Etiket: Tedavi

  • Sırt ağrılarından kurtulmak mümkün mü, kurtulmak için neler yapmalıyız, nerelere başvurmalıyız?

    Sırt ağrıları milyonlarca insanın ortak sorunu… Yapılan çok sayıda bilimsel araştırma sonucu; her beş insandan biri sırt ağrısı çektiğini göstermektedir. Özellikle gelişmiş ülkelerde sırt sorunları önemli bir probleme dönüştü. Bunun için sırt sağlığına özen göstermeliyiz. Aksi takdirde bu ağrılar yaşamımızı olumsuz yönde etkiler ve işgücü kaybına uğratır. Bir çok hastalıkta da olduğu gibi sırt ağrılarından değil geç kalınmaktan korkulmalıdır. Amacımız ağrısız, hareket kısıtlılığı olmayan mutlu bir toplum yaratmaktır.

    Sırtın yapısı

    Sırtın fonksiyonel yapısı; on iki omur, arkada faset eklemleri, omurlar arasında önde disk denen yastıkçılar ve arkada deliklerden çıkan spinal sinirlerden oluşur. Sırt omurga hareketleri; göğüs kafesinden dolayı, boyun ve bel omurga hareketlerine göre daha azdır.

    Sırt ağrıları neden oluşur ve nasıl tedavi edilir?

    Sırt ağrılarının nedeni sırtımızda omurganın her iki yanında bulunan kasların gerilmesidir. Bu gerilmenin en önemli nedeni strestir. Strese girdiğimizde ilk önce boyun kaslarımız gerilir. Bu gerilme sonucunda C harfine benzeyen boyun omurgamız düzleşir, omuz ve sırta giden sinirlerin çıkışları daralır, sinirler baskı altında kalır. Bu baskı ile birlikte sırttaki kaslar gerilir. Bu yüzden ağrı duyarız. Kasların uzun süre gergin halde kalması kas topaklarına neden olur. Yani tıpta fibrozit dediğimiz oluşumlara neden olur. Bu fibrozitler en ufak bir yorgunlukta, ağır kaldırma sonucunda, klima veya vantilatör altında uzun süre kalmada ağrılar yaratır, dayanılmaz ağrılar çekeriz. Kas gerginliğini azaltmak için farkında olmadan sırtımızı kamburlaştırır, artık son dönemlerini yaşayan ihtiyarlara döneriz. Bu ağrıları uzun zaman çekenler, avuç avuç ilaç alırlar, doktor doktor dolaşırlar, ömür boyu bu ağrılardan kurtulamayacaklarını düşünerek karamsarlığa kapılırlar.

    Ağrılardan kurtulmak mümkün mü, kurtulmak için neler yapmalıyız, nerelere başvurmalıyız?

    1. İlk olarak ağrımızın nedeni belirlenmelidir. Ağrının boynumuzdan mı, sırt kaslarından mı kaynaklandığı yoksa başka bir hastalığımız mı olduğu tespit edilmelidir. Unutulmamalıdır ki akciğer hastalıkları, safra kesesi ve mide rahatsızlıkları da sırtta ağrı yapar. Teşhis öncelikle fiziki muayene, şikayetlerin dinlenmesi ile (ne yazık ki hastayı aktif olarak dinlemek çoğu zaman ihmal ediliyor ve yanlış sonuçlara yönleniliyor), sonra da MR, BT ve direkt grafi incelemeleri ile konur. EMG de bize yardımcı olur.

    2. Sonra sıra sırt kaslarının gevşetilmesine gelir. Kas gevşeticiler ve lokal etkili merhemler (bu merhemleri iyice yedirerek sürdükten sonra mutlaka en az on dakika ütüyle ısıtılmış havlu, sıcak su torbası veya saç kurutma makinesiyle sıcak uygulanmalıdır) kullanılır, ama sadece ilaç tedavisi yeterli değildir. Mutlaka fizik tedavi veya alternatifi (masaj, manipulasyon, nöral terapi, akupunktur, soft lazer) uygulanmalıdır. Fibrozitler teker teker tespit edilip yok edilmelidir.

    3. Fizik tedavi ile birlikte stres etkeni de ortadan kaldırılmalıdır. Mümkünse hastanın yaşamında stresi körükleyen unsurlarda radikal değişiklikler yapmak, tatile çıkmak, hobilere daha uzun zaman ayırmak oldukça faydalı olur. Eğer bu değişiklikler yeterli olmazsa bir psikiyatrisin veya psikologun yardımını almak yararlı olur.

    4. Tedavi bitiminde doktorunuzun önereceği sırt kaslarını güçlendirecek egzersizleri yapmak gereklidir. Eğer gerekli ortam bulunursa sırtüstü yüzmek en iyi egzersizdir. Güneş, deniz, sıcak kum, kaplıcalar çok faydalıdır. Soğuktan mümkün olduğunca korunmak gereklidir.

    5. Tüm bu tedaviler sırasında ve sonrasında bazı hareketlerden kaçınmak gereklidir. Yerden bir şey alırken öne veya yana eğilmek yerine çömelmek, yukarı doğru uzanmak yerine bir şeyin üstüne çıkıp işimizi görmek sırt ağrısı riskini azaltır. Ayrıca sürekli pozisyon değiştirmek, yani uzun süre oturmamız gereken bir iş yapıyorsak en geç yarım saatte bir dolaşmak, aynı yerde ayakta durmaktan kaçınmak, televizyon seyrederken veya gazete okurken sırtımızı ve başımızı dayayacak koltukları tercih etmek dikkat etmemiz gereken unsurlardandır.

    6. Unutulmamalıdır ki keyifliyken yapacağımız ters hareketlerden bir sıkıntı doğmaz, ama stresliyken yapacağımız her ters hareket sağlığımızı ciddi olarak etkiler.

  • Boyun gerginliği oluşmaması için nelere dikkat etmeliyiz?

    Boynunuzda şiddetli ağrı omuzlara kadar yayılan şiddetli ağrınız var, boynunuzu sağa sola yada öne arkaya haraket ettirmekte güçlük çekiyorsunuz bu haraketlerle daha çok ağrınız oluyorsa işinizi yapmakta güçlük çekiyorsanız işiniz masa başında çalışmanızı gerektiren bir iş ise yada klimalı ortamlarda bulunma zorunluluğunuz varsa veya daha önce bir travma geçirmişseniz uzman bir doktora başvurmanız gereklidir.

    Ne gibi problemler olabilir?
    Belirtileri nelerdir?
    Teşhisi nasıl konur?
    Tedavisi nasıldır?
    Tedavi edilmezse ne gibi sorunlar oluşur?
    Boyun gerginliği oluşmaması için nelere dikkat etmeliyiz?

    Boyunda ne gibi problemler olabilir?

    Boyunda en sık rastlanılan problem boyundaki kasların aşırı gerilmesi ile oluşan aks düzleşmesidir. Normalde C harfi şeklinde olan boyun düz bir çizgi şeklini alır.

    Boyun gerginliğinin belirtileri nelerdir?

    Boyun düzleşince beyine giden dört damardan ikisi (vertebral arterler) gerilir ve beyine yeterince kan gidemez, kişide başağrısı, başdönmesi, bulantı, unutkanlık, tedavi edilmezse daha ileri safhalarda dengesizlik, konsantrasyon bozukluğu, ileri derecede alınganlık, isteksizlik oluşur.

    Boyun gerginliği teşhisi nasıl konur?

    Boyun gerginliği teşhisi için uygulanacak en iyi yöntemler fiziksel muayene ve MR filmi çekimidir. MR ile hastalığın ne derece ilerlediği de saptanır.

    Boyun gerginliğinin tedavisi nasıldır?

    Boyun gerginliği çok ilerlememiş, henüz başlangıç safhasında ise kas gevşetici ilaçlar, sıcak uygulama, gürültüsüz ve az ışıklı yerlerde istirahat ile önlenebilir. Fakat boyun gerginliği ilerlemiş, ağrılar kollara da yayılıyorsa tedaviye fizik tedavinin de eklenmesi gerekir. Eğer mevcut hastalığa eklenen ileri derecede bir boyun fıtığı da varsa cerrahi müdahale de gerekebilir.

    Boyun gerginliği tedavi edilmezse ne gibi sorunlar oluşur?

    Boyun gerginliği tedavi edilmezse başağrıları sıklaşır ve ağrı kesici ilaçlara cevap vermez hale gelir, kişide mutsuzluk hali depresyona dönüşür. Sürekli boyun gerginliği boyun fıtıklarına zemin sağlar, kollarda uyuşukluk, güçsüzlük oluşur. Dengesizlik ve yürüme güçlükleri, ince beceri gereken hareketlerin yapılamaması gibi sorunlar ortaya çıkar.

    Boyun gerginliği oluşmaması için nelere dikkat etmeliyiz?

    Boyun gerginliği oluşmaması için öncelikle stres ve üzüntülerden uzak durmalıyız. İşimizdeki, aile hayatımızdaki gerginlikler ilk olarak boynumuza akseder. Mutsuz olduğumuz işlerden ayrılıp severek yapacağımız işleri seçmeli, mutsuz beraberliklerde ısrarcı olmamalıyız. Tüm zamanımızı yoğun iş temposu içinde geçirmemeli, hobilerimize, zevkle yaptığımız faaliyetlere de zaman ayırmalıyız. Ayrıca ağır kaldırmak, tek kolla yük taşımak, yukarıya uzanmak, uzun süre hareketsiz kalmak, ıslak saçla dışarı çıkmak, vantilatör, klima önünde, hava cereyanı olan yerlerde durmak çok sakıncalıdır.

    Ağrılarımız geçtikten sonra boyun kaslarımızı güçlendirici hareketler yapılması boyun gerginliği oluşması riskini azaltacaktır.

  • Bel bölgesi omurilik kanalı daralması

    Omurilik, omur gövdelerinin arkasındaki kanalda bulunan bir yapıdır. Başın hemen alt kısmından başlayarak aşağıya uzanır. Omurgada boyun, göğüs, bel ve sakral bölge olmak üzere 4'e ayrı omur grubu vardır. Omurilik kanalı daralması daha çok bel ve boyun bölgesinde görülür. Bel bölgesinde 5 adet omur vardır. Bu bölge beden ağırlığının en çok yoğunlaştığı omurga bölgesidir. Burada yer alan diğer anatomik oluşumlar; omurlar arasında bulunan disk (bel fıtığı bu yapıdan oluşur), omurların birbirleriyle eklem yaptığı faset eklemler, omurların gövdesinin arkasından geçen kuvvetli bağ dokusu ve omurilik kesesi arkasında yer alan sarı bağdır.

    Omurilik kanalı daralması, omurların hemen arkasında yer alan omurilik kanalının çepeçevre daralarak, yukardan aşağı içinden geçen omuriliği çeşitli seviyelerde sıkıştırması ve beraberinde de sinir köklerine yaptığı basıya denir. Bel omurilik kanalı daralması dejeneratif bir süreçtir. Bu sürece yukarıda sayılan tüm yapıların dejeneratif değişimleri katkıda bulunur ve hasta bir süre sonra dar kanal sorunu ile karşı karşıya kalabilir. Omurlar arası disklerin yaşlandıkça su içeriğinin azalması, faset eklemlerin aşırı kilolu hastalarda içe doğru büyümeleri, omurlar arkası bağın kalsifiye olarak (kireçlenerek) omuriliği önden, omurilik arkasında yer alan sarı bağın kalınlaşarak arkadan bası yaratması bel omurilik kanalı daralmasında ana etkenlerdir.

    Belirtiler

    Belde omurilik kanalı daralması, yavaş gelişen bir süreçtir. Bu nedenle ilk başta şikayetlere ve bulgulara neden olmayabilir. Ancak hastalık ilerlediğinde hastaların yaşam kalitesi bozulur, günlük aktiviteleri belirgin derecede kısıtlanır. Hastalarda bu klinik tablo ortaya çıktığında çoğunlukla omurilik kanal çapı belli bir derecenin üzerinde daralmış, omurilik ve ondan çıkan sinir kökleri sıkışmış, durumdadır.

    Hastalarda sırt, bel ağrısı, ayaklarda güç kaybı ve uyuşma görülebilir. Hastalarda en belirgin bulgu belirli bir mesafe yürüdükten sonra bacaklarda ortaya çıkan kramp ve kasılmalardır. Zamanla bu bulguların ortaya çıktığı mesafe azalır ve çok ileri dönemlerde hastalar ev içindeki yürüme dönemlerinde dahi bacaklarda kramp ve kasılma sorunlarıyla karşı karşıya kalırlar. Yürümekte olan hastalar kramp ve kasılma meydana geldiğinde dinlenirlerse şikayetleri azalır. Sonra tekrar yürümeye başladıklarında yine aynı sorunla karşı karşıya kalırlar. Hastalarda bel ve kalçadan başlayıp bacağa, ayağa yayılan ağrı olabilir.

    Bel omurilik kanalı daralması olan hastalar, sırtüstü yatmakta güçlük çekebilirler. İleri dönemlerde bu hastalarda, öne eğilerek yürüme eğilimi ortaya çıkar. Çünkü hasta öne eğilerek omurilik kanalını istemli olarak biraz daha geniş olan bir duruma getirmek ister.

    Tanı Yöntemleri

    Direkt grafide bel bölgesi omurlarının dizilimi ve radyolojik anatomik yapısı, sinir köklerinin çıktığı kanalların çapı, dejeneratif değişiklikler, omurlarda kaymanın olup olmadığı, bel omurları ve sakrum bölgesi anatomik ilişkisi değerlendirilir. Bel omurlarının bilgisayarlı tomografisi veya 3 boyutlu rekonstrüksiyonlu bilgisayarlı tomografisi ise yukarıda söz edilen bilgileri daha ayrıntılı verir. Ayrıca 3 boyutlu görüntüler omurilik kanalı içini görsel anlamda daha detaylı tanımlamaya yardımcı olur. Ayrıca bilgisayarlı bel omurga tomografisi, ameliyatta bazen kullanılması gereken vidalar ve çubuklar gibi omurgayı sabitleyici sistemlerin hangi boyutta kullanılacağını belirlemek için ölçüm yapmak amacıyla da gereklidir. Ancak son yıllarda altın standart tanı yöntemi bu bölgenin manyetik rezonans görüntüleme ile incelenmesidir. Manyetik rezonans görüntüleme omurlar arası mesafede yer alan disk yapılarını, omurların birbirleriyle eklem yaptıkları faset eklemleri ve yine omurları bir arada tutan bağ yapılarını, omurilik kesesini ve buradan çıkan sinir köklerinin anatomik durumunu değerlendirmek için vazgeçilmez bir tanı aracıdır. Bu tetkikte görülen omurilik kanal çapının belirli bir düzeyin altına düşmüş olması, hastalığın oldukça ilerlediğinin bir işareti olarak kabul edilebilir.

    Elektrofizyolojik inceleme dediğimizde ise ilk akla gelen, elektromiyografi kısaltılmış adıyla (EMG) dir. EMG ile omurilikten çıkan hangi sinir kökünün bası altında kaldığı ve periferik sinirler değerlendirilir. EMG bazen de başka hastalıklarla ayırıcı tanıda yardımcı tanı aracı olarak kullanılır.

    Tedavi Seçenekleri

    İlerlememiş olgularda hastalara cerrahi olmayan yöntemler yani yatak istirahati, ilaç tedavisi, fizik tedavi, spinal enjeksiyonlar uygulanabilir. İlaç tedavisinde basit ağrı kesici ilaçlardan narkotik grubu çok şiddetli ağrı kesici ilaçlara kadar bir çok ilaç kullanılabilir. Ancak bunların gerekliliği ve hangisinin ne dozda kullanılacağı hekimin karar vermesi gereken bir durumdur. Epidural enjeksiyon uygulaması da cerrahi dışı tedavi yöntemlerinden biridir. Bu uygulamada sinirleri saran zar tabakası dışındaki epidural boşluğa kortikosteroid (kortizon) uygulanır. Eğer başarı sağlanırsa daha sonra tekrarı gerekebilir. Fizik tedavi uzmanının kararı sonrası yapılacak olan fizik tedavi uygulamalarında ise ağrıyı kesmek veya tolere edilebilir düzeylere kadar azaltmak, kasları güçlendirme ve hareket serbestliği sağlamak temel amaçlanır.

    Ancak nörojenik kladikasyon dediğimiz hastanın zamanla yürüyüş mesafesinin azalması ve beraberinde bacaklarda kramp ve kasılma varsa, bacaklarda kuvvet kaybı durumunda, idrar torbası ile bağırsak problemi olan ve hastanın yaşam kalitesinin düştüğü durumlarda cerrahi tedavi uygulanmalıdır. Cerrahi tedavi günümüzde gelişmiş teknolojik olanaklarla ve özellikle ameliyat mikroskobunun beyin cerrahisi pratiğinde kullanılırlığının artmasıyla daha konforlu ve başarılı yapılır hale gelmiştir. Cerrahide amacımız omurilik kesesi ve içindeki sinirlere olan basının kaldırılmasıdır. Bu ameliyatın tıp literatüründeki adı, lomber dekompresyon ameliyatıdır. Omurganın arka çatısını oluşturan her iki yandaki kemikler ve sarı bağ dokusu alınarak omurilik kesesi rahatlatılır. Uygun olan olgularda ise omurganın dinamiğini daha fazla bozmamak için bir taraftan yaklaşım yapılır, yani omurganın arkasında bir taraftan kemik doku çıkarılır ancak her iki tarafta da mikroskop altında genişletme ameliyatı yapılır. Bel omurilik kanalı daralması ileri dejeneratif bir süreç olduğundan hastaların bazılarında omurların birbiri üzerinde kayması söz konusu olabilir. Bu durumda omurilik gevşetme ameliyatına ek olarak hastanın kayan omurlarının sabitlenmesini sağlayan vida uygulaması gerekebilir.

    Hastalar ameliyat sonrası dönemde bel sağlıklarına dikkat etmeli ve bel ağrısı yaratacak aktivitelerden sakınmalıdır. Gelecekteki bel sağlığını etkileyen diğer 2 önemli etken ise önerilen egzersiz programlarına sürekli devam etmek ve kilo almamaya özen göstermektir.

    Ameliyat Sonrası

    ·Ameliyatınız sabah olduysa saat 15:00'da, saat 17:00'dan sonra olduysa gece 22:00'da sizi ayağa kaldıracağım. Sonrasında durumunuza göre 1 veya 2 gün hastanede kalacaksınız.

    ·Taburcu olduktan sonra evinize araç içinde oturarak gitmenizde sakınca yoktur. Olanaklı ise ön koltukta ve koltuk arkasını 110 dereceye getirecek şekilde seyahat etmek ağrı olasılığını en aza indirecektir.

    ·İlk 2 haftalık sürede merdiven çıkmanız gerekli ise basamakları birer birer, her basamakta bir ayağınızın yanına diğerini getirerek çıkınız.

    ·Oturarak yemeğinizi yiyebilirsiniz. Yemek yemek için oturduğunuzda sırt desteğinizin olmasına ve olanaklı ise sandalyede oturarak yemek yemeye özen gösteriniz.

    ·Oturuş ve kalkışlarda size öğretildiği şekilde davranmaya özen gösteriniz.

    ·İlk günler belinizde bazen ağrı, yanma hissi ve batma gibi yakınmalar olabilir. Bu nedenle endişelenmeyiniz. Bu durumda yatağınızda yatarak dinlenme yolunu seçiniz.

    ·Yatağınızın bel sağlığı için uygun bir yatak olmasına dikkat ediniz. Bundan sonraki yaşamınızda koltuk, kanepe gibi yerlerde yatmayınız.

    ·Yataktan kalkarken önce tam yan dönünüz, daha sonra ellerinizle yandan destek alarak oturur pozisyona geçiniz ve öyle kalkınız.

    ·Ameliyat sonrası size verilen randevu gününde kontrole geliniz. Banyo yapmak için gerekli bilgiyi size bu kontrolde vereceğim.

    ·Size taburcu olurken tarafımdan verilen ilaçlar bitince eğer aksi söylenmemişse tekrar aynı ilaçları almanıza gerek yoktur.

    ·Tuvalet için kesinlikle alafranga tuvalet kullanılmalıdır.

    ·Ayakkabınızı oturarak giymeye özen gösteriniz. Çok yüksek topuklu veya topuksuz ayakkabılar giymeyiniz. Orta yükseklikte olan ayakkabılar daha uygun olacaktır.

    ·Yüksekten bir şey alırken uygun bir yüksekliğe çıkarak almaya çalışınız.

    ·Sandalye veya koltuğa oturmak için kendinizi düşüyormuş gibi bırakmayınız. Yavaş ve kontrollü olarak oturma pozisyonuna geçiniz. Kalkarken dizlerinizden veya koltuk kenarlarındaki kolçaklardan destek alınız.

    ·10. günden itibaren dışarı çıkarak yürüyüşlere başlayınız (önce kısa mesafeler (10-15 dk), 30. günden sonra daha uzun mesafeler (20-30 dk)).

    ·Masa başı iş yapıyorsanız 1 ay sonra işinize başlayabilirsiniz. Daha ağır iş koşullarında çalışanlar 45 gün sonra işlerine dönebilirler.

    ·İlk 45 gün ağırlık taşımamaya, sonrasında ise her iki elinizde toplam 5 kg.dan fazla ağırlık taşımamaya özen gösteriniz. Ağırlık kaldırırken çömelerek ve ağırlığı olabildiğince bedeninize yakın olarak kaldırınız.

  • Boyun fıtığı ameliyat seçenekleri

    İnterneti etkin kullanan bir çok hastamızın, boyun fıtığı oluşumu hakkında bilgi sahibi olduğunu düşünüyorum. Burada sizle paylaşmak istediğim konu, hastalarımızın aklını en çok meşgul eden konu olan: Boyun fıtığı tedavisinde izlenecek yol nedir? sorusu. Mesleki olarak kullandığımız terminoloji ile servikal disk hernileri, diğer adıyla boyun fıtıklarında çoğunlukla cerrahi dışı tedavi yöntemleri ile başarı sağlamak mümkündür. İlaç tedavisi, hareket kısıtlaması, dinlenme, fizik tedavi programları ve boyun bölgesine yapılacak enjeksiyon uygulamaları cerrahi dışı tedavilerin başlıcalarıdır.

    Cerrahi tedavi seçeneği ise yukarıda sözü edilen tıbbi tedaviye yanıt alınamayan, güç kaybı olan, belirgin omurilik ve/veya sinir kökü basısı saptanan hastalara önerilir. Boyun fıtığında aynı bel fıtığında olduğu gibi fıtıklaşma, omurlar arası disk denilen yapılardan olur. Fıtık, omuriliğe ve/veya sinir köklerine bası yapar, durumdadır. Ameliyatın önden veya arkadan yaklaşımla yapılması kararı, beyin ve sinir cerrahı tarafından sizin muayeneniz, radyolojik incelemeleriniz sonrasında verilir. Bu kararda boyun fıtığının yeri, cerrahın deneyimi gibi faktörler etkendir. Önden yapılan yaklaşım için genellikle boynun sağ tarafı kullanılır. 4-5 cm'lik yatay kesi yapılması ardından ciltaltı dokusu, onun hemen altındaki yüzeyel kas tabakası geçilir ve boyun kasları arasından şah damarı görülene kadar ilerlenir. Omurgaya ulaşmak için özel ekartörlerle şah damarı dış tarafa, yemek ve soluk borusu iç tarafa alınarak boyun omurgası ön kısmına ulaşılır. Ameliyat yapılacak omurlar arasını saptamak için ameliyat sırasında röntgen çekilir ve ameliyat yeri teyit edilir. Ardından ekartörler yerleştirilir. Ameliyatın bu aşamadan sonrası mikroskop altında yapılan diskektomi işlemidir. Bu yaklaşımda boşaltılan disk materyali yerine komşu iki omuru sabitlemek amaçlı protezler veya kemik konulur. Sonrasında son 1 kez röntgen ile ameliyat mesafesi kontrol edilir ve kanama kontrolü ardından kesi yeri dikiş alınmasına gerek kalmayacak şekilde kapatılarak operasyon sonlandırılır. Boyun fıtığında arkadan yapılan ameliyat daha sınırlı sayıdadır. Eğer fıtık orta hatta değil ve omurilikten çıkan sinir kökünün omurilik kanalını terketmek üzere girdiği kanalın ağzındaysa o zaman arkadan yaklaşım önerilebilir.

    Sağlıklı günler…Mutlu kalın…

  • Bel fıtıklarında ve boyun fıtıklarında ameliyatsız kuru iğne tedavisi

    KURU İĞNE TEDAVİSİ NEDİR ?

    Kas-iskelet sistemi ağrılarının en önemli nedeni kas spazmıdır. Kuru iğneleme (İntramusküler stimülasyon (İMS) bazı kas iskelet sistemi hastalıklarına bağlı ağrı tedavisinde kullanılan, yan etkisi olmayan, tedavi edici ve zararsız bir metoddur. Belli seanslar halinde planlanır. Tedavinin süresi, yani seans sayısı, problemin bulunduğu bölgenin genişliğine, problemin ne kadar eski olduğuna, başka rahatsızlıkların eşlik edip etmediğine göre değişiklik gösterir. Bazen tek bir seans yeterlidir. En sık 3-5 seans olarak planlanır. Nadir durumlarda 8-10 seansı bulabilir. Tedavide başarı oldukça yüksektir (% 92-95) ve sonuçlar yüz güldürücüdür. .Tekrarlayan veya kronikleşmiş ağrıda spazmla birlikte fibroz doku gelişimi de varsa iğne sayısının ve iğneleme sıklığının arttırılması gerekir. Ancak fibrotik kaslarda olumlu sonuç her zaman mümkün olmayabilir.çok gecikmiş vakalarda 8-10 seansa kadar uzayabilir. Genellikle haftada 1 seans olarak uygulanır.

    Bu yöntem ile gergin kasların içinde oluşmuş ağrılı tetik noktalara batırılan iğne bu ağrılı noktaların çözülmesine ve kasın normal gerginliğine dönmesine sağlar. Bu yönüyle akapunktur tedavisinden farklıdır. Aslında aynı yöntem lokal anestezik ile de uygulanabilir. Lokal anestezikle yapılan iğnelemenin avantajı daha ağrısız olması buna karşın kuru iğnelemede ise ilaç verilmediğinden ilaç yan etkilerinden korunma avantajı vardır. Unutulmamalıdır ki kuru iğneleme yöntemi tek başına ağrıyı azaltıp geçirebilse de mutlaka uygun germe egzersizleri ile kombine edilmelidir. Aksi takdirde ağrılar tekrarlayabilir. Ayrıca eğer altta yatan hastalık varsa tedavi edilmelidir. Genelde fizik tedavi ile kombine edilmesi dahada yüzgüzdürücü ve kısa sürede sonuç almamızı sağlar.

    Kuru iğne tedavisinin kullanım alanı oldukça geniştir. -Gerilim tip ya da migren tipi baş ağrıları -Herhangi bir nedenden kaynaklı boyun,sırt ve bel ağrıları( Disk hastalıkları, Fibromiyalji, Miyofasial ağrı sendromları,Duruş bozukluğuna bağlı ağrılar, Masabaşı çalışan rahatsızlıklarında) -Omuz,diz,kalça problemlerinde-Tendinitler (el, dirsek, omuz, topuk, kasık)

    – Spor yaralanmaları

    -Topuk ağrıları, Çene eklemi ağrısı vb.i yaygın kullanım alanı vardır

    Kuru iğneleme yapılamaması gereken durumları arasında erken gebelik, lokal enfeksiyon, kanama diatezi oluşturan hastalıklar sayılabilir.

  • 10 soru ve 10 cevapla bel fıtıkları

    1.Bel fıtığı nedir ve nasıl meydana gelir?

    Bel fıtığı, omurlar arasındaki omurganın yükünü taşıyan, ve bu yükü bir anlamda süspanse ederek amortisör görevi gören disk dediğimiz yastıkçıkların yırtılarak, içindeki maddenin dışarı çıkıp, omurilikten çıkan sinir köklerine yaptığı bası sonucu meydana gelen bir hastalıktır.

    Bel fıtıkları ağır şeyler kaldırma, ters bir hareketle, çarpma, düşme, kaza gibi travmatik faktörlerle ya da herhangi bir sebep olmaksızın kendiliğinden oluşur.

    2.Her bel ağrısı bel fıtığına mı bağlıdır? Başka hastalıklar da bel ağrısı yapabilir mi?

    Bel fıtığı ağrıları, öncelikli ve ağırlıklı olarak kalçadan başlayıp uyluğa, bacağa vuran ağrılarla karakterizedir. Özellikle kalçadan başlayıp bacağa hatta ayak ve topuğa kadar yayılan ağrılarda ki; halk arasında siyatik ağrısı diye bilinen ağrılarda, bel fıtığı akla gelmelidir.

    3.Bel fıtığının bulguları nelerdir?

    Bel fıtıklarının en önemli bulgusu siyatik ağrısı şeklinde belden başlayıp kalça ve bacağa kadar yayılan ağrıdır.Uyuşukluk da en sık rastlanan şikayetlerdendir. Bunun dışında bel fıtığı ciddi boyutlara ulaşmış ise, bacakta ya da ayakta, ayak parmaklarının hareketlerinde kuvvet kaybı gelişebilir. Yol yürürken ağrı nedeni ile durmak zorunda kalmak, idrar, büyük abdest tutamama, erkeklerde empotans dediğimiz penisin sertleşmesinde problem olması bel fıtığının ciddi bulguları arasında yer almaktadır.

    Bel fıtıklarının teşhis yöntemleri nelerdir?

    En önemli başlangıç noktası, hastanın yakınmaları ve muayene bulgularıdır. Bundan sonra radyolojik görüntüleme teknikleri gelir. MR ile %100′ e yakın oranlarda bel fıtığı tanısını koyulabilmektedir..

    Bel fıtığının yan ve yatay düzlemde MR görüntüleri

    5. Bel fıtıklarının tedavisi nasıl yapılır?

    Eğer şikayetlerin başlangıcı çok yeni ise, eğer ilerleyici nörolojik hasar bulguları yoksa, önce tıbbi tedavi seçeneklerinin kullanılması gerekmektedir.

    Şişman hastaların öncelikle mutlaka kilo vermesi gerekmektedir.

    Bel fıtıklarının küçük bir bölümü cerrahi tedaviye gereksinim duyar.

    6.Bel fıtıklarının cerrahi tedavi kriterleri nelerdir? Ne zaman ameliyatla tedaviye ihtiyaç duyulur?

    Hastanın hiçbir tedaviye hiçbir şekilde yanıt vermeyen kronikleşmiş ağrıları var ise,

    Hastayı çalışamaz hale getiren ya da sosyal aktivitelerini engeller boyutlarda ağrıları var ise,

    Bizim muayene bulgularımızda ilerleyici nörolojik hasara yol açmış ise, cerrahi tedavi ön plana çıkmaktadır.

    Bir önemli nokta ise eğer “düşük ayak” dediğimiz tablo oluşmuş ise, yani ayakta tam kuvvet kaybı gelişmiş ise, o zaman ilk 8-12 saat içerisinde acil olarak hastanın kesinlikle ameliyat edilmesi gereklidir.

    7. Ameliyattan sonra hastaların günlük aktivitelerine dönmeleri ne kadar zaman almaktadır?

    Genel olarak ameliyattan 6-8 saat sonra hastayı ilk etapta kendi kontrolümüzde ayağa kaldırıp,ertesi gün taburcu etmekteyiz. Ameliyat sonrası dönemde hastalar 1-2 haftalık bir dinlenme döneminden sonra, aktif yaşantılarına ve işlerine dönerler. Ancak ağır bedensel faaliyet gerektiren işlerde çalışanlar için 4 haftalık istirahat ideal süredir.

    Ameliyatlar ne şekilde yapılmaktadır?

    Yapılan ameliyatların kalitesi ve hastaya sağlamış olduğu faydalar ameliyatlarda mikroskop kullanılması ile daha da artmıştır. Mikrocerrahi, bel fıtıklarında fıtıklaşan bölümün sinir kökü ile olan yapışıklıklarını, ya da yapışık olan damarları sinir kökünden ayırmada da azami ölçüde rahatlık sağlamaktadır.

    Bu nedenlerle bel fıtıklarının cerrahi tedavisinde mikrocerrahi “altın standart” tır.

    Bel fıtıkları ameliyattan sonra da tekrarlayabilir mi?

    Bel fıtıkları değişik kaynaklara göre ameliyattan sonra % 4 -9 arasında değişen oranlarda nüksedebilir. Ortalama nüks oranı % 6 dır. Kişisel tecrübelerimizde bu oran % 3-5′ i geçmemektedir. Nüksler en çok ilk 4 yıl içerisinde ve daha da önemlisi ilk 1 yıl içerisinde meydana gelmektedir. Dolayısı ile hastalar ameliyattan sonra ilk 1 yıl kendilerine çok dikkat etmeli ve ameliyat sonrası verdiğimiz önerilere riayet etmelidir..

    Hastaların dikkat etmesi gereken şeyler nelerdir?

    Genelde ameliyat olan hastalara kendilerine dikkat etmeleri gerektiği söylendiğinde, bir yetersizlik ve ameliyat sonrası yaşam tarzlarında bir kısıtlama olacağı gibi yanlış bir psikoloji oluşmaktadır. Aslında tavsiye ettiğimiz şeyler her normal insanın dikkat etmesi gereken şeylerdir. Ameliyatla ya da hastalıkla bir ilgisi yoktur.

    Doç. Dr. Hakan Kayalı

    Beyin – Omurilik ve Sinir Cerr. Uzm.

  • Karpal tünel sendromu ve tedavisi

    Karpal Tünel Sendromu ve Tedavisi

    El-bilek sendromu olarak da bilinen Karpal Tünel Sendromu (KTS), ellerde ağrı ve uyuşma ile başlayan ve bu şikayetlerin özellikle geceleri daha da şiddetlendiği bir hastalıktır. Tuzak nöropatiler içerisinde en sık rastlanan KTS, boyundan başlayarak ele kadar uzanan median sinirin el bileği çevresinde geçtiği kanalda, transvers karpal ligaman adı verilen fibröz kılıf tarafından basılanmasıyla ortaya çıkar.

    Kimlerde görülür?

    Kırk yaşın üzerinde ve kadınlarda belirgin olarak daha sık oranda rastlanan bu hastalık, özellikle elini iş amacı ile yoğun olarak kullananlarda (el işi ile uğraşanlar, çiftçiler, bilgisayarla çalışanlar, vb.) görülür. Ayrıca, pek çok sistemik hastalık ve travmatik nedenlerle ilişki olarak da ortaya çıkabilir. Kolles kırığı, travmatik el kemik kırıkları, osteofitler (kemik çıkıntıları), tenosinovitler, Paget hastalığı, romatoid artrit, diyabet, gut, akromegali, tüberküloz, gebelik, doğum kontrol hapı kullanımı, multipl myelom KTS’na neden olabilir.

    Tanı nasıl konur?

    El bileğine bastırılınca hassasiyet ve ağrı (Tinel bulgusu), el bileği bükülüp bir süre bekletildiğinde başparmak, işaret parmağı ve orta parmakta uyuşma, keçeleşme ve ağrı (Pozitif Phalen testi) ortaya çıkması KTS’unun objektif klinik bulgularıdır. Ayrıca, ilerlemiş olgularda, avuç içindeki kaslarda erime (Tenar atrofi) ve başparmakta güçsüzlük de görülebilir. Klinik bulguların yanında, sinir ileti (Elektrofizyolojik) testler de KTS tanısının konulmasında, takibinde ve ayrıca boyun fıtığı, polinöropatiler ve diğer tuzak nöropatiler gibi benzer şikayetlere neden olabilen hastalıkların ayrımında önemli rol oynar.

    Nasıl tedavi edilir?

    Tedavide amaç, ağrı, uyuşukluk, keçeleşme, kas gücü kaybının önlenmesi ve el işlevlerinin sürdürülmesidir. Hafif olgularda, ilaç ve fizik tedavi ilk seçenekken, orta ve ağır olgularda cerrahi tedavi gerekmektedir. El bileği ateşli, fizik tedavi uygulamaları, lokal streoid enjeksiyonları, B6 ve B12 vitaminleri, steroid dışındaki iltihap önleyici ilaçlar, cerrahi dışındaki konservatif tedaviyi oluşturur.

    Cerrahi tedavi nasıl yapılır?

    Cerrahi tedavi, lokal anestezi altında yapılır. Avuç içine uzunlamasına yapılan bir kesiyle yapılan klasik cerrahi dekompresyonun yanında minimal (1-2 cm’lik) bir kesiyle yapılan mikrocerrahi yaklaşım ve son zamanlarda endoskopik girişim halen uygulanmakta olan cerrahi yöntemlerdir. Cerrahi tedavide amaç, çeşitli nedenlerle kalınlaşmış olan transvers karpal ligamanın (Fleksör retinakulum) kesilerek baskı altında olan median sinirin rahatlatılmasıdır. Cerrahi sonrası, el bandajı ve atel uygulanabilir. Hastalar genelde aynı gün taburcu edilirler. Cerrahide başarı genel olarak %90’ın üzerinde olup, geceleri daha sık olan elde uyuşukluk ve ağrı cerrahi sonrası erken dönemde iyileşmektedir. Hastalar, üç gün sonra banyo yapabilmekte ve on gün içinde de stres topu ile el egzersizlerine başlayabimektedir.

    .

  • Parkinson!

    40 yaşından sonra ve daha ileri yaşlarda daha sıklıkla erkeklerde ortaya çıkan beyinde bazı hücrelerin hasara uğraması ve eksilmesi ile oluşan bir hastalıktır. Bu hasar sonrası beyinde dopamin adı verilen maddenin eksilmesi söz konusudur. Dopamin bilgileri bir sinir hücresinden diğerine gönderir. Beyinde yeterli dopamin üretilmezsse hareket ve denge etkilenerek hastalık ortaya çıkar. Parkinson hastalığı ölümcül olmayan, yaşam süresini kısaltmayan ve felce yol açmayan ancak yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir hastalıktır.Nadiren 30-40 yaşlarda da görülebilir. Bulaşıcı değildir. Hastaların %5inde kalıtımla ilişki saptanmıştır.

    Sebepleri

    Kafa travmalarından sonra

    Sinir sistemini etkileyen bazı ilaçların kullanılması (Bazı psikiyatrik tedavi ilaçları)

    Ateroskleroz( Damar sertliği)

    Zehirlenmeler

    Ensefalit (Beyin iltahabı)

    Bilinmeyen: Hastaların büyük çoğunluğunda herhangi bir sebep saptanmaz

    Belirtiler uzun bir süreçte sinsi bir şekilde başlar ve yavaş yavaş ilerler. Genellikle vücudun bir tarafında titremeyle başlar. Ancak titremesi olan her kişinin Parkinson hastası olmadığını vurgulamak gerekir. sağlıklı insanlarda korku heyecan gibistresli durumlarda ellerde, bacaklarda geçici olarak titremeler ortaya çıkabilir. Bundan başka her yaşta görülebilen esansiyel tremor denen sebebi bilinmeyen ve ailevi olan tremorda eller öne uzatıldığında titreme olur. Parkinsonda titreme ellerde istirahat halinde ortaya çıkar, uykuda ve iş yaparken kaybolur. Bazen ayaklar, çene ve dudaklarda da titreme olur. Hareketler yavaşlamıştır (Bradikinezi),. Öne doğru yıkılacak gibi, küçük adımlarla yürüme, yürürken kolları sallamama, yazıda bozulma harflerde küçülme, ortaya çıkar. Yüzde mimiklerin azalması, konuşmanın monoton ve tekdüze vurgusuz olması görülebilir.Hastalığın ilerlemesi ile adelelerde sertlik(rijidite), vücut şeklinde değişmeler olur; vücut öne eğik ekstremiteler yarım kırık bir bir şekil alır.. Zamanla yutkunma güçlüğü, ağızdan salya akması, demans görülür

    TEDAVİ

    Hastalığı tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi henüz yoktur.

    Parkinson Dopamin adı verilen sinir sistemi için gerekli olan maddenin kan seviyesinde azalma ile ortaya çıktığından bu maddenin dışardan verilmesi tedavide kullanılır. Bu maddenin ömür boyu kullanılması gerekir. İlaç seçiminde hastanın yaşı, hastalığın şiddeti, önde gelen belirti ve hastayı en fazla rahatsız eden şikayet göz önüne alınır. İlaçlara daima düşük dozda başlanır, gerekirse doz yavaş yavaş arttırılır. Bulguların hafif olduğu genç hastalara dopamin verilmez zira 5-6 yıl kullanımdan sonra ilacın etkinliği azalmaktadır.

    Ayrıca beyne uygulanan birtakım cerrahi girişimler tedavide yer almaktadır. Cerrahi tedavi ilk tedavi seçeneği değildir. ve hastalığın ilerlemesini durdurmaz. Hastalık belirtileri ilaçlarla yeterince kontrol altına alınamıyorsa cerrahi tedaviye başvurulur. cerrahiye aday hastaların nispeten genç, hafıza sorunlarının olmaması gerekir.

    Cerrahi tedavide sterotaksi denen cerrahi girişimle küçük bir delikten girilerek beynin talamus denen bölgesine müdahaleler yapılır.

  • Multipl skleroz (ms)

    Multipl skleroz(MS) beyin ve omurilikte demyelinizasyon denen sinir liflerinin kılıflarında yapısal bozulmalarla seyreden bir hastalıktır. Sinir liflerinin kılıfını oluşturan lipid (yağ) yapısındaki myelin maddesinde bozulma sonrası yerini skleroz denen nedbelere bırakması ile hastalık ortaya çıkar..Myelin kılıfın hasarı sinir liflerinin sinir sistemindeki uyarıların iletiminde aksamalara yol açar. Hasarlı bölgelere plak adı verilir. Bu plaklar sinir sisteminin pek çok yerinde oluşabilir ve sinir iletilerinin yapılamamasına dolayısı ile o merkezle ilgili fonksiyonlarda bozulmalara yol açar .Bulaşıcı değildir. Hastalığın kesin nedeni bilinmemekle beraber myelin kılıfın hasarında bağışıklık sistemindeki anormal bir davranışın, yani myelin kılıfa yabancı doku gibi saldırı söz konusudur. Ancak bu saldırının nedeni henüz bilinmemektedir. Kalıtsal değildir. Nedeni henüz kesin olarak bilinmemektedir.20-40 yaşlar daha sıktır. Kadınlarda erkeklerden iki kat daha fazla görülür. Ilıman iklim kuşağında daha sık rastlanmaktadır. En fazla görüldüğü bölge Kanada ve Kuzey Avrupa’dır.

    Hastalar sıklıkla sinir sistemi ile ilgili belirtilerin başlamasından haftalar, aylar önce yorgunluk, halsizlik, kilo kaybı, kas ve eklem ağrıları tanımlar.Belirtiler saatler, günler, yada haftalar içinde nadiren de yıllar içersinde sinsi bir biçimde gelişebilir.

    Hastalık tablosu ataklar halinde gelir kendiliğinden yada tedavi ile geriler ancak her atakta klinik tablo biraz daha ilerler. Yıllar boyunca uzun bir seyir gösterir. Dönem dönem şiddetlenmeler olur. Bunlar bazen mevcut bulgulara yenilerinin eklenmesine sebep olur. Şiddetlenmeleri genellikle düzelme dönemleri (remisyonlar) izler bu remisyonlarda hasta nüks öncesi duruma dönebildiği gibi geriye birtakım sakatlıklarda bırakabilir. Her MS aynı olmaz. Bazı kişilerde birkaç ciddi atak görülür veya hiç görülmez, bunun yanında belirtilerin sürekli kötüleştiği ve zaman içinde sakatlığın ortaya çıktığı hastalarda vardır.

    Şekli ne olursa olsun MS seyri sırasında herhangi bir dönemde duraklayabilir

    Belirtiler beyin yada omuriliğin hangi bölgesini etkilemiş olmasına bağlı olarak değişiklikler gösterir.Halsizlik, karıncalanma, hissizlik, denge kusuru, çift görme, görme bozukluğu, istemsiz göz hareketleri, titreme, yüz , kol yada bacakta kuvvetsizlik (felç), konuşma bozukluğu, hafıza problemleri, cinsel işlev bozuklukları, idrar yapmada problemler mevcut olabilir. Bu belirtilerden bir yada birkaçı bir arada görülebilir.

    Hastalığın tanısında MR çok değerli bir yöntemdir. Ataklar sırasında myelin harabiyetinin olduğu MS plaklarının görülmesi oldukça önemlidir. Remisyon döneminde plaklar kaybolur.

    Ayrıca belden alınan Beyin Omurilik Sıvısının (BOS) incelenmesinde; oligoklonal band, myelin esaslı protein, immün globulin G indeksi gibi ölçümlerde normal dışı değerler bulunması beyinde bağışıklık sistemi ile ilgil ibir sorunun olduğuna işaret eder. Ayrıca Uyarılmış Potansiyeller olarak adlandırılan vücudun herhangi bir yerinden verilen uyarıya merkezi sinir sisteminin verdiği cevabı ölçen bir test uygulanarak hastalığın tanısı konur.

    MS in bilinen bir etkin tedavisi mevcut değildir. Ancak atakların sıklığını ve şiddetini azaltan kortizon tedavisi en bilineni ve sık uygulananıdır. Ancak son yıllarda bazı tedavi yöntemleri ile hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılması, sakatlık oranının azaltılması mümkün olabilmektedir.

    Bunun yanında ortaya çıkan bulguların tedavileri yapılabilir (felçlerde fizik tedavi vb.).

  • Baş ağrıları sebepleri

    Baş ağrısı oldukça yaygın bir şikayet olup insanoğlu yaşamının değişik dönemlerinde mutlak baş ağrısı ile tanışmıştır. Baş ağrısı genellikle boyun ve kafadaki ağrıya duyarlı yapılardan kaynaklanır Bu yapılar:

    Kafa derisi

    Ense kasları

    Kafa içi damar ve sinirler

    Beyin zarıdır.

    Görüldüğü gibi beynin kendisi ağrıya duyarlı değildir. Dolayısı ile beyin içinde büyüyen bir kitle, damar veya sinirleri, beyin zarını itip germedikçe ağrı oluşmayacaktır. Pek çok beyin tümörlü hastada bu nedenle baş ağrısı yakınması görülmez.

    Gerilim Baş Ağrısı: Genellikle 20 yaşları civarında başlar. Ancak ileri yaşlarda da görülebilir. .

    Enseden başlayan, başın arka bölümüne yayılan zonklayıcı olmayan bir ağrıdır. Stresli ve gergin insanda boyun adeleleri uzun süre istem dışı kasılarak ağrıyı başlatır. Ayrıca bu kasılma kafa cildini enseden gererek, gözler ve şakaklara yayılan ağrıya neden olur. Baş ve ense hareketleri, ense kaslarının ovulması ağrıyı azaltabilir. Muayenede ense kasları gergin ve ağrılıdır. Bazen ele ağrılı şişlikler gelebilir. Ağrı günler ve aylar boyunca kesintisiz devam eder ancak zaman zaman azalıp şiddetlenmesine rağmen günler ve haftalar içinde gittikçe şiddetlenmez.

    Tedavide hastanın gergin, stresli halini ortadan kaldıracak antidepresan ilaçlar, ağrı kesici ilaçlarla birlikte kullanılmalıdır. Ayrıca masaj ve boyuna sıcak uygulama rahatlatıcı olacaktır.

    GERİLİM BAŞ AĞRISININ MİGRENDEN FARKLARI

    Gerilim tipi baş ağrısı:

    Çoğunlukla stresten kaynaklanır

    Genellikle iki taraflıdır.Çok nadir tek taraflı olabilir
    Bulantı olabilir ama kusma görülmez
    Bir hafta – 15 gün ağrıyla geçer. Ağrı şiddetli değildir
    Ağrı kriz şeklinde olmaz, zonklayıcı değildir
    Ağrı başlamadan önce görme bozuklukları olmaz
    Hareket etme ağrıyı artırmaz.
    Tüm başı tutar.
    Başın arkasından öne yayılma gösterir

    Hipertansiyon Baş Ağrısı: Genellikle yerleşmiş ve büyük oynamalar yapmayan hipertansiyonda baş ağrısı pek görülmez. Ancak gün içinde büyük iniş ve çıkışlar gösteren hipertansiyonda ensede şiddetli, zonklayıcı bir ağrı vardır. Baş ağrısına ek olarak bazen Sara nöbetleri, bayılmalar, görme bozukluklar görülebilir. Tuzsuz diyetin yanı sıra tedavide tansiyon ilaçları ile birlikte ağrı kesiciler kullanılır.

    Anoksik Baş Ağrısı: Kanda oksijen azalmasına neden olan durumlarda, örneğin akciğer hastalıklarında , anemide (kansızlık) baş ağrıları görülebilir.

    Post-travmatik ağrı: Kafa travmalarını izleyen dönemde baş ağrısı, baş dönmesi, çabuk sinirlenme, çabuk yorulma görülür.

    Kafa İçinde Yüksek Basınç Oluşturan Nedenlere Bağlı Baş Ağrısı: kafatası içinde yer alan tümör, kist, kanama, abse gibi kitllelerin büyümesi ile ortaya çıkar. Baş ağrısı sıklığı ve şiddeti günler ve haftalar geçtikçe gittikçe artar. Nihayetinde kalıcı hale gelir. Sabahları ağrı daha şiddetlidir. Kusma ileri dönemlerde baş ağrısına eşlik eder, bulantı olmaksızın ortaya çıkması dikkat çekicidir.. Öksürme, hapşırma ve ıkınma ile ağrı şiddetlenir. Ağrı kesicilerle pek rahatlama olmaz. Baş ağrısı ile birlikte çift görmenin ortaya çıkması çok önemli bir bulgudur. Bu durumda mutlak kafa içi bir kitleden şüphelenmelidir. Tedavisinde Kafa içi basıncı ve ödemi azaltıcı ilaç ve serumlarla birlikte ağrı kesici ilaçlar kullanılır. Esas tedavi kafa içindeki kitlenin çıkartılmasıdır. İlaç tedavisi cerrahi tedaviye kadar zaman kazandırır.

    Sinüzit Baş Ağrısı: Alın ve yüz kemikleri içinde bulunan hava dolu, sinüs denen boşlukların iltahaplanmasına sinüzit adı verilir. Sinüzit baş ağrısı başın ön tarafında, burun ve göz çevresinde, üst çenede ortaya çıkar. Genellikle baş öne eğikken şiddetlenir. Atmosfer basınç değişiklikleri (uçak seyahati, dağ veya yükseğe çıkma) ağrıyı başlatabilir. İltahaplı sinüsler antibiyotikle yada cerrahi olarak tedavi edilmelidir.

    Nevraljik Baş Ağrısı: Genellikle yüzde, göz çevresi, üst çene ve dişler, alt çene ve dişlere yayılan çok şiddetli, şimşek çakması gibi 1-2 saniye süren dayanılmaz ağrılardır. Yüzde yada dudakta bir bölgeye dokunulduğunda ağrı ortaya çıkabilir. Ağrı o kadar şiddetli ve dayanılmazdır ki hastalar ağrı şiddeti nedeni ile intahar etmeyi dahi düşünebilir. Yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinir denen sinirin tümörleri yada baskıya uğraması ile oluşur. Ağrı kesicilere cevap alınmaz. Epilepsi ilaçları (anti epileptik ilaçlar) tedavide başarılıdır. Ancak bazen ilaca cevap alınamadığında operasyonla sinire ait baskı ortadan kaldırılır. Cerrahi başarı oranı oldukça yüksektir.

    Hekimler için diğer bir önemli baş ağrısı anevrizma denen beyin damarlarındaki bir genişlemeden (baloncuk) oluşan bir sızıntı tarzı kanamadır. Subaraknoid kanama denen bu kanama türünde hastada o zamana kadar yaşamadığı şiddetli ve aniden başlayan ensede lokalize baş ağrısı ortaya çıkar. Hasta başağrısının başladığı ilk saatlerde bilincini yitirebilir. Kusmalar vardır. Kanamadan şüphelenilerek hastaneye müracaat hastanın hayatını kurtaracaktır.

    Ayrıca göz hastalıklarına bağlı (glokom, mercek kusurları), kulak ve saçlı deri enfeksiyonlarında da baş ağrısı görülür. Tedavide bu hastalıkların tedavisi ile ağrı ortadan kaldırılacaktır.

    MİGREN

    Çoğunlukla ataklar halinde gelen ve birkaç saatten birkaç güne kadar devam eden zonklayıcı, orta şiddette ya şiddetli bir baş ağrısıdır.Genellikle başın bir yarısındadır ancak iki taraflıda olabilir. Baş ağrısına genellikle bulantı, kusma, ışık, gürültü, kokudan rahatsız olma eşlik eder. Ağrı hareketle ve öksürmek hapşırmakla artar.

    Migren genel olarak iki gruba ayrılır. ‘Aura’lı dediğimiz ön belirtili migren ve aurasız migren. Migrenlerin yalnızca yüzde 10’u auralıdır. Aura, ön belirtili migrende rastlanan şikayetlerdir. Bu belirtilerin çoğu görmeyle ilgilidir. Hasta, parlak ışıklar, zig zag çizgiler gördüğünü ya da görmenin bulanıklaştığını, bir alanda veya bir bölgede görme kaybı olduğunu söyler. Hatta bazı hastalarda ağrı krizi sırasında tek gözde görme geçici olarak kaybolur. Ayrıca kolda, bacakta uyuşma, baş dönmesi, konuşmayla ilgili bozukluklar da görülür. 20-30 dakika sürer ve ardından ağrı başlar.

    Hastalığın sebebi henüz kesin olarak bilinmemektedir. Çevresel faktörler etkili olabilir, genetik olarak yatkın kişilerde (ailesinde migrenli vardır) daha sık görülür. Beyin damarlarında önce ani daralma daha sonrada genişleme ortaya çıkar. Bu daralıp genişlemeler sonrasında oluşan bir takımkimyasal maddeler sinirleri uyararak ağrıya neden olurlar. Çocukluk çağında görülebilir.

    Kadınlarda erkeklerden daha fazla görülür. Kadınlarda adet kanamasından hemen önce kanda Östrojen hormonunda azalma nedeni ile ağrıyı ortaya çıkartabilir. İleri yaşlarda, kadınlarda menapozdan sonra kaybolabilir. Hamileliktede azalıp kaybolur. Migrenlilerin yakın akrabalarında migren olma olasılığı yüksektir. Genetik bozukluk migrenin sadece bazı özel tiplerinde gösterilebilmiştir.

    Migren Krizini Tetikleyen Faktörler

    Yiyecek ve içeceklerde yer alan birtakım kimyasal maddeler ağrı ortaya çıkmasında rol oynayabilir. Ağrıyı ortaya çıkartan yiyecek ve içecekler, işlenmiş etler (salam, sucuk, sosis) şarap, eski peynir, salamura yiyecekler, tütsülenmiş et ve balık, tatlandırıcılar (aspartam içerenler)

    Yükseklik değişiklikleri, uçak yolculukları
    Hava kirliliği, sigara dumanı, parfüm kokusu, kuvvetli diğer kokular ve kimyasal maddeler
    Parlak ışık veya titreyen ışık (floresan)
    Yüksek ve devamlı gürültü
    Hava durumundaki değişiklikler (basınç, sıcaklık ve nem değişikliği, lodos)
    Mevsimsel değişiklikler (sonbahar ve ilkbahar en kötü zamanlar)
    Açlık, öğün atlama
    Çok ya da az uyuma, uyku düzenindeki bozukluklar
    Doğum kontrol hapları
    Kadınlarda hormonal değişiklikler (adet dönemi)
    Aşırı heyecan, üzüntü, sevinç

    Her hasta için ağrıyı ortaya çıkartan faktörler farklılık gösterebilir. Hastanın bunları tespit edebilmesi için migren ataklarının olduğu günlerde günlük tutması uygun olur. Yediği, içtiği yiyecek ve içecekler, günlük aktiviteleri ile ilgili notlar alarak ağrılı dönemde ortak sebepleri saptayabilir. Migren krizini ortaya çıkartan diğer faktörler şunlar olabilir.

    Migrende Tedavi: Migren tedavisinde iki yol izlenir.

    1-Akut atak tedavisi. Ağrı kesiciler, migren ataklarında kullanılan

    2-Atakları önleme tedavisi: Özellikle ataklar çok sıksa ve hastanın yaşam kalitesini bozuyorsa uygulanır. Hastanın ağrısı olsun olmasın her gün ilaç alması gerekir. Bu sayede atakların sıklığı azaltıldığı gibi ağrıların şiddetinde de azalma görülür.