Etiket: Tehdit

  • Kaygı Bozuklukları

    Kaygı Bozuklukları

    Kaygı, her an kötü bir şey olabileceğine dair düşüncelerle aniden ortaya çıkan ve genelde kişilerde sıkıntıya neden olan bir durumdur. Anksiyete bozukluğu diye de adlandırılan bu rahatsızlıkta birey “Bu durum tehdit içeriyor mu?” ve “Yapabileceğim bir şey var mı?” sorularına cevap aramaktadır. İlk değerlendirmede tehdit olasılığı abartılır ya da olduğundan fazla algılanmaktadır.

    İkinci değerlendirmede ise var olan başa çıkma kaynakları azımsanır ya da farkına varılmaz. Yani ilk değerlendirmede çarpıtılmış bir algıyla düşünen kişi her zaman olumsuz ve tehdit içeren unsurlara yönelmektedir. İkinci değerlendirmede ise bakış açılarını o kadar daraltırlar ki “öğrenilmiş çaresizlik” dediğimiz kabullenilmişlikle zaten yapacakları pek de bir şey olmadıklarını düşünürler.

    Kaygı bozukluklarında kişilerin zihinlerinde yarattığı senaryolar vardır. Bu senaryolara inanmışlık dereceleri, dışarıdan bir hiçbir etkiye ihtiyaç duymaksızın uyaranlar karşısında çarpıtılmış yorumlarda bulunmalarına neden olmaktadır. Bu yüzden mutsuzluk ve çaresizlik gibi olumsuz duygularının sebebi, dışarıda olan olaylar değil, bireyin bunları nasıl algıladığıdır. Kaygı tetiklendiğinde de savaş/kaç tepkisi ortaya çıkmaktadır.

    Kaygı Bozukluğu olan kişilerin düşüncelerinin içeriği özel alanlarına dair tehditlerle doludur. Kişi başta kendisi olmak üzere, ailesi, sosyal statüsü vb. sahip olduğu şeylere zarar geleceğini düşünür. Kaygı Bozukluğu yaşayan kimseler; insanların onu eleştireceğini, kendisiyle dalga geçeceğini, dışlayacağını düşünebilmektedir.

    Kaygı bozukluğunun tedavisinde düşünceler üzerine çalışma yapılmaktadır. Çünkü, kaygı bozukluğunda bilgi işleme neredeyse bütünüyle negatif uyaranları tanımaya yöneliktir. Dikkat kaynaklarının negatife yönelmesi de tehditle ilgili diğer mekanizmaların uyarılmasına neden olur ve bu bir kısır döngü şeklinde devam eder. Kişinin bu kaygısı, uyaranla ilgili eksik bilgilerine dayandığı için de bir psikoeğitim ve daha geniş bir bakış açısı kazandırmak terapide çok önemli bir yere sahiptir.

  • PANİK ATAK ve PANİK BOZUKLUĞU

    PANİK ATAK ve PANİK BOZUKLUĞU

    Panik atak, günümüz şartlarındaki stres seviyesinin artmasından dolayı hemen hemen herkesin
    hayatında bir kez geçirdiği bir atak haline geldi.

    Panik atak, 10 dakika gibi kısa bir zaman diliminde şiddetinin en üst düzeye çıktığı ve kişinin
    “öleceğini” zannettiği psikolojik bir ataktır. Kişi, kendi sağlığını tehdit edebilecek iç veya dış bir tehdit
    algılar. Bu iç tehditler herhangi basit bir sebepten dolayı kişinin aniden başının ağrıması, midesinin
    bulanması, kalp ritminin bozulması gibi bedensel duyumlar olabilir. Dış tehditler ise kişinin içinde
    bulunduğu ortamdaki herhangi ani ve olumsuz bir değişimdir; deprem, aniden ortaya çıkan gürültülü
    bir ses, hatta kalabalık bunlardan biri olabilir. Bu tehditler karşısında kişinin ilk aklına gelen düşünce
    “Eyvah başıma kötü bir şey gelecek! Bayılacağım/kalp krizi geçireceğim/öleceğim”dir. Yani
    anlaşılacağı gibi, kişi iç veya dış tehditleri zihninde felaketleştirir ve bu tehditleri kendi varlığını ve
    yaşamını tehlikeye atacak/bitirebilecek bir sonuca bağlar. Böylece zararsız bir uyaran kişinin panik
    atak geçirmesine sebep olur.

    Atak esnasında kişinin ellerinde-ayaklarında karıncalanma/uyuşma, mide bulantısı, abdominal stres denilen mide huzursuzluğu/spazmları, baş dönmesi, nefes darlığı, kendinden geçme ve kendine yabancılaşma (depersonalizasyon), terleme ve “Bana kötü bir şey oluyor” düşüncesi ortaya çıkar. 10 dakika içinde en üst düzeye ulaşan atak, hiçbir müdahale olmadan dahi kendiliğinden geçebilir, ancak atak sonrasında vücudun aniden terlemesi, kasılma ve gevşemesinden dolayı kişi kendisini çok yorgun  hisseder.

    Bir kere atak geçiren bir kişi, ilerleyen zamanlarda yeni ataklar geçirmeye hiç atak geçirmemiş bir
    kişiye göre daha yatkındır. Bu yatkınlığın sebebi ise tamamen psikolojiktir. Bir kez atak deneyimlemiş bir kişi, yeniden atak geçireceğinden kaygılandığı için en ufak bir bedensel değişimi panik atak olarak yorumlayabilir ve bu çıkarım kişinin yeni bir atak geçirmesine sebebiyet verebilir.

    Buna psikolojide beklenti anksiyetesi (kaygısı) diyoruz; yani kişi yeni bir panik atak geçireceği beklentisi içinde olduğu için kaygılanmaktadır.

    Anlaşılacağı gibi, panik atak ile ilgili kaygı bir kısır döngüdür. Kişi atak geçireceği için kaygılanır, bu
    kaygı ona atak geçirtir ve yenileyen atak kişinin iyice kaygılanmasına sebep olur. Pekişen yoğun
    kaygılar ise kişinin tekrar bir atak geçirmesi için zemin sağlar. Birden fazla yineleyen atak geçiren
    kişiler psikoloji dilinde panik bozukluğu adı verilen psikolojik bir rahatsızlığa sahip olurlar.

    Peki, panik bozukluğu ile kişi nasıl başa çıkabilir?

    Günümüzde çoğu kişi, panik bozukluğu için ilaç tedavisi almaktadır. Uzman hekim gözetiminde,
    tavsiye edilen miktarda ilaç kullanımı kişiyi rahatlatabilir ancak kalıcı değişim için ilaç tedavisinin yanı sıra psikoterapi desteği şarttır. Psikoterapiler sayesinde kişi, ilacı bıraktığında dahi panik atak
    geçirmeyebilir ve en önemlisi yoğun kaygı durumu ile nasıl baş etmesi gerektiğini öğrenerek uzun
    vadede kendi psikologu olur.

    Psikoterapiler arasında panik bozukluğu için etkinliği bilimsel yayınlar ile kanıtlanmış olan terapi
    yöntemi bilişsel davranışçı terapidir. Bu terapi yöneliminde, kişinin zararsız uyaranlara verdiği
    felaketleştirilmiş anlamlar üzerinde çalışılarak bilişsel (düşünsel) yeniden yapılandırma sağlanır.
    Bununla birlikte yineleyen atakların önüne geçebilmek için atak geçirmeye atfedilen korkunç ve
    yoğun çıkarımlar üzerinde de durulur. Kişinin bir daha atak geçirmesi halinde en kötü senaryoyu düşünmesi ve aslında en kötü senaryoda dahi kendi sağlığını tehlikeye atacak herhangi olumsuz bir durum olmadığı ile yüzleştirilir.

    Eğer kişi belirli bir ortamda (örn: kalabalık ortamlar, hastane, toplu taşıma araçları vs.) atak
    geçiriyorsa, bu ortamlardan kaçınır. Ancak şu bilimsel bir gerçektir: sizi atağa iten ortamlardan
    kaçmak kısa vadede sizi rahatlatabilir, ancak uzun vadede atak geçirmeye yönelik kaygınızı pekiştirir.

    Bu doğrultuda terapilerde, kalıcı davranış değişikliği gerçekleştirebilmek için kişi kendisini hazır
    hissettiğinde onu atağa sokabilecek ortamlara girmesi teşvik edilir. Bu ortamlarda iken terapi
    seanslarında üzerinden geçilen olumlu alternatif düşünceleri tekrarlaması istenir. Bu tip davranışsal
    ödevler tekrarlanarak, kişinin yeniden atak geçirmekten kaygılanmaması sağlanmış olur.

    Hem düşünsel hem de davranışsal açıdan yeniden yapılandırılmış kişiler, panik bozukluğunu yenebilir .ve ömürleri boyunca bir daha hiç atak geçirmeyebilirler.
    Unutmayın;
    Panik atak size kalp krizi geçirtmez. Sizi bayıltmaz, sizi felç etmez. Sizi öldürmez de. Ancak siz bir
    psikoterapi desteği almadan en ufak nötr bir uyaranı dahi felaketleştirerek kendinizi kalp krizi
    geçireceğinize, bayılacağınıza, felç geçireceğinize ve öleceğinize inandırabilirsiniz!

    Sahiden kendinize bunu yapıp negatif sonuçlarına katlanacak kadar zamanınız, enerjiniz var mı?..