Etiket: Tedavi

  • Fibromiyalji ve tedavisi

    Fibromiyalji sendromu (FMS), palpe edilebilen gergin kas bantında yer alan tetik noktalar aracılığıyla özellilkle boyun, omuz, sırt ve bel bölgelerine yansıyan ağrıyla karakterize bir sendromdur. Toplumda çok sık rastlanan bu sendrom, kas-iskelet sistemi ağrısının en yaygın nedenlerinden biridir. Genellikle kadınlarda daha sık olmakla birlikte her iki cinside etkiler. 30-40 yaşlar arasında daha sık olduğu bildirilmektedir.

    Nedeni tam olarak bilinmemekle beraber hastanın vücut duruşundaki anormallikler ağrıyı tetikleyebilir. Özellikle artmış servikal veya lomber lordoz, skolyoz, kötü baş pozisyonu gibi yapısal anormallikler ve duruşu etkileyen işler FMS’ye neden olabilir. Ağrı sürekli ya da aralıklı olabilir. Tetik noktaya dokununca şiddetlenir. Tetik nokta palpe edildiğinde, ağrı ya tetik nokta alanında olur ya da uzak alanlara yayılır. Her kasın tetik noktalarının kendine ait ağrı paterni vardır. Bu ağrı dağılımından ilgili tetik noktanın hangi kasa ait olduğu belirlenebilir. Ağrı ile birlikte hassasiyet, hareket açıklığında kısıtlanma ve/veya genel yorgunluk hali bulunabilir. Hastalar, yorgunluk, soğuk hava, aşırı egzersiz, hareketsizlik, duygusal gerilim ile şikayetlerinin arttığını ve sıcak, gevşeme, masaj, kasların hafif gerilmesi ve aeorobik egzesizlerle şikayetlerinin azaldığını ifade ederler.

    Tedavide ilk basamak doğru tanı koymaktır. Doğru tanı konduktan sonra tedavisi için birçok seçenek bulunmaktadır. FMS tedavisindeki amaçlar; ağrının giderilmesi, yeterli kas gücünün sağlanması ve tam hareket açıklığının sağlanmasıdır.
    Kuru iğneleme (akupunktur); FMS tedavisinde kullanılan yöntemlerden biridir. İğne, anormal fonksiyon gösteren kasları duysal ya da motor komponentlerini mekanik olarak bozarak etki gösterir. Tetik nokta hasarlanması yaparak o bölgede iyileşme sürecini başlatır. Daha önce yapılmış olan çalışmalarda kuru iğnelemenin miyofasyal tetik nokta inaktivasyonunda oldukça etkin bir yöntem olduğu belirtilmiştir.

    Tetik nokta enjeksiyonu FMS’de diğer bir etkin yöntemdir. Ağrılı noktalara ince iğneler ile lokal anestezik yada Botox enjekte edilmesi işlemidir. Lokal anestezik ile yapılan tetik nokta enjeksiyonunda hasta hızlı bir rahatlama hisseder, 4-5 seans uygulanması yeterli olmaktadır. Daha uzun süreli rahatlama için Botox enjeksiyonuda uygulanabilir. Bunun yanında fizik tedavi yöntemleri, gevşeme egzersizleri, antidepresan ilaç tedavisi, kas gevşetici ve basit ağrı kesici ajanlar da tedavide uygulanabilir.

  • Çocuk diş hekimliğinde sedasyon

    Çocuklarda henüz çürük ve ağrı oluşmadan diş hekimiyle tanışıp `sohbet ve kontrol` ziyaretlerinde bulunulması, toplumdaki diş hekimi korkusunun çocuklara geçmesinin önlenmesi bakımından çok önemlidir.

    Çocuğunuzu diş hekimine götürmeden önce yapılacak işlem hakkında bilgi edinmek en doğru yöntem olacaktır. Genelde dişlerde çok büyük çürükler oluşmadan ve şiddetli ağrılar başlamadan diş hekimine başvurmak tedavinin hem çocuk hem de hekim açısından daha kolay olmasını sağlar. Ancak, ” Doktor iğne yapmayacak ” diye ön yargı ile getirilen çocuğa hekim anestezi yapmak zorunda kalırsa, çocuğun hem size hem de hekime güveni kalmaz. Bu nedenle çocuğu tedavi konusunda doğru bilgilendirmek, korkusunu yenmek ve güvenini kazanmak açısından önemli olacaktır.

    Ebeveynlerin dikkat etmesi gereken bir başka nokta da “uslu durmazsan seni diş doktoruna götürürüm, o da dişini çeker” gibi söylemlerden kaçınmak ve diş hekimini korku unsuruna dönüştürmemektir.

    Bu nedenlerle;

    1) Çocuğun diş hekimine götürülmesi bir ceza anlamı taşımamalıdır. Tam aksine çocuğa diş hekimine severek gideceği bir ortam yaratılmalıdır.

    2) “Diş hekimine gitme” eylemi ile “çocuğun ağrı duyacağı” algısını yaratmamak önemlidir. Ancak, çocuğa ” Dişin hiç ağrımayacak” diyerek onu yanıltmak da sonraki tedavileri güçleştirir.

    3) Diş hekimi ile çocuğun iyi bir diyalog kurması, çocuğun korkusunu yenmesine yardımcı bir faktördür. Bunun için diş hekiminin sorduğu sorulara çocuğun kendisinin yanıt vermesine izin verin.

    “Eğer tüm bunlara rağmen çocuğunuzun diş hekimi korkusu aşılamıyorsa ve çürük tedavisini aksatmak istemiyorsanız “sedasyon veya genel anestezi ile diş tedavisi” uygulama yetkisi bulunan, konusunda deneyimli anestezi uzmanı ve diş hekimlerinin bulunduğu Ağız Diş Sağlığı Merkezlerinde, sedasyon veya genel anestezi altında diş tedavilerini yaptırmak mümkündür. “

    Sedasyon, çocuğunuzun diş hekimi ve diş tedavisi ile ilgili pozitif bir deneyim yaşamasını amaçlar. Burada kullanılan ilaçlar da anestezi ilaçlarıdır. Ancak genel anesteziye (narkoz) kıyasla hem dozları düşüktür, hem de kullanılan ilaç sayısı azdır. Sedasyonda kullanılan ilaçların dozu çocuğunuzun ihtiyacına göre belirlenir. Sedasyondaki uyku düzeyi genel anestezideki kadar derin değildir. Çocuğu hafif bir uyku durumunda tutmak diş tedavisi için çoğu kez yeterlidir. Sedasyonu narkozdan ayıran diğer özellik işlem süresince çocuğun kendi solunumunun devam etmesidir. Bu nedenle solunumu sağlamak için boğaza tüp yerleştirmeye gerek yoktur.

    Türkiye’de sedasyon ve genel anestezi uygulaması, yasal olarak yalnızca her türlü teknik ve ilaç donanımının olduğu ameliyathane şartlarında yapılabilir. Sedasyon ve genel anestezi işlemi anestezi uzmanı bir hekimle birlikte çalışılmasını gerektirmektedir. Diş hekimlerinin ve diğer tıp doktorlarının tek başlarına bu uzmanlık eğitimini almadan sedasyon uygulama yetkisi yoktur.

    Sedasyon Öncesi Ailelere Öneriler

    Çocuğunuzun sedasyon öncesi grip, nezle, öksürük, ateş şikayetleri varsa işlem ertelenebilir. Böyle bir durumda derhal hekiminizi arayınız.

    Çocuğunuzun işlemden önce 3,5-4 saat aç ve susuz kalmasını sağlayınız. Bu durum bulantı- kusma riskini azaltmak için hayati önem taşır.

    Diş hekimine gelirken çocuğunuzu rahatlatmak için sevdiği bir oyuncak veya battaniyeyi getirebilirsiniz.

    Size söylenen randevu saatinden 10-15 dakika önce klinikte bulunmaya özen gösteriniz. Bu durum çocuğun klinik ortamına alışması için zaman yaratır.

    İşlemden önce çocuğunuzun tuvalete gitmesini sağlayınız. Bazı durumlarda sedasyon sırasında altına kaçırma olabilir.

    İşlem günü çocuğunuza sıkmayacak, rahat ve kullanışlı kıyafetler giydirin.

    Mutlaka yedek bir kıyafet bulundurunuz.

    İşlemden sonraki erken dönemde çocuğunuzda uyku hali, sersemlik, hırçınlık, mızmızlık gibi durumların gelişmesi normaldir. Endişe etmeyiniz. Bu süreçte çocuğunuzu yalnız bırakmayınız ve gözlem altında tutunuz.

    Çocuğunuzun derlenme dönemini istirahat ederek geçirmesini sağlamaya çalışınız. Derlenme döneminde çocuğu sakinleştirici, yumuşak bir üslupla söylenen yüreklendirici sözler çocuğun daha sakin uyanmasını sağlar.

    Sedasyon yapılan gün için bol aktiviteli planlar yapmayın. O günü çocuğunuzun evde, sakin bir ortamda geçirmesini sağlayınız.

    Eve gittikten sonra doktorunuzun izin verdiği saatte (genellikle 1,5-2 saat sonra) önce sıvı gıdalar olmak üzere yeme-içmeye başlayabilirsiniz. Ilık ve yumuşak kıvamlı gıdalar beslenme için iyi seçeneklerdir.

    Size ters gelen, söylenenlerin dışında gelişen durumlarda doktorunuzla irtibat kurmaktan çekinmeyiniz.

  • Ozon mikrodiskektomi nedir?

    Diskolizis

    Bel ya da boyun fıtıklarını tedavi etmek amacı ile fıtığa neden olan omurlar arsındaki disklerin içersine ozon gazı verilmesi ile gerçekleştirilen işleme verilen addır. Bu işlem, tıbbi literatürde Ozon Diskolizis, Ozon diskektomi, ozon nükleolizis başlıkları altında sunulmaktadır. Aslında diskektomi deyimi tıbbi anlam olarak diskin kesilip çıkarılması işlemine verilen addır. Fakat ozon ile yapılan çalışmalar, bel ya da boyun fıtığı nedeni ile ameliyat olan hastaların sonuçlarına eş başarı sağladığı için “ ozon mikrodiskektomi “ ya da “ozon diskektomi” başlığı altında birçok makalenin konusu olmuş ve bu adla anılmaya başlanmıştır.

    Daha önceleri bel – boyun fıtıklarını tedavi etmek için kullanılan yöntemler arasında insan bünyesine en zararsız yöntem olarak güncel girişimler arasında yerini almıştır. Sadece İtalya ve İspanyada yılda 30 000 hasta bu yöntemle ameliyatsız şifa bulunaktadır. Hindistan, Çin, Japonya gibi ülkelerde ve Amerika da artık rutin tedaviler arasında yer almaktadır. Ülkemizde henüz emekleme safhasında olan bir girişimsel yöntemdir.

    Oksijeni 02 olarak biliyoruz OZON ise O 3 tür . Yani %99 oksijenden elde edilen bir gaz olup birçok hastalığın tedavisinde kullanılan aktif oksijendir. Ağrı tedavisinde de yaygın olarak kullanılmaktadır. Özellikle bel boyun ağrılarında ve kireçlenme tedavilerinde kullanılmaktadır ilaç uygulamalarından yarar görmeyen hastalarda çok iyi sonuçlar elde edilmektedir. Mutlaka deneyimli uzmanlar tarafından uygulanmalıdır. Neşter ve narkoza gerek duyulmayan fakat ameliyathane koşullarında ve görüntüleme cihazları eşliğinde yapılması gereken “ ameliyatsız “ bir tedavi şeklidir.

    Ozon ile yapılan bel-boyun fıtığı tedavilerinde mükemmel sonuçlar elde edilmektedir. Hasta narkoz almamakta işlem 5 dakika gibi çok kısa bir sürede gerçekleşmekte ve işlemden sonra hasta hemen evine yürüyerek gidebilmektedir.

    İşlemden hemen sonra fıtık ağrısı hemen geçmeyebilir birkaç gün beklemek gerekir. Genellikle tek uygulama yeterli olmaktadır, dirençli bazı vakalarda işlem tekrarlanabilir ve güvenli bir yöntemdir.

    Hangi hastalıkta uygulayalım

    Discolizis yani ozon diskektomi ilaç ve diğer konservatif tedavilerden yarar görmeyen hastalara uygulanması tercih edilir.

    Servikal disk hernisi

    Dorsal disk hernisi

    Lomber disk hernisi

    Lomber dejeneratif disk hastalığı

    Dejeneratif spinal kanal darlığı

    Ameliyat sonrası yapışılıklar ( postsurgical fibrozis )

    Faset sendromu ( bel-boyun kireçlenmeleri)

    Kimlere uygulanmaz

    Şüphelenilen gebelik

    Böbrek veya karaciğer yetmezliği

    Son miyokard infarktüsü

    Alkol, uyuşturucu ve psikotrop ilaç müptelaları

    Bir başka hastalık nedeni ile tedavi görüdüğü sürecte Doktorunun uygun görmemesi.

    Kan pıhtılaşma bozukları, Trombositopeni, Favizm, Kontrolsüz Hipertiroidi ve Hipertansiyon varlığı.

  • Ozonun kullanıldığı hastalıklar

    İyileşmeyen yaralarda; Diabet(şeker hastalığı) yaralarında, enfekte olmuş ve iyileşmeyen yaralarda, yatakta uzun süre yatmaya bağlı ortaya çıkan bazı yaraları(dekubitus ülserleri), dolaşım bozukluğuna bağlı bacaklarda ortaya çıkan ciddi yaraların tedavisi, ozon tedavisinin temel uygulama alanlarındanbiridir. Yara bölgesine kan akımını sağlayan kılcal damarları geliştirerek yara bölgesine gelen kan ve oksijeni artırmış olur. Aynı zamanda yara oluşmasına sebep olan bakterileri öldürerek tedavi sağlanır. Ayrıca çeşitli nedenlere bağlı cilt allerjileri, ekzamalar ozon tedavisine adaydırlar. Ayrıca ameliyat sonrası zor iyileşen yaralar ve yara izlerinde ozon önerilmektedir.

    Bel ve boyun fıtıklarında; direk fıtık içersine ameliyathane koşullarında verilerek bel ve boyun fıtıklarında %85-90 iyileşme sağlar. Ozon diskektomi denmeğe başlanmıştır. Ayrıca doku çevresine DİSCSAN denilen teknikle verilerek Fıtklar tedavi edilir.

    Kanserin tedavisinde ve önlenmesinde; Nobel ödülü sahibi bilim adamı Dr. Otto Warburg, kendisine Nobel ödülü kazandıran çalışmasında kanserin temel nedeni olarak oksijensiz yaşamı gösteriyordu. “Dr. Warburg’a göre vücuttaki ‘onkojen’ler stres, kirlilik, radyasyon yanında oksijensizlik gibi faktörlerle uyarılarak kanseri başlatabiliyor. ‘Kanserin tek ve nihai temel nedeni oksijensiz yaşamdır, yani ‘anaerobiosis’tir. Normal hücreler oksijene gereksinme duyarlar, oysa kanser hücreleri oksijensiz yaşayabiliyor. Oksijen eksikliği, kanserin yayılmasını kolaylaştırıyor. Kanser hücreleri, oksijen açısından zengin bir ortamda varlıklarını sürdüremediğinden, yeterli oksijen sağlanırsa, tümör dokusunun beslenmesinin bozulduğu ve tümör hücrelerinin öldüğü tespit edilmiştir. Ozon tedavisinin, direkt tümör hücrelerini öldürücü etkisi yanında tamamlayıcı olarak “bağışıklık sistemini güçlendirici, kemoterapi-radyoterapinin tümör üzerindeki öldürücü etkilerini artırarak tamamlayıcı tedavi olarak oldukça başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.Ozon aynı zamanda kanserin metastazını kolaylaştıran genleri de baskılamaktadır.

    Kalp damar hastalıklarında Ozon kanı incelterek ve damarları genişleterek kalp ve diğer dokuların aktif oksijenlenmesini sağlamaktadır.Oksijen daha rahat dokulara bırakılmakta hastaları kalp krizi riskinden ve oksijen eksikliğine bağlı ağrı ve doku hasarından korumaktadır. Kalp nakli bekleyen hastalar için ozonterapi kourtarıcı bir rol oynamaktadır. Ozon güçlü bir oksidan olduğundan yağları, kolestrolü eritir yani damarlarımızı temizler. Tansiyonumuzu normal hale getirir, kan basıncımızdaki günlük dalgalanmaları düzenli, stabil hale getirir.

    Kas, Eklem ve Romatizmal Hastalıklarda; Kemik deformasyonu gelişmemiş gonartrozlarda (eklem harabiyetleri), eklem içine yapılan ozon enjeksiyonları ile hem eklem içine hava yastığı oluşturacak, hem de eklem şişkinliğini azaltarak ağrıyı giderecektir. Ayrıca kıkırdak dokunun yeniden tamir edilmesini sağlar. Romatoid artrit gibi bağışıklık sisteminin sapması ile ortaya çıkan hastalıklarda bağışıklık sistemini regüle ettiğinden diğer medikal tedavilerle kombine edildiğinden dramatik iyileşmeler gözlenmektedir. Ayrıca yoğun adale ağrıları, yorgunluk, uyku bozuklukları ile seyreden ve çok yaygın rastlanan bir hastalık olan fibromiyaljide ozon başarılı tedavi yöntemlerinden biridir.

    Virüslerden kaynaklanan hastalıklar; AIDS, zona,uçuk gibi viral hastalıklarda virüsün vücuttan atılmasında, ozon bağışıklık sistemini güçlendirir. Aynı zamanda virüse direkt teması ile etkili olur. Böbrek fonksiyonlarının düzenlenmesinde,Ozon sauna ter bezlerini uyararak terlemeyi artırma yolu ile lenfatik sistemde birikmiş toksinleri, ağır metalleri, kimyasal maddelerin atılmasını hızlandırarak böbreğe yardımcı olur. Toksinleri etkisiz hale getirerek, deri, akciğer, böbrek ve bağırsak yolu ile atılmasını sağlar.böbrekten 24 saat boyunca çalışmasını gerektiren ağır metallerin boşaltım işini, saunada terleme yolu ile 15 dakikada yerine getirir. Bu nedenle doktorlar, ağır böbrek hastalarına ev tipi ozon saunasını önermektedir.

    Deri hastalıklarında;Ozon, virüs bakteri, egzama, sedef ve mantarları öldürdüğünden bunların sebep olduğu deri enfeksiyonlarını tedavi eder. Ter kokularını önler. Daha temiz, daha yumuşak yenilenmiş bir cilt sağlar. Bölgesel kan dolaşımını artırır. Kan, lenf ve deri hücrelerine nüfus eden ozon sayesinde dokuların iyileşmesi ve kendini yenilemesi hızlanır.

    Göz hastalıklarında ozon tedavisi;Yaşa bağlı dolaşım bozuklukları gözüde etkilemektedir. Gözde retina adı verilen görme merkezindeki ve optik sinirdeki harabiyetler çeşitli derecelerde görme bozukluğu oluşturmaktadır. Yapılan klinik çalışmalarda, ozon tedavi sonrası 6-8 ay içerisinde görmede iyileşmeler kaydedilmiştir. Tedavinin devam ettirilmesi halinde görme performansında artış gözlenmiş veya daha kötüye gidiş durdurulmakta olduğu saptanmıştır.

    Bağırsak hastalıkları;İltihaplı bağırsak hastalıklarında özellikle erken dönemde rektal ozon gazı püskürtülmesi şeklinde yapılan bölgesel uygulamanın çok yararlı olduğu kanıtlanmıştır.

    Kadın hastalıklarında;Tedaviye dirençli alt genital enfeksiyonlarda bakteri, mantar, virüs öldürücü etkisi ve hormanal durumu düzenleyici rolüyle etkili olur.

    Nörolojik hastalıklarda;Multiple skleroz, alzheimer, parkinson gibi gibi nörolojik hastalıklar ile Myotoni, Muskuler Distrofi veya Spastik çocuklarda kas-sinir hastalıklarında başarılı sonuçlar alınabilmektedir. Sağlıklı yaşlanmayı ve genç kalmayı sağlamak amacıyla; “Anti-Aging”bir başka değişle “geriye yaşlanma”bu yöntemin hedefi uzun yıllar gençliğinizi korumak ve dinç kalmayı sağlamak. Bu amaçla yapılması gereken çok şey var elbette. İşte bunlardan biri de “ozonterapi”ozon sayesinde oksijenin dokular tarafından daha iyi kullanımı sağlanır, bağışıklık sistemi harekete geçirilir. Bunu takiben vücudun kendi antioksidanları ve serbest radikallere karşı savaşan diğer hücreleri de aktive olurlar. Hücreler tıpkı insanlar gibi solurlar. Bunun için hücre seviyesindeki ortamda oksijen moleküllerinin bulunması şarttır. Yaşlanma nedeniyle uzun süredir yeterince oksijenlenmeyen hücreler ozon tedavisinden sonra artık fonksiyonlarını daha yüksek oranda gerçekleştirebilmektedirler. Fizik kapasitede azalma, yürüme güçlüğü ve baş dönmesi gibi belirtiler ile kendini gösteren beyindeki dolaşım bozukluklarında olumlu etkileri mevcuttur. Ozon uygulanan kişilerde yaşlanmayı önleyici etkilerin yanı sıra yaşam kalitesinin önemli düzeyde arttığı bilinmektedir.

    Selülit için ozon terapi (ozon sauna);Ozon farklı mekanizmalarla selülitte etkilidir. Ciltte biriken yağ asitleri ile etkileşerek yağ zincirlerinin kırılmasına ve vücuttan atılmasına neden olur. Ayrıca alyuvarların oksijen taşıma kapasitesini artırarak, kılcal damarlarda kan akımının düzelmesi ile yağ dokusu hücrelerinin metabolizmaları normal hale döner. Yapılan çalışmalarda, ozon terapinin selülitin geleneksel tedavisinden daha etkili olduğu ortaya çıkarılmıştır.Çok etkin bir yöntemdir.

    Kronik Yorgunluk Sendromunda Ozon Tedavisi; Çağımızın hastalıklarından biri kronik yorgunluk sendromudur. Bu hastalıkla kişiler yorgunluk gerektirecek bir iş yapmadığı halde kendini yorgun hissetmektedir. Hatta o gün hiç hareket etmediği halde sanki tonlarca yük taşımış gibi kendini bitkin hissederler ve kesinlikle kıpırdayacak güçleri bile kalmamıştır. Türkçe’de “canlı cenaze sendromu” olarak tanımlanan bu hastalık son yıllarda her geç gün daha çok sayıda insanı pençesine almaktadır. Tedavisi oldukça güçtür. Kronik Yorgunluk Sendromunda ozon önemli düzenlemeler sağlayabilmekte ve hücre seviyesinden başlayarak vücutta hastalığın yol açtığı kötü etkileri anlamlı düzeyde silebilmektedir.

    Stresle Mücadelede Ozon Terapi; Günlük yaşam mücadelesi, iş yoğunluğu, mesleki sıkıntılar, endüstriyel olarak hazırlanan gıda ürünleri, çevre kirliliği, nikotin, alkol, kahve, manyetik kirlenmeler, yanlış yaşam biçimi ve hatalı beslenme, hareketsizlik, hastalık ve enfeksiyonların her biri yaşamımızda başlı başına bir stres nedeni oluşturur. Hastalıkların ve enfeksiyonların tedavisinde etkili olurken, kirlilik ve vücudumuzda biriken toksinlerin atılmasını sağlar. Ayrıca stres hormonu olarak adlandırılan adrenalini vücut da yakarak stresimizi azaltır.

    Detoks (Toksinlerden Arınma) için Ozon Terapi; Soluduğumuz hava,yediklerimiz ve içtiğiz su, toksinler ve kirletici maddeler yavaşça vücudumuza girerler ve cildimiz vasıtası ile emilirler. EPA(ABD Çevre Koruma Ajansı) verilerine göre, yiyeceklerimizde 3000’den fazla kimyasal bulunmaktadır ve yetişkinler her yıl 1.81 kg. pestisiti(zirai ilaç artıkları)tükettikleri gıdalarla birlikte almaktadırlar. Yağ dokularımızda depolanan toksinler ve kimyasallar (tarım ilacı artıkları, suni kimyasallar ve gıda koruyucuları) yavaş yavaş sağlıklı doku ve hücreleri yok ederler ki bu durum hem bir çok hastalığın hem de yaşlanmanın sebebidir. Ozon uygulama yöntemlerinden biri olan ozonlu sauna ile bu birikmiş toksin ve kimyasal maddeler deri yolu ile atılır. Aynı zamanda dokuların oksijenlenmesi sağlanmış olur. Ozon sauna derinin üçüncü bir böbrek, ikinci bir akciğer sistemi gibi çalışmasını sağlar.

    Zeka ve Ozon Tedavisi; Birçok sebeple akciğerlerimizden kana geçen oksijen az olabilir ya da beyne giden kan akımı yetersiz olabilir. İşte bu durumlarda oksijen (ozon) tedavisi çok önemlidir. Kanın direkt oksijenlenmesini artıran ozon tedavisi en ideal ve doğal yoldur. Batı’da özellikle Almanya’da işadamları ve sporcular yoğun bir şekilde ozon tedavisi almaktadırlar. Sınava hazırlanan öğrencilerde kullanılan ozon konsantrasyonu ve belleği artırdığı, hafızayı güçlendirdiği gözlemlenmiştir. Oksijeni aynı zamanda “serbest radikal” denilen elektronlarını kaybetmiş zararlı maddelerin ortaya çıkmasına neden oluyor. Serbest radikaller bulundukları dokularla birleşerek onları fonksiyonlarını yapamaz hale getiriyor. Bu etki 30 yaşında başlıyor 40’lı yaşlarda artarak ilerliyor ve 50’li yaşlardan itibaren dramatik bir şekilde çoğalarak fark edilen bir yaşlanmaya ve pek çok hastalığın ortaya çıkmasına neden oluyor. Güçlü anti-oksidan sisteme sahip olmak oksijene dayalı bir yaşam için en temek gereksinimdir. Tek hücreli organizmalar bile eğer serbest radikallere karşı savunma mekanizması geliştirmemiş olsalardı hayatta kalamazlardı. Oksijenle yaşayan her organizma bu tehlikeyi etkisizleştirecek sistemlere sahiptir. Serbest radikallerin beyin işlevlerini yavaşlatıcı etkisi en iyi ozon tedavisi ile giderilebilir.

    Diş hekimliğinde diş çürüklerini önlemede ve yeni başlamış çürüklerde tedavi amaçlı olarak kullanılmaktadır. Cinsel Fonksiyonların Düzenlenmesinde; Ozon terapi alanlarda cinsel fonksiyonlarda artış gözlenmiştir. Özellikle stres ve de diyabet hastalarını erken dönemde görülen cinsel sorunlarının giderilmesinde oldukça etkili bir yöntemdir.

    Cilt bakımı ve güzelliği, vucudun sıkılaştırarak forma girmesi, diri bir görünüm kazanması, göğüslerde dikleşme, göbek çevresi ve gıdık yağlarının eritilmesinde etkinliği kanıtlanmıştır. Yorgunluğa bağlı gözaltı torbalarının ve morluklarnın giderilmesinde de başarı ile kullanılmaktadır.

    Ani işitme kayıplarında ve kulak çınlamalarında ozonterapi sayesinde umut verici gelişmeler vardır.

    Osteonekrozda yani herhangi bir nedenden dolayı özelliklede kemoterapi alanlarda kemik kanlanması ve beslenmesi bozulmaktadır. Bu alanda ozonterapi tedavi protokollerine girmiştir.

    Diyaliz hastalarının ozonlanmış kan ile tedavisinde umut verici gelişmeler vardır. Ani böbrek yetmezliğinde ozon hayat kurtarıcı bir rol alır.

  • Bel ve boyun fıtığı tedavisinde yeni uygulamalar

    Bel ve boyun fıtığı tedavisinde yeni uygulamalar

    BEL VE BOYUN FITIĞI TEDAVİSİNDE YENİ UYGULAMALAR
    Omurga ağrıları toplumun büyük bölümünü etkileyen en yaygın ağrı problemlerinin başında gelmektedir. Omurga kemikleri arasında, ortaya çıkan yükün taşınmasını kolaylaştırmak ve hareketlerde elastikiyet kazandırmak için disk denilen yastıklar bulunmaktadır. Bu disklerin çeşitli nedenler ile omurilik kanalından çıkan sinirleri sıkıştıracak derecede fıtıklaşmasına disk hernisi denilmektedir. Gövdenin ağırlığına en fazla maruz kalan saha, omurganın bel bölgesidir. Bu nedenle fıtık (herni) rahatsızlığı da en sık olarak omurganın bel bölgesinde ortaya çıkmakta ve “bel fıtığı” olarak adlandırılmaktadır. Omurganın en üst bölgesi olan boyun bölgesinde de aynı şekilde boyun fıtığına bağlı problemler ortaya çıkmakta ve boyun, omuz ve kol ağrılarına neden olmaktadır.
    Bel ve boyun bölgesinden kaynaklanan her ağrı fıtığına bağlı olmayabilir. Omurilik kanalını oluşturan kemiklerdeki kireçlenmeler, omurilik kanalındaki daralmalar veya geçirilmiş bir omurga cerrahisine bağlı kanal içinde ortaya çıkan yapışıklılar da bel ve boyun ağrılarına neden olabilen faktörlerdendir.
    Bu yüzden hastanın bir uzman hekim tarafından değerlendirilmesi ve gerekli radyolojik tetkiklerin de yapılmasından sonra teşhisin doğru konulması gereklidir. Doğru teşhis sonrası durumun ciddiyetine göre ilaç tedavisinden, cerrahi müdahaleye kadar uzayabilen geniş bir yelpazede hastanın tedavisi yapılmaktadır.
    Bel ve boyun fıtığına bağlı ağrılar genellikle sıkıştırılmış olan sinir kökü boyunca kollara yada bacaklara kadar yayılmaktadır. Ağrı duyusu sinirin baskı altında olduğunu ancak henüz kalıcı bir hasar oluşmadığını gösterir. Zaman içerisinde ağrının azalmaya başlamasıyla birlikte, etkilenen bölgede his kaybı veya kaslarda güçsüzlük gibi problemlerin ortaya çıkması ise, fıtığın sinire hasar verecek derecede büyüdüğünü düşündüren bulgulardır.
    Bacaklarda veya kollarda ortaya çıkabilecek ciddi derecede güç kaybı veya hissizlik durumunda, sinirlerin kalıcı hasara uğramaması için acil cerrahi müdahale gerekebilmektedir.
    Bu problemin ortadan kaldırılması için öncelikli olarak uzman hekimler tarafından muayene yapılmalı ve doğru teşhis konulmalıdır. Acil ameliyat seçeneğinin düşünülmediği uygun hastalarda, perkütan yöntemler dediğimiz, fıtıklaşmış disk içine ulaşmamızı sağlayan özel iğneler ile çok küçük boyutta kanallar oluşturularak, narkoza gerek kalmadan lokal anestezi altında yapılan kapalı ameliyatlar uygulanabilmektedir. Bunlar:
    1- Lazer diskektomi: Fıtıklaşmış disk bölgesinin direk lazer uygulanarak küçültülmesi.
    2- Discogel uygulaması: Disk içine jelleştirilmiş alkol uygulanması sonucu disk hacminin, dolayısıyla fıtığın küçültülmesi.
    3- Mikro dekompresyon: Diskteki fıtıklaşmış bölgenin içeriğinin mekanik bir sistem yardımıyla boşaltılması.
    4- Ozon nükleolizis: Disk içine ozon uygulanması.
    Uygulama nasıl yapılır?
    Tüm bu tedaviler, mikroptan arındırılmış ameliyathane koşullarında ve radyolojik görüntüleme eşliğinde yapılmaktadır. Hasta yüzüstü pozisyonda yatırılır. Girişim bölgesi mikroplardan arındırılmak için bir solüsyon ile silinir. Radyolojik olarak bel fıtığı olan bölge işaretlenir. Hastanın bel bölgesine lokal anestezik ilaç yapılarak girişim sahası uyuşturulur. Hedeflenen disk içine özel bir kanül yerleştirilerek, uygun görülen tedavi yöntemi uygulanır. Girişim sonrası hasta 1 – 2 saat gözlem altında tutulur. Ardından, yürüyerek evine gönderilir. Sonraki 1 hafta süresince iyileşmenin daha hızlı olabilmesi için, hastanın bel bölgesinde ağırlık oluşturabilecek işlerden kaçınması önerilir. 4 haftalık kontrol süresi sonunda, klinik düzelmenin derecesine göre işlem tekrarlanabilir.
    Kapalı yöntemle yapılan bu tedavilerin en büyük avantajı, narkoza gerek kalmadan lokal anestezi ile uygulanmaları, girişim sonrası hastanede yatmaya gerek kalmadan hastaların yürüyerek evlerine gidebilmeleri ve açık ameliyat sonrasında fıtık bölgesinde ortaya çıkabilen yapışıklıkların, bu tedaviler sonrasında söz konusu olmamasıdır.

  • Kanser ağrısı ve tedavisi

    Kanser ağrısı ve tedavisi

    KANSER AĞRISI
    Dünyada her yıl 8 milyon kişi kansere yakalanmakta, 5 milyona yakın kişi de kanser nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Kanser türüne bağlı olarak bu hastaların ortalama % 80’ i ciddi ağrı çekmektedir. Her gün yaklaşık 4 milyon kişinin sadece kanser nedeniyle ağrı yakınması olduğu tahmin edilmektedir. Hasta ile birlikte ve hasta yakınlarını da göz önüne alındığında, kanser ağrısının dünyanın en önemli ve yaygın sağlık sorunlarından biri olduğu ortaya çıkmaktadır.

    Kanserde ağrı nedenleri
    Kanser vakalarının çoğunda ağrı tümörün kendisinden kaynaklanmaktadır. Kanserli dokunun çevre dokulara büyüyerek ve tahrip ederek ilerlemesi ağrıya neden olabilir. Bu ağrı kanserli dokunun kendisinden kaynaklanabileceği gibi, tümör hücrelerinin etrafındaki dokulara yayılması (metastaz) sonucu da olabilir. Tümör büyüme eğilimde ise çevredeki sinirlere, kemiklere ve organlara ciddi baskı yaparak ağrıya neden olur.
    Ağrının nedeni yalnızca mevcut tümörün kendi büyümesinden kaynaklanan bir durum değildir. Aynı zamanda kanser hücreleri ve dokuları tarafından salgılanan çeşitli kimyasal maddeler de şiddetli ağrı duyulmasına neden olabilirler. Bu yüzden kanser ağrısı tedavisinde tümörün küçültülmesine yönelik girişimler birinci önceliktedir.
    Kanser tedavisi için kullanılan kemoterapi, radyasyon ve cerrahi yöntemler de kanser ağrısına neden olabilen diğer faktörlerdir. Cerrahinin kendisi ağrılı bir işlem olup, cerrahiye bağlı ağrılar zaman içinde azalabilir ve geçebilir. Radyasyon tedavisi ise uygulandığı bölgede yanık benzeri ağrılara ve dokularda ağrılı skar oluşumlarına neden olabilir. Kemoterapide kullanılan ilaçlara bağlı olarak da, sinir hasarına kadar varabilen bazı yan etkiler görülebilmektedir.

    Kanser ağrısı nasıl tedavi edilir?
    Kanser ağrısı tedavisinde çeşitli yöntemler uygulanır. En önemlisi ağrıya neden olan faktörün ortadan kaldırılmasıdır. Bu da, doğru bir cerrahi müdahale, kemoterapi ve radyasyon tedavilerinin uygulanmalarıdır. Eğer bu tedaviler yapılamıyorsa veya yetersiz kalıyorsa, ağrı kesici ilaçlar ve girişimsel ağrı tedavisi yöntemleri uygulanabilir. Ağrı kesici ilaçlar Dünya Sağlık Örgütü’ nün açıkladığı merdiven sistemiyle uygulanmaktadır.
    Hastanın hafif şiddette ağrısı oluğu durumlarda basit ağrı kesiciler olarak tanımlanan aspirin, parasetamol gibi ilaçlar kullanılr.
    Hastanın orta şiddette ağrı olduğu durumlarda zayıf opioidler denilen daha kuvvetli ağrı kesici etkileri olan ilaçlar kullanılır.
    Hastanın çok şiddetli ağrı yakınması olduğu durumlarda ise en kuvvetli ağrı kesiciler olan morfin türü ilaçlar kullanılır.
    İlk üç basamaktaki tedaviler ile düzelmeyen ağrı durumlarında, girişimsei ağrı tedavisi yöntemleri uygulanır.
    Bu ilaçların ağız yoluyla alınmaları mümkün olduğundan, hasta için kullanım kolaylığı sağlamaktadırlar. Ancak inatçı ağrılarda gerekli görülmesi durumunda bu ilaçların damar yoluyla, rektal yolla veya cilde yapıştırılan flasterler şeklinde uygulanmaları da mümkündür.
    Yukarıda tanımlanan ilaç tedavileri ile ağrı tedavisi yetersiz kalıyor ise, özel girişimsel ağrı tedavisi yöntemleri uygulanabilir. Bunlar çeşitli sinir blokları ile ağrının beyine iletilmesini engelleyen tedavi yöntemleridir. Bu tedaviler arasında en yaygın olarak kullanılanlar, omurilik bölgesine yerleştirilen kateter, port veya pompa gibi sistemlerle ağrı iletiminin kesilmesi ya da etkilenen sinir bölgelerine uygulanan ileri ağrı tedavisi yöntemleri ile sinirlerin kalıcı olarak duyarsızlaştırılması yöntemleridir.
    Tüm bu ağrı tedavisi uygulamaları ile kansere bağlı ağrıların % 90’ a yakın oranda tedavisi mümkün olabilmektedir.

  • İlaçsız migren tedavisi

    İlaçsız migren tedavisi

    “Migren tedavisinde temel hedefimiz, hastalara ilaçsız, ameliyatsız, uzun süreli bir iyileşme sağlamak ve yaşam kalitesi yükseltmektir”

    Yıllardır hekimler; Migren tedavisinde belirti olan ağrılara değişik ilaçlar kullanarak tedavi etmeye çalışılıyor, fakat bu ilaçlar hastalığın nedenine yönelik olmadığından, migrene kesin çözüm olmuyordu.

    Ağrılar hep tekrarladığından ağrı – ilaç kısır döngü oluşur, hastalar ömür boyu bu ilaçları kullanmaya mahkumdu..

    İlaçlar uzun müddet kullanıldığı için hastalarda ilaç bağımlığı, mide ülseri ve diğer rahatsızlıklar oluşuyor, böylelikle hastalar her yönde fazladan bedel ödemek zorundaydı.

    2010 yılı, Alman migren araştırma merkezi 504 migren hastası üzerinde yapılan araştırma ve takip sonucu; Migren hastalığı ile atlas omurga arasında çok yakın ilişki içinde olduğunu veriler ile ispatlamıştır. Bu sonuç, migren tedavisi açısından şaşırtıcı sonuçlar elde edilmesine sebep olmuştur.

    Raporda, Klasik tıp veya geleneksel tedaviler ile elde edilen sonuçlarla karşılaştırıldığında kesinlikle dikkat çekici olduğu, bugüne kadar başka hiçbir tedavi benzer sonuçlar elde edilmemiş olduğunu belirtmiştir.

    Dolaysıyla, migren tedavisinde belirti olan ağrılara değişik ilaç kullanarak ağrıları bastırmak yerine ilaç kullanmaksızın migren hastalığına neden olan atlas omurgayı düzelterek hastalığı tedavi etmek gereklidir.

  • Yaşlıda ağrı

    Yaşlılarca en çok dile getirilen sorunlardan biri olan ağrı; duysal bir uyarı veya sinirsel bir hasara bağlı olarak ortaya çıkan ve kişinin hafızasına, beklentilerine ve duygusal yapısına göre değişiklikler arz eden karmaşık bir süreçtir.

    Yaşlılarda bildirimi yapılmamış ve tıbbi kayıtlara geçmemiş hastalık oranı oldukça yüksektir, çünkü yaşlılar veya yaşlı yakınları pek çok belirtiyi yaşlılık için doğal sayarak sağlık kuruluşlarına başvurmamaktadırlar. Buna rağmen yaşlılarda ağrı görülme oranının oldukça yüksek olduğu bilinmektedir.

    Yaşlılar kronik (süregen) ağrı açısından da önemli bir risk grubunu oluşturmakta ve bu yaş grubunda ağrı ciddi sorunların ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Bu sorunların başında depresyon, anksiyete (bunaltı), sosyal izolasyon, uyku bozuklukları, ambulasyon-hareket sorunları dikkati çekmekte ve sağlık hizmetlerinin kullanımında ve tedavi maliyetlerinde belirgin artışlar olmaktadır. İnatçı ağrının yaşlılarda yürüme bozukluklarını artırdığını, rehabilitasyon çalışmalarını yavaşlattığını ve ağrıya yönelik olarak kullanılan ilaçların da pek çok yan etkiye neden olduklarını göz önünde bulundurmak gerekmektedir.

    Yaşlılarda ağrıya yönelik tedavi seçenekleri ilaç tedavisinden girişimsel ağrı tedavisine kadar değişen yelpaze içindedir. İlaç tedavisinde uygun ilacın seçilmesi, kısa etkili ilacın tercih edilmesi, bir defada bir tek ilacın reçete edilmesi, tedaviye düşük dozlarda başlanması, dozun gerekiyor ise kontrollü olarak ve yavaş artırılması, ilaç yan etkilerinin bilinmesi, ilaç kombinasyonlarının yan etkilerinin bilinmesi, ilaca gerektiği süre kadar devam edilmesi önemlidir. Ağrının kontrol edilmesine yönelik olarak kullanılan pek çok ilaç mevcut olmakla birlikte bazılarının özellikle yaşlı hastalarda kullanımı önerilmemektedir; hekimlerin özellikle bu ilaçlar ile ilgili konularda donanımlı olmaları gerekmektedir.

    Özellikle yaşlılarda omurganın da yaşlanmasına bağlı bel-bacak ağrılarıda sık görülmektedir. Bel bölgesinde daha çok hissedilen ağrı omurganın faset eklemlerindeki bozukluğa bağlıdır. Faset eklemine yapılacak radyofrekans akım uygulaması ile belde lokalize ağrı giderilebilmektedir. Belden bacağa doğru yayılan ağrı ise çoğunlukla bel fıtığına bağlı sinir sıkışması ağrısı olup bu sinirin üzerine uygulanacak pulsed radyofrekans akım tedavisi ile hastalar ağrısız kalabilmektedir. Yaşlılarda yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyen ağrı sorununa yaklaşım bilimsel ve gerçekçi bir değerlendirme ile tedavinin de multidisipliner bir yapılanma içinde gerçekleştirilmesi şeklinde olmalıdır.

  • Migren pili

    Migren yaşam kalitesini ciddi olarak bozan ve toplumda yaygın olarak gözüken, başağrısı ataklarına çogunlukla bulantı, kusma, ışık ve ses hassasiyetinin eşlik ettiği hastalıktır. Migren tedavisinde hedef hem akut atak sırasında ağrının azaltılması hemde oluşabilecek atakların sayılarının azaltılmasıdır. Tanı konmamış veya tedavi olmayan pek çok kişinin yanında, tanı konulup hem atak önleyici hem de atak sırasındaki ağrı kontrolü amacıyla çok çeşitli ilaçlar almalarına rağmen ağrıları geçmeyen migren hastaları çoğunluktadır. Bu nedenle Tıp dünyası özellikle Batı Tıbbı, migrene çare bulmak amacıyla son yıllarda çalışmalarını hızlandırmıştır. Bu çalışmalar sonucunda migren tedavisinde ağrı pili (occipital nevre stimulation) uygulaması FDA onayı alarak BAŞAĞRISI TEDAVİ KILAVUZU’na girmiştir. Migren tedavisinde ağrı pili uygulaması şu şekilde yapılmaktadır: Migrenden sorumlu başın arkasında ense tarafında bulunan bir sinir üzerine bir elektrod yerleştirilir ve bu elektrodun uç kısmı ağrıyı kesecek akımı üreten bir jeneratör yani pil ile birleştirilir. Sistem tamamen dışarıdan görülmeyecek şekilde cilt altına yerleştirilir. Hasta migren ağrısı başladığında dışarıdan bir kumanda ile pili aktif hale getirerek ağrısını azaltabilmektedir. Ağrı pili uygulaması sonucunda birinci ayda ağrı ataklarında %50 azalma ve ikinci ayda ise %80 azalma beklenmektedir.

  • Omurilik ağrı pili

    Omurilik ağrı Pili (Spinal kord stimülasyonu)

    Bel ve boyun fıtığı ameliyatları sonrasında bazı hastalarda omurga kanalında bir takım yapışıklıklara bağlı olarak şiddetli bir şekilde bacak ve bel ağrısı görülür. Bu hastalar bel fıtığı ameliyatından sonra ağrılarının geçmemesi üzerine tekrar tekrar bel cerrahisi geçirmek durumunda kalırlar. Her bel fıtığı cerrahisi yeni bir yapışıklık ve devamında da ağrının daha da artmasına neden olmaktadır. Bu hastalarda algolojik tedaviler, fizik tedavi, ilaç vb. bir takım tedavi yöntemleri çare olmazsa, hastanın omurga kanalına pil yerleştirilerek, “Spinal kord stimülasyonu” uygulanır. Diğer bir hasta grubu ise buerger hastalığı başta olmak üzere damar tıkanıklığına bağlı ayak ve ellerinde yarası ve ağrısı olan hastalardır. Omuriliğe konulan pil ile sağlanan elektrik akımı yani spinal kord stimülasyonu damarların genişlemesini de sağladığından yaraların iyileşmesine de katkıda bulunmakta ve ek olarak da ağrıyı azaltmaktadır.

    Spinal Kord Stimülasyonu Nasıl Uygulanır?

    Hastanın omurga kanalına (epidural bölgeye), lokal anestezi altında uyarılabilinen özel bir elektrot teli yerleştirilir. Ufak bir cerrahi müdahale sonucunda hastanın cilt altına bir pil yerleştirilir ve omuilik içine yerleştirilmiş elektrotun ucu ile birbirlerine bağlanır. Bu pilin omuriliğe düşük voltajlı elektrik akımı verilmesiyle sinir iletimi yani ağrının iletilmesi engellemiş olurki bu aynı zamanda ağrının baskılanması demektir. Yani doğrudan omurilikteki sinir liflerini uyararak, ağrının beyine ulaşmasını engellenmiş olur. Pilden omuriliğe giden elektrik akımının şiddetini hasta, kendi kontrol edebildiği uzaktan kumanda cihazı ile ayarlayabilir.Kronik ağrı tedavisinde uygulanan ağrı iletiminin fiziksel olarak kesildiği tekniklere göre geri dönüşümlü olması ile üstünlük taşır. Bu yöntemle son derece başarılı sonuçlar elde edilir. Omurilik pili yöntemi pahalı bir yöntem olduğu için, diğer tüm tedavi yöntemleri uygulanıp yeterli başarı elde edilmediğinde kullanılması gerekmektedir.

    Kimlere spinal kord stimülasyonu yapılabilir?

    Yöntemin başarısı için hasta seçimi çok önemlidir. Ağrı şikayetleri çok sık ve şiddetli olmalı, diğer tedavi yöntemlerinden yeterli yanıt alınmamış olmalıdır.

    Omurilik zedelenmesine bağlı ağrılar,

    Kol ve bacak kesilmesi (amputasyonu) sonucu ortaya çıkan fantom ağrısı,

    Şeker hastalığı gibi nedenlerle ortaya çıkan periferik nöropati ağrısı,

    Dolaşım yetmezliği nedeniyle oluşan periferik damar hastalıklarına bağlı ağrılar,
    Bel ya da boyun bölgesinde ameliyat sonrası oluşan yapışıklıklara (fibrozise) bağlı sinir kökü basıları,

    omurga pilinin en çok uygulandığı hastalıklardır. Son yıllarda spinal kord stimülasyonu

    angina pektoris (kalp hastalığına bağlı göğüs ağrısı) tedavisinde dekullanılmaktadır. Tedaviye

    dirençli migren tedavisinde oksipital sinire elektrod yerleştirerek pil uygulaması ise migren

    ağrı tedavisinde çığır açmıştır.

    Sonuçlar nasıldır?

    Birçok araştırmacıya göre başarılı sonuç oranı % 48-75 arasında değişmektedir. Yöntemin uzun süreli takibine ait, iskemik ağrıda %80-90, nöropatik ağrı da ise ortalama olarak % 50 başarılı sonuçlar alınmıştır.