Etiket: Tedavisi

  • Fibromiyalji tedavisinde girişimsel blokların yeri

    Fibromiyalji; toplumda çok sık rastlanan hastalıktır. Hastanın yaşam kalitesini ciddi derece bozan kronik hastalıktır. Vücudun her yerinde rastlanabilen yaygın kas ve iskelet sistemi ağrısı, yorgunluk, uyku bozukluğu gibi bulguları olan kadınlarda daha sık görülen özellikle sırt, boyun, omuzlar ve kalçalarda belirgin olarak yaygın ağrı ve aşırı bitkinlik haliyle karakterize olan karmaşık bir ağrı sendromu ve kas iskelet sistemi hastalığıdır. Tedavisinde ilaç tedavisi, fizik tedavi, egzersizler uygulanır.

    Olgu: 35 yaşında bayan hasta. 15 yıldır yaygın ağrıları nedeniyle fibromiyalji tanısıyla takip ediliyor. Bu hastada vücudun her tarafında özelliklede sırt, boyun, belde yaygın geçmeyen ağrıları varmış. (VAS 9-10) Bunun tedavisi için bu süre zarfında çeşitli polikliniklere başvurmuş ve sonuç alamamıştır. Bunun üzerine en son algoloji polikliniği olarak bize başvurdu. Burada önceden kullanmış olduğu pregabalin 150 mgx2’yi bizim tedavimiz boyunca devam etmesini önerdik. Burada ilk olarak tüm vücut ağrıları için kaudal epidural blok yapıldı. 15 gün sonra kontrole çağrıldı. Kontrolde VAS 7-8’di. Bunun üzerine önceki bloğa ek olarak supraskapular blok eklendi. 15 gün sonra kontrole çağrıldı. Kontrolde VAS 3-4’dü. Bunun üzerine önceki iki bloğa ek olarak paraservikal, lumbal-torakal paravertebral blok eklendi. 15 gün sonra kontrole çağrıldı. Kontrolde VAS 1-2’ydi, ağrıları çok azalmıştı, hareketleri rahatlamış ve yaşam kalitesi artmıştı. Bunun üzerine önceki üç bloğu uygulayarak 3 ay sonra kontrole gelmek üzere tedavi sonlandırıldı.

    Sonuç: Fibromiyalji tedavisinde ağrılarının azalmasında, hareketlerin rahatlamasında ve yaşam kalitesinin artmasında girişimsel blokların önemli bir yeri vardır. Girişimsel blokların bu tedavisi sempatik blok olmakta, parasempatik aktivite artmakta, bunun sonucu olarak vazodiletasyon ve revaskularizasyon olmakta, bunun sonucunda kaslarda gevşeme ve ağrıların azaldığını düşünmekteyiz.

  • Ağrıyı gidermek tanrısal bir sanattır

    Ağrıyı gidermek tanrısal bir sanattır

    Hipokrat’ın “ Ağrıyı gidermek tanrısal bir sanattır” sözü ağrıya bakışı çok güzel özetliyor aslında. Tıpta bütün uzmanlıkları uygulamak bir yönü ile sanatsal dokunuşlar gerektiriyor. Hekimlikte doğru, tam ve güncel bilginin yanı sıra hastaya yaklaşım ve hastalığı ele alış üslubu nedeni ile sanatsal dokunuşlara da ihtiyaç var.

    Algoloji uzmanları sessiz sedasız işlerini yapıyorlar ve hastaların yaşam kalitelerini yükseltiyorlar. Ancak “algoloji” hala toplumda çok tanınmış bir uzmanlık alanı değil. Peki kimdir algoloji uzmanı, neler yapar?

    Algoloji (Ağrı tedavisi bölümü) her türlü kronik ağrının yanı sıra, sebebi bulunamayan şiddetli ağrıların tanı ve tedavisi ile uğraşan bir bilim dalıdır. Baş ağrıları, yüz ağrıları – nevraljiler, boyun ağrıları, omuz-kol ağrıları, sırt ağrıları, bel-bacak ağrıları, damar tıkanıklığına bağlı ağrılar, nedeni belirlenemeyen ağrılar ve belki de en önemlisi kanser ağrıları bu bölümde tedavi edilir.

    3 aydan fazla süren ve kronik olarak tanımlanan bu ağrılar modern tedavi yöntemleri ile giderilebiliyor. Tedavi edilmediği takdirde kişinin yaşamını alt üst eden bu ağrıların kalıcı çözümünde tam donanımlı merkezler ve deneyimli uzmanlara başvurulması büyük önem taşıyor.

    Ağrı kişisel bir deneyimdir ve bireye özgü tedavi yaklaşımları uygulanmalıdır.

    Kanser hastalarının ağrı ile yaşamaları artık kader değil

    Kanser ağrısı görülme sıklığı özellikle ilerlemiş evrelerde %90’lara kadar ulaşıyor. Kanser hastalarının ağrılarının giderilmesi hastanın yaşam kalitesi ve kanser tedavisine uyumunu önemli oranda arttırıyor.

    Kanser ağrısı gerçekten önemsenmelidir. Kanser hastasının, kanser olduğu andan itibaren ağrı ile karşılaşabileceğini bilmelidir sadece hasta değil onkoloji doktorları, radyoterapi uzmanları, cerrahlar gibi yani kanserle uğraşan her branştan doktorun, hastanın kanser olduğu andan itibaren ağrısı olabileceğini bilerek bu konuda çözüm arayışı içinde olmalıdırlar.

    Ağrı tedavisinde % 70 bizim için büyük başarıdır, %50’nin üzerinde başarı sağladığımız zaman kendimizi başarılı kabul ediyoruz, %50 hastanın ağrısının yarı yarıya azalması demektir. Ağrı tedavisinde hiçbir zaman %100 başarı söz konusu değildir. Kişiden kişiye ağrı eşikleri değişir, ağrıyı algılama değişir. Bu nedenle ağrı tedavisinde “kişiselleştirilmiş tedavi” ye doğru geçiş yaşanıyor.

    Ancak tüm bu gelişmelere rağmen ülkemizde ağrı tedavisinin hala yetersiz olduğunu söyleyebiliriz, ilaçlar yeterince bulunmuyor. Morfini üretip en az tüketen ve morfin bulunamayan bir ülkeyiz. Morfini, çok ucuz olduğu için ilaç firmaları üretmiyor. Diğer firmalar da pahalı malzemeler getiriyor buna da Sağlık Bakanlığı çok fazla müsaade etmek istemiyor.

    İnsanlar kanser olabilir ama ağrı çekerek kimse yaşamaz yaşamamalı… Bir insanın ağrı çekerek yaşamasına müsaade etmek, insanlık suçu kabul ediliyor. Avrupa Ağrı Cemiyeti’nin bu konuda yayınladığı bir deklarasyon var.

  • Ağrı nedir? Sorular ve cevaplar

    Ağrı nedir?

    Ağrı, hekime başvurunun en sık nedenlerinden biridir. Ağrı sıklıkla bir hasar sonrası yaşanır. Alarm görevi olan akut ağrı, bizleri hasardan ve hastalıktan haberdar eder, medikal tıbbi yardım almaya zorlayarak iyileşme sürecine katkıda bulunur, hatta deneyimlerimizle olası tehlikelerden korur.

    Son yıllarda “Ağrı Teorisinde Devrim” olarak sunulan görüşe göre, beyinde ağrı ile ilgili yapılar vardır ve nöromatriks adı verilen bu yapılar birbirleri ile yakın ilişki içindedirler. Vücudun idrakini ve ağrı hissedilmesini sağlayan sinirlerden oluşan bu yapılar network gibi işlemektedirler. Nöromatriks denilen bu network beyinde önceden genetik olarak yapılanmış olup daha sonra yaşam sırasında geçmiş deneyimlerle, endişelerle, ve en önemlisi stres ile şekillenmekte ve duyusal, zihinsel ve ruhsal boyutları ile idrak edilmektedir. Bilgi en son olarak da omuriliğe ulaşmaktadır.

    2. Kronik ağrı nedir?

    Kronik ağrı, organik bir lezyon olsun veya olmasın sinir biyolojisini değiştirmekte, fiziksel ve duygusal bozukluğa neden olarak yaşam kalitesini düşürmekte, iş yapabilirliği engelleyerek fonksiyonu bozmaktadır. Organizmada hiçbir görevi olmayan kronik ağrı kişiyi normal yaşamdan alıkoymakta, tedavisi de hekimi zorlamaktadır. Özellikle organize olmayan tedavi çabaları hastane kullanımını artırarak sosyo- ekonomik yük getirmektedir.

    3. Kronik ağrı neden olur?

    İlk medeniyetlerde bir büyü, bela, şeytan, kötü ruh olarak yorumlanan kronik ağrının neden ve nasıl oluştuğu, sinir fizyolojisindeki son 20-30 yıldaki ilerlemelerle gizemi biraz olsun aralanmasına rağmen günümüze değin halen tam anlamıyla anlaşılmış değildir. Sadece kronik ağrının oluşması değil, ağrı hassasiyeti, ağrıya yatkınlık, etkili olduğunu bildiğimiz bazı tedavilerin etki mekanizmaları ve tedavilere verilen cevabın herkesde farklı olması gibi temel katogorilerde de anlayamadıklarımız bulunmaktadır,

    4. Kronik ağrılar nedensiz olabilir mi?

    Bu gün için genetik yatkınlığın kronik ağrıda önemli pay sahibi (%60) olduğu, duyu sistemindeki patolojik değişimlerin bağışıklık sistemi tarafından düzenlendiği ve bu iki sistem arasında karşılıklı etkileşmenin olduğu bilinmektedir. Bu bilgiler ışığında ağrı oluşumunda çevresel ve spinal düzeyi iyi bilmemize karşın, beyinde ne olup bittiği hakkında bilgimiz sınırlıdır

    5. Nöropatik ağrı nedir?

    Nöropatik ağrı, çevresel veya merkezi sinir sisteminin bir kısmının zedelenmesi, fonksiyonun bozulması veya uyarılabilirliğinin değişmesi ile ilgili bir ağrıdır. Nöropatik ağrı hasardan veya oluşan hasarın şiddetinden bağımsız olarak devam edebilir ve hatta haftalar, aylar, yıllar içinde şiddetlenebilir. Bu durum doku hasarına bağlı ağrıdan çok farklıdır çünkü doku hasarına bağlı ağrı uyaran ortadan kalktıktan sonra hızla düzelir.

    Nöropatik ağrı, tıp dünyasının da çok bilmediği bir ağrı türüdür. Çok çeşitli hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkması ve altta yatan mekanizmaların çokluğu nöropatik ağrı tanı ve tedavisinin zorlu olmasına neden olmaktadır.

    6. Nöropatik ağrı belirtileri?

    Yanma, elektrik çarpması, karıncalanma, bıçak saplanması gibi bir ağrı bize sinir hasarına bağlı ağrıyı hatırlatmalıdır. Nöropatik ağrı, en çok diyabet ve zona hastalığında ortaya çıkar. Bunun yanı sıra bel ve boyun fıtığı, sinir sıkışması gibi rahatsızlıklar da bu ağrıya neden olur. Hastaların % 79’unda ağrı yoğunluğu orta veya şiddetlidir” dedi. Nöropatik ağrının, uyku ve konsantrasyon bozukluğu, depresyon, iştahsızlık gibi problemlerini de beraberinde getirmektedir.

    7. Nöropatik a ağrı nasıl tedavi edilir?

    Nöropatik ağrı tedavisi zordur çünkü birçok analjezik yanıcı-batıcı ve çakıcı nitelikte olan bu ağrıları dindirmede yetersiz kalabilir. Normalde analjezik olarak sınıflandırılmayan bu nedenle de sekonder analjezik olarak isimlendirilen bazı ilaç grupları nöropatik ağrı tedavisinde kullanılabilir. Nöropatik ağrıdan birden fazla mekanizma sorumlu olduğundan tedavide çoğunlukla çoklu ilaç tedavisi önerilmektedir. Depresyon tedavisinde kullanılan antidepresanlar bu kronik ağrıyla baş etmeyi kolaylaştırdığından nöropatik ağrı tedavisinde birinci sıra ilaç olarak kullanılırlar. Epilepsi tedavisinde kullanılan antikonvülzanlar ise özellikle elektrik çarpar tarzda ağrı ön planda ise tercih edilirler.

    8. Ağrı kesiciler kronik ve nöropatik ağrılarda işe yarar mı?

    Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği basamak prensibine uyularak kronik ağrıları tedavi etmek %80-90 oranında mümkün. Hafif ağrılarda basit analjezik olarak nitelendirdiğimiz parasetamol ve benzeri ilaçlar yeterli olabilmektedir. Ağrı orta şiddette ise zayıf opioid olarak tanımladığımız kodein ve tramadol eklenebilir. Çok şiddetli ağrılarda ise morfin gibi kuvvetli opioid ilaçlar gündeme gelmektedir. Nöropatik ağrı tedavisinde ise sekonder analjezik olarak nitelendirdiğimiz antidepresanlar ve antikonvülzanlar ön sırada kullanılmalıdır.

    9. Sizce Türkiye’de insanlar en çok hangi ağrılardan şikayet ediyor?

    Ağrı kliniklerine başvuran hastaların % 40’ı kanser ağrısından, % 60’ı ise kronik kanser dışı

    ağrıdan yakınmaktadırlar. Kronik kanser dışı ağrıdan yakınanların büyük bir çoğunluğu ise belağrısıvebaşağrısıdır.

    10. Ağrılar psikolojik sorunlara yol açabilir mi?

    Kronik ağrı yani uzun süreli inatçı ağrı, organik bir lezyon olsun veya olmasın, fiziksel ve emosyonel disfonksiyona neden olarak yaşam kalitesini düşürmekte, iş yapabilirliği engelleyerek fonksiyonu bozmaktadır. Bu nedenle hem yaşlı hem de geç ağrılı hastada bu inatçı ağrının yarattığı kısır döngü ile depresyon görülebilmektedir. Ayrıca hassas yapılı ve strese maruz kişilerde de hafif ağrı yakınması daha şiddetli hissedilebilmektedir. Sonuçta hem depresyon ağrıya hem de ağrı depresyona yol açabilmektedir.

  • Kanser ağrısı ve tedavisi!

    KANSER AĞRISI VE TEDAVİSİ

    Kanser hastasında ağrı olasılığı erken dönemde %38 iken hastalık ilerledilçe bu oran %85’leri bulmakta ve yaşam kalitesini de bozmaktadır. Bu ağrı yakınması direkt olarak tümörün invazyonuna ve kompresyonuna (%85) bağlı olmakla birlikte %17 oranında tümörün tedavisine (posttorakotomi ağrısı, postmastektomi ağrısı, pleksus fibrozisi, miyelopati, kemoterapiye bağlı nöropati, mukozit), %9 oranında tumor hastalığı ile ilgili (herpes zoster, dekübitus, konstipasyon) ve %9 oranında da tümor dışı (migren, diyabet) nedenlere bağlıdır. Tumor hastasında hem somatik ağrı hem de nöropatik ağrı görülebilmektedir. Örneğin bir kanser hastası vertebral kemik metastazına bağlı somatik nosiseptif ağrıdan yakınırken buna ek olarak da epidural/spinal kord basısına bağlı olarak nöropatik ağrıdan yakınır.

    Kanser ağrısı ya devamlı ya aralıklı ya da ani alevlenmeler (ani artan ağrı- kaçak ağrı) şeklinde olur. Kanser hastalarının 2/3’ünde görülen kaçak ağrısı özellikle yutkunma, öksürme, defekasyon-miksiyon ve hareketle ortaya çıkmaktadır ve şiddetlidir, kısa sürelidir ve kontrolü zordur. Hastanın bazal medikal tedavisine ek olarak kısa etkili ilaçlar (transdermal fentanil, SC morfin gibi..) kullanılması ağrı sağaltımını sağlayacaktır.

    Kanser hastasında başarılı ağrı tedavisi için hasta-onkoloji-algoloji-hasta yakını işbirliği mutlaka gerekmektedir. Tedavide DSÖ’nün basamak prensibine uygun olarak yapılan sistemik analjezik tedavi esas olmakla birlikte uygun hastalarda girişimsel ağrı tedavisi (epidural/spinal kateter/port uygulaması, nörolitik bloklar, radyofrekans termokoagülasyon) mutlaka tedavi planına eklenmelidir.

    Sistemik analjezik tedavide DSÖ’ünün önerdiği basamak prensibine göre hafif ağrıda nonopioid (NSAİİ, Parasetamol, metamizol) ile başlanmalı, orta şiddetli ağrıda zayıf opioidler (kodein kaşe-şurup, tramadol damla-kapsül-retard tablet), şiddetli ağrısa ise kuvvetli opioidler (morfin oral tablet, jurnista, transdermal-transmukozal fentanil) kullanılmalıdır. Tüm basamaklarda doz titrasyonuna dikkat edilmelidir. Sistemik analjezik tedaviye başlarken ilk 24-48 saat içinde SK veya İV kısa etkili opioidler (morfin amp) ile günlük tüketilen toplam doz bulunduktan sonra tedaviye uzun salınımlı opioid ile devam edildiği takdirde stabil analjezi sağlanabilmektedir. Bu arada ani artan ağrı tedavisinde kısa etkili opioid luzum halinde kullanılabilir. Nöropatik komponenti olan kanser ağrısında ise antikonvülzan eklenmesi unutulmamalıdır.

    Kanser ağrısında girişimsel yöntemler:

    İntraspinal (EP/İT) veya periferik uygulamalar sistemik analjezikler ile yeterli analjezi sağlanamıyor veya tolere edilmeyen yan etkiler olduğunda uygulanmalıdır. Nondestrüktif (intraspinal veya pleksus analjezi) ve destrüktif (sempatik gangliona veya periferik sinire radyofrekans termokoagülasyon, alkol, fenol uygulaması) analjezik yöntemler kullanılabilir.

  • Akupunktur ile allerjik rinit (saman nezlesi) tedavisi

    Akupunktur ile allerjik rinit (saman nezlesi) tedavisi

    Alerjiye neden olan maddelerin (alerjen) burun mukozasına temas etmesi sonrasında ortaya çıkan ve akıntı, burun ve gözlerde kaşıntı, hapşırma, boğaz kaşıntısı gibi şikayetlerle seyreden rahatsızlığa alerjik nezle adı verilmektedir.

    Nedeni havada bulunan ve solunumla buruna giren parçacıklara karşı gelişen anormal reaksiyondur. Alerjik nezle ile eş anlamlı olarak saman nezlesi, yaz gribi ve alerjik rinit (burun iltihabı) terimleri de kullanılmaktadır.

    Bu hastalıkta oluşan alerjik reaksiyonların şiddeti kişiden kişiye değişmekte, bazı hastalar bu alerjik reaksiyonları çok hafif atlatırken bazıları için iş yapmalarını engelleyecek, hayat kalitelerini bozacak kadar şiddetli olabilmektedir.

    Alerjik nezle şikayetlerin süresine göre Intermitant (aralıklı) ve Persistan (Sürekli) olmak üzere iki alt gruba ve şiddetine göre hafif, orta ve ağır olarak üç gruba ayrılmaktadır.

    Allerjik rinit hayatı tehdit eden bir hastalık değildir, ancak insanların yaşam kalitesini önemli oranda olumsuz etkileyen bir hastalıktır. Allerjik rinit erişkinlerde iş günü, çocuklarda okul günü kaybı ile olduğu kadar; tedavisi için harcanan paranın oldukça yüksek olması nedeni ile de ekonomik açıdan da zarar vermektedir. Bu nedenle Allerjik rinit tanı ve tedavisi oldukça önemlidir.

    Allerjik rinit burun mukozasının (burun iç yüzünü örten zarın) enflamasyonu (ödemi- enfeksiyona bağlı olmayan iltihabı) olarak tanımlanır. Burunda kaşıntı, hapşırık, sulu burun akıntısı ve burun tıkanıklığı ile karakterizedir. Baş ağrısı, koku alma bozukluğu ve konjuktivit gibi bulgular da eşlik edebilir.

    Alerjik Rinit(nezle) sık görülen bir hastalıktır.Ülkemizde görülme sıklığı % 9-20 ‘dir. Bu oran diğer alerjik hastalıklarda olduğu gibi her geçen yıl artmaktadır.

    1. Alerjik nezle belirtileri; burun akıntısı, hapşırma, burun kaşıntısı, burun tıkanıklığı, koku almada azalma, gözlerde kızarma ve sulanma gibi belirtilerle günlük yaşamı olumsuz etkiler.

    2. Yorgunluk, algılama güçlüğü, uyku bozukluğu gibi belirtilerle günlük yaşamı olumsuz etkiler.

    3. Tedavi masrafları de önemlidir. Doğru tanı konulamayan hastalarda tekrarlayan ve gereksiz yere kullanılan antibiyotik tedavileri ekonomik açıdan maliyeti artırmaktadır.

    4. Sinüzit, Orta Kulak İltihabı, Polipler Ve Astım gibi birlikte bulunabilen hastalıklar alerjik Rinitin (nezlenin) önemini artırmaktadır. Özellikle astım ve alerjik nezle birlikteliği en fazla önemsenmesi gereken durumdur. Yapılan çalışmalarda allerjik rinitli hastaların %20-40’da aynı zamanda astım olduğu saptanmıştır. Ayrıca astımlı hastaların %60-80’de Üst solunum yollarına ait şikayetler ve bulgular bulunmaktadır. Hatta rinit açısından sorgulama biraz daha ayrıntılı yapıldığında allerjik astımlı hastaların %98’de rinit varlığı saptanmıştır.

    AKUPUNKTUR İLE ALERJİK NEZLE TEDAVİSİ

    Akupunktur tedavisi yan etkisi olmayan bir tedavidir. Tedavide herhangi bir ilaç kullanılmamaktadır.Hasta iyileştikçe kullanmış olduğu steroid ve diğer ilaçları zamanla bırakmaktadır.

    Tedaviye öncelikle hastanın alerji yapan uyaranlarla temasının kesilmesi veya azaltılması ile başlanmalıdır. Hastanın ilk aşamada hangi maddeye karşı alerjisi varsa o maddeden nasıl kaçınacağını öğrenmesi ve maske gibi koruyucu önlemleri alması gerekir. Tedavinin etkili olabilmesi için en önemli kural budur. Bazı hastalarda yapılan tüm allerji testlerine rağmen herhangi bir alerjen bulunamamaktadır. Ancak tedaviye başlandıktan sonra hastalar zamanla hangi maddelere karşı alerjisi olduğunu tesbit edebilmektedir.

    Son yıllarda Dünya’da ve Türkiye’de akupunktur ile alerjik rinit (nezle) ve astım tedavisi sıkça uygulanan tedavi yöntemleri arasına girmiştir.

    Akupunktur interferon salınımını artırarak vücudun bağışıklık sistemini güçlendirmekte, dolayısıyla vücud direncini arttırmaktadır. Hastalar gerek viral gerekse bakteriyal enfeksiyonlara daha az yakalanmaktadır. Daha az enfeksiyon daha az kriz demektir. Akupunktur vücudumuzda bulunan doğal kendi ödem çözücü maddeleri harekete geçirir. Akupunktur iğnesi ile Kulak kepçesinde bulunan hipofizin temsili noktasında bulunan ACTH noktasının uyarılması ACTH salınımı artmakta yine böbrek üstü bezi temsili noktasında bulunan Kortikosteroid noktasının uyarılması ile de kortizon salgılanmaktadır. Kortizonun ödem çözücü etkisi vardır.Özellikle Akçiğer ve burundaki ödemin çözülmesi hastanın daha rahat nefes alıp vermesini sağlayacaktır.

    Akupunktur serotonin ve endorfin miktarını artırarak tedavi sırasında kişiye huzur verir ve rahatlama sağlar.

    Akupunktur iğnesi ile anti alerji noktaların uyarılmasıyla Alerjik reaksiyonları oluşturan salgıların azaldığı tespit edilmiştir. Alerjik reaksiyonda en önemli rolü üstlenen immünglobülin E’nin akupunktur tedavisi sonunda azaldığı tespit edilmiştir.

    Bütün bunlarla beraber akupunktur ile alerjik nezle ve astım tedavisiyle vücudun genel dengesi düzelmekte, diğer hastalıklarla beraber alerjik rahatsızlık görülme oranı da azalmaktadır.

    Akupunktur ile alerjik nezle ve astım tedavisi hastadan hastaya göre değişmekle birlikte ortalama 20 – 30 seans sürmektedir. Akupunktur ile alerjik nezle ve astım tedavisi yan etkisizdir. Nadir de olsa hastalığın klinik seyrine göre tedavi senede 1 defa tekrarlanabilir.

  • Alerji tedavileri

    Alerji tedavileri

    Biorezonans çok sayıda hastalıkta buna neden olan etkenin tespit edilmesinden sonra, kişiye göre frekans tedavisi uygulayan bir tedavi yöntemidir. Yöntemin başarısı gerçek sorunu belirleyerek, ağrı ve acı olmadan kişiye özel bir tedavi uygulamasıdır. Vücut elektromanyetik frekansları olan bir sistemdir. Her organın belli bir frekansı bulunmaktadır. Bunlar dışarıdan gelen olumsuz etkilere maruz kalındığında hastalıklar olmaktadır. Hastalıkların tedavisi sırasında tıbbi ve cerrahi yöntemler kullanılsa da, bazen iyileştirme sağlanamamaktadır. Bu nedenle biorezonans tedavi yöntemi tercih edilmektedir. Özellikle biorezonans alerji tedavisinde başarılı sonuçlar alınmaktadır.

    Biorezonans alerji tedavisinde nasıl etki gösterir?

    Alerjik hastalıkların tedavisinde öncelikle alerjik etkenlerin belirlenmesi gerekir. Bunun belirlenmesinde kullanılan farklı testler bulunmaktadır. Biorezonans bu aşamada 6400 adet alerjik etkiye neden olan maddeyi ilk seferde, güvenli ve hızlı bir şekilde, ekonomik olarak test yapabilme olanağı sunar. Bu aşamada kullanılan klasik cilt testleri sırasında belirlenebilen alerjik etken sayısı sınırlıdır. Bazen alerjik maddeler, özellikle buğday, gluten, süt, yumurta gibi etkenler cilt testlerine tepkisiz kalabilir. Vücutta bu maddelere karşı alerjik etki yokmuş gibi başka alerjenlere uyan aşı uygulaması yapılarak, tedavide sınırlı etkiler elde edilmektedir. Uzun zaman aşı tedavisi olmasına rağmen iyileşme gösteremeyen hastaların sayısı küçümsenmeyecek kadardır.

    Biorezonans yönteminde kişinin alerjisi olan her madde üzerinde test yapılabilmekte, ardından uygulanan terapi sayesinde iyileşme sağlanmaktadır. Alerjiye neden olan temel alerjenler gluten, süt, yumurta gibi maddeler tespit edilmediğinde, en fazla bilinen polen, ev tozu akarı gibi alerjenler için aşı uygulansa bile, diğer alerjenler meydan çıkmakta ve hastalıkta iyileşme sağlanamamaktadır. Biorezonans alerji hastalıklarında sağladığı olumlu çözümlerle, kalıcı şekilde iyileşme sağlamaktadır.

    Biorezonans allerji tedavisi uygulanması

    Allerjik yapıya sahip kişiler normalde sağlıklı kişilere dokunmayan maddelere istenmeyen tepkiler vermektedir. Allerjik yapıda olanlar bu maddeyi yabancı olarak algılamakta, bağışıklık sistemleri bu maddeyle mücadeleye başlamaktadır. Bu alerjik hastalıkları ortaya çıkarmaktadır. Tedavi için öncelikle allerji testleri yapılır. Testle allerjiye neden olan maddeler belirlendikten sonra, hastanın kaç tane maddeye alerjisi bulunduğuna ve bunların önceliğine göre tedavi uygulanır. 1 saat süren tedavide uygulanan seanslar haftada 1 defa yapılır. Öncelikle kişide belirlenen ana allerjik maddelerin tedavisine başlanır.

    Biorezonans terapisi sırasında vücutta alerjen maddelerin patolojik frekansı sıfırlanmakta, vücuda güçlendirilen normal frekanslar verilmektedir. Hastadaki iyileşme yapılan ara testler sayesinde kolayca belirlenir. Tedavinin ardından vücut alerji yapıcı maddeleri normal frekans aralığında algıladığından, alerjik reaksiyon olmaz. Süte karşı alerjisi olan bir kişi öncelikle bir süre perhize sokulur. Bu sürede biorezonans terapisi yapılır. Yapıla testle süt alerjisi geçerse, tekrar sütü tüketmeye başlayabilir. Bundan sonra alerjik maddeyi tükettiğinde, alerjik etki ortaya çıkmaz. Tedaviden önce süt yabancı madde olarak algılanmakta, tedaviden sonra bu kişilerde sütü normal olarak algılamaktadır. Biorezonans alerji tedavisi yan etkisi bulunmayan, ilaç kullanılmayan, oldukça etkili bir terapi yöntemidir. Hastalarda hemen etkisini gösterir. Kronik hastalıkların tedavisinde etkilidir.

  • Akupunktur ile sigara bırakma tedavisi nasıl yapılır

    Yapmanız gereken tek şey sigarayı bırakmaya karar vermektir. Bu, insanın yaşamında alabileceği en önemli kararlardan biridir. Bu kararı verdikten sonra, akupunktur, size sigarayı bırakmanızda büyük kolaylık sağlayacaktır.

    İnsanlarda serotonin ve endorfin adı verilen iki madde vardır. Bunlar beyinde bulunur ve rahatlık, hoşluk, keyif ve huzur gibi duygular ile ilgilidirler. Normalde insanlarda kahkaha atınca, mutlu bir haber alınca ya da çikolata veya güzel bir tatlı yiyince, serotonin ve bir yeriniz acıyınca endorfin düzeyi yükselir. Ancak sigara içenlerde serotonin – endorfin salgılama işini sigara üstlendiğinden vücut otonomisini kaybetmiştir. Hani keyiflenince de, dertlenince de sigara içilir ya, işte açıklaması budur.

    Sigarayı bırakanlarda ilk hafta beyin serotonin salgılama işini gerçekleştiremediğinden vücut oldukça zor anlar yaşar. Beyin ancak 72 saat sonra eski görevini yapmaya başlar. Bu 72 saatlik süre içinde, hastanın yoksunluk belirtileri önlenirse, sigarayı bırakması çok kolaylaşır. Akupunktur ile tedavi, kişinin sigara içmemekten dolayı oluşabilecek şikayetleri ortadan kaldırır. Böylece sigara içmemeye karar veren kişi, bunu hiç zorlanmadan başarır; çünkü, akupunktur tedavisi beyni yeniden sigaraya gerek duymadan serotonin ve endorfin salgılaması için uyarır ve uyarıdan sonra da beyin eski otonomisini kazanır.

    Merkezimizde sigara bırakma tedavisinde iğne kullanılmadan Laser akupunktur,Manyetik Alan tedavisi,Saf Oksijen tedavisi ve Nöral Terapi hepsi birlikte uygulanmaktadır. Kulakta tesbit edilen noktalar laserle uyarılarak bitki tohumları ile bu uyarı sürekli hale getirilerek, iğnesiz, ağrısız, acısız bir yöntem uygulanır.

    Sigara bırakma tedavisinde akupunktur kişinin sigaraya olan isteğini azaltır, sigaranın tadı bozulur ve sigara içilmediği zaman ortaya çıkan, sinirlilik, el ayak titremesi ve yoksunluk belirtilerini ortadan kaldırır. Eğer kişi sigara içmek isterse mide bulantısı ve kokusundan nefret hissini ortaya çıkartarak tek seansta sigarayı bırakması sağlanır.

    Akupunktur ile kaç seansta sigara bırakılabilir?

    Toplam 45 dakika süren bir tedavidir. Böylece 72 saatlik en zor geçen dönemde vücut kontrol altındadır. Daha sonra hastanın bağımlılık derecesiyle bağlantılı olarak ek seanslar yapılabilir, ama genellikle buna gerek kalmaz. Tedavi süresince tek bir sigara bile içilmemesi ve nikotin preparatları kullanılmaması gerekir. Aksi halde, başladığımız noktaya geri döneriz.

    Akupunktur tedavisi ile sigarayı bırakmada başarı oranı nedir?

    %90-95 gibi yüksek bir başarı oranı vardır.

  • Akupunktur ile tedavi edilen hastalıklar; bel ağrısı

    Bel Ağrısı

    Bel ağrısı günümüz toplumunun %60-85 inde hayatın her hangi bir döneminde görülebilen , sebebleri çok çeşitli bir sendromdur .

    Bel ağrısı bütün yaş gruplarında görülmekle beraber yaşın ilerlemesi ile birlikte görülme sıklığı artmaktadır . Bunda da en önemli etken omurganın dejenerasiyonudur . Postür bozuklukları , kilo artışıyla gelen karın ve sırt kaslarında güç azalması onemli risk faktörlerdir.

    Bel Ağrısı Nedenleri

    Kas tutulmaları ; Bel ağrısının nedeni sıklıkla vücudu dik tutan ve sağa sola dönmemizi sağlayan kaslarının tutulmasıdır. Ağrının kaynağı tutulmuş olan kas lifleridir. Hareket ederken ani, bıçak saplanır gibi ağrılar hissedilir. Ağrı bazen kişiyi acil servise gitmeye zorlayacak derecede ciddi olsa bile tedavide sadece ağrı kesiciler ve yatak istirahati yeterli olur.

    Bel Fıtığı (Lomber Disk Hernisi) ; Vücudumuzda her iki omurga kemiğinin arasında “intervertebral disk” adı verilen lastik kıvamında yastıkçıklar bulunur. Bunlar kemiklerin birbirine sürtmesini engeller. Öne ve arkaya eğilmemizde veya olduğumuz yerde vücudumuzu döndürmemiz sırasında bu disklerin esnekliğinden faydalanırız. Vücut ağırlığının üstteki kemikten alttaki kemiğe dengeli bir şekilde aktarılmasını sağlarlar . bazen diskler zaman içinde yıpranırlar. Lastik kıvamları bozulur. Vücut ağırlığı altında iki kemik arasında sıkışan diskler balonlaşır, bombeleşir ve arkasından geçen sinirlere değmeye başlar.bu bölgede sinirlere temas olduğu zaman ağrı bacaklarda ve ayaklarda hissedilir. Hastalar bunu “ağrı bacaklarıma ve ayaklarıma vuruyor” diye tarif eder. Bazen ayak bileği hareketleri zayıflayabilir. Gene sinirlere temas neticesi bacaklarda ve ayaklarda karıncalanma hissi olabilir.

    Vertebra Kırıkları ; Özellikle yaşlılarda kemikler minerallerini kaybettiği kırılmaya meyilli olurlar. Sıradan bir düşme genç bir bireyde herhangi bir kırığa neden olmazken yaşlılarda özellikle çökme kırıkları sık görülür. Vertebra kemikleri kırıldığı zaman kronik bel ağrısına neden olur.

    Spinal Kanal Darlığı (stenosis) ; Spinal kordun içinden geçtiği vertebra kemikleri ve eklemler tarafından sıkıştırılmasıdır. Hastalarda bir süre yürüyünce ağrılar ortaya çıkar. Ancak bu ağrılar öne eğilmekle hafifler. Ameliyat ile spinal kordu sıkıştıran kemik parçası alınır ve spinal kord rahatlatılır.

    Bel Ağrıları Tedavisi

    Ters bir hereket ve ya pozisiyondan dolayı gelişen Akut bir Bel ağrısı istirahat, ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçlara ( sadece akut dönemde ) cevab verir. Kronik Bel ağrıları 3 aydan fazla süren ağrılara denir .

    Bilimsel araştırmalar , kronik ağrı ile yaşayan ve bu durumu kabullenmiş olan hastalarda depresiyon belirtileri ve hayata isteksizlik , ağrısız bireylere göre çok daha yoğun yaşanmakta olduğunu gösteriyor .Ağrılı hastalar ister istemez hareket kısıtlamaları yapmak zorundalar , harekette azalma kilo artışının ve uzun zamanda ruhsal dengenin bozulmasına neden olur . İskeletin çeşitli kasları hareketsizlikten dolayı yavaş yavaş erir ve gücünü kaybeder . Bu durum kilo artışıyla bir araya gelince ağrılı bölgeye düşen yük daha da artar ve bölgedeki sorun daha da derinleşir .Seneler içinde : ağrı ,hareketsizlik ve kilo artışı kısır döngüsü hastanın hayat kalitesini tamamen düşürür .

    Modern tıbbın cevabsız kaldığı alanlardan birisi kronik ağrıya yol açan değişik hastalıklar yelpazesidir . Maalesef ülkemizde kronik ağrı tedavisinde hala akut ağrılara yaklaşıldığı gibi , başka alternatifler yok sayılarak ( sadece fizyoterapi önerilmekte ) ,tek çözüm ilaç tedavisi gösterilmektedir . Ayriyetten insanlar artık Ağrı kesici ilaçların uzun vadeli kullanımından gelebilecek yan etkileri az çok bildikleri için bu ilaçları mümkün olduğu kadarıyla az kullanmaya çalışıyorlar . Ortaya çıkan sonuç ise her zaman ağrıyla baş etmek ve bunu yaşlılık belirtileri olarak sineye çekmek olur . Bel ağrılarında çok nadiren cerrahi operasyona ihtiyaç duyulur . Ağrı şiddetli olsa da bel ağrısı olan birçok insana ameliyat gerekmez.

    Tamamlayıcı tıbbın kronik ağrı tedavisinde etkili yöntemleri

    Soft Lazer Tedavisisi;
    Cold lazer veya soft lazer tedavisinde ışık enerjisi hücreler tarafından emilir. Bu enerjinin özelliği fizyolojik dozda olmasıdır yani tedavi uygulandığı andan itibaren onarım işleyişi hücresel bazda başlatılır( photobiotherapy).

    Her nedenden dolayı olursa olsun, zarar görmüş bölgenin hücreleri etkilenir. Hücresel enerji(ATP)üretimi azalır ve ya duraklar neticede,hücre mambranı(hücrelerin bütünlüğünü sağlayan zar)su dengesini kaybeder. Bozulmak üzere olan hügrelerde protein sentezi(üretimi) de duraklar.Hücre bütünlüğü sağlanması için özel proteinlerin sentezi(üretimi)şart.Bu protein üretim mekanizmaları çok hassastırlar ve dış etkenlerden(fiziki travma,stres,oksijen azlığı,kan akışında meydana gelen etkenler)etkilendiklerinde, kısır döngü başlamış olur ve tahribatın boyutu gitgide artar. Ağrı bir uyarıcı ve savunma mekanizması olarak başta gelen belirti olabilir.Tedavi yöntemi ana sorunu çözmek yönünde olursa,mesela damarlardaki oxigenasyonu sağlamak,düzenlemek , bağışıklık sistemini uyarmak gibi ;hastalık derinleşmeden tedaviyle daha kısa zamanda iyileşebilir. Hücre metabolizması dengelenir ,enerji(ATP) üretimi desteklenir,protein sentezi uyarılır buda hücrelerin fonksiyonlarında düzelme demektir. Ağrı kesiciler bu durumlarda ağrıyı bastırdıkları için semptomatik etkiye sahiptirler ve tedavi edici etkileri söz konusu olamaz.

    Elektroakupunktur tedavisi ;
    Elektro Akupunktur ve Akapunktur diz osteoartritlerinde çok etkili bir tedavi yöntemidir.OA olan hastaların hem ağrsını dindirir hem de diz fonksiyonunu büyük bir ölçüde iyileştirir, bu yüzden etkili bir tedavi yöntemi olarak ABD ve Avrupada Modern tıbbın OA standart tedavi protokolünde yer almaktadır.

    Akupunktur iğneleri ile veya iğneden hoşlanmayanlar için elekro bantlar ile yapılmaktadır, ağrı tedavisinde çok etkili, daha hızlı sonuç alabildiğimiz bir Modalitedir. Vücut Akupunktur noktaları ve trigger noktalarına, her hastalığa göre belirli grup noktalar seçilip ve gereken frekans ayarları yapılır, her seansta noktalara15-30 dakikalık elektrostimulasyon verilir. Bu tedavi kulak akupunkturu ile kombine yapılınca daha etkili olmakta ve vücudu sistemik bir halde harekete geçirmekte. Ayrıca elektroakupunktur ve elektrolipoliz karın ve kalça bölgesinde lokal etki yaparak selülit görüntüsünü azaltmakta ve karın bölgesini daha sıkı bir hale getirmektedir.

    Tedavi nasıl yapılır ?

    Tedavi planında yer alan noktalara 30 saniyeden birkaç dakikaya kadar lazer uygulanır.Tedavi seansından sonra hemen normal günlük hayat ve faaliyetlere başlanabilir, herhangi bir kısıtlama ve yan etki yoktur.Genel olarak tedavinin süresini ve kaç seanstan oluşacağını,durumun Akut veya Kronikleşmesi belirler. hastalık belirtilerinden 6-8 aydan az bir zaman geçmişse tedavi maksimum etkiyi sağlar ve çoğu zaman şaşırtıcı bir şekilde şikayetler tamamen ortadan kalkabilir. ( mesela tendonitler ve bursitlerde,spor zedelenmelerinde) 1 seneyi geçen hastalıklarda iyileşme , patolojinin türüne,sistemik bir hastalığın eşlik edip etmediğine, ve tahribatın şiddetine göre ,belli oranlarda sağlanabilir.Kronik diz Osteoartritlerde en az %40-75oranında ağrıda azalma ve %50-60 eklem hareketlerinde rahatlama beklenir.Bu oranlar Romatizmal eklem hastalıklarında(Lazer tedavisinin ödem ve iltihaplarda olan etkisinden dolayı) ,yeni başlamış olan Osteoartritlerde çok daha yüksektir.

    Araştırmalar

    British Medical Journal da 4.kez yayınlanmış olan İSWEÇ Lazer kurumunun yaptığı bilimsel araştırmalar, Soft Lazerin onarıcı etkileri ve bu tedavinin Osteoartrit hastalarının iyileşmesinde,ilaç tedavisine (NSAİDs =Non Steroidal Anti İnflammatory Drugs) üstünlüklerini ortaya çıkardı. Bu araştırmada 10.845 hasta 3 kontrol grubuna ayrılarak yapılmıştır.Ağrı kesicilerin Akut durumlarda,kısa vadeli kullanımda faydalarını göz ardı etmeden, kronik hastalıklarda uzun vadeli kullanımda , ciddi yan etkilere ve organ bozukluklarına yol açmasını da önemsemeliyiz. Sadece İngiltere de senede 2000 kişi ağrı kesicilerin(NSAIDS)yarattığı yan etkileri sonucunda hayatını kaybediyor,çünkü 8.5 milyon osteoartrit hastaların yarısı düzenli olarak ağrı kesici ilaçları kullanıyorlar. (Swedish Laser Medical society) Cold lazer tedavisinde uygulanan lazer düşük şiddetli lazer enerjisidir ve etkileri tanıdığımız yakıcı lazer ile kıyaslanamaz. Soft lazer hedef bölgenin hücrelerini uyarır ve iyileşme ve onarım prosesini başlatır.Foton enerjisi(Lazer işığının enerji zerreleri) uygulana bölgede bölgesel etkilerin yanı sıra ,o bölgenin kan damarlarında kan ve bağışıklık sistemi hücrelerininde bir takım pozitif uyarılar yarattığı için sistemik etkiye de sahıp. Bu fonksiyonlar sayesinde enflamasyon(iltihap)ve ağrı ilk tedaviden itibaren, hafiflemeye başlar.Bu tedavi yönteminde kullanılan lazer özel frekans ve gücünden(intensity)dolayı ağrısız ve tamamen yan etkisizdir.

    National center for complementary&Alternative Medicine ve National İnstitut of Arthritis,NIH gözetimi altında 510 OA hastasında kapsamlı araştırma sonucu OA hastalarının tedavisinde akupunkurun güçlü tedavi edici etkisi bilimsel olarak kanıtlanmış,bu yüzden Akupunktur Amerika da osteoartritlerin standart tedavi protokolünde önemli bir yer kazanmıştır. (National ınstitutes of health) 20 milyon Amerikalı osteoartrit hastası ve bu hastalık erişkinler içinde fiziksel sakatlığın en önemli nedeni sayılır( Barnes P,Berman BM,May 2004),bunun için osteoartrit belirtilerini kontrol altına almak hayat kalitesini büyük ölçüde yükseltmek demektir.

    Önemli not : eklem tahribatının şiddeti ve kronikleşmesi tedaviye cevap oranlarıyla ters bir ilişkide.Nedene yonelik ,Onarıcı Tedavi başlanmasında geç kalınırsa yaş ilerledikçe hareket onemli ölçüde gitgide kısıtlanır ve hayat kalitesi düşer.Ağrıkesici ilaçlar ile maalesef sadece zaman kaybına uğrayıp bölgedeki ağrıya neden olan patolojinin daha da yerleşmesine yol açılır .

  • Akupunkturla hastalıkların tedavisi

    AKUPUNKTURUN TÜP BEBEK TEDAVİSİNDEKİ ROLÜ

    Tüp bebek tedavisi gören anne adaylarının hamileliğini etkileyen en önemli faktörülerden biridir STRES.
    Stresle mücadele etmek beyindeki limbik sistemin görevidir. Ancak aşırı stres limbik sistemin çalışmasını engeller. Akupunktur limbik sistemi düzenleyerek annenin strese karşı dayanıklılığını artırır. Otonom sinir sistemi üzerine etki ederek hormonal dengenin düzenlenmesine ve yumurta kalitesinin artmasına yardımcı olur. Yapılan pek çok çalışmada akupunktur tedavisi altında tüp bebek uygulaması yapılan anne adaylarının gebe kalma olasılığı ve bu gebeliği devam ettirme oranı yüksek bulunmuştur.

    AKUPUNKTURLA STRES TEDAVİSİ

    Stres; Vücudun olaylarla başedememesi sonucu ortaya çıkan tüm vücudu, organları etkileyen bir olumsuzluk halidir. Kişi çevreden gelen tüm uyarılara beyni ile cevap oluşturur. Strese cevap bulamazsa bir süre sonra olay kronikleşir. Bu durumda organ fonksiyon bozuklukları ortaya çıkar. Astım, ürtiker, adet düzensizliği, baş-boyun-sırt ağrıları, fibromyolji, allerjik nezle, reflü, uyku bozuklukları, panik atak, şişmanlık, kabızlık bunlardan bazılarıdır.
    Tüm bunların sonucunda kişinin kendini mutsuz hissetmesi kaçınılmazdır. Akupunktur, hem mutluluk hormonu dedğimiz endorfin düzeyini artırarak hem de limbik sistem denilen stresle mücadele eden beyin bölgesini uyararak stresin azaltılmasını organ fonksiyonlarının düzeltilmesini sağlar.

    GASTRİT TEDAVİSİNDE AKUPUNKTUR

    Gastrit, midenin iç yüzeyindeki zarın iltihaplanmasıdır. Bakteri enfeksiyonu, tatlı, acı, baharatlı yiyecekler, hamurlu gıdalar, alkol, sigara, stres nedenleri arasında sayılabilir.

    Helikobakteri pylorinin neden olduğu kronik gastritte antibiyotik ve antiasit tedaviler uygulanır.

    Akupunktur ile vücudun doğal iyileştirme mekanizması harekete geçirilir stres ortadan kalkar. Mide asiditesi düşer.

    BAŞ AĞRISI VE MİGRENDE AKUPUNKTUR

    Migren, her yaşta başlayabilen, kısa ve uzun aralıklarla tekrarlayabilen, periyodik, zonklayıcı yarım başağrısıdır. Beraberinde bulantı, kusma, sese ve ışığa hassasiyet olabilir. Migrende kanda serotonin düzeyi önce artar, sonra düşer bu değişim baştaki özellikle de temporal arterlerde genişlemeye neden olur. Bu ağrı reseptörlerini hassas hale getirir. Kafa içindeki bu değişiklikler ve beyin zarındaki irritasyon bulantı, kusma ve ışık hassasiyetine yol açar. Akupunktur migrende düşen serotonin seviyesini düzeltir. Bu akupunkturun homeostatik dengeleyici etkisidir. Migrende kullanılan ilaçların pek çok yan etkisi vardır. Ancak başka seçenek olmadığından bu olumsuz etkilere rağmen hastaya ilaç tedavisi verilir. Bu tedavide kesin çözüm değildir.

    Başağrısına yol açan tüm sebepler elendikten sonra hastaya migren tanısı konulmuşsa akupunktur uygulanabilir. Tedavi araları ve seans sayısı hastaya göre değişmekle beraber haftada 2-3 gün 10-12 seans uygulanır. Migrende akupunkturun başarı oranı %80 civarındadır.Atakların arasını uzatır, atakların şiddetini azaltır yada migreni tamamen tedavi eder.

    BEL VE BOYUN FITIĞINDA AKUPUNKTUR

    Akupunktur uygulaması ile vücutta kortizon salınımı artırılır.

    Kortizon fıtık bölgesindeki ödemi azaltır. Baskı azalınca ağrı azalır.

    Akupunktur iğnelerinin kas gevşetici etkisi ile fıtık çevresindeki kaslarda oluşan spazm çözülür.

    Hastaya önerilen egzersizler kasların güçlendirilmesine yardımcı olur.

    Kasların güçlenmesi hastanın postürünün düzelmesini dolayısıyla ağrının ortadan kakmasını sağlar.

    EKLEM HASTALIKLARINDA AKUPUNKTUR

    Osteoartritte eklem düzgünlüğü bozulur, kemik kalınlaşır ve osteofit denilen kemik çıkıntıları oluşur.

    Tedavi eklem kıkırdağının destek yapısı olan kollagen matriksin onarımı ve bağ dokusu hücrelerinin yenilenmesine yöneliktir.

    Hormonal nedenler artrit gelişimine neden olabilir. Kilo, ileri yaş, tiroid bozuklukları vs…de nedenler arasında sayılabilir.

    Akupunktur bozulmuş hormonal ve biyokimyasal dengeyi yeniden düzenleyerek etki gösterir.

    Tıbbi masaj ve egzersizle desteklenirse sonuçlar daha iyidir.

  • Akupunktur ile alerjik rinit (nezle)  tedavisi

    Akupunktur ile alerjik rinit (nezle) tedavisi

    Alerjiye neden olan maddelerin (alerjen) burun mukozasına temas etmesi sonrasında ortaya çıkan ve akıntı, burun ve gözlerde kaşıntı, hapşırma, boğaz kaşıntısı gibi şikayetlerle seyreden rahatsızlığa alerjik nezle adı verilmektedir.

    Nedeni havada bulunan ve solunumla buruna giren parçacıklara karşı gelişen anormal reaksiyondur. Alerjik nezle ile eş anlamlı olarak saman nezlesi, yaz gribi ve alerjik rinit (burun iltihabı) terimleri de kullanılmaktadır.

    Bu hastalıkta oluşan alerjik reaksiyonların şiddeti kişiden kişiye değişmekte, bazı hastalar bu alerjik reaksiyonları çok hafif atlatırken bazıları için iş yapmalarını engelleyecek, hayat kalitelerini bozacak kadar şiddetli olabilmektedir.

    Alerjik nezle şikayetlerin süresine göre Intermitant (aralıklı) ve Persistan (Sürekli) olmak üzere iki alt gruba ve şiddetine göre hafif, orta ve ağır olarak üç gruba ayrılmaktadır.

    Allerjik rinit hayatı tehdit eden bir hastalık değildir, ancak insanların yaşam kalitesini önemli oranda olumsuz etkileyen bir hastalıktır. Allerjik rinit erişkinlerde iş günü, çocuklarda okul günü kaybı ile olduğu kadar; tedavisi için harcanan paranın oldukça yüksek olması nedeni ile de ekonomik açıdan da zarar vermektedir. Bu nedenle Allerjik rinit tanı ve tedavisi oldukça önemlidir.

    Allerjik rinit burun mukozasının (burun iç yüzünü örten zarın) enflamasyonu (ödemi- enfeksiyona bağlı olmayan iltihabı) olarak tanımlanır. Burunda kaşıntı, hapşırık, sulu burun akıntısı ve burun tıkanıklığı ile karakterizedir. Baş ağrısı, koku alma bozukluğu ve konjuktivit gibi bulgular da eşlik edebilir.

    Alerjik Rinit(nezle) sık görülen bir hastalıktır.Ülkemizde görülme sıklığı % 9-20 ‘dir. Bu oran diğer alerjik hastalıklarda olduğu gibi her geçen yıl artmaktadır.

    1. Alerjik nezle belirtileri; burun akıntısı, hapşırma, burun kaşıntısı, burun tıkanıklığı, koku almada azalma, gözlerde kızarma ve sulanma gibi belirtilerle günlük yaşamı olumsuz etkiler.

    2. Yorgunluk, algılama güçlüğü, uyku bozukluğu gibi belirtilerle günlük yaşamı olumsuz etkiler.

    3. Tedavi masrafları de önemlidir. Doğru tanı konulamayan hastalarda tekrarlayan ve gereksiz yere kullanılan antibiyotik tedavileri ekonomik açıdan maliyeti artırmaktadır.

    4. Sinüzit, Orta Kulak İltihabı, Polipler Ve Astım gibi birlikte bulunabilen hastalıklar alerjik Rinitin (nezlenin) önemini artırmaktadır. Özellikle astım ve alerjik nezle birlikteliği en fazla önemsenmesi gereken durumdur. Yapılan çalışmalarda allerjik rinitli hastaların %20-40’da aynı zamanda astım olduğu saptanmıştır. Ayrıca astımlı hastaların %60-80’de Üst solunum yollarına ait şikayetler ve bulgular bulunmaktadır. Hatta rinit açısından sorgulama biraz daha ayrıntılı yapıldığında allerjik astımlı hastaların %98’de rinit varlığı saptanmıştır.

    AKUPUNKTUR İLE ALERJİK NEZLE TEDAVİSİ

    Akupunktur tedavisi yan etkisi olmayan bir tedavidir. Tedavide herhangi bir ilaç kullanılmamaktadır.Hasta iyileştikçe kullanmış olduğu steroid ve diğer ilaçları zamanla bırakmaktadır.

    Tedaviye öncelikle hastanın alerji yapan uyaranlarla temasının kesilmesi veya azaltılması ile başlanmalıdır. Hastanın ilk aşamada hangi maddeye karşı alerjisi varsa o maddeden nasıl kaçınacağını öğrenmesi ve maske gibi koruyucu önlemleri alması gerekir. Tedavinin etkili olabilmesi için en önemli kural budur. Bazı hastalarda yapılan tüm allerji testlerine rağmen herhangi bir alerjen bulunamamaktadır. Ancak tedaviye başlandıktan sonra hastalar zamanla hangi maddelere karşı alerjisi olduğunu tesbit edebilmektedir.

    Son yıllarda Dünya’da ve Türkiye’de akupunktur ile alerjik rinit (nezle) ve astım tedavisi sıkça uygulanan tedavi yöntemleri arasına girmiştir.

    Akupunktur interferon salınımını artırarak vücudun bağışıklık sistemini güçlendirmekte, dolayısıyla vücud direncini arttırmaktadır. Hastalar gerek viral gerekse bakteriyal enfeksiyonlara daha az yakalanmaktadır. Daha az enfeksiyon daha az kriz demektir. Akupunktur vücudumuzda bulunan doğal kendi ödem çözücü maddeleri harekete geçirir. Akupunktur iğnesi ile Kulak kepçesinde bulunan hipofizin temsili noktasında bulunan ACTH noktasının uyarılması ACTH salınımı artmakta yine böbrek üstü bezi temsili noktasında bulunan Kortikosteroid noktasının uyarılması ile de kortizon salgılanmaktadır. Kortizonun ödem çözücü etkisi vardır.Özellikle Akçiğer ve burundaki ödemin çözülmesi hastanın daha rahat nefes alıp vermesini sağlayacaktır.

    Akupunktur serotonin ve endorfin miktarını artırarak tedavi sırasında kişiye huzur verir ve rahatlama sağlar.

    Akupunktur iğnesi ile anti alerji noktaların uyarılmasıyla Alerjik reaksiyonları oluşturan salgıların azaldığı tespit edilmiştir. Alerjik reaksiyonda en önemli rolü üstlenen immünglobülin E’nin akupunktur tedavisi sonunda azaldığı tespit edilmiştir.

    Bütün bunlarla beraber akupunktur ile alerjik nezle ve astım tedavisiyle vücudun genel dengesi düzelmekte, diğer hastalıklarla beraber alerjik rahatsızlık görülme oranı da azalmaktadır.

    Akupunktur ile alerjik nezle ve astım tedavisi hastadan hastaya göre değişmekle birlikte ortalama 20 – 30 seans sürmektedir. Akupunktur ile alerjik nezle ve astım tedavisi yan etkisizdir. Nadir de olsa hastalığın klinik seyrine göre tedavi senede 1 defa tekrarlanabilir.

    .

    .