Etiket: Tedavi

  • Lazer ile çatlak tedavisi

    Cilt çatlakları cildin incelmesi, kollajen ve elastik liflerin zarar görmesi sonucu ortaya çıkarlar. Deri yapısı esnek olmayanlarda aniden kilo almak, ergenlik çağında boy ve kilo artışına bağlı, gebeliklerde karın ve göğüs derisinin gerilmesine bağlı çatlaklar oluşabilir. Ayrıca kortizon türü ilaç alanlarda, kortizonla ilgili hormon hastalığı olanlarda cilt çatlakları meydana gelebilir. En çok kalça, diz arkaları, karın ve göğüs bölgesinde görülür. Bazı kişilerde çatlaklar geniş boyutta ve pembe renkle başlayıp zaman içinde beyaz renge döner. Bazen de çok ince, beyaz renkli çatlaklar şeklinde birden ortaya çıkabilir. Çatlak tedavisinde başlıca lazer tedavileri, dermaroller, mezoterapi, PRP, cildi yenileyen kremler kullanılabilir.

    Lazerle cilt çatlağı tedavisinde en etkili lazerler, fraksiyonel lazerlerdir. Fraksiyonel lazerler ısı etkisi ile kollajeni kısaltırlar, kısa sürede sıkılaşma etkisi yaratırlar. Daha sonra kollajen ve elastik lifleri artırarak cildi yenilerler. Böylece çatlak görünümünde hafifleme meydana gelir.

    Fraksiyonel lazerler çok çeşitlidir. Fraksiyonel lazerler ikiye ayrılır.
    Birincisi deriyi soymayan 1440 nm, 1540 nm, 1550 nm, dalga boyuna sahip fraksiyonel lazerler,
    ikincisi deriyi soyan 2940 nm, 2970 nm erbium lazerler, 10600 nm karbondioksit ( CO2) lazerlerdir.

    Fraksiyonel lazerlerin tüm çeşitleri başarıyla çatlak tedavisinde kullanılabilir. Bu lazerler içinde en etkilisi fraksiyonel CO2 lazerdir. Fraksiyonel karbondioksit lazerleri dezavantajı işlem sonrası iyileşme döneminin uzun sürmesi, uygun dozlarda verilmezse leke yapma özelliğinin yüksek olmasıdır. Bu yüzden koyu tenli kişilerde dikkatli olunmalıdr. Çok esmerlerde diğer fraksiyonel lazerler tercih edilebilir.

    Fraksiyonel lazer çatlak tedavisi ortalama 3-4 seans yapılmalıdır. Seans aralıkları 1-2 ayda bir olabilir. İşlem sonrası güneşten korunmak gerekir. Tedavi aralıklarında çatlağa iyi gelen retinol (vitamin A), vitamin C, vitamin E, antioksidan, büyüme faktörleri, peptid içeren kremler kullanılabilir. Fraksiyonel lazerler mezoterapi, dermaroller, PRP ve diğer lazer türleriyle kombine edilerek etkinlikleri artırılabilir.

  • İNFERTİLİTE  (KISIRLIK)

    İNFERTİLİTE (KISIRLIK)

    Normal çiftlerde , eğer normal sıklıkla cinsel ilişki varsa aylık gebe kalma oranı %25, yıllık gebe kalma oranı %90, 2 yıl sonunda ise %95 dir. İnfertil çiftler dikkatli değerlendirildiğinde %85-90’ında olası sebep tespit edilebilmektedir.

    Gebelik nasıl oluşur?
    Erkek tohumu (sperm) kadın tohumu (Ovum) ile birleşir. Buna döllenme denir. Kadın rahminde gerçekleşen bu olay ilk aşamadır. Daha sonra rahmin içine (uterusa) yerleşerek embriyo haline gelir.

    Kısırlık Tanımı Nedir?
    Normal ilişki sıklığında (haftada 2-3) herhangi bir doğum kontrol yöntemi uygulamadan 1 yıl içinde gebe kalamama durumuna kısırlık (infertilite) denir.

    Yapılan araştırmalarda ENSIK rastlanan kısırlık nedenleri:
    • Yumurtlama bozuklukları %15-%20 ;
    • Karın zarı (peritoneal) patoloji %30-40 ;
    • Erkek faktörü (%30-40)
    • Nedeni açıklanamamış infertilite (%10)
    • Nadir problemler (Uterin /servikal patoloji) (%5). %10 hastada ise herhangi bir neden bulunamaz.
    Kısırlık nedenleri:

    1.Erkek Kaynaklı Nedenler

    Tüm kısırlık vakalarının %30-40 nedeni erkek kaynaklı patolojilerdir. Araştırmada 3 günlük cinsel perhiz sonrası verilen sperm örneği değerlendirilir. Sperm hücresinin sayısı, yapısı, hareketleri değerlendirilir. Travma, enfeksiyonlar, aşırı sigara ve alkol, kimyasallara maruz kalam sperm sayı ve miktarını bozar.

    Semene (meni) ait nedenler:
    Dünya Sağlık Örgütü kriterlerine göre semen analizinin normal olarak kabul edilebilmesi için hacminin en az 2 mililitre, sperm sayısının mililitrede en az 20 milyon olması ve spermlerin en az %50’sinin hareketli ve en az %70’inin şeklinin normal olması gerekir.
    Şekil bozukluğu açısından daha detaylı bir inceleme olan ve özel boyama yöntemi ile yapılan Kruger testinde %14 ve üstü normal olarak değerlendirilir.

    Semenin taşınmasındaki sorunlar:
    Testislerde sperm üretiminin normal olmasına rağmen, spermin taşınmasını sağlayan kanalların doğuştan veya sonradan geçirilen bir hastalık nedeniyle tıkalı olması da gebeliğin oluşumunu engeller. Varikosel olarak adlandırılan damar genişlemesi (testislerden kirli kanı taşıyan toplar damarların genişlemesi ve kirli kanın testislerin yanında birikmesi) , testislerin sıcaklığını arttırarak sperm üretimi ve hareketi üzerine olumsuz etki eder. Çeşitli cerrahi müdahale yöntemleri ile tıkanıklığın giderilmesi (vazovazostomi, vazoepididimostomi, TURED ameliyatları) mümkün olmaktadır. 

    2. Kadına Ait Nedenler:

    Rahim ağzı kaynalı kısırlık (servikal faktör):
    Cinsel ilişkide spermler vajinaya ve rahim ağzına dökülür. Hareketli yapısı olan spermler rahim ağzından doğru rahmin içine doğru hareket ederler. Yumurtlama döneminde rahim ağzından geçiş en üst seviyededir. Bazı kadınların rahim ağzı salgısı sperme karşı antikor üretir ve spermin fonksiyonunu bozar. Bu kolaylıkla tespit edilebilen bir durumdur ve aşılama metodu ile kolaylıkla tedavi edilir. Servikal faktör nadiren tek başına infertiliteye neden olur.

    Rahim kaynaklı kısırlık (uterin faktör):
    Rahmin içindeki yapışıklık, yer kaplayan lezyonlar, doğuştan gelen şekil bozuklukları gebeliğe engel olur. Bunların tespiti ve tedavisi mümkündür. 

    Tüp Kaynaklı Kısırlık (Tubal Faktör):
    Gebeliğin oluşumu için en az bir tüpün sağlıklı olası gereklidir. Yumurtayı rahme taşıyan tüpler çok hassas bir yapıya sahiptir. Bu hassas yapının bozuk olması gebeliği engelleyebilir veya dış gebeliğe neden olabilir.
    Tüplerin kapalı olması infertilite hastalarının üçte birinde görülür.

    “Tüplerin yapısını değerlendirmek için HSG veya LAPAROSKOPİ yapılması gereklidir.Op.Dr.Fatma Gençtürk Özer her iki yöntemde rutin olarak yaygın şekilde kullanılır…”

    Yumurtlama problemlerinden kaynaklı kısırlık (ovulatuar faktör):
    Kısırlık problemi ile uğraşan kadınların %15-20 sinde çeşitli derecelerde yumurtalam problemi mevcuttur. Ultrasonografi ve hormon tahlilleri ile yumurtlama takip edilebilir.
    Diğer bir yumurtalama takibi ise Bazal vücut ısısı takibidir. Uygulaması kolay, basit ve ucuz bir yöntemdir. Yumurtlama sonrasında progesteron hormonu , bol miktarda salgılanır. Yumurtlama sonrasında salgılanan progesteron hormonuna bağlı olarak adet döneminin ortasına rastlayan dönemde vücut ısısı yaklaşık 1 derece yükselir. Yumurtlama olmaz ise vücut ısısında artış olmaz.
    “Yumurtlama problemi olan kadınlarda, yumurta gelişimi için kullanılan hormon ilaçları ile hastaların %80’inde yumurtlama sağlanabilir. Gebeliğe engel başka bir durum yok ise başarılı 6 yumurtlama tedavisi ile aşılama hastaların yarısı gebe kalabilir.”

    Karın zarı kaynaklı kısırlık (peritoneal faktör):
    Tüm kısırlık vaklarının %30-40 ının nedenidir. Özellikle geçirilmiş ameliyatler, üst genital sistemi tutan enfeksiyonlar, endometriozis hastalığı, karın iç zarında (peritonda) yapışıklık yaratarak tüplerde ve yumurtanın çevresinde anormal durumlara neden olabilirler . Bu anormal durumlar tüplerin yapısını bozarak veya yumurtanın tüplere ulaşmasını engelleyebilir .
    Endometriozis, rahim iç zarı olan endometrium dokusunun rahmin dışında bulunmasıdır. Genelde overde yerleşir ve “çikolata kisti” tanısını alır. Bu aşamada hem yumurtalığa zararı olur hemde yaratacağı yapışıklık ile ovumun tüpe geçişini engelleyebilir. Bu aşamada laparoskopik operasyonlar ile çok rahat çıkartılır.

    Yaş Faktörü:
    Kadında 40 yaşından sonra da gebelik oranları ileri derecede azalır. 40 yaş ve üzeri kadınlarda adet düzeni çoğunlukla normal olduğu halde gebe kalma oranı %10’un altına düşer. Yumurtaların gelişmesi ve ovulasyon meydana gelse de, oluşan yumurtanın kolayca döllenebilmesi oldukça güçtür. Gebelik oluştuğunda anne yaşının ileri olması nedeni ile bebekte kromozom anomalilerinin ve düşük riskinin arttığı da göz önüne alınmalıdır.

    3.Nedeni Açıklanamayan Kısırlık (unexplained infertilite):

    Kısırlık problemi yaşayan çiftlerin %10 kadarında tüm tetkikler normal olmasına rağmen gebelik oluşmamasıdır. Bu çiftlerde gebeliği sağlamak amacıyla yumurtlamayı uyarıcı ilaçlar ve rahim içi aşılama (IUI) kullanılır. Bu tedaviler ile 3-6 adet döneminde gebelik elde edilememesi durumunda tüp bebek yöntemi uygulaması önerilir. Kliniğimizde aşılama (IUI) yöntemi ile yüksek gebelik oranları yakalanmıştır. Tüp bebek hazırlık tedavileride yoğun şekilde yapılmaktadır.

    Muayenehanede Yapılan İnfertilite Uygulamaları

    -Tüm Hormon Tahlilleri
    -Spermiogram
    -Folikül Takibi
    -Over Rezerv Testleri
    -Aşılama (İntra Uterin İnseminasyon )
    -Tüp bebek hazırlığı
    -Ağrısız Rahim Filmi (HSG)
    -Tanısal ve Operatif Histeroskopi

    Kısırlık Tedavisi Pahalı Bir Tedavi midir?
    Evli çiftlerin %15ini etkileyen kısırlık tedavisi , pahalı tetkikler ve tedavi metodları içerir. Artan hayat pahalılığı ve dönemsel ekonomik sıkıntılar neticesinde, artık kısırlık tedavisi adayı çiftlerin merkez seçerken dikkat ettikleri kriterlerin başında kısırlık tedavisinin toplam maliyeti gelmektedir.

    Hastamıza ayırdığımız geniş zaman , eksiksiz bilgilenme ve farkındalık sayesinde gerek doğal yollarla, gerekse yardımla üreme teknikleri ile gebe kalma şansı artmaktadır.
    Özellikle de son 5-6 yıl içinde kliniklerin rutin tedavi uygulamaları arasına girmeyi başaran yeni teknolojiler klasik tüp bebek uygulamalarının şeklini ve konseptini de neredeyse tamamen değiştirmektedir. Ve bu gelişmelere bağlı olarak da yardımla üreme teknikleri ile bebek sahibi olabilmek mümkün olabilmektedir.

    Aşılama
    Çocuk sahibi olmakta güçlük çeken çiftlerde detaylı bir inceleme ile problemin nereden kaynaklandığı aydınlatılmalı, tedavi gerekliliği belirlenmeli ve çiftin en kolay şekilde gebelik elde etmesini sağlayacak olan tedavi yöntemi belirlenerek çifte sunulmalıdır. Sperm yıkama teknikleri sperm ve semen problemleri doğrultusunda geliştirilerek intra uterin aşılama için normal sperm elde etmeyi amaçlamaktadır. Aşılamada işlem görmemiş kullanılmaz. Sperm dışı içeriğinden dolayı direk olarak ejekulat rahim içine verilirse alerjik reaksiyonlara, şiddetli ağrıya ve enfeksiyona yol açabilir. Tedavi yöntemleri; yumurtlama uyarısı ve takibi, aşılama ve tüp bebek tedavisidir.

    Uygun şartlara sahip olan çiftlerde (sperm sayısının 20 milyon ve üzeri olduğu, total hareketliliğin %50 nin üzerinde , progressive hareketliliğin %15 in üzerinde olduğu çiftlerde), ilaçlarla yumurta gelişiminin sağlanmasını takiben spermin belirli işlemlerden geçirilerek (yıkanıp seminal plasmadan temizlenmesi işlemi)rahmin içerisine verilmesi anlamına gelen intrauterin inseminasyon” (aşılama) tedavisi ile gebelik elde edilebilir.

    Yıkama işlemi ejekülattan fertilizasyon için gerekli olmayan hücrelerin ayrılması temeline dayanır. Ejekülat aerobik ve anaerobik bakterileri içerebildiğinden steril bir örnek değildir. Vas deferensten, prostat bezinden, seminal vesikül ve üretradan gelen hücresel döküntüler de ejekülat içinde bulunabilir. Sperm yıkama işlemi ile tüm bu hücreler ayrılır.

    Tüp Bebek Hazırlık

    Tüp bebek yönteminde ,göbekten iğne şeklinde uyguladığımız kadınlık hormonları(FSH, FSH+LH) ile yumurtalıklar uyarılır. Uygun aralıklarla ultrasonografi yapılır. Folikül adı verilen yumurtalık içindeki kesecikler belirli büyüklüğe ulaştığında yumurta toplama işlemi için hazırlıklar tamamlanır. Olgunlaşmadaki son basamak olan Çatlatma İğnesi uygulamasını takip eden 35.-36. saatte Yumurta Toplama İşlemi gerçekleşir.Elde edilen yumurtalar laboratuvar şartlarında bu işleme özel solüsyonlar içinde bekletilir. Ortam anne rahmini taklit eden özellikler içerir. Hastanın eşinden alınan spermler de özel bir işlemden geçrilerek yumurtayı döllemeye hazırlanır.

    Hazırlık işlemlerinden sonra yumurtalar ile spermler mikroskop altında bir araya bırakılarak döllenmesi sağlanır. Her bir yumurta etrafında çok sayıda sperm olması gerekir.Spermler döllenmeyi sağlayacak kadar çok değilse ICSI adı verilen işleme geçilir.Bu işlemde sperm yumurta içine özel kataterle yerleştirilir.

    Ekibin (embriyolog ve jinekoloğun) ortak kararı ile belirlenenen uygun zamanda (işlemi takip eden ikinci, üçüncü, dördüncü veya beşinci gün) en kaliteli embriyolar seçilir. Yöentmelikle belirlenen kurallara uyara uygun sayıda embriyo ince bir kanül vasıtası ile rahim içerisine yerleştirilir.Yönetmelikler ve tıbbi kurallara göre yerleştirilecek embriyo sayısı belirlenir . Yumurta toplamadan 14 gün sonra gebelik testi için beklenir.

  • Lazer epilasyon hakkında herşey

    Lazer Ve Işık Sistemlerinin Etki Mekanizması Nedir?
    Lazer ve ışık sistemleri kıl kökünü tahrip etmektedirler. Burada amaç, kıl kökünde kalıcı hasar yaparken çevredeki deriye hasar vermemektir. Lazer enerjisi derinin altındaki kıl köküne ulaşır. Kıl kökündeki renk hücreleri (pigment) lazer enerjisini emer. Burada yoğunlaşan lazer enerjisi çevre deri ve dokuda hasar yapmadan kıl kökünü yakar. Zarara uğrayan kıl büyük olasılıkla tekrar çıkmamaktadır.

    Yanan tüylerin bir kısmı hemen dökülür, bazıları ise 2-3 hafta içinde deriden atılır. Kıllara tek tek uygulanan elektrikli epilasyondan farklı olarak, her enerji atışında düzinelerce kıl yanar. Böylece sırt, omuz, kollar, bacaklar ve yüz gibi geniş alanlar kısa sürede tedavi edilebilir. Meme ucu, üst dudak ve bikini bölgesi gibi hassas bölgeler tedavi edilebilir

    Lazer Sistemleri Nelerdir?
    Lazerler ve yoğun atımlı ışık (IPL) sistemleri şunlardır:
    IPL – bu sistem lazerden farklıdır. Değişik dalga boylarını kapsayan bir ışık sistemidir.
    Ruby 694 nanometer
    Alexandrite 755 nanometer
    Diode 800-810 nanometer

    Alexandrite Lazer Nedir?
    Alexandrite lazer üzerinde güçlü bir soğutma sistemi bulunmaktadır. Bu sistemde basınçlı soğuk bir gaz lazer atışı yapılan cilt bölgesini soğutur. Soğutma işlem esnasında acı duymamanızı sağladığı için yüksek enerjiyle kıl kökleriniz yakarak en etkili sonucun alınmasını sağlar. Bu başarının önemli parçasıdır.

    Vücudun Hangi Bölgeleri Tedavi Edilebilir?
    Tüm vücut bölgeleri lazer ile tedavi edilebilir. Kadınlarda en çok üst dudak, çene, bikini bölgesi kol, bacak ve koltukaltı bölgeleri tedavi edilir. Erkeklerde ise sırt, omuz, göğüs bölgesi ve sakal bölgesine uygulanır. Alın ve kaş üstleri de tedavi edilebilir.

    Lazer Epilasyonun Diğer Alternatif Yöntemlere Üstünlüğü Nedir?
    Lazer epilasyon hızlı ve uzun süreli sonuç sağlar.
    Lazer epilasyon vücutta istenilen her yere uygulanabilir. Tıraş, ağda ve tüy dökücü kremler kılı ortadan kaldırır.
    Ancak kıl kökü yok olmadığı için bir ile dört hafta içinde tüyler geri döner. Lazer epilasyon da ise kıl kökü etkilendiği için tüyler daha geç ve incelmiş olarak geri gelir.

    Lazer Epilasyonun Riskleri Nelerdir?
    Kısa süreli yan etkisi deride kızarıklık ve kıl köklerinde ödemdir. Bu yan etki 1 saat içinde kaybolur. Çok hassas ciltlerde birkaç gün sürebilir. Bazı lazer türlerinde esmer ve bronz tende uygulamalarda renk değişiklikleri, su toplama ve kabuklanma oluşabilir. Bu tür problemler nadirdir ve birkaç gün içinde geriler.

    Lazer Epilasyon Kalıcımıdır?
    Lazer epilasyon büyük oranda kalıcıdır. Dört-altı seans sonrasında tüylerde %70-90 oranında azalma olur. Tüyler daha ince ve açık renkli hale gelir. Bu azalma yıllarca sürecektir.

    Tedavi Sonrası Lazer Uygulanan Alanda Tüyler Tamamen Yok Olur Mu?
    Lazer uygulanan alanda pek çok hastada kıl miktarında % 70-90 azalma olur, kalan tüylerin renkleri ve kalınlıkları azalır. Ancak tamamen tüysüz kalma durumu beklenmemelidir. Tedavi etkinliği tedavi esansları tamamlandıktan sonra 6 ay içinde değerlendirilmelidir. Tekrar çıkacak kıllar 6 ay içinde belli olur.


    Ne Oranda Tüyler Tekrar Çıkar Ve Ne Kadar Sürede Tüyler Geri Döner?

    Lazer epilasyon sonrası doğru uygulama yapılırsa tüylerin bir kısmı hemen dökülür. Geri kalanlar 1-3 hafta sonra deriden atılır
    Lazer epilasyon ilk iki seansta belirgin azalma gözlemlenmeyebilir. Üçüncü ve dördüncü seanslardan sonra tüylerde belirgin azalma başlar. 4- 6 seans sonrasında tüyler yıllarca çıkmayacak şekilde azalır. Bazı hastalarda seyrek idame seansları yapılabilir. Lazer tedavisinden sonra az miktarda çıkan tüyler ince ve çok açık renklidir. Kozmetik problem teşkil etmez..

    Niye en az 4 tedavi seansı gerekmektedir?
    Bütün lazerler tüylerin aktif dönemine etkilidir. Dinlenme fazındaki tüy kökleri lazerden etkilenmez. Vücuttaki tüyler değişik dönemlerde aktif faz ve dinlenme fazına girerler. Lazer uygulama esnasında aktif kılları etkiler. Bir süre sonra dinlenme fazındaki tüyler aktif hale gelir. Bir sonraki uygulamada da bu tüyler yok edilir.

    Seans Sayısı Hangi Faktörlere Bağlıdır?
    Kıl rengi (açık renkli tüyler fazla sayıda seans gerektirir)
    Etnik ve genetik yapı (koyu tenli kişiler fazla sayıda seans gerektirir)
    Hormon durumu,
    Tedavi edilen alan,
    Tüy yoğunluğu,
    Yaş,
    Kilo (fazla kilo tüy gelişimini arttırır),
    İlaçlar (örneğin Dilantin and cyclosporine tüy gelişimini arttırabilir)

    Lazer Epilasyon İçin Kimlere Uygulanabilir?
    Koyu renkli ve bronzlaşmış hastalar için IPL , Ruby 694 nm, Alexandrite 755 nm lazerlere nazaran Diode 800-810 nm ve 1064 nm Nd YAG lazer uygundur.
    Çocuklarda 12 yaş üzerinde özel problem varsa uygulanabilir.
    Lazer epilasyon sadece kozmetik nedenlerle uygulamaz. Tüylenme yapan ilaç kullananlarda ( örneğin organ transplantasyon sonrası kullanılan cyclosporine), batık tüy tedavisinde, kıl dönme probleminde de kullanılabilir.

    Hangi Tüy Renkleri Tedaviye En İyi Yanıt Verir?
    Kıl köklerindeki pigment lazer tedavisi için önemlidir. Bu yüzden siyah veya kahverengi tüyler tedaviye en iyi yanıt veren guruptur. Beyaz ve gri tüyler tedaviye yanıt vermez.

    Lazer Seansları Esnasında Dikkat Edilmesi Gereken Kurallar:
    Ağda, sir ağda, cımbız, iğneli epilasyon ve epilasyon cihazlarını kullanmayın!
    Lazer enerjisi aktif tüylere etkili olduğundan ağda, sir ağda, cımbız, iğneli epilasyon ve epilasyon cihazları 2-4 hafta öncesinden kullanılmamalıdır. Bu yöntemler lazerin etkili olacağı kıl kökünü ortadan kaldırır.
    Bronzlaşmaktan kaçınılmalıdır!
    Bazı lazer türleri koyu tenlere uygulanabilir ancak tedavi öncesinde güneşlenilmemeli, solaryuma girilmemeli ve bronzlaştırıcı kremler uygulanmamalıdır. İstenmeyen yanıklar ve renk değişiklikleri olabilir. Ayrıca lazerin etkinliği azalır.
    Jilet ve tüy dökücü krem kullanabilirsiniz!

    Jilet ve tüy dökücü krem kullanımı olabilir. Lazer uygulamasından bir gün önce tüylerin alınması en uygunudur. Tedavi günü veya lazerden hemen önce tüylerin alınması cildi hassaslaştırabilir.
    Lazer tedavisinden önce tüyler alınmalıdır. Tüyler alınmazsa deri üstünde kalan tüyler yanarak acı verir ve lazer enerjisini emerek kıl köküne yeterli enerji gitmesini engelleyerek lazerin etkinliği azaltır.
    Yaygın inancın tersine jilet tüyleri kalınlaştırmaz, çoğaltmaz, koyulaştırmaz. Bu yüzden tedavi öncesi ve seans aralıklarında jilet veya tüy dökücü kullanabilirsiniz.

    Lazer epilasyon ne sıklıkta yapılır, seanslar ne kadar sürer?
    Lazer uygulamaları 6-12 haftada bir yapılmalıdır. Kıl köklerinin pigmentinin yeterli derecede olması için bu süre gereklidir. 6 haftadan erken 12 haftadan geç olmamalıdır.
    Seans süresi dudak üstü gibi bölgelerde 1-2 dakika iken, tüm bacak ve sırt gibi geniş alanlarda yarım ile bir saat sürebilir.


    Lazer Tedavi Öncesi Öneriler:

    Tedaviden önceki hafta içinde ağda, sir ağda ve cımbız gibi yöntemler kullanmayın. Çünkü lazerin etkileyip yok edeceği kıl kökünü koparmış olursunuz. Bu da lazerin etkisini azaltır.
    Tedaviden bir veya iki hafta önce güneşlenmeyi azaltın. Bronz ten lazerin etkinliğini azaltır.
    Uygulama yapılacak bölgeye makyaj yapmayın. Makyaj lazer enerjisini emerek, daha az enerjinin kıl köküne ulaşmasına ve etkinliğinin azalmasına neden olur. Makyaj lazer ısısını artırarak deride tahriş veya yanık yapabilir. Lazer işleminden sonra makyaj yapılabilir.
    Lütfen tedaviden bir gün önce veya tedavi sabahı tıraş olun veya tüyleri kesin. Bu yol deriyi daha az hassas kılar. Deri üzerindeki uzun kıllar lazer enerjisini emer ve enerjiyi israf ederek kıl köküne gitmesi gereken enerjiyi azaltır. Ayrıca bu kıllar yanık ve deri tahrişi olasılığını arttırır.
    Ağrı eşiğiniz düşükse işlemden 2 saat önce ağrı kesici almanız uygun olabilir. Ayrıca bazı kadınlar regl döneminde acıya daha hassas oldukları için regl öncesi ve sırasında uygulama yapılmayabilir

    Lazer Tedavi Sonrası Öneriler:
    Lazer sonrası kızarıklık eve ulaştığınızda gerilemiş olacaktır. Bazı ciltler hassastır ve işlem sonrası kuruluk hissedilebilir. Bu durumda nemlendirici kullanılabilir.
    Tedaviden sonra bir veya iki hafta içerisinde güneşlenmeyin. Lekelenmeler olabilir. En az 30 faktör içeren güneşten koruyucu kullanın.
    Lazer sonrası kıl köklerindeki tüyler tedaviden 1 veya 2 hafta içerisinde uzayabilir. Eğer rahatsız oluyorsanız kesebilirsiniz.
    Tıraş ve tüy dökücü kremi seans aralarında kullanabilirsiniz. Seans aralarında ağda, sir ağda ve cımbız, iple alma gibi yöntemler kullanılmamalıdır. Çünkü bir sonraki lazer seansının etkisini azaltırlar.
    Lazer sonrası su toplama ve kabuklanma sonra nadirdir ve birkaç gün ile bir hafta arasında geriler. Antibiyotikli bir krem sık olarak sürülebilir.

  • Vajinismus ve Cinsel kasılma Nedir ?

    Vajinismus ve Cinsel kasılma Nedir ?

    Vajinismus TedavisiVAJİNİSMUS, vajinanın kaslarının ilişkiye engel olacak şekilde istemsiz kasılmasıdır. Bunun sonucu olarak ilişki ağrılı, zor veya imkansız hale gelir.

    Vajinanın girişinde pelvis taban kaslarının kasılması ile sanki duvar gibi geçişe engel olan direnç oluşur. Bu pelvik taban kasları dışında bazen uyruk kaslarını ve tüm bacak kaslarını içeren kasılma ile bacaklarını kapatıp, eşini itebilen panik atak benzeri tablo ile de karşımıza çıkabilir.

    Vajinismus Tanısı ve Nedenleri
    Bu konuda tecrübeli bir kadın doğum uzmanınca ağrısız, acısız, hiç bir alet kullanılmadan yapılan jinekolojik muayene ile tanı konur. Hafiften şiddetliye doğru 5 derecesi vardır. Hekimin VAJİNİSMUS da tecrübeli olması gereksiz kızlık zarı ile ilgili cerrahi işlemlerden kurtarır. Çünkü ilişkiye engel olacak kadar anormal kızlık zarı yapısı çok nadir rastlanır. Böyle bir olgu karşımıza çıkarsa kliniğimizde sorunsuz olarak bu cerrahi işlemi anestezi altında yapabilmekteyiz.

    Vajinismusun nedenlerini sırayacak olursak; en sık nedeni toplumun inançları ve ahlaki değerleri nedeniyle eksik cinsel eğitim alınmasıdır. Ayıp, günah diyerek çocukluk çağındaki baskıcı aile tutumları buna yol açabilmektedir. Yanlış bilgilerde eklenince ya çok fazla acırsa, ya ağrım olursa, kanamam fazla olur hastanelik olursam, kızlık zarım patlarsa kanama durmazsa gibi korkular ortaya çıkar. İşte bu korkular yatar çoğu vajinismusun altında.

    Vajinismusu; otoriter baba, güçsüz annede yaratabilmektedir. Cinsel istismara, tacize uğrama öyküleri de nedenler arasındadır. Sonradan gelişen vajinismuslarda ise kötü doğum hikayeleri, travma bırakan küretaj anısı, enfeksiyonlar, sert yapılan jinekolojik muayeneler yer alabilir.
    Vajinismus Tedavisi
    Tedavisi yüz güldürücü sonuçlar veren en sık görülen cinsel işlev bozukluğudur. %100 tedavi başarı ile sonuçlanmaktadr. Tedavi süresince olan tüm görüşmelerin gizli kalma güvencesinin şart olması danışanımızı rahatlatan ve güveni sağlayan en önemli unsurdur.

    Çift olarak tedaviye gelmeleri ve istekli olmaları başarıda en önemli adımlardan birisidir.

    Kliniğimizde bilimsel yöntemlerimin hepsinden yararlanılarak yaptığımız cinsel terapi de, davranışcı ve bilişsel yöntemleri de kullanarak tedavi uygulanmaktayız. Üç günlük yoğunlaştırılmış terapi en çok tercih edilen yöntemlerden birisidir. Kliniğimizde bilimsel yöntemlerimin hepsinden yararlanılarak yaptığımız cinsel terapi de, davranışcı ve bilişsel yöntemleri de kullanarak tedavi uygulanmaktayız.

    Üç günlük yoğunlaştırılmış terapi en çok tercih edilen yöntemlerden birisidir.

    Tedavi süresince olan tüm görüşmeler gizli kalma güvencesinin şart olması danışanımızı rahatlatan ve güveni sağlayan en önemli unsurdur.

    Vajinismusun 5 derecesi var demiştik bunlar hafiften ağıra doğru gider. Ağır olarak belirlenen vakalarda seansların uzaması ihtimali kalıcı bir çözüm için danışanlarımıza seanslara başlamadan anlatılır. Altta yatan büyük travmalar çıkarsa yeterli destek tedavide mutlaka planlanır.

    Tedavide seanslarımız 1 – 2 saat sürebilmektedir. Seansların sıklığı çiftimiz il dışı ise gün aşırı veya hergün olabileceği gibi, 3 – 4 günde bir de olabilir. Genelde seans aralığı çok açmak istenmez.

    Doğru ve sağlıklı bir cinsel yaşam için ayrıntılı bilgilendirme içeren seanslarımda, 2013 yılında aldığım cinsel terapi eğitimine bu yıl aile danışmanlığı eğitiminide ekleyerek kalıcı tedavilere ulaşıyorum.

    Kızlık Zarındaki Tabularımız Vajinismusa Yol Açar
    Kızlık zarı vajen girişinde ortası delik, esnek bir mukoza kalıntısıdır.

    Adet kanaması bu delikten akıp geçmektedir.

    Kızlık zarı duvar gibi girişi kapatmaz. Sert bir yapı değildir. Esnektir çok incedir. Ortası deliktir.

    Bakirelik vurgusunun olmazsa olmaz kuralı kanama olarak öğretildiği yanlış bilgiler ile büyüttüğümüz kız çocuklarımız karşımıza VAJİNİSMUS olarak geliyor .

    Kızlık zarı patlamaz, yırtılmaz, delinmez…

    Kanama doğru bir cinsel ilişkide yeterli kayganlık sağlanacağı için pembe akıntı veya damla şeklinde olur. Hatta kanamayabilir. Çünkü esner.

    Toplumumuzda abartılı anlatımlar, kulaktan kulağa efsaneye dönüşen ilk gece öyküleri genç kızlarımızda tabular oluşturmaktadır. Bu nedenle bizim toplumumuzda 10 bayanda 1 VAJİNİSMUS rastlanmaktadır.

  • TÜP BEBEK

    TÜP BEBEK

    Tüp bebek yöntemi , doğal yollarla ve daha basit yardımcı tedaviler ile gebelik elde edilemeyen çiftlerde başvurulan en son basamak yardımcı üreme yöntemidir. En kısa anlatımla kadının yumurta hücresinin erkeğin sperm hücresi ile laboratuar ortamında döllenmesinin gerçekleştirilmesi ve bunun tekrar anne rahmine nakledilmesidir.

    Dünyada ilk başarılı tüp bebek 1978 yılında gerçekleşmiştir ve o günden bu güne 2 milyondan fazla çift bu yöntemle bebek sahibi olmuştur.

    Kimlere Tüp Bebek Uygulanır ?
    Her iki tüp kapalı ise
    Sperm sayı, hareket, morfolojide yetersizlik
    Aşılama tedavisinden sonuç alamayan hastalar
    Şiddetli endometriozis
    Erkek ejekulatında sperm hücresinin olmaması

    TÜP BEBEK AŞAMALARI
    Birinci aşamada çiftin öyküsü detaylı incelenir. Yaş, evlilik yaşı, sistemik hastalık varlığı ,sigara alkol gibi alışkanlıklar, mesleki özel durumlar (kimyasal maddeye maruziyet, vardiyalı iş sistemi,sık yolculuk, vs ) irdelenir. Bu görüşmede öncelikle erkeğin semen analizi değerlendirilir. Bir problem varsa uroloji ile konsulte edilir. Kadında bazal hormonal değerlendirme (siklusun 2. yada 3. günü), jinekolojik muayene yapılır. Gereken hastalarda rahim filmi (HSG),histeroskopi, laparoskopik değerlendirme yapılır. Bu görüşme sonrasında hastaya özel bir tedavi programı belirlenir, hastayla tedavi başarısı paylaşılır ve ayrıntılı olarak tedavi aşamaları mümkünse bir çizelgede anlatılır.

    İkinci aşama hormonların baskılanmasıdır. Tedavide amaç yeterli sayıda kaliteli yumurta hücresi elde edebilmek için vücudun hormonal işleyişini kontrol altına almaktır. Bu amaçla bir önceki menstruel döngüde ya da adetle beraber tedavi başladığında belirli günlerde koldan enjeksiyon şeklinde tedavi düzenlenir ( Uzun protokol ).

    Üçüncü aşama yumurtaların uyarılması dönemidir. Tüm tedavi protokollerinde adetin 2. yada 3. gününde temel ultrason değerlendirmesi, kanda FSH, LH, TSH, Prolaktin ve estrojen ölçümü yapılır. Hastaya uygun tedavi kombinasyonu ve doz seçimi yapılır ve hasta belirli aralıklarla ultrasonografi kontrollerine çağırılıp follükül ( yumurta hücresini içinde barındıran yapı )ölçümü yapılır. Follüküller istenen çapa, rahim iç zarı istenen kaliteye geldiğinde yumurta hücrelerini ortaya çıkarabilmek için hCG enjeksiyonu (çatlatma iğnesi) yapılır ve çift 34 – 36 saat sonra yumurta toplamı işlemine çağırılır. Bu tedavi dönemi kliniğimizde ortalama 8- 12 gün sürmektedir.

    Dördüncü aşama yumurtaların toplanmasıdır. Ameliyathane şatlarında transvajinal ultrasonografi yardımı ile her bir follükül sıvısı vakum sistemi ile bir tüp içine aspire edilir. Saniyeler içerisinde yumurta hücresini araştırmak üzere embriyologa teslim edilir. İdeal olanı hasta başına 6 -12 yumurta elde edebilmektir. Ama bu sayı 1 tane olabildiği gibi 20 nin üzerine de çıkabilir. Çok nadiren hiç yumurta bulunamadığı da olabilir. Bu işlem lokal ya da genel anestezi ile yapılır.İşlem 10-30 dakika kadar sürer, 2-4 saat kadar klinikte takip edilir ardından hasta evine gidebilir.

    Beşinci aşama döllenme dönemidir. Toplanan yumurta hücreleri inkübatore yerleştirilir. Olgun yumurta 4-6 saat sonra döllenme için hazır hale gelir. Kadından yumurta toplandığı sırada erkek de sperm örneğini verir. Menisinde canlı sperm bulunamayan hastalardan cerrahi yöntemlerle sperm elde edilme yoluna gidilir. Klasik tüp bebek yönteminde her bir yumurta hücresine 200 bin kadar sperm hücresi uygun laboratuar ortamında bir araya bırakılır döllenmesi beklenir 16-18 saat sonra döllenen embriyolar takip edilir. Günümüzde artık klasik tüp bebek yöntemi neredeyse terk edilmiş, mikroenjeksiyon sistemine geçilmiştir. Bu yöntemde ise her bir yumurta hücresi tek bir sperm ile döllendirilmekte yine 16-18 saat sonra iki hücre aşamasına gelmiş embriyolar tekrar kültür ortamında takibe alınır.

    Altıncı aşama embriyo transferidir. Döllenen yumurtalar 2-5 gün kadar takip edilir. Transfer işlemi yine ameliyathane koşullarında jinekolojik muayene pozisyonunda ve ağrısız bir işlem olarak gerçekleştirilir. Embryo durumuna göre 3. ya da 5. gün transfer edilir, bazı durumlarda 2. ve 4. gün de tercih edilebilir. Genellikle 10 dakika kadar sürer. Ultrasonografi eşliğinde yapılır. Bu dönemde hastanın yeterli sayıda kaliteli embriyosu var ise kullanılmayacak embriyolar dondurulabilir. Karşılaşılabilecek olumsuz şartlarda tekrar ilaç kullanımı ve yumurta toplama işlemine gerek kalmadan dondurulmuş embriyolarını kullanma imkanını verir. İşlemden sonra hasta 1- 2 saat dinlendirilir ve evine gönderilir.

    Yedinci aşama hasta için en zor geçen 10-12 günlük bir dönemdir. Bu aşamada hasta destek tedavisi alır. Doktorunun tercihine ve hastanın klinik durumuna göre bu dönemde kullanılan ilaçlar farklılıklar gösterebilir. 12. günde kanda gebelik testi ( beta hCG ) yapılır. Testi pozitif olan hastalar belirli aralıklarla kontrole çağırılırlar. Gebeliğin ilk 12 haftasında gebelik yakın takipedilir.

    Sağlıklı gebelikler ve sağlıklı bebekler dileği ile…

  • JİNEKOLOJİ

    JİNEKOLOJİ

    Over Kistleri:

    Kadınlarda yumurtlamanın başlaması ile birlikte en sık görülen problemlerden birisi de Yumurtalık kistleridir.Bunlar çoğunlukla tesadüfen ultrason esnasında saptanır ancak hastayı endişelendirebilir.Oysa ki bu kistlerin büyük çoğunluğu zararsız olup basit tedaviler ile geriler.Ultrason yapıp bazı tetkikler isteyerek bu kistlerin zararsız olduğunu tespit ettikten sonra hastalarımızın kaygılarını giderip onları tedavi edebiliriz.

    Myomlar:

    Kadınlarda sık gördüğümüz diğer bir hastalık da miyomlardır.Miyomlar değişik büyüklüklerde ve değişik yerlerde karşımıza çıkabilir.Rahimin dış zarında orta katmanında veya iç zarında görülebilir.Büyüklüğüne ve yerleşim yerlerine göre değişik şikayetlere neden olabilir.Düzensiz vajinal kanamalar,kasık-bel ağrısı,adet kanamasının uzun sürmesi bunlardan bazılarıdır.Miyomlar takibe alınır,incelenir ve hastada oluşturduğu şikayetlere göre tedaviler belirlenir.Bazı durumlarda hastanın ameliyat olması en uyun çözüm olur.Genç hastalarda sadece miyomun alınıp rahimin bırakıldığı miyomektomi yapılırken daha yaşlı kişilerde miyom rahim ile birlikte komple alınabilir.Buna da histerektomi denir.

    Ancak çoğu hastada ameliyata gerek kalmadan basit tıbbi tedaviler ile bu sorunun üstesinden gelinebilir.

    Enfeksiyonlar:

    Kadınlarda en sık gördüğümüz sorunlardan biridir.Vajina,rahimağzı,rahim zarında,tüplerde ve yumurtalıklarda görülebilir.Enfeksiyonun yerine ve etkenin türüne göre değişik şikayetler yapar.Jinekolojik bir muayene ile tanı konur ve uygun ilaçlar ile tedavi edilir.

    Ancak ihmal edilen enfeksiyonların önemli bir infertilite nedeni olabilceği de unutulmamalıdır.

    Adet düzensizlikleri;

    Kadınlardaki adet düzeni birçok faktörden kolayca etkilenebilir.Hormonal nedenler,over Kistleri, miyomlar, enfeksiyonlar adet düzensizliğine neden olabileceği gibi stres ,yorgunluk,mevsimsel geçişler ,üzüntüler gibi faktörler de adet düzensizliği yapabilir.

    Muayene sonrası istenen bazı tetkikler bizi neden konusunda aydınlatır ve uygun tedaviler ile bu durum çözülür.

    Çikolata kistlari;

    Yumurtalıklarda oluşan içi yoğun bir sıvı ile dolu kistlerdir.adet sancısı,ilşki esnasında sancı,kasık ağrısı,adet düzensizlikleri gibi şikayetlere neden olurlar.

    Ultrason ile tanısı konulduktan sonra ilaç veya cerrahi ile tedavi edilir.

  • Siğiller

    Siğil (Verruka) grubu hastalıklar Human Papilloma Virus’lara (HPV) bağlı olarak gelişen selim, deri enfeksiyonlarıdır. Klasik tip siğiller HPV 1,2,4,7,27 ve 57 tipleri ile oluşur. Özellikle okul çağındaki çocuklar ve gençlerde sık görülür. İnsandan insana derideki çatlak ve yaralardan direkt siğil teması ile geçer. Aile içinde ve okulda bulaşma tipik olup, ortak banyo ve havuzlardan da bulaşır.Virüsün bulaştığı yüzey ve eşyalarla temas yoluyla yayılabilir.Yalınayak yapılan aktivitelerle ayaklarda gelişebilir.Hayvanlardan insana geçebilir. Kasaplarda , balıkçılarda, mezbaha işçilerinin ellerinde basit siğillerin görülme sıklığı daha yüksektir. 6 aya kadar uzayabilen kuluçka süresi vardır. Sıklıkla el sırtında, parmaklar ve tırnak çevresinde yerleşmekle birlikte deri ve mukozaların herhangi bir yerinde yerleşebilir.

    Siğillerin görünümleri nasıldır? Klinik görünüm HPV tipine, siğilin yerleştiği bölgeye ve kişinin bağışıklık durumuna göre değişir. Basit siğiller özellikle el parmakları, dirsek, dizler gibi travmaya maruz kalan alanlarda, deri renginde, üzeri pürtüklü deri kabartıları şeklindedir. Tırnaklarını ısıranlarda tırnak kenarı ve dudaklarda görülebilir. Ayak tabanı gibi basınca maruz kalan bölgelerde deriden kabarık olmayan, küçük siyah noktacıklar şeklinde görülebilir. Düz siğiller en sık yüz, boyun, el sırtı, bilek ve dizlerde yerleşir. Erkeklerde sakal bölgesinde ince saplı siğiller oluşabilir. Tıraş ile travma edildikçe yüzde yayılma gösterir. Anogenital bölgedeki siğiller, yassı, deriden hafif kabarık, bazen karnabahar görünümünde kitleler şeklinde olabilir.

    Sık sorulan bir soru ; siğiller kansere yol açar mı?

    Bazı HPV ‘lerin neden olduğu siğiller, ki bunlar anogenital siğillerdir, başta rahim ağzı olmak üzere, peniz ve anal kanserlere neden olabilmektedir. Bu nedenle anogenital siğili olan erkeklerin eşleri de ayrıntılı genital muayene edilmelidir. Hem tedavileri yapılmalı hemde koruyuculuk açısından aşılama yapılmalıdır.

    Siğillerin tanısı nasıl konur?

    Tanı genellikle klinik görünümle net olarak konabilir. Şüpheli olgularda deri biyopsisi alınarak tanı desteklenir. PCR ve DNA probu ile gelişmiş moleküler tekniklerle neden olan virus tipi belirlenir.

    Siğiller hangi hastalıklarla birlikte sık görülür?

    Çocukluk ve genç erişkinlik döneminde bulaşma ile siğiller oluşabilir. Bunun yanında yaygın, tedaviye dirençli siğiller; Hodgkin hastalığı, AIDS, böbrek transplantasyonu, bağışıklık sistemi bozulmuş ve immunsupresif tedavi alan hastalarda ve atopik ekzamalılarda daha sık görülmektedir.

    Siğiller nasıl tedavi edilir?

    Siğillerde uygulanacak tedavi hastanın yaşı, siğilin yerleşim yeri, yaygınlığı, süresi ve hastanın bağışıklık durumuna göre seçilir. İlk ve erken tedavi siğilin yayılmasını ve tekrar etmesini engeller. Siğiller üzerine çeşitli kimyasal ajanları içeren, krem, pomad, jel ve solüsyon formunda topikal tedaviler uygulanabilir. İyileşmeyen basit siğil ve anogenital siğillerde sıvı azot gazı ile kriyoterapi tedavisi ilk seçenek tedavilerdendir. 1-3 hafta arayla birkaç seans uygulanır. Gövde yerleşimli siğillerde radyofrekans elektrokoterizasyon daha sık tercih edilir. Son zamanlarda özellikle anogenital siğil ve dirençli ayak tabanı siğillerinin tedavisinde ve nüksü önlemek için immunomodulatör ilaçlar topikal olarak kullanılmaktadır. Lazer ile siğillerin tedavisi genelde düz siğillerde el ayak yerleşiminde tercih edilebilir. Tedaviler sırasında bağışıklık sistemini uyaran çinko’nun kullanılmasının tedavi başarısını arttırdığı söylenmektedir.

    Siğiller tedavisi olan, ama zaman gerektiren bir hastalıktır. Birçok hastalık gibi , hastalığın bulaşmasını önleme, öncelikle yapılması gereken bir yöntemdir. Siğili olan kişiler kaşıma ve travma ile başka bir bölgeye yayabilir. Topluma açık yerlerde kaplıca ve havuzlarda yalınayak dolaşılmaması önemli bir önlemdir. Aile içinde siğili olan varsa, terlik ve havlu kullanımına dikkat edilmelidir. Anogenital siğiller cinsel temas ile bulaşacağından mutlak kondom kullanılmalı, partnerlerin her ikisi de muayene edilmelidir. Hayvanlarla teması olan meslek gruplarında eldiven kullanımı son derece önemlidir. Kuaför ve berberler kullandıkları malzemelerde steriliteye dikkat etmeli, gerekirse kişiye özel ekipmanlar temin edilmelidir.

    Bugün sizlerle hayatımızın bir döneminde bizi meşgul etmiş, sık görülen bir hastalık olan siğillerden bahsettim. Bir başka deri hastalığında aydınlanmak üzere sağlıcakla kalın lütfen…

  • Saç dökülmeniz mi var ?

    Dermatolojide saç hastalıklarının en sık görülenidir saç dökülmeleri. Saç dökülmesi bir tanı değil, araştırılıp adlandırılması gereken bir sorundur. Hastalar için ise labirentin çıkmaz yollarından birisidir. Saçları dökülen hastalar fazlasıyla bunalmış ve tedaviler konusunda endişelidir.

    İnsan saçı sürekli büyüme ve dinlenme dönemleri ile büyür ve ayda ortalama 6-10 milimetre uzar. Normalde günlük saç kaybı 50-100 teldir. Anormal saç dökülmesi durumlarında ise bu sayı artar ve taraklarda, banyo ve lavabo giderlerinde ve elbiselerde aşırı miktarda saç biriktiği görülebilir.

    Saçın yaşam döngüsü üç fazdır.

    Anagen faz (büyüme fazı): 3-5 yıl sürer. Saçın yaşam döngüsünün %90’ını oluşturur.
    Katagen faz (geçiş fazı): Büyüme evresinin sonunda saç kökleri kendilerini dinlenme evresine hazırlar. Büyüme döneminden dinlenme dönemine geçişe katagen faz denir. 3-5 hafta sürer. Bu evrede saç kökleri en dip bölgelerinden başlayarak kendi içine çöker.
    Telogen faz (dinlenme fazı): Saçın köküyle bağlantısı gevşer. Yaklaşık 3-5 ay süren bu dönemden sonra saç kökünden ayrılır ve düşer. Saç telinin ayrıldığı bu yerden yenisi çıkar ve yeni bir döngü başlar.

    Bugünkü yazımda sizlerle en sık saç dökülmesine neden olan 3 hastalığı irdeleyip, tedavi aşamaları hakkında bilgi vereceğim.

    Androjenik alopesi en sık görülen saç dökülme nedenidir. Genetik olarak yatkın kişilerde androjen hormonların etkisiyle kıl foliküllerinin minyatürleşmesidir. Erken yaşta görülenlerde, artmış kardiovasküler hastalık riski olduğu çalışmalarda gösterilmiştir. Dermatoskopi muayenesinde % 20’den fazla kılın çap farklılığı mevcuttur. Kadın olgularda, tedavi öncesi serbest testesteron, DHEA-S, prolaktin düzeyleri bakılır. Bunun yanında depo demiri olan ferritinin 70 ng/ml üstünde olması gereklidir.

    Bu hastalık grubunda tedavi en az bir yıl sürmelidir. Topikal minoksidil en etkili ürün olarak halen yerini korumaktadır. Erkeklerde %5 ‘lik, kadınlarda % 2’lik formu kullanılır. Tedaviye başladıktan sonra ilk 8 hafta telogen effluvium denilen saç dökülmesi görülebilir, bu normal bir süreçtir. Etkili diğer tedavi seçeneği, tip 2-5 alfa reduktaz enzimi inhibitörü olan finasteriddir. Bu tedavi ile % 91 hastada ilerleme durdurulurken, %66’sında klinik düzelme görülür. Tedavi kesildiğinde ise saçlar 1 yıl sonra eski haline döner. Finasterid kullanımı ile ilgili erektil disfonksiyon, kalıcı seksüel bozukluk geliştiğine dair yayınlar mevcuttur. Sperm sayısında ve kalitesinde değişiklikler görülebildiğinden, çocuk yapmaya çalışan çiftlere hamilelik sonrasında ilacın önerilmesi daha akılcı olacaktır. Kadınlarda görülen androjenik alopeside bu ilaç etkili bulunmamıştır. Kadınlarda yapılan çalışmalarda sıkı karaciğer fonksiyon takibi ile birlikte Flutamid kullanımı ile etkili yanıt alınabilir .

    İkinci saç dökülmesi nedenimiz Telogen Effluvium’dur.

    Kıl döngüsündeki karışıklık ve telogen dönemdeki kıl oranının artışına bağlı, tüm saçlı deriyi kapsayan ani ve şiddetli bir saç kaybıdır. Saçta yaygın olarak incelmeler ve dökülmeler vardır. Telogen effluvium fiziksel ve psikolojik stres oluşturan olaylara karşı saç kıllarının tepkisidir. Toplum arasında bilinen sinirsel, mevsimsel saç dökülmesi bu tiptir. Kadınlarda daha sık rastlanır ve özellikle 40-60’lı yaşlarda gözlenir. Herhangi bir yaşta da olabilir. Saçların tutam tutam dökülmesine neden olabilir.

    Anagen kıllar zararlı birçok etkene karşı duyarlıdır. Telogen dönemdeki kıllar ise göreceli olarak, saçı etkileyebilecek etkenlere karşı daha az duyarlıdır. Anagen dönemdeki bir kıl zamanından önce telogen döneme geçer. Böylece telogen dönemdeki kıl oranı artar. Neden olan olaydan 3-5 ay sonra telogen effluvium başlar.

    Telogen effluvium en sık doğum sonrası gözlenir. Genellikle doğumdan 2-4 ay sonra başlar ve birkaç ay sonra kendiliğinden düzelir. Bazen bir yıla kadar dökülmeler devam edebilir.

    Menapoz, tiroid hastalıkları (Hipo-hipertroidi), yumurtalık, böbrek üstü bezi ve hipofiz tümörleri, tifo ,sıtma , viral hastalık gibi yüksek ateşle seyreden hastalıklar bu tabloyu oluşturabilir. Bazı tansiyon, depresyon ve epilepsi ilaçları, doğum kontrol hapları, A vitamininin fazla tüketilmesi ile de görülür. Kanserler, bağ dokusu hastalıkları, yeme bozuklukları, HIV/ AIDS, demir eksikliği anemisi, çinko, biotin, esansiyel yağ asitlerinin eksikliği de Telogen effluvium nedenidir. Ağır yapılan ve proteinden eksik diyetlerin ardından, cerrahi operasyon ve kaza sonrası, psikolojik stres durumlarında da saç dökülmesi bu tiptedir.

    Ancak olguların önemli bir kısmında belirgin bir neden bulunamamaktadır. Telogen effluviumu başlatan neden ortadan kalktığında, takip eden 2-3 ayda problem düzelir. Telogen kılların oranı normale döner. Ancak kıl yoğunluğunun başlangıç seviyesine dönmesi için 6-12 ay gerekebilir. Fakat temelde bazı saç sorunu yaşayan önemli sayıdaki hastalarda bu durum devam edebilir. Dökülme yıllarca sürer. Bu taktirde hastalığa “kronik telogen effluvium” adı verilir.

    Tedavisi neden ortadan kalktığında yada tedavi edildiğinde genellikle kendiliğinde düzelen bir hastalık olmasıyla birlikte, destek tedavisi de uygulanır.

    Saçlar kan dolaşımı ile sadece diplerinden beslenir. Dışarıdan uygulanan kremlerin ve losyonların etkileri geçici olur ve yeterli etki sağlamazlar. Kullanıldığı müddetçe ancak saçların iyi görünmesini sağlarlar. En uygun tedavi nedene yönelik olandır. Saç dökülmesinin nedenleri araştırılır. Örneğin demir eksikliği anemisi varsa veya tiroitle ilgili problemler varsa bu problemler tedavi edilmelidir.

    Saç için gerekli maddeler ağız yolu ile alındığında veya mezoterapi yöntemi ile saçlı deriye enjekte edildiğinde etkili sonuçlar sağlanır .

    3. hastalığımız Alopesi Areata ‘dır. Halk arasında saçkıran olarak bilinen bir saç dökülmesidir. Saçlı deride, kaş ve kirpiklerde, sakal bölgesinde yama şeklinde dökülmeler olur. Diffuz şeklinde ise bütün saçlı deride yaygın dökülme, kaş , kirpik, sakal dökülmesi, kol ve bacak kıllarında dökülme de olabilir. Başlangıçta küçük yama şeklinde olan dökülmelerin % 15-25 olguda total dökülmeye döndüğü gözlenmiştir. Hafif formların % 34-50’si bir yıl içinde düzelir. Dermatoskopik muayenesi; sarı noktaların tüm alanı kaplayacak şekilde yaygın olması, ünlem işareti şeklinde kıllar ve siyah noktaların görülmesidir.

    Tedavi : Çocuklarda tedavide ilk sırayı potent topikal kortizonlu ilaçlar alır. Erişkinlerde ise saçlı deriye yapılan steroid enjeksiyonları ile yanıt alınabilir. Topikal minoksidil tedavisi bu hastalıkta tek başına yeterli değildir. Yaygın olgularda kontakt iritasyon yapan maddelerin bu bölgelere sürülmesi ile 6 ayda % 30 cevap alındığı bildirilmiştir. Günlük doz steroid ve diğer immunsupresif tedavilerde tedavi sıralamasında yer almakta, saç ve kıl çıkışlarına neden olmakta ancak tekrarlama olasılığı % 50’nin üzerinde görülmektedir. Son zamanlarda uygulanan mezoterapi ve PRP tedavileri ile yüksek başarı yanıtı sağlanabilmektedir.

    Son olarak sizlere saç dökülmesinde başarılı bulunan PRP tedavisinden kısaca bahsetmek istiyorum.

    PRP (Platelet Rich Plazma) yöntemi, modern tıbbın gelişmesinde devrim niteliğinde gelişme yaratan yeni bir tedavi yöntemidir. Ülkemizde yeni yeni uygulamaları başlamış olan PRP yöntemi; saç dökülmesi, deri tabakasının gençleştirilmesi ve yenilenmesi, yaraların iyileşmesi, akne izlerinin tedavisi gibi alanlarda uygulanan alternatif bir tedavi yöntemidir.

    Dokuların iyileşmesinde ve kanın pıhtılaşmasında önemli rolü olan ve adına trombosit denilen kan hücresinden zengin plazmadır. Başka bir deyişle otolog (kendisi) kan konsantrasyonu da denilebilir.

    PRP ile, zayıflayan veya ölmeye başlayan saç köklerinin, tüy haline gelmiş saç tellerinin canlandırılması ve eski sağlığına kavuşturulması hedeflenmektedir. Uygulanacak kişinin kendi kanından alınan ve özel işlemlerle akyuvar ve trombositlerin ayrılması sonucu elde edilen solüsyonun seyrelmiş ya da saçsız bölgeye enjekte edilmesi işlemidir.

    PRP (Platelet Rich Plazma) yönteminin klinik geçmişi 1990’ lı yıllardır ve günümüze kadar başarıyla uygulanmıştır. Önceleri yüz çene ameliyatlarında yaraların iyileşmesini hızlandırmak için, sonraları ise kalp cerrahisi, kronik yara iyileşmesi, spor hekimliği, ortopedik cerrahi alanlarında sıklıkla kullanılmaya başlanmış, şimdi laboratuvarda kültür ortamında hücre ayrışmasında kullanılmaktadır. Ayrıca en son kullanım alanı olarak kozmetik endikasyonlardır. 2004 yılından günümüze pek çok ülkede cilt antiaging ve rejuvenasyon tekniği olarak uygulanmaktadır.

    PRP yönteminin saça uygulanması işlemi: Hastadan alınan kan santrifüje edilerek kırmızı kan hücrelerinden ayrılır. Plazma kısmı özel bir işleme tabi tutularak seyrelmiş ya da saçsız bölgeye enjekte edilir. PRP tedavisinde özel işlemle elde edilen plazmada akyuvarlar, trombositler, pıhtılaşma faktörleri ve trombosit büyüme faktörleri (PGF) bulunur. Bu yöntemde büyüme faktörü kök hücrelerinin göçünü ve çoğalmalarını tetikler. Bu sayede dokuda yenilenme süreci başlamış olur.

    Ayda 1 kez toplam 3 seans yapılan uygulama ile saç kökleri güçlenmekte ve zayıf saç telleri dökülmemektedir. Son seanstan 3 ay sonra 4. Seans uygulanarak işlem tamamlanır. Kadın ve erkekteki tüm saç dökülme tiplerine (androgenetik alopesi, hormonal, alopesi Areata yani saçkıran, kronik şeker, troit hastalıklarına bağlı dökülmeler, protein, demir eksikliğine bağlı, ilaçlara bağlı dökülmeler dahil…) uygulanabilir.

  • Kısırlık

    Kısırlık

    Infertilite(kısırlık) Tedavisi

    Klişe tanımı 1(bir) yıllık düzenli ilişkiye rağmen çocuk sahibi olamamaktır,düzenli ilişkiden kasıt

    haftada 2 defa veyahut düzenli adet gören kadınlarda adet dönemi başlangıcının 12-14 ve 16.

    günleridir ,başta da söylediğim gibi bu klişe bir tanımdır ve bazı hastalar da bu 1 yılın beklenmesi

    vakit kaybı olabilir, özellikle 35 yaş üstü çiftlerde,kronik hastalık (diyabet ,karaciğer , böbrek , tiroid

    hastalıkları) tanısı olan çiftler,kadınlarda daha önceden geçirilmiş pelvik (rahim-Yumurtalık)

    cerrahisi,bilinen kadın hastalığı (endometriozis(çikolatan kıstı) , polikistik over sendromu , adet

    düzensizliği vs) erkeklerde çocukken geçirilmiş kabakulak , inmemiş testis ameliyatları , inguinal

    herni (kasık fıtığı) ameliyatları ve tanısı konmuş testis tm ( kanseri ) hastalarda 1 yıl beklemek

    gerkememektedir.

    İnfertil olduğu düşünülen çiftlere 1. Basamak değerlendirme yapılmalıdır, basitçe kadınlarda

    Yumurtalık rezervi (havuzunun) değerlendirilmesi ; usg ve 3. Gün hormon tetkikleri, ovulasyonun

    (yumurtlamanın) olup olmadıgının değerlendirilmesi ; 21. Gün hormon tetkiki veya ovulasyon

    kitleri , pelvik değerlendirme ; usg ,sis , hsg (rahim filmi ) erkeklerde ise spermiogram tetkiki ile

    spermde mevcut olan herhangi bir bozukluğun olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir . Tüm

    bu tetkikler sonrası bulunabilirse sebebe yönelik tedavi başlanır , ama maalesef ki çocuk sahibi

    olamayan 5 çiftten 1 inde herhangi bir sebep bulunamaz , bu gibi durumlarda ise hasta ile birlikte

    konuşularak basamaklı tedaviye geçilir , basamaklı tedavi ise sırasıyla folikül takibi (yumurtlatma

    tedavisi) ıuı (aşılama) ve son basamak olan tüp bebek tedavisidir.

  • Fraksiyonel co2 lazer

    Fraksiyonel Karbondioksit Lazer (E CO2)

    Dış görünümüne önem veren herkes pürüzsüz bir cilde sahip olmak ister. Ancak geçmişten kalan akne, yara, yanık izleri ve çatlaklar bazen güzelliğimize gölge düşürebilir.

    Fraksiyonel CO2 Lazer nedir ve nasıl çalışır?

    Normal yaşlanma prosesine, güneş hasarı ve hava kirliliğinin zararlı etkileri de eklendiğinde kollajen yıkımı hızlanır. Kollajenin ciltteki miktarı azaldıkça kırışıklıklar gözlenmeye başlar. Cilt gençleştirmede kullanılan fraksiyonel CO2 lazerler, tüm cilt yüzeyini etkileyen konvansiyonel CO2 lazerlerin aksine, ciltte mikroskobik kolonlar açarlar. Bu kolonlar çok ince kanallardır. Bu bölgelerdeki esas hedef sudur, yani kollajen, kan damarları, keratinositler gibi su içeren yapılar, seçici termal hasara uğrarlar. Termal hasar oluşan bölgenin hemen yanındaki hasar görmemiş bölgelerdeki canlı hücreler hasarlı alana göç ederek buradaki onarım mekanizmasını uyarırlar. Böylece cilt altında yeni kollajen üretimi başlar. Yeni jenerasyon fraksiyonel CO2 lazerlerin en büyük özelliği cildin üst yüzeyine hasar vermeden işlevlerini cildin altında gerçekleştirmeleridir. Böylece cildin üst yüzeyinde çok daha hızlı bir iyileşme oluşur ve kişiler sosyal hayatlarına kısa süre içinde dönebilirler.

    Daha önce üretilen Er:Glass ve Er:Yag lazerlerin dalga boylarının kısa olması sebebiyle yeterli cilt derinliğine ulaşılamamakta, bu nedenle de etkileri sınırlı olup, bazen çok sayıda uygulamaya rağmen istenilen noktaya varmak mümkün olamamaktaydı. Bu sınırlamanın aşılması amacıyla dünya çapında gelinen son nokta CO2 lazer sistemlerinin fraksiyonel versiyonudur.

    Fraksiyonel lazer uygulamaları sırasında tedavi edilen cildin kalınlığı kimyasal peeling veya dermabrazyonda olduğu gibi göz kararı veya tecrübeye dayalı şekilde değil, inilen derinlik kesin olarak bilinir. Güçlü olmasına karşın fraksiyonel özelliği sayesinde uygulama sonrası iyileşme hızı çok yüksektir ve iyileşme süresi kısadır. Dalga boyu daha uzun olduğu için, daha derin dermisde etkisini gösterdiğinden benzer sistemlere göre etkisi çok daha yüksektir.

    Fraksiyonel CO2 Lazer Hangi Alanlarda Kullanılır?

    Cilt Yenileme, yüz gençleştirme:
    Yüz, göz kapakları, boyun , dekolte bölgelerindeki, el üstündeki kırışıklıklar ve çizgilerin giderilmesi ve genital bölge estetiğinde kullanılır.

    İz Tedavisi:

    Yüz, sırt ve göğüste oluşan akne izleri (sivilce izleri) ve çukurları, yara ve yanık izleri ve deri çatlaklarının görüntüsünün düzeltilmesinde kullanılır.

    • Cildin geniş gözenekli ve kaba görünümünün giderilmesi

    • Ciltte meydana gelen güneş lekesi, yaşlılık lekesi, doğum sonrası oluşan lekeler ve yüzeysel pigment bozukluklarının giderilmesi

    • Kötü yara iyileşmesi (hipertrofik skar) ve yara kabarmalarının (keloid) azaltılması

    • Bazı cilt kanserlerinin tedavisi

    • Piyojenik granülom tedavisi

    • Rinofima ve otofima tedavisi

    • Doğumsal veya sonradan oluşan benlerin tedavisi

    • Göz kapaklarında oluşan kolesterol plaklarının (ksantalezma) tedavisi

    • El, ayak, genital bölge gibi yerlerde oluşmuş siğil ve kondülomların tedavisi

    Fraksiyonel CO2 Lazer Sonucu Ciltte Oluşan Değişiklikler Nelerdir?

    Fraksiyonel CO2 lazer uygulaması sonrası, ani olarak cilt altı kollajen liflerinde %30 oranında kısalma meydana gelir. Sonraki 1 – 3 aylık süreçte ise cilt altında yeni kollajen oluşumu ve cilt altı bağ dokusunda yeniden düzenlenme meydana gelir. Tüm bunların sonucu olarak cilt gençleşmesi olarak adlandırılan ciltte gerilme, cilt üzerindeki pürüzlerde, lekelerde ve izlerde yüksek seviyede azalma olur. Ciltteki gözenekler daralarak cildin yapısı 2 – 5 yıl önceki durumuna geri döner.

    Fraksiyonel CO2 Lazer Uygulaması Ağrılı mıdır?

    Uygulama sırasında yanma ve acı hissi olur. Bu his lokal anestetik kremler kullanılarak azaltılabilir.

    Fraksiyonel CO2 Lazer Uygulaması Kaç Kez Yapılır?

    Fraksiyonel CO2 lazer sisteminde seans sayısı sorunun şiddetine göre ve uygulamanın gücü ve derinlik ayarlarına bağlı olarak değişmektedir. Hafif – orta derece kırışıklıklar ve izlerde 2 – 3 seans yeterli iken çok derin sivilce izleri ve kırışıklıklarda tedavi 3 – 5 seans olarak düzenlenir. Seansların aralığı 1 – 1.5 aydır.

    İyileşme Sürecinin Özellikleri Nelerdir?

    Fraksiyonel CO2 lazer uygulaması sonrası pansuman gerekmez. Ciltte ilk gün kızarıklık ve ödem meydana gelir. Sonrasında 3 – 7 gün süren noktasal kabuklanma dışında bir şikayet olmaz. Hasta 3. günden itibaren makyaj yapabilir. CO2 fraksiyonel lazerin bu avantajı hastanın günlük yaşamına devam etmesine olanak sağlar.

    Uygulama Öncesi Nelere Dikkat Edilmelidir?

    Hasta uygulama öncesi güneş ve solaryumdan 1 ay uzak kalmalıdır. Kanın pıhtılaşmasını engelleyen ilaçlar (aspirin,heparin), retinoid içeren ilaçlar (isotretionin), ışığa duyarlılığa neden olan ilaçlar (tetrasiklin, naproksen, östrojen, progesteron, doğum kontrol hapları, klorokin) alınmamalıdır. Uygulama öncesinde cildi aşındırıcı dermabrazyon ve peeling gibi tedaviler veya cilt germe operasyonu uygulanmışsa mutlaka uygulama yapan doktora söylenmelidir. Hastada geçmişte herpes (uçuk) çıkarma öyküsü var ise, mutlaka uygulama öncesinde ilaç almalıdır.

    Uygulama Sonrası Nelere Dikkat Edilmelidir?

    Uygulamadan 2 gün sonra ılık duş alınabilir. Ödem ve inflamasyonu azaltmak için soğuk kompres uygulanabilir. Uygulama sonrası ciltte oluşabilecek kabuklanmayı azaltmak için cilt nemli ve temiz tutulmalıdır. İlk hafta içinde bu nemlendirme işlemi günde 3 – 4 kez tekrarlanmalıdır. Hastanın cilt tipine ve çevre koşullarına bağlı olarak iyileşme sonrası güneş koruyucular kullanılmalı, cilt soyucu kremler ise en az 1 ay kullanılmamalıdır.

    Tedavi kimlere uygulanmaz?

    • Kişide son 3 ay içinde izotretinoin kullanma öyküsü varsa bu tedavi uygulanmaz.
    • Hamilelere uygulanmaz.
    • Deride aktif enfeksiyonu ve aknesi olanlara uygulanmaz.