Etiket: Tedavi

  • Omurga rahatsızlıklarının tedavisinde yenileyici enjeksiyon

    Omurga hastalıklarının tedavisinin, zamanında ve etkin bir şekilde yapılmaması, yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürür. Bu kişilerin zaman içinde; ağrı kesicilere bağımlı, bedensel zayıflıktan dolayı sosyal çevresi ve günlük aktiviteleri kısıtlı, kronik depresyon yaşayan kişilere dönüşmesi mümkündür.

    Omurga Hastalıkları Nasıl Tedavi Ediliyor?

    Omurgayı saran bağ dokusunun, zaman içinde duruş bozukluğu, kilo alma ve yanlış hareket gibi nedenlerden ötürü yıpranması sonucu kişinin hayatını bütün yönleriyle etkileyen hastalıklara zemin hazırlanmış olur. Omurga hastalıkları arasında; skolyoz, kifoz, omurga düzleşmesi, boyun ve bel fıtığı, omurganın dejeneratif hastalıkları, bel kayması ve spinal dar kanal, omurga kırıkları, omurga tümörleri, omurga enfeksiyonları sayılabilir. Omurga hastalıklarının ilk ve en yaygın belirtisi ağrıdır. Kemik, eklem, bağ dokusu ve sinir yapılarının etkilenmesi (yıpranması) sonucunda ağrı oluşabilir. Ağrının şiddeti, hissedildiği yer, ağrının özelliği (delici / batıcı, yanıcı, künt..vs), ağrıyı artıran ve azaltan durumlar ortaya konur ve ayırıcı tanıya gidilir. Ağrıya kas spazmı, hareket kısıtlılığı ve postür bozukluğu eşlik edebilir. Günümüzde ağrıyla seyreden omurga hastalıklarında ağrı kesici ve kas gevşeticiler başta olmak üzere, depresyon ve epilepsi ilaçları yaygın olarak kullanılmaktadır. Bazı durumlarda hastaya uzun saatler takmak üzere korse önerilir. Fizik tedavi, manuel terapi, akupunktur..vs teknikler kas spazmını ve postürü iyileştirmeye yönelik denenebilir. Skolyoz, ileri derecedeki kifoz, kök basısı yapan bel ve boyun fıtıkları, dar kanala neden olan bel kayması durumlarında ise cerrahi tedavi uygulanır.

    Yenileyici Enjeksiyon Omurgayı Nasıl Tedavi Ediyor?

    Yenileyici enjeksiyon tedavisi ile omurganın postür ( duruş ) bozukluğu ve ağrı ile seyreden rahatsızlıklarına uzun ilaç tedavilerine ve cerrahi müdahaleye gerek kalmadan çözüm üretmek mümkündür. Skolyoz ve kifozun erken yaşlarda ameliyatla düzeltilmediği kişilerde veya korse ile takibi yapılan kişilerde yenileyici enjeksiyon yönteminin uygulanabilir, uygun egzersizler eşliğinde de ağrı kontrolü sağlanır.

    Hastalık Kaynağından Tedavi Ediliyor

    Yenileyici enjeksiyon tedavisinin en büyük farkı, hastalığı kaynağına inerek tedavi etmesi; böylelikle kalıcı tedavisi mümkün olabilmektedir. Bel ve boyun fıtığı, omurga düzleşmesi, bel kayması ve buna bağlı gelişen dar kanalın tedavisinde yenileyici enjeksiyon teknikleri, sorunun kaynağına uygulanır. MR görüntülerine ek olarak, detaylı fizik muayenesi yapılan hastada, hasarlı bağ dokusu tespit edilir. Sonra bir protokol dahilinde ve kişiye özgü bir tedavi programı oluşturulur. Enjeksiyon yapılan bölgelerde zayıf ve hasarlı olan bağ dokusu elemanları, vücudun savunma sistemi harekete geçirilerek tamir edilir. Seanslar ilerledikçe ağrı azalır ve hareket kısıtlılığı sorunu ortadan kalkamaya başlar. Ortalama 4-6 seanslık bir tedaviyle büyük ölçüde iyileşme tamamlanır.

  • Dirsek ağrılarında proloterapi uygulması

    Hasarlanmış ligament, tendon ve eklemlere solüsyon enjeksiyonu ile yara iyileşme mekanizmalarının uyarılması, bu yolla dokuların tamir edilmesi ve yeniden şekillendirilmesini proloterapi olarak adlandırmaktayız. Travma sonrası oluşan tendon ve ligament sorunlarının iyileşmesinin yeterli olmayıp kronik ağrıya neden olan durumlar proloterapinin en başarılı olduğu vakalardır.

    Proloterapi hem sporcular hem de toplumun diğer kesimi için doğal yoldan iyileşmeyi sağlayan bir tedavi yöntemidir. Ağrılı durumlara yol açan doku hasarlanmaları proloterapi sayesinde ameliyatsız olarak tedavi edilebilirler.

    Günümüzde dirsekte ağrıya yol açan nedenlerin çoğunluğu bu bölgede yer alan kas tendonlarının ve ligamentlerin hasarlanmasındandır. Hasar meydana gedikten sonra tedavi edilmezse kas ve tendonlarda laksite ve kronik enflamasyon oluşur. 4-6 hafta sonra artık dejenerasyona bağlı kronik ağrı oluşumu başlar. Proloterapide amaç bu hasarlı tendon ve ligamentlerin solüsyonlarla uyarılarak yenilenmesini ve remodelingini (yeniden şekillendirme) sağlamaktır, böylelikle dirsek bölgesinde dejenerasyon sebebi ortadan kalkacağından ağrı da geçecektir.

    Dirsekte ağrıya neden olan durumlar; Tenisçi dirseği (lateral epikondilit), golfçü dirseği (medial epikondilit), olekranon bursiti, romatoid artrit, osteoartrit, kubital tünel sendromu, gut, enfeksiyöz artritler, tendinitler, künt ve delici travmalarla oluşan eklem kapsül hasarlanmalarıdır. Bu durumlardan tendinitler, tenisçi dirseği, golfçü dirseği, olekranon bursiti özellikle bu bölgedeki tendon ve bağların zayıflamasından kaynaklanmaktadır.

    Tenisçi dirseği olarak da bilinen lateral epikondilit, dirseğin dış tarafa bakan çıkıntılı bölgesinde (lateral epikondil) ağrı ile karakterize bir problemdir.

    El ve el bileğinin ekstensör kasların gerili durumda iken zorlayan, yineleyici geniş kavrama hareketleri sonrasında (örn. Kasaplarda, boyacılarda, muslukçular, yoğun iş yapan ev hanımları gibi) veya bu bölgeye direkt meydana gelen travmalar sonrasında oluşabilir.

    Dirseğin lateral epikondil olarak adlandırılan dış çıkıntılı bölgesinde dokunmakla hassasiyet ve ağrı en önde gelen şikayettir. Özellikle kaba cisimleri kavrama sırasında el bileğini büktüren hareketlerde ağrı artar. Hasta çaydanlık kaldırma hareketi gibi hareketlerde dirsek bölgesinde ağrı tarifler.

    Kol kullanılmadığında ağrı minimaldir fakat stres altında keskin ve batıcı tarzdadır ve erken yorulmaya neden olur. Bu gibi ağrı yakınmaları yıllarca sürebilir. Her yaş grubu risk altında olmakla beraber 35-55 yaş arası grupta sık görülmektedir.

    Golfçü dirseği, dirseğin iç tarafındaki kemik çıkıntıda (medial epikondil) ağrı ve hassasiyetle karakterize bir hastalıktır. El bileğinin içe doğru bükülmesi işlevinden sorumlu olan kol kaslarının kirişleri medial epikondile yapışır. Bu kasların aşırı kullanımına bağlı olarak golfçü dirseği oluşabilir. Kaslar aşırı kullanıldığında tendonlar yapıştıkları bölgede tekrarlayan çekme kuvvetine maruz kalırlar. Bunun sonucunda da tendonlarda iltihap ve küçük yırtıklar oluşur. Bu da ağrıya neden olur.

    Medial epikondilit golf oynayan kişilerde sık görüldüğünden golfçü dirseği adıyla da anılır. Ayrıca raket sporları yapanlarda, sürekli yazı yazanlarda ve marangozlarda da rastlanabilmektedir. Golfçü dirseği ağrısı dirseğin iç tarafındadır, önkolun iç kenarına doğru yayılabilir ve eli yumruk yapınca ağrıda artış görülür. Golfçü dirseği en çok 20 ila 49 yaşındaki erkeklerde yaygındır. Bu durum bileklere ve parmaklara tekrar tekrar basınç yükleyen kimseleri de etkileyebilir. Yapılan iş ya da spor riski artırmaktadır.

    Tendonun aşırı yüklenmesi, tendonun aşırı yüklenme olmadan sürekli şekilde kullanılması ve bazı romatizmal hastalıkların tendonu direk olarak zorlaması sonucunda tendonda bir iltihap gelişir. Zamanla bu bölgede tendonlarda sertleşme başlar ve ağrı giderek artar. Klinikte en çok karşılaşılan medial epikondilit nedeni uzun süreli kullanıma bağlı olanlardır ve bu türün tedavisi de daha uzun zaman almaktadır.

    Dirsek ağrılarının tedavisi:

    Ön tedavi: Enflamasyon (iltihap) cevabını kontrol etmek amacıyla ağrının ve kas spazmının azaltılması (Korunma, istirahat).

    Kesin tedavi: Tamir fazı ve yeniden şekillendirme süresince tam iyileşme sağlanıncaya kadar proloterapi ve germe-güçlendirme egsersizleri programları ile kombine edilerek uygulanması.

    Proloterapi tedavisi kişiye özel düzenlenen, 15-30 günlük periyodlarla uygulanan bir enjeksiyon yöntemidir. Enjekte edilen sıvı kimyasal bir madde, ilaç ya da steroid (kortizon vs) değildir; yoğunlaştırılmış dextroz ve seyreltilmiş lokal anestezik kombinasyonu kullanılır. Doğal yoldan dokunun orijinal haliyle yeniden oluşturulması sağlanır. Proloterapi yönteminin en dikkat çekici yönlerinden biri ise tedavi süresince fiziksel bir kısıtlama yapılmaması, istirahat gerektirmemesidir. Hatta aksine germe ve güçlendirme egzersizleri ile eklem hareket açıklığını geliştirmeye yönelik hareketler proloterapi tedavisinin tamamlayıcısı olarak hastalara uygulatılır.

    Geleneksel yaklaşımdan farklı olarak bizim uygulamamızda soğuk uygulama, yüksekte tutma, kompres uygulama, non-steroid ağrı kesici kullanımı ve steroid enjeksiyonlarının yeri yoktur.

  • Bel fıtığı tedavisinde kalıcı yöntem; yenileyici enjeksiyon tedavisi

    Bel fıtığı sorununun altında genellikle; yanlış yapılan hareketler, sağlıksız beslenme ve stresli bir yaşam yatar. Yaş ile doğrudan bir alakası olmasa da, orta yaşlarda daha sık görülür, bel ve kalça bölgelerinden, topuğa kadar yayılan ağrı şeklinde kendini gösterir.

    Omurganın bel bölgesinde oluşan sinir sıkışması sonucunda; ağrı ve ortopedik sorunlar yaşanmasına sebep olan bel fıtığı rahatsızlığı ‘yenileyici enjeksiyon tedavisi’ ile kalıcı olarak tedavi edilebilmektedir.

    Omurların arasında, omurganın dayanıklı olmasını sağlayan ve darbelere karşı koruyucu görev yapan disk şeklinde özel bir bağ dokusu bulunur. Ağır kaldırma ve zorlayıcı hareketler sonucunda; yapısı bozulan diskin dışarıya doğru taşması, omurilik kanalındaki sinirlere baskı yapması ve sıkıştırması sonucu bel fıtığı oluşur. Bel fıtığının tedavisinde amacımız her zaman hastanın ağrısını gidermek ve günlük, normal yaşantısına geri dönmesini sağlamaktır. Klasik tedavi yöntemlerinden biri olan fizik tedavi uygulamalarıyla, omurgayı destekleyen kasların ve karın kaslarının güçlendirilmesiyle sinirler üzerindeki baskı azaltılmaya çalışılır. Epidural enjeksiyonlar veya bloklarla, sinir köklerinin etrafındaki boşluklara, steroid enjeksiyonları uygulanarak geçici rahatlama sağlanır. Yenileyici Enjeksiyon Yöntemi ile omurganın yapısındaki bağlar ve eklemler tedavi edilerek omurga kalıcı olarak güçlendirilmiş olur. Eğer hastalık kişide ilerlemiş, hareket kaybı ve idrar kaçırma durumları gelişmiş ise cerrahi yöntemlere başvurulur.

    Bel Fıtığını Doğal ve Kalıcı Olarak Tedavi Eden Yöntem:

    Yenileyici Enjeksiyon Tedavisi

    Bel fıtığı rahatsızlığının kalıcı olarak tedavisi için, ilk olarak omurga postürünün ve yük taşıma kapasitesinin düzenlenmesi gerekir. Enjeksiyon tedavisi ile zayıf ve hasarlı olan omurgayı bir arada tutan bağların ve de eklemlerin güçlendirilmesi hedeflenir. Seanslar halinde omurgaya enjeksiyonlar uygulayarak doğal ve kalıcı olarak tedavi edilmesi sağlanmaktadır. Bu sayede hastalarda bel fıtığına bağlı olarak ortaya çıkan ağrı, uyuşukluk ve his kaybı gibi şikâyetler zamanla azalarak kaybolabilmektedir. Tedaviye ne kadar erken evrede başlanırsa o kadar kısa sürede sonuç almak mümkündür. Daha önce fıtık ameliyatı geçirmiş olup rahatsızlıkları devam eden hastalara da yenileyici enjeksiyon tedavisi uygulanabilir.

  • Ayak ve ayak bileğindeki ağrılarda proloterapi uygulaması

    Ligament, tendon ve eklem gibi bağ dokusu elemanlarının hasarlandığı durumlarda proliferan solüsyon enjeksiyonu ile yara iyileşme mekanizmalarının uyarılması, bu yolla dokuların tamir edilmesi ve yeniden şekillendirilmesi işlemi proloterapi olarak adlandırılır.

    Proloterapi doğal yoldan iyileşmeyi sağlayan bir tedavi yöntemidir. Ağrılı durumlara yol açan doku hasarlanmaları proloterapi sayesinde kalıcı olarak tedavi edilebilirler.

    Travma sonrası oluşan tendon ve ligament sorunlarının iyileşmesinin yeterli olmayıp kronik ağrıya neden olan durumlar proloterapinin en başarılı olduğu vakalardır.

    Proloterapide amaç bu hasarlı eklem, tendon ve ligamentlerin proliferan solüsyonlarla uyarılarak yenilenmesini ve yeniden şekillenmesini sağlamaktır, böylelikle ayak ve ayak bileği bölgesinde dejenerasyon sebebi ortadan kalkacağından ağrı da geçecektir.

    Günümüzde ayak ve ayak bileğinde ağrıya yol açan nedenlerin çoğunluğu bu bölgede yer alan eklem, tendon ve ligamentlerin hasarlanmasındandır. Hasar meydana gedikten sonra tedavi edilmezse kronik enflamasyon oluşur. 4-6 hafta sonra artık dejenerasyona bağlı kronik ağrı oluşumu başlar.

    Ayak ve ayak bileğinde ağrıya neden olan en sık nedenler; ayak bileği ve ayak eklemlerindeki artrit, talonavicular nekroz, aşil tendinozisi, haglund hastalığı, halluks valgus deformitesi, topuk dikeni(plantar fasciitis), edinsel düz tabanlık, morton nörinoma, hiperelastisite sendromuna bağlı tekrarlayan ayak bileği burkulmaları.

    Aşil Tendinozisi, Haglund hastalığı ve parsiyel tendon rüptürü

    İp atlama, uzun mesafe koşuları ya da tenis gibi aktivitelerle oluşan tekrarlı travmalara maruz kalınmasıyla oluşan mikrotravmalar aşil tendonunda progresif tendon dejenerasyonuna neden olur. Mikrotravma ya da parsiyel yırtıklar tendonun ortasına lokalize, keskin ve geçici ağrı epizodlarına neden olur. Tendinozisin ilerlemesiyle azalan elastisite ve hareket kabiliyeti aksamaya neden olur. Tam kat rüptür olmadıkça düzenli aralıklarla yapılacak proloterapi tedavisi tendinozisi, tetik noktayı ve parsiyel rüptürü iyileştirmede konvansiyonel fizik tedavi uygulamalarına kıyasla daha hızlı ve uzun vadeli sonuçlar verir.

    Ayak Bileğinde ve parmaklarda Artrit

    Artrit sistemik bir sebep veya kristaloid birikimi dışında tekrarlayan travma, aşırı aktivite, ya da beslenme bozukluklarına bağlı olabilir. Ağrının zamanı, hareketle ilişkisi ve hissedildiği bölge önemlidir. Düzenli periyodlarla yapılan proloterapi tedavisine ilaveten fizik tedavi uygulamaları, hiperbarik oksijen tedavisi, ozon tedavisi gibi yöntemler destekleyici olarak uygulanabilir.

    Halluks Valgus Deformitesi

    Ayak 1inci parmakta tarak kemiği ile parmak arasındaki eklem bölgesinde oluşan deformiteye bağlı olarak ağrı ve şekil bozukluğu meydana gelir. Sivri burunlu ve dar ayakkabı giyen bayanlarda daha sıklıkla görülür. Düzenli aralıklarla yapılacak proloterapi tedavisine ilaveten eklem üzerinde stres yaratan faktörler ortadan kaldırılmalıdır. Burada parmak arası silikon, gece takılan makaralar parmağı doğru pozisyona alarak etraf dokunun rahatlatılması ile ağrıyı azaltabilir, kişiye özel yapılmış tabanlıklar kullanılabilir.

    Topuk Dikeni (Plantar Fasciitis) ve Edinsel Düz Tabanlık

    Topuk Dikeni (Plantar Fasciitis), topuk veya ayak tabanının (plantar yüz) fazla kullanılmasından kaynaklanan bir incinmedir. Kadınlarda, kilosu normalin üzerinde olan insanlarda, yürümeyi veya ayakta sert zeminde kalmayı gerektiren bir işte çalışanlarda, topuk dikeni oluşma ihtimali daha fazladır. Eğer topuk dikeni rahatsızlığı tedavi edilmezse, kronik bir duruma dönüşebilir ve kişinin yürüyüş şeklini değiştireceği için zamanla ayak, diz, kalça ve sırt problemlerine yol açabilir.

    Edinsel Düz Tabanlık’da ayak kubbesini destekleyen ve ayak kavsini oluşturan tibialis posterior tendonunun yetersizliği söz konusudur. Bu hastalarda tablo yavaş yavaş oluşur, hastanın şikayetleri yıllar içerisinde giderek artar. Hastalar önce ayak iç kavisinin kaybolduğunun farkına varır, daha sonra yürüme mesafelerinde azalma meydana gelir. İlerleyen zamanla ayakta şişme, çeşitli kemik deformiteleri, ayak bileğinde ağrı gibi sorunlar tabloya eklenir.

    Her iki hastalığın tedavisinde düzenli periyodlarla yapılan proloterapi tedavisine ilaveten erken dönemlerde ayakkabı modifikasyonu, özel tabanlık, koruyucu bileklikler kullanılabilir. Fizik tedavi ve rehabilitasyon programları tedaviye eklenebilir.

    Ayak Bileği Burkulması

    Ayak bileği burkulmasında normal şartlarda ayak bileğinin iç ve dış yanında ayağı dengelemekle görevli olan bağ yapıları zarar görürler. Ayak bileği burkulmalarının % 90 ı ayak bileğinin dışa doğru dönmesi ve zorlanması ile oluşur. Ayak bileği dış yanında bulunan bağ kompleksi bu zorlanma sonucunda hasar görür, ayak bileğinde şişlik, ağrı, hareket kısıtlılığı gelişir.

    Ayak bileği burkulmalarının % 10′unda instabilite – tekrarlayan ayak bileği burkulmaları- şikayeti gelişebilir. Ayak bileği ilk burkulduğunda meydana gelen hasar sonucunda ayak bileği dış yan bağları zarar görür. Ayak bileği instabilitesi birden fazla bağ yaralanması sonrasında, ilk burkulmanın tedavisinin yetersiz olması sonucunda ya da proprioception (ayağın yeri algılama yeteneği) bozukluklarında oluşabilir.

    Genetik olarak vücuttaki bağların aşırı elastik olması nedeniyle gelişen ayak bileği burkulmalarında (Hiperelastisite sendromu)nda genellikle problem iki taraflıdır. Hastanın özgeçmişinde burkulmaların oluşmasında özel bir travma yoktur. Hasta yolda yürürken dahi ayak bileği kolayca burkulabilir. Gerçek ayak bileği instabilitesinde problem genellikle tek taraflıdır. Olayın başlangıcında travma (genellikle spor yaralanmaları) vardır. Burkulmalar genellikle spor esnasında tekrarlar ve oluşur.

    Ayak bileği burkulmalarının tedavisinde akut yaralanma döneminin geçmesi beklenir. 2-3 haftalık istirahat döneminden sonra proloterapi tedavisiyle beraber fizik tedavi (önceleri friksiyon ve germe, ilerleyen seanslarla birlikte güçlendirme egzersizleri) uygulamaları yapılabilir.

    Proloterapi tedavisinin prensipleri:

    Ön tedavi: Enflamasyon (iltihap) cevabını kontrol etmek amacıyla ağrının ve kas spazmının azaltılması (Korunma, istirahat).

    Kesin tedavi: Tamir fazı ve yeniden şekillendirme süresince tam iyileşme sağlanıncaya kadar proloterapi ve germe-güçlendirme egsersizleri programları ile kombine edilerek uygulanması.

    Proloterapi tedavisi kişiye özel düzenlenen, 15-30 günlük periyodlarla uygulanan bir enjeksiyon yöntemidir. Enjekte edilen sıvı kimyasal bir madde, ilaç ya da steroid (kortizon vs) değildir; yoğunlaştırılmış dextroz ve seyreltilmiş lokal anestezik kombinasyonu kullanılır. Doğal yoldan dokunun orijinal haliyle yeniden oluşturulması sağlanır. Proloterapi yönteminin en dikkat çekici yönlerinden biri ise tedavi süresince fiziksel bir kısıtlama yapılmaması, istirahat gerektirmemesidir. Hatta aksine germe ve güçlendirme egzersizleri ile eklem hareket açıklığını geliştirmeye yönelik hareketler proloterapi tedavisinin tamamlayıcısı olarak hastalara uygulatılır.

    Geleneksel yaklaşımdan farklı olarak bizim uygulamamızda soğuk uygulama, yüksekte tutma, kompres uygulama, non-steroid ağrı kesici kullanımı ve steroid enjeksiyonlarının yeri yoktur.

  • Her bel ağrısı ameliyat gerektirmez

    Her bel ağrısı ameliyat gerektirmez

    Ağrı tedavisinin en etkili olduğu alanlar bel ve boyun ağrılarıdır. Bel ve boyun fıtıklarında eğer ağrı kesici ve kas gevşeticiler yada FTR tedavilerine yanıt alınamıyorsa bir algoloji uzmanına müracaat etmenizde fayda vardır.

    İşte enjeksiyon tedavileri (Epidural streoid yada kortizon) fıtıklarda tercih ettiğimiz bir yöntemdir. Yapılan enjeksiyonlar sinir şişmelerini ortadan kaldırır ve disklerden ağrıya neden olan maddelerin salınımına engel olur. Söz konusu tedavilerin %50-80 arası etkinliği vardır ki bu önemli bir başarıdır. Üstelik uygulanan tedaviler sadece ağrıyı ortadan kaldırmakla kalmıyor, tedavi ediliyor. Hastalar ağrılarından ve de kol ya da ayaklarındaki uyuşmalardan kurtuluyor ve günlük normal yaşamlarına geri dönüyor. Bu enjeksiyonlar uygulamadan yaklaşık 3-4 gün sonra etkisini göstermeye başlıyor. Yılda 3 kez uygulanabilen bu yöntemin ameliyathane koşullarında ve deneyimli hekimler tarafından yapılması gerekiyor.

    Bir takım ilkeler ortaya koymak lazım;

    – Birinci olarak ilaçlarla bu işe başlamak gerekir. Özellikle ağızdan alınan yani oral ilaçlar dediğimiz ağrı kesici ilaçları başlangıçta kullanmak lazım ve bunları Dünya Sağlık Örgütü’nün ortaya koyduğu basamak sistemi dediğimiz sistemle başlamak durumundayız.

    – Ağrı kesicileri ağrının şiddetine göre bilinçli bir şekilde kullanmak gerekir. Bazen üç basamaktaki ilaçları da beraber kullanabiliyoruz. Bazen ağrının şiddetine göre direk üçüncü basamaktaki ilaçları kullanabiliyoruz. Bunun adına asansör sistemi diyoruz. Basamak sistemi uygulanırken artık son yıllarda direk ağrının şiddetine göre asansör sistemi uygulanarak üçüncü basamaktan da başlanabiliyor tedaviye.

  • Kronik ağrılar depresyona neden oluyor

    Kronik ağrılar depresyona neden oluyor

    Her beden ve yaşam farklıdır, başka birine iyi gelen ilaç yada tedavi her kişide aynı sonucu vermemektedir. Tedaviler her zaman kişiye özel olmalıdır ve alanında uzman doktorlar tarafından kapsamlı bir inceleme sonunda bir algoritma yapılmalıdır.

    Ağrı, hekime başvurunun en sık nedenlerinden biridir. Ağrı, yalnızca tıbbi bir semptom değil, kişinin sosyal ve güncel yaşamını da etkileyerek yaşam kalitesini bozan, kimi zaman alt-üst eden bir yaşantıdır. Bu nedenle ağrının sağaltılmasının etik zorunluluk olması sorgulanamaz kuşkusuz. Alarm görevi olan ani başlayan ağrı, bizleri hasardan yani hastalıktan haberdar eder, medikal tıbbi yardım almaya zorlayarak iyileşme sürecine katkıda bulunur, hatta deneyimlerimizle olası tehlikelerden korur. Buna karşın kronik ağrı yani uzun süreli inatçı ağrı, organik bir lezyon olsun ve olmasın, fiziksel ve emosyonel disfonksiyona neden olarak yaşam kalitesini düşürmekte, iş yapılabilirliği engelleyerek fonksiyonu bozmaktadır. Organizmada hiçbir görevi olmayan kronik ağrı kişiyi normal yaşamdan alıkoymakta, tedavisi de hekimi zorlamaktadır. Özellikle organize olmayan tedavi çabaları hastane kullanımını artırarak sosyo-ekonomik yük getirmektedir.

    Ağrın varsa sesini duyur;

    Ağrı ile yaşamak kader değil.

    Hastaların ağrı ile yaşamak zorunda olmadıklarını ve her türlü ağrının birden fazla çözüm yolu olduğunu bilmeleri gerekiyor.

    Hastanın ayrıntılı öyküsü alınarak geçmişte yaşadığı tüm ağrı deneyimleri geçirdiği ameliyatları, yaşadığı travmalar dinleniyor ve not ediliyor.

    Hastanın şikayeti ile geçmişte yaşadığı sorunların sinirsel, fonksiyonel ve zamansal olarak bağlantıları tespit ediliyor.

    Tedavi ayrıntılı muayene ve hikaye ile belirlenir.

    Ağrı tedavisinde esas, hastayı ağrısız halde uzun süre tutmak, daha ağrısız yaşatmak, yaşam kalitesini yükseltmektir. Şu anda ağrı dersleri tıp fakültesi müfredatına girdi, tıp öğrencilerine ağrı dersi vermeye başladık. O bilinç yavaş yavaş yerleşiyor, buda yeni bir uygulama.

    Her türlü kronik ağrının yanı sıra sebebi bilinmeyen, şiddetli ağrıların tanı ve tedavisi de Algoloji Uzmanlarınca gerçekleştiriliyor. Bu hastalık grupları şunlardır;

    – Migren ve diğer baş ağrıları

    – Omuz, boyun, bel ve dizde görülen ağrılar

    – Kemik erimesine bağlı ağrılar

    – Kanser hastalarında görülen ağrılar

    – Felçlere bağlı ağrılar

    – Zona adı verilen ağrılı deri hastalığı sonucu oluşan ağrılar

    – Bel omurları arasındaki yapıların yıpranmasına bağlı ağrılar

    – Sinir ve kas kökenli ağrılar

    – Omurilik kanalının daralmasına bağlı ağrılar

    – Damarsal dolaşım bozukluğuna bağlı ağrılar

    – Şeker hastalığına bağlı polinöropatiler

  • Bel ve boyun fıtıklarında yeni yöntem ile ameliyatsız çözüm

    Diskolizis (Ozon Diskektomi)

    Bel ağrısı, kollara yada bacaklara vuran fıtık ağrılarında yeni bir yöntem olan ” ozon mikrodiskektomi” diğer isimleri ile ” diskolizis” yada ” ozon nükleolizis” uygulamasıdır. Ozonun fıtık dokusu içersine verilerek fıtığın büzüştürülmesi, sinirlere yaptığı baskının kaldırılması ve ağrının yok edilmesi işlemidir. Ozon mikrodiskektomi denmesi, cerrahi mikrodiskektomi ile benzer klinik sonuçların elde edilmesi nedeni ile bu terim kullanılmaktadır. Kısaca Açık cerrahi ameliyatı kadar etkili bir tedavi yöntemi olduğu literatürde belirtilmektedir.

    Diskoliz işlemi ameliyatsız, narkozsuz, kansız kısa sürede gerçekleştirilebilen etkili bir yöntemdir. Klinik olarak bel ağrısı , bacak yada kollara yayılan ağrılarla birlikte MR görüntüsünde Fıtık tesbit edilen hastalar ilaç tedavisine yada fizik tedavi uygulamalarına yanıt vermiyor ağrılar devam ediyorsa bu yöntem idealdir denilebilir.

    Bel ve boyun fıtıklarında diğer uygulanan yöntemlere göre daha büyük avantajlara sahiptir. Doğal bir tedavi olduğu için vucuda asla zarar vermez, yan etkileri hemen hemen yoktur. Diğer yöntemlere üstünlüğü kısa sürmesi, ucuz olması, hastanın o saat hastaneden yürüyerek ayrılabilmesi, iş kaybına neden olmaması, ve işlemin mekanik hiçbir zararının olmamasıdır.

    Diğer uygulamalarda örneğin narkoz altında açık cerrahi yapılıyorsa gereğinden fazla doku o sahadan alınmakta bu durum disk mesafesinde azalma ve diskin dejenerasyonuna yol açabilmektedir. Nüks ve yapışıklık olayları her zaman potansiyel bir komplikasyon olup tedavisi güç sorunları beraberinde taşır.

    Bugüne kadar binlerce hastaya uygulanan bu yöntem ile bel ve boyun fıtığından yakınan hastalar şikayetlerinden kurtulmuşlardır.

    İşlem hareketli görüntüleme Cihazları eşliğinde yapılmakta yaklaşık beş-on dakika kadar sürmektedir. Girişim sırasında hasta uyanık olmakta ve işlemden sonra evine gidebilmektedir. Uygulamalarda, deneyimli ellerde hastanın zarar görme riski yoktur.

  • Ozon ile bel fıtığı tedavisinde merak edilenler

    Ozon ile bel fıtığı tedavisinde merak edilenler

    Ozon kesin tedavimidir?

    Bizim verilerimiz ve dünya ölçeğinde ozon ile tedavi edilen hastalardaki başarı oranı % 85 ler civarındadır. Bu iyi bir başarı oranını göstermektedir. Diğer yandan açık ameliyatlar örneğin açık mikrodiskektomi sonuçları ile benzer neticeler alındığından bu yöntem ozon diskektomi olarak da adlandırılmaktadır. %-10 Dakika sürmesi, narkoz ve neşter gerektirmemesi vede tekrarlanır bir yöntem olması hastalar için oldukça önemli artılar getirmektedir.

    İşlem sırasında ağrı duyarmıyım?

    Hayır işlem sırasında sizin rahatsız olacağınız bir ağrı duymanız söz konusu değildir. Çok ince iğnelerle işlem yapıldığından sadece iğne giriş yeri lokal anestezi ile uyuşturulur. Heyecanlı hastalar içinse ek rahatlatıcı ilaçlar verilebilir. İşlemin toplan 10 dakika sürdüğünü varsayarsanız ne kadar konforlu bir girişim olabileceğini tahmin edebilirsiniz.

    Anestezinin riski varmı?

    Hastalar normal ameliyata hazırlanır gibi hazırlanır. Fakat hastaya genel anestezi verilmez. Yukarıda bahsedildiği gibi lokal anestezi uygulanır. Lokal anestezi ise sadece bazı bünyelerde allerji yapabilir onunda tedbiri alınır. İşlem ameliyathanede ve steril koşullarda yapıldığından gayet emniyetli bir ortam sözkonusudur…

    Bu yöntem başka tedaviler görmeme engelmi?

    Hayır. Bu yöntem uygulandıktan sonra her türlü yöntemin uygulanması sözkonusu olabilir . Ozon zaten doğal bir tedavidir. İnsan fizyolojisine hiç bir zararı yoktur.

    Bu yöntem hastanede yatmamı gerektirir mi?

    Hayır. İşlemden hemen sonra evinize gidebilirsiniz. 2 gün istirahat etmenizde yarar var. Normal hayatınıza devam edebilirsiniz.

    İşlem sonrası ne yapmalıyım?

    Bazen fizyoterapi 2 gün istirahatten sonra gerekli olabiliyor. Veya 4-5 kez poliklinik koşullarında fıtık çevresine ozon gazı infiltrasyonu tedaviye pozitif katkılar sağlıyor.

  • Bel ağrısı nedenleri ve algolojide tedavisi

    Bel ağrısı nedenleri ve algolojide tedavisi

    BEL AĞRISI NEDENLERİ VE TEDAVİ YÖNTEMLERİ

    Bel ağrıları son derece yaygın sağlık sorunlarından biridir. Baş ağrılarından sonra en fazla görülen ağrılar arasında yer alan bel ağrıları insanların %85’inde yaşamlarının bir döneminde ortaya çıkar.
    Bel omurları hareketli olmaları nedeni ile daha fazla yük taşırlar. Aynı zamanda bu bölgedeki omurgalar çeşitli darbelerden, yükten ve hastalıklardan daha fazla etkilenirler. Omurgaların içerisinde bir silindir gibi kat kat kılıflar içerisinde omurilik geçer. Omurgaları birbirinden disk adı verdiğimiz içinde oldukça koyu kıvamlı bir sıvı bulunan yastıkçıklar ayırır. Bu yastıkçıkların dış kısmı daha sert bir tabakadan meydana gelmektedir. Yaşın ilerlemesi ve darbelerle bu yastıkçıklar yıpranmaya başlar ve dıştaki tabakanın incelmesi sonucu ağır bir yük kaldırma ve ani hareketle yırtılır ve sinirin üzerine baskı yapmaya başlar. Halk arasında bel fıtığı olarak adlandırılan hastalık bu şekilde gelişmektedir.

    Bel ağrısı, sadece bel fıtığına değil, birçok nedene bağlı olarak ortaya çıkabilir. Duruşun kötü olması, egzersiz eksikliği, aşırı kilo belin en büyük düşmanlarıdır. Birçok bel ağrısı insanın belini doğru kullanmaması ile ortaya çıkar. Bunun sonucu olarak da bel kaslarının zafiyeti gelişir. Bel kaslarının zayıflığı sonucunda ağrı ortaya çıkabilir. Bunlar sürekli yapılan belirli aktiviteler örneğin; eğilme, kalkma, oturma veya ağır kaldırmak gibi nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabilir. Aynı şekilde bir spor aktivitesinde veya trafik kazası sırasında da aşırı gerilim meydana gelebilir. Bunun sonucu olarak disklerde bir yırtılma olabilir. Yine birtakım yapısal bozukluklar sonucu örneğin; doğumsal bozukluklar, omurganın skolyoz adı verilen eğrilikleri, yada omurgadaki bir eklemin öne veya arkaya kayık olması (listezis) çok şiddetli bel ağrılarına yol açabilir. Batın organlarındaki birtakım bozukluklar sonucunda yine bele yansıyan ağrılar ortaya çıkabilir. Kadınlara çeşitli jinekolojik sorunlarda da yine bel ağrısı görülebilir. Yine batın ve jinekolojik organların kanserleri bele ağrı şeklinde yansıyabilir. Bu yüzden bel ağrılı hastanın çok ayrıntılı ve ciddi bir biçimde incelenmesi gerekir. Bu noktada hekimin önemi büyüktür. Doğru tanı ancak hekimin incelemesi, fizik muayene, çeşitli laboratuvar ve görüntüleme yöntemleri ile konur. Burada hekimin ayrıntılı biçimde ağrınızın ne zaman başladığı, nasıl başladığı, hangi bölgeye yayıldığı sorularıyla durumu araştırması gerekir. Ayrıntılı bir fizik muayene ve görüntüleme ile tanının konması mümkün olur. Bel ağrılarında bu şekilde tanı konmayıp geçiştirildiği takdirde daha sonra tedavisi imkansız durumlar ortaya çıkabilir.

    Bel Ağrısı Nedenleri

    Faset Sendromu

    Faset sendromu bel ağrısının sık nedenleri arasındadır. Faset eklemleri, omurgamızı oluşturan her omurun birbirine tutunmasını sağlayan, her omur kemiğinde sağda ve solda ikişer adet bulunan küçük eklemlerdir. Omurganın hareketliliğinde büyük önemi olan bu eklemlerin yapısı yaşa, travmalara bağlı olarak bozulabilir ve ciddi bel ağrılarına sebep olabilir. Faset sendromuna bağlı bel ağrıları özellikle arkaya doğru yaslanmakla ve yana dönmekle şiddetlenir. Bu tip ağrılar faset eklem enjeksiyonu ve faset eklem denervasyonu gibi girişimsel yöntemlerle kontrol altına alınabilir.

    Faset eklemlere ait sinirler kasların hareketini sağlamamakta, sadece ağrı sinyallerini beyine taşımaktadır. Faset eklem denervasyonu bu sinirlerin iletisinin engellenmesidir. Bunu gerçekleştirmek için kullanılan en modern yöntem, sinire kontrollü ısı uygulanması esasına dayanan ”radyofrekans termokoagülasyon”dur. Uygulanan bu girişimsel yöntemler tedavinin sadece bir bölümünü oluştururlar. En az bunlar kadar önemli olan bir başka nokta hastalara tedavi sonrası bel eğitimi verilmesidir. Burada amaç, tedavi sonrası yapılması gereken egzersiz programı ve vücuda doğru davranmak için yapılması ve kaçınılması gereken davranışların öğretilmesidir. Ancak bu şekilde sağlıklı bir omurgaya sahip olmak mümkün olur.

    Spondilolistezis

    Halk arasında bel kayması olarak da bilinen spondilolistezis, omurganın bel bölgesinde meydana gelir ve buradaki bir omurun kendinden önce gelen omurdan daha ileriye itilmesi söz konusudur. Genelde şiddetli bel ağrısı, bir veya iki bacağa yayılan ağrı ile karakterizedir. Ciddi kaymalarda hastada nörolojik kayıplar olabilir. Ağrı genellikle oturup kalkarken daha şiddetlidir, hareketle artar.
    Bu tip hastalarda eğer nörolojik kayıp varsa operasyon gerekmektedir. Eğer nörolojik kayıp yoksa epidural steroid enjeksiyonu, faset sinir blokları uygulanabilir.

    Başarısız Bel Cerrahisi (Failed Back Surgery) Sendromu

    Başarısız bel cerrahi sendromu, bel fıtığı nedeniyle cerrahi operasyon yapılan, ancak ameliyattan sonra şikayetlerinde düzelme olmayan ya da yeni ağrı şikayetleri ortaya çıkan hastaları tanımlamak için kullanılan bir terimdir.
    Ameliyatın başarısızlığa uğramasının nedenine göre, yapılacak tedavi çok çeşitlidir. Başarısız bel cerrahi sendromunun bazı nedenleri; Operasyon bölgesindeki sinir çevresinde nedbe dokusu oluşumu gibi cerrahiye bağlı değişiklikler, Operasyon bölgesindeki diskin yeniden fıtıklaşması, bir başka diskin fıtıklaşarak aynı ya da benzer şikayetlere yol açması ve operasyonun yanlış seviyeye ya da başarısız şekilde uygulanması olabilir.
    Başarısız bel cerrahi sendromunun tedavisinde epidural steroid enjeksiyonu yararlı olabilir; daha iyisi cerrahi uygulanan alana direkt olarak ilaç uygulanmasını sağlayan transforaminal steroid enjeksiyonu uygulanabilir. Eğer ameliyat sonrası çekilen kontrastlı MR’da operasyon yerinde sinir çevresinde oluşmuş olan ve sinire baskı uygulayarak şikayetlere yol açan yapışıklıklar tespit edilmişse, bu dokuların eritilmesi amacıyla epidural lizis işlemi uygulanır. Çeşitli tedavi yöntemlerine rağmen ağrı şikayeti devam eden hastanın yeniden bir beyin cerrahı tarafından değerlendirilmesi uygun olur. Ameliyat endikasyonu olmayan hastalara omuriliğe pil uygulaması, opioid ilaç tedavisi gibi uygulamalar gerekebilir.

    Bel Fıtığı (Lomber Disk Hernisi)

    Omurga insan vücudunu ayakta tutarak vücudun yükünü taşır. Gövdenin her yöne hareketini sağlar. İçindeki kanal yapısıyla omuriliği korur. Omurganın bel kısmı beş adet omur ve diskten oluşur.

    Vücut ağırlığını en çok taşıyan burasıdır. Dolayısıyla buradaki diskler daha kolay yıpranır. Disk ortada çekirdek ve bunu koruyan kapsülden oluşur. Herhangi bir zorlamayla koruyucu kısım yırtılıp, çekirdek arkaya kanala doğru fıtıklaşırsa buradan bacaklara giden sinirlere basarak bu sinirlerin çalışmasını engeller ve sonuçta belde ve bacakta ağrı, uyuşukluk, kuvvetsizlik oluşabilir. Sağlıklı yetişkinlerin %20-30’unda bel fıtığı görülebilir. Ancak her bel fıtığı ağrıya neden olmaz.
    Özellikle aşırı kilolu kişiler, ağır işte çalışanlar bel fıtığı gelişmesi bakımından daha fazla risk altındadır.

    Bel Fıtığının Belirtileri

    Beldeki sinirin bası altında bulunduğunun ve fıtığın en sık görülen bulgusu olan bacak ağrısı tek veya çift taraflı olabilir. Ek olarak bası altındaki sinirin dağıldığı alanda uyuşukluk, karıncalanma, yanma gibi belirtiler de bu ağrıya eşlik edebilir. Eğer, idrar ve büyük tuvaleti yapmayı sağlayan sinirler bası altında kalmışsa idrar ve büyük tuvaleti yapamama ve hissetmeme gibi ciddi belirtiler de ortaya çıkabilir.


    Bel fıtığı tanısında fizik muayene en önemli yeri tutmaktadır. Özellikle bası altında bulunan sinire yönelik olarak muayenede öncelikle bel hareketleri, sırt üstü yatan hastada düz bacak kaldırma testi, ve germe testi uygulanır. Bu testler esnasında bacaktaki ağrı şiddetlenir. Sinirlerin dağıldığı alandaki duyu ve karşı taraf aynı alan duyusu karşılaştırılarak uyuşukluk olup olmadığına bakılır. Motor güç kaybı için ayak bileği ve ayak baş parmaklarının hareketleri karşılaştırılır.
    Muayene sonucu sinirin bel bölgesinde bası altında kaldığı kararına varılırsa direkt grafi, manyetik rezonans görüntüleme, myelografi gibi görüntüleme yöntemleriyle tanı konulur.

    Tedavi

    Bel fıtığı tanısı konmuş hastaların %80’i ameliyat yapılmadan tedavi edilebilmektedir. Bel fıtığının değişik biçimlerde tedavileri vardır. Bel fıtığının tedavisinden önce hastanın çok ayrıntılı olarak değerlendirilmesi ve ona göre tedaviye alınması gereklidir. Eğer hastada genel bir his kaybı ve his kaybının yanı sıra idrar tutamama yahut dışkı tutamama gibi durmalar varsa derhal cerrahi müdahale gerekir. Bunun dışında ise ilaçlarla başlayarak yatak istirahati, fizik tedavi yöntemleri, bel bölgesine yapılan çeşitli enjeksiyon teknikleri ve cerrahi yöntemlere kadar geniş bir tedavi algoritması vardır. Hangi tedavinin uygulanacağı hastanın durumuna, hastalığın evresine, daha önce uygulanan tedavi yöntemlerinin başarısına veya başarısızlığına göre farklılık gösterebilir.
    Bel fıtığında tıp dışında çeşitli yöntemler uygulandığı da bilinmektedir. Bel çektirmek şeklinde genel bir isimle tanımlanabilecek olan bu yöntemler hekim tarafından bile son derece titizlikle ve dikkatle uygulanması gerekmesine rağmen ne yazık ki gelişigüzel uygulanan yöntemlerdir. Bunun sonucunda yanlış bir çekme sonucunda omurilikten çıkan sinirlerin omurlar arasına sıkışması sonucunda hem sinirlerde hem de doğrudan omurilikte tahribat meydana gelmesi mümkündür. Bu tahribat sonucunda hastada felç dahil bir çok bozukluk ortaya çıkabilir. Diğer bir önemli husus her bel ağrısı daha önce de belirtildiği gibi bel fıtığına bağlı değildir. Bu bölgedeki kaslardan ve sinirlerden zengin olan yapı içerisinde hastalarda daha önce sözü edilen birçok nedene bağlı olarak ağrı ortaya çıkabilir. Bu ağrıların da ayırıcı tanısını ancak bir hekim yapabilir. Hekimin uygulamadığı bir yöntem ise yanlış olur.
    Son yıllarda bel ağrılarının tedavisinde fizik tedavi ve beyin cerrahisi yöntemlerinin yanı sıra çok etkili olabilecek çeşitli yeni tedavi yöntemleri de geliştirilmiştir. Bu yöntemler içerisinde sinirlerin doğrudan doğruya baskı altında kaldığı bölgelerin iğneyle girilerek o bölgedeki baskıyı kaldırabilecek ilaçların verilmesi, katater ismi verilen ince sondalarla yine aynı bölgeye girilerek uygulanan belirli yöntemler oldukça başarılı sonuçlar vermektedir. Yine birçok kez bel fıtığı ameliyat olmuş hastalarda başarısız bel hastaları ismi verilen durumda son on yıl içerisinde uygulanan yöntemlerden bir tanesi en önemlisi belki de omurilik pilleridir. Bu bölgeye yerleştirilen elektrotlar aracılığı ile yapılan uyarılar hastalarda son derece etkili sonuçlar verebilmektedir.

  • İnatçı ağrılar modern yöntemlerle son buluyor

    Migren atağı, adet sancısı, bel, boyun ve kas ağrıları… 3 aydan fazla süren ve “kronik” olarak tanımlanan bu ağrılar modern tedavi yöntemleri ile giderilebiliyor. Tedavi edilmediği takdirde kişinin yaşamını alt üst eden bu ağrıların kalıcı çözümünde tam donanımlı merkezler ve deneyimli uzmanlara başvurulması büyük önem taşıyor.

    Ağrı kişisel bir deneyimdir ve bireye özgü tedavi yaklaşımlarının uygulanmasını gerektirir. Ayrıntılı muayene sonrasında uzman doktor tarafından hasta için en uygun tedavi yöntemi seçilir. Her türlü kronik ağrının yanı sıra sebebi bilinmeyen, şiddetli ağrıların tanı ve tedavisi de gerçekleştirilmektedir. Bu hastalık grupları şu şekilde sıralanmaktadır:

    Migren ve diğer baş ağrıları,

    Omuz, boyun, bel ve dizde görülen ağrılar,

    Kemik erimesine bağlı ağrılar,

    Kanser hastalarında görülen ağrılar,

    Felçlere bağlı ağrılar,

    Zona adı verilen ağrılı deri hastalığı sonucu oluşan ağrılar

    Bel omurları arasındaki yapıların yıpranmasına bağlı ağrılar,

    Sinir ve kas kökenli ağrılar,

    Omurilik kanalının daralmasına bağlı ağrılar,

    Damarsal dolaşım bozukluğuna bağlı ağrılar,

    Şeker hastalığına bağlı polinöropatiler

    Ağrının kaynağına iniliyor

    Hastanın ayrıntılı öyküsü alınarak geçmişte yaşadığı tüm ağrı deneyimleri, geçirdiği ameliyatları, yaşadığı travmalar dinlenir ve not edilir. Hastanın şikayeti ile geçmişte yaşadığı sorunların sinirsel, fonksiyonel ve zamansal olarak bağlantıları tespit edilir. Tedavi ayrıntılı muayene ve hikaye ile belirlenir. Ağrı tedavilerinde sorunlu bölgedeki kas gruplarına, yara izlerine, omurga eklemlerine ve sinir düğümlerine (ganglion) uygulanan enjeksiyonlar birbiriyle kombine edilebilir.

    Özel tedavi yöntemleri uygulanıyor

    Tedaviye dirençli olgularda uygulanan serum tedavileri, kineziterapi adı verilen hareketle tedavi yöntemi ve manuel tıp teknikleriyle başarı şansı artmaktadır.

    Uygulanan enjeksiyon teknikleri genellikle nöralterapi ile birlikte gerçekleştirilir. Nöralterapi; fiziksel kimyasal, hormonal, olarak ya da toksinler ve mikroorganizmalar travmalar ile bozulmuş olan beden fonksiyonlarını lokal anestezik ilaçlar kullanılarak otonom sinir sisteminin uyarılması ve beden fonksiyonlarının yeniden normale dönmesiyle gerçekleştirilen bir tedavi modelidir. Ağrıyan bölge içinde kalan organlar, kaslar, fonksiyonel ve yapısal bozukluklar, dolaşım bozuklukları, lenf sisteminin yetersiz çalışması sonucu oluşan ödem tedaviye dahil edilir hastanın uyku bozuklukları ve barsak düzeni de incelenir ve düzenlenir. Ağrı öğrenilen bir olaydır; bir travma yaşadığımızı unutabiliriz ama sinir sistemi bunu kaydeder ve zaman içinde mekanik psikolojik ve fizyolojik travmalar sonucu ağrı sinyalleri oluşmaya başlar. Eğer vücut bunun üstesinden gelirse kişi yaşamına devam eder ama çözemezse kronik uyarı sonucu klinik ağrı oluşur, uyarının devam etmesiyle fonksiyonel bozukluklar oluşur ve kronik bir süreç başlar. Ağrı vücudumuzun bize gönderdiği bir tür yardım çağrısıdır.

    Ağrıyı kulaktan dolma bilgilerle geçirmeye çalışmayın

    Her beden ve yaşam farklıdır, başka birine iyi gelen ilaç ya da tedavi her kişide aynı sonucu vermemektedir. Tedaviler her zaman kişiye özel olmalıdır ve alanında uzman doktorlar tarafından kapsamlı bir inceleme sonunda bir algoritma yapılmalıdır.