Etiket: Tedavisi

  • ne zaman  antibiyotik ?

    ne zaman antibiyotik ?

    Enfeksiyonlar mikropların neden olduğu hastalıklardır. Mikroplar bakteri, virus ve mantarlardır. Antibiyotikler bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılmaktadır. Virus ve mantarların neden olduğu hastalıklarda etkili değildir. Viral hastalıklarda antiviral ilaçlar , mantarların oluşturduğu enfeksiyonlarda antifungal ilaçlar kullanılmaktadır.

    Ülkemizde antibiyotik tüketimi fazladır. Son yıllarda tüketim hızının arttığı ve antibiyotiklerin uygunsuz kullanıldığı görülmektedir. Antibiyotiklerin uygunsuz kullanımının ciddi bir yan etkisi vücuttaki koruyucu florayı bozarak patojen bakterilerin çoğalmasına neden olan ortamı yaratmasıdır.

    Çocuk hekimleri çoğu kez ebeveylerin telefonla hekime ulaştıkları ve 'Çocuğumun ateşi var, hangi antibiyotiği kullanmalıyım?' teklifi ile karşılaşmaktadır. Böyle bir teklifin mümkün olamayacağı ebeveynlere izah edilmeli ve hasta hekim tarafından muayene edilmedikçe ve gerekmedikçe antibiyotik kullanılmayacağı açıklanmalıdır.

    Çocuğun her ateşlenmesi antibiyotik kullanma endikasyonu değildir. Ateş ve diğer şikayetleri olan hastanın mutlaka bir hekim tarafından muayene edilmesi gerekir. Enfeksiyon tanımlandıktan sonra ancak doktor önerisi ile antibiyotik başlanmalıdır.

    Antibiyotikler bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılmalıdır.Viral enfeksiyonların tedavisinde antibiotik kullanma endikasyonu yoktur.

    Soğuk algınlığı, grip, boğaz akıntısı, bronşit, bakteriyel olmayan boğaz enfeksiyonlarında antibiyotik kullanılmamalıdır.

    Gelişigüzel antibiyotik kullanımından kaçınılmalıdır. Antibiyotikler doktor tavsiyesine uyularak belirtilen doz , doz aralığı ve sürelerde kullanılmalıdır. Önerilen süreden önce antibiyotik tedavisinin sonlandırılması yetersiz yanıta yol açtığı gibi , dirençli suşların oluşumuna neden olmaktadır.

    Antibiyotiklerin gelişigüzel kullanımının ciddi yan etkisi , antibiotiklere dirençli suşların gelişmesidir. Dirençli suşların gelişmesi enfeksiyon hastalıkların tedavisinde sorun yaratmaktadır. Örneğin ağızdan verilecek bir antibiyotikle tedavisi edilecek enfeksiyonlar direnç kazandıkları için uygulanan antibiyotik tedavisine yanıt vermemekte, bu durumda daha komplike ve pahalı ilaçlar uygulanmaktadır.

    Ülkemizde ilaç tüketimine ait veriler incelendiğinde antibiyotiklerin en sık tüketilen ilaçların başında yer aldığı görülmektedir .

    Bu tüketimlerin çoğu uygunsuz antibiyotik kullanılması ile birliktedir. Diğer taraftan tüketiminin yüksek olması antibiyotik direncinin yüksek olmasına yol açmaktadır.

    Sonuç olarak ne zaman ve neden antibiyotik kullanılması gerektiği hekim tarafından karar verilmeli , önerilen süreden önce antibiyotik tedavisini sonlandırmanın da akılcı olmayacağı konusu dikkate alınmalıdır.

  • Dilaltı damla/tablet aşı tedavisi (sublingual immünoterapi )

    Dilaltı damla/tablet aşı tedavisi (sublingual immünoterapi )

    Aşı tedavisi yaklaşık yüzyıldır uygulanan geçmişi oldukça eskiye dayanan bir yöntemdir. Bu dönemlerde aşı iğne ile doktorların kendi uyguladıkları solüsyonların koldan uygulanması ile yapılıyordu. Daha sonra el değmeden standard olarak hazırlanan solüsyonlar kullanılmaya başlandı.

    Ancak her iki durumda da iğne aşı tedavisi uygulaması sırasında hayatı tehdit edici alerjik reaksiyonlar (anafilaksi) görülmeye başlandı. Bu nedenle uygulamaların doktor kontrolünde acil müdahale yapılabilecek bir ortamda yapılması önerildi. Buna rağmen hem bu yan etki potansiyeli hem de çocukların her hafta ya da her ay aşı olmak istememesi gerek doktorlar gerekse hasta sahipleri tarafından bu uygulamanın tercih edilmemesine neden oldu.

    Bir süre aşı tedavisi alerjik astımda önerilmemeye başlandı, ancak altta yatan alerjinin tedavisi konusu eksik kalınca bu ihtiyaçtan hareketle dil altı damla aşılar geliştirildi. Son 20 yıldır alerjinin güncel tedavisi haline gelen dilaltı damla aşılarla çok iyi başarı elde edildi. Şu an iğne aşı ile etkinlik açısından bir farkı olmadığı hatta evde ailelerin kullanımına uygun güvenli bir tedavi olmasından dolayı iğne aşıdan üstün olduğu kanıtlandı.

    Son dönemde tüm Avrupa’da yapılan alerji aşı tedavilerinin % 60-70 oranında damla aşı şeklinde yapıldığı gözlenmektedir. Bu konuda son gelişmeler ışığında Avrupa’da alerji aşılarının tablet formlarının geliştirildiğini biliyoruz. Yakın zamanda ülkemizde de uygulanmaya başlayacağımız bu aşılar özellikle bahar aylarında polenlere maruz kalınması sonucu gelişen mevsimsel alerjik nezle ve alerjik astım tedavisinde yerini almaya başlamıştır. Kısa zaman sonra ev tozu akarlarına yönelik de dilaltı tablet formda aşı geliştirilmesi beklenmektedir.

  • Her yüz kişiden biri ya da beşi huzursuz bacak sendromu rahatsızlığı çekiyor..

    Her yüz kişiden biri ya da beşi huzursuz bacak sendromu rahatsızlığı çekiyor..

    Huzursuz Bacak Sendromu (HBS), uykudayken, otururken, yatar pozisyondayken bacaklarda hissedilen huzursuzluk, hareket ettirme ihtiyacı, uyuşma, karıncalanma gibi çoğunlukla tam olarak tanımlanamayan şikayetler yaratan bir rahatsızlıktır.”Bacaklarım karıncalanıyor”, “bacaklarım yanıyor”, “bacaklarım çekiliyor”, “bacaklarım atıyor” gibi cümlelerle yaşadığı sıkıntıyı anlatmaya çalışan hastaların her biri başka türlü tarif eder sıkıntısını…

    Bacaklardaki rahatsız edici his nedeniyle bacakların hareket ettirilmesi isteği, oturma ya da uzanma gibi istirahat zamanlarında ortaya çıkar. Ya da gece uyumak için yatağa girildiğinde..

    Bacaklardaki huzursuzluk, yanma, karıncalanma hissi, hareket ettirme ihtiyacı yüzünden hastalar bir türlü uykuya dalamaz, ayaklarını sürekli hareket ettirmek, yataklarından kalkıp dolaşmak isterler.. Ayaklarını soğuk suya tutarak, masaj yaparak, kalkıp kısa süre yürüyerek, ayaklarını gererek “anlık” olarak kısmen ya da tamamen düzelme sağlanabilir. Ama kısa bir süre sonra huzursuzluk tekrar başlar.

    HBS hastaları, TV seyrederken, misafirliğe gittiklerinde, uçak/otobüs yolculuklarında, sinema/tiyatro/konser süreleri boyunca aynı pozisyonda oturamazlar. Bir türlü uykuya geçemeyen, uykusunda bile istemsiz bacak hareketleri devam eden Huzursuz Bacak Sendromu hastalarının yaşam kaliteleri bu yüzden olumsuz olarak etkilenir. Ağrının hareketle azalması ve istirahat ile tekrardan başlaması HBS hastalığının “ayırıcı” özelliğidir.

    Genellikle ailede başka kişilerde de görülür. Her üç hastanın birinde HBS genetiktir. Kronik ilerleyici gidiş ve/veya periyodik kötüleşmeler saptanmıştır. Demir eksikliği (kansızlık), şeker hastalığı, böbrek hastalıkları, sinir sistemi hasarlarında, gebelikte görülse de hastaların yüzde doksan beşinde temel bir neden bulunamamaktadır. Romatizmalı hastalıklarla karıştırıldığı çok olur. Bu yüzden teşhisi bazen uzun sürebilmektedir.

    HBS, her yüz kişiden birinde – beşinde rastlanacak kadar sık görülen bir rahatsızlıktır. İleri yaşla birlikte, daha sık rastlanmaktadır. Altta yatan bir neden varsa (kansızlık, şeker hastalığı gibi) öncelikle onun tedavisi gerekmektedir. Sebebi belirsiz olan durumlarda ilaç tedavisi uygulanabilir.

    Huzursuz Bacak Sendromu’nun Biorezonans ile tedavisi mümkün

    HBS hastalarının büyük çoğunluğunda tetkikler buğday alerjisi saptamaktadır. Maskeli alerji sınıfına giren buğday alerjisi tedavisi sonunda huzursuz bacak sendromu da şaşırtıcı bir hızla ortadan kalkmaktadır.

    HBS’nin Biorezonans ile tedavisi majör allergenlerin (buğday, süt, yumurta, şeker..), ağır metallerin (kurşun, civa, teflon..), manyetik alan kirliliğinin (cep telefonları, bilgisayarlar..) ve vücuttaki enerji akışı blokajlarının tespit ve terapisinden ibarettir. Hastalara çıplak ayakla her gün 10 dakika toprağa temas etmesi önerilmektedir.

  • Grade 4 tümör için beyin biyopsisi nedir ve robotik cerrahi nasıl yapılır?

    Beyin tümörleri de, vücuttaki bütün tümörler gibi iyi huylu olanlardan kötü huylu olanlara doğru; genellikle de birden dörde kadar artan numaralarla sınıflandırılırlar. Bu sınıflandırma bazen çeşitli MR görüntülerine bakılarak yapılabilse de, genellikle en sağlıklı olarak ameliyatla çıkarılan tümörün veya beyin biyopsisi ile alınan parçaların; patoloji hocalarınca yapılan mikroskop incelemesi ile gerçekleştirilir. Tümörün iyi huylu mu yoksa kötü huylu mu olduğunun bilinmesi ise, hastanın gelecekte başına gelecekler konusunda aydınlatabilmesini sağlaması yanı sıra; daha önemli olarak tümörün tedavisi için tekrarlayan cerrahiler, radyoterapi yani ışın tedavisi ve kemoterapi yani ilaç tedavisi gibi seçeneklerin hangi sıra ile ve hangi dozda uygulanacağını saptamaya yarar.

    Beyin tümörü tespit edilen hastalarda çoğu zaman, yapılan tüm çağdaş görüntüleme tetkiklerine rağmen; tümörün cinsi hakkında güvenilir bir bilgi sahibi olunamamaktadır. Oysa bu bilgi; ameliyat mı yapılacak, yapılacak ameliyatın boyutları ve dolayısı ile riski ne olacak, ışın tedavisi verilecek mi, ilaç tedavisi yani kemoterapi verilecek mi gibi pek çok hayati soruyu cevaplayabilmek için mutlaka gereklidir. İşte bu tip hastalarda, tümörün cinsini ve özellikle de iyi huylu mu yoksa kötü huylu mu olduğunu anlayabilmek için; nispeten basit, az tehlikeli ve hastanın yaşam kalitesini etkilemeyecek cerrahi bir girişim ile beyindeki tümörden küçük bir parça almak gerekebilir. Bu parçanın patoloji hocaları tarafından incelenmesi sonucunda alınacak olan rapor, tedaviyi planlayan doktorların daha sağlıklı bir plan yapmasını sağlayacaktır.

    Robotik cerrahi ile kastedilen ise, robotlar tarafından yapılan ameliyat demek değildir. Burada cerrah, sayısı kimi zaman altıya ulaşabilen robotik kolları; kendi ellerine ek olarak kullanarak, ameliyatı daha büyük bir hassasiyetle yapabilmektedir. Yani robotun arkasında, robotun kollarını yönlendiren yine deneyimli bir cerrahtır. Beyin cerrahisinde ve omurga cerrahisinde ameliyat robotlarının kullanımı henüz çok sınırlıdır, robotların hantal yapısı ancak sınırlı birkaç ameliyatta kullanılabilmelerine izin vermektedir; ki bunlar beyin cerrahisinin ve omurga cerrahisinin yüzde birinden azını oluşturur. Ancak şunu hatırlatmakta da yarar görüyorum: Beyin ve omurga ameliyatlarında cerraha yol gösteren en çağdaş yöntemlerden biri olan Nöronavigasyon cihazları kullanılarak yapılan ameliyatlar da, kimi zaman hastalar tarafından yanlışlıkla; robotik cerrahi olarak ta isimlendirilebilmektedir.

  • Ameliyatsız bel fıtığı

    BAŞLANGIÇ HALİNDEKİ BEL FITIĞI’NIN AMELİYATSIZ TEDAVİSİ :

    Omurgalar arasındaki kıkırdak yerinden kaymış, ancak etrafındaki kapsülü yırtmamıştır. Omuriliğe veya bacaklara gelen sinirlere hafif baskı söz konusudur. Hasta bel ağrısından şikayetçidir. Tek taraflı veya çift taraflı bacaklara vuran ağrı olabilir. Ayaklarda kuvvet kaybı,refleks kaybı söz konusu değildir.

    Hasta da sadece bacak ağrısı varsa ve diğer bulgular görülmüyorsa genelde açık ameliyat tercih edilmez. Diğer tedavi yöntemlerini tercih etmek doğru olur. Ancak ortalama 45 gün tedavi edilen hastanın ağrıları azalmıyorsa “sadece bacak ağrısı” nedeniyle ameliyat kararı da verilebilir. Önemli olan ameliyat olmadan hastanın olabilecek tüm tedavi imkanlarını kullanmaktır. Her şeye rağmen hasta düzelmiyorsa elbette ki ameliyat gerekecektir.

    İLERLEMİŞ BEL FITIĞININ AMELİYATSIZ 100 GÜNLÜK TEDAVİSİ NEDİR?

    Son 4-5 yıla kadar ilerlemiş bel fıtığı tedavisinin sadece AMELİYATLA mümkün olabileceği düşünülmekteydi.. Ancak son zamanlarda bu konuda değişik fikirler ortaya koyulmuştur. Omurilik kanalına koparak çıkan kıkırdak dokusu şayet çok büyük değilse ve hastada kuvvet kaybı veya idrar kusuru yapmamışsa DOKTOR KONTROLÜNDE ameliyatsız tedavilerin uygulanması mümkündür. Çünkü,vücudumuz omurilik kanalına çıkan kıkırdağın ortalama 100 gün içinde tamamını veya bir kısmını eritme-yok etme gücüne sahiptir.Bu özellik kişiden kişiye değişmektedir. Vücut direnci yani bağışıklık sistemi yüksek olan insanlarda iyileşme daha net olarak görülebilmektedir.

    Omurilik kanalına çıkan kıkırdak parçası olmaması gereken bir yerde bulunduğundan vücut tarafından yabancı madde muamelesi görür ve vücut tüm gücüyle bu maddeye karşı savaş açarak tıpkı bir mikrop gibi yok etmeye çalışır.

    Bu konu çok hassas bir konudur. Kendi başınıza karar vermeniz mümkün değildir. Bu kararı ancak, tecrübeli bir beyin cerrahisi uzmanı verebilir.

    Bu karar için omurilik kanalına çıkan kıkırdağın büyüklüğü, sizde bıraktığı hasarların var olup olmadığı ve derecesi, ağrı durumunuz, kıkırdak parçasının yerleştiği yer, vs. hepsi ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Tecrübeli bir beyin cerrahı bu tür fıtığın iyileşip iyileşemeyeceğine kendi tecrübelerine dayanarak karar verebilir.Ancak,hasta için çok fazla zaman harcamak istemeyen ve sorumluluğunu almak istemeyen bir doktor en kolay ve kısa yolu yani ameliyat yapma yolunu seçebilir.

    Bu tedavi süresince de doktorun kontrolü altında olmanız gerekmektedir. Ve sıkı bir takip gerektirmektedir.

    Hasta için çok önemli olan 100 günlük süre içinde uygulanacak akıllı tedaviler ve bilinçli takip sonunda hastalarımızın büyük bir kısmı yine ameliyattan kurtulmuş olmaktadırlar.

    100 GÜNLÜK TEDAVİ

    Hastaya medikal ozon tedavisi+Tıbbi sülük tedavisi+ Manyetik alan tedavisi ve Kök hücre tedavisi uygulaması planlanır. Haftada 2 gün olmak üzere 10 seans uygulama yapılır. Bel fıtığı tedavi yöntemleri ameliyatsız Tedavi toplamda 5 hafta sürmektedir. Ayrıca 3 hafta arayla olmak üzere 2 kez kandan elde edilen kök hücrelerle tedavi uygulaması yapılmaktadır. Tedavi süresinde hastanın doktor tarafından çok yakından takip edilmesi gerekmektedir. Tedavi sürecinde muayene bulgularının ilerlemesi durumunda tedavi kesilerek ameliyat önerilebilir. Tedavinin amacı: Vücudun bağışıklık gücünü arttırmak ve omurilik kanalına düşen kıkırdak parçasının vücut bağışıklık sistemi tarafından eritilmesini sağlamaktır. Bağışıklık sistemi güçlü olan hastalarda kıkırdağın tamamına yakın kısmı eritilip yok edilebilir. Tedavi boyunca hastanın ağrıları düzenli bir şekilde azalıyor ve şikayetleri geçmeye devam ediyorsa ortalama 100 gün sonunda tekrar eski sağlığına kavuşabilir.

    ŞEHİR DIŞINDAN GELEN HASTALARIMIZ İÇİN TEDAVİ PROGRAMI

    Şehir dışından gelen hastalarımız için tedaviye pazartesi günleri başlıyoruz. Cuma gününe kadar toplam 5 gün tedavi yapıyoruz. Hastamız 4 gece Denizli de konaklamaktadır. Bu süre içinde 5 seans ozon tedavisi, 3 seans sülük tedavisi ve bir seans da kök hücre (CGF) tedavisi uygulamaktayız. Gerekirse tedaviye manuel tedavi seanslarını da eklemekteyiz.

    NEDEN AMELİYATTAN KORKUYORUZ?

    Bel fıtığı ameliyatlarından sonra yapılan hasta takiplerinde 10 yıllık süre içerisinde hastaların yarısına yakın kısmında bel fıtığı tekrarlamıştır. Tekrarlayan bel fıtığının tedavisi ise kolay olmamaktadır.

    Öncelikle,ikinci kez yapılan bel fıtığı ameliyatlarının zor ve olumsuz şartlar altında yapıldığını söylemek isterim. Birinci ameliyat sonrası sinir dokusunun etrafa yapışması ve bölgenin anatomik yapısının değişmesi nedeniyle,ikinci kez yapılan ameliyatlarda sinir kılıfının yırtılmasından,sinirin kopmasına kadar bir çok komplikasyonlar oluşabilmektedir. Hatta bazı vakalarda,ameliyat yerinde yapışıklık meydana gelmişse tedavisi daha da zor olmaktadır. Meslek hayatımda 8 kez bel fıtığından ameliyat olmuş ve hala iyileşmemiş hastalar gördüm.

    Bu nedenle bel fıtığında ameliyat kararını çok zor,tabiri caizse kılı kırk yararak vermekteyim. Bunu tüm hekim arkadaşlarıma da tavsiye etmekteyim.

    BEL FITIĞI İLAÇLA TEDAVİSİ

    Bel fıtığı mekanik bir olaydır. Yani omurgalar arasındaki kıkırdak yerinden çıkmış ve olmaması gereken bir yere doğru yayılmıştır. Burada yani sırtımızdan 10-15 cm. derinlikte ve üstelik omurilik kanalında oluşan bu kıkırdak kaymasına etki yapacak bir ilaç maalesef yoktur. Yani halk arasında düşünüldüğü gibi BEL FITIĞI İLACI YOKTUR. Bel fıtığına verilen ilaçlar sadece ve sadece ağrıyı kesmek ve sinirde oluşabilecek ödemi çözmek için verilir. Asıl mekanizmaya etkileri sıfırdır. Ağrı kesici ilacı alırsınız ve 8 saat kadar ağrınızı keser. Adale gevşetici ilaçların ise (tecrübelerime güvenerek söylüyorum) hiç bir önemi yoktur. Fıtığın iyileşmesine etkisi de yoktur. Yine bel fıtığı hastalarına verilen kortizon içeren ilaçlarda sinirde oluşan ve ağrıya neden olan ödemi gidermek için verilirler. Bazı durumlarda ısıtıcı kremler verilir. Bu kremler bel bölgesine sürülür. Bunlar o bölgede kan akımını arttırarak geçici olarak ağrı hissini azaltmaya yönelik etki yaparlar.

    **Dikkat: Bel fıtığı hastalarında kullanılan her türlü krem, yakı, yağda eritilmiş alabalık, vs.vs. bel fıtığını ortadan kaldırmaz.**

    ** Bel bölgesine yapılan masajın ve kaplıcaların fıtığı tedavi edici hiç bir etkisi yoktur. Yine bunlarda hastalığın belirtisi olan ağrıyı bir kaç saatliğine azaltmaya yönelik uygulamalardır. Tedavi yöntemi değildirler**

  • Parkinson ve sebebi

    Parkinson; 1817 yılında yaşayan bir doktorun adıdır. Dr.James Parkinson, bazı hastalarda görülen ellerde titreme, kaslarda kasılma, yürüme bozukluğu ve yüz mimik hareketleri bozukluğu ile seyreden bir hastalık tarif etmiş ve bu hastalığa PARKİNSON adı verilmiştir.

    SEBEBİ: Beyinde üretilen DOPAMİN adlı bir maddenin yetersiz salgılanması sonucunda oluşur. Yani bir Dopamin eksikliği hastalığıdır.Bu maddenin eksikliğine bağlı olarak hastalarda titreme, kaslarda tutukluk, ağırlık, hareketlerde yavaşlık gibi belirtiler ortaya çıkar. Hastalığın en tipik belirtisi daha çok istirahat halinde ortaya çıkan para sayar gibi bir titremedir. Bu titreme genellikle önce vücudun bir tarafında ön plana çıkmaktadır.

    Genelde 50 yaş üzeri erkeklerde sık görülür.Toplumda binde 3 oranında rastlanır. 65 yaş ve üzerindeki 300 kişiden birinde görülmektedir.

    PARKİNSON TEDAVİSİNDE SÜLÜK VE OZON KULLANIMI

    PARKİNSON HASTALIĞININ TAMAMLAYICI TIP YÖNTEMLERİ İLE TEDAVİSİ

    Parkinson tedavisinde esas olan beyinde üretimi azalan DOPAMİN maddesinin yerine konmasıdır. Bu tedavi klasik tıbbi ilaçlarla mümkün olduğu kadar yapılmaya çalışılmaktadır.

    Ancak, klasik ilaçların uygulanmasına rağmen bir çok hastada hastalık belirtileri ilerlemeye başlar. Klasik tıbbi ilaçlar devam ederken, diğer taraftan TAMAMLAYICI TIP TEDAVİLERİNDEN olan tıbbi sülük tedavisi, Medikal ozon tedavisi ,Manyetik alan tedavisi ve kök hücre tedavisi gibi tedaviler uygulamaya koyulursa hastalık belirtilerinde bir çok kişinin tahmin edemeyeceği kadar iyileşme olmaktadır. Resimde görülen hastamızda oldukça yoğun Parkinson hastalığı belirtileri mevcuttu. Kliniğimize ilk geldiği gün iki baston ve eşinin yardımıyla yürüyebiliyordu. Uyguladığımız tedavi sonunda yani, 6 hafta sonra bastonsuz yürümeye başladı.

    Tedavi, haftada iki gün yapılmaktadır. Toplam 5 hafta, yani 10 seans tıbbi sülük ve medikal ozon uygulaması yapılır. Ayrıca tedaviye manyetik alan uygulaması, hacamat ve kök hücre uygulaması eklenebilir. Tedavi programı hastanın muayenesinden sonra kesinleşmektedir.

    Şehir dışından tedavi için Denizli’ye gelecek olan hastalarımız için yoğunlaştırılmış tedavi programı uygulamaktayız. Tedaviye pazartesi günleri başlamaktayız. Hasta toplam 4 gece Denizli de ikamet etmekte ve cuma gününe kadar toplam 5 seans ozon ve 5 seans sülük uygulaması, 5 seans manyetik alan tedavisi, 1 seans hacamat kupa tedavisi ve 1 seans kök hücre tedavisi yapıldıktan sonra evine yollanmaktadır.

  • Ağrı

    Baş ağrıları günümüzde hastaların çok şikayetçi olduğu konuların başında gelmektedir. Baş ağrısını oluşturan bir çok neden söz konusudur. Ancak bu

    nedenlerin başında en fazla olarak görülen stress kaynaklı başağrıları
    olmaktadır. Ancak Başağrısının nedeni ne olursa olsun bu ağrıyı yaşayan
    insanların en büyük korkusu benim başımda kötü bir şey mi var endişesidir.
    Hasta bu konuda cevap almak isteyen konumundadır. Maalesef söylenmesi
    gereken bir durumda başağrısının %1 den az bölümünü kafa yapısı içersindeki
    bölümünü tümör kist gibi nedenler oluşturmaktadır.
    Başağrısı çeken bir hasta ağrısının özelliklerini doktoruna ayrıntılı bir şekilde
    anlatmalıdır. Başağrısı sebebin ortaya çıkarılmasında bu anlatım çok
    önemlidir.Çünkü tüm başağrısını oluşturan nedenlerin karakteristik özellikleri
    söz konusudur. Günümüzde başağrısı nedenlerinin başında da ağrı kesicilerin
    uygunsuz doktor kotrollerinin dışında kullanılması ve tüketilmesidir.
    Unutulmaması gereken uzun süreli ağrı kesici kullanımlarında ve uygunsuz
    kullanımlarında tedaviye drençli başağrılarının gelişebileceğidir.
    Migren denilen ağrılar kafa yapısı içersindeki damarsal yapılardan
    kaynaklanan ağrılardır. Migren ağrıları tür türdür. Ve migrenin karakteristik
    özellikleri olduğu gibi aynı zamanda migren türlerininde karakteristik özellikleri
    mevcuttur.
    Başağrısında en önemli konu hastanın kendini doktor karşısında ifade
    edebilmesidir. Ancak maalesef hastalarımızın ifade etmekte zorlukları
    bulunmaktadır.
    Başağrısı tedavisi nedene yönelik yapılmak zorundadır.Yani Başağrısını
    oluşturan neden ortaya konulmalıdır. Bu neden bazen birden fazla olabilmekte
    ve birbirini tetikleyici olarak karşımıza çıkabilmektedir. Nedenin birden fazla
    olması başağrısı türününde birden fazla olduğu anlamına gelebilmektedir. Bu
    hastalarda tedavi daha uzun süreli olmak zorundadır. Başağrısında
    hastaların bilmesi gereken birkez doktora gittim, başka başka doktorlara gittim
    fayda alamadım dan ziyade başağrısı sorununun hekim ile uyumlu bir çalışma
    sonucunda çözülebileceğine inanmaları olmalıdır. Böylece nedenlerin daha net
    ortaya konulması ve bu nedenlere müdahale edilmesi söz konusu olacaktır.
    VASKÜLİTLER
    Baş ağrılarının nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkarlar. Damar iltihabı
    olarak tercüme yapılabilir. Ancak bu iltihaplar mikrobik karakterden ziyade
    kimyasal tarzda iltihaplardır. Daha çok 20-40 yaşlarında bayanlarda
    gözükürler. Vucut direncini düşüren her hangi sebep neden olabilir. Tanı MR
    inceleme ile konmaktadır. MS en çok karıştırılan durumdur. Tedavisi ilaç
    tedavisidir ve başarılı sonuçlar alınmaktadır.
    OKSİPİTAL NÖRALJİ
    Baş ağrılarının sıklıkla görülen türlerinden biridir. Boyundn göze gelen şiddetli
    ağrı ile karakterizedir. Bulantı,terleme,kusma eşlik edebilir. Tedavisi ilaç
    tedavisidir.
    PSEUDO TÜMÖR CEREBRİ

    Başağrılarının nedenlerinden biridir. Kafa içi basıncın artmasıyla
    karakterizedir. Görme alanı kayıplarıyla başlar körlüğe kadar gidebilir. Tanı LP
    ile konur. Tedavi ile başarılı sonuçlar alınmaktadır.

  • Migren tedavisi botox

    Migren tedavisi botox

    Migren ve gerilim tipi baş ağrılarının tedavisinde BOTOX’un kullanımı, tamamen tesadüfi olarak; 1990 lı yıllarda bir KBB Uzmanı Dr. Binder’in kırışıklık tedavisi yaptığı hastalarında baş ağrılarının da geçtiğini tespit etmesiyle ortaya çıkmıştır. Yapılan araştırmalar ve uygulamalar ile BOTOX’un migren ve gerilim tipi baş ağrılarının şiddetini azaltmak ve atakların sıklığını ciddi miktarda azalttığını ortaya koymuştur. Günümüzde çok sık görülen, İnsana büyük sıkıntı ve eziyet veren, sosyal yaşantısından koparan ve ciddi bir iş gücü kaybına da sebep olan migren, nörologlar Algologlar tarafından teşhis edilmekte ve ilaç tedavisi başlanmaktadır. İlaç tedavisinden yarar görmeyen ya da sürekli ilaç kullanmak istemeyen hastalar, tedavi seçenekleri arasında artık BOTOX’u düşünebilirler. Sonuçta BOTOX da bir ilaç tedavisi olmakla birlikte 3-6 aylık etki etme süresi ve uygulanan hastalara daha genç bir görünüm elde etmesi sebebi ile ilaç tedavisine büyük bir üstünlük sağlamaktadır. Ayrıca, BOTOX ile çok başarılı sonuç alınmış hastalarda Botox’un sinir uçlarına etkisi değerlendirilebildiğinden bu hastalara, kesin tedavi imkanı sağlayan Migren cerrahisi de önerilebilmektedir.

    BOTOX’un migrene etkisi şu şekildedir: Migren’e neden olan sinir sıkışmaları, kaşların üstünde, burunun içinde ve ense bölgesinde, derinin altındaki sinirlerde meydana gelmektedir. Bu sinirler, alın germe ve kırışıklık tedavilerinde BOTOX ile gevşetildiğinden aynı anda migren de tedavi edilmiş olmaktadır. Yine bunun tam tersi olarak, migren tedavisi BOTOX ile yapılan hastalarda alın ve şakak bölgelerinde estetik anlamda genç bir görüntüye sahip olmaktadırlar ki bu da Botox’un diğer ilaç tedavilerine üstünlüğüdür.

  • Hipofiz bezi nedir?

    Hipofiz bezi nedir?

    Hipofiz, beynin alt tarafında bulunan, çeşitli hormonlar salgılayan ve vücudun diğer salgı bezlerini adeta orkestra şefi gibi yöneten fasulye büyüklüğünde bir bezdir. Hipofiz bezinden 8 farklı hormon salgılanır. Bu hormonlar vücuttaki diğer salgı bezlerinin de çalışmasını sağlar. Prolaktin (süt salgılayan hormon), büyüme, TSH (tiroid hormonu üretimini sağlar) ve ACHT (böbrek üstü bezini uyaran hormon) gibi önemli hormonların salgılanmasında görevi olan hipofiz bezi iyi huylu kistlere maruz kalabilir. Hormonların doğru çalışmasını engelleyen bu kitlelere hipofiz tümörü denir. Hipofizdeki tümörler kanser özellikli değildir.

    Hipofiz Tümörü Belirtileri

    – Baş ağrısı

    – Görme sorunları

    – Adet düzensizlikleri

    – İktidarsızlık

    – Kısırlık

    – Büyüme

    – Cushing hastalığı

    – Yorgunluk

    – Değişken ruh hali

    Hipofiz tümörünün neden olduğu şikayetler kitlenin basısı ya da salgıladığı hormon nedeniyle olabilir. Hangi hormonda bozulma varsa hastanın şikayetleri de o doğrultuda değişir. Örneğin prolaktin salgılayan hipofiz bezi tümörlerinde adet kanamaları durabilir ve memeden süt gelebilir. Erkeklerde ise cinsel isteksizlik, baş ağrısı ve görme kaybı gibi sorunlara yol açabilir. Büyüme hormonu salgılayan hipofiz tümörleri çocukların devleşmesine, yetişkinlerin ise el, ayak ve çenelerinin büyümesine neden olabilir. Adrenokortikotropik hormon salgılayan hipofiz tümörleri Cushing hastalığını ortaya çıkarabilir. Bu da kilo artışı, aşırı tüylenme, adet düzensizliği, yüksek tansiyon gibi belirtilere neden olabilir.

    Hipofiz Tümörü Tedavisi

    Hipofiz tümörlerinin tedavisinde ilaç, ameliyat ve ışın olmak üzere üç yaklaşım vardır. İlaç tedavisiyle aşırı hormon salgılanması kontrol altına alınabilir. Fakat ilaç bırakıldığında genellikle hormon salgılanması eski seviyeye döner. Bu yüzden hastanın ilacı hayatı boyunca kullanması gerekebilir. Ameliyatta ise amaç tümörün basısını kaldırmak ve kitleyi küçülterek ilave yapılacak ilaç tedavisinden daha iyi sonuç alınmasını sağlamaktır. Özellikle ACHT salgılayan hipofiz tümörleri mutlaka ameliyatla tedavi edilir. Büyüme hormonu salgılayan hipofiz tümörleri önce ameliyat edilir, eğer tam tedavi sağlanamazsa ilaç ya da ışın tedavisiyle desteklenir. Hiç hormon salgılamayan hipofiz tümörleri genellikle kitle etkisine bağlı görme kayıplarına yol açtıkları için öncelikle ameliyatla tedavi edilirler. İlaç tedavisiyle ve ameliyatla kontrol altına alınamayan ya da ameliyatla ulaşılması riskli görülen yerlerde bulunan tümörler ışın tedavisiyle tedavi edilir.

    Hipofiz Tümörü Ameliyatı

    Genellikle transsfenoidal yöntemle yapılır. Kafa tasında hiçbir kesi yapmadan, burundan girilerek gerçekleştirilen bu ameliyatın birçok avantajı vardır. Komplikasyon riski çok daha azdır, iyileşme süresi daha kısadır. Endoskopik ya da mikrocerrahi yöntemle yapılabilir. Küçük aletlerle burun deliğinden girilir ve sfenoid kemiğinin içinden tümöre ulaşılır. Beyne hiçbir şekilde müdahale edilmez. Bazı durumlarda transsfenoidal yöntem yetersiz kalabilir ve kafa tasının açılması gerekebilir.

  • Beyin cerrahisi

    Beynin ya da omurilik dokusunun içinden kaynaklanan veya ona dışarıdan basarak sorun oluşturan tümörlerin,beyin dokusunu ya da omuriliği besleyen damarların anevrizma (balonlaşma), arteriovenöz malformasyon, kavernom gibi rahatsızlıklarının, karotis stenozu dediğimiz boyun damarlarındaki darlıkların,doğumla birlikte olan meningomyelosel gibi sinir sisteminin oluşumu sırasında gelişen rahatsızlıkların,hidrosefali adı verilen ve kabaca beyin boşluklarındaki sıvının miktarının artışının,bel fıtığı başta olmak üzere her türlü omurga hastalıklarının,kafa ve omurilik yaralanmalarının,beyin damarlarının tıkanıklıklarının,beyin kanamalarının cerrahi tedavisi ile ilgilenir.

    Beyin Tümörleri

    Genel sınıflandırma

    Nöroşirurjinin önemli bir hastalık grubunu beyin tümörleri oluşturmaktadır. Genel olarak beyin tümörlerini malin (kötü huylu) ve benin (iyi huylu) olarak sınıflandırabiliriz.

    I-Malign Tümörler

    A-Glial Tümörler: Beynin en sık görülen tümörleridir. Beyin kanserlerinin çoğunu bunlar yapar. Kontrolsuz çoğalma özelliği olan hücreleri içerir. Hızla büyüyüp çevrelerindeki sağlıklı dokunun içine uzanır, çok nadir de olsa omuriliğe, hatta vücudun diğer organlarına da yayılabilirler. Evrelendirmesi dört grupta yapılır. Evre I ve Evre II “düşük evreli” olarak adlandırılırken, Evre III (anaplastik astrositom) ve Evre IV (glioblastoma multiforme) ise “yüksek evreli” kabul edilir. Bu gruptaki bazı diğer tümörler; ependimom, medulloblastom, oligodendrogliomdur. Sağkalım süreleri, patolojık evreleme, radyoterapi, kemoterapi alıp almama durumu, yaş ile ilişkilidir. Düşük evreli glial tümörlerde sağkalım süresi uzundur. Düşük evreli tümörler yüksek evreli tümörlere dönüşebilir. Yüksek evreli gliomlar için ortalama hayatta kalma şansı çok daha kısadır.

    B-Metastatik beyin tümörleri: Vücudun başka yerindeki bir tümörün beyne yayılması sonucu gelen tümörlerdir. En fazla akciğer, meme, kalın bağırsak, mide, cilt ya da prostattan kaynaklanırlar. Ancak bazen köken aldığı organ saptanamayabilir. Onkoloji kliniklerinde tanı konup, tedavi amacıyla yatırılmış hastaların %20-40’ında beyin metastazları görülmektedir. Bu oran tüm beyin tümörlerinin %10’unu oluşturur. Olanak varsa önce lokal anestezi ile yapılabilen stereotaksik cerrahi ile biyopsi alınarak kesin tanı konması tedavi seçimini kolaylaştırır.

    Kötü huylu beyin tümörlerinde tedavi seçenekleri; cerrahi girişim, biyopsi, ışın tedavisi, ilaç tedavisi ve radyo-cerrahidir. Tedaviye yanıt, tümörün köken aldığı odak, yayıldığı organ sayısı, metastatik lezyon sayısı, hastanın yaşı, ek hastalık bulunup bulunmaması gibi faktörlerle ilişkilidir. Bu nedenle sağkalım süreleri farklıdır.

    II-Benin Tümörler

    Bunlar genellikle kafatası içinde ama beyin dokusu dışında gelişen tümörlerdir. Meningiomalar, hipofiz adenomları, kraniofaringiomalar, dermoid ve epidermoid tümörler, hemanjioblastom, kolloid kist, subependimal dev hücreli astrositom, nörinomlar bu grubun en sık karşılaşılan lezyonlarıdır. Menengiomalar bu grubun önemli bir kısmını olusturur. Diğer organlardaki iyi huylu tümörlerin aksine, iyi huylu beyin tümörleri bazen hayatı tehdit edecek durumlara neden olabilirler. Bazıları (örneğin menengiomalar) nadir de olsa kötü huylu tümöre dönüşebilirler. Genellikle çevrelerindeki beyin dokusuna yayılım göstermedikleri için ameliyatla tam çıkarılabilme şansları yüksektir. Ancak az oranda da olsa yeniden ortaya çıkabilirler. Meningiomaların tümüyle çıkarılma durumunda bile 10 yılda %20’sinin tekrarlayabildiği, özellikle önemli bölgelere yapışık olanlarda cerrahi sonrası komplikasyonların olabileceği bilinmektedir.

    Belirtiler

    Beyin tümörü olan hastalar baş ağrısı, kusma, bulantı, görme bozukluğu, bilinç bozulması, havale geçirme, kol ve bacaklarda güçsüzlük, sinirlilik, iştahsızlık, işitmede azalma, unutkanlık, konuşma ve anlamada yetersizlik, yazamama, dengesizlik, el ve ayaklarda büyüme gibi yakınmalardan biri ya da bir kaçı ile başvurabilirler. Baş ağrısı (genellikle sabahları daha şiddetlidir) ve nöbet en sık görülen bulgulardır.

    Tanı Yöntemleri

    Klinik değerlendirme, bilgisayarlı beyin tomografisi (BT) ya da manyetik rezonans görüntüleme (MRG) tetkikleri ile genellikle tanı konur. Tümör sınırlarının ve özelliklerinin daha iyi tanımlanması amacıyla bu tetkikler kontrast madde verilerek te tekrarlanabilir. Kesin tanı, patolojik incelemeler sonrası konur. Tanıda yardımcı bazı tetkikler arasında doğrudan kafa grafileri, EEG, tüm vücut kemik sintigrafisi, hormon incelemeleri sayılabilir.

    Tedavi Yöntemleri

    Genellikle cerrahi olarak tümörün çıkarılması, beyin tümörlerinin neredeyse tamamı için ilk seçenek olarak düşünülmektedir. Az bir kısmında ise komplikasyon oranının yüksek olması nedeniyle kısmi çıkarım ya da radyoterapi ve takip önerilmektedir. Özellikle yüksek evreli glial tümörlerde tanı biyopsi ile kesinleştikten sonra tümör çıkarımı yerine radyo-cerrahi ya da kemoterapi (ilaç tedavisi) uygulanabilir. Beyin sapı yerleşimli benin lezyonların bir kısmı cerrahi olarak çıkarılabilir, bir kısmında ise radyo-cerrahi (Gamma knife, linear accelator=linac) uygulanabilir. Kısaca tümörün malinite derecesi ve yerleşim yeri, hastanın yaşı, genel durumu ve ek sistemik problemlerin varlığı, cerrahi karar vermeyi ve cerrahi olarak tümör çıkarımının sınırlarını belirler.

    Özetle; günümüzde beyin tümörlerinin tedavisinde genel olarak tümörün patolojik tanısına göre cerrahi, radyoterapi (ışın tedavisi), radyo-cerrahi ve kemoterapi (ilaç tedavisi) yöntemleri ayrı ayrı ya da birleşik olarak kullanılmaktadır.

    Cerrahi Sonrası Olası Komplikasyonlar

    Cerrahi sonrası olabilecek komplikasyonlar tümörün cinsi, yerleşim bölgesi, hastanın yaşı ve genel durumundan bağımsız değildir. Nöbet, şiddetli baş ağrısı, bulantı, kusma, kanama, mevcut nörolojik durumun daha da kötüleşmesi, görme, konuşma ve algılamada bozulma, hidrosefali, ekstremitelerde şişlik, kızarıklık, yara yerinin geç iyileşmesi, enfeksiyon, tromboemboli, bazı psikiyatrik sorunlar, olası ameliyat komplikasyonlarından bazılarıdır. Bu komplikasyonların çoğunluğu ameliyat sonrası tıbbi bakım ile düzelebileceği gibi bazıları (örneğin nörolojik durumun kötüleşmesi) kalıcı olabilir. Bu komplikasyonların bir veya daha fazlası aynı hastada gelişebilir. Ancak unutulmaması gereken en önemli nokta; beyinde bir tümör varlığında bu tümörün yarattığı sistemik problemler sıklıkla hayatı tehdit etmektedir.

    Takip ve Öneriler

    Tümör benin (iyi huylu) ise ve tamamı çıkarılmışsa genellikle ilk ve altı aylık kontrollardan sonra yılda bir kez kontrol yapılır. Malin (kötü huylu) tümörlerde ise beyin cerrahı, tıbbi onkolog (kanser ilaçları ile tedavi konusunda uzman), radyasyon onkoloğu (kanserin ışın tedavisi konusunda uzman), fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümlerinin de takipleri göz önünde tutularak kontrol zamanlarının belirlenmesi uygun olur. Kontrolda gerekli tetkiklerin taburcu olunduğu sırada yazılması, hastanın randevularını denkleştirmesini kolaylaştırır. Hastanın takip döneminde herhangi bir sorunu (baş ağrısı, nöbet, bilinç bozukluğu, kol bacakta güçsüzlük v.b.) olması durumunda tedavi olduğu kliniğe, acil servis ya da tedavi oldukları hekime başvurması gerekir.

    Bazı Tanımlar

    Benin: Kanser özelliği olmayan, tipik olarak yavaş büyüyen tümör.

    Biyopsi: Patolojik incelemede tümör tipini belirlemek amacıyla tümör dokusundan alınan küçük parça. Mümkünse açık cerrahi yerine stereotaksik cerrahi ile yapılması, daha az komplikasyona yol açabilir.

    Burr hole: Kafatasına açılan delik. Kemiği kaldırmak, kanama, abse boşaltmak ya da biyopsi amacıyla yapılmaktadır.

    ‘Grade’: Tümörlerin derecelendirmesinde ve bazı özelliklerinin belirlenmesinde kullanılan özel bir tanımlamadır. Örneğin ‘grade’ I, yavaş büyürken, ‘grade’ IV tümör ise en hızlı büyüme göstermektedir.

    Kemoterapi: İlaçların kanser tedavisinde kullanımı. Ağızdan ya da damar yolu ile verilirler =İlaç tedavisi

    Kraniyotomi: Kafatasında bir parça kemiğin çıkarılıp ameliyat sonunda tekrar yerine konması.

    Malin: Hücreleri kontrolsuz çoğalan tümörler (kanserler) için yapılan tanımlamadır.

    ‘Survey’: Hayatta kalma süresi =Sağkalım

    Radyoterapi: Radyasyon ışınları ile tümörün tedavi edilmesi =Işın tedavisi