Etiket: Tedavisi

  • Küme baş ağrısı

    Küme baş ağrısı

    Yeryüzündeki en şiddetli ağrı olarak bilinen küme baş ağrısı, göz çevresinde tek taraflı olan, belli dönemlerde sık olarak tekrarladıktan sonra aylarca hiç şikâyet oluşturmayan bir baş ağrısı türüdür. Hastalık erkeklerde kadınlara göre 5 kat daha fazla görülmektedir. Genellikle gece, özellikle de uykuya daldıktan 1-2 saat sonra, tekrarlayan, göz üzerinde, alın veya yanağa yayılan, şiddetli ağrının izlendiği bir hastalık olup ağrı sırasında ağrının olduğu gözde kızarma, yaşarma ile birlikte göz kapağında düşme gibi belirtiler de olmaktadır. Ağrının olduğu taraf burun deliği tıkanır. Ağrının olduğu bölge çok hassaslaşır, açık yaraya dokunulmuş ya da çürümüş gibi acıyabilir. Bulantı, kusma nadir görülür. Terleme hemen hepsinde vardır. Çoğunlukla göğüsten yukarısı su dökülmüş gibi terler. Sadece ağrılı yüz yarısı da terleyebilir. Sıcak basması, sıkıntı hissi, çarpıntı, kalpte sıkışma, kan basıncının çok yükselmesi de olabilir. Hasta çok huzursuzdur. Yatamaz, yerinde duramaz, bağırır, ağlar, sürekli dolanır. Pencereyi açarlar, kafalarını dışarıya çıkarırlar. Bazıları ellerinde buz petleri ile başına bastırır.

    Bazıları ise neredeyse yakacak derecede sıcak suya kafalarını tutar. Ağrı 15-180 dakika sürdükten sonra geçer fakat ilerleyen saatlerde tekrarlar. Bu ataklar o gün ve takip eden haftalar içerisinde tekrar eder. Ağrı sırasında hastalar ajite olup sürekli dolaşmak isterler. Migren hastaları ise karanlık ve sessizlik istedikleri için ayırıcı tanıda önemlidir. Baş ağrılarının zaman içinde kümelenmesinden dolayı hastalık küme baş ağrısı olarak adlandırılmaktadır ve bu dönemler de sıklıkla 1-3 ay sürmektedir. Küme dönemleri içinde hastaların tekrarlayan şiddetli baş ağrıları varken bu dönem sonrasında da aylarca süren baş ağrısız dönemleri olur.

    Küme baş ağrısının nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte hastalığa genetik bir yatkınlık olduğu düşünülmektedir. Tipik olarak hastalarda alkol ile baş ağrılarının tetiklendiği görülmekte olup özellikle küme dönemlerinde daha belirgin olan bu etki, küme dışı dönemlerde o kadar da belirgin olmamaktadır.
    Küme baş ağrısının tanısı hastanın yakınmasının şeklinden ve nörolojik muayene bulgularının, göz çevresinde yukarıda anlatılan bulguların dışında normal olması ile konur. Hastalarda en az bir kere beyin MRG ile ağrıya neden olabilecek tümör ve damarsal bozukluk gibi başka bir sorunun olmadığının gösterilmesi gerekebilir. Ayrıca göz içi yüksek tansiyonun olmadığının da gösterilmesi gereklidir.
    Küme baş ağrısında ilaç tedavisi atak tedavisi ve ağrı önleyici tedaviler olarak iki şekildedir. Atak tedavisinin temel amacı hastanın o anda hissettiği baş ağrısının ortadan kaldırılması olduğundan bu nedenle maske ile %100 oksijen solutulması oldukça etkin bir tedavi yöntemidir. Bu nedenle de acil servislerde ilk tercih olmalıdır. Ayrıca migren tedavisinde kullanılan ergotamin ve triptanların ağızda, dil altı veya enjeksiyon şeklinde uygulanması önerilirken ağrının olduğu taraf burun deliğinden topikal lokal anestetikler de etkili olabilmektedir.
    Küme dönemlerinde özellikle uyku sırasında atakları olan hastalara gece yatmadan önce triptan ya da ergotamin türevleri olan ilaçlar atakları önlemek amacıyla kullanılabilir. Bu ilaçlarında uzun süreli kullanımlarının başka sorunlar ortaya çıkarmasından dolayı bir tansiyon ilacı olan verapami ve psikiyatrik hastaların tedavisinde kullanılan lityum tedavisi de sıklıkla tercih edilen ilaçlar arasındadır. Sadece atak dönemlerinde kullanılan kortizon tedavisi de baş ağrısının ortaya çıkmasını etkin şekilde engellemekte olup hastalarda sıklıkla tek bir tedavi yerine kombinasyon tedavilerinin kullanılması gerekebilmektedir.
    Küme baş ağrısı şüphesi olanlar bir nöroloji uzmanına görünerek muayene olduktan sonra önerilen ilaçları kullanmalılar.

  • Omurilik tümörü nedir?

    Omurilik tümörü nedir?

    Omurilik tümörlerinin tanı ve tedavisinde kolaylık sağlamak için yerleşim yerine göre sınıflandırma yapmak önemlidir. Omurilik tümörleri ekstradural, intradural ekstramedüller ve intradural intramedüller olarak 3 gruba ayrılır. En çok ekstradural tümörü karşımıza çıkarken sırasıyla intradural ekstramedüller ve intradural intramedüller tümörler görülür.

    Omurilik tümörlerinin tedavisindeki başarı oranı ilerleyen teknolojiyle birlikte tıbbi olanakların artması ve özellikle mikrocerrahi yöntemlerin gelişmesiyle önemli seviyede arttığını söyleyebiliriz.

    Omurilik Tümörü Belirtileri

    Sırt ve bel bölgesindeki yerleştiği yere göre belirti verir

    En önemli şikayet ağrıdır. Genellikle sırtta ağrı oluşur

    Boyun bölgesinde tümör varsa kollarda ve bacaklarda güçsüzlük, uyuşma oluşabilir.

    Bel ve sırt bölgesinde tümör varsa sadece bacaklarda güçsüzlük, yürüyememe ve uyuşma gibi durumlarla karşılaşılabilir.

    İdrar kaçırma, büyük abdest tutamama sorunuyla karşılaşılabilir.

    Erkeklerde iktidarsızlık durumu söz konusu olabilir.

    Omurilik Tümörü Nedenleri

    Omurilik tümörlerinin nedeni tıpkı diğer tümörlerde olduğu gibi tam olarak bilinmiyor. Genetik etmenler, radyasyon, virüsler risk faktörüdür. Diğer organlardan sıçrama ihtimali omurilik tümörlerinde yüksektir.

    Omurilik Tümörü Tedavisi

    Omurilik tümörlerinin tedavisinde tümörün yeri ve tipine göre tedavi yöntemine karar verilir. Cerrahi tedavi, radyoterapi, kemoterapi bu yöntemlerden bazılarıdır.

    Omurilik Tümörü Ameliyatı

    Genellikle omurilik tümörlerinde tedavi yöntemi cerrahidir. Mikrocerrahi yöntemle omurilik zarı içerisindeki, eğer çok yayılmamışsa omurilik içerisindeki iyi huylu tümörler çıkarılabilir. Omurilik zarının dışındaki tümörler genellikle metastatiktir. Bunlar omurgada kırıklara, güçsüzlüğe ve ağrıya sebep olabilir. Özellikle omurga tutulumu olan kanserli hastalarda ameliyatın amacı tümörü çıkarmak yerine hastanın konforlu hayatını sürdürmesini sağlamaktır.

    Omurilik Tümörü Radyoterapi Tedavisi

    Omurilik tümörleri radyasyona duyarlı oldukları için ameliyattan öncesi ya da sonrasında radyoterapi tedavisi uygulanır.

    Omurilik Tümörü Kemoterapi Tedavisi

    Diğer tedavi yöntemlerini desteklemeye yönelik olan kemoterapi tedavisinde tümörün küçültülmesi amaçlanır.

  • Bel kayması nedir? Belirtileri nelerdir?

    Bel kayması nedir? Belirtileri nelerdir?

    Bel bölgesinde 5 tane omur bulunur. Bir omurun başka bir omur üzerinden yer değiştirme durumuna bel kayması denir. Bu kayma sonucunda omurilik sıkışır ve bacakta ağrıya, uyuşmaya, yanmaya neden olur; yürürken sık sık durma ihtiyacı oluşturur. Bel kayması hareketli ya da hareketsiz olabilir. Eğer hareketliyse tedavisi cerrahidir.

    Bel Kayması Belirtileri

    Belde ağrı

    Bacakta ağrı

    Kalçada ağrı

    Bacaklarda karıncalanma

    Yürümede güçlük ve yürüme mesafesinde kısalma

    İleri derecede bacaklarda güçsüzlük

    Bu belirtileri genelde dinlenmeyle azalır fakat ayakta durdukça, uzun süre yürüdükçe artar.

    Bel Kayması Nedenleri

    Yaşlılık

    Düşme, çarpma, darbe gibi travmalar

    Aşırı kilo

    Doğumsal nedenler

    Bel Kayması Tedavisi

    Bel kayması tedavisini cerrahi ve cerrahi dışı yöntemler olarak ikiye ayırabiliriz.

    Ameliyatsız Bel Kayması Tedavisi

    Bel kayması hareketli değilse, sinir kökünde bir bası görülmüyorsa, bacakta kuvvet kaybı yoksa ameliyatsız yöntemler tercih edilebilir. Yalnız şunu bilmek gerekir; bu ameliyatsız yöntemler çatlayan ya da kayan omurların tamirini yapamaz. Sadece bel kayması şikayetlerinin kontrolünü sağlayarak hastanın yaşamını kolaylaştırmayı, bu şikayetleri dindirmeyi ya da en aza indirmeyi hedefler. Kilo almamak, günlük hayatınızda mecburen yaptığınız aktiviteleri zorlanmadan yapmayı öğrenmek şikayetlerin kontrolünü sağlamanız için önemlidir. Dinlenme, ilaç tedavisi, hareket ve yaşam şartı düzenlemeleri, korse gibi uygulamalar cerrahi dışı tedavi yöntemlerini kapsar. Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi uzmanına muayene olup danıştıktan sonra fizik tedaviye ya da algoloji uzmanına da başvurulabilir.

    Bel Kayması Ameliyatı

    Bütün bu cerrahi dışı yöntemler denenmesine rağmen başarıya ulaşılmadıysa, bacaklarda güç kaybı oluşmuşsa, hareketli bel kayması varsa cerrahi tedavi uygulanabilir. Ameliyatta vidalama işlemi yapılır. Onun öncesinde sinir kökünü rahatlatmak amacıyla bası ortadan kaldırılır.

  • Beyin damar yumakları ve tedavisi (avm)

    TANIM: Beyin damarların gelişimi esnasında, damar duvarının eksik gelişmesi sonrası atar damarlar ile toplardamarlar arasında bir yumaklaşmaya beyin arterio-venöz malformasyon (AVM) adı verilmektedir.

    AVM Genel özellikleri ve Görülme sıklığı

    Çocukluk beyin kanamaların en sık nedenidir,
    Erişkin yaştaki beyin kanamaların %5–10’dur,
    Beyin anevrizmalarının (balonlaşma) 1/10 teşkil eder,
    Genellikle 40 yaşına kadar beyin kanaması yaparken, 55 yaşın üzerinde kanama oranı azalır,
    AVM lerin % 90’ı beyinde görülürken, %10’u beyincikte görülür,
    Yıllık beyin kanama oranı %4’tür.

    AVM Klinik Şikâyetleri ve Bulguları

    Bir AVM li hasta gerek acil gerekse polikliniklere yukarıda sıralanan ana başlıklardan öeneğin geç epilepsi geçirerek başvurabildiği gibi acil bir küçük veya büyük beyin kanaması klinik bulgularıyla başvurabilir. Nadiren gizli veya belirgin beyin kanaması sonrası beyin omurilik suyu dolanımı engellenmesi ile beyinde su toplanması (hidrosefali) şikayetleri (yürüme bozukluğu, idrar tutamama, ve hafıza kaybı) başvurabilirler. Çocukluk yaşlarında ise doğuştan kalb yetmezliği şikayetleri ile çocuk poliklilinklere acil veya elektif olarak başvururlar. Sonuçta bir AVM li hasta 4 ana klinik başlıkta kendini gösterirler;

    1: Beyin kanaması,
    2: Havale (epilepsi),
    3: Beyinde su toplanması (hidrosefali),
    4: Bebeklerde kalp yetmezliği ile nörolojik acil veya polikiliniklere başvururlar.

    AVM Teşhisi

    Beyin damar hastalığı olan AVM’nin tanısında aşağıdaki tetkik yöntemleri kullanılmakatadır: Günümüzde AVM teşhisinde gelişmiş nöro-görüntüleme yöntemleri olan aşağıda sıralanan tetkik yöntemleri kombine veya ayrı ayrı kullanılmaktadır. Bunlar;

    1: Bilgisayarlı Tomografi (BT),
    2: Bilgisayarlı Tomografi Anjiografi (BTA),
    3: MR Anjiografi (MRA),
    4: Dijital Serebral Anjiografi (DSA).

    AVM Tedavisi

    AVM tedavisi oldukça kompleks ve zor bir konu olup burada aşağıda sıralanan tedavi seçenekleri ya tek başına ya da kombine olacak şekilde her bir hasta üzerine ayrı ayrı değerlendirilir.Her bir tedavi şeklinin kendine has avantajları ve dezavantajları olup burada bireyselleşerek endikasyonları ve komplikasyonları iyi değerlendirmek gereklidir. Sonuç iyi huylu bir damar yumağında en iyi tedavi yöntemi hasta konforunu koruyan mümkünse lezyonu total elimine eden ve en önemliside nörolojik sekel bırakmadan yapılan tedavi şeklidir.

    1: Cerrahi tedavi,
    2: Gamma knife,
    3: Embolizasyon,
    4: Bu 3 tedavi seçeneğinin kombinasyonu
    5: Takip.

    BEYİN TÜMÖRLERİN AMELİYATINDA BİLGİSAYAR (NÖRONAVİGASYON) KULLANIMI

    BEYİN DAMAR YUMAKLARI VE TEDAVİSİ (AVM)

    DAR SPİNAL KANAL

    BEYİN ANEVRİZMALARI (BALONCUKLARI)

    SPİNAL TÜMÖR

    KAVERNOM (KAVERNÖZ ANJİOM)

    BEL FITIĞI VE CERRAHİ TEDAVİSİ

    BOYUN FITIĞI VE TEDAVİSİ

    BEYİN TÜMÖRLERİ VE TEDAVİSİ

    TRİGEMİNAL NEVRALJİ VE TEDAVİSİ

    EPİLEPSİ (SARA) CERRAHİSİ

    HEMİFASİAL SPAZM (YÜZ SEYİRMELERİ)

    BAŞ DÖNMELERİ VE DENGESİLİK

    Çocuklarda beyincik tümörü (medulloblastomlar)

    BEYİNCİK TÜMÖRLERİ (KİSTİK SEREBELLAR ASTROSİTOMLAR)

    HANGİ BAŞ AĞRILARI DAHA TEHLİKELİDİR?

    BEYİNCİK SARKMASI

  • Trigeminal nevralji,

    Trigeminal nevralji, yüze vuran, kısa süreli “şimşek çakar” tarzda ağrılardır. Genellikle ağrı, yemek yeme, su içme, dokunma, konuşma veya yüz yıkama gibi tetikleyici bir faktörle gelir. Bu ağrının nedeni sıklıkla, kafa içinde (beyincik ve beyin sapı arasında) yüz duyu sinirinin (trigeminus) üzerine olan atardamar basısıdır. Bu ağrı öncelikle ilaçla geçirilebilir. Ancak ilaç tedavisi kalıcı ağrı kontrolü sağlamaz, sadece ilaç alındığı süre içinde ağrıyı geçirir. Ayrıca ilaç tedavisinde zaman içinde yan etkilerinin ortaya çıkması veya ilacın etkisini yitirmesi gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Yine de trigeminal nevralji tedavisine ilaç tedavisiyle başlamak doğru bir seçenektir.

    Trigeminal nevraljide ilaç tedavisinin yetersiz kaldığı durumlarda cerrahi tedavi yöntemleri ağrının geçirilmesinde etkili olabilir. Bu yöntemlerin başlıcaları, trigeminal radyofrekans rizotomi (RF), mikrovaskuler dekompresyon, trigeminal gliserol rizoliz, trigeminal balon mikro-kompresyon ve “gamma-knife” uygulamalarıdır. Bu tedavi yöntemleri ile ilişkili olarak sonuçları en iyi bilinen ve etkinliği geniş olgu serilerinde kanıtlanmış yöntemler: trigeminal radyofrekans rizotomi (RF) ve mikrovaskuler dekompresyon’dur. Diğer yöntemler de tedavide etkili olabilir; ancak daha küçük guruplarda uygulanmıştır ve daha çok diğer tedavi yöntemlerinin etkili olmadığı hastalarda yapılmaktadırlar. Trigeminal nevralji’nin cerrahi tedavisi etkin olmakla birlikte, ciddi yan etkilerin ortaya çıkabileceği sinir sistemi girişimleridir; girişimler sırasında beyin zarları, beyin dokusu veya kafa sinirlerine yakın çalışılır ve bu nedenle mutlaka beyin cerrahları (nöroşirürji uzmanları) tarafından yapılmalıdır.

    Prof. Dr. Ali Savaş

  • Baş ağrısı tipleri nelerdir ve hangi tip baş ağrıları cerrahi tedavi gerektiren hastalıklarla ilişkilidir ?

    Bu yazıda başlıca baş ağrısı tiplerinden ve beyin cerrahisi tedavisi gerektiren hastalıkların baş ağrısı bulgularından bahsetmek istedim. Baş ağrıları, ilksel (primer), ikincil (sekonder) ve kranyal nöraljiler olmak üzere üç ana gruba ayrılırlar.

    (1) İLKSEL (PRİMER) BAŞ AĞRILARI

    Altta yatan başka bir hastalıkla ilişkili olmayan ve nedeni tam olarak aydınlatılamamış baş ağrısı tipidir. Görülme sıklığına göre gerilim, migren ve küme tipi baş ağrıları bu grubu oluşturur.

    (1a) Gerilim tipi baş ağrısı

    Nedeni tam olarak aydınlatılmamış olsa da uzun süreli bedensel faaliyetler veya bilgisayar ekranına bakmak gibi fiziksel yüklenmeler veya duygusal stresin bu tip baş ağrısıyla ilişkili olduğu gösterilmiş ve kafa kaidesini çevreleyen adalelerin anormal kasılması sonucu ortaya çıktığı öne sürülmüştür. Toplumda %90 oranında görülen gerilim baş ağrısı, kadınlarda daha sıktır. Genellikle gün sonunda başın ve boynun arkasından başlayan ve başı bant şeklinde saran basınç, sıkışma hissiyle karakterize olan ve en çok kaşların üzerinde hissedilen ağrıya neden olur. Bu tip baş ağrısı olan hastaların nörolojik muayenesi normaldir. Hasta hikâyesinin doğru ve eksiksiz alınması tanı koydurur ve ilaç tedavisi uygulanır.

    (1b) Migren baş ağrısı

    Antik çağlardan bu yana insanoğlunun bildiği ve sık rastlanan bir hastalıktır. Ergenlik sonrası kadınlarda daha yaygındır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, nedeninin beyin kabuğunun aşırı uyarılması sonucu ortaya çıkan bir dizi karmaşık biyolojik olay sonucu beyin sapındaki ağrı çekirdeklerin anormal işlev görmesi olabileceğini ortaya koymuştur. Genellikle tek yanlı olan migren ağrısı, hastaların yaklaşık üçte birinde ağrı başlamadan önce görme bozukluğu, bulantı, kusma, ses ve ışığa hassasiyet gibi bulgular (aura) verebilir. Başın ön kısmında, göz küresi arkasında veya bazen başın arkasında da hissedilen zonklayıcı tarzda 2-48 saat süren şiddetli ağrı tipiktir. Son yıllarda migren tedavisinde kesin tedavisi amacıyla elektriksel uyarı (stimulasyon) ve şakak atardamarının bağlanması gibi cerrahi teknikler denenmiştir. Halen, değişik ilaç kombinasyonları, migren ataklarının önlemesinde ve atak sırasında en çok başvurulan tedavi seçeneğidir.

    (1c) Küme baş ağrısı

    Gerilim ve migren tipi baş ağrısının aksine genç erkeklerde daha sık görülen küme baş ağrısının da nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, insan beyninde biyolojik saatten ve metabolizmadan sorumlu merkez olan hipotalamus’un anormal işlevinden kaynaklandığını destekleyen bulgular mevcuttur. Haftalar ve aylar boyunca günün aynı saatlerinde başlayan ve 30-90 dakika süren ağrılar, aylar ve yıllar boyunca görülmez; bu nedenle küme kelimesiyle tanımlanmışlardır. Tek yanlı, göz küresinin etrafında veya arkasında, gözde kızarıklık, sulanma ve burun akıntısının da eşlik ettiği ağrı tipiktir. Tedavide, hasta bazında düzenlenen ilaç tedavilerine başvurulur.

    (2) İKİNCİL (SEKONDER) BAŞ AĞRILARI

    Genel olarak, altta yatan pek çok başka hastalığın neden olduğu baş ağrıları olarak tanımlanabilirler. Sıralamak gerekirse;

    (2a) Kafa ve boyundaki damarsal hastalıklara bağlı baş ağrıları

    Beyin damar baloncuklarının (anevrizma) ya da yumağının (AVM) kitle etkisi ya da kanaması sonucu ani başlangıçlı ve çok şiddetli baş ağrısı oluşur. Genellikle, egzersiz sırasında (tuvalette ıkınma, cinsel ilişki, ani heyecanlanma ve ağır fiziksel iş, vb.) oluşan bu çok şiddetli baş ağrısına, kusma, bulantı, şuur bulanıklığı da eşlik edebilir. Hastanın acil tanısı ve mikrocerrahi tedavi gereklidir. Yüksek tansiyonu olan ve kan inceltici ilaç kullanan bazı hastalarda da spontan beyin kanaması görülebilir; tedavi uygun hastalarda cerrahidir. İnme olarak da adlandırılan stroke beyni besleyen damarların ani olarak tıkanmasıdır ve baş ağrısı da tabloya eşlik edebilir. Uygun hastalarda, beyin dokusunun rahatlatılması ve kafa içi basıncı azaltmak amacıyla zarar görmüş beyin dokusunun çıkarılması ameliyatı(dekompresif cerrahi) yapılmalıdır.

    (2b) Beyin tümörlerine bağlı baş ağrısı

    Yeni başlangıçlı, ilaca dirençli, sabahları daha belirgin, beden yarısında güçsüzlük, his kusurları ve nöbetle (sara) birlikte görülen baş ağrıları, altta yatan olası bir beyin tümörü (uru) açısından mutlaka dikkate alınmalı ve bu hastalara nörolojik muayene ve gerekirse beyin görüntüleme (MR ve/veya tomografi) yapılmalıdır. Beyin tümörlerinin tedavisinde, mikrocerrahi rezeksiyon (tümör çıkarılması) ana tedavidir. Tedavi şemasına, tümörün histopatolojik tipine ve yerleşimine göre radyoterapi ve/veya kemoterapi eklenebilir. Halen, immunoterapi, gen tedavisi, moleküler tedaviler ve tümör aşıları deneysel aşamadır.

    (2c) Enfeksiyonlarla ilişkili baş ağrıları

    Sistemik yaygın enfeksiyonlar, kalp kapak hastalıkları, değişik nedenlerle bağışıklık sisteminin zayıflaması, damar içi uyuşturucu kullanımı, tedavisi ihmal edilmiş orta kulak enfeksiyonları, diş çürükleri, açık kafa yaralanmaları beyin apselerinin başlıca nedenleridir. Ayrıca, bazı durumlarda enfeksiyon odağı beyin zarı altında da oluşabilir; bu duruma subdural ampiyem adı verilir. Her iki klinik tabloda da hastalar acil olarak ameliyat edilip uygun antibiyotik tedavisine başlanılmalıdır. Beyin zarlarının enfeksiyonu olarak da bilinen menenjit ve beyin dokusunun yaygın enfeksiyonu olarak tanımlanan ensefalittablosunda ise sadece antibiyotik tedavisi uygulanır.

    (2d) Beyin omurilik sıvısı birikmesine (Hidrosefali) bağlı baş ağrısı

    Beyin dokusunun beslenmesinde, işlevinde ve korunmasında rol oynayan beyin omurilik sıvısı (BOS) saydam renkli ve sukıvamında olup beyin boşluklarında ve omurilik çevresinde dolaşır. BOS dolaşım yollarındaki tıkanıklara veya emilimindeki yetersizliklere bağlı olarak, BOS göllenmesi yani hidrosefali (su kafa) tablosunun ortaya çıkmasına neden olur. Kafa içi basıncın artmasına bağlı olarak, yaygın ve ilerleyici baş ağrısı görülür. Tedavisi hidrosefaliye neden olan hastalığın (tümör, enfeksiyon, kanama) tedavisine ek olarak çoğu durumda, shunt ameliyatı yapılarak fazla BOS bir tüp yardımıyla karın zarının altına tahliye edilir.

    (3) KRANYAL NÖRALJİ KAYNAKLI BAŞ AĞRILARI

    Baş, yüz, boyun bölgesinin hissini veren ve mimik, çiğneme, konuşma, yutkunma gibi önemli işlevleri de sağlayan beyin sapından köken alan sinirlerin tuzaklanmasına, tümör veya damarsal oluşumların basısına bağlı olarak ortaya çıkan yüz ve baş ağrısı tipidir. Trigeminal nevralji ve glossofaringeal nevralji bu grupta cerrahi tedavi gerektiren başlıca hastalıklardır.

    ÖNERİ

    ANİ VEYA YENİ BAŞLANGIÇLI, AĞRI KESİCİ İLAÇLARA DİRENÇLİ, SABAHLARI DAHA BELİRGİN, KUSMA, BULANTI, GÜÇSÜZLÜK, HİS KUSURLARI, DENGE BOZUKLUKLARI VE NÖBET (EPİLEPSİ) İLE BİRLİKTE GÖRÜLEN BAŞ AĞRILARI OLAN HASTALAR BEYİN CERRAHLARI TARAFINDAN MUTLAKA DEĞERLENDİRİLMELİDİRLER.

  • Bel fıtığı ve gen tedavisi

    Diğer hastalıklarda olduğu gibi bel fıtığı konusunda yapılan bilimsel çalışmalar da bütün hızıyla devam etmektedir. Bir yandan mikrocerrahi ve mikroendoskopik diskektomi tekniği yaygınlaşmakta diğer yandan suni diskler ve diğer enstrümanlar kullanım alanına girerek önemli kazanımlar elde edilmektedir. Bütün bunlara paralel olarak genetik araştırmalar da yürütülmektedir.

    Bilim adamlarının senelerdir üzerinde titizlikle çalıştıkları insan genom projesinin ilk ayağının tamamlandığı, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı, İngiltere Başbakanı ve özel şirketleri temsilen Celera Genomics yetkilileri tarafından 2000 yılında ilan edildi.

    Üç milyar yüz milyon civarındaki kimyevi harften (nükleotid) oluşan genomun harflerinin sırasının büyük ölçüde belirlenmesi tüm dünyada heyecanla karşılandı. Çünkü bu projenin insanlığa faydalı olabilecek çok yönü vardır. Çalışmalar aynı hızla devam ederken birçok hastalığın tedavisinde yeniliklerden bahsedilmeye başlandı bile…

    Gerçekten de genetik araştırmalar belirli etik kurallara riayet edilip suiistimalin önüne geçilerek bütünüyle insanlığın hayrına kullanılabilirse önümüzdeki onyıllar boyunca tıpta çok önemli gelişmeler kaydedilecektir. Bu çalışmalar hastalıkların moleküler seviyede tedavisi doğrultusunda yoğunlaştırılabilir ve tüm insanlık adına bir umut olabilir. Genetik bakımdan belirli hastalıklara meyilli insanların önceden tesbiti ve gen tedavisinin giderek yaygınlaşması beklenmektedir.

    Son yıllarda bel fıtığı hastalarında muhtemel bir genetik bozukluk olabileceği fikri üzerinde ciddi şekilde durulmakta ve yapılan araştırmalarda buna ait bazı ipuçları elde edilmektedir. Öyle anlaşılıyor ki, önümüzdeki dönemde diğer pekçok hastalıkta olacağı gibi bel fıtığının da teşhis ve tedavisinde genetik yaklaşımlar çok önemli yer tutacaktır. Gen transferleri denenmektedir. Yapılan bilimsel çalışma, belirlenmiş bir genin yapısında belirli değişikliğin bulunduğu kişilerde şiddetli disk dejenerasyonu görüldüğünü ortaya koymuştur. Gelecekte gen tedavisiyle belki diskin dejenerasyonu da önlenebilecektir.

  • Ozon tedavisi nedir, hangi hastalıklarda kullanılır?

    Ozon üç oksijen atomundan oluşan bir kimyasal bileşiktir (O3).

    Ozon, atmosferde genel olarak iki atomlu halde bulunan normal atmosferik oksijene (O2) nazaran çok daha yüksek enerji taşıyan bir yapıya sahiptir. Bu nedenle ozon “super oksijen” olarak bilinir.

     Ozon; oksijenin normal atmosferik birleşimine göre bazı farklılıklar gösterir. Oda sıcaklığında renksiz olan ozon gazının karakteristik bir kokusu vardır. Fırtınalı havalardan sonra, yüksek yerlerde veya deniz kıyısında doğal olarak oluşur ve hissedilebilir. Ozon gazının ismi bu karakteristik kokusundan dolayı Yunanca “koklamak ” manasına gelen ozein’den türetilmiştir.

     Uzaydan ve özellikle güneşten gelen yoğun zararlı ışınları emerek, yeryüzüne inmesine engel olan atmosferin stratosfer tabakasındaki ozon için eski tarihlerde “Tanrının Nefesi ” adı verilmiştir. 

    Ozon Nasıl Etki Ediyor?

    – Ozon doku ve hücrelerin oksijenlenmesini arttırır.
    – Alyuvarlar elastikiyetini artırarak kılcal damarlardan geçişini kolaylaştırır.
    – Kanın dokulara oksijen bırakma yeteneğini artırır.
    – Bağışıklık sistemini uyararak, güçlendirir, enfeksiyon ve kansere direnci artırır.
    – Bağışıklık sistemini düzenleyici özelliği ile bağışıklık sisteminin sapmasından kaynaklanan hastalıkları iyileştiricidir.
    – Güçlü antimikrobik etkisi olan ozon – bakteri, virüs ve mantarları öldürür.
    – Kanser hücrelerinin çoğalmasını ve yayılmasını engeller.
    – Kanser tedavisi (Kemoterapi) sırasında tedaviye duyarlılığı artırır, yan etkilerini azaltır.
    – Hücrenin fonksiyonları için gerekli enerjiyi sağlayan, ATP’nin üretimini arttırarak: hücrelerin yasam enerjisini artırır.
    – Detoks etkisi sağlar:karaciğer , böbrek ve cildin fonksiyonlarını düzenleyerek, vücudumuzda biriken toksik ve kimyasal maddelerin temizlenmesinde yardımcı olur.
    - Vücudumuzdaki doğal ağrı kesicilerin açığa çıkmasını sağlayarak AĞRI KESİCİ özellik gösterir.

    Ozon Tedavisi:

    Birçok patolojik durumu düzeltir veya tamamen iyileştirir.Bu olumlu sonuçlar bir seri tıbbi araştırma ve tıbbi yayın ile kanıtlanmış olmakla birlikte kural olarak hastalıkların tedavisinde, ozon diğer tedavilere ek olarak uygulanır ve tamamlayıcı tedavi grubuna girer.

    Ozon Tedavisinin Kullanıldığı Hastalıklar

    Kronik yorgunluk sendromu, fibromiyalji ,stres ve uyku bozuklukları

    Dolaşım bozukluklarına bağlı olan hastalıklarda: Reynaud fenomeni ve Burger hastalığı.

    Migren ve baş ağrılarının tedavisinde oldukça etkilidir.

    Şeker hastalarında, geçmeyen yaralarda ve diabetik nöropatik ağrılarda

    Metabolik sendrom: Bel çevresinde yağlanma, hipertansiyon, yüksek kanşekeri, HDL kolestrolün düşük, trigliserit değerlerinin yüksek olması.

    Romatizmal hastalıklar: Osteoartrit, Romatoid artrit , Ankilozan spondilit,

    Otoimmun hastalıklar : Multipl skleroz, Sedef hastalığı (psoriasis), Chron hastalığı, Behçet hastalığı,Lupus , Hashimato tiroiditi ve Gut hastalığı

    Ani İşitme kaybı, Kulak çınlaması ve Baş dönmesi

    Kanserde, kemoterapi ve radyoterapiye destek tedavi

    KOAH (Kronik bronşit) ve Allerjik Astım

    Alerjik rinit, atopik dermatit, ürtiker

    Gözde sarı nokta hastalığı (makula dejenerasyonu)

    Enflamasyonlu bağırsak hastalıkları: Ülseratif kolit ,crohn hastalığında ve spastik kolon-irritabl barsak sendromu

    Fistüllerde (anal fistül v.b.) enflamasyonu engelleyici, hücreleri yenileyici  özelliklerinden dolayı yüz güldürücü sonuçlar alınır.

    Alzheimer, Parkinson gibi nörolojik hastalıklar, muskuler distrofi veya kas-sinir sistemini tutan hastalıklarda son derece etkilidir.

    Avaskuler nekroz

    Bel ve boyun fıtıklarının tedavisinde

    Hepatit B ve Hepatit C de, karaciğeri kanser ve sirozdan korumak

    Viral hastalıklar : Zona, Herpes virüs (genital), HİV

    Kadın genital yollarındaki tedaviye dirençli mantar enfeksiyonlarında

    Anti-aging (Yaşlanmayı geciktirmede)

  • Kök hücreler ile hangi hastalıklar tedavi edilebilir?

    Menisküs tedavisi

    Diz kireçlenmesi tedavisi

    Kalça kireçlenmesi tedavisi

    Çapraz bağ tedavisi

    Eklem kireçlenmesi

    Tendon tedavisi

    Şeker hastalığı

    Romatizma hastalıkları

    Saç dökülmesini önleme ve yeni saç oluşumu

    Cilt gençleştirme

    Kök Hücre Nedir?

    Kök hücre; işlev olarak henüz vücudumuzda dönüşüme uğramamış vücudumuzdaki tüm organları ve dokuları oluşturan ana hücrelerdir. Döllenmiş bir yumurta ile başladığımız hayat yolculuğumuzda en nihai şeklimize gelene kadarki tüm süreci kök hücrelerimiz yapar.

    Dönüşüme uğramamış bu ana hücreler sınırsız sayıda bölünebilir, kendilerini yenileyebilir, organ ya da dokulara dönüşebilme ve çoğalabilme özelliğine sahiptir. Vücutta nerede bir yaralanma, zedelenme, onarım ihtiyacı duyulursa oraya giderek gereken hücre tipine dönüşür ve hasar onarımına başlar. Kolumuz kırıldığında gider kırığı tamir eder, beyin hasarı yaşarsak hasarın olduğu bölgeye gelerek beyin hücresine dönüşecektir. Vücudumuzda en yoğun bulunduğu dönem anne karnındaki dönemimizdir organlarımızın ve dokularımızın gelişmesinde başrolü kök hücreler üstlenir. Bebeklik, çocukluk, gençlik, yaşlılık dönemlerine gidildikçe kök hücrelere ihtiyacın azalmasıyla birlikte kök hücrelerde vücudumuzda azalır. Kaza geçiren, hastalanan yaşlı kişilerin iyileşme süreçleri gençlere göre daha yavaştır.

    Kök hücreler genetik kodlarımızı taşıdıkları için PRP ile birlikte en doğal tedavi yöntemidir. Bu özellikli hücrelerle yapılan tedavilere kök hücre tedavileri denir.

    Kök Hücrelerin Özellikleri?

    Kendi kendilerine hareket edip uygun bir yere yerleşebilirler.

    Gerektiğinde bölünerek çoğalabilir daha fazla kök hücre oluşturabilirler.

    Başka hücre tiplerine dönüşüp oradaki devamlılığı sağlarlar.

    Kök hücreler kendilerini yenileyebilirler.

    Vücuttaki yaralanma zedelenme gibi bir sorun yaşadığımızda oraya giderek onarıma başlayabilirler.

    Kök Hücre Nasıl Elde Edilir?

    Erişkin insan vücudunda çeşitli doku ve organlardan kök hücre elde edilebilmektedir. Kök hücre elde etmek için ilk seçenek kemik iliğinden alınmasıdır; işlem yaklaşık 30 dk sürer ve bu işlem hastane şartlarında hastadan 60-70 cc kemik iliği alınır. İkinci seçenek ise liposuction yöntemiyle hastanın vücudunun yağlı bir bölgesinden bir miktar yağ alınarak özel işlemlerden geçer yağ ve hücreler ayrıştırılarak kullanıma hazır hale getirilir. Kök hücreler iki farklı şekilde kullanılır; Otolog, yani kişinin kendi hücresinin yine kendisine kullanılmasıdır. Bu hücreler uzun yıllar saklanabilir. allojenik, kök hücreler ise başkasından alınan hücrelerdir uzun süre saklanamaz ve hastaya hemen verilir. En çok yapılan kök hücre tedavileri son dönemlerde bu şekildedir. Kök hücre elde edilebilme olanağı ayrıca deri, kas, beyin den mümkündür ama kemik iliği ve yağ hücrelerine göre daha zahmetli, riskli ve pahalı olduğu için çok fazla tercih edilmemektedir.

    Kök hücreler tedavide nasıl etki gösterir?

    Yaralanmış ya da hasar görmüş bölgeye enjekte edildikten sonra doğal görevi olan hasar onarma ve iyileştirme için bölünerek hangi tip hücre’ye ihtiyaç varsa (Kemik, kıkırdak, saç, doku vs) dönüşür ve vücudu onarım için uyarır. Vücut bu hücrelerin öncülüğünde kendini onarır. Diz bölgesine enjekte edilirse sadece kıkırdak değil tüm dizi onaracaktır. Tedavideki en önemli rolü iyileşme sürecini tetiklemektir.

    Kök Hücreler ile hangi hastalıklar tedavi edilebilir?

    Menisküs tedavisi

    Diz kireçlenmesi tedavisi

    Kalça kireçlenmesi tedavisi

    Çapraz bağ tedavisi

    Eklem kireçlenmesi

    Tendon tedavisi

    Şeker hastalığı

    Romatizma hastalıkları

    Saç dökülmesini önleme ve yeni saç oluşumu

    Cilt gençleştirme

    Kök Hücre tedavileri kimlere yapılır?

    Doku hasarı, eklem rahatsızlıkları, tendon hasarı, çapraz bağ yaralanmaları, saç dökülmesi gibi sorunlar yaşayan tüm kadın ve erkek bireylere uygulanabilir.

    Cerrahi yöntemler kadar başarılı olmasının yanı sıra son derece doğal bir tedavidir ve yan etkisi bulunmaz.

    Kök Hücre Tedavisinin Faydaları Nelerdir?

    Öncelikle kök hücre tedavilerinde bir nevi kendi yedek parçalarımızla iyileşme imkanı buluyoruz. Kendi kök hücrelerimiz hasarlı sorunlu organlarımızın tamirini yapıyorlar bu en doğal yöntemdir.

    Ağır cerrahi operasyonlara maruz kalmadan gündelik hayatımızdan, iş, aile ve sosyal hayatımızdan kopmadan hızlı bir iyileşme süreci geçirmemize olanak verir.

    Kök Hücre Hakkında Sık Sorulan Sorular

    Bir insanın kök hücresi herhangi bir başka insana nakledilebilir mi?
    C- Uygun donörlerden alınan kök hücreler uyumlu olduğu kişilere nakledilebilir. Bunlar genelde kardeşler arasında ve anneden çocuğa nakil şeklinde olmaktadır. Kardeşler arası uyum %25’tir.

    2. Kök hücreler alındıktan sonra ne kadar sürede kullanılmalıdır?
    C- Otolog yani kişinin kendi hücreleri yıllarca saklanabilir; ama allojenik, yani başka birinden elde edilen kök hücreler hastaya hemen verilmelidir.

    3. Kök hücre alınması uzun bir işlem midir?
    C- Hastadan kök hücre alınması kemik iliğinden 30 dk, yağ’dan alınması yaklaşık 1 saat sürmektedir.
    4. Kök hücre ile PRP farkı nedir?
    C- PRP işlemi hazırlanması ve uygulanması kolay bir işlemdir ama PRP de alınan ve ayrıştırılan kan miktarı kök hücreye göre yaklaşık 10 kat daha azdır ve ortak yönleri PRP içerisinde de yaklaşık %1 kadar kök hücre bulunur.

  • Epilepsi hastasında baş ağrısı tedavisinde girişimsel blokların yeri

    Olgu: 56 yaşında erkek hasta. 5 yıldır baş ağrısı var ve son 3 yıldır da bu baş ağrısına epilepsi nöbetleri eklenmiş. Bunun için hastamız çeşitli kliniklere başvurmuş. Buralarda çekilen kontratsız kranial MR’da epilepsi nedenini açıklayacak görüntü bulunamamış daha sonra konstratlı kranial MR çekilmiş ve burada ensafalit bulgularına rastlanmış bunu da daha çok HSV virüs ensafaliti olarak düşünmüşler. Bu HSV ensafaliti medikal tedaviye cevap vermemiş baş ağrısı ve nöbetleri devam etmiş. Epilepsi nöbetlerinin tedavisi için karbamazepin başlanmış ama nöbetlerinde değişiklik olmamış baş ağrısı devam etmiş ve 6 ay aralarla çekilen kontrol konstrastlı kranial MR’da HSV ensafalitinin bulgularının devam ettiği görülmüş. Bunun üzerine hastamız baş ağrısı nedeniyle kliniğimize başvurmuş. VAS 8- 9’du. Hastamız geldiğinde baş ağrısının medikal tedavilere cevap vermediği ve şiddetli olduğu için direk girişimsel blok yapma kararı aldık. İlk olarak iki taraflı greater lesser occipital
    blok yapıldı. VAS hemen 6-7’ye geriledi. Hastamızın karbamazepin tedavisine aynen devam etmek üzere 21 gün sonra kontrole çağırıldı.

    Kontrolde VAS 5-6’ydı. Nöbetleri azalmış ama yine ara ara nöbetleri oluyormuş. Bunun üzerine hastamıza graeter lesser occipital blok yanına supraorbital infraorbital trochlear sinir bloğu eklendi ve karbamazepin tedavisine aynen devam ederek 21 gün sonra tekrar kontrole çağrıldı. Kontrolde VAS 3-4’dü ve nöbetleri oldukça azalmıştı. Bunun üzerine girişimsel blokların ikiside aynen tekrarlandı ve tedavisi devam ederek 21 gün sonra kontrole gelmesi söylendi. Kontrolde VAS 0-1’di. Nöbetleri hiç olmamıştı. Burada girişimsel blokların ikiside aynen tekrar edildi ve tedaviye devam ederek 21 gün sonra kontrastlı kranial MR istenerek kontrole gelmesi istendi. Kontrolde hastamızın VAS’ı 0’dı, nöbetleri hiç olmamıştı ve çekilen kontrastlı kranial MR’da hiçbir patolojiye rastlanmamıştı ve sonuç normal bulgular olarak gelmişti.

    Bunun üzerine hastamıza hiçbir işlem yapmadan 6 ay sonra kontrole gelmek üzere taburcu ettik.

    Sonuç: Dirençli baş ağrısı tedavisinde girilimsel blokların önemli bir yeri olduğu ve böyle karşılaşılan dirençli baş ağrılarının tedavisi için diğer birimlerin bu girişimsel blok için hastaları algoloji polikliniğine refere etmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Yine bu girişimsel bloklarda da sempatik blok yapıldığı parasempatik aktivite olduğu ve buna bağlı vazodilatasyon olduğu ve hasarlı bölgede oksijen artımına sebep olduğundan dolayı beyin içindeki patolojinin düzeldiğini düşünmekteyiz.