşük, prematüre doğum, doğan bebeğin zayıf olması, çocukluk kanserleri, astım, kalp ritm bozukluğu

    5) Alkol

            – Fiziksel yapı, yüz bozukluğu, zeka geriliği, genital organ bozuklukları

    6) Radyasyon

            – Radyasyon ışınları bebekte kanser riskini ciddi derecede artırır.

    7) Çevre Kirliliği

           Hava ve sudaki kirlilik, GDO’lu gıdalar

    8) Bulaşıcı Hastalıklar

          – Soğuk algınlığı hamilelikte risk taşıyabilir. (Sağırlığa, geç yürümeye, zeka geriliğine neden olabilir.)

    Özellikle ilaç kullanımında doktorunuza danışmadan hareket etmeyiniz.

  • Etkili İletişimin Yolları

    Etkili İletişimin Yolları

    Hangimiz gün içinde iletişim problemleri yaşamıyoruz? İşimizde, romantik ilişkilerimizle, ailemizle, en yakın arkadaşlarımızla.. Farklı ilişki dinamiklerinde, iletişim problemlerini çözmeye yönelik noktalar değişse de iletişimin temelini oluşturan olmazsa olmazlar vardır. Benim için bunlar:

    1-Dinleme

    2-Duygu ifadesi

    3-Konuşmanın odak noktası

    Dinlemek

    Etkili iletişimin olmazsa olmazı dinlemektir. İletişimin çoğunda olan kopukluk etkili dinleme gerçekleşmediğinde yaşanıyor. Konuşmaları, yönelen soruları, anlatımları yüzeysel ve anlamak istediğimiz şekilde değil, anlatılanı anlayarak dinlemek önemlidir. İletişim dinleme ile başlar. Bir çok yanlış anlaşılma ve kopukluk dinleme olmadığında gerçekleşir. Karşıdaki insanı dinlemek yerine, lafını sürekli bölmeye ya da konuşmanın sonunu tahmin etmeye çalışmak bir süre sonra iletişimin kopmasına sebep olabilir. .

    Bir birikim amacı olan dinleme, en az konuşma kadar hayatımızda öneme sahiptir.

    Duyguların İfadesi

    İletişimin olmazsa olmazı olan şeylerden biri de duyguların ifadesidir. Duyguyu ifade etmenin ilk aşaması ise duyguları tanıyabilmektir. Bu konuda duygusal kelime haznenizi gelistirmek güzel bir başlangıç olabilir. Nasıl hissettiğinizi başkalarına anlatırken hangi duyguyu yaşadığınızı ne kadar iyi ifade edebilirseniz, anlaşılma oranınız da aynı şekilde artacaktır. Üzüntü, korku gibi duygular bireyde güçsüzlük olarak algılandığı için ifadesi zor olabilir. O duyguyu hissetmenin de bir sebebi olabileceğini kabullenmek, duyguları doğru ifade etmeyi sağlayabilir. Duygularımızı yüksek sesle ifade etmek bize verebileceği olası zararları ve rahatsızlıkları ortadan kaldırmaya yardımcı olur. Bunun nedeni ise; yüksek sesle dile getirildiğinde amigdaladaki (duygusal hafıza ve duygusal tepkilerin oluşmasındaki primer role sahip bölge) aktivite azalır, bu da duygusal tepkinin azalmasına sebep olur.*
     

    Doğru şeye mi odaklanıyoruz?

        İletişime geçerken ve özellikle de sorunları çözmeye çalışırken sorun yaşanılan durumdansa sorunun yaşanıldığı kişiyi hedefimize koyabiliyoruz. Aslında sorunun çözümündense, sorun yaşanılan kişi odaklı olmak, çözümü oldukça zorlaştırır. Böyle zamanlarda insanlar yerine sorunlar hedeflenirse çözüm çok daha kolay olup, iletişime geçmek de daha keyifli olabilir.

         Mesela iş yerinde biriyle fikir ayrılığına düşüp sorun yaşanıldı. Bu kişiye karşı bir öfke oluştuğu için odak nokta problemdense kişiye kayabilir. Ama buradaki asıl amaç aslında o sorunun çözümüne odaklanmakta olmalı. Hedefe problemi koyduğunuzda onun çözümüne yoğunlaşmak ve sorun yaşanılan kişiyle iletişime geçmek çok daha kolay olacaktır.

  • Cinsiyet Kimliği Bozukluğu

    Cinsiyet Kimliği Bozukluğu

    Cinsiyet kimliği bozukluğu ya da cinsiyet boşluğu yaşayan çocukta kendini gerçek manada erkek hissetmek kız çocukları için de kadın hissetmek konusunda bir şeyler eksiktir. Çocuğunuzun davranışları ile ilgili endişeleriniz mi var? Çocuğunuzun cinsiyet karmaşası gösterdiğinden şüpheleniyor musunuz? Çocuklukta cinsiyet kimlik bozukluğuna işaret eden bazı durumları Amerikan Psikiyatri Derneği (APA) tarafından aşağıdaki gibi sıralanmıştır. Klinik uzmanlar bu beş göstergeyi, çocuğun bu rahatsızlığa sahip olup olmadığını belirlemede kullanırlar.

    1. Israrla tekrarlanan karşı cins olma isteği ya da öyle olduğuna inanma durumu.

    2. Erkeklerde karşı cinsin kıyafetini giyme ya da feminen giyim tarzını taklit etme. Kızlarda ise sadece stereotipik olarak maskülen olan kıyafetleri giymede ısrarcı olma.

    3. Taklide dayalı hayali oyunlarda güçlü bir biçimde süregelen karcı cins rollerini tercih etme ve sürekli karşı cinsten olma fantezileri kurmak.

    4. Stereotipik olarak karşı cinse ait olan oyun ve eğlencelere katılmak için yoğun arzular besleme.

    5. Oyun arkadaşlarını ısrarla karşı cinsten seçmek.

    Karşıt cinsiyet davranışları okul öncesi dönemde 2-4 yaş arasında başlar. Dr Richard Green’in araştırmalarına göre karşı cinsin elbiselerini giymek de ilk işaretlerden biridir. Cinsiyet karmaşası yaşayan erkek çocuklarında hareketli oyunlardan korkma erkek çocukları ile oynamada isteksizlik, diğer erkeklerin yanında çıplak durmaktan utanma, kadınların yanında çıplak durmaktan utanmama, baba ile ilişkilerde ve babaya bağlanmada güvensizlik ve anneye aşırı bağlanma.

    Eğer çocuğunuz karşı cinsin aktivitelerine ve giyim kuşamına ilgi gösteriyorsa oyunlarını ve saplantılarını birbirinden ayırt etmeniz gerekir. Çocuğunuz karşı cinsin kıyafetlerini nadir olarak giyiniyorsa endişelenmenize gerek yok. Ancak çocuğunuz bunu sürekli yapıyorsa ve bazı şeyleri alışkanlık haline getiriyorsa endişelenmeniz gerekir. Örneğin erkek bir çocuk annesinin makyaj malzemelerini kullanmaya başlamışsa, erkek çocuklarından ve onların oyunlarından kaçınıyor ve kız çocukları ile oynamakta ısrar ediyorsa sonrasında tiz bir sesle konuşmaya çalışıyorsa, kızların yürüyüşlerini duruşlarını abartılı bir şekilde taklit ediyorsa kadınsı eşyalara karşı saplantılı bir ilgi oluşturmuş ise, kız kardeşinden ve annesinden daha feminen davranıyorsa çocuğunuz için endişelenebilirsiniz.

    Cinsiyet karmaşası yaşayan çocuktan bir insan resmi çizmesi istendiğinde öncelikle bir kadın resmi çizecektir. Sonra belki bir erkek resmi çizecektir. Çocuğun çizdiği kız veya kadın resmi pembe ve kırmızı gibi göz alıcı renklerle boyanmış, ayrıntılı ve büyük resimlerdir. Çocuğun yaptığı erkek resmi ise zayıf, küçük, donuk ve genellikle çöpten adam şeklindedir. Bütün bu resimler çocuğun gerçeklik algısını temsil eder.

                Cinsel kimliğini güçlendirmekte olan normal bir erkek çocuk, kız çocuklarla birlikte olmayı reddeder. Özellikle 6-11 yaş arası erkek çocuklar karşı cinsten arkadaş istemezler ve ‘‘Kızlardan nefret ediyorum’’ derler. Kızlar ise ‘’Erkekler çok aptal onları aramızda istemeyiz, erkekler çok uyuz’’ gibi düşüncelerini dile getirirler.  Bu yaşlardaki çocuklar cinsiyet rollerinde çok katı ve stereotipik davranırlar. Bu cinsiyetçilik sağlıklı ve normal bir cinsiyet özdeşimi sürecinin bir parçasıdır.

                   Bu sağlıklı kız ve erkek çocuklar cinsiyet kimliklerini pekiştirmek için aynı cinsten yakın arkadaşlar edinirler. Böylece yeni edinilmiş olan erkeklik ve kızlık hisleri sağlam bir zemin üzerine inşa edilecektir.

                 Bir çocuğun dişilik ve erkeklik hisleri, özellikle de çocuk küçükse belli belirsiz bir fikirden ötedir. Cinsiyet derin bir duygusal değer taşır. Araştırmacılar, erkek çocuklara kız olup olmadıkları sorulduğunda, kızlara ise erek olup olmadıkları sorulduğunda birçok çocuğun oldukça güçlü tepki verdiğini, bazılarının bu soruyu eğlenceli bulduğu, bazılarının da kızıp gücendiğini belirtmişleridir. Tepki vermeyen çocuklar tepki veren çocuklara göre daha az sağlıklıdırlar.

                 Ergenlik döneminde ise durum değişir. Çünkü normal gelişim göstermiş bir erkek çocuk, kızların çekimine girmiştir. Onun için de kızlar artık önemsiz değildirler. Kızlar bir anda daha ilgi çekici, anlaşılması güç, romantik ve esrarlı hale gelmiştir.

                 Anneler erkek bir çocuğun sağlıklı bir cinsiyet gelişiminde önemli rol oynarlar. İlgisiz babaları olduğu durumlarda anne tüm ilgiyi oğluna yönlendirmiştir ve bebeklikten itibaren çocuk rol model olarak anneyi görmektedir çocuktaki bazı mizaç yatkınlığı da annenin sağlıksız tutumundan dolayı sağlıklı bir cinsiyet geliştirmesini engeller.

                   Erkek çocukların cinsiyet gelişimi için anneler üç şekilde davranabilirler.

    1. Anne oğul ilişkisine dikkat edilmeli. Anneler oğulları ile aşırı yakın bir ilişki geliştirmemeye dikkat etmelidir. Eşi ile duygusal yönden güvenli bir ilişki geliştiremeyen  anne duygusal ihtiyaçlarını karşılamak için farkında olmadan oğluna sağlıksız ve aşırı bir biçimde bağlanabilir. Bu durumda anne ihtiyaçlarını karşılıyor olsa da bu oğlu için çok da iyi bir gelişme değildir.

    2. Erkeksi özdeşim desteklenmeli. Anneler oğullarının erkeksiliğini onaylamak için daha fazla gayret sarf etmelidir.

    3. Çocuk için bir baba figürünün olması. Baba yok ise  veya bu ihtiyacı karşılayamıyorsa büyük ağabey, dede, dayı ,amca gibi başka bir yakını tarafından karşılanmalı. Annenin çocuğa ‘’Erkeklerin aile hayatında önemsiz unsurlar olduklarını ve ikisinin birlikte her şeyin üstesinden gelebileceği’’ mesajı çok yıkıcı olabilir.

       Oğulları ile daha yakın ilişki ve CKB ‘nin önüne geçmek için babalar için de dört aktivite faydalı olacaktır.

    1. Baba ile güreşerek oynanan oyunlar

    2. Babaları ile birlikte banyo yapmak

    3. Baba ve oğulun evin dışında aktiviteler yapması. Kısa gezintiler, markete gitmek, benzin almak gibi.

    4. Yatma zamanı geldiğinde çocuğu yerine yatıracak kişi baba olmalıdır.

    Ebeveyn olarak çocuğunuzun cinsiyetine uygun davranışlarını güçlendirmek ve geliştirmek için olumlu teşvik cezalandırmadan çok daha aktif bir yoldur. Abartılı feminen davranışların önüne geçmek istiyorsanız açık, tutarlı ve suçlayıcı olmayan bir dil kullanmalısınız. Mümkünse güvendiğiniz bir psikoterapist ile çalışın. Çocuğunuzun etrafında aynı cinsten olumlu bir rol modeli yoksa çocuğunuz  karşıt cinsiyet davranışlarını benimserken kendini güvende hissetmeyebilir. Çocuğunuz bir kadın ve ya bir erkek olmanın çekici ve arzu edilebilir bir şey olduğunu hissetmeli.

  • Narsisizm

    Narsisizm

    Narsisizm kibirlilik kendini beğenmişlik azamet gösterişlilik ve benmerkezcilik olarak da isimlendirebiliriz.

    Narsisizmin ana özelliği benlik hakkında aşırı olumlu ve abartılı bir kanıya sahip olmaktır. Yüksek seviyede narsist insanlar toplumsal statü, güzel görünüm, zeka ve yaratıcılıkta başkalarından çok daha iyi oldukları inancındadırlar. Ama bu doğru değildir bu sadece onların bir yanılsamasıdır. Nesnel olarak yapılan ölçümlere göre de kabiliyet ve zekaları diğer herkes gibidir. Bununla birlikte narsistler kendilerini temelde diğer insanlardan üstün olarak görürler. Onlar çok özeldir her şeye hakları vardır ve eşsizdirler. Tipik bir narsist ile yalnızca özsaygısı yüksek olan insanlar arasında ki fark şudur ki özsaygısı yüksek olan kişi ilişkilere ve insanlara değer verir narsist bir kişi ise başka insanlarla duygusal açıdan sıcak ilgili ve sevgi dolu yakın bir ilişki kurmaktan yoksundur. Narsist insanlar özünde dengesiz bir kişilik, gösterişli şişirilmiş bir benlik bilinci ile başkalarıyla derin ilişkiler kurabilme duygularından yoksundur.

    Narsistler başkalarından daha zeki daha iyi görünümlü ve daha önemli olduklarını ama daha ahlaklı daha ilgili ve daha sevecen olmanın şart olmadığını düşünürler. Dünyadaki en nazik en düşünceli insan olmakla övünmezler ama başarıları ya da seksi oldukları ile gururlanabilirler. Narsisizm hakkındaki mevcut bilgilerin çoğunun temelinde narsistlerin içten içe düşük özsaygılı olduğu yanılgısı yaygındır.  Oysa ki narsisizm düşük özsaygı ya da kendinden derinden nefret etmek ile ilgili değildir. Narsisizm başkaları ile yakınlığa ve duygusal samimiyete karşı nötrden olumsuza doğru giden bir tutumla birlikte bireysel başarı alanlarında kendine güvenle ilgisi vardır.

    Narsistler eleştirileri kaldırmakta ve hatalarından ders almakta oldukça kötüdürler. Ayrıca kusurları için kendileri hariç herkesi ve her şeyi suçlamayı severler.  İkinci olarak kendilerini geliştirmek için gereken motivasyondan da yoksundurlar. Çünkü bunu çoktan başardıklarını inanırlar. Zaten yetenekli doğduysanız çalışıp didinmeye ne  gerek var ki anlayışı hakimdir. Ancak tek başına özgüven iyi bir performans getirmeyebilir. Narsisizm, hayali başarılar için büyük bir yardımcıdır ancak gerçek başarılar için bu durum geçerli değildir.

    Ayrıca narsistler sosyal medyada, sosyal paylaşım sitelerinde çok aktif olmalarının yanı sıra bu alanda çok da başarılıdırlar. Bu sitelerin yapısına baktığımızda  da narsisitlerin kendini tanıtma gururlarını okşayan fotoğraflarını seçme ve paylaşma en çok arkadaşa sahip olmak gibi beceriler bu siteler tarafından ödüllendirilmesi narsisitlerin narsisizm duygularının da daha yukarı boyutta yaşamalarına da neden olur.  

    Narsisitler başka insanlarla geçinmekte çoğunlukla sorun yaşarlar. Sosyal medyada birileri ile arkadaş olmak, o kişilerle derin ve duygusal açıdan yakın bir ilişki içerisine girdiğiniz anlamına gelmez ki sosyal medya arkadaşlıkları yüzeysel ve çok da samimi olmayan ilişkilerdir. Narsistler için sosyal medya arkadaşlıkları kaç kişinin kendisini takip ettiğini ve kendisini tanıdığını söyleme ihtiyacının bir tezahürüdür.  Daha çok sayıda arkadaşa sahip olmak bir statü ve beğenilme sembolüdür. Sosyal medyada yalnızca beş arkadaşınızın olması utanç vericidir oysa ki gerçek hayatta yakın olduğumuz beş kişinin olması çok şanslı biri olduğumuzun göstergesidir.

    Narsisitler kendilerinin çok çekici güzel ve yakışıklı olduklarına inanırlar bu da bize bildiğimiz Yunan efsanesini doğrular niteliktedir. Narsisitler için güzel görünmek dikkat çekmenin  statü ve popüleriteyi elde etmenin, kusursuz beyaz dişlere ,muhteşem saçlara, yeni bir spor arabaya, çekici bir sevgiliye sahip olmak hep aynı psikolojik işleve yani başkalarına karşı daha havalı daha popüler ya da çok daha önemli olduğunuzu inandırmaya hizmet ediyor

             Sağlıklı bir insanda var olan kendini sevmek ve kabullenmek duygusu narsist bir insanda abartılı bir sevgi ve kendini yüceltme olarak gözlemlenir. Kendinizi seviyorsanız başkalarını da seversiniz dolayısıyla saldırgan olmazsınız düşüncesi yaygındır. Ancak bu durum narsistler  için geçerli değildir onlar tam anlamıyla saldırgandırlar kendilerini çok sevdiklerinden onların ihtiyaçları herşeyin ve herkesin ihtiyaçlarından öncelikli olarak görürler. Başkalarının kederleri ile empati kuramazlar ve genellikle hak ettikleri saygıyı görmediklerini düşündükleri için de saldırgan tavırlar sergilerler.  

                 Narsistlerden uzak durmak ya da onları idare etmek ile onları değiştirmeye çalışmak farklı şeylerdir. Narsistler çok nadir değişirler, özellikle de ilişkilerde. Fakat ara sıra birini değiştirmeye çalışmak da bir seçenek olabilir. Müthiş bir satış elemanı olan ancak ekip çalışmasında sıkıntı yaşayan bir çalışanınız ya da çok iyi maddi imkanları olan ama sıcaklık ve sevecenlik göstermeyen bir eşiniz olabilir. Burada narsist bir kişinin şişirilmiş benlik algısına meydan okumayın ancak bunun yerine narsist biri kişilikte ki erdem şefkat ve inceliği teşvik etmeyi deneyin. Bu yöntem bir tehdit olarak algılanmayacaktır ve narsisit kişinin davranışlarını olumlu yönde değiştirme potansiyelini belki açığa çıkaracaktır.