Etiket: Tedavi

  • Gonartroz ağrısında girişimsel blokların yeri

    Olgu: 57 yaşında erkek hasta. Hastamızın sağ dizde ağrı, karıncalanma, yanma hareket kısıtlılığı vardı. VAS 9-10’du. Bunun için çeşitli kliniklere başvurmuş, sağ diz MR’ı çekilmiş. MR’da femur lateral kondil anteriorun da yaklaşık 1 cm çapında osteokondral lezyon, diz eklemi içersinde 6 mm çapında eklem faresi ve volüm kaybı, patella femoral eklem mesafelerinde daralma tespit edilmiş. Bu nedenle bu hastamıza direk operasyon önerilmiş ama hastamız operasyon istemediği için kliniğimize başvurdu. Hastamıza ilk başvurduğunda pregabalin 75mgX2 başlandı. 15 gün sonra kontrole çağırıldı. Kontrole geldiğinde VAS 8-9’du. Hastamızın ağrısı çoktu ama yanma ve karıncalanma şikayeti azalmıştı, eklem hareket kısıtlığı devam ediyordu. Bunun üzerine hastamıza diz içi eklem enjeksiyonu yapıldı. Pregabalin 75mgX2 yazılarak 21 gün sonra kontrole çağırıldı. Kontrole geldiğinde VAS 5-6’idi. Yanma karıncalanma yok denecek kadar azdı, hareket kısıtlılığı azalmaya başlamıştı. Hastamıza bunun üzerine diz eklem içi enjeksiyonu yanında girişimsel blok olarak popliteal blok eklendi.

    İlaç tedavisine aynen devamı önerildi ve 21 gün sonra kontrole çağırıldı. Kontrolde VAS 3-4’dü. Yanma karıncalanma kalmamıştı, eklem hareket kısıtlılığı yarı yarıya azalmıştı. Kontrolde tekrar eklem içi enjeksiyon+ popileteal blok uygulandı. Tedavi ilacına aynen devam etmesi ve 21 gün sonra kontrole çağırıldı. Kontrole geldiğinde VAS 0-1’idi. Yanma karıncalanma yoktu, eklem hareket kısıtlılığı da yok denecek kadar azdı. Bunun üzerine hastamıza girişimsel işlemler aynen tekrarı yapıldı. İlaç tedavisine aynı şekilde devam etmesi önerildi ve sağ diz MR’ı istenerek 21 gün sonra kontrole çağırıldı. Kontrole geldiğinde hastamızın VAS’ı 0’dı. Yanma karıncalanma ve eklem hareket kısıtlılığı yoktu.

    Çekilen MR’da osteokondral lezyon düzelmiş, eklem faresi küçülmüş, diz eklem içi sıvısı minimal artmış, patello femoral eklem mesafesinde düzelme tespit edilmiştir. Bunun üzerine hastamıza girişimsel işlem yapmadan 6 ay sonra kontrole gelmek üzere taburcu ettik.

    Sonuç: Burada diz ağrısı tedavisinde de girişimsel blokların önemli bir yerinin olduğunu gördük. Bu girişimsel blokların medikal tedaviye cevap vermeyen cerrahiye giden hastalarda cerrahiden önce bu blokların yapılması ve bu bloklara cevap vermeyen durumlarda cerrahi kararı verilmesinin uygun olacağını düşünmekteyiz. Burada ilginç olarak diz eklem içindeki patolojinin de bu girişimsel bloklar sayesinde iyileştiğini görmekteyiz. Bu gibi vakaları çoğaltmak için çalışmamız devam etmektedir.

  • Priformis sendromu tedavisinde girişimsel bloğun yeri

    Olgu: 35 yaşında erkek hasta 5 yıldır sağ kalça, bacak ağrısı ve ayağa yayılan duyu algılamada bozukla beraber yürüme bozukluğu nedeniyle gittiği ortopedi polikliniği tarafından priformis sendromu tanısı konmuş ve bu nedenle opere edilmiştir. Şikayetlerinin geçmemesi üzerine algoloji polikliniğine refere edilmiştir. Bize geldiğinde VAS 9-10’du. Bu hastamıza pregabalin 150mg/gün ve parasetamol + tramadolol başlandı. Bunun üzerine hastamız bu ilaçları alınca şikayetlerin azaldığını VAS 6-7’ye gerilediğini ancak ilaç etkisinin azaldığında tekrar şikayetlerinin arttığı VAS 9-10’a yükseldiği bildirilmiştir. Bunun üzerine hastamıza sağ priformis bloğu planlanmıştır. Bu blok yapıldıktan 15 gün sonraki kontrolde şikayetlerin azaldığı VAS değerinin 4-5’e gerilediğini bildirmiştir. Bunun üzerine sağ priformis bloğuna kaudal epidural bloğu eklenmiştir. 15 gün sonraki kontrolde şikayetlerin çok azaldığı VAS 3-4’e gerilediğini bildirmiştir. Sağ priformis bloğu + kaudal epidural blok
    tekrarlanmıştır. 15 gün sonra kontrolde şikayetlerinin kalmadığı ve VAS 0-1 olduğu bildirmiştir. Bunun üzerine hastamıza medikal tedavi ayarlanmış ve girişimsel blok kesilmiştir.

    Sonuç: Bu hastalarda medikal tedavinin yetersiz kaldığı durumda bu girişimsel blokların hem tedavisine hem şikayetlerin azaltılmasında daha etkili olduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle medikal tedavi cerrahi tedavi arasında cerrahiden önce medikal tedaviden sonra başarısız kalınırsa bu girişimsel blokların öncelikle yapılmasının daha uygun olacağını söyleyebiliriz.

  • Konservatif tedavi ile takip edilen femurbaşı avasküler nekrozu tanılı 2 olgu

    Olgu 1: 40 yaşında erkek hasta. Hasta 1992 yılında geçirdiği sarkoidoz sonrası sterosid kullanmış ve buna bağlı yaklaşık 2 yıldır, son 3 aydır çak daha şiddetli olmak üzere sızlayıcı ve uyutmayan ve gündüzleri sürekli karakterde kalça, kasık ağrısı yapılması ile ortepedi tarafından bileteral FAVN tanısı konan hasta cerrahi müdahaleyi kabul etmeyince algoloji ve fizik tedavi birimlerine yönlendirilmiş, bize geldiğinde VAS değeri 9-10’du.

    Olgu 2: 42 yaşında erkek hasta. Bu hastamız sol femur başı avasküler nekrozu nedeniyle 1 yıl önce opere olmuş ama sağ kalça ağrısının tekrar yeniden başlaması nedeniyle ortepedi uzmanına gitmiş ve burada tekrar cerrahi müdahale önerilmiş ve hastanın kabul etmemesi üzerine konservatif tedavinin planlanması için algoloji ve fizik tedavi birimlerine refere edilmiştir. Bu hastamızında bize geldiğinde VAS değeri 9-10’du.

    Her iki olguda da yük azaltma çalışmaları, ilgili kas gruplarına izometrik veya dirençli kas kuvvetlendirme egzersizleri, denge koordinasyon egzersizlerinden oluşan rehabilitasyon programına ek olarak algoloji birimince kaudal epidiral blok ve femur eklem içi enjeksiyonu uygulandı. Olgular bu tedavilerden klinik olarak fayda gördü. (1-3 ay kontrol ile) VAS değeri 1- 2 değerine düştü. Kontrol MR’larında radyolojik görüntülenme düzelme tespit edildi.

    Tartışma: FAVN vakalarının tedavisinde multidisipliner olarak yaklaşıp ortepedi yanında fizik tedavi ve algoloji birimleride yer almalıdır. Algoloji tarafından yapılan sempatik bloklar vazodilatasyon yaparak revaskülarizasyonu artırarak bu gibi vakalarda faydalı olmaktadır. Burada ameliyattan önce fizik tedavi ve algoloji birimlerince yapılacak tedaviler sonrası operasyon geciktirilebilir. Hastanın yaşam kalitesi artırılabilir.

    Sonuç: FAVN vakalarında amaç hastanın yaşam kalitesinin kısıtlamamak ve ağrısız yaşamasını idame ettirmektir. Bu nedenle operasyon en son planlanacak tedavi şeklidir. Bu gibi hastalarda fizik tedavi ve algolojinin tedavilerini uygulamak öncelikli olmalıdır.

  • Diz osteartriti tedavisinde girişimsel blokların yeri

    Osteartrit: Orta ve ileri yaşlardaki kişilerin çoğunu etkileyen bir eklem hastalığıdır. Halk arasında eklemlerin aşınması veya kireçlenmesi olarakta bilinir. Genellikle orta yaştan yaşlıya doğru görülme sıklığı artar. Yavaş seyirlidir. Kıkırdakta parçalanma, ardından menisküs ve bağlarda zedelenme, eklem aralığında daralma ve yeni kemik oluşumuyla gider. En sık omurga (bel ve boyun), diz, kalça ve el eklemlerini tutar.

    Hastalarda istirahatle değil, hareketle oluşan eklem ağrısı, eklemde takılma hissi olur. Burada eklem hasarı geliştikten sonra bunu geriye
    çevirecek bir tedavi yoktur. Tedavinin amacı ağrıyı azaltmak ve tutulan eklemin hareketlerini iyileştirmektir. Fizik tedavi ve ilaç tedavisi birlikte kullanılır. Bazen cerrahi tedavi yapılır.

    Olgu: 55 yaşında bayan hasta. 5 yıldır diz osteartiriti tanısıyla takip edilen hastanın özellikle dizlerinde hareketle artan ağrı ve hareket kısıtlılığı var. (VAS 9-10) Çekilen direkt grafide eklem aralığında daralma ve eklemlerin birbirine teması var. Bu şikayetler için çeşitli polikliniklere başvurmuş, fakat cevap alamamıştır. Bunun üzerine algoloji polikliniğine başvurmuş. Burada ilk önce ağrısı için diz içi eklem enjeksiyonu ve popliteal blok uygulandı. 15 gün sonra kontrole çağrıldı. Kontrolde VAS 4-5’di. Bunun üzerine önceki iki blokla beraber kaudal epidural blok yapıldı. 15 gün sonra kontrole çağrıldı. Kontrolde VAS 2-3’dü. Ağrısı azalmış, hareketleri rahatlamıştı. Bunun üzerine önceki üç blok tekrar edilerek 3 ay sonra kontrole gelmek üzere tedavi sonlandırıldı.

    Sonuç: Osteartritteki ağrıların azalması, hareketlerin rahatlaması ve eklemlerdeki oluşan patolojilerin düzelmesinde girişimsel blokların önemli bir rolü vardır. Bu etkisini girişimsel blokların sayesinde oluşan sempatik bloklar sonucu gelişen parasempatik aktivite, vazodiletasyon ve revaskülarizasyon sonucu olduğunu düşünmekteyiz.

  • Ankilozan spondilit tedavisinde girişimsel blokların yeri

    Ankilozan Spondilit: Omurgada hareket kısıtlığına neden olan iltihaplı bir romatizma hastalığıdır. Hastalığa bağlı omurgaya esneklik sağlayan bağların kemikleşmesiyle omurga adeta alçıya alınmış gibi sabitlenir. Buda kişide bel ve boyun hareketlerinde kısıtlanmaya ve öne doğru kamburluğa neden olur.

    Daha ileri evrelerde, boyun hareketlerindeki ciddi kısıtlanmayla baş hareket edemez, görüş alanı daralır ve kişi ancak tüm vücudunu çevirerek başına yön verebilir. Bulguları 40 yaşından önce özelliklede 20’li yaşlarda başlar. Kesin tedavisi yoktur ancak tedaviyle şikayetleri azaltmak ve sakatlığın önüne geçmek mümkündür. Burada ankilozan spondilitli bir olgu sunacağız.

    Olgu: 35 yaşında erkek hasta. 10 yıldır ankilozan spondilit tanısıyla takip edilen hastada yaygın bel ve kalça ağrıları vardır. (VAS 9-10) Bu hastamızda ankilozan spondilite bağlı hareket kısıtlılığı var ve yatınca yerle baş arasında 10 cm. aralık kalmaktadır. Bu şikayetler için çeşitli polikliniklere gitmiş ve cevap alamamış. Bunun üzerine algoloji polikliniğine başvurmuştur. Biz burada hastaya tedavi boyunca önceki aldığı medikal tedaviye (TNF Bloker) devam etmesini önerdik. Yaygın ağrılar için hastamıza ilk olarak kaudal epidural blok yaptık ve 15 gün sonra
    kontrole çağırdık. Kontrolde VAS 7-8’di. Bunun üzerine hastamıza önceki bloğa sakroiliak eklem enjeksiyonu yaptık ve 15 gün sonra kontrole çağırdık. Kontrolde VAS 4-5’di. Bunun üzerine önceki iki bloğa ek olarak paraservikal ve lumbal-trokal paravertebral blok eklendi ve 15 gün sonra kontrole çağrıldı. Kontrolde VAS 3-4’dü. Daha sonra önceki üç blokla beraber supraskapular blok eklendi ve 15 gün sonra kontrole çağrıldı. Kontrolde VAS 1-2’ydi, hareketleri çok rahatlamıştı ve yatınca baş yer aralığı 0 cm.’e inmişti. Bunun üzerine önceki 4 bloğu tekrarlayıp 3 ay sonra
    kontrole gelmek üzere girişimsel işlemler sonlandırıldı.

    Sonuç: Ankilozan spondilit hastalığına bağlı oluşan ağrıların tedavisinde, hareketlerin rahatlamasında ve yaşam kalitesinin arttırılmasında girişimsel blokların önemli bir rolü vardır. Bu etkisini bloklar sayesinde oluşan sempatik bloklarla parasempatik aktivite artmakta, buna bağlı olarak vazadiletasyon ve revasklarizasyon sonucu olduğunu düşünmekteyiz.

  • Diz ağrılarının tedavisinde ameliyatsız yöntem: proloterapi

    Diz eklemi; kemikler, eklem kıkırdakları, menisküsler, eklemi birarada tutan ligamentler ve kasların kemiklere tutunma bölgeleri olan tendonlardan oluşur. Diz eklemi küçük yaşlardan itibaren yaşanan irili-ufaklı travmalar ve tekrarlayan basit hareketlerle hasarlanır. Eklem kıkırdakları aşınır, menisküsler dejenere olur, ligamentler gevşer ve tendonlar hasarlanır. Bütün bu süreçler giderek artan ağrılarla kendini gösterir. Sonuçta eklem kireçlenmesi, menisküs yırtığı, ön çapraz bağ hasarı, kondromalazi(kıkırdakta incelme) ..vb tablolar oluşur. Hastaya radyolojik tetkiklerle tanı koyan hekimin düşeceği iki büyük yanılgı ağrı kesici yazmak ve hastayı ameliyata yönlendirmektir. Kronik ağrısı olan hasta ne yazılacak ağrı kesicilerden ne de ameliyattan uzun süreli fayda göremeyecektir.

    Ağrı kesiciler günümüzde en sık reçete edilen ilaç grubudur. Kemik iliğinden böbreklere, karaciğerden eklem kıkırdağına kadar pekçok organ üzerinde yan etkileri tanımlanmış bu ilaçlar kronik ağrı tedavisinde pek başarılı değildir.

    MR’da veya röntgende görülen ”resmin” düzeltilmesi her zaman hastanın şikayetlerinin geçeceği anlamına gelmez. Yırtık ya da dejenere olmuş menisküsü kesip çıkarmak, kısa vadede ağrıyı geçirirken uzun vadede dizin kireçlenmesini artırarak proteze giden süreci kısaltır. Kireçlenen eklemin yerine protez takılması ağrı tedavisi sağlasa bile protezli eklem hareket kısıtlılığına yol açar; protezli eklemi katlamak veya üstüne çökmek mümkün değildir.

    Seçilecek tedavinin kolay uygulanabilir, etkinliği yüksek ve kalıcı, yan etki riski düşük olması gerekir. Hastanın günlük aktivitelerini etkilemeyecek, istirahat gerektirmeyecek, kalıcı bir düzelme sağlayabilecek ”ideal tedavi” mümkün müdür?..

    PROLOTERAPİ İLE AĞRILARDAN KALICI OLARAK KURTULMAK MÜMKÜN..

    Diz ekleminin ağrı ve hareket kısıtlılığı ile seyreden rahatsızlıklarında muayene ile hasarlı dokuları tespit etmek mümkündür. Röntgen veya MR’da görülsün/görülmesin; İç yan bağ, dış yan bağ, İliotibial bant, menisküsler, ön çapraz bağ, eklem kıkırdakları, tendonlar muayene edilerek rahatsızlığa sebep olan hassas olan dokular tespit edilebilir. Bu noktada ”Deneyimli El Konsepti” söz konusudur.

    Diz ekleminin dayanıklılığından sorumlu olan ancak çeşitli sebeplerle zayıflamış olan kıkırdak ve bağlar eski gücüne kavuşursa hastanın şikayetleri de ortadan kalkacaktır. Ameliyata gerek kalmadan; Yırtık veya dejenere olmuş menisküsü iyileştirmek, gevşemiş veya kısmi yırtık oluşmuş ön çapraz bağı tekrar güçlendirmek, diz kapağının altındaki incelmiş kıkırdak dokusunu kalınlaştırmak, azalmış olan diz eklem mesafesini genişletmek PROLOTERAPİ yöntemi ile mümkündür.

    Proloterapi doğal yoldan iyileşmeyi sağlayan bir tedavi yöntemidir. Ağrılı durumlara yol açan doku hasarlanmaları proloterapi sayesinde kalıcı olarak tedavi edilebilirler.

    Proloterapide amaç yara iyileşme mekanizmalarının uyarılması ile hasarlı eklem, tendon ve ligamentlerin doğal yoldan yenilenmesini ve yeniden şekillenmesini sağlamaktır.

    Proloterapi tedavisi kişiye özel düzenlenen, 15-30 günlük periyodlarla uygulanan bir enjeksiyon yöntemidir. Enjekte edilen sıvı kimyasal bir madde, ilaç ya da steroid (kortizon vs) değildir; yoğunlaştırılmış dextroz ve seyreltilmiş lokal anestezik kombinasyonu kullanılır. Doğal yoldan dokunun orijinal haliyle yeniden oluşturulması sağlanır. Proloterapi yönteminin en dikkat çekici yönlerinden biri ise tedavi süresince fiziksel bir kısıtlama yapılmaması, istirahat gerektirmemesidir. Hatta aksine germe ve güçlendirme egzersizleri ile eklem hareket açıklığını geliştirmeye yönelik hareketler proloterapi tedavisinin tamamlayıcısı olarak hastalara uygulatılır.

  • Topuk dikeni tedavisinde yenileyici enjeksiyon

    Topuk dikeni, kişide fiziksel aktivitelerde kısıtlılık, eklemlerde kireçlenme ve istenmeyen kiloya neden oluyor. Bunun yanı sıra, eklemleri ve omurgayı etkilemeye başlayan topuk dikeni, diz ekleminde menisküs yırtığına, diz ve kalça eklemlerinde kireçlenmeye, omurgada postür bozukluğuna bağlı kronik ağrıya, omurga eğriliğine ve bel fıtığına yol açabiliyor.

    Topuk ağrısı düztabanlarda, yüksek kavisli ayaklarda, kilo problemi olanlarda, topuklu ayakkabı ya da babet tarzı düz ayakkabı kullananlarda, diyabetiklerde, çeşitli romatizmal hastalıklarda ortaya çıkabilmektedir. Topuk Dikeni hastalığı, topuğunda ağrı şikâyeti olan hastalarda çekilen röntgende topuk kemiğinde bir çıkıntı oluştuğunun görülmesiyle adı konan bir rahatsızlıktır. Ancak topukta görülen bu çıkıntının ağrının oluşmasında bir önemi yoktur. Hatta topuk ağrısı çeken hastada röntgende topuk dikeni görülmeyebilir veya topuk dikeni olan bir kişi hiç topuk ağrısı duymayabilir. Ağrının sebebi ”Plantar Fasiit”tir. Yani ayak tabanını ve ayak kavsini destekleyen bağ dokusunun rahatsızlığıdır. Hastalar tipik olarak sabah yataktan kalktıktan sonra ilk birkaç adımda topuk ağrısı ile karşılaşırlar ve bu ağrı yürüme ile kendiliğinden azalır. Bir yerde uzun süre oturduktan sonra ilk kalkmada oluşan ağrı ve gün sonu ağrıları çok tipiktir ve tanı koydurucudur. Hastalar çok uzun süre yürüdüklerinde veya ayakta kaldıklarında topuk ağrısından şikâyet ederler. İlerleyen zamanla ayakta şişme, çeşitli kemik deformiteleri, ayak bileğinde ağrı gibi sorunlar tabloya eklenir. Eğer topuk dikeni rahatsızlığı tedavi edilmezse, kronik bir duruma dönüşebilir ve kişinin yürüyüş şeklini değiştireceği için zamanla ayak, diz, kalça ve omurga problemlerine yol açabilir.

    Nasıl Tedavi Ediliyor?

    Topuk dikeni hastalarında uygulanan tedavilerin başında aşil germe egzersizleri gelir. Kişiye özel hazırlanan tabanlıklar kullanılarak basma esnasında hissedilen ağrılar azaltılmaya çalışılır ve ağrı kesici ilaçların yanı sıra buz uygulaması önerilir. Uygulamaların altı hafta gibi bir sürede fayda sağlamaması durumunda ise fizik tedaviye başlanır.

    En Etkili Tedavi Yenileyici Enjeksiyon Yöntemi

    Kortizon enjeksiyonu zaten zayıf ve gergin olan bağ dokusunun kemiğe tutunmaya çalışan kısmını daha da zayıflatır ve taban çökmesine zemin hazırlar. PRP enjeksiyonu ise tedavi konusunda daha isabetli bir tercih olmakla birlikte genellikle yetersizdir. Topuk Dikeninde en etkili tedavi Rejeneratif (yenileyici) enjeksiyon yöntemidir. Ayak tabanını oluşturan ve ayak kubbesini destekleyen plantar fasyanın güçlendirilmesi tedavinin ana hedefidir. Seanslar halinde uygulanan proliferan solüsyonlar o bölgede vücudun savunma mekanizmasını harekete geçirerek bir tamir süreci başlatır. 3 haftada bir uygulanan seanslarla birlikte hastaya evde uygulamak üzere egzersiz programı verilmelidir. Ortalama 4-6 seans enjeksiyon tedavisi ile vücudun ağırlığını taşımakta zorlanan zayıf plantar fasya doğal yoldan güçlendirilerek kalıcı bir iyileşme ve ağrı kontrolü sağlanır. Plantar fasya güçlendirildiği için sonuçlar kalıcıdır. Ağrı genellikle nüksetmez. Böylece uzun vadede oluşabilecek, diz ve bel rahatsızlıklarının önüne geçilmiş olur.

    Topuk dikenini önlemek için:

    İstirahat çok önemlidir (Gerekli durumlar dışında ayakta kalmamak – uzun mesafe yol yürümemek gerekir ),

    Düzenli olarak egzersiz yapılmalıdır,

    Kaliteli, sağlıklı, tabanı yumuşak ortopedik ayakkabı kullanmalıdır,

    Fazla kilo varsa zayıflamak topuklarınıza binecek yükün azalmasına yardımcı olacaktır.

  • Sporcu sağlığı ve proloterapi

    Proloterapi, zayıflamış eski işlevselliğini kaybetmiş eklemleri, kıkırdakları, ligamentleri ve tendonları güçlendirmek tekrar eski haline getirmek için proliferan solüsyonların enjeksiyonu ile karakterize bir tedavi şeklidir. Proloterapi, iyileşmeyi uyaran bir enjeksiyon tekniğidir, güçsüz ve yetersiz dokularda hücre oluşumu ve rejenerasyon sağlar. Travma sonrası oluşan tendon ve ligament sorunlarının, yetersiz doku tamiri nedeniyle iyileşemeyip kronik ağrıya neden olduğu vakalar proloterapinin en fazla başarılı olduğu vakalardır.

    Toplumun diğer kesimleri için proloterapi ile doğal yoldan iyileşme ne kadar iyi bir tedavi seçeneği ise, geçimlerini sağlıklı bedenleri ile kazanan amatör ve profesyonel sporcular için de en az o kadar değerlidir.

    Genç yaşlardan itibaren yoğun antreman programları uygulayan, müsabakalarda kazanmak için insanüstü efor harcayan bu beden emekçilerinin doğru egzersiz programlarını uygulaması, uygun diyet elemanlarını yeteri kadar tüketmesi ve düzenli sağlık kontrollerinden geçmesi gerekir. Bu kontroller kalp-akciğer sisteminin kontrolü, kas kitlesi ve egzersiz kapasitesinin ölçümünün yanısıra bağ dokusu elemanlarının kuvveti ve stabilitesinin kontrolünü de kapsamalıdır.

    Sporcunun performansını etkileyen, ızdırap veren sakatlıkları henüz daha olgunlaşmadan/ farkındalık seviyesine ulaşmadan tespit etmek ve önlem almak mümkündür. Böylece bir sporcunun uzun sakatlık dönemleri yaşaması ya da bir dizi ameliyat geçirmesinin önüne geçilmiş olur. Bir futbolcunun yapılan kontrolünde kasık bölgesinde (pubis) tespit edilen bir hassas nokta; bir basketbolcunun dizindeki zayıf bir iç yan bağ; bir tenisçinin epikondili üzerindeki hassas nokta ya da bir güreşçinin iliolomber bağ hassasiyeti ilgili bölgeye proloterapi uygulanarak giderilebilir; böylece en çok kullanılan bağ dokusu elemanları güçlendirilerek olası bir sakatlık engellenmiş olur.

    Sakatlıklar her ne kadar öngörülebilir ve engellenebilir olsa da talihsiz bir şekilde sakatlık yaşayan sporcular proloterapi sayesinde bu sorunlarından doğal yoldan, ameliyatsız ve daha kısa bir sürede˟ kurtulabilirler. Spor yaralanmalarının tedavisinde amaç, sporcuyu, sakatlığın uzamasına veya tekrarlamasına neden olmayacak en kısa sürede mümkün olabilecek en iyi performansla spora döndürmektir.

    Sakatlık yaşanan bölgede doku iyileşmesi 3 aşamada gerçekleşir:

    . Yaralanmadan sonra 3-4 gün süren: Enflamasyon dönemi,

    . 3-6 hafta süresince: Tamir ve yenilenme dönemi,

    . 1-2 yıllık sürede: Remodeling(Yeniden şekillenme) dönemi.

    Spor yaralanmalarının tedavisi˟˟:

    .Ön tedavi: Enflamasyon cevabını kontrol etmek amacıyla ağrının ve kas spazmının azaltılması. (Koruma, istirahat)

    .Kesin tedavi: Tamir fazı ve yeniden şekillenme süresince tam iyileşme sağlanıncaya kadar proloterapi ve germe-güçlendirme egzersiz programının kombine edilerek uygulanması şeklinde olmalıdır.

    Proloterapi tedavisi kişiye özel düzenlenen, 15-30 günlük periyodlarla uygulanan bir enjeksiyon yöntemidir. Enjekte edilen sıvı kimyasal bir madde, ilaç ya da steroid(kortizon vs) değildir; yoğunlaştırılmış dextroz (şekerli su) kullanılır. Doğal yoldan dokunun orijinal haliyle yeniden oluşturulması sağlanır. Proloterapi yönteminin en dikkat çekici yönlerinden biri ise tedavi süresince fiziksel bir kısıtlama yapılmaması, istirahat gerektirmemesidir. Hatta aksine germe ve güçlendirme egzersizleri ile eklem hareket açıklığını geliştirmeye yönelik hareketler proloterapi tedavisinin tamamlayıcısı olarak hastalara uygulatılır.

    (˟ : Bu konuda henüz kontrollü klinik çalışmamız olmamakla birlikte geleneksel yöntemler kullanılarak tedavi edilen sporculara kıyasla proloterapi uygulayarak germe-güçlendirme egzersizleri uyguladığımız sporcuların daha kısa sürede ve güçlenerek iyileştiklerini gözlemledik.)

    (˟˟ : Geleneksel yaklaşımdan farklı olarak bizim uygulamamızda soğuk uygulama, yükseğe kaldırma, kompres uygulama ve non-steroid ağrı kesici kullanmanın yeri yoktur.)

  • Rejeneratif enjeksiyon teknikleri ile ağrı tedavisi

    Yenilenme(Rejenerasyon), Bazı doku ve hücrelerin yenilenmesi ya da verilen kayıpların tekrar yerine konması olarak tanımlanabilir. İlk olarak ilkel deniz ve kara canlılarında tanımlanan rejenerasyon yeteneği sınırlı olarak insanlar için de söz konusudur. Uygun şartlar oluşturulduğunda insan vücudunda kas-iskelet sistemi için rejenerasyon yeteneğinden bahsedilebilir.

    Rejeneratif Enjeksiyon; Enjeksiyon yapılan kemik, kıkırdak, tendon ve ligament bölgesinde hasarlı ve zayıf bağ dokusunda hücre çoğalması, yeni kollajen sentezi, stabilite(sağlamlık) sağlanması ve sonuçta doku yenilenmesine imkan veren enjeksiyon yöntemlerinin genel adıdır.

    Rejeneratif Enjeksiyon Hangi Uygulamaları İçerir?

    Rejeneratif enjeksiyon, zayıflamış eski işlevselliğini kaybetmiş eklemleri, kıkırdakları, ligamentleri ve tendonları güçlendirmek tekrar eski haline getirmek için kök hücre, prp veya proliferan solüsyonların enjeksiyonu ile karakterize bir grup tedavi şeklidir; iyileşme mekanizmalarını uyararak, güçsüz ve hasarlanmış dokularda hücre oluşumu ve rejenerasyon sağlar. Travma sonrası oluşan tendon ve ligament sorunlarının, yetersiz doku tamiri nedeniyle iyileşemeyip ağrıya neden olduğu vakalar bu enjeksiyondan en fazla fayda gören vakalardır.

    Yenileyici enjeksiyon yönteminin en dikkat çekici yönlerinden biri tedavi süresince fiziksel bir kısıtlama yapılmaması, istirahat gerektirmemesidir. Hatta aksine enjeksiyon yapılan eklem, omurga veya adale grubuna yönelik germe ve güçlendirme egzersizleri ile eklem hareket açıklığını geliştirmeye yönelik hareketler yenileyici enjeksiyon tedavisinin tamamlayıcısı olarak hastalara uygulatılır.

    Rejeneratif enjeksiyon tedavileri; kendine özgü protokolleri olan farklı solüsyonlar kullanarak kıkırdak, tendon ve bağların güçlenmesini sağlayan bir grup tedavi yönteminden oluşur. Günümüzde en çok bilineni, kişinin kendi kanının özel bir işlemden geçirilmesiyle elde edilen ”Plateletten Zengin Plazma” (PRP) ‘dir. Bir diğer yöntem yine özel teknik ve cihazlar kullanarak kandaki kök hücrelerin ayrıştırılarak enjekte edilmesi esasına dayanan ”Kök hücre” yöntemidir.

    Teknik olarak en kompleks olan, tüm yöntemlerin temelinde yatan ve el becerisi gerektiren yöntem ise ”Proloterapi”dir. Yöntemin temelleri Hipokrat’a (M.Ö. 400) dayanır. Günümüzde özellikle A.B.D.’de oldukça yaygın olarak uygulanan bu yöntem eklem ve omurga bölgesinde stabilite(sağlamlık) sağlamak için kullanılır.

    Rejeneratif Tedavilerin Alışılagelmiş Yöntemlerden Farkları Nelerdir?

    Yenileyici enjeksiyon tedavisini anlamak için önce -ilk insandan beri var olan- doku iyileşme mekanizmasını bilmek gerekir. Sakatlık yaşanan bölgede doku iyileşmesi 3 aşamada gerçekleşir:

    . Yaralanmadan sonra 48-72 saat süren: Enflamasyon dönemi,

    . 2-4 hafta süresince: Tamir ve yenilenme dönemi,

    . 6 ay-2 yıllık sürede: Remodeling (Yeniden şekillenme) dönemi.

    Buna göre Yenileyici Enjeksiyon ile tedavi˟:

    . Ön tedavi: Enflamasyon cevabını kontrol etmek amacıyla ağrının ve kas spazmının azaltılması. (Koruma, istirahat – 48 saat)

    . Kesin tedavi: Tamir fazı ve yeniden şekillenme süresince tam iyileşme sağlanıncaya kadar enjeksiyon tedavisi, sıcak uygulama ve germe-güçlendirme egzersiz programının kombine edilerek uygulanması şeklinde olmalıdır.

    (˟ : Geleneksel yaklaşımdan farklı olarak bizim uygulamamızda soğuk uygulama, yükseğe kaldırma, kompres uygulama ve non-steroid ağrı kesici kullanmanın yeri yoktur.)

    Rejeneratif Enjeksiyon Tedavisi Hangi Durumlarda Etkilidir?

    Yenileyici enjeksiyon uygulamasından fayda görebilecek durumlar:

    . Omuz eklemini ilgilendiren durumlar: Dejeneratif artrit (kireçlenme), tendinit, tendonların kısmi rüptürü, impingement, bankart lezyonu, rotator cuff sendromu, tekrarlayan omuz çıkıkları, donuk omuz,

    . Diz eklemini ilgilendiren durumlar: Dejeneratif artrit (kireçlenme), Ön çapraz bağın kısmi rüptürü, menisküslerde dejenerasyon veya kısmi rüptür, iliotibial bant sendromu, kondromalazi patella, os-good schlatter hastalığı, baker kisti, tendinit,

    . Kalça eklemini ilgilendiren durumlar: Dejeneratif artrit (kireçlenme), Femur başı avasküler nekrozu, pubis hastalığı, tendinit, huzursuz bacak sendromu,

    . Küçük eklemlerde meydana gelen bağ harabiyetleri/yırtıkları, kıkırdak problemleri,

    . Omurga problemleri: Servikal ve lomber lordozda düzleşme, spondilolistezis (bel kayması), disk hernileri (fıtık), faset eklem dejenerasyonu (kireçlenme).

    . Bunların dışında migren ve gerilim tipi başağrıları, Temporomandibular (çene) eklem problemleri, ayak bileği burkulmaları, plantar fasciitis(topuk dikeni), ameliyat sonrası geçmeyen ağrılar, ..vb durumlar.

  • Kas ve iskelet sistem ağrılarının tedavisinde proloterapi

    Modern tıp uygulamaları ve ileri görüntüleme teknikleri sayesinde günümüzde çok daha hızlı ve isabetli tanı koymak, hastaya erken müdahale etmek mümkündür. Akut gelişen ve hayatı tehdit eden durumlarda yüksek sağkalım oranları sağlayan bu durum kronik süreçlerde hekimi yanıltabilir ve hastanın iyileşmesini geciktirebilir.

    Kas – iskelet sistemi; kemikler, kemikler arasındaki eklemler ve diskler, eklemleri birarada tutan ligamentler ve kasların kemiklere tutunma bölgeleri olan tendonlardan oluşur. Bu bağ dokusu elemanları küçük yaşlardan itibaren yaşanan irili-ufaklı travmalar ve tekrarlayan basit hareketlerle hasarlanır. Eklem kıkırdakları aşınır, diskler dejenere olur, ligamentler gevşer ve tendonlar hasarlanır. Bütün bu süreçler giderek artan ağrılarla kendini gösterir. Sonuçta eklem kireçlenmesi, menisküs yırtığı, bel ve boyun fıtığı, kronik baş ağrısı ..vb tablolar oluşur. Hastaya radyolojik tetkiklerle tanı koyan hekimin düşeceği iki büyük yanılgı ağrı kesici yazmak ve hastayı ameliyata yönlendirmektir. Kronik ağrısı olan hasta ne yazılacak ağrı kesicilerden ne de ameliyattan uzun süreli fayda göremeyecektir.

    Ağrı kesiciler günümüzde en sık reçete edilen ilaç grubudur. Kemik iliğinden böbreklere, karaciğerden eklem kıkırdağına kadar pekçok organ üzerinde yan etkileri tanımlanmış bu ilaçlar kronik ağrı tedavisinde pek başarılı değildir.

    MR’da veya röntgende görülen ”resmin” düzeltilmesi her zaman hastanın şikayetlerinin geçeceği anlamına gelmez. Omurgadaki fıtığın ameliyatla alınması ağrıyı kesmeyebilir ya da kısa süreli bir düzelme sağlayabilir. Kireçlenen eklemin yerine protez takılması ağrı tedavisi sağlasa bile protezli eklem hareket kısıtlılığına yol açar; protezli eklemi katlamak veya üstüne çökmek mümkün değildir.

    Seçilecek tedavinin kolay uygulanabilir, etkinliği yüksek ve kalıcı, yan etki riski düşük olması gerekir. Hastanın günlük aktivitelerini etkilemeyecek, istirahat gerektirmeyecek, kalıcı bir düzelme sağlayabilecek ”ideal tedavi” mümkün müdür?..

    PROLOTERAPİ İLE AĞRILARDAN KALICI OLARAK KURTULMAK MÜMKÜN..

    Ligament, tendon ve eklem gibi bağ dokusu elemanlarının hasarlandığı durumlarda proliferan solüsyon enjeksiyonu ile yara iyileşme mekanizmalarının uyarılması, bu yolla dokuların tamir edilmesi ve yeniden şekillendirilmesi işlemi proloterapi olarak adlandırılır.

    Proloterapi doğal yoldan iyileşmeyi sağlayan bir tedavi yöntemidir. Ağrılı durumlara yol açan doku hasarlanmaları proloterapi sayesinde kalıcı olarak tedavi edilebilirler.

    Travma sonrası oluşan tendon ve ligament sorunlarının iyileşmesinin yeterli olmayıp kronik ağrıya neden olduğu durumlar proloterapinin en başarılı olduğu vakalardır.

    Proloterapide amaç bu hasarlı eklem, tendon ve ligamentlerin proliferan solüsyonlarla uyarılarak yenilenmesini ve yeniden şekillenmesini sağlamaktır.

    Proloterapi tedavisi kişiye özel düzenlenen, 15-30 günlük periyodlarla uygulanan bir enjeksiyon yöntemidir. Enjekte edilen sıvı kimyasal bir madde, ilaç ya da steroid (kortizon vs) değildir; yoğunlaştırılmış dextroz ve seyreltilmiş lokal anestezik kombinasyonu kullanılır. Doğal yoldan dokunun orijinal haliyle yeniden oluşturulması sağlanır. Proloterapi yönteminin en dikkat çekici yönlerinden biri ise tedavi süresince fiziksel bir kısıtlama yapılmaması, istirahat gerektirmemesidir. Hatta aksine germe ve güçlendirme egzersizleri ile eklem hareket açıklığını geliştirmeye yönelik hareketler proloterapi tedavisinin tamamlayıcısı olarak hastalara uygulatılır.