Etiket: Tek

  • Hipnozla Doğum

    Hipnozla Doğum

    Hipnozla doğum medyatik isimlerin yaptığı doğumlarla gündeme oturdu. İnsanlar kolay ve rahat doğumun büyüsüne kapılıp heyecanlandı. Özgü Namal evde hem de hipnozla doğum yaptı. İngiltere Kraliyet ailesinin genç çifti Prens William’ın, hamile eşi Kate, hipnozla doğum yaptı. Bugün sizlere hipnozla doğum ve hipnobirthing doğum farkındalığını ve doğumda bize faydalarını paylaşacağım.

    Günümüz kadınının korkulu rüyası oldu doğum. Çalışan annenin çocuk bakıp büyütmesi, bakıcı sorunu gibi sorunlar unutuldu, tek derdimiz nasıl doğuracağım oldu. Şimdilerde hipnozla doğumu duyan anne adayları bunu sallanan bir saate bakarken uyumak o ara pıt diye bebeğinin kucağına gelmesi, ardından da uyanmak şeklinde düşünüyorlar ki durum böyle değil.

    Doğumun temel felsefesi gevşemeyi bilmektir. Gevşemeyi çözen anne, korkulu bir doğumu değil keyifli rahat bir doğumu yaşar. Gevşemeyi sağlayan bir sürü yöntem vardır. Doğumda doğru nefesi kullanma, masaj, aroma terapi, duş, suda yatmak, hipnoz, dua etmek, akua bası, akupunktur, homeopati vb. Hipnoz bu yöntemlerden sadece bir tanesi.

    Hipnozla doğumun en çok bilineni İngiltere de uygulanan Hipnobirthing doğumdur. Dick Read prensiplerine dayanır. Hipnozla doğumdan farkındalığı vardır. Bu doğumda gebe doğum öncesi yeterli ve pozitif doğum bilgisi almalıdır. Doğumda doğru nefesleri nerede nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Hatta bu eğitimlere eşiyle birlikte katılarak destsek alır. Gevşeme tekniklerini kullanır, zihinsel arınma ve imajinasyon, hipnozla korkuların giderilmesini öğrenir. Oto hipnoz yapmayı bilir ve doğum öncesi öğrendiği oto hipnoz tekniğini travay esnasında kendi kendine içsel yolculuğunda çok rahat kullanabilir. Aktif doğum tekniklerini kullanabilir. Artık kendine her anlamda güveni gelen gebe doğumda tercihler bile sunmaya başlar.

    Hipnozla doğumda ise gebenin doğum öncesi böyle bir eğitim almasına ihtiyaç yoktur. Amaç ağrıya ve ağrı algısının değişimine odaklanmaktır. Hipnoz telkinleri ve teknikleri ön plandadır oto hipnozla korkular çalışılabilir. Bu konuda tecrübeli bir hipnoterapist ya da mümkünse kadın doğum hekimi aynı zamanda da hipnoterapist ise güven duygusu daha yoğun olacağı için telkinin gücü de o kadar artacaktır. Bilinmesi gereken bir şeyde herkesin hipnoz olamayacağıdır. Toplumun yüzde onluk kesimi hipnotik telkine yatkın değildir.

    İster hipnoz, isterse hipnobirthing ile doğum yapan anne bebekleri inanılmaz derecede huzurlu ve mutlu doğarlar. Doğum sonrası yaşanılan ten tene temas anne bebek arası bağlanmayı da oldukça artırır. Bu da güven dolu bir neslin varlığı için ilk adımdır. Unutulmaması gereken bir şey hayat doğumla başlar. İlk günden doğum sarsıntısı yaşamadan huzurla dünyaya gözlerimizi açalım.

  • Kısa sürede gelen güzellik

    Kullanıldığı Avrupa ülkelerinde kısa sürede uygulanması, hiçbir iz bırakmaması ve kişinin günlük hayatına hemen devam edebilmesi sebebiyle “Kısa Sürede Gelen Güzellik” olarak bilinen yeni güzellik trendinin adı MIIT Rönesans tekniği …

    Teknik; içeriğindeki çam fıstığı özü, hyalüranik asit, kollojen, kafein, meristem hücreleri (organik kök hücreleri) gibi maddelerden oluşan kokteyl ürünler ile mor halkalar, yüz, boyun, kol altları, dekolte, eller, ayaklar, popo, basen gibi geniş uygulama alanlarında kısa sürede mucizeler yaratıyor.

    Ürünlerin her biri içerikleri dolayısıyla farklı yaş gruplarında,farklı bölgelerin tedavisinde kullanılıyor.25 yaş sonrası için 8aktif maddeyi bir arada içeren ilk ve tek kokteyl “Raffaello” nun özellikleri şöyle açıklanıyor:

    Raffaello Hyaluranic asit, Pinus pinaster, Resveratrol, Glutatyon, Antioksidan kompleksi, Aminoasitler, Bakırpeptid ve B grubu vitaminlerden oluşan bir kokteyl olup, cilt için yararlı içeriği ile 25-35 yaş arasında kullanılarak hidrasyon ve parlaklık sağlıyor. Yarattığı etki ile cildi besliyor ve yaşlanma etkilerini geciktiriyor. Yüz, boyun, dekolte, eller, ayaklar, göz altı morlukları ve saç köklerinde etkili oluyor. Raffaello içinde bulunan Pinus Pinasteriçeriğindeki Pycnogenol, renk açıcı etki sağlayıp, koyu renkleri açıyor, cilde parlaklık sağlıyor ve damar içi dolaşım kalitesini de arttırdığı için de anti-aging etkisi gösteriyor.

    35 yaş sonrası için 10 ayrı antiaging aktif maddeyi bir arada içeren ilk ve tek kokteyl olarak “Tiziano” öneriliyor ve bu da Omega CTP kompleksi, Organik kök hücreleri, Resveratrol, Bakır peptid, Kollojen, hyaluronic asit, Omega 3, 6, 9 ve aminoasitlerden oluşan bir kokteyl. Genellikle 35 yaştan sonra bu maddeler vücut tarafından üretilemediği için ince çizgiler, sarkmalar vb yaşlanma belirtileri başlıyor. İnce çizgilerin giderilmesi, lifting, forma sokma, kalınlaştırma amaçlı yüz, boyun, dekolte, eller, göbek, kol altları, uyluk içleri, göz altı torbalarında kullanılıyor.

    Tiziano içindeki bakır peptid ve omega 3 fibroblastları aktive ediyor ve damarlar içerisindeki endotel büyüme faktörlerini artırarak fibroblastların içindeki büyüme faktörlerini beta 1’e değiştirerek etkili oluyor. Bu şekilde, göz altlarındaki torbalanma yok oluyor. Klasik yöntemlerle 60-80 enjeksiyon yapılarak hastalara acı veren uygulamaların ‘MIIT Rönesans’ yöntemi ile kolaylaştığı ifade ediliyor. Aynı zamanda bu yöntemlerle erkek tipi saç dökülmesi dışında, hem erkeklerde hem kadınlarda saç tedavileri de başarılı bir şekilde yapılıyor.

    Bir diğer ürün olan ‘Michelangelo’ ile dışarıdan gerekli görülen bölgelere verilerek, egzersiz ve diyetle yok edilemeyen sellülit ve yağ tortularının giderilmesi sağlanıyor.

    Bu yöntemin 3 cm aralıklarla yapılması ve bu sayede bir yüz anti-aging uygulamasının maximum 10-15 enjeksiyon ile tamamlanması, sağladığı uygulama kolaylıkları, protokolün kısalığı, uzun etkisiyle farklılaşan bu tekniğin adı MIIT ‘Micro Intradermal Injection Technic’ ( Rönesans ) olarak tanımlanıyor.

    Bu yöntemin sadece 10 dakika sürmesi, öğle arasında dahi yapılabilir olması, uygulama yapıldığı diğer kişiler tarafındananlaşılamaması, tedaviden hemen sonra iz bırakmayışı önemle belirtiliyor.

  • Vajinismus Belirtileri Nelerdir?

    Vajinismus Belirtileri Nelerdir?

    Vajinismusun kesin teşhisinde öncelikle jinekolojik değerlendirme yapıyorum. Jinekolojik muayene masasında yapılır, son derece kolay ve ağrısızdır. Değerlendirmede herhangi bir vajinal alet kullanmıyorum. Dış genital organların yapısını değerlendiriyorum. Vajina, kızlık zarı yapısı ve dış genital bölgede enfeksiyon bulgusu veya anatomik herhangi bir bozukluk varmı değerlendiriyorum.  
    Bu değerlendirmenin bir amacı da vajinismusun derecesini saptamış oluyorum. Bu ilk muayenenin rahat geçmesi ile hastalarımda doğal bir rahatlama oluyor. Jinekolojik muayenenin rahat olduğu ve iletişimin ne kadar rahatlatıcı olduğunu fark eden hastalarım tedavinin de ilk adımını atmış oluyor.
    İlk muayene esnasında hastalarıma bunlarla ilgili ayrıntılı bilgi veriyorum ve tedavi süreci, sıklığı hangi yöntemlerin kullanılacağı ve muhtemel süreç hakkında bilgilendirme yapıyorum . Muhtemelen de 3-6 seansda sonuca varmaktayız.  
     
     
    En sık belirti cinsel ilişkiye hiç girememe, korku ile kendini bilinçsiz şekilde kasma
    İlişkide bacakları yeterince açamama, kendini geri çekme ve sonunda bacakları kapatıp eşi iterek ilişkiyi bitirme
    Her pozisyonlarda değil, yalnızca birkaç pozisyonda ve oldukça çekinerek ilişkinin gerçekleşmesi
    Ağrılı ilişkiye girme, ilişkide yoğun ağrı
    İlişkide penisin vajina içine tam olarak değil de yarım olarak girmesi
    Vajina içine fitil ve tampon yerleştirememe, parmak sokamama
    Jinekolojik muayene olamama, vajinal ultrasona girememe, smear testi yaptıramama
    Cinsellikle ilgili konularda konuşmaktan veya dinlemekten bile kaçınma
     
    Vajinismus Nedenleri
     
    Vajinismusun en sık nedenleri psikolojik kaygılardır. Kaygılarını yenemeyen hastalarımın bunu kolayda paylaşamadıkları için depresyona dahi girerler. Bu sorunun sadece kendilerine has olduğunu düşünüp problemleri olduğundan büyük görürler. Bilinçaltı kaygılar vajinusmusun %90 nedenini oluşturur. Geriye kalan %10 neden ise genital alanın yapısal veya enfeksiyona bağlı problemleri ve erkeğe ait nedenlerdir.
     
    Psikolojik Vajinismus Nedenleri
    Yapısal (Organik) Vajinismus Nedenleri
    Erkek Eşe Bağlı Eşlik Eden Nedenler

     
    Hastalar vajinusmus problemini kolay paylaşamaz.
    Herşeyden önce tahmin etmedikleri bir problemdir. Karşılarına çıkınca da ne yapacaklarını bilemezler ve anlatmaya da utanırlar. Fakat yaygın bir problemdir. Heryüz kadından 10-12 sinde bu problem vardır . Erken dönemde iyi terapist yardımı ile bu sorun kolaylıkla çözülür.
     
    Vajinismus Problemi Ailelerle veya Başkalarıyla Paylaşılmalı mı?

     
    Vajinismus problemiyle karşı karşıya kalan çiftlerin aileleri olgun kültür düzeyinde ve anlayışlı kişilerden oluşuyorsa çiftler manevi destek almak amacıyla bu sorunlarını aileleriyle paylaşabilir. Bunu kararını terapistleri ile vermeleri yerinde olacaktır.

  • PCOS Polikistik Over Sendromu ve  OHSS Ovarian Hiperstimulasyon Sendromu

    PCOS Polikistik Over Sendromu ve OHSS Ovarian Hiperstimulasyon Sendromu

    Polikistik over sendromu ülkemizde oldukça sık görülen bir hastalıktır. Öne

    çıkan belirtileri adet düzensizliği, tüylenme ve çocuk sahibi olmada

    güçlüktür. Eğer hasta şişmansa bu belirtiler daha da ağırlaşır. Son yıllarda

    hastalığın vücuttaki insulin direnci ile ilişkili olduğu anlaşıldı. Görülme

    sıklığı ülkeden ülkeye değişmekle birlikte % 20’lere kadar çıkabilmektedir.

    PCOS’lu hastaların yarısından fazlası şişmandır. Bu hastalarda karın çevresinde biriken yağ

    (santral obezite, elma tipi yağlanma) insulin direncini daha da artırır. Bu nedenle bu hastalıkta

    ileride tip II diabetes mellitus (şeker hastalığı) gelişme riski vardır.

    Yukarıda sayılan belirtilerin olduğu hastalarda transvajınal ultrasonografi yapılarak

    yumurtalıkların görünümüne bakılmalıdır. Ayrıca hormon tahlilleri ve glikoz tolerans testi

    yapılması gereklidir.

    Tedavi

    Şişman PCOS hastalarına her şeyden evvel kilo vermeleri önerilmelidir. Bu durum

    duraklamış olan yumurtlamayı tekrar başlatarak tüylenme ve adet düzensizliğini azaltabilir.

    Daha sonra eğer hastanın çocuk isteği varsa clomifene isimli ilaç doktor gözetiminde

    kullanılabilir. Hastaların %80’inde yumurtlama olur ve 6 aylık tedavi sonunda gebelik oranı

    %40-50 civarındadır. Clomifene’e cevap vermeyen hastalara gonadotropin içeren iğne

    formunda ilaçlar verilir. Laparoskopik ovarian diatermi denilen ve yumurtalıktaki kistlerin tek

    tek yakıldığı tedavi ise bir alternatif olarak düşünülebilir.

    Metformin içeren ve şeker hastalarının da kullandığı ilacın da clomifene’e dirençli

    olgulardayumurtlama oranlarını artırdığı yönünde bulgular vardır. Ancak ilk seçenek olarak

    kullanılmaz. Zira clomifene den daha üstün değildir. Clomifene ile kombine olarak

    kullanıldığında yumurtlamayı artırabilir. Ancak ne zayıf ne de şişman hastalarda gebelik

    oranları artmaz. Fakat şişmanlığın gebelik ve canlı doğum oranları üzerine olumsuz etkileri

    olduğu gösterilmiştir.

    Yardımcı üreme teknikleri PCOS lu hastalarda çok etkilidir. PCOS lu hastaların

    yumurtalıkları normal hastaların yumurtalıklarına göre yardımcı üreme teknikleri tedavilerine

    çok farklı yanıt verebilir. PCOS gonadotropin tedavisine çok hassastır, aşırı yumurta oluşumu

    ile yanıt verebilir fakat bu yumurtaların çoğunun döllenme potansiyeli düşüktür. Çok yumurta

    elde edildiği zaman OHSS (ovarian hiperstimulasyon sendromu) riski yüksektir. Ağır OHSS

    tüm olguların yaklaşık %2’sini oluşturur. Ancak hayatı tehdit eden hipovolemi (kan hacminin

    azalması), hemokonsantrasyon (kanın yoğunluğunun artması), olguria (idrar miktarının

    azalması), elektrolit dengesizliği, karaciğer fonksiyon bozukluğu, tromboemboli, ascit (karın

    boşluğunda sıvı birikmesi), hidrotorax ( göğüs boşluğunda sıvı birikmesi) ve adult respiratuar

    distress sendromu ( solunum yetmezliği) gibi durumlar gelişebilir.

    OHSS sınıflandırılması

    Hafif OHSS

    – Hafif karın ağrısı

    – Karında şişlik hissi

    – Yumurtalık çapı <8 cm3

    Orta OHSS

    – Bulantı ve/veya kusma

    – Orta şiddette karın ağrısı

    – Ultrasonda ascit görülmesi

    – Yumurtalık çapı 8-12 cm3

    Ağır OHSS

    – Ascitle birlikte hydrotorax var ya da yok

    – Olguria

    – Yumurtalık çapı>12 cm3

    – Hemokonsantrasyon, hematocrit> %45

    – Hipoproteinemi

    Kritk OHSS

    – Yoğun ascit veya hidrotorax

    – Oliguri veya anuri

    – Hematocrit>55

    – Beyaz hücre sayısı >25000/ml

    – Solunum yetmezliği

    – Tromboemboli

    OHSS nin oluşum mekanizmasındaki ana unsur damar geçirgenliğinin artmasıdır. Böylece

    damar içindeki sıvı dışarı kaçar ve öncelikle karın boşluğunda birikir. Vascular endotelial

    growth factor (VEGF) PCOS lu hastaların yumurta toplama gününde kan ve follikül sıvısında

    yüksek bulunmuştur. Bu nedenle OHSS gelişiminde önemli bir etken olarak görülmektedir.

    Diğer etkenler hastanın genç olması, zayıf olması, daha önce OHSS geçirmiş olması ve

    yumurtlamanın tetiklenmesinde hCG kullanılmış olması. Gebe kalınan sikluslarda daha fazla

    olması hCG ile bağlantısını da güçlendirmektedir. Artan hCG VEGF salınımını da

    artırmaktadır.

    OHSS den korunma

    – Tüp bebek tedavisi sırasında kullanılan ilaçların dozlarını düşük tutmak

    – Tedaviye metformin ilave etmek

    – Yumurtalıklar aşırı cevap vermişse ilaçları kesmek

    – Damardan tedbir olarak albumin verilmesi

    – Tüm embryoları dondurarak transferi ertelemek

    – Tedaviyi iptal etmek

    OHSS gelişen hastalarda hematocrit düzeyi %45 in üzerine çıktığı anda hastaneye yatırmak

    gerekir.

  • Menopozdan Korkmayın Sizi Hazırlıksız Yakalayacak Erken Menopozdan Korkun.

    Menopozdan Korkmayın Sizi Hazırlıksız Yakalayacak Erken Menopozdan Korkun.

    1-Neden menopozdan korkmayalım da erken menopoza dikkat edelim.

    Menopoz ortalama 50 yaşlarında(44-56) tün kadınların %99 karşılaştıkları kendilerini bu doğal süreçlere duygusal ,sosyal ve fiziksel  olarak hazırlayabildikleri, menopoz ve menopoz sonrası yapılması gereken tıbbi,  sosyal ve psikolojik destekler konusunda biz hekimlerin oldukça hazırlıklı olduğumuz bir süreçtir. Oysa erken menopoz çoğunlukla kişileri hazırlıksız yakalar. Kadınlar hatta genç kadınlar kendi yaşamlarını olgunlaştırıp,eğitimlerini tamamlayıp, birtakım gündelik kaygılarını gidermeye çalışırken  karşılarına çıkar. Ansızın ve en hayal  edilen çocuk sahibi olma şansını çoğunlukla elinden alabilir.
    Böylece;günümüzde  modern şehir ve metropol hayatında uzayan eğitim süreleri ,iş bulma, kariyer planlarını yaparken, özellikle ülkemiz gibi dikey sosyal hareketliliğin olduğu toplumlarda genç kadınlar evlilikten, kariyerini tamamlamadan önce  kaçınmak da ve kendi gelişimlerine paralel sosyal ekonomik ve kültürel gelişmişlik gösteren bir eş arayışı ile evlilik ve çocuk sahibi olma  yaşlarını geciktirmektedirler.
    İşte tam da bu mükemmellik arayışı içinde kadınların %1 inde görülebilen erken menopoz çoğunlukla da bu gurup kadınları etkilemektedir. O nedenle şüphelenilmesi ,tanısı ve bu gurup hastalara erken danışmanlık yapılması hayati önemdedir.
    2-Erken menopozla kimleri tanımlıyoruz ve sıklığı nedir?

    Erken menopozun klasik tanımı 35 yaşın altında adetten kesilmektir, ancak bunun menopoz şikayetlerinin ve menopozun olası etkilerine erken yakalanmanın dışında çok da bir etkisi yoktur .Aslolan 40 yaşın altında yani üretken yaş tamamlanmadan menopoza girmektir ki ,40 yaş altında menopoza girme oranı tüm kadınların %1 inde görülür ve kadın kariyer planları ve uygun bir eş ararken kendi dünyasında ansızın üreme kabiliyetlerini kaybedebilir(bir başkasının yumurtası ile hamile kalmak dışında ki bu ülkemizde günümüzde yasal değil).

    3-Kimler özellikle risk altındadır?

    En önemli risk faktörleri;
    a-Ailesinde(özellikle  anne ,kız kardeş ) erken menopoz olanlar,
    b-Sık  ve düzensiz adet gören kadınlar  da mutlaka yumurtalık rezervleri araştırılmalıdır. 
    Ayrıca;
    -Kemoterapi ve radyoterapi görecek ve veya  görmüş olanlar
    -sigara içenler (erken menopoza sebep olmaz ancak bu kadınlar ortalama 1-1.5 yıl erken menopoza girerler ).
    4-Özelikle erken menopoz için yüksek risk taşıyan hastalar ve de olası  erken menopozdan korkan kadınlar ne yapmalıdır?

    Yapılacak en doğru iş bir  jinekoloğa başvurması ve bu konuda destek alınmasıdır. Son yıllarda gelişen teknoloji ile daha 5-10 yıl öncesinde kadınların sadece menopozda yada menopoza geçiş döneminde olup olmadıklarını tespit edebilirken günümüzde AMH (anti müllerian hormon) ve ultrason ile yumurta rezervleri oldukça doğruya yakın tespit edilebilip,  risk yada endişe altındaki kadınlar üreme fonksiyonları ve kapasiteleri açısından bir perspektif sunabiliyoruz. Hatta  anne yaşı ve AMH kullanılarak ,kadınları ortalama menopoza girme yaşını tespit etmeye çalışan pek çok  başarılı çalışma yapılmıştır, olası menopozun beklendiği yaşlar tahmin edilmeye başlanmıştır.
    5-AMH hakkında biraz daha bilgi verebilir misiniz?
    Bir hormon testi ve tıpkı diğer hormonlar gibi kolunuzdan kan alınıp   çok  kısa sürede sonucu çıkabilen ve ülkenin her tarafında yapılan yeni bir test. Bu testle biz kadınların yumurtalık rezervler konusunda oldukça doğruya yakın bir şekilde bilgi edinebiliyor ve onların çocuk sahibi olma kapasitesi    ve menopoza girebilme  zamanının yakınlığı hakkında bilgilendirme yapabiliyoruz. Henüz yeni bir test olduğu için, zamanla çalışmalar arttıkça bizimde fikirlerimiz ve testin duyarlılığı konusundan küçük de olsa değişiklikler olabilmektedir. Ancak genel olarak günümüzde yumurtalık kapasitesi ve olası  menopoz ihtimali hakkında bize güçlü, kolay ve ucuz veriler verebilmektedir.

    6-Klasik menopoz bulguları ile asıl korkulan yumurtalık rezervinin tükenmesi ve çocuk sahibi olma kapasitesinin kısıtlanmasının bulguları arasında bir  benzerlik  var mıdır?

    Klasik menopozun; adet görememe ,ateş  basması, uykusuzluk, sinirlik  ve benzeri  bulgularının çoğunlukla hiçbiri yumurtalık rezervlerinin erkenden tükenmesinde olmaz. Olası tek uyarıcı bulgu düzensiz adet görmek hatta adet döngüsünün 22 günden sık olabilmesidir. Bu nedenler çoğunlukla adet herkes de ve masum görünen adet düzensizlikleri için hekime başvuran hastalarda yapılan testlerle  tespit ediliyor.
    7-Erken menopozu yada yakın ihtimalinin tespit edildiği hastalarda  ne gibi tepkilerle karşılaşılıyorsunuz?

    Aslında tüm reaksiyonlar çocuk sahibi olmuş olmak yada olmamakla ilişkili. Çocukları olan kadınlar sadece şimdi nasıl yönetelim bu durumu derken, hiç çocuk sahibi olmamış kadınlar çok derin bir kaygı ve endişe ile karşılaşıyor .Bu gurup kadınlara sadece medikal değil mutlaka psikolojik destek vermek de gerekebiliyor çoğunlukla. Ayrıca kültürel faktörlerde bu durumdan etkilenmeyle çok ilişkili. Küçük şehir ve kırsal kesimlerde olası kültürel ve ekonomik faktörlerden   dolayı  yıkım çok belirgin olmasına rağmen daha çok erken yaşlarda evlenip çocuk sahibi olduklarından etkilenen insan sayısı daha az. Oysa metropollerde yaşam kaygısı süren , kariyer planları yapan ve bunları yaparken de evlilik ve çocuk sahibi olmak için daha ileri yaşlara gelen kadınların ise  henüz çocuk sahibi olmadıklarından daha yüksek sayıda etkilenebiliyorlar.
    8-Sizin menopoz haftasında tüm kadınlara öneriniz nedir bu durumla başa çıkabilmek için?
    Öncelikle yıllık jinekolojik kontrollerini  aksatmasınlar ,  eğer henüz çocuk sahibi olmamış ve bunu çok önemsiyorlarsa  üreme kapasitesi hakkında mutlaka danışmanlık alsınlar. Özellikle ailede erken menopoz olanlar ve düzensiz adet görenler mutlaka AMH testini   belli aralıklarla yaptırıp yumurtalık rezervleri  konusunda yaşamlarını planlarken bilgi sahibi olsunlar. Kısıtlı rezervleri olanlar evli kadınlar çocuk sahibi olmayı ertelemesin yada embrio  dondurulmasını   gibi yöntemleri düşünsün bekar olanlar ve yasal olarak uygun olanlar ise yumurta dondurulması alternatifi hakkında danışmanlık alsınlar.
    Erken menopoza girmiş olanlar ise mutlaka menopoz için medikal, ruhsal ve sosyal olarak destek almayı ihmal etmesinler ve olası kemik erimesi ve buna benze yıkıcı  menopoz etkileri n azaltılması yada yok edilmesi için yakın hekim desteğini ihmal etmesinler.

  • KORKMADAN GÜLEBİLİRSİNİZ…

    KORKMADAN GÜLEBİLİRSİNİZ…

    Kadınlarda idrar kaçırma ;

    Tüm kadınların yaklaşık %20 sinde görülen idrar kaçırma şikayetleri premenopozal çağda%20-25 ve menopoz çağındaki kadınlarda ise %40-60 lara çıkar. Ve kadınlarda sosyal, hijyenik, duygusal, ekonomik ve cinsel sorunlar yaratır.

    Türleri ;

    İdrar kaçırmanın pek çok türü ve sebebi olsa da en sık karşılaşılan  iki sebep vardır. Bunlardan en sık görüleni Stress İnkontinans dediğimiz, kadınların aksırıp , öksürdüğünde yada ıkındığında, güldüğünde karın içi basıncının arttığı durumlarda idrar kaçırması ve Urge(acil) inkontinans dediğimiz ani idrar hissinin gelmesi ve tuvalete yetişememeye bağlı idrar kaçırılmasıdır. Bu iki durum ayrı ayrı olabildiği gibi birlikte de olabilir ve tüm idrar kaçırmaların yaklaşık %85-90nını oluşturur.

    Hastalar çoğunlukla ;

    -Öksürme
    -Gülme
    -Zıplama
    -Merdiven çıkma
    -Ikınma gibi davranışlarda bulunduğunda idrar kaçırır

    Urge(acil)İnkontinansta ise; hastalar herhangi bir eylemde bulunmasa bile işini bırakıp ani bir idrar yapma isteği duyup tuvalete yetişmeye çalışırken idrar kaçırıyordur.

    Bu iki durum birbiriyle karıştırılmamalıdır. Bu durumların dışında diabet yada bir takım norolojik hastalıklarda, genital fistüllerde, aşırı kabızlıkta, idrar yolları enfeksiyonlarında yada idrar akışını arttıran ilaçların kullanılması sırasında da idrar kaçırma olabilir. Bu durumların birbirinden ayırmak için mutlaka ürojinekolojik muayene yaptırmak gerekir.

    Ne zaman doktora gitmek gerekir ?

    -İdrar kaçırma şikayeti varsa
    -Dışkı kaçırma şikayeti varsa
    -Sık idrara gitme varsa (günde 8-10 kereden daha fazla)
    -İdrarını tam boşaltamama hissi varsa
    -Cinse ilişkide rahatsızlık varsa
    -Vaginal yanma, ağrı,kaşıntı,akıntı varsa 

    Hangi durumlar eğilimi arttırır?

    -İleri yaş ve kadın cinsiyeti
    -Ailesinde idrar kaçırma şikayetleri olanlar
    -Menopoz
    -Geçirilmiş pelvik cerrahi öyküsü
    -Diabet, kalp,böbrek,eklem ve omurilik hastalıkları, geçirilmiş felç 
    -Sigara içimi ve ona bağlı gelişen kronik öksürük
    -Fazla alkol, çay ve kahve tüketimi
    -Kilo alma, kronik kabızlık, öksürük

    Hastaların kendi kendine yapabileceği basit testler var mıdır?

    Kadınlar bizim hastalarımıza yaptığımız Ped Testini kendi kendilerine yapabilirler. Hasta önce 500cc sıvıyı içip, 20 dakikada sonra vajene  daha önce tarttığı bir pet koymalı,  
     Sonra;

    -3 dakika hızlı yürüyüş
    -10 kez oturup kalkma
    -1 dakika merdiven çıkma
    -5 kez eğilip yerden bir şey alma
    -12 kez öksürme
    -1 dakika koşma gibi egzersizleri yaptıktan sonra ped tartılıp 10 gr ve üzerinde ağırlık artışı varsa doktora başvurmalıdır.

    Nasıl anlarız ?

    -Ufak ev işlerini yapabilmeyi etkiliyor mu ?
    -Yürüme ,yüzme, egzersiz gibi fiziksel aktiviteleri yapmayı etkiliyor mu ?
    -Eğlence amaçlı  sinema, konser,düğün vb aktiviteler katılmayı ne oranda etkiliyor mu ?
    -Otomobil yada otobüs ile 30 dakikadan daha fazla seyahat etmeyi etkiliyor mu ?
    -Ev dışı sosyal etkinliklere katılmayı etkiliyor mu ?
    -Ruhsal sağlığınızı etkiliyor mu (sinirlilik ,depresyon,kaygı vb),
    -Hüsran duygusu yaratıyor mu?

    Korunmak için neler yapmalıdır?

    -3-4 saatte bir tuvalete gidilmeli. İdrar ve dışkılama geciktirilmemeli ve yaparken zorlanmamalıdır
    -İdrar ve dışkı sorunlarına yol açan hastalıklar ertelemeden tedavi ettirilmeli
    -Pelvik taban kas egzersizleri yaşam boyu uygulanmalıdır
    -Gebelik sırasında idrar ve dışkı problemleri olmuşsa bu gebelik dikkatle izleyip doğum sonrası yakın takibe almalıdır, zorlayıcı doğumlardan kaçınılmalıdır.
    -Menopoz kontrolleri aksatılmamalı , gerekirse östrogen almalıdır
    -Özellikle yaşlanmaya bağlı hareketsizlik, kronik öksürük, kronik kabızlık,zihinsel sorunlar  ve kalça kırıklı hareketsiz hastalar yakından izlenmelidir

    Doğru beslenme önerileriniz var mı?

    Beslenme ve yaşam tarzı düzenlemesi stress inkontinanslı hastalara oldukça destek olur. Bu durumda risk altındaki kadınlar;

    -Aşırı kilodan kaçınmalı, fazla kilolu kadınlar mümkün olduğunca normal kilolarına yakın olmalı
    -Günde 6-8 bardak su içilmeli, sıvı kısıtlamasından kaçınılmalı
    -Kola, kahve, demli çay, özellikle asitli meyve suları(en dikkat edilmesi gereken portakal, greyfurt suyu)ve baharatlı yiyecekler idrar yolları için irritandır. Bu yiyecekleri yerken aşırıya kaçmamalı
    -Kabızlıktan kaçınılmalı bunun için posalı, yeşil yapraklı,lifli besinler tüketilmeli(sabahları aç karnına birkaç tane kuru kayısı ,kuru incir,kuru  erik üzerine bir bardak su içilmeli)
    -İdrara çıkmayı arttıran ilaçlardan ve gıdalardan özellikle akşamları geç saatte kaçınılmalı.

    Tedavisi ;

    Öncelikle idrar kaçırmanın türü ve sebebi belirlenmelidir. Bundan sonra hastaya yaşam davranış önerilerinden pelvik kas egzersizlerine ya da medikal tedaviden cerrahi tedaviye kadar durumuna göre bir takım tedavi önerilerinde bulunuyoruz.

    Tedavide yeni gelişmeler ;

    Bir grup idrar kaçırma şikayetleri pelvik kas egzersizlerinden oldukça yarar görmektedir ve yeni fizik tedavi yöntemlerinden oldukça iyi sonuçlar almaktayız. Ayrıca idrar kaçırma cerrahisinde eskiden uygulanan cerrahi yöntemlerin hem başarı oranları düşük hem de hastaların hastanede kalış süreleri ve komplikasyon oranları yüksekti. Son 4-5 yılda uygulanan yeni modern  yöntemler ve cihazlarla cerrahi gerektiren hastalar 15 dakikalık kısa bir operasyonla kendilerini yaşamdan uzaklaştıran bu sorundan kurtuluyor ve aynı gün içinde evine gidip bir gün sonrada normal hayatına dönebiliyor. Ayrıca bu yöntemlerle yapılan onarımlarda bu şikayetlere sebep verebilen anatomik kusurlar daha iyi tedavi edilip hastalığın tekrarlama oranları oldukça düşüyor. Eski tekniklerle yapılan cerrahi operasyonlar sonrası hastalar tekrar operasyon geçirmek zorunda kalıyorlardı.

    Öncelikle bir grup hastalar bu sıkıntıları çekmelerine rağmen utanıp sıkıldıklarından hekime başvuramamakta, bir grup hastalar toplumda yaygın görüldüğünden bu durumu bir kadınlık kaderi olarak kabullenmektedir. Bir diğer problemde eski yöntemlerle opere edilmiş hastalarda işittikleri ameliyatların işe yaramadığı genel kaygısıdır. Bir diğer sıkıntılı durumda pelvik egzersizleri ve fizik tedavi gerektiren hastaların ya bu tedavilere uyum göstermemesi ya da bu tedavileri yapabilecek hekimlere ve kurumlara henüz sınırlı olduğu için ulaşamaması.

  • SORUNSUZ HAMİLELİĞİN ALTIN KILAVUZU

    SORUNSUZ HAMİLELİĞİN ALTIN KILAVUZU

    SORUNSUZ HAMİLELİĞİN ALTIN KILAVUZU

    Hamilelikte kuşkusuz anne adayları pek çok şeyi dert ederler ve gerek kendileri için, gerekse doğacak bebeklerinin sağlığı için sürekli olarak kaygılanırlar.  Anne adaylarının kaygı duydukları arasında solunulan havanın temiz olup olmadığından içilen suyun temiz olup olmadığına, eşlerin evde içtiği sigaranın bebeğin sağlığına zarar verip vermediğinden dişçide çektirilen röntgenin zararlı olup olmadığına kadar pek çok konu vardır. Ancak bu tür kaygılar, hamileliler için gereksiz yere stres kaynağı oluşturmaktan öteye gitmez. Oysa, hamilelik konusunda doğru bilgilere sahip olmak, anne adaylarının yaşayacağı gereksiz stresi ortadan kaldıracağı gibi, sağlıklı bir bebeğe sahip olma olasılığını da artırır. Hamilelik sırasında bebeğe zarar verilmemesi için yapılması gerekenleri ve sorunsuz bir hamilelik için uyulması gereken altın kuralları bazıları: 

    -Sigara ve alkol kullanmayınız .
    -Hekim önerisi dışında ilaç almayınız 
    -Hekiminizin önerdiği demir ve multivitamin ,yeterli dozda omega 3 takviyesi ve eksiklik varsa d vitamini takviyesini ihmal etmeyin. 
    -Uzun süre ayakta durmayınız ,ancak uzun sürede hareketsiz kalmayınız
    -Günlük işleriniz sırasında kendinizi yormayınız, yorulduğunuzda istirahat etmeyi ihmal etmeyiniz  
    -Bisiklet sürme, tenis oynama, kayak yapma gibi sporlardan uzak durunuz 
    -Mesleğiniz gereği de olsa ağır nesneler kaldırmaktan, zararlı metal, kimyasal madde ve radyasyondan uzak durunuz 
    -Yolculuktan önce doktorunuza danışınız ,yolculuk ve seyahatlerde karşılaşılacak sorunlara karşı destek alınız
    -Bol ve rahat giysileri seçiniz 
    -Alçak topuklu, rahat ayakkabılar giyiniz 
    -Pamuklu iç çamaşırları giyinin ve iç çamaşırlarınızı günlük olarak değiştiriniz 
    -Yüzük ve bilezik gibi takılar takmayınız 
    -Diş bakımına özen gösterin. Sabah uyanınca, akşam yatmadan önce ve her öğünden sonra yumuşak fırça ile, yavaş hareketlerle dişlerinizi fırçalayınız 
    -Röntgen ışınlarından sakınınız. Zorunlu olmadıkça radyolojik inceleme yaptırmayınız 
    -Her türlü canlı aşıdan sakınınız (Gerekli durumlarda salk polio aşısı, tetanoz aşısı yaptırmanın sakıncalı olmadığı aklınızda bulunsun) 
    -Düşük riski yok ise son aya kadar cinsi ilişkide bulunmakta sakınca yoktur 
    -Günde  en az bir kez ayakta; duş alır biçimde, ılık su ile banyo yapınız 
    -Meme bakımına özen gösteriniz ,özellikle doğuma 2 hafta kala meme başını destekleyecek kremler kollanınız
    -Sarkmayı önlemek için çok sıkı olmayan askılı, pamuk dokumalı sütyen giyiniz, dolgunluğu önlemek için hafif parmak dokunuşları ile masaj yapınız 
    -Bol su içiniz 
    -Sık sık ve azar azar beslenin, öğün aralarını açmayın ve öğünlerde yenilen yenmek miktarını azaltıp günlük öğün sayısını arttırın
    -C vitamini ve kalsiyum yönünden zengin gıdalar (Turunçgiller, süt ve süt ürünleri) seçiniz 
    -Lifli besinleri tercih ediniz ,Lifli besin tüketilmesi barsak hareketlerini arttırıp gebeliğin sebep olduğu kabızlık ve sıkıntılarından sizi koruyacaktır-Gebelik boyunca 10-12 kg’dan fazla kilo almamaya özen gösteriniz 
    -Gebeliğiniz özel bir risk taşımıyorsa bol bol yürüyüş yapınız ve imkanınız varsa yüzün. Yüzme ve yürüyüşler hem egzersiz kapasitenizi arttıracak hem de sırt kaslarınızı kuvvetlendirip gebeliğin son aylarında sizi daha dayanıklı yapacaktır
    -Aşırı karbonhidrat ağırlıklı(hamur işi tatlı ve şekerli içecekler) beslenmeden sakınım daha dengeli ve her öğünde karbonhidrat sebze ve protein dengesine özen gösteriniz.

    Hekime başvurmanız gereken durumlar

    -Vajinal kanama: İlk aylarda düşük ve düşük tehtidi habercisi olabileceği gibi 24. Haftadan itibaren de erken doğum tehtidi belirtisi olabilir

    -Karında belirgin, sürekli ya da aralıklı ağrı olması: Dış gebelik, düşük, erken doğum belirtisi olabilir. Gebeliğin özellikle son aylarında günde 4-5 i geçmeyen, hareket ve aktivite sonrası olan istirahat edince geçen ve bir dakikayı geçmeyen ağrılar normaldir .Ancak  5  dakikada bir geliyorsa ,geldiğinde bir dakikayı geçiyorsa erken doğum habercisi ağrılar olabilir

    -Fetus hareketlerinin azalması: Fetusun sıkıntı içinde olduğunu gösterir. Özellikle 28.gebelik haftasından sonra fetal hareketleri uzun süre hissetmediğinizde hakiminize başvurunuz

    -Yüksek ateş titreme: Enfeksiyon belirtisidir. 
    -Bulanık ya da bozuk görme 
    -Şiddetli baş ağrısı
    -İnatçı kusma
    -İdrar yaparken yanma, zorluk ya da az idrar çıkarma: İdrar yolları enfeksiyonunu gösterir. 
    -Ellerde ayaklarda ya da yüzde ani ve beklenenin dışında şime şişme: Böbrek işlevlerinde bozukluk yada gebelik tansiyonu belirtisi olabilir
    Gözde sinek uçuşması ense ağrısı olması hipertansiyon bulgusu olabiliri tansiyonunuzu ölçtürün 160/90 üzerinde olursa hekiminize başvurun

  • Hamileliğinizi planlayın

    Hamileliğinizi planlayın

    Gebelikte risklerden kaçınmanın ilk adımı , gebelik öncesinden planlama yapmakla başlar. Gebelik öncelikle planlı bir eylem olmalı, çiftler bebek sahibi olmaya karar verdiklerin de  yani kendilerini ruhsal ve sosyolojik olarak çocuk sahibi olmaya hazır hissettiklerinde mutlaka bir kadın-doğum uzmanına gidip danışmanlık almalı.

    Gebeliklerde risklerden kaçınmak mümkün mü?

    Gebeliklerde risklerden kaçınmak aslında gebelik öncesinden başlamalıdır. Hamile kalmak planlı bir eylem olmalı, çiftler bebek sahibi olmaya karar verdiklerinde mutlaka bir kadın-doğum uzmanına başvurarak danışmanlık almalı. Daha henüz hamile kalmadan riskler hakkında bilgilenmeli ve adet tarihi bir hafta geçtikten sonra hekime gebelik şüphesiyle başvurup, takibe alınmalıdır. Pek çok hamile kadın adetinin 1 hafta geçtikten sonra hekime gitmek için beklemek de o zamanda dış gebeliklerin erken yakalanması ve düşük tehditlerine zamanında müdahale edilebilme şanslarını kaçırmaktalar. Gebelik riskleri doğum sonrasına kadar sürdüğünden doğum sonrası 40. güne kadar da hekimiyle bağlantısını koparmamalıdırlar. 

    Bu riskler nelerdir?

    Riskli gebeliklerin anneden ve fetusdan kaynaklanan riskler olmak üzere iki boyutu vardır. Ancak, anne ve fetus o kadar yakın ilişkidedir ki gebelik boyunca genellikle birine dair riskler diğeri için de yüksek risk taşımaktadır. Anneden kaynaklanan, gebelik öncesi süreç için en önemli risklerin başında gebelik yaşı gelmektedir. İdeal gebelik yaşı 20-30 yaşları arasıdır. Her ne kadar gelişen teknoloji ile sınırlar zorlansa da 18 yaş altı ve 35 yaş üstü gebelikler yüksek risk taşırlar. Çünkü, yaşla birlikte genetik hastalıkların sıklığı artar, kronik hastalıklara maruz kalma riski artarken, annenin gebelikte oluşabilecek fiziksel yük artışına dayanıklığı azalır. 18 yaş altı anne adayları fiziksel ve ruhsal gelişimlerini tamamlayamadığından gebelik risklerini daha yoğun yaşarlar. Yüksek tansiyon da gebelik öncesi süreçte önemli bir risk faktörüdür. Yüksek tansiyonlu anneler, gebelikte kalp-damar sistemlerinin yüklenmesine bağlı sorunlara daha açıktır. Ayrıca gebelik tansiyonu ile komplike olduğunda hem anne hem de bebek için yaşamsal sorunlar çıkarabilir. Şeker hastalığı da gebe kalmayı engelleyebilir. Gebelik sırasında da annenin bozulan metabolizması hem anne için ek bir yük oluşturur hem de fetusta yapısal anomalilerin sıklığını artırır, doğum ve sonrasında bebekler için pek çok problem çıkarabilir. Annenin ileri derecede kansızlığı, kalp, böbrek ve romatizmal hastalıklar gibi sistem hastalıklarının bulunması, aşırı zayıf ya da aşırı kilolu olması, alkol, sigara, düzenli ilaç kullanımı, miyomunun bulunması önemli risk faktörleridir.

    Riskler gebe kaldıktan sonra da oluşabilir mi?

    Tabii. Gebelik tansiyonu ve buna bağlı gelişebilecek komplikasyonlar, gebelik şekeri, anne için artan fiziksek yük oluşturması ve birden çok bebeğin karında yer kaplamasına bağlı annenin organlarının baskı altında kalmasına yol açmasının yanı sıra tek yumurta ikizlerinde ya da tek eşli ikiz bebeklerin birbirinden kan çalabilerek, her iki bebeğin hayatını tehlikeye atması nedeniyle çoğul gebelikler, birtakım romatizmal hastalıkların gebelikle ilişkili formları, annenin sularının erken gelmesi, bebeğin eşinin doğum yolunu kapaması, anne rahminde doğumsal kusurların olması gebelik döneminde gelişen risklerdir. 

    Bu riskler, ne zaman ve nasıl tespit ediliyor?

    Bebeklerde oluşabilecek yapısal ve kromozom anomalileri en önemli risklerdir. Bu nedenle aileler mutlaka, 11-14 hafta değerlendirme testini, 18-23 hafta 2. düzey ultrasonografik değerlendirmesini yaptırarak, problemler tespit edilmelidir. Bu problemler içinde anne karnında tedavi edilebilenler tedavi edilmeli, doğum sonrası tıbbi ya da cerrahi girişim gerektiren bebekler için uygun şartlar sağlanmalı, yaşamla uyumlu olmayan anomaliler için ise ailelere danışmanlık yapıp onları doğum sonrası oluşabilecek şoklardan korumalıdır.  Aslında, 11-14 hafta değerlendirme testi ve 18-23 hafta detaylı ultrasonuna bu dönemde yapılacak gebelik kontrolü ve rutin testler de eklendiğinde gelişebilecek riskler konusunda genel bir izlenim elde edilebilmektedir. Tüm riskli gebelik taramalarının en önemli iki basamağı bu dönem olmaktadır.Ve bu iki testte deneyimli ellerde ve iyi kalitede yapılırsa anlamlıdır. 

    Daha sonrasında yapılması gerekenler var mı?

    Bu dönemde saptanan risklere göre daha sofistike yöntemlerle risk taşıyan gebelikler özel izlenmeli diğer gebeler ise rutin gebelik takiplerine dönmelidirler. 

    Riskli gebelikleri azaltmak için neler yapılabilir?

    Mümkün olduğunca 18 yaş üzeri ve 35 yaş altı bir yaşta ve sosyo-ekonomik ve psişik olarak uygun zamanda doğuma karar verilmelidir. Ailede olan kronik hastalıklar ve genetik sorunlar hakkında  hekime eksiksiz bilgi verilmeli, gebelik süresince dengeli beslenilmeli, kontroller aksatılmamalı, 6-7. aydan itibaren bebek hareketleri düzenli olarak sayılmalıdır. (Gün içinde bebek en az 10 kez oynamalıdır.) Gebelik sırasında sularının gelmesi, kanama olması ya da genital akıntı olması durumunda derhal doktora başvurulmalı, imkanları olan aileler 11-14 hafta değerlendirme testini ve  18-23 hafta detaylı ultrasonografik incelemesini ihmal etmemelidirler. 

    Günümüzde gebelik risklerinin saptanmasında teknolojinin sınırları nelerdir?

    Şaşırtıcı şekilde gelişen teknoloji ve bilgi birikimiyle artık bebeğin burun kemiği ense kalınlığı ve çene kemiklerinin ölçüsüyle kromozom anomalilerini tarayabiliyoruz. Rahim kan akımları Renkli Doppler ultrasonla ölçülerek, gelişebilecek gebelik tansiyonu (gebelik zehirlenmeleri) ve fetusda büyüme, gelişme geriliği olabileceğini tahmin edebiliyoruz. Bebeğin beyin kan akımı ölçülerek bebekte anne karnında iken kansızlığının derecesini takip ediyor, ya da birtakım damarlarını inceleyerek, bebeğin anne karnında oksijenlenmesini tespit edebiliyoruz. Lazer yöntemiyle ikizler arasında birbirlerine kan kaçaklarını anne karnında ameliyat edebiliyoruz. Kalem kadar küçük kameralar kullanarak anne karnında bebeği görüntüleyip birtakım ameliyatları bebeğe anne karnında uygulayabiliyoruz. 

    Bu alanda son dönemde heyecan verici bir gelişme var mı?

    Son yıllarda anne karnındaki fetusun hücrelerinin anne karnına karıştığı tespit edilmiş Buradan hareketle, birtakım özel yöntemlerle bu hücreler tespit edilip, bebeğin genetik yapısı anneden basit bir kan şekeri bakar gibi alınarak değerlendirebiliyor.Bu yöntemle bebek de özellikle Down Sendromu ve pek çok genetik kusur  invazif bir işlem(iğne ile anne karnına girip amnios suyu örneklemesi yada eşinden biopsi alınması gibi risk taşıyan işlemler)gerektirmeden tanı konulabiliyor. Bu güne kadar yapılan çalışmalar göstermiştirki aranan kromozom bozukluğu yok diyorsa yoktur ancak var diyorsa %2 yanılma payı olduğundan o zaman invaziv işlemler yapılması gerekiyor.Bu işlemle ilgili teknolojik gelişmeler kısa süre içerisinde baş döndürücü şekilde gelişiyor belki 10 yıl gibi yakın gelecekte çok nadiren invaziv tanı işlemlerine ihtiyaç duyuyor olacağız.

  • Yumurtalık Kütleleri (Kistleri)

    Yumurtalık Kütleleri (Kistleri)

    1-Yumurtalık kistleri dediğimizde neyi anlıyoruz?
    Kadınlardaki temel üreme organlarından olan ve yaklaşık 3 cm çapındaki yumurtalıktan gelişen yer yer kistik (içi sıvı dolu kesecikler) yer yerde solid (sert doku parçacıkları) yapılardan oluşan oluşumlardır.
    2-Ne kadar sıklıkla görülür ve hangi yaşlarda karşılaşılır?
    En sık 20-44 yaşında görülmesine rağmen hemen hemen  her yaş da  farklı farklı  türleri ile karşılaşılabilir ve farklı özellikler  taşıyan türlerinden dolayı da belki de her kadın bu sorunla yaşamında en az bir kere karşılaşabilir.
    3-Hangi şikayetleri yapabilir, kadınlar nelerden şüphelenerek hekime başvurmalıdır?
    Kasıklarda ağrı, karında gerginlik, düzensiz adet görme, sık idrara çıkma ve kabızlık gibi şikayetlerle hekime başvurulmasına  rağmen en sıklıkla hiçbir şikayeti olmayan kadınlarda rutin jinekolojik muayenede karşılaşılır bu da yumurtalık kistlerinde 6-12 ayda bir yapılması gereken rutin jinekolojik muayenenin önemini oldukça arttırır . 
    4-Yumurtalık kütlelerinin takip ve tedavisinde en önemli konu nedir?
    Aslında bu konunun en can alıcı noktasıdır. Bir yumurtalık kütlesi ile ister rutin jinekolojik kontrollerde karşılaşılsın ister şikayetleri üzerine araştırılırken tespit edilsin öncelikli hedef bu kütleler kötü huylu bir kanser midir yoksa iyi huylu selim kütleler midir. Bizler  ilk önce bu ayrımı yapmak için detaylı bir ultrasonografik inceleme ve kanda tümör belirteçlerini araştırıyoruz  ve gerekirse PET-CT MRI ,bilgisayarlı tomografi gibi ileri tanı yöntemlerini uyguluyoruz .Eğer kanser şüphesi varsa öncelikle cerrahi operasyon planlıyoruz ve patolojik inceleme sonrası kesin tanıyı zaman kaybetmeden koymaya çalışıyoruz.
    Ancak sevindirici  bir şekilde oluşan kütlelerin sadece menopoz öncesi %7 sinde menopoz sonrası ise %30 unda kötü huylu potansiyel taşıyor.
    Bu iyi huylumu kötü huylumu ayırımından sonra kütleleri çok büyük kısmı olan iyi huylularda fonksiyonel bir kistik yapımı (ki bunlar genellikle menstürüel siklus da her ay oluşan yumurtlamanın sonucu olan kistlerdir)yoksa iyi huylu bir tümör mü ayrımını yapmak gerekir.
    İşte bura da  bu ayrımı yapmak için sabırlı olmak ve deneyimli olmak gerekir. İlk olarak detaylı bir teknik değerlendirme  sonrasında ilaç tedavisi yada hastaları 1-3 ay gözlemek esastır. Kanser olmayan iyi huylu kütlelerinde çok büyük kısmı fonksiyonel kistlerdir ve sadece 1-3 ay gözlemek ya da doğum kontrol hapları kullanarak geriler ve hastaları gereksiz cerrahi operasyondan kurtarır.
    Ancak bu 3 aylık tedavi ve gözlem sonrasında  kistler gerilemez ve  veya büyümeye devam ederse bu durumda da cerrahi bir operasyon planlamak gerekir.
    5-Fonksiyonel olmayan iyi huylu tümörlerde neden cerrahi tedavi  planlanıyor ve nasıl yapılıyor?
    İyi huylu tümörlerde 2 önemli sorun vardır.Birincisi; bunların türüne göre %1 -25 i zaman içinde kanserleşme potansiyeli taşıyabilir ve bu riski   ortadan kaldırmaları gerekir .İkinci bir önemli konuda bu kistler çoğunlukla menopoz öncesi göründüğünden kistler büyüdükçe yumurtalıktan çalmaya ve yumurtalık kapasitesini azaltıp yok etmeye başlarlar ve bir süre sonrada üreme sorunlarına sebep olabilirler.
    6-Yumurtalık kistlerinin kısırlık yapma  riski var mıdır?
    Evet aslında tüm yumurtalık kistleri hatta fonksiyonel olanlar bile kısırlıkla yakın ilişkilidir. Tümoral kistler yumurtalığı yok ederek hacmini azaltırlar ve geç kalındıkça yumurtalık rezervleri azalır, özellikle halk arasında çikolata kisti denilen endometriomalar  hem yumurtalık hacmini azaltarak hem de tüplerde yapışıklık yaparak kısırlık riskini arttırırlar. Sık sık fonksiyonel kistleri olan kadınlarda da yumurtalık rezervleri araştırılmalı erken menopoz riski açısından dikkat edilmelidir. Çünkü yumurtalık kalitesinin azaldığı menopoz  öncesi dönemde fonksiyonel kistleri daha sık görürüz.
    7-Fonksiyonel kistlerin büyük bir kışı gerilediğinden takibine gerek var mıdır.?
    Elbette yakın izlenmeli fonksiyonel kistler yırtılarak iç kanama yapma ,kendi etrafında dönerek yumurtalık torsiyonu dediğimiz geç kalınırsa o yumurtalığı tamamen yok edecek ciddi tablolara zemin hazırlayabilir ayrıca tüm fonksiyonel kistlerin yok olduğundan emin olmak lazım ancak o zaman bu kistin bir tümöral kist olmadığından emin olunabilir.
    8-Çikolata kistlerinin önemi nedir?
    Çikolata kistleri endometriozis dediğimiz rahimdeki menstürüel döngüyü oluşturan tabakanın  yumurtalıklarda kistik yapı oluşturmasıdır ve kısırlık, şiddetli ağrı, yapışıklık ve cinsel sorunlara yol açabilir. Tedavisi ve takibinin kusursuz yapılası ve kişinin hem cinsel hem de üreme sağlığını korumak hemde yaşam kalitesini arttırmak için hayatidir. En önemli tedavi yanlışlıklarından biri erken ameliyat yapmak kadar geç ameliyat da yapmaktır. Bir o kadar önemli konu da ameliyat sonrası çok büyük oranda kistin tekrarlayacak olması ve başarılı  cerrahi bir tedavi uygulanmış olsa da sonrasında medikal tedaviyi menopoza kadar sürdürecek titizlik de olunmalıdır.Unutmamalıdır ki tekrarlayan her çikolata kistleri daha karmaşık sorunlara sebep olurlar.
    9-Çocuk ve ergenlik döneminde kistlerin önemi var mıdır?
    Kesinlikle  önemlidir çünkü bazı tür yumurtalık kanserleri o yaşlarda gözlemlenir, oluşan iyi huylu kistler bu yaşlarda hiç akla gelmeyeceğinden önemli bir yumurtalık doku kaybına sebep  olabilir. Bu yaş grubunda hekime gitme alışkanlığı pek  olmadığından da çoğunlukla gecikmiş halde gelir hastalar. Bu yaş gruplarında anlamsız kasık ağrısı adet düzensizliği ve karında şişlik şikayeti olan genç kızlar mutlaka ultrason ile değerlendirmek gerekir.
    10-Bu kütlelerin tedavisinde  nasıl bir yöntem uyguluyorsunuz?
    Bu hastalıklar genellikle menopoz öncesi yaşlarda olduğundan hem kozmetik kaygılar çok oluyor hem de çoğunluk çalışan kadınlar yada eğitimine devam eden genç kızlar olduklarından cerrahi tedavilerinin en az kozmetik hasar yapacak bir yöntem ve mümkün olduğunca kısa hastanede kalış süresi ve  mümkün olan en kısa sürede sosyal yada iş ortamına dönülmesi hedefleniyor . Son yıllarda biz hemen hemen tüm hastalarımızda ileri kanser hastaları dışında laparaskopik  cerrahi (klasik yada robotik) tercih ediyoruz .Böylece hedeflediğimiz tüm cerrahi amaçları kusursuzca gerçekleştirip aynı gün yada ertesi gün hastalar evlerine gidip 1 hafta sonrada sosyal ortamlarına dönebiliyorlar
    11-Yumurtalık kütlelerinin oluşturabileceği sorunlardan korunmak için kadınlar nelere dikkat etmelidir?
    Üreme çağındaki kadınlar rutin jinekolojik kontrollerini aksatmamalı ama 20 yaş altı genç kızlar ise adet düzensizliği karında şişlik yada anlamsız karın ağrısı şikayetleri olduğunda doktora yönlendirilmeli. 
    Menopoz sonrası ise en az 70 yaşına kadar  kontrolleri aksatmamalı. Unutmamalı ki menopoz öncesi overyal kütlelerin sadece  %7 kanser potansiyeli taşırken bu oran menopoz sonrasında %30 a çıkar ve daha ciddi bir durumlar karşılaşma potansiyelleri  vardır.

  • AİLE PLANLAMASI ( DOĞUM KONTROLÜ)

    AİLE PLANLAMASI ( DOĞUM KONTROLÜ)

    Çeşitli doğum kontrol yöntemleri vardır. Doğum kontrolü “Aile Planlaması” anlamını da taşır. Çiftlerin istedikleri zamanda istedikleri sayıda çocuk sahibi olabilmeleri için kullanılır. Aynı zamanda istenilmeyen olumsuzlukları da giderir. Örn. kadınlardaki kansızlık; gebelik ve doğuma bağlı ölüm riski; kadınlarda iltihabi pelvik hastalıklar ve buna bağlı kısırlık; erken yaş gebelikleri ve buna bağlı risk; sağlıksız zayıf bebek doğurma riski; bebek ölümleri azalır. Ayrıca; eğitim ve bunun beraberinde çiftlerde mutlu ve güvenli ilişki artar.

    Doğum kontrol yöntemleri; kişilerin yaşına, daha önce doğum yapıp yapmadığına, adet düzenine, cinsel yaşantılara göre seçilerek çiftler tarafından karar verilmelidir. Bilinçsiz doğum kontrollerinin olumsuz tarafları olduğu gibi başarısız sonuçları da olabilir.

    Değişik doğum kontrollerinden kısaca şu şekilde bahsedilebilir:
     

    Doğal Yöntemler

    1. Takvim Yöntemi : Amerikan Ulusal Çevre Sağlığı Bilimleri Enstitüsü’nün araştırmalarına göre, kadınların adet sikluslarının 10-17 gün arasında gebe kalma riskinin çok yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. 25-35 yaş arasındaki kadınlar için geçerli olan bu araştırma, ergenlik ve menapozdaki kadınlarda adetten bir gün öncesinde bile gebe kalma riski oldugu görülmüştür. Buna rağmen; adeti düzenli olsa da takvim yöntemi gebelikten korunmak için riskli bir yöntem olup etkisizdir.
    2. Emzirme : Süt salgılanması yani laktasyon, belirlenemeyen bir süre ile yumurtalık fonksiyonlarını durdurur. Emzirmenin sıklığı ve kalitesi yumurtlamanın süresini etkiler. Doğum yapmadığı halde göğüslerinden süt gelen kadınların bazılarında da yumurtlama olmamakta ve hatta adet görmemektedirler. Bazen süt veren kadınlar 2 yıla kadar adet görmeyip, yumurtlama yapmamalarına rağmen genelde doğumdan sonraki 1-2 ay içinde yumurtlama başlar ve gebelik riski artar. Ek gıdalara başlandığı zaman emzirme sıklığı azalacağından gebelik riski hemen başlar. Emzirmeyen kadınlar ise hemen gebe kalabilirler. Bu dönemde doğum kontrol yöntemlerine başlamak gerekir. Ancak; doğum kontrol hapları sütün kalitesini ve miktarını olumsuz yönde etkileyeceğinden bunlardan uzak durulmalı ve diğer yöntemlere başvurulmalıdır.
    3. Geri Çekme : En yaygın kullanılan bir yöntemdir. Ancak; çoğu zaman başarısızdır. Kesinlikle çocuk istenmeyen durumlarda bu yönteme başvurmak son derece risklidir.

    Doğum Kontrol Hapları

    Güvenliği yüksek olan bir yöntemdir. Kullanılacak hapın çeşidi kişi ile jinekoloğu arasında verilecek bir karardır. Düzenli kullanıldığında %97.96 başarılıdır. Pratik koruyuculuk oranı %97 dir. Riski %01 den azdır. Bu oranlara bakıldığında tercih edilecek güvenli bir yöntem olduğu ortaya çıkar. Çocuk yapmaya karar verene kadar ara vermeden kullanılabilecek bir yöntemdir. Ancak; hap yutmayı sevmeyenler ve dalgın olup bu ilacı almayı unutanlar için pek uygun bir yöntem değildir. Hap alması unutulduğu zamanlarda telafisi olmakla beraber, korunmak gerekebilir. Detaylar jinekolog ile görüşülmelidir.

    Doğum kontrol hapları şu durumlarda kesinlikle kullanılmamalıdır :
     

    • Bilinen ya da şüphe edilen gebelik olduğunda;
    • Damar iltihabi olan trambofilebit görüldüğünde ya da daha önce bu tür hastalık geçirmiş kişilerde;
    • Tramboembolik bozukluk ya da serebrovasküler hastalık varlığı ya da daha önceden geçirilmiş olma riski taşıdığında;
    • Koroner arter hastalığı ya da iskemik kalp hastalığı öyküsü olduğunda;
    • Belirgin karaciğer bozukluğu (hepatit problemi olanlar da bu gruba dahildir.) olduğunda;
    • Bilinen ya da şüphe edilen meme kanseri;
    • Tanısı konmamış anormal kanamalar;
    • 35 yaş üzeri sigara içenler;

    Aşağıdaki durumlarda ise, klinik değerlendirme sonrasında hastanın onayı ile dikkatli şekilde kullanılmalıdır :
     

    • Migren;
    • Yüksek tansiyon;
    • Miyomlar;
    • Gebeliğe bağlı şeker hastalığı;
    • Şeker hastalığı;
    • Epilepsi (Sara);
    • Gebelikte görülen tıkanma sarılığı;
    • Orak hücreli anemi;
    • Safra kesesi hastalığı ya da sarılık ile birlikte seyreden hastalıklar;
    • Kan lipide değerlerinin yüksekliği;
    • Büyük cerrahi girişim geçirecek olanlarda veya ameliyat sonrası damar tıkanıklığı geçirme riski olanlarda her türlü doğum kontrol hapı kullanılmamalıdır. Genelde, doğum kontrol hapları kanın pıhtılaşma mekanizmasını etkilediğinden ameliyattan 4 hafta önce bırakılması uygun olur.

    Emzirmeyen ya da düzensiz emziren anneler doğumdan sonra 6. haftadan itibaren düşük doz hap kullanabilirler. Haplar sütün miktarını ve kalitesini düşürdüğünden emziren annelerde 3. aydan önce kullanılması tavsiye edilmez.

    Aşağıdaki durumlarda doğum kontrol hapları kesilmelidir :
     

    • Uzun süren başağrısı;
    • Başağrısı ile birlikte görülen bas dönmesi, bulantı, kusma;
    • Bulanık görme;
    • Ani görme kayıpları, geçici körlük;
    • Tek taraflı ve kesilmeyen başağrısı;
    • Tedaviye yanıt vermeyen başağrisi;
    • Bacaklarda kızarıklık ve ağrı;
    • İnme ya da felç;
    • Şiddetli karın ağrısı;
    • Şiddetli göğüs ağrısı ve nefes almada güçlük;
    • Kan basıncında yükseklik;

    Burada konu edilmeyen diğer durumlar jinekolog ile görüşülmelidir.