Etiket: Tek

  • Psikolojik Mide Bulantısı

    Psikolojik Mide Bulantısı

    Oturmuş vahşi doğada hayatta kalma ile ilgili belgeselimi güzel güzel izliyordum. Hayatta kalma uzmanımız zor şartlar altında yiyecek bulmayı anlatıyor, bir yandan anlatıyor bir yandan da fil dışkısını eşeliyordu. Neymiş efendim, filler yedikleri besinin yarısını sindiriyormuş, pisliklerinde sindirilmemiş bir sürü meyve bulunabilirmiş ( hala eşeliyor). Fil dışkısının içinden çıkardığı birkaç meyve çekirdeğini yıkadıktan sonra kırıp içlerini yedi. Bildiğiniz klasik belgesel işte, ta ki uzmanımız şu cümleyi kurana kadar: ‘’ Gayet faydalı bir besin tabi psikolojik mide bulantısı sonucu kusmazsanız!’’ ve ampul yanar!

    Kusmanın bir sürü nedeni var hem de bir sürü. Ben burada psikolojik kaynaklı olanları ifade etmeye çalışacağım. Önce eskilere çok eskilere gidelim.Evrimcilere kusma bir reflekstir ve zararlı besinlerin vücuttan hızlıca atılmasını sağlar ki iğrenme duygusu bu zararlı besinlere karşı geliştirilmiş bir davranıştır derler. Haklılar mı haksızlar mı bilmem ama bildiğim bir şey varsa beyinde bulunan Medulla Oblangata’nın bu işte epey rol oynadığıdır.

    Kusma,beynin ‘medulla oblongata’ bölümünün arka kısmında bulunan ‘kusma merkezi’ tarafından düzenlenir. Bu merkez, beynin duygusal, görsel ve işitsel bölgelerinden, iç kulak ve sindirim sisteminden gelen uyarıları alır ve bunlara kusma/bulantı şeklinde cevap verir.

    Örneklerle açıklamak daha kolay olacak. Kusma merkezi beynin duygusal uyarıları sonucu harekete geçebilir:

    Sevgilisinden ayrılan kızımız ağzına bir lokma yemek koyunca hemen kusuyor.

    Sınava giren gencimiz stresten (duygusal uyarım) dolayı midesi bulanıyor.

    Görsel/Kokusal uyarıcılar:             

    Bir insan cesedi görmek.                     

    Bozulmuş yemek/et görmek ve koklamak.

    İşitsel uyarıcılar:                                                                           

    İltifatlar karşısında midede kelebeklerin uçuşması              

    Tehditler karşısında sindirim sorunları yaşanması.

    İç kulak uyarılarına bağlı bulantı dengeyle ilgili. Örneğin çok dönünce başın dönmesi ve midenin bulanması. Sindirim sistemi uyarıları ise medulla oblangatayı genelde zehirli gıdalarla ilgili uyarır.

    Elimden geldiğince ayrı ayrı vermeye çalıştım örnekleri ama çoğu kez hepsi el ele verir öyle bulandırırlar midemizi. Bir insan cesedi gördüğümüzde hem koklamış hem görmüş hem de duygusal olarak uyarılmışız demektir.Çoğu kez doğal olarak kabul edebileceğimiz  bu durum bazen zorlayıcı olabiliyor. Örneğin: sınavlara hazırlanırken, sevgiliden ayrılmışken, hayatta kalmak için idrarımızı içmemiz, fare yememiz , fil dışkısından çekirdek ayıklamamız gerekirken. Abarttığımı düşünenlere Suriye ve Yemen de açlıktan ölen insanları  hatırlatmam yeterli olacaktır galiba. Çoğu ölmeden önce yukarıda saydığım şeyleri denemişlerdir. Allah hiç kimseyi böyle zor durumlara düşürmesin.

    Bu zor durumlar bir yana her şeyden tiksinen midesi hemen bulanan ve kusan insanlarda var. Bu arkadaşlarımız nasıl bu kadar hassas olabiliyor?

    Medulla oblangatanın çok çalışması mı desem çalıştırılması mı desem bilemedim. Gözlemlerim çok çalıştırıldığını fısıldıyor bana. İnce bir hanım efendi, beyefendi olabilmek için bol bol tiksinmekten gerektiğini düşünen arkadaşlar maalesef medulla oblangatalarını istemeden geliştiriyor gibiler. Ben bu yemeği hayatta yiyemem ıyyy, bu elbise iğrenç, adamın tipi mide bulandırıcı … ifadelerini çokça kullanan gençlerin stres( ayrılık, sınav vb.) karşısında epey mide sorunları yaşayacaklarını tahmin edebiliyorum.

    Çözüm: Medulla oblangatamızı terbiye edeceğiz. Beğenmediğimiz bir yiyeceği yiyen insanları izlemek ve onların çok sağlıklı olduğunu ( yerken de gayet mutlular) gözlemlemek tiksinmeye ciddi bir darbe vuruyor.Ondan sonra ufak ufak yeme denemeleri yapıp bu duygumuzu daha kontrol edilebilir bir seviyeye getirmemiz gerekiyor. Bence en önemlisi de konu gözetmeksizin ( yiyecek, giyim ,hal ve hareket, renk vb.) duygularımızı ifade ederken iğrenç , mide bulandırıcı, tiksinç… gibi ifadeleri kullanmamak. Bunun yerine tadını beğenmedim, rengini sevmedim çok kapalı, tadı çok ekşi deyin. Bu tarz ifadeler psikolojik stresleri artık mide ağrısı/bulantısı yerine kendimizi konuşarak ifade etmemize ve daha sağlıklı bir bedene sahip olmamıza yardımcı olacaktır diye düşünüyorum.

  • Limbik Ferhat

    Limbik Ferhat

    Bana sizlerle her çarşamba günübuluşma imkanı veren Ekspres ailesine en içten teşekkürlerimi sunuyor ve yazıma bir soruyla başlıyorum:

    Limbik Sistem nedir? Güzel yurdumun insanı anlamını bilmediği bir söze denk geldiğinde şaka yollu sorduğu“ekmeğe dürülür mü bu, yenir mi ki?” sorusuna cevap vereyim:“HAYIR EKMEĞE DÜRÜLMEZ, beynin bir bölümüdür.”

    Sistemin önde gelenlerinden Hipotalamus,Talamus, Amigdala ve Hipokampüs kardeş kardeş geçinmekteler vebizleri de türlü türlü hallere sokmakta bir hayli marifetlidirler.Ne mi yaparlar?

    Sayayım :

    1.Hafıza

    2.Öğrenme

    3.Duygularımızı denetleme (aşk, korku, tiksinme, nefret vb.)4.Cinsellik ile ilgili konular

    5.Motivasyon(Gaza gelme)

    6. Hormonların ne kadar salgılanacağı gibi işlere bakarlar.

    Peki ya Ferhat kim?

    Bu Ferhat var ya, hani Şirin’e tutulup dağı delen, o deli işte.Hatırladınız mı? Efsaneyi hatırlayamayanlara ve bilmeyenlere gelsin: Ferhat güzeller güzeli Şirine sırılsıklam aşıktır, işin kötü tarafı Şirin’in kıskanç ablası da Ferhat’a vurulmuştur. Ferhat Şirin’i ister, bizim kıskanç ablada koca dağı işaret eder, del şu dağı, getir suyu, al Şirin’i der. Bizim aşık, alır balyozu vur Allah vur, deler koca dağı sonra suda boğulur falan….

    Edebiyatçıların, şairlerin kara sevda dediğine gelin biz Limbik Sistemin aşırı çalışması diyelim. Kimsede bize haksızsınız diyemez .                                      Ferhat’ın o koca dağı delmesini sağlayan sabırdan (motivasyondan) kim sorumlu? -Limbik sistem. Ferhat, Şirin’in eşi olmasını istiyordu (cinsellik) bu kimin işi?                                  -Limbik sistem. Şirine sırılsıklamaşıktı (duygudüzenleme), bundan kim sorumlu? -Limbik sistem.Gel de deme şimdi LİMBİK FERHAT diye.

    Ferhat’ı, Ferhatları ayıpladığım sanılmasın çünkü bazı engeller Ferhat olmadan aşılmıyor.Bir liseli genç için üniversite Şirindir, sınavlar dağ; bir baba için Şirin çocuklarının mutluluğudur, dağda tabi ki geçim derdi. Bende örnek çok.Peki limbik sistemimi nasıl daha verimli kullanabilirim? Bunun cevabı da kalır bir başka yazıya.Her şey gönlünüzce olsun. Başarıya giden yolda suya dikkat!

  • Hayır Deme Teknikleri

    Hayır Deme Teknikleri

    Aman tatsızlık çıkmasın diye diye kimseye bir şey diyemez hale gelen tüm iyi niyetli arkadaşlara gelsin bu yazı. Hayır demekte zorlanan insanların kafalarında dönen birkaç düşünceyi sıralayayım:

    1.Hayır dersem kırılırlar.

    2.Hayır dersem benim anlayışsız biri olduğumu düşünecekler.

    3.Hayır dersem eskisi kadar sevilmeyecem.

    4.Hayır dersem benimle tartışacak/kavga edecekler ve ben buna katlanamam.

    5.Ben hayır demek istediğim zaman çok heyecanlanıyorum, kaygılanıyorum ve bu bunaltı kısa sürsün diye hemen evet diyorum.

    6. Örneklerin geriye kalanını size havale ediyorum bu örnekleri yorum kısmında paylaşırsanız çok güzel olur ( HAYIR paylaşmayacam!!!)

    Hayır derken karşı tarafı incitmeme ve hakkınızı koruma adına birkaç hayır deme tekniği bilmek gayet faydalı olacaktır.

    1)Bozuk Plak Tekniği

    Karşınızdaki anlayana kadar ısrarla aynı şeyleri tekrarlayın.

    Örneğin: Üniversite sınavına hazırlanan Ahmet ve sınava hazırlanmayan Mehmet baş rolde olsun.

    Mehmet- Ahmet bu akşam sinemaya gidelim mi?

    Ahmet- Eyvallah biraderbu sefer gelemeyecem ders çalışmam gerekiyor .

    Mehmet- Abartma bee çalışırsın hem kısa bir filme gideriz fazla oyalanmayız.

    Ahmet-Sağol Mehmet ama biliyorsun sınav var benimde ders çalışmam gerekiyor.

    Mehmet-Oğlum ne mızıkçı adamsın gel işte.

    Ahmet-İnan mızıkçılıktan değil, sınav var diye kasıyorum yoksa gelirdim. Ders çalışmam gerek…

    Not: Bu teknikte önemli olan konuşurken sakin olmak ve cümleyi aynı şekilde bitirmek (ders çalışmam gerekiyor) lazım.

    2)Sis Perdesi Tekniği

    Burda amaç karşı tarafın tahriklerine gelmeyip hak verir gibi yapıp karşı tarafı yumuşatma ve kararını kabul ettirmedir. Ahmet ile Mehmet üzerinden devam edelim.

    Mehmet- Oğlum Ahmet seni adam sandım satmaz sandım bilet almıştım sürpriz yapacaktım. Yazıklar olsun.

    Ahmet- İnan çok üzüldüm.

    Mehmet- Üzüldüm diyorsun ama hikaye. Geçen gezmeye de gelmedin.

    Ahmet- Haklısın ona da deneme sınavı denk gelmişti.

    Mehmet- Bu iki etti bak ona göre.

    Ahmet- Bundan sonra elimden geleni yaparım ama maalesef şimdi ders çalışmam gerek.

    Not: Eleştirilere hazır olun. Buradaki tek amacımız karşı tarafı sakinleştirmek,gönlünüalmak.Tabi bunun için önce sizin sakin kalmanız gerek.

    3)Olumsuz Doğrulama Tekniği

    Bu teknikteki amaç karşı taraf haklı olduğu zaman hem hayır deyip kararımızı kabul ettirme hem de orta noktayı bulmadır. Bizim Ahmet ders çalışırken ortalığı bir hayli dağıtmakta ve odasını toplamamaktadır. Ahmet’in annesi Nesrin Hanım.

    Nesrin Hanım- Oğlum bu odanın haline Allah aşkına ? Oğlum bak hep öyle yapıyorsun yemek yediğin zamanlarda da mutfağı batırıyorsun. Hemen topla şu dağınıklığı.

    Ahmet-Anne her iki konuda da haklısın ama günlük 300 soru çözüyorum, okulda da 8 saat ders + bir buçuk saat yol inan pertim çıkıyor. Bak söz iki saat dinleneyim sonra toparlayacam ama şimdi toplayamam.

    Not: Her zamanki gibi sakin oluyoruz .Hem anneye ses yükseltmek çok ayıp zaten!

    Bu ve buna benzer teknikleri merak eden hayır deme konusunda ciddi zorluklar yaşayan arkadaşlara İletişim yayınlarından çıkan Marie HADDOU’nun‘Hayır Demeyi Bilmek’adlı eserini tavsiye ederim.

  • Empatik Stres

    Empatik Stres

    Üzüm üzüme baka baka kararır.

    Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.

    Körle yatan şaşı kalkar.

    Eminim aklınıza daha nice benzer söylemler gelmiştir. Bunların doğru olduğunu az çok hepimiz hayatımızda tecrübe etmişizdir. Peki ama bunun mekanizması ne, neden böyle oluyor? Empati, yani kendimizi karşımızdakinin yerine koyma, hiçbir zaman olumsuzluk çağrıştırmaz ve herkes tarafından tavsiye edilir. Empatinin zararsız olduğu ve insani olduğu mesajı o kadar vurgulandı ki insanlar hiç farkında olmadan empatiden zarar görmeye başladılar. Bu zarardan korunmak adına ustaca kaçış teknikleri geliştirmeye başladılar. Örneklerle açıklamak çok daha kolay:

    – Valla ben artık haberlere bakmıyorum, bakınca içim kararıyor inan.

    – Pikniğe gidelim mi? Ahmet gelmesin ama adama kanım hiç ısınmadı, adam çok karamsar.

    – Abi dilenciler bizden zengin, acımayın şunlara hiçbir şey vermeyin.

    İnsanlar olumsuz haberlerden, kişilerden, acınacak haldeki insanlardan uzak durmak için ellerinden geleni yapmaya başladılar. Bunun başlıca nedeni karşı koyamadıkları acıma hissi ve bu hissin uyandırdığı kötü duygular yani stres. Bu savaşın kaybedilmesinde en çok emeği geçen kim sorusuna gelelim.

    AYNA NÖRONLAR.

    Ayna nöronlar, birey bir hareket yaptığında veya aynı hareketi yapan birini izlediğinde harekete geçen sinir hücreleri diyebiliriz. Yani trafik kazasında ölen annesinin başında ağlayan çocuk haberinin bizleri bu kadar çok üzmesinin başlıca nedeni de ayna nöronlar. Sadece duyguları konuşmak yanlış olur çünkü ayna nöronların diğer bir işlevi de taklit etmek. Yeni iş ortamınız çok mu gergin? Sizin de mizacınızda değişimler yakın demektir. Dostunuz çok mu karamsar? Geçirdiğiniz vakte bağlı olarak sizin de karamsar olmaya başlamanız an meselesi. Karamsar ya da öfkeli biri olmayı istemeyebilirsiniz ama bu hiç önemli değil çünkü beynin yasaları farklı işler.

    Beyin der ki:

    – Süreklilik varsa (aynı işyeri/ aynı arkadaş)

    – Yoğunluk fazlaysa (her kes öfkeli/ hep aynı arkadaşla gezme)            

    – Yeterli zaman verildiyse (en az altı ay) DEĞİŞİRİM.   

    Kimi insanlarda bu değişim ( ister duygu ister davranış düzeyinde) bazen günlük hayatı etkileyecek veya onlara farklı bir kimlik kazandıracak kadar yoğun oluyor. Pek duyulan bir kavram olmadığını biliyorum, EMPATLAR. Karşınızdakinin yalan söylediğini hemen anlar mısınız? Hiç tanımadığınız insanlar bile size dertlerini anlatır mı? Hayal kurmayı çok sever misiniz?

    Öneriler: (Çözüm adına beynin yasalarından faydalanalım.) 

    1- Sürekliliğe karşı koyun. Bir ömür aynı işyerinde kalmayın.

    2- Yoğunluktan uzak durun. Çok karamsar tiplerden uzak durun.     

     3- Kendinize zaman tanıyın. Değişim zaman ister.       

     4- Canınızı sıkan bir olay veya duygudan hemen sonra keyif aldığınız bir şey yapın. Hiç istemeseniz de yapın. Ayna nöronlarının özellikle komedi filmleri ile arası iyidir.    

  • Elinizi Neye Atsanız Kuruyor Mu?

    Elinizi Neye Atsanız Kuruyor Mu?

    Var ya kesin bir uğursuzluk var üstümde.

    Nazar değdirmişler bana nazar.

    Benim kadar şansız kimse var mı şu dünyada?

    Daha nice yakınmalar sıralayabilirim.Sıkıntıların üst üste gelme nedenlerini hep merek etmişimdir.

    Sorum şu: Neden sıkıntılar üst üste gelir?
    Üç başlıkta açıklayayım : Kişinin Kendisiyle İlgili Olan, Kişiden Bağımsız Olan,Genel

    1.Kişinin Kendisiyle İlgili Olan

    Şimdi, öz imaj denen bir şey var, öz imaj kişinin kendisini nasıl gördüğü anlamına geliyor. Mesela: yakışıklı, zeki, zayıf, beceriksiz gibi.Tabi bunlar sabit değil örneğin zeki birisi olduğunuzu düşünüyorsunuz ama ciddi bir hata yaptınız, bundan sonra kendinizi belki aptal olarak tanımlayabilirsiniz. Kendimiz hakkındaki düşüncelerimiz önemli çünkü geleceğimizi çok ama çok etkiliyor. Örneğin Ahmet kendisini çalışkan, başarılı biri olarak görsün. İş yeri kapanmış ve gittiği ilk iki iş yeri onu kabul etmemiş olsun. Ahmet haliyle kendisini artık işe yaramaz hissedecektir. Üçüncü iş yerindeki görüşmesini bir hayal edin bakayım. Kendisini işe yaramaz ve kesin reddedilecek biri olarak gören birisini patron işe alır mı? Siz patron olsanız alır mısınız? Sonra yıllarca süren işsizlik süreçleri hikayeleri başlar. Kendisini işe yaramaz olarak görmeye başlayan Ahmet eşinin artık kendisine değer vermediğine inanacak ve eşine içten bir kırgınlık yaşayacak. Bu değersizlik hissi hakimken arkadaşlarının yaptığı şakaları yanlış anlayıp onlardan da uzaklaşacaktır. Özetle Ahmet’in önce işi gitti sonra eşi en sonda dostları.(Her şey üst üste geldi değil mi?)

    2.Kişiden Bağımsız Olan

    Şimdi örneğimiz güzel bir kız olan Ayşe olsun. Ayşe son zamanlarda biraz kilo almıştı. Onu uzun zamandır görmeyen teyzesinin ilk tepkisi galiba şöyle olur:

    – Kızım bu ne hal, gencecik kızsın yakışmıyor bu kilolar. Buna annenin ve bir iki arkadaşın uyarısı da eklenince artık Ayşe’nin kendisinin zayıflaması gereken bir şişman olarak görmesi nerdeyse kesin. Ayşe artık kendisini erkek arkadaşının yanında zayıflaması gereken bir şişman olarak algılayacağından gergin olacak, erkek arkadaşıyla kavga edecek ve bu durumu artık beğenilmediğinin kanıtı sayacaktır. Ders çalışırken bunları düşünecek ve kendisini derse veremeyeceğinden dolayı notları düşecektir. Özetle önce güzelim inancı gitti, erkek arkadaş ile kavga edildi, dersler problem oldu.

    3.Genel                                                                                                                                                   Örneğimiz zengin iş adamı Mehmet bey olsun.Mehmet bey kendisini girişken bir iş adamı olarak görmektedir. Ülke ekonomik krizdedir ve Mehmet beyin tanıdığı bir çok arkadaşı iflas etmiştir. Bu durum Mehmet beyi çok korkutmuştur. Mehmet bey tedbir olarak yatırımları ve işçi sayısını azaltma kararı almıştır. Artık elimizde iflastan korkan, yatırım yapmayan ve işçi kovan bir patron var. Sizce Mehmet Beyin sonu ne olur? Bence elimizde acıklı acıklı iflas yıllarını ve hayatın zorluklarını anlatan bir Mehmet Beyimiz  olur. İflası takip eden süreçte artık Mehmet bey kendisini pasif olarak görmeye başlayacaktır. Eşinin ona çok baskı yaptığını ve insanların onu kullanmak istediklerini düşünmeye başlayacaktır. Özetle önce şirket gitti sonra eşten boşandı en sonda da artık kimseye güvenmeyen biri oldu.

    ÇÖZÜM                                                                                                                                                  Asla ama asla GÜZEL öz imajlarınızdan vazgeçmeyin. Hepimiz insanız bazen arkadaşlarımızdan bazen kendi iç dünyamızdan bazen de ülkede olup bitenden etkileniyoruz ve bu gayet doğal. Önemli olan bu olumsuzlukları kimlik haline getirip ben artık buyum dememek. Bunun için moralinizi yüksek tutmanız şart. Film izleyin,kitap okuyun, dua edin, tatil yapın, dertlerinizi anlatın, kısacası sizi mutlu eden şeyler yapın.Maalesef benim olumlu öz imajım bozuldu, düzeltmem için ne yapmam gerek?         

      Hiçbir şey! Evet evet hiçbir şey. Kendinize zaman tanıyın. Olumlu öz imajların güzel yanı çok dayanıklı olmaları . Tek bir şeye ihtiyaçları var soluklanmaya/zamana. Sürekli zarar mı ediyorsunuz iş yerinizi kiraya verin, bir yıl tarımla uğraşın. Kendinizi tekrar güçlenmiş hissedince dönersiniz. Kilo mu veremiyorsunuz, rejime, spora son verin, dikkatinizi başka şeye yönlendirin, kitap yazın mesela. O olumsuz öz imajla yapacağınız tüm girişimler sadece daha da dibe çekecektir sizi. Sizde ELİMİ NEYE ATSAM KURUYOR der durursunuz.

    Bu arada güzel şeylerde üst üste gelir(Abi herife Allah yürü ya kulum demiş daha geçen ikinci evi aldı. Tanıdık geldi mi !) yeter ki kendinize olan sevginizi, saygınızı yitirmeyin.

    Kalın sağlıcakla.

  • Evlilikte İletişim

    Evlilikte İletişim

    Evlilik, sağlıklı bir iletişim ve etkileşim sürecidir. Uyumlu bir evliliğin var olabilmesi için sağlıklı bir iletişimin olması gerekir. Eşlerin birbirlerinden beklentilerini ve mesajlarını sözel olarak ortaya koyabilmeleri için eşlerin etkileşim içerisinde olması sağlanmalıdır. İletişimin etkili faktörü eşlerin birbirlerine açılması, birlikte olması, ve düşünce alışverişini içerdiğinden iletişim evliliğin kalitesini belirler. Eşler arasındaki iletişim yetersizliğinin ise evliliğe zarar verdiği düşünüldüğünden uyumlu bir evliliğin gerçekleşmesinin sağlıklı iletişimle mümkün olabileceği görülmektedir. Çiftlerin evlilik yaşamlarında çatışma- çözme stillerini bilmemeleri sonucunda sorun yaşamaları olağan bir durumdur. Eşlerin çatışma- çözme stillerini kullanarak sağlıklı bir iletişim içerisinde bulunması sonucunda uyumlu ve uzun süreli bir evlilik yaşaması mümkündür.

    Kelly ve Markman (1997) evlilikte uyumu eşlerin ilişkileri hakkında olumlu duygulara ve düşüncelere sahip olma, pozitif iletişim kurabilme, oluşan çatışmayı çözme becerisi, ve eşlerin zevk alarak birlikte aktivite yapabilmeleri olarak tanımlamıştır. İnsanlar sahip oldukları iletişim becerileri ile evlilik uyumlarını arttırabilir ya da azaltabilirler. Buda evlilikten sağlanabilecek doyumun ve mutluluğun düzeyini etkilemektedir.

    2.6. Evlilikte Çatışma

    1950’lerden itibaren özellikle batı toplumlarında gelişen sanayi ile birlikte aile yapısında değişimler meydana gelmeye başlamıştır. Kadınların çalışma hayatına dahil olması, ekonomik gelişmeler, artan eğitim düzeyi, kadın ve erkeğin toplumdaki yerlerinin eşitlenmeye başlaması ile aile yapısında farklılıklar görülmüştür. Evlilik araştırmaları, özellikle kadının iş yaşamına dahil olmasının evlilik doyumuna etkisini incelemeye başlamıştır, bir yandan iş, evlilik, ebeveyn rolleri ve bu rollerin yarattığı iş-aile çatışmaları ve evlilik uyumları ile ilişkileri üzerinde araştırmalar yapılmıştır. Bu değişmelere olan hassaslığı sebebiyle evlilik ilişkilerinin düzenli olarak incelenmesi, günümüzde evlilik ilişkilerinde gelinen noktayı göstermesi açısından önemlidir. Bu nedenle, bu çalışmada evli bireylerin evlilik uyumları, kişilik özellikleri (narisizm, psikopati, Makyavelizm), iletişim, çatışma çözme davranışları, demografik değişkenlerle, evlilik uyumu ve evlilikteki çatışma çözme iletişim becerileri arasındaki ilişkiler incelenmiştir.

    İletişim becerilerindeki yetersizliğin yanısıra çatışma çözme becerilerindeki yetersizlik de evlilik sorunlarının başlıca nedeni olarak görülmektedir. Çatışma insan yaşamının ve ilişkilerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Çatışma genel anlamda uyuşmazlığı, anlaşmazlığı, geçimsizliği ifade etmekle birlikte, insanların temel psikolojik ihtiyaçlarının karşılanamaması, farklı değer yargıları, kültürleri, cinsiyetleri gibi faktörler de çatışmalara neden olmaktadır. Eşlerin çatışma sırasında çatışma çözme stilleri, birbirlerinin duygularını anlayabilme yeteneği, iletişimin kalitesiyle de ilişkilidir. Kişiler arası çatışmaların başlama nedenleri; biliş, algı, duygu, bilinçdışı, ihtiyaçlar, iletişim becerileri gibi farklılıklardan kaynaklanabilir.

                  İnsanların yetiştiği çevre koşulları, kültür, aile yapısı, eğitim seviyeleri ve çalışma şartları çatışma düzeylerini etkilemektedir.  Evlilik yaşantısında bireylerin çatışma durumlarını etkileyen bir diğer etken evlenme şekilleridir. “Erken evlilik, görücü usulü (geleneksel) evlilik, aşk evlilikleri” evlilikte çatışmayı belirleyen faktörler arasındadır. Evlilik uyumunda önemli değişkenlerden biri de cinsel uyumdur. Hawton ve Catalan, cinsel işlev bozuklukları ve evlilik problemleri arasında bir ilişkinin bulunduğunu, burada önemli olanın, hangisinin birincil hangisinin ikincil olduğunun ayırt edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Birçok klinisyen, cinsel işlev bozukluklarının, evlilik içi çatışmaların nedeni olmaktan çok, ilişkinin altında yatan problemlerinin dışa yansımasıyla ortaya çıktığını, diğer bir deyişle çiftin ilişkilerindeki soruna ikincil olarak geliştiğine inanmıştır. Bu düşünce, cinsel terapi için başvuran çiftlerin, belli düzeyde, eşler arası çatışma yaşadığı gerçeğiyle de örtüşmektedir.

             Evlilik hayatında uyumu bozan çatışmaya neden olan başka birçok faktör bulunmaktadır. Bunlardan bazıları;  Kadın ve erkeğin evlendikten sonra birbirlerine açık olmaması, evlenmeden önce eşlerin bireysel hayat yaşıyor olması, eşlerin karakter özellikleri, evlendikten sonrada özgür davranışlarda bulunmak istemesi, evlilik sonrasında eşlerin kısıtlandığını düşünmesi, eşin bir diğer eşe karşı sorumluluklarını yerine getirmemesi, çocuk bakımı, eşlerin mesleki statüleri ve benzeri sayılabilir.

  • Bilinçaltı Mekanizmaları

    Bilinçaltı Mekanizmaları

    İnsanlar bilinçleriyle karar verirler, mantık yürütür, sebepleri bulur , plan yapar, en yararlısının ne olduğunu bilir ama bilinçaltı rıza göstermezse bilincin yapabileceği hiç bir şey yoktur, güç bilinçaltındadır. En güçlü irade bile bilinçaltını yenemez.Bilinçaltının kendi değişmedikçe alışkanlıklar devam eder. Bilinçaltı nasıl programlanmışsa öyle çalışır. Hangi program yüklenmişse öyle çalışır. Küçüklüğünde ”sen zaten yapamazsın, beceremezsin, eline yüzüne bulaştırırsın, her şeyi yanlış yaparsın” diye bolca eleştirildiyse çocuk, büyüdüğünde başarısızlığa programlanmış olur. Eğer fikir bilinçaltına kazınmışsa, bilinç ne kadar istese de bilinçaltı değişmeden fikir değişmez. Bu fikir sonradan gelen fikirleri kontrol eder. Önceden kabul edilen fikirler yanlışsa ki çoğu zaman yanlıştır, o kişinin gerçeğiyle uyuşmaz. Fakat bilinçaltı bunu bilemez ona göre oradaki yerleşik fikir onun doğrusudur.

    Ortalama 10 yaşına gelene kadar bu yanlış programlama tamamlanır. Yanlış inançlar, itikadlar, yobaz fikirler, yanlış algılar, saplantılı fikirler bilinçaltına yerleştirilir. Bilinçaltı ne isterse onu yaparız, bilinçaltı söylenen her şeye inanır, yeniden programlanma şansı vardır, yeni fikirleri oraya yerleştirme şansı vardır.

    Bilinçaltının işlevleri.

    1- Bilinçaltı hafıza bankasıdır: muazzam bilgi biriktirme gücü vardır:5 Duyu ile algılanan herşey kaydedilir, saklanır.

    2- Bedenin otomatik işlerini kontrol eder: Solunum, hazım, kan dolaşımı, kalp atışı. Gerginlik ve stres bu işleri yavaşlatır, bozar ve bedensel sorunlar ortaya çıkar.

    3- Bilinçaltı duyguların üreticisi ve saklayıcısıdır: Duyguları kontrol eden zihne hakim olur, duygular arzuları, arzular davranışlarımızı yönetir. Duygularını kontrol edemeyen insan bilinçaltının esiridir, otomatik yaşar. Bilinçaltının doğru ile yanlışı ayırt etme gücü yoktur. Söylenen her şeyi doğru kabul eder.

    4- Bilinçaltı hayallerin oluştuğu yerdir: Çocuklar canlı hayaller görürler.Büyüdükçe acı olayların etkisiyle hayal etmekten korkarlar. Gelecekle ilgili kalıplaşmış hayaller üretir, olumsuzlukları görürler. Başarısızlık hayalinin sonucu başarısızlıktır. Hayal gücünüz sizi başarılı da yapabilir hayatınızı da mahvedebilir. Hayalinizde nasıl hissetmeye meyilliyseniz hayatınızda o doğrultuda gelişir. Hayal gücünüzü kontrol etmeyi öğrenirseniz onda başarılı bir şekilde faydalanırsınız.

    5- Bilinçaltı alışkanlıkları yaratır ve korur: Bir çok günlük eylemimiz otomatiktir. Bir eylemi öğrenince o bilinçaltına ait olur. Otomobil sürmek, futbol oynamak, yüzmek. Bu işleri öğrendikten sonra bilinçli aklımız devre dışı kalır.

    6- Biliçaltı enerjimizi yöneten dinamodur: Hayatımızı yönetmek ve hedeflerimizi gerçekleştirmek için iç enerjiye ihtiyaç vardır. Bilinçaltı bu enerjiyi oluşturur ve kullanır. Bilinç bu enerjiyi yönlendirmezse  enerjinin kullanımı olaylara ve şansa kalır, tesadüfi yaşarız. Bilinçaltı bu enerjiyi bir hedefe doğru kullanır. Eğer bilincin tanımladığı bir hedef yoksa bilinçaltı kendi bildiği hedeflere doğru gider yada başkalarının hedeflerini kendi hedefi gibi görür. Bilinçaltı düşünmez, düşüncelere tepti verir. Bilinç patron, bilinçaltı hizmetkar olmalıdır. Bazı durumlarda enerjimiz tükenmiş hissederiz. Aslında bilinçaltında aynı düzeyde enerji vardır ama olumsuz duygular, öfke, korku, suçluluk gibi duygular bu enerjiyi emer bitirir, enerji aynı ama  yönlendirmesi bozuktur.

        Bilinçaltı hedef arar, bu nedenle bilinçten rehberlik etmesini ister, onu hedefe yönlendirebilirsiniz, başarıya, sağlığa, mutluluğa, kendimizi ve başkalarını affetmeye, gerçekleri olduğu gibi kabullenmeye, arzu edilen her şeye. Kişi bilinçli olarak hangi emri verdiğini unutsa da bilinçaltı unutmaz.

    Kaynak: Hipnozun Kitabı: Ayakta uyutulmak istemeyenler için. Dr. Bülent Uran

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite

    Dikkat eksikliğini, dikkati toplamakta ve sürdürmekte zorluk çekmek, hiperaktivite bozukluğunu ise kontrolsüz hareketler sergileme, aşırı hareketlilik olarak kısaca tanımlayabiliriz. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan bireylerin hayatlarında en az bir ortamın (okul, ev…) etkiliyor olması gerekmektedir. DEHB tanısı koyabilmek için; farklı iki ortamdaki davranışların değerlendirilmesi ve o doğrultuda karar verilmesi gerekmektedir.

    Anne ve babaların DEHB’li çocuklara yönelik yakınmaları şu şekildedir;

    Bizi dinlemiyor, kendisinden yapmasını istediğimiz işleri yapmıyor, günlük yapması gereken görevlerini yerine getirmiyor, çok ısrarcı, istekleri yerine gelene kadar diretiyor, çok hareketli, yerinde durmak bilmiyor, ses yükseltilerek oturması sağlandığında bile bir yolunu bulup hareket ediyor, oturduğu yerde elini, kolunu sallıyor, sürekli kımıl kımıl bir şekilde…

    Yukarıda sayılan şikayetler her çocukta görülebilir. Anne ve babaların çocuklarını gözlemleyerek bu davranışların sıklığına ve yoğunluğuna bakmalıdırlar. Yaptıkları gözlemler doğrultusunda çocukların davranışları değerlendirilmelidir.

    Çocuklara dikkati dağınık demeden önce hangi durumlarda dikkatsiz olduğuna bakılmalı. İlgisini çekmeyen, anne-baba zorlaması ile yapılan görevlerde çocuklardan dikkatli davranmalarını bekleyemeyiz. Sevdiği, hoşlandığı oyunları oynarken ya da ailesiyle keyifli vakit geçirirken ki dikkat düzeyi nasıl? Dikkat dağınıklığına dair ipuçlarını bu ortamlarda sergilediği davranışlara göre elde edebiliriz.

    Çocuklar hareketli, enerjik olurlar. Hareketli çocuklara hiperaktif denemeden önce gözlemlenmeli. Hareketli davranışları hangi durumlarda sergiliyor? Hareketsiz kalması istendiğinde nasıl tepki veriyor? Dürtüsel mi? İçinde bulunduğu ortama, kurallara göre mi hareket ediyor yoksa çevresinde olup bitenleri önemsemeden istediği şeyi anlık olarak mı yapıyor?

    Günümüzde teknolojinin gelişmesiyle birlikte hayatımızın birçok alanında elektronik aletler ile içi içe bir yaşantı içerisindeyiz. Çocuklar da çevresinde gördükleri bu teknolojiye kayıtsız kalamaz durumdalar. Aileler çocuklarını ne kadar erken teknolojik aletler ile tanışırlarsa dikkat eksikliği riski oluşmasına neden oluyor. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki; günde 2 saati ekran karşısında geçiren çocuklar, dikkati sürdürebilme, odaklayabilme ile ilgili olan testlerde başarısız olurlar. Yine yapılan araştırmalar gösteriyor ki; 1-3 yaşlar arasında ekran karşısında zaman geçiriyor olmak ileride dikkat eksikliği riskinin oluşmasını artırmakta ve günde fazladan her bir saatlik ekran süresi bu riski %10 daha fazla arttırıyor.

    Telefon, tablet gibi çocukların kolaylıkla ulaşabilecekleri teknolojik aletlerin içerisinde birçok uyaran aynı anda veriliyor. Çocukların oynadıkları oyunlara dikkat edilirse; ses, ışık, hareket gibi uyaranlar seri şekilde çocuklara sunulmaktadır. Birçok uyaranı aynı anda almayı öğrenen çocukların sınıf içerisinde tek bir uyarana odaklanmalarını beklemek yanlış olacaktır. Öğretmen tahtada ders anlatırken çocuğun dikkatinin kalemiyle oynayan sıra arkadaşından, dışarıda oyun oynayan çocuklara kadar kaymasının sebebinin büyük ölçüde bunlardan kaynaklandığı düşünülmektedir.

    Yine; çocukların oynamış olduğu oyunlar düşünüldüğünde, oynadıkları oyunlarda yaptıkları her hareketin karşılığını hemen almaya alışmış durumdalar. Çocuklardan dikkat gerektiren görevler verildiğinde yapmak istememelerinin ya da odaklanmadan güçlük çekmelerinin büyük ölçüde sebebi bu durumdan kaynaklanmaktadır.

    Sonuç olarak; günümüzde çocukların davranışları gözlemlendiğinde dikkat eksikliğine neden olabilecek risklerin fazlalaştığı, ailelerin bu riskleri kontrol etmekte zorluk çektiği görülmektedir. Eğer; sizler çocuğunuzda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olduğundan şüpheleniyorsanız bir uzman desteği almanız faydalı olacaktır.

  • Okul Öncesi Dönem ve Anaokulu Seçiminde Dikkat Edilmesi Gereken Önemli Noktalar

    Okul Öncesi Dönem ve Anaokulu Seçiminde Dikkat Edilmesi Gereken Önemli Noktalar

    Okul öncesi dönemde sağlanan eğitim çocuğun sosyal, fiziksel, bilişsel gelişiminin en hızlı temellerinin atıldığı bir süreçtir. Bu süreç çocukların sosyalleşmelerini sağlayan, paylaşmayı, dayanışmayı ve birlikte alışmayı yeni yeni öğrendikleri bir dönemdir. Erken çocukluk dönemini kapsayan 2-6 yaş arası dönem çocuğun en hızlı gelişim gösterdiği süreçtir. Bu süreçte çocuğun yaşadığı deneyimler sonraki yaşamanın temellerini oluşturur.

    Çocukların gelecek dönemlerdeki başarılarında ve yetişmelerinde bu kadar önemli bir yer tutan okul öncesi eğitime çocuklar ne zaman başlamalı? Okul öncesi dönem çocuğun bebeklikten çıkmaya başladığı 3 yaş itibariyle başlayabilir, fakat bu yaş dönemi çocuklar tüm gün eğitime henüz hazır değildir, başlangıç sürecinde ve minimum 6 ay 3 yaş grubu çocukları yarım gün okula devam ederek okul hayatlarına sağlıklı bir şekilde başlayabilirler. 0-3 yaş bebeklik süreci çocuğun annesi ile kurduğu ilişki, paylaşımlar, etkileşimler, yaşadığı deneyimler, duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarının karşılanması, güvenli bağlanma ilişkisinin kurulduğu ve çocuğun sağlıklı gelişimi için ilk adımların atıldığı bir süreçtir.

    2 yaş civarı çocuklar zihinsel, duygusal ve fiziksel alanlarda gelişim göstererek, kaba motor becerilerinin gelişmesiyle hareketlilik kazanır. Bu yaş civarı çocuklar çevreleriyle ilgilenerek, tepkiler vermeye başlarlar. 2 yaştan itibaren çocuklar anneli oyun gruplarına katılarak yaşıtlarıyla da sosyalleşme imkânı bulur. 3 yaş sonrası artık çocuklar sosyalleşebilecekleri ve aynı zamanda ince ve kaba motor becerilerinin kazanılmasında destek olan, bilgi ve beceri kazanabilecekleri okul öncesi döneme başlangıç yaparak anaokulu deneyimi yaşayabilirler. Her çocuğun biricik olduğunun farkına varılarak gelişim özelliklerini, yetenek ve becerileri ve bireysel farklılıkları göz önünde bulundurulması bu süreçte oldukça önemlidir.

    Aileler okul öncesi kurumları seçerken öncelikle çocuklarını iyi tanıyarak, onların ilgi alanlarının bilincinde olarak anaokulu seçimi yapmaları çocuk açısından çok önemli. Okul öncesi kurumlar çocuğunuzun büyürken daha keyifli vakit geçirmesi, oyunla öğrenmeye başladığı ve diğer çocuklarla iletişim kurarak çocuğun sosyalleşmesine destek olan ortamlardır.

    Bir anaokulunun öncelikle akademik olarak çocukları zorlayıcı yaklaşımlardan kaçınmalıdır. 0-6 yaş grubu çocuklar somut, aktif keşfe ve denemeye dayalı bir öğrenme sistemiyle öğrenebilir. Çocuklara günlük işleyişte bireyselliklerini ön plana çıkarabilecek ortamlar sağlanmalıdır. Unutmayalım ki her çocuk biriciktir ve her çocuğun dünyası farklıdır.     Bir anaokulunda dikkat edilmesi gereken en önemli unsurların başında öğretmen gelir. Öğretmenlerin akademik bilgileri, çocuk gelişimi ve pedagoji eğitimleri ve meslekte minimum 3 yıl çalışarak çocuklar hakkında deneyimi fazla olması önemlidir. Bir anaokulunun öncelikle personellerinin eğitimli ve deneyimli olması, çocukla ilgili yeterli donanıma sahip olunması açısından gereklidir. Öğretmenler çocuk gelişimiyle ilgili yeniliklerden haberdar mı problem çözümlemede aileye ve çocuğa yaklaşımı nasıl bu gibi durumlar göz önünde bulundurulmalı. Kayıt yaptırmadan çocuğunuzun öğretmeniyle mutlaka tanışın vakit geçirin, yardımcı öğretmenler hakkında bilgiler alın. Öğretmenlerin çocuklarla iletişimi ve ilgisi çok çok önemli.

    Okul öncesi kurumlarda dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan birisi, anaokulunda bir psikolog görev alıyor mu? Çocukların gelişimlerinin doğru takip edilmesi, yaşanan olumsuz durumlarda hem aileye hem çocuğa destek verilmesi açısından anaokulunda bir psikoloğun görev alması dikkat edilmesi gereken önemli noktalardan.

    Okulun branş derslerine yer vermesi, spor ve sanatsal aktiviteler için yeteri kadar materyalleri aktivite saatleri var mı, sanat dallarına dair dersler, etkinlikler bulunuyor mu? Tüm bu sorular okul seçiminde önemli. Okul öncesi kurumlar sadece zihinsel ve motor becerileri geliştirmeye yönelik olmamalı. Birçok farklı alanı içinde kapsayan detaylı bir programa sahip olan, seçenekler sunan anaokulları tercih edilmeli.

        Anaokulları için yukarıda bahsettiğimiz tüm özelliklerin yanısıra okulun fiziksel özellikleri de çok önemli. Anaokulunun çevresi güvenli mi, bulunduğu ortam nasıl, bahçesi var mı, çocuklar rahat hareket edebiliyor mu, sınıflar yeterince rahat ve güneş alıyor mu; tüm bu detaylarda çocuklar için dikkat edilmesi gereken önemli kriterler arasında. Ayrıca okul içerisinde ve çevresinde çocuklar için alınmış güvenlik önlemleri yeterli mi, okulun temizliği, hijyeni çocuklar açısından sağlıklı düzeyde mi gibi sorular anne babalar için dikkat edilmesi gereken detaylar arasında.

        Yazımızı sonlandırırken dikkat edilmesi gereken en önemli noktalara değinecek olursak, anaokullarının temizliğine çocukların sağlıklı gelişim süreçleri açısından dikkat etmeleri gerektiği, okuldaki oyuncakların sıklıkla yıkanması, mutfak ve tuvalet hijyeni çok çok önemli. Okulda çocuklar rahatça hareket edebilmeli, çocuklara dokunarak hissederek ve deneyimleyerek öğrenebileceği bir okul ortamı sağlanmalıdır. Çocukların akademik açıdan desteklenmeleri için eğitim materyallerinin zengin olması oldukça önemli, etkinlik çeşitliliğiyle çocuklar farklı şeyleri deneyimleyerek öğrenmelidir.

  • Bir Acayip Rahatsızlık ya da Yanlış Alarm; Panik Atak

    Bir Acayip Rahatsızlık ya da Yanlış Alarm; Panik Atak

    Panik Atak Nedir?

    Beklenmedik durumlarda ortaya çıkan, panik ataklarla seyreden bir kaygı bozukluğudur. Ataklar sırasında yoğun bir şekilde korku, kaygı ve sıkıntı yaşanır. Panik atak çok ani bir şekilde ortaya çıkar yaklaşık 10 dakika içerisinde en üst seviyeye ulaşır ve yaklaşık 20-30 dakika devam eder.

    Panik Atak Nasıl Oluşur?

    Kişinin dış dünyası veya iç dünyasını etkileyen önemli bir olay yaşanır. Bu olay ölüm, felaket, kayıp, gibi ağır bir yaşamsal olay da olabilir iş yerinde ağır bir sorumluluk da olabilir, okul yaşamında kaygısını arttıran bir sınav da olabilir. Yoğun kaygı oluşturan olay kişinin bedenine odaklanmasına sebep olur. Dikkatin bedene odaklanması bedenin verdiği normal tepkilerin, felaketleştirerek yorumlanmasına neden olur. Mesela göğsün normal ağrısı, kalp krizi, kollarda uyuşma felç geçirme, baş dönmesi bayılma olarak yorumlanır. Felaketleştirici yorumlar kaygının artmasına, kaygının artması, bedensel belirtilerin daha yoğun yaşanmasını sağlar. Bu şekilde ilk panik atak yaşanmış olur. İlk panik atak krizi genelde hastanenin acil bölümüyle sonuçlanır.

    Panik Atak Belirtileri

    Panik atağın 13 tane belirtisi vardır, panik atak tanısı için aşağıda yazılı olan belirtilerden 4 tanesini yaşıyor olmanız gerekiyor.

    Çarpıntı

    Göğüste Sıkışma

    Terleme

    Titreme

    Boğulma Hissi

    Çıldırma Korkusu

    Uyuşma                                     

    Ölüm korkusu           

    Baş Dönmesi 

    Ateş Basması   

     Mide Bulantısı                                      

    Panik Bozukluk Mu Panik Atak Mı?

    Bir defa panik atak geçirdiyseniz yani boğulma hissi, nefessiz kalma, terleme, baş dönmesi, ölüm korkusu bayılma korkusunu nöbet şeklinde bir defa yaşadıysanız bunun adı panik atak. Panik atak nöbetinden sonra sürekli atak beklentisi içindeyseniz, zihninizde sürekli atak geleceği kaygısıyla yaşıyorsanız, sürekli vücudunuza odaklanıyor ve kaçınma davranışları gösteriyorsanız artık siz panik bozukluk yaşıyorsunuz demektir.

    Panik Atak Nasıl Oluşur?

    Boğulma hissi, kalp çarpıntısı,  uyuşma hissi,  baş dönmesi, gibi bulgular panik atak öncesinde de vücutta olurdu. Fakat odak noktası olmadığı için kişiyi etkilemez.  Panik atak kriziyle beraber vücudun bu tepkileri artık felaketleştirici  şekilde yorumlamaya başlar.

    Bedensel Tepkiler                               Felaketleştirici Yorumlar

    Hızlı nefes alma                                   Boğuluyorum düşüncesi

    Kalp Çarpıntısı                                      Kalp krizi geçiriyorum

    Kollarda uyuşma                                  Felç geçiriyorum

    Baş dönmesi                                         Bayılma

    Kendine ve etrafa yabancılaşma         Çıldırıyorum, kontrolümü kaybediyorum

    Panik atak krizinin yaşandığı ilk anda vücudun tepkilerine karşılık zihinden yukarıdakilere benzer düşünceler geçer. Bu düşünceler artık gün için sürekli odak noktanızın bedeniniz olmasına neden olacak. Danışanların ifadesiyle sanki kafanızda bir ses sürekli şunları söyleyecek  ‘asansöre/metroya binme, AVM’ye gitme, yalnız kalma, ilaçlarını yanına al, tek başına dışarı çıkma

    Panik Atağın Tedavisi Var mıdır?

    Evet panik atak tedavi edilen bir rahatsızlıktır.

    İlaçsız tedavi edilmesi mümkün müdür?

    Panik atak ilaçsız da tedavi edilen bir rahatsızlıktır. 

    Panik Atak Nasıl Tedavi Edilir?

    Kaçınma ve güvenlik sağlayıcı davranışlar, panik atak sırasında kısa süreli bir rahatlama sağlar fakat panik bozukluğun kişinin hayatını daraltmasına, hastalığın daha uzun süreli yaşanmasına neden olur.

    Hastalığın yıllar geçtikçe etkisini arttırmaya, hastalığın çözümü yokmuş gibi yaşanmasına neden olur.

    Kaçınma ve güvenlik sağlama davranışını yapmamak örneğin asansöre binmesini sağlamak, tek başına sokağa çıkabilmek, atak anında hastaneye koşmamak panik bozukluğu yenmek için önemli bir adım olur.

    Panik atak anında 2 tane önemli yöntemi öğrenmek önemli. Birincisi danışanlar panik atak anında genelde hızlı ve ağızdan nefes alırlar ki bu yanlış bir nefes alma yöntemidir. Doğru nefes alma egzersizi ile panik atağın kontrol altına alınması daha kolay olur.

    Doğru nefes egzersizi nasıl yapılır?

    1 Burundan yavaş yavaş ve derin nefes al.

    2 Nefesi içinde bir süre tut.

    3 Sonra yavaş yavaş ağızdan nefesi geri ver.

    Bu nefes alma egzersizi, panik atak anında “nefesim yetmiyor, nefes alamıyorum” hissiyle baş etmenizi, hızlı nefes alma nedeniyle yaşadığınız baş dönmesini yaşamamanızı ve çarpıntınızın normal olduğunu görmenizi sağlar.

    İkinci önemli yöntem; panik atak anında ‘’çıldırıyorum, ölüyorum, felç geçiriyorum” düşünceleri sıklıkla zihinde olur. Ve bu düşüncelere atak anında çok inanır ve bundan dolayı ortamdan kaçmak ilaç almak ya da doktora gitmek çözümlere başvurursunuz. Panik atak anında bu düşüncelerin gerçek olmayabileceğini fark etmek, ortamdan kaçmadan da panik atağın geçeceğini görmek önemlidir. Bulunduğunuz ortamı terk etmeden kaygının azaldığını görmenizi sağlamak terapideki önemli aşamalardan biridir. Bu egzersiz terapist yardımı ve planıyla aşama aşama yapılmalıdır. Terapistin planı ve yardımı olmadan yapılırsa kaygının daha çok artmasına neden olabilir.