Etiket: Tedavi

  • Nöralterapi ve nöralterapi ile tedavi edilen hastalıklar nelerdir?

    Otonom sinir sistemi iç organlarımız ve dokularımızın, istem dışı çalışmasını sağlayan sinir sistemidir (kalp ritmi, sindirim, solunum, terleme, göz bebeğinin büyüp küçülmesi ve cinsel uyarım) gibi çok sayıda vücut işlevini düzenler.

    Geçirilen  ameliyatlar, enfeksiyonlar, diş tedavileri, psikolojik ve mekanik travmalar otonom sinir sistemine kaydedilir ve  bozucu alan olarak bedenimizin iletişim ağını etkiler.

    Zaman içinde vücut bu yükü taşıyamayacak hale geldiğinde ise hastalıklar ve kronik ağrı olarak ortaya çıkar.

    Nöralterapide lokal anestezik ilaçlarla, otonom sinir sistemindeki bio-elektriksel hasarları uyararak, nörovejetatif düzenleme sağlanmaktadır. Nöralterapi özellikle klasik tıbbın yetersiz kaldığı uzun süreli, geçmeyen ağrılarda, hormonal bozukluklarda ve sistemik bazı hastalıklarda etkili bir metoddur.

    Nöralterapi modern tıp ve tamamlayıcı tıp arasında köprü niteliği taşıyan bilimsel bir tedavidir.

    Nöral Terapi ile Tedavi Edilen Hastalıklar

    Migren , gerilim ve küme tipi baş ağrıları

    Boyun, sırt ve bel ağrıları gibi kas kökenli ağrılar

    Bel ve boyun fıtıklarında ağrının giderilmesi

    Fibromyalji (kronik yorgunluk sendromu)

    Eklem hastalıkları (menisküs yırtılması)

    Romatizmal hastalıklar

    Allerjik astım ve allerjik rinit gibi allerjik kökenli hastalıklar

    Tüm nevraljilerde ( zona ağrısı, nöropatik ağrı, sinir travmaları)

    Menapoz sıkıntılarının giderilmesi

    Adet düzensizlikleri ve adet sancılarının tedavisi

    Hormonal bozukluğa bağlı üreme sorunları

    Kronik sinüzit tedavisi

    Sinir basısına bağlı oluşan ağrılar

    Depresyon ve panik atak gibi ruhsal hastalıklar

    Bağırsak hastalıklarını tedavisi (irrtabl kolon sendromu, ülseratif kolit ve crohn, kronik kabızlık)

    Yüz felci tedavisi

    Tüm nevraljilerde ( trigeminal nevralji,zona ağrısı,nöropatik ağrı, sinir travmaları)

    Spor yaralanmaları

  • Ozon tedavisi nedir, hangi hastalıklarda kullanılır?

    Ozon üç oksijen atomundan oluşan bir kimyasal bileşiktir (O3).

    Ozon, atmosferde genel olarak iki atomlu halde bulunan normal atmosferik oksijene (O2) nazaran çok daha yüksek enerji taşıyan bir yapıya sahiptir. Bu nedenle ozon “super oksijen” olarak bilinir.

     Ozon; oksijenin normal atmosferik birleşimine göre bazı farklılıklar gösterir. Oda sıcaklığında renksiz olan ozon gazının karakteristik bir kokusu vardır. Fırtınalı havalardan sonra, yüksek yerlerde veya deniz kıyısında doğal olarak oluşur ve hissedilebilir. Ozon gazının ismi bu karakteristik kokusundan dolayı Yunanca “koklamak ” manasına gelen ozein’den türetilmiştir.

     Uzaydan ve özellikle güneşten gelen yoğun zararlı ışınları emerek, yeryüzüne inmesine engel olan atmosferin stratosfer tabakasındaki ozon için eski tarihlerde “Tanrının Nefesi ” adı verilmiştir. 

    Ozon Nasıl Etki Ediyor?

    – Ozon doku ve hücrelerin oksijenlenmesini arttırır.
    – Alyuvarlar elastikiyetini artırarak kılcal damarlardan geçişini kolaylaştırır.
    – Kanın dokulara oksijen bırakma yeteneğini artırır.
    – Bağışıklık sistemini uyararak, güçlendirir, enfeksiyon ve kansere direnci artırır.
    – Bağışıklık sistemini düzenleyici özelliği ile bağışıklık sisteminin sapmasından kaynaklanan hastalıkları iyileştiricidir.
    – Güçlü antimikrobik etkisi olan ozon – bakteri, virüs ve mantarları öldürür.
    – Kanser hücrelerinin çoğalmasını ve yayılmasını engeller.
    – Kanser tedavisi (Kemoterapi) sırasında tedaviye duyarlılığı artırır, yan etkilerini azaltır.
    – Hücrenin fonksiyonları için gerekli enerjiyi sağlayan, ATP’nin üretimini arttırarak: hücrelerin yasam enerjisini artırır.
    – Detoks etkisi sağlar:karaciğer , böbrek ve cildin fonksiyonlarını düzenleyerek, vücudumuzda biriken toksik ve kimyasal maddelerin temizlenmesinde yardımcı olur.
    - Vücudumuzdaki doğal ağrı kesicilerin açığa çıkmasını sağlayarak AĞRI KESİCİ özellik gösterir.

    Ozon Tedavisi:

    Birçok patolojik durumu düzeltir veya tamamen iyileştirir.Bu olumlu sonuçlar bir seri tıbbi araştırma ve tıbbi yayın ile kanıtlanmış olmakla birlikte kural olarak hastalıkların tedavisinde, ozon diğer tedavilere ek olarak uygulanır ve tamamlayıcı tedavi grubuna girer.

    Ozon Tedavisinin Kullanıldığı Hastalıklar

    Kronik yorgunluk sendromu, fibromiyalji ,stres ve uyku bozuklukları

    Dolaşım bozukluklarına bağlı olan hastalıklarda: Reynaud fenomeni ve Burger hastalığı.

    Migren ve baş ağrılarının tedavisinde oldukça etkilidir.

    Şeker hastalarında, geçmeyen yaralarda ve diabetik nöropatik ağrılarda

    Metabolik sendrom: Bel çevresinde yağlanma, hipertansiyon, yüksek kanşekeri, HDL kolestrolün düşük, trigliserit değerlerinin yüksek olması.

    Romatizmal hastalıklar: Osteoartrit, Romatoid artrit , Ankilozan spondilit,

    Otoimmun hastalıklar : Multipl skleroz, Sedef hastalığı (psoriasis), Chron hastalığı, Behçet hastalığı,Lupus , Hashimato tiroiditi ve Gut hastalığı

    Ani İşitme kaybı, Kulak çınlaması ve Baş dönmesi

    Kanserde, kemoterapi ve radyoterapiye destek tedavi

    KOAH (Kronik bronşit) ve Allerjik Astım

    Alerjik rinit, atopik dermatit, ürtiker

    Gözde sarı nokta hastalığı (makula dejenerasyonu)

    Enflamasyonlu bağırsak hastalıkları: Ülseratif kolit ,crohn hastalığında ve spastik kolon-irritabl barsak sendromu

    Fistüllerde (anal fistül v.b.) enflamasyonu engelleyici, hücreleri yenileyici  özelliklerinden dolayı yüz güldürücü sonuçlar alınır.

    Alzheimer, Parkinson gibi nörolojik hastalıklar, muskuler distrofi veya kas-sinir sistemini tutan hastalıklarda son derece etkilidir.

    Avaskuler nekroz

    Bel ve boyun fıtıklarının tedavisinde

    Hepatit B ve Hepatit C de, karaciğeri kanser ve sirozdan korumak

    Viral hastalıklar : Zona, Herpes virüs (genital), HİV

    Kadın genital yollarındaki tedaviye dirençli mantar enfeksiyonlarında

    Anti-aging (Yaşlanmayı geciktirmede)

  • Bel ağrısı nedenleri ve tedavisi hakkında

    Bel ağrısı nedenleri ve tedavisi hakkında

    Bel bölgesindeki ve kuyruk sokumundaki, kemik, kas ve eklem yapılarının bozulması ile, belde hissedilen ama en çok bacaklardan birisine yansıyan ağrıdır. Sabahları yataktan kalkamama, belde tutukluk, gün içinde açılma ya da sabah rahat uyanıp akşama doğru bacaklardan birinde, künt, elektrik çarpması, kaslarda gerilme, parmaklarda uyuşma ya da karıncalanma niteliğinde ağrı olabilir.

    Bu bölgedeki ağrı nedeni mutlaka ” disk hernisi” denilen bel fıtığı olmayabilir. Uzman doktorlarca ayrıntılı bel-bacak muayenesi yapılıp sonrasında “görüntüleme tetkikleri” istenmelidir. Hastaların tedavilerine film bulgularına göre değil, klinik durumlarına göre karar verilir.

    Nedenleri:

    1. Disk hernisi (Bel fıtığı)

    2. Kemik yapılarda dejenerasyon (bozulma)

    3. Dar kanal (omiriliğin kemik yapılarının, diskin, geçmesi gereken kanalın içinde sıkışması)

    4. Faset eklem sendromu (omur kemiklerinin arasındaki eklemlerin kireçlenmesi, yapısının bozulması)

    5. Travma ya da kemik yapının erimesi ile oluşan kırıklar

    6. Bel cerrahisi ameliyatlarından sonra ortaya çıkan özel ağrılar

    7. Beli çevreleyen ve omurgayı destekleyen kaslardan kaynaklanan ağrılar

    8. Kalça ekleminin kendi içindeki eklem bozukluklarından kaynaklanan ağrılar (sakroiliak eklem hastalıkları)

    9. Siyatalji (siyatik sinirin kas içinde sıkışması ya da omurların arasından köken aldığı sinirin sıkışması)

    Tedavi

    Kronik ağrı tedavisinde temel amaç “nedene yönelik” olmaktadır. Bu neden ile bel ağrısının nedeni araştırılıp diğer branş hekimleri ile de görüşülüp tedavi planlanır. Beyin Cerrahisi, Ortopedi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, Psikiatri, Dahiliye branş hekimlerince gerekli hastalar için görüş alınmalıdır.

    Öncelikle “ilaç tedavisi” ile tedaviye başlanır.

    Kullanılan ilaçların üzerinde “ağrı kesici” yazmayabilir. Farklı tedavi amacı ile kullanılan ilaçların, beraber kullanılması ile “ağrı tedavisi” yapılabilmektedir. Belirli aralıklarla hastalar takip edilerek, ilaç tedavisine yanıt değerlendirilir. Hastların “ağrı derecesi” ve “yaşam kalitesi” bir sonraki tedavi aşamasını belirler. Bu tedavi “girişimsel ağrı tedavisi” olarak isimlendirilir.

    Girişimsel Tedaviler

    Radyofrekans termokoagülasyon (RFTC)

    Özel bir cihaz ve çok yüksek frekanslı bir akım ile ağrıyı beyine ileten sinirlerin durdurulmasını sağlar. Bu ileti bloğunda; hareket ile ilgili sinirler korunur ve sadece ağrı ileten sinirler yakılır. Halk arasında “Lazer ile Ağrı Tedavisi” olarak adlandırılır. Uygulamalar bu konuda eğitim almış Algoloji uzmanlarınca yapılmaktadır. Ağrısızlık süresi, kişiye, ağrının şiddeti ve bölgesine göre değişmektedir.

  • Prp ve ağrı tedavisi hakkında

    Kök hücre: yeni hücrelerin yedeğidir. Hastalıklar ve yaralanmalarda ölen hücrelerin yerine geçebilmek için kök hücreler aktive olup yeni hücreler oluştururlar.

    yani onarım hücreleridir. Özellikle kas ve kıkırdak harabiyetlerinde etkin ve hızlı sonuçlar alınmaktadır.

    Diz ve kalça eklem ve kıkırdaklarının hasarlı durumlarında ameliyat olamayan hastalarda başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir.

    PRP: trombositten zengin plazma ise kanımızın santrifüj edilerek elde edilen pıhtılaşma hücrelerimiz olan trombositten zengin kanımızdır.

    İkisi farklı uygulama ve tedavi seçeneğidir.

    Ortak özellikleri: kişinin kendi kanı ve hücrelerinin kullanılarak kendisini tamir etmeye yönelik tedavi yöntemlerinin olmasıdır.

    Kök hücre ve PRP (trombositlerden zengin plazma) ayni tedaviler değildir. Amaçları ayni ama uygulama teknikleri, tedavi süreleri çok farklıdır.

    İnternette ve kanıta dayalı tıbbi paylaşımlarım yapılmafığı sitelerde maalesef ikisi ayni tedaviymiş gibi anlatılmaktadır.

    PRP nispeten daha kolay ve daha basit bir işlemdir. Hastanın kanı alınır, santrifüj edilir. Tüpün bir kosmından elde edilen serum hastanın hasarlı bölgesine uygulanır. İyileştirme ve onarma etkisi hızlı başlar. Kök hücreden daha az etkilidir daha sık yapılması gerekebilir.

    Kök hücre vücudun karın yağ dokusundan ya da daha özel biölgelerden alınan dokulardan, daha özel yöntemlerle elde edilen, çok daha özel uygulanan tedavi yöntemidir. Mutlaka ameliyathane şartlarında, çok daha steril koşullarda uygulanır. Daha etkili ve uzun süreli tedavi oluşturur.

    Bu yazılardaki amacım: her kan alınıp dize ya da eklemlere enjekte edilince her hastamız “kök hücre tedavisi” olduğunu zannetmesin ve bu tedavilerin farklı olduğunu öğrenebilsin.

    Ağrı (Algoloji) alanında her iki tedavi yöntemi de ehil ellerde ve tıbbın öngördüğü yöntemler çerçevesinde yapılmaktadır.

  • Baş ağrıları tanı ve tedavisi hakkında

    İnsanlık tarihi var olduğundan beri ve hemen hemen her insanın yaşadığı ağrı baş ağrısıdır. Baş bölgesi, beyin, kulak burun boğaz, gözler, ağız ve dişler, beyinden çıkan sinirler, kaslar ve kemik yapıları ile bir çok sistemin hastalıklarından etkilenen karmaşık ve özel bir alandır.

    Her baş ağrılı hasta bizlere “migrenim var” tanısı ile gelir ancak her baş ağrısı migren değildir. Ayrıntılı ve titiz bir hikaye ile ağrının sıklık, şiddet, tür, süre, yayılım, arttıran azaltan nedenler, eşlik eden diğer şikayetler sorgulanır. Ön tanı ile tetkikler istenir ki tek başına sadece “kranial MR” yeterli değildir.

    Baş ağrılarına, gözden kaçan kronik hastalıklar, “diabet, kansızlık, tiroid hastalıkları” neden olabilir. Bu neden ile ayrıntılı kan tahlilleride gerekir. Ön tanı ve tanı konulması “baş ağrısının asıl nedenin bulunması” ile hastalara tedavi planlanır. Özel “analjezikler” ağrı kesiciler ile hastaların tedavileri başlar eşlik eden zamanlarda “girişimsel yöntemler” ile tedaviye devam edilir. Girişimsel yöntemlerde, baş ağrısının nedenine yönelik “sinir blokları, radyofrekans ile blok tedavileri, botoks uygulamaları” yapılabilir.

    Hastalar ile sık aralıklarla görüşülerek takip ve tedaviye devam edilir.

  • Bel ağrısında uygulanan enjeksiyonlar

    Bel ağrısı tedavisinde kullanılan girişimsel enjeksiyon yöntemleri kırk yıldır tüm dünyada giderek artan sıklıkta uygulanmaktadır.

    Bel ağrısında uygulanan enjeksiyonların tedavideki yeri nedir?

    Bel ağrısında kullanılan çeşitli enjeksiyon yöntemleri, belin pek çok ağrılı hastalığında hızlı ve tam bir düzelme sağlar.

    Bu enjeksiyonlar, tipik olarak bel ağrısı için çeşitli ilaçlar kullanmış ve bundan fayda görmemiş; ayrıca fizik tedavi yöntemleriyle de ağrıda yeterli düzelme sağlanamamış, cerrahi müdahale gerektirmeyen hastalara uygulanır. Bu enjeksiyonlar ağrının ortadan kaldırılması için uygulanmakla birlikte ağrı kaynağını ortaya çıkarmak için de yararlıdır.

    Enjeksiyon teknikleri ağrıyı nasıl azaltır?

    Enjeksiyonlar ağrının ortadan kalkması için ağızdan kullanılan ilaçlardan ya da kalçadan veya damardan yapılan iğnelerden çok daha etkilidir. Çünkü bu yöntemlerle uygulanan ilaçlar vücudun her yerine dağılmayıp direkt olarak ağrıyı oluşturan anatomik bölgelere ulaştırılmaktadır.

    Ağrılı bölgeye uygulanan steroid türü ilaçlar, güçlü yangı giderici etkileriyle ağrının kaynağındaki yangıyı ortadan kaldırır. Ayrıca, örneğin bel fıtığında uygulanan bu tür ilaçlarla fıtığın çevresindeki ödem geriletilerek olay bölgesi rahatlatılır.

    Enjeksiyonlar bel ağrısının tanısında ne şekilde kullanılır?

    Enjeksiyonlar tanısal olarak bel ağrısının kaynağını belirlemek için uygulanabilir. Fiziksel muayene ve görüntüleme yöntemleri ile ağrının nedeni tam olarak ortaya konu lam iyorsa, çeşitli enjeksiyonlarla ağrının belin hangi yapısından köken aldığı belirlenebilir. Bu amaçla belde yer alan çeşitli yapılara lokal anestezi (mevzu uyuşturucu) ilaçları verilir.

    Bel ağrısı tedavisinde kullanılan enjeksiyonlar nelerdir?

    En sık uyguladığımız enjeksiyonlar; * Epidural ve transforaminal enjeksiyonlar * Sinir kökü blokları * Faset eklem enjeksiyonları * Sakroiliak eklem enjeksiyonları, şeklinde sıralanabilir.

    Yöntemler içinde en çok hangisini uyguluyorsunuz ?

    Bel ağrısı tedavisinde en çok uyguladığımız enjeksiyon yöntemi tüm dünyada olduğu gibi epidural ve transforaminal enjeksiyonlardır. Epidural enjeksiyon, güçlü yangı giderici etkileri olan ilaçların omurga kanalı içine uygulanmasıdır. Dünyada 40 yıldan fazla zamandan beri omurga kaynaklı çeşitli ağrıların tedavisinde kullanılan, iyi sonuçlar alınmasını sağlayan ve yan etkileri çok az olan bir işlemdir.

    Epidural ve transforaminal enjeksiyonlar kimlere uygulanabilir ?

    Enjeksiyonlar en çok bel fıtığı hastalarında uygulanmaktadır. Burada amaç fıtık başlangıcı ya da fıtık olan disk bölgesindeki ödemi ortadan kaldırmak, disk çevresindeki yangıyı ve olası bir sinir kökü basısını azaltmaktır. Yöntem, düşük riski ve önemli bir yan etki potansiyeli olmaması nedeniyle yaygın bir yöntemdir.

    Özellikle ilaç tedavisi, egzersiz ve fizik tedavi gibi konservatif yöntemlerle düzelme sağlanamayan disk kaynaklı bel, bacak ağrılarında tercih edilir. Belin yanısıra boyun ve sırt omurlarının fıtıklarında da aynı yöntem uygulanmaktadır. İşlemin uygulandığı hastaların büyük bölümünde ağrı tamamen yok olur. Düzelme sağlanamayan az sayıdaki hastada ise işlem tekrarlanabilir. Genel kabul, işlemin bir kaç ay içinde 3 kez uygulanabileceğidir.

    İşlem nasıl uygulanıyor ?

    İşlemin uygulanacağı hastamız özel girişim odasına alınıyor. Enjeksiyon floroskopi adı verilen özel bir görüntüleme yöntemi eşliğinde, yani işlem bölgesi görülerek uygulanıyor. Enjeksiyondan önce girişim bölgesine lokal anestezi uygulanarak, hastanın işlem sırasında ağrı duymaması sağlanıyor. 30 dakika kadar süren işlemden sonra hastamızı odasına alıyoruz. 3-4 saatlik bir dinlenme süresinin ardından da evine yolluyoruz.

  • Ağrı çekmek artık kanser hastalarının kaderi değil

    Kanser, yaşamı tehdit eden yönünün yanı sıra ciddi ağrı problemleri ile de yaşam kalitesini ortadan kaldırmaktadır. Kanser ağrılarının dindirilmesi için tedavi yoluna gidilmesi, hastanın yaşam kalitesini ve genel vücut direncini yükseltmekte, kanser tedavisine uyumunu artırmaktadır. Kanser, çağımızın en korkulan sağlık problemlerinin başında gelmektedir.

    Günümüzde giderek daha fazla kanser türü özellikle erken tanı ve cerrahi tedavi, ilaç tedavisi, ışın tedavisi ya da diğer yöntemlerle eskisi kadar korkulan bir durum olmaktan çıkmıştır. Ancak yine de hala tıbbın savaştığı başlıca sağlık sorunu olma özelliğini korumaktadır.

    Kanser Ağrılarını Giderici Yöntemler, Kanser Tedavisi Üzerinde Ne Gibi Etki Yapmaktadır?

    Kanser; hayatı tehdit eden yönünün yanında meydana getirdiği ciddi ağrı problemleriyle de yaşam kalitesini ortadan kaldıran bir durum.

    Ne yazık ki kanser hastalarında ağrı, çoğu kez yeteri kadar ciddiye alınmamakta ve hastalığın kendisinin tedavisiyle uğraşan hekimler tarafından etkili yaklaşımlarla ağrı dindirilmesi yoluna gidilmemektedir.

    Burada bir yanlış inanış kanserde ağrının kesilmesinin hastalığın seyri ile ilgili takipleri güçleştireceğidir. Oysa yapılan tüm çalışmalar kanserli hastanın ağrısını dindirmenin hastalığın seyrine ve hastanın yaşam süresi üzerine olumsuz bir etkisi olmadığını göstermektedir.

    Hatta ağrının ortadan kaldırılması sonucunda yaşam kalitesinin yükselmesinin; hastanın kanser tedavisine uyumunu artırarak ve genel vücut direncini yükselterek çok olumlu katkıları olduğunu göstermektedir.

    Kanser Ağrıları Nasıl Ortaya Çıkar?

    Kanserde ağrı çeşitli nedenlerle ortaya çıkar. Bazen tümörün kendisi bir organa, sinire veya kemiğe baskı yaparak ağrıyı meydana getirir.

    Bazen de bir damara baskı nedeniyle dolaşım bozukluğuna bağlı ağrı ortaya çıkabilir. Kanserde önemli bir ağrı nedeni de kemoterapi, radyoterapi ya da cerrahi tedavi olarak adlandırılan tedavi yöntemlerinden kaynaklanan ağrılardır.

    Kanser Ağrılarını Giderici Yöntemler

    İLAÇ TEDAVİSİ: İster kanserin kendisine bağlı olsun, ister tedavi yöntemlerinin yan etkileri olarak ortaya çıkan ağrılar olsun pek çok kanser ağrısı türü ilaç tedavileri ve ilaç dışı tedavi yöntemleriyle etkili bir şekilde dindirilebilir. Kanser hastalarının etkili ve yeterli ağrı tedavisine kavuşamamalarının en önemli nedeni bu konuda uzman olan ağrı hekimlerine ulaşamamalarıdır.

    Kanser ağrısı tedavisinde ilk seçenek ağrı kesici ilaçlardır. Bu ilaçlar belli bir düzen içinde ve Dünya Sağlık Örgütü’nün basamak tedavisi adı verilen sistemine uygun olarak kullanılmalıdır. Basamak sistemine göre, öncelikle daha zayıf etkili ağrı kesici ilaçlar kullanılmaya başlanır. Ağrının durumuna göre giderek daha kuvvetli ağrı kesici ilaçlar verilir. Burada önemli bir nokta ağrının hastalığın seyri ile ilişkisinin her zaman doğru orantılı olmadığıdır. Yani her zaman hastanın şiddetli ağrısının olması hastalığın ilerlediğinin bir bulgusu değildir.

    SİNİR BLOKLARI: İlaçların ağrının dindirilmesinde yetersiz kaldığı veya çeşitli nedenlerle bu ilaçları kullanamayan hastalarda ilaç dışı tedavi yöntemlerine başvurulur. Ağrı sinirlerinin bloke edilmesi bu yöntemlerden biridir. Tıpkı kanal tedavisiyle çürüyen bir dişin sinirinin ağrı iletmesinin önlenmesi gibi kanserli organın ağrı siniri çeşitli kimyasal maddeler uygulanarak duyarsızlaştırılabilir. Bu amaçla radyofrekans termokoagülasyon yöntemleri de kullanılabilir. Bu işlem, ağrı sinirine yüksek frekanslı radyo dalgaları uygulanarak ağrı iletiminin engellenmesidir.

    MORFİN POMPASI: Morfin pompası kanserli hastaların ağrılarını dindirmede en ileri yöntemdir. Bu yöntemde omurilikten ağrı ileten sinirlerinin yer aldığı boşluğa ince bir kateter yerleştirilir.

    Ardından da cilt altına ilacın uygulanacağı port ya da pompa yerleştirilerek kateterin ucu buna bağlanır. Bu yöntemle çok daha düşük doz morfin ya da morfin benzeri ilaç kullanarak hastanın ağrısını etkili bir şekilde dindirmek mümkündür. Üstelik kullanılan morfin dozunun minimuma inmesi nedeniyle hastalar morfine bağlı yan etkilerden uzaklaşırlar.

    Kanser ağrısı ile ilgili gerçekler:

    Kanser ağrısı dindirilebilir bir ağrıdır. Dünya Sağlık Örgütü’nün raporlarında tüm kanser ağrılarının %85-90’ının çeşitli ağrı tedavi yöntemleriyle kontrol altına alınabilir ağrılar olduğu belirtilmekte.

    Pek çok kişinin korktuğunun aksine kanserli hastalarda morfin ve morfin benzeri ağrı kesici ilaçlar bağımlılık yapmaz.

    Kanser ağrısında ilk seçenek ağrı kesiciler olsa da ağrı kesiciler yeterli gelmediğinde ağrıyla savaşmak için kullandığımız daha pek çok silahımız bulunmaktadır. Kanser ağrısını kesmek için HER ZAMAN DAHA FAZLASI MÜMKÜNDÜR.

    Kanser tedavisi bir ekip işidir. Kanserde cerrahi tedavi; ilgili operaör doktorların, ilaç tedavisi ve radyoterapi onkolog doktorların uzmanlık alanıdır. Ancak kanserli hastaların her türlü ağrı tedavileri ağrı tedavisi ile uğraşan uzman hekimlerce yürütülmelidir.

  • Ağrılarınıza kulak verin

    Kronikleşmeden tedavisi yapılmalı

    Ağrı aslında organizmayı korumak için çok önemlidir. Zarar verici hareketlerden, maddelerden, kaçınmamızı sağlar. Ama ağrı tedavi edilmediği takdirde kişinin yaşamını alt üst eden en önemli şey haline gelir. Bu nedenle ağrı başladığı andan itibaren nedeni araştırılmalı ve kronikleşme sürecine geçmeden tedavisi yapılmalıdır.

    Fibromiyaljinin tedavisinde geç kalınmamalı

    Tedavide en çok geç kalınan ağrılı durum fibromiyalji hastalığından yakınan hastalarda yaşanır. Fibromiyalji nedeni tespit edilemeyen, yaygın vücut ağrıları ile kendini gösteren, kaslarda, ensede, sırtta, bel, kol, bacak ve kalça ekleminde belirgin ağrı ile seyreden bir hastalıktır. Bu hastalarda uyku bozuklukları, vücutta ağrılı hassas noktalar, eklemlerde sabah sertliği, ellerde ve kollarda uyuşma, şişlik hissi gibi şikayetler vardır. Kabızlık, gaz şişkinliğine de sık rastlanır. Sancılı ve düzensiz adet, tiroid hastalıkları, glikoz toleransı bozukluğu gibi hormonal bozukluklar da şikayetler arasındadır. Fibromiyalji hastalarında yapılan kan ve görüntüleme tetkiklerinde ağrıyı açıklayacak patolojiye rastlanmaz. Bu nedenle çoğu hastanın bu bulguları psikolojik olarak algılanır ve bu yönde tedavi edilmeye çalışılır. Aslında ruh ile beden arasında yaşanan çatışma, çoğu ağrılı geçen bu sürece neden olur.

    Ağrı tedavisi kişiye özel olmalı

    Ağrılı hastalara yaklaşırken her bedenin ve yaşamın farklı olduğu ve dolayısıyla da ağrının kişiye özel olduğu mutlaka akılda tutulmalıdır. Başka birine iyi gelen ağrı kesici ilaç ya da tedavi her kişide aynı sonucu vermez.

  • Ozon tedavisi ile hastalıklardan kurtulun

    Ozon, atmosferin bir kaynağı ve oksijenin yüksek enerjili halidir. Gökyüzünün mavi renginin kaynağı olan ozonun dünyadaki yaşam için ne denli önemli olduğu son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır. Dünya için bu kadar önemli olan ozon, tıp dünyasında da günden güne çok daha önemli bir yer edinmektedir. Ozon tedavisi ile kanserden diyabete, tansiyondan böbrek rahatsızlıklarına kadar pek çok hastalığın tedavisinde başarılı sonuçlara ulaşılmaktadır.

    Ozon Tedavisi İle Kendinizi Çok Daha Genç Hissedebilirsiniz

    Anti-aging: Yaşlanma ve yaşlanmanın etkilerinin geri alınması, bedensel ve ruhsal anlamda daha sağlıklı, zinde olmak ozonun getirdiği yararlar arasındadır.

    Detoksifikasyon: Çeşitli nedenlere vücuda giren kimyasal ve biyolojik atıkların zararsız hale getirilmesi ozon tedavisi ile sağlanabilmektedir.

    Zayıflama Tedavisi: Ozon tedavisi insan vücudunda yarattığı etkiler aracılığı ile kilo sorunlarını giderebilmektedir. Ayrıca özellikle ozonun içeriği olan yüksek enerjili oksijen sayesinde deri hücrelerinin canlanması ve gençleşmesi sağlanmakta, sellülit sorunları da giderilmektedir.

    Bağışıklığın güçlenmesi, direncin artması: Ozonun sağladığı en önemli yararlardan biri de sağlıklı olan kişilerin bu halinin devamının sağlanmasıdır. Artan vücut direnci, güçlenen bağışıklık sistemi sayesinde çeşitli enfeksiyon hastalıklarına yakalanma olasılığı azalırken, hastalıkların da kısa sürede atlatılması mümkün olmaktadır.

    Kronik Yorgunluğun Giderilmesi: Çağımızda birçok kişinin ortak derdi olan sürekli olarak kendini yorgun, bezgin hissetme durumu ozon yardımıyla giderilmektedir. Ozonun verdiği etki ile yorgunluğa neden olan kimyasal reaksiyonlar önlenmektedir. Yüksek enerjili oksijen, insanların kendilerini zinde ve sağlıklı olarak hissetmelerini sağlamaktadır. Bu geçici bir hissediş değil, tedavi sonrasında da devam eden bir durumdur.

    Ağrıların Giderilmesi: Herhangi bir hastalık olmaksızın sağlıklı insanlar da çeşitli nedenlerle ağrı hissedebilmektedir. Bunun nedeni yorgunluk, stres ya da başka bir etken olabilir. Ozonun etkisiyle bu ağrılar oluşmamakta ve oluşanlar da giderilmektedir. Ayrıca kanser ağrısı, yaralanma, yanık, kesik gibi travmalar sonucu oluşan veya psikolojik kaynaklı ağrılar da ozonla tedavi edilebilmektedir.

    Ozon Tedavisinin Kullanıldığı Hastalıklar

    Ozon insanların sağlığını koruyan ve kaybedilen sağlığı geri kazandıran bir etken, klasik tıp yöntemlerinin dışında veya karşısında olan bir tedavi değildir. Tüm tedavi yöntemlerinin yanında veya soruna göre tek başına da uygulanabilmektedir.

    Damar hastalıkları ve dolaşım sorunları, Enfeksiyon Hastalıkları, yara tedavisi, hepatit AIDS gibi viral Hastalıklar, Multiple Skleroz çölyak gibi Otoimmun Hastalıklar, yaşlılığa bağlı unutkanlık, hafıza kaybı, gibi rahatsızlıklar, akciğer ve karaiğer hastalıkları, böbrek Hastalıkları, şeker Hastalığı, cilt hastalıkları, kanser hastalıkları, ortopedik rahatsılıklar, diş ve diş eti hastalıkları, bağırsak hastalıkları, kadın hastalıkları ve cinsel sorunların tedavisinde ozondan faydalanılmaktadır.

    Tedavi Yöntemleri

    Tedavide kullanılan ozon gazı medikal ozon jeneratörlerinde saf oksijenden üretilir. Üretilen ozon tedavide daima oksijen ile karışım halinde kullanılır. Ozon tedavisi yöntemlerinin hepsi hastaya ozonu güvenilir ve zararsız bir şekilde vermeye yöneliktir. Tedaviyi uygulayan doktor, bilgileri ve deneyimleri ile hastası için uygun ve gerekli olan yöntemi seçmektedir. Ozon tedavisi hiçbir ilacın sahip olmadığı kadar geniş bir uygulama alanına sahiptir. Bu nedenle ozon tedavisi oldukça pratik ve yararlı bir tedavi yöntemi olarak başarı ile uygulanmaktadır.

  • Kök hücreler ile hangi hastalıklar tedavi edilebilir?

    Menisküs tedavisi

    Diz kireçlenmesi tedavisi

    Kalça kireçlenmesi tedavisi

    Çapraz bağ tedavisi

    Eklem kireçlenmesi

    Tendon tedavisi

    Şeker hastalığı

    Romatizma hastalıkları

    Saç dökülmesini önleme ve yeni saç oluşumu

    Cilt gençleştirme

    Kök Hücre Nedir?

    Kök hücre; işlev olarak henüz vücudumuzda dönüşüme uğramamış vücudumuzdaki tüm organları ve dokuları oluşturan ana hücrelerdir. Döllenmiş bir yumurta ile başladığımız hayat yolculuğumuzda en nihai şeklimize gelene kadarki tüm süreci kök hücrelerimiz yapar.

    Dönüşüme uğramamış bu ana hücreler sınırsız sayıda bölünebilir, kendilerini yenileyebilir, organ ya da dokulara dönüşebilme ve çoğalabilme özelliğine sahiptir. Vücutta nerede bir yaralanma, zedelenme, onarım ihtiyacı duyulursa oraya giderek gereken hücre tipine dönüşür ve hasar onarımına başlar. Kolumuz kırıldığında gider kırığı tamir eder, beyin hasarı yaşarsak hasarın olduğu bölgeye gelerek beyin hücresine dönüşecektir. Vücudumuzda en yoğun bulunduğu dönem anne karnındaki dönemimizdir organlarımızın ve dokularımızın gelişmesinde başrolü kök hücreler üstlenir. Bebeklik, çocukluk, gençlik, yaşlılık dönemlerine gidildikçe kök hücrelere ihtiyacın azalmasıyla birlikte kök hücrelerde vücudumuzda azalır. Kaza geçiren, hastalanan yaşlı kişilerin iyileşme süreçleri gençlere göre daha yavaştır.

    Kök hücreler genetik kodlarımızı taşıdıkları için PRP ile birlikte en doğal tedavi yöntemidir. Bu özellikli hücrelerle yapılan tedavilere kök hücre tedavileri denir.

    Kök Hücrelerin Özellikleri?

    Kendi kendilerine hareket edip uygun bir yere yerleşebilirler.

    Gerektiğinde bölünerek çoğalabilir daha fazla kök hücre oluşturabilirler.

    Başka hücre tiplerine dönüşüp oradaki devamlılığı sağlarlar.

    Kök hücreler kendilerini yenileyebilirler.

    Vücuttaki yaralanma zedelenme gibi bir sorun yaşadığımızda oraya giderek onarıma başlayabilirler.

    Kök Hücre Nasıl Elde Edilir?

    Erişkin insan vücudunda çeşitli doku ve organlardan kök hücre elde edilebilmektedir. Kök hücre elde etmek için ilk seçenek kemik iliğinden alınmasıdır; işlem yaklaşık 30 dk sürer ve bu işlem hastane şartlarında hastadan 60-70 cc kemik iliği alınır. İkinci seçenek ise liposuction yöntemiyle hastanın vücudunun yağlı bir bölgesinden bir miktar yağ alınarak özel işlemlerden geçer yağ ve hücreler ayrıştırılarak kullanıma hazır hale getirilir. Kök hücreler iki farklı şekilde kullanılır; Otolog, yani kişinin kendi hücresinin yine kendisine kullanılmasıdır. Bu hücreler uzun yıllar saklanabilir. allojenik, kök hücreler ise başkasından alınan hücrelerdir uzun süre saklanamaz ve hastaya hemen verilir. En çok yapılan kök hücre tedavileri son dönemlerde bu şekildedir. Kök hücre elde edilebilme olanağı ayrıca deri, kas, beyin den mümkündür ama kemik iliği ve yağ hücrelerine göre daha zahmetli, riskli ve pahalı olduğu için çok fazla tercih edilmemektedir.

    Kök hücreler tedavide nasıl etki gösterir?

    Yaralanmış ya da hasar görmüş bölgeye enjekte edildikten sonra doğal görevi olan hasar onarma ve iyileştirme için bölünerek hangi tip hücre’ye ihtiyaç varsa (Kemik, kıkırdak, saç, doku vs) dönüşür ve vücudu onarım için uyarır. Vücut bu hücrelerin öncülüğünde kendini onarır. Diz bölgesine enjekte edilirse sadece kıkırdak değil tüm dizi onaracaktır. Tedavideki en önemli rolü iyileşme sürecini tetiklemektir.

    Kök Hücreler ile hangi hastalıklar tedavi edilebilir?

    Menisküs tedavisi

    Diz kireçlenmesi tedavisi

    Kalça kireçlenmesi tedavisi

    Çapraz bağ tedavisi

    Eklem kireçlenmesi

    Tendon tedavisi

    Şeker hastalığı

    Romatizma hastalıkları

    Saç dökülmesini önleme ve yeni saç oluşumu

    Cilt gençleştirme

    Kök Hücre tedavileri kimlere yapılır?

    Doku hasarı, eklem rahatsızlıkları, tendon hasarı, çapraz bağ yaralanmaları, saç dökülmesi gibi sorunlar yaşayan tüm kadın ve erkek bireylere uygulanabilir.

    Cerrahi yöntemler kadar başarılı olmasının yanı sıra son derece doğal bir tedavidir ve yan etkisi bulunmaz.

    Kök Hücre Tedavisinin Faydaları Nelerdir?

    Öncelikle kök hücre tedavilerinde bir nevi kendi yedek parçalarımızla iyileşme imkanı buluyoruz. Kendi kök hücrelerimiz hasarlı sorunlu organlarımızın tamirini yapıyorlar bu en doğal yöntemdir.

    Ağır cerrahi operasyonlara maruz kalmadan gündelik hayatımızdan, iş, aile ve sosyal hayatımızdan kopmadan hızlı bir iyileşme süreci geçirmemize olanak verir.

    Kök Hücre Hakkında Sık Sorulan Sorular

    Bir insanın kök hücresi herhangi bir başka insana nakledilebilir mi?
    C- Uygun donörlerden alınan kök hücreler uyumlu olduğu kişilere nakledilebilir. Bunlar genelde kardeşler arasında ve anneden çocuğa nakil şeklinde olmaktadır. Kardeşler arası uyum %25’tir.

    2. Kök hücreler alındıktan sonra ne kadar sürede kullanılmalıdır?
    C- Otolog yani kişinin kendi hücreleri yıllarca saklanabilir; ama allojenik, yani başka birinden elde edilen kök hücreler hastaya hemen verilmelidir.

    3. Kök hücre alınması uzun bir işlem midir?
    C- Hastadan kök hücre alınması kemik iliğinden 30 dk, yağ’dan alınması yaklaşık 1 saat sürmektedir.
    4. Kök hücre ile PRP farkı nedir?
    C- PRP işlemi hazırlanması ve uygulanması kolay bir işlemdir ama PRP de alınan ve ayrıştırılan kan miktarı kök hücreye göre yaklaşık 10 kat daha azdır ve ortak yönleri PRP içerisinde de yaklaşık %1 kadar kök hücre bulunur.