Etiket: Tedavi

  • Ensemdeki ağrı veya tutulma neyin habercisi?

    Ensemdeki ağrı veya tutulma neyin habercisi?

    Ensede olan her ağrı boyun fıtığının habercisi değildir. Ensede olan ağrıyı boyun fıtığı ağrısı zannedip hastaya boyun fıtığı medikal tedavisi veya fizik tedavi programı uygulanırsa o hasta hiçbir zaman iyileşmez ve gereksiz yere boyunluk takarak gereksiz yere sağlığını tehdit edecek şekilde ağrı kesici kullanarak çözüm aramaya çalışır. Ama hiçbir zaman çözüm bulamaz.
    Enseden başlayıp başının tepesine doğru ilerleyen ağrısı olan ve ensesini eliyle ovma ihtiyacı hisseden birinde kulakta çınlama da varsa büyük bir ihtimalle bu hasta yüksek tansiyon hastası olup öncelikle tansiyonunu takip ettirmeli ve tansiyonundaki değişiklikleri izlemelidir. Takipte tansiyonu yüksek çıkıyorsa bir kardiyoloji veya nefroloji uzmanından görüş almalıdır. Yüksek tansiyonu olan birinin yüksek tansiyonu olduğunu bilmeden ensedeki ağrıyı Servikal MRG’de görülen küçücük bir boyun fıtığına bağlarsanız ve üstüne de boyunluk verip ağrı kesici kullandırırsanız o kişinin ağrısı geçmeyeceği gibi yüksek tansiyona bağlı beyin kanaması geçirme olasılığı da yüksek olduğundan beyin kanamasından ölüm veya felç olabilir. Doğru tanı tedavinin anahtarıdır.
    Kola vuran bir ağrısı olmadan sadece boynunu sağa veya sola çevirirken ağrı olan birinde tansiyonu da normal ise, nörolojik muayenesinde kuvvet kaybı ve duyu kaybı yoksa bu ağrı kas spazmı kabul edilerek ağrı kesici ve kas gevşeticiler verilerek birkaç gün içerisinde ağrısının geçmesini ve boyun hareketlerini rahat yapmasını bekleriz. Ağrısı geçtikten sonra da tekrarını engellemek adına düzenli boyun egzersizleri öneririz. Ağrı eğer bütün bunlara rağmen geçmemişse ileri tetkik yaptırmak gerekir.
    Ensede ağrı mevcut ve kola vuruyorsa, hastanın nörolojik muayenesinde kuvvet kaybı ve duyu kaybı saptanmamışsa, ağrı özellikle efor harcadığında, yürüyüş yaptığında veya koşu bandındayken artıyorsa bu ağrının kalp kaynaklı olma olasılığı yüksek olduğundan öncelikle hastayı kardiyoloji uzmanına gösterip kalp kaynaklı bir ölümün önüne geçmek gerekir. Kardiyoloji uzmanı kalp yönünden bir şey yok demişse diğer nedenler araştırılmalıdır. İyi bir öykü tedavinin anahtarı olup hayat kurtarabilir.
    Hastanın enseden gelen ve kola vuran bir ağrısı varsa, beraberinde kuvvet ve duyu kaybı eşlik ediyorsa bu hastanın boyun fıtığı veya boyun bölgesinde bir spinal kanal darlığı, spinal tümör olabileceği düşünülerek servikal MRG istenmelidir.
    Bütün bu anlatılanlar hastalarımla ilgili yaşanmış öyküler olup tedavinin sırlarını içermektedir. Radyolojik görüntüyü veya laboratuvar sonuçlarını değil hastayı tedavi etmeliyiz. Hastalık yok hasta var. Her hastayı bir diğerinden farklı sorgulamalı ve farklı değerlendirmeliyiz.

  • Köşe tümörleri; aküstik nörinom

    Beyincik tümörlerini erişkinler ve çocukluk yaşı olarak iki ayrı başlıkta incelemek gerekir.

    Erişkin beyin tümörlerinin yaklaşık % 70-75 beyinde yerleşirken, çocucukluk çağı beyin tümörlerinin ise % 60-70 beyincikte yerleşmektedir. Bir başka deyişle tüm erişkin beyin tümörlerinin 2/3’si beyinde görülürken çocukluk yaş beyin tümörlerinin 2/3’si ise beyincikte görülmektedir.

    Erişkinlerde en sık beyin tümörü glial tümörlerler (astrositomlar) görülürken, buna karşılık en sık beyincik tümörü ise genetik geçişi iyi bilinen hemanjioblastomlardır.

    Çocukluk çağı lösemilerden sonra en sık görülen tümör çeşidi ise beyincik tümörleridir. Çocukluk çağı beyincik tümörleri arasında en sık görülenleri (medulloblastom, astrositom, epandiom, beyin sapı gliomları dermoid ve epidermoid kistler v.b).

    Erişkin beyincik tümörleri içerisinde erişkinlerde ponto-serbellar köşe bölgesinde en sık görülen tümörler (aküstik nörinom, meningiom, araknoid ve epidermoid kistler, plazmasitomlar, glomus jugulare tümörleri, beyincik metastazlar ) görülmektedir.

    AKÜSTİK NÖRİNOMLAR

    Pontoserebellar köşe (PSA) temporal kemiğin petroz kısmı, internal aküstik kanal ile pons arasındaki bölgeye verilen addır. Bu bölgede en sık görülen tümörler ise; schwannomlar (aküstik nörinomlar), meningiomlar, hemangioblastomlar (VHL kompleksi), araknoid kistler, epidermoid kistler bazende beyincik metastazlarıdır.

    Aküstik nörinomlar; tüm beyin tümörlerin takriben % 8-10 intrakranial nörinomlardır. Nörinomların en sık yerleşim yeri ise PSA bölgesidir. Aküstik nörinomlar PSA bölgesinde yerleşen en sık beyincik tümörüdür. Bir başka deyişle PSA yerleşen tümörlerin takriben % 80-90’unu aküstik norinomlar teşkil ederler.

    Genlikle iyi huylu lezyonlardır. Yavaş başlangıçlı, kulak sinirinden ( vestibuler schanom) kaynaklanırlar, nadiren habis tipleri vardır. Orta yaş hastalığı olup 30 lu yaşlarda daha sık görülmesine rağmen nadiren her yaşda görülebilir. Bu tümörler yavaş büyüyen lezyonlardır. Yıllık büyüme oranları 1-10 mm olarak literatürde bildirilmektedir. Genellikle kadınlarda daha sık görülmektedir. Bu konuda ostrojen resötörleri sorumlu tutulmaktadır. Akustik nörinomlar genelikle tek taraflı olup, iki taraflı olanlar daha ziyade nörofibramatozis tip II adı verilmektedir.

    Klinik şikayetleri ve bulguları;

    Bu hastalık kulak sinirinden orijinlendiği için öncü şikayetleri kulak çınlaması (tinnutus), dengesizlik ve işitme kaybıdır. Bu yüzden olgular öncelikle KBB polikiliniklerine başvururlar. Bu polikliniklerde yapılan işitme testlerin de sensori-onöral tipte işitme kaybı tesbit edilir. Bu tümörler yavaş büyümeleri nedeniyle ve tümörün hacmı genişledikçe ilave nörolojik şikayetlere ve bulgulara neden olmaktadırlar. Yüz felci, yüzde nevralji tarzındaki yüz ağrıları ve uyuşmalar eğer tümör daha büyük hacımleree ulaşırlarsa denge ve koordinasyon bozuklukları (ataksi nistagmus),yutma güçlükleri, ses kısıkları görülür. Çok büyük hacımlı olanlarda ise beyin omurilik suyu (BOS) engellenmesi sonrası hidrosefaliye bağlı KİBA bulguları (papil ödemi, baş ağrısı, kusma, diplopiler) ve alt kranial sinir felçleri görülür .Tümör çok büyük hacimlere ulaşırsa aynı tarafta kol ve bacak felçleri görülür.

    Teşhis;

    Beyincik tümörleri düşünülen hastalarda altın standart teşhis yöntemi ilaçlı beyin magnetig rezonans tekniği( MR) dir. MR tekniği ile PSA görülen diğer sık tümörlerden (meningiomlar) olup olmadığı ayırd edilmektedir. Çünkü meningiomlar daha farklı radyolojik bulguları ve özellikleri vardır. Aküstik nörinomlarda temporal kemik Bilgisayarlı Tomografi (BT) testi ile internal aküstik kanaldaki genişleme ve kemikteki erozyonlar görülür.

    Aküstik nörinomların literatürde hacimlerine göre değişik klinik sınıflamalar yapılmıştır. Tümörün çapı 20×30 mm az olanlara küçük, 20×30 mm den büyük olanlara, büyük çaplı aküstik norinom olarak sınıflandırılmıştır.

    Tedavi;

    1.Takip

    2.Cerrahi

    3.Radyocerrahi

    Öncelikle hangi tedaviyde karar verme konusu hasta ile ameliyatı yapacak doktorun iş birliği ile karar verilir. Çok küçük çaplı tümörler ve yaşlı bireylerde, işitme duyusu kurunmuş olan hastaları sadace takip muayeneler ile tümörün büyüme oranları izlenmelidir. 2 cm den büyük tümörler ise ameliyata alınarak tümör çıkartılmalıdır. Bu tümörlerin cerrahi tedavisinde ameliyat mortalitesi günümüzde % 1 altındadır. Ameliyatın komplikasyon oranları ise tümörün çapı ile yakından ilgilidir. Burada en önemli soru işitmesi kayıp olan ancak 7 sinir felci olmayanlarda bu sinirin ameliyat esnasında anotomik bütünlüğünü korunmasıdır.Örneğin 1 cm den küçük tümörlerde yüz siniri için % 95-100, işitme siniri için % 50 oranında korunduğu bildirilmiştir. Ameliyatta sinirlerin korunma oranları özellikle tümör çapı büyüdükçe azalmaktadır. Burada en önemli konu bu ameliyatı yapan cerrahın tecrübesi ve kullandığı teknolojilere ilintilidir. Çok büyük hacımlı tümörlerde iki aşamalı ameliyatlar önerenler veya ameliyat sonrası radyocerrahi öneren cerrahlar vardır.

    Genel olarak 2.5-3 cm çaplı olanlarda yüz felci yoksa radyocerrahi alternatif bir tedavi şeklidir. Bu tedavi şekli 1950 yıllarında beri uygulanmaktadır. Özellikle tümöre yüksek doz ışın ( 18-25 Gy) tek seansda verilmektedir. Genelikle 3 cm den küçük tümörlere uygulanmaktadır. Radyocerrahi sonrası hastaların % 40-50 sinde tümör hacminde küçülme, % 32-42 oranın aynı hacımde kalmakta, % 9-15 oranında hacimde büyüme gözlendiği bildirilmiştir. Ayrıca radaycerrahi yöntemi mikrocerrahi gibi hemen tümörün alınması olmayıp 1-2 yıl gibi tedavi süresi vardır. Radyoterapi şeçeneği kararında; hastanın genel durumu, tümöürün büyüklüğü, iki taraflı olması gibi hususlar önemlidir.

    Sonuç olarak;

    Aküstik norinomlar PSA’nin en sık iyi huylu tümörlerdir. Bu tümörler genç erişkinlerde ve kadınlarda daha sık görülmektedir. Teşhisi günümüzün gelişmiş teknolojilerinden MR sayesinde oldukça kolay ve hızlı bir şekilde konulmaktadır. Tedavide 3 farklı seçenek vardır. Her bir tedavi seçeneğinin antajları ve dez aventajları vardır. Hangi tedavi yapılırsa yapılsın sonuçta bu bir iyi huylu hastalıktır. Günümüzde tecrübeli mikrocerrahlar sayesinde çok düşük ölüm oranları (% 1 den az), ve düşük komplikasyonlar ile bu tümörlerin tedavisinde çok başarılı ve mükemmel sonuçlar alınmaktadır.

  • Beyincik tümörleri (medulloblastom)

    Beyincik tümörlerini erişkinler ve çocukluk yaşı olarak iki ayrı başlıkta incelemek gerekir.

    Erişkin beyin tümörlerinin yaklaşık % 70-75 beyinde yerleşirken, çocucukluk çağı beyin tümörlerinin % 60-70 ise beyincikte yerleşmektedir. Bir başka deyişle tüm erişkin beyin tümörlerinin 2/3’si beyinde görülürken çocukluk yaş beyin tümörlerinin 2/3’si ise beyincikte görülmektedir.

    Erişkinlerde en sık beyin tümörü glial tümörlerler (astrositomlar) görülürken buna karşılık ensık beyincik tümörü ise genetik geçişi iyi bilinen hemanjioblastomlardır.

    Çocukluk çağı lösemilerden sonra en sık görülen tümör beyincik tümörleridir. Çocukluk çağı beyincik tümörleri arasında en sık görülenleri ( medulloblastom, astrositom, epandiom, beyin sapı gliomları, dermoid ve epidermoid kistler v.b).

    Erişkin beyincik tümörleri içerisinde özellikle erişkinlerde ponto-serebellar köşe bölgesinde en sık görülenler ise (Schwannoma, meningioma, araknoid ve epidermoid kistler,plazmasitomlar, glomus jugulare tümörleri,beyincik metastazlar v.b)

    MEDULLOBLASTOMLAR

    1925 yılından beri bilinen medülloblastomlarr çok ayrı hücresel ve klinik özellikleri olan oldukça habis karekterili bir beyincik tümör tipidir.

    Beyinciğin en sık tümörü olup, tüm primer beyin tümörlerininin % 4- 10 teşkil ederler. Ancak çocukluk yaşı tümörlerin % 15-20 sini teşkil etmektedirler. Erkek kadın oranı 4/3 veya 2/1 gibi erkeklerde biraz daha fazla görüldüğü raporlarda bildirilmektedir. Sıklıkla hayatın ilk 10 yaşında görülürken, tüm medülloblastomların % 70 ‘i 8 yaşından küçük çocuklarda görülmelerine rağmen yenidoğandan döneminden 70’ li yaşlara kadar her yaşta görülürler. Medülloblastomların ayrı bir sub grubu olan desmoplastik medülloblastomlar ise daha büyük çocuklarda örneğin 20 yaş üzeri kişilerde görülür. Klasik olarak medülloblastomlar beyinciğin orta kısmı veya 4 ventrikülün tavanından orijinlenen bir beyincik orta hat tümörü iken, desmoplastik medülloblastomlar ise daha lateral yani beyinciğin hemisferlerine yerleşimlidirler. Medülloblastomlar histopatalojik olarak küçük sitoplazmalı oval hiper kromatik çekirdekli oldukça fazla hücresel yoğunluğu olan tümörlerdir.

    Medülloblastomlar klinik olarak orta hat tümörü olduğundan 4. ventriküldeki beyin omurilik sıvısının (BOS) akımını engellediğinden kafa içi basıncı artması ( KİBA) hidrosefaliye sekonder gelişir. Baş ağrısı bulantısız ve adeta fışkırır tarzda kusma sabahları erken saatte başlar adeta çocukları uykudan uyandıran öncü şikayettir. Bu öncü şikayetler daha sonra devamlı ve inatçı hale gelirki bu şikayetler çocukları beyin sinir cerrahlarına götürür. Baş ağrısı ve kusma şikayetlerini, kafa içi basıncı artmasına bağlı çift görme 6 ve 4 kranial sinir felçleri takip eder. Bundan başka beyinciğin ana görevleri olan denge ve koordinasyon bozuklukları görülür. Nörolojik muayenede ise papil ödemi özellikle KİBA ya bağlı ortaya çıkar, bazen görme kaybı ve göz küresi kaymaları ile hastanelerein göz polikliniklerine muayene olurlar. Bunlara ilaveten dengesislik (ataksi), nistagmus, kranial sinir felçleri görülür.

    Teşhis
    Tüm beyincik tümörlerinde olduğu gibi beyin görüntüleme yöntemlerinden ilaçlı beyin magnetig rezonans (MR) tekniği bu lezyonların tanınmasında oldukça önemli güvenilir non invazif bir test yöntemidir. Bunun dışında ilaçlı beyin Bilgisayarlı Tomografi (BT) tekniği bazı beyincik tümörleri (örneğin epandimom) gibi tümörlerde MR tekniğine ilave bilgiler sunmaktadır. Beyin damar anjiografi gibi test yöntemleri bu lezyonların tanısında yeri yoktur. Ancak cerrah damarsal bir lezyon olduğu düşünülen olgularda beyin damar anjiografi testi gerekli olabilir. Sonuç olarak beyincik tümörü düşünüldüğünde teşhis günümüzün ileri teşhis teknolojileri sayesinde ile çok çabuk ve hızlı konulmaktadır. Beyincikte yerleşen medulloblastomların teşhisinde malesef kandan veya BOS dan tümör belirteçleri testleri yoktur.

    Tedavi:

    Tüm beyincik tümörleri olduğu gibi eğer nörolojik cerrah preoperetif dönemde beyincikteki lezyonun medullablastom olduğunu düşünürse hastanın yeteri kadar tedavi için zamanı varsa (herniasyon riski) bu lezyonların kranio-spinal omurilik boyunca BOS yoluyla yayaılımı yaptığından böyle bireylerin tüm spinal kanalın yayılı açısından tetkik edilmesi önem arzetmektedir. Bu lezyonların tedavi planlanmasında öncelikle lezyonun mümkünse cerrahi olarak gros total rezeksionu yapılmalıdır. Tecrübeli beyin sinir cerrahı beyincik ameliyatı esnasında böyle bir lezyonun nereden orijinlendiğini ve nerelere doğru büyüdüğünü bilerek cerrahiyi planlar. Çünkü beyincik tümörleri ameliyatı esnasında tüm anatomik dokuların hayatı fonksyonları çok önem arzetmektedir. Sadece lezyonu tamamını almak nekadar önemli ise bunun yanında 4. venriküldeki BOS akımının düzeltilmesi bir okadar daha önemlidir. Ayrıca bu lezyonu ameliyatı esnasında normal anotomik dokuların içerisinde çok önemli kranial sinirlerin çekirdekleri olduğu önem arzetmektedir. Lezyon tamamı alındıktan sonra histopatalojik rapor medulloblastom olarak teyid edildikten sonra, tedavinin ikinci aşamasında onkolojik tedavi (çocuğun yaşı uygunsa (radoterapi ve kemoterapi ) ilave onkolojik tedaviler verilmelidir. Burada bu lezyonun tüm omurilik kanalına yayılıp yayılmadığı sorusu cevaplanmalıdır.

    Sonuç olarak.

    Bu tümörler bir çocukluk çağı habis tümörleridir. Malesef habis karekterlidirler. Baş ağrısı kusma göz siniri şikayetleri belirgindir. Teşhileri sadece ilaçlı beyin MR tekniği yeterlidir. Tedavileri ise öncelikle tyümörün tamamını alınması için bir beyincik ameliyatı sonrası onkolojij tedaviler gerelidir. Benim son yıllardaki beyincik medulloblastom ameliyatlarında ameliyat mortalitesi yoktur. 5 yıllık yaşam süresi % 25-70 arasında değişmektedir. 2 yaşından büyük çocuklarda total eksizyon yapılan ve radyoterepi verilenlerde 5 yıllık yaşam % 60 olarak beklenir. Ancak son yıllarda daha uzun süreli yaşam süreli vakalar bildirilmiştir.

  • Beyincik metastazları

    Tüm beyin tümörlerinin % 25′ i metastaz denilen vucudun başka organındaki birincil kanser hastalığının beyine veya beyinciğe yayılmasına metastazik beyin tümörleri adı verilmektedir.

    Tüm beyin metaztazların yaklaşık % 20-30’u ise beyincik metastazları teşkil etmektedirler. Özellikle Akciğer, meme, mide ve barsaklar, idrar yolları, deri ve diğer kas kaynaklı kanserler beyinciğe yayılım yapma özelliğindedirler. Beyincik matastazlarının yaklaşık % 40-50 si soliter (nodül) lezyonlar iken diğer % 50-60 ise mikst (kistik, soliter) olma eğilimindedirler. Büyük kistik beyincik tümörleri çevresinde küçük soliter lezyonu olanlar. Von Hippel-Lindau hastalığı olabilir. Beyincik metastazları bir ileri yaş hastalığıdır. Vucudun birincil organ kanserleri genellikle ileri yaşlarda görüldüğü için bunların beyine yayılmasıda ileri yaşlarda daha sık görülmektedir. Çocukluk çağınde beyincik metastazları daha nadir görülür.

    Beyincik metastazları klinik şikayet ve bulguları

    Beyincik metastazlarının çoğu vucudun birincil organındaki kanser hastalığı nedeniyle bir şekilde (ya ameliyat olmuş yada biopsi yapılmış) böylece primer hastalığı bilinerek beyin cerrahisi kliniğine sevkedilirler. Bu hastalar genellikle birincil organ hastalığı nedeniyle diğer bölümlerce ameliyat, radyoterapi ve kemoterapi seçenekleriyle kombine veya tek, tek tedavi gören hastalardır. Çok nadiren beyincik metastazlarının primer hastalığı bilinmeden beyin cerrrahi polikliniklerine veya acile gelirler.

    Şikayet ve bulgular

    Bu hastalarda öncelikle beyincikteki basınç artmasına bağlı kafa içi basıncı artmasıyla baş ağrısı, bulantı ve kusma, çift görme, dengesizlik, baş dönmesi öncü şikayetlerdir. Baş ağrıları başlangıçta geceleri olurken tümör büyüdükçe gündüzleride devamlı hale gelir. Sabah bulantıları beyincik lezyonlarında karekteristik olarak sık görülmektedir. Artan kafa içi basıncı sonrası çift görme ve bazen bulanık görme gibi göz şikayetleri belirgindir. Gözlerde basınç artması (papil ödemi) görülür. Kafa içi basınç artmasına ( KİBA) bağlı 6. kranial sinir felci takriben bu hastaların % 15’de görülmektedir. Trunkal (gövde) ataksi sıktır. Serebellar koordinasyon bozuklukları, tremor, dismetri görülür. Nistagmus daha az sıklıkla görülür. Serebeller fits daha nadir görülen bir tablodur.

    Beyincik metastazlarında teşhis

    Tüm beyincik tümörlerinde olduğu gibi beyin görüntüleme yöntemlerinden ilaçlı beyin Magnetig Rezonans (MR) tekniği bu lezyonların teşhisinde oldukça önemli güvenilir noninvazif bir test yöntemidir. Bunun dışında ilaçlı beyin Bilgisayarlı Tomografi (BT) tekniği bazı beyincik tümörlerinde (örneğin epandimom, kistik serebellar astrositomlar) gibi tümörlerde lezyonda kalsifikasyonların olup olmadığını gösterilmesinde MR tekniğine nazaran ilave ek bilgiler sunmaktadır. Primer organ hastalığı araştırmak için PET-CT oldukça önemli bilgiler sunmaktadır. Böyle metastazlı hastalarda sistemik labratuvar testlerinden tümör belirteçleri oldukça ilave bilgiler vermektedir. Sonuç olarak bir beyincik metastazı düşünüldüğünde bunların teşhisi günümüzün ileri teşhis yöntemleriyle çok çabuk, hızlı, güvenilir bir şekilde konulmaktadır. Böyle bir beyincik metastazı düşünlenlerde öncelikle tümörün herniasyon riski nedeniyle hastalar hızlı bir şekilde değerlendirilmelidir. Hastayı genel ve sistemik olarak düşünülülerek onkolojik konseyden (radyasyon onkoloğu, medikal onkolok nöroşirüjyen) tartışılarak sonra hastanın sağ kalım iyi bir şekilde tartışıldıktan sonra tedavi şeçeneklerini planlanması gerekmektedir. Çünkü beyincik metastazları malesef beyin metastazları gibi hastalara onkolojik tedavileri için yeteri kadar zaman tanımamaktadır. Çünkü beyincik metastazları daha hızlı beyin herniasyonuna girmektedirler.

    Tedavi

    1:Tıbbı tedavi

    A:Kemoterapi

    B.Radyo terapi

    1:Gelenksel radyoterapi

    2:Sterotaksik radyoterapi

    2:Cerrahi tedavi

    3 Kombine tedavi

    A: Cerrahi tedavi

    B: Radyoterapi

    C: Kemoterapi

    Beyincik metastazları cerrahi tedavisinde ameliyat kararı alınırken bir çok soruyu cevaplamak gerekmektedir. Primer organ hastalığı biliniyor ve soliter tek lezyonlar özellikle büyük çapta ( >3 cm) ve beyin herniasyon riski olanlarda hastanın genel sistemik sağlık durumu iyi olanlar ve 3 aydan fazla sağ kalımı olanlarda beyincik amaliyatı kararı alınmalıdır. Ancak genel sağlık durumu çok yetersiz ve kötü olanlar ve sağ kalımı çok kısa olanlar cerrahi tedavi kararı alınmamalıdır. Primeri bilinmeyen beyindeki lezyonun eğer histopatalojisi bilinmeyor ise cerrahi tedavi kararı alınmalıdır. Böyle hastalarda ameliyat sonrası beyincik metastazı kesinleştirlenler ameliyat sonrası onkolojik tedaviye (radyoterapi ve kemoterapi) alınmalıdır. Beyincik metastazları cerrahi tedavisinde temel amaç tümörü tamamı çıkartılmalıdır. Tamamı alınan beyincik metastazlarında ameliyat sonrası onkolojik tedaviye verilmelidir.

    Sonuç olarak

    Beyincik metastazları amaliyat öncesi onkoljik konseyde tartışılaması gerekir. Beyincik metastazı amaliyatı kararı alınanlarda hastalar açısından oldukça sanslıdır. Çünkü beyincik hastalıkları beyin hastalıkları gibi olmayıp hastaya malesef diğer alternatif onkolojik tedavileri tamamalama fırsatı vermemektedir. Malesef onkolojik tedavileri yarım kalmaktadır. Ameliyat hayat kuratıcı bir seçenek olup çünkü hastalar birincil hastalığından değil beyincikteki metastazından ölüm kaçınılmazdır. Ayrıca günümüzde tecrübeli ellerde beyincik metastaz ameliyatlarında kokulacak bir durum olmayıp bu cerrahın tecrübesiyle oldukça pareleldir. Beyincik anotomisi beyin anotomisiden oldukça farklı olup çok tecrübe gerektirmektedir. Benim beyincik metastaz ameliyatlarından son 20 yıldır hiç ölüm görülmedi. Beyincik metastazı tamamı başarı ile alınırsa hasta ilave nörolojik defisit olmadan birincil hastalığın sağ kalım süresiyele hayatta kalacaktır.

  • Kraniovertebral birleşke anomalileri; platibazi, baziller invaginasyon

    Kraniovertebral bölge oksipital kemiğin alt kısmı ile C-1 (atlas) ve C -2 (aksis) vertebralarını oluşturduğu bölgedir. Bu bölge beldeki lumbosakral bölge gibi omugaların en hareketli olduğu bölgesidir. Bu bölgenin doğuştan ve sonradan oluşan bir çok hastalıkları ileri derece nörolojik defisitlere neden olmaktadır. Platibazi ve baziler invaginasyon anomalileri ilk defa 1815 yılında Meckel, Glad Stone tarafından tanımlanmıştır. Ancak 1939 yılında Chamberline klasik radyolojik çalışması sonrası tedavi protokolü tedricen gelişmiştir. Bazal açı klivus düzlemini ön fosaya birleştren hat olup ( Mc rae 120-140 C, Boogard 118-147 C. İki tip baziller invaginasyon vardır. Ön tipinde bazio-oksipitin kısalığı, klivusun yatağlığı birlikte platibazi ile beraberdir. Baziler invaginasyonun ikinci tipi olan paramedian baziler invaginasyonda genellikle oksipital kemiğin gelişim bozukluğu ve oksiptal kondiler hipoplazi görülür. Bu nedenle klivus arka fossaya doğru deplase olmaktadır.

    1900 yılları başında bu tip anomalilerinin cerrahi tedavileri posterior yolla dekompresyonlar ve atlas ve ve aksis omurgaların arka kısımları alınıp ve aynı zamanda kemik graft ile fuzyon ameliyatları yapılmış. Ancak bu şekildeki ameliyatlarla redekte olmayan ve önden kemik basısı olduğunda önemli sayıdaki hastada ameliyat sonrası ölüm ve sakatlıklar görülmüştür. Son yıllardaki nöroradyolojideki ve nöroanestezideki yenilikler ve mikrocerrahi tekniklerin gelişmesi kafa kaidesi ve kranio-vertebral birleşke anomalilerinin cerrahi tedavisinde önemli katkılar sağlanmıştır.

    Tedaviyi ilgilendiren faktörler

    1: Redüktabilite

    2: Kompresyonun mekaniği ve basının yönü

    3: lezyonun sebebi (baziler invaginasyon, romatoid artrit, paget hastalığı)

    4:Ossifikasyonun varlığı ve belirgin doğumsal anomalilerde efiziel büyüme

    Tanım

    Baziler invaginasyon primer gelişimsel bir bozukluk olup boyun omugalarının kafa kaidesine doğu yer değiştirmesidir. Bazen atlasın fuzyon defektleri veya blok veretebra gibi bölgenin gelişmsel anomalilerle birliktedir. Baziler invaginasyon, baziler impresyon ve platibazi gibi tıbbı terimler aynı anlamda değillerdir.

    Baziler invaginasyon bir gelişimsel defekt sonrası üst servikal omurgaların kafa kaidesi içerisine doğru yer değiştirmesi söz konusudur. Bu gelişimsel kemik anomalilerinde atlasın oksipitalizasyonu ve blok vertebra anomalilerle birlikte görülmektedir. Kraniovertebral birleşke anomalilerinin % 25-30 da beyincik sarkması ve sirengomyeli birlikte görülmektedir.

    Baziler impresyon terimi kafa tası kemiklerindeki yumuşamalar nedeniyle sekonder veya sonradan olaylara verilen tıbbı addır. Spazmodik tortikolis ve osteomalasi gibi hastalıklar ve romatoid artit de atlasın lateral kitlesindeki erozyonlar sonrası baziler impresyon oluşur. Bu hastalıklardan başka hiperparatiroidism, paget hastalığı ve osteogenezis imperfakta, rikets hastalığı, omurgaların stabiliteyi etkileyen veya etkilemeyen iltihabi hastalıklar sebebler arasındadır.

    Platibazi terimi anteriör kafa kaide planı ve klivusun oluşturduğı anormal bazal açıya verilen terimdir. Tek başına platibazi şikayet ve bulgu vermemektir. Platibazi aynı anda baziler impresyon ile birlikte bulunmaktadır. Direkt servikal lateral grafilerde bazı referans noktaları tanımlanmıştır. Odontoid proçes bi-mastoid hattı 10 mm den fazla geçmemelidir. Chamberline hattı sert damaktan foramen magnunum posterior kenarına uzanan cizgidir. Chamberline hattı odontoid proces 2.5 mm fazla geçmemelidir. Foramen magnum effektif sagital çapı 19 mm den az olduğunda nörolojik defisitler görülmektedir. Baziler invaginasyonla birlikte beyincik sarkması sık görülür. Genç adelosanlarda 12-14 yaşları arasındakilerde reduktabil kraniovertebral birleşke anomali vardır. İrreduktabl baziler invaginasyonla birlikte beyincik sarkmasında ilk defa ağız yoluyla dekompresyonuyla ameliyat edilmiştir. Ancak bu ameliyat yapılmadan posterior yolla dekompresyon yapılan hastalarda iyileşme yerine ilave yeni nörolojik defisitler ortaya çıkmıştır. Bu nedenle öncelikle ventral baskı kaldırıldıktan sonra posterior fossa dekompresyonu ve BOS dolanımı düzeltilmelidir. Paget hastalığı birlikte baziler impresyonun birlikte görülme oranı oldukça yüksektir ve genellikle 40 yaşında sonra şikayet vermektedirler.

    Romatoid artit hastalarda lateral atlanto-aksiel eklemlerin kafa tası içerisine doğru kayması sonrası oksipito atlanto aksiel insitabiteye neden olmaktadır. Burada odontoid proçes yukarı doğru vertikal olarak kaymaktadır. Bundan başka nedenler arasında psöriazis, sistemik lupus eritamatozis, spazmatik tortikolis, kronik travmalar sayılmaktadır.

    Teşhis

    Kranio-servikal birleşkenin değerlendirilmesinde öncelikle servikal MR önemli bir test yöntemidir. Ancak bu bölge kemik yapılarının değerlendirilmesinde MR yetersiz kalmaktadır. Servikal bölgenin fleksion, ekstansion gibi dianamik grafileri yapılmalıdır. Boyun kemikleri redüksiyonunda MR uyumlu halo cihazları ile boyun traksion omurgaların dizilimini düzeltmede oldukça önemlidir. Özellikle 3 boyutlu ince kesitli boyun bölgesinin Bigisayarlı Tomografi testi teşhisde önemlidir.

    Tedavi

    Kranioservikal vertebraların anomalilerin tedavi prensipleri redukte olabilen lezyonları redüksiyonu ve stabilizasyonu yapılmalıdır. Redükte olmayan lezyonlarda ise normal dokuların dekompresyonu ve oluşaçak institabilite için stabilizasyon yapılmalıdır. Akut travmatik atlanto aksiel dislokasyonlarda, ligamen yırtıklarında ve post enflamatuar bağlı insitabiltelerde sadece immobilizasyon yeterlidir. Traksiyon veya halo traksiyon kullanılır bu şekilde immobilizasyonla 2-3 ay içerisinde fuzyon oluşursa ileri tedaviye gerek yoktur ancak fuzyon oluşmayanlarda ise posterior yolla cerrahi planlanmalıdır.

    Önden bası olan hastalarda transoral ve transfarengeal yaklaşım etkili bir yoldur. Böyle bir ameliyat yapılan hastaların çoğunda posterior oksipito servikal fuzyon ameliyatları gerekmektedir. Romatoid artritli hastada odontoid proçes foramen magnum içerisine 20 mm den fazla herniye olursa servikal traksionla kraniovertebral birleşke omurgaların dizilimi düzeltilmesi başarısız olacağından narkoz eşliğinde halo iskelet traksiyonla öncelikle omurganın redüksiyonu yapılmalıdır.

    Sonuç olarak

    kraniovertebral birleşke anomalileri oldukça kompleks hastalıklardır. Bunların öncelikle doğuştan veya sonradan gelişen hastalıkları çok iyi ayır etmek gereklidir. Kemik basılarını yönü ve tipi çok iyi elimine eilmelidir. Klinik şikayet verip vermemesine göre her bir hasta çok detaylı incelenmeli ve karar verilmedir. Eğer yeterli tetkik ve ediklmeden yapılan hasta değerlendirmeleri yetersiz olacaktır. Şikayet veren baziler invaginasyonlar tedavi edilmelidirler.

  • Beyincik tümörleri epandimomlar

    Beyincik tümörlerini erişkinler ve çocukluk yaşı olarak iki ayrı başlıkta incelemek gerekir. Erişkin beyin tümörlerinin yaklaşık % 70-75 beyinde yerleşir,

    Çocucukluk çağı beyin tümörlerinin % 60-70 ise beyincikte yerleşmektedir. Bir başka deyişle tüm erişkin beyin tümörlerinin 2/3’si beyinde görülürken çocukluk yaş beyin tümörlerinin 2/3’si ise beyincikte görülmektedir. Erişkinlerde en sık beyin tümörü glial tümörlerlerden (astrositomlar) görülürken buna karşılık en sık beyincik tümörü ise genetik geçişi iyi bilinen hemanjioblastomlardır.

    Çocukluk çağı lösemilerden sonra en sık görülen tümör beyincik tümörleridir.

    Çocukluk çağı beyincik tümörleri arasında en sık görülenleri (medulloblastom, astrositom, epandiom, beyin sapı gliomları dermoid ve epidermoid kistler v.b).

    Erişkin beyincik tümörleri içerisinde özellikle erişkinlerde ponto-serbellar köşe bölgesinde en sık görülenler ise (Schwannoma, meningioma, araknoid ve epidermoid kistler,plazmasitomlar, glomus jugulare tümörleri, beyincik metastazlar v.b)

    EPANDİMOMLAR

    Epandimal neoplazmlar (epandimomlar ve epandimoblastomalar) tüm primer beyin tümörlerinin % 2-9 ‘u olup ortalama olarak % 5’ini teşkil ederler. Bu tümörlerin takriben % 50′ si 20 yaşından küçüklerde yani çocukluk yaş grubunda görülür. Erkek ve kadınlar arasında görülme sıklığı erkeklerde biraz daha fazla sık görülmektedir. Epandimomların 3/1 beyinde yerleşirken, 3/2′ ise beyincikte yerleşir. Bir başka değişle % 70 beyincikte görülürken, % 30 ise beyinde görülmektedir. Beyincikte yerleşen epandimomlar genellikle 4. ventrikül tabanından orijinlenirler genellikle solid tümörler olup bazende kistik komponeti vardır. Epandimomların nadiren BOS yoluyla yayılımı gösterirlerken, beyincikte yerleşen epandimomların takriben % 30’ u ise BOS yoluyla yayılımı gösterirler.

    Şikayetleri ve Bulgular

    Beyincik epandimomların başlangıç şikayetleri baş ağrısı ve kusma, bulantıdır. Buradaki baş ağrısı başlangıçta sabahları uykudan uyandıran tarzda olup daha sonra devamlı ve inatçı hale gelir. Beyincikteki epandimomlar klasik olarak orta hat tümörü olduğundan 4. ventriküldeki beyin omurilik sıvısının (BOS) akımı engellediğinden kafa içi basıncı artması ( KİBA) hidrosefaliye bağlı gelişir. Baş ağrısı bulantısız ve adeta fışkırır tarzda kusma sabahları erken saatte başlar adeta hastaları uykudan uyandıran öncü şikayettir. Bu öncü şikayet daha sonra devamlı ve inatçı kusmalar takip ederki, bu şikayetler çocukları doktorlara götüren şikayetlerdir. Baş ağrısı ve kusma şikayetlerini, çift görme 6. ve 4. göz sinirleri felçleri takip eder. Ayrıca serebellum ana görevlerinden olan denge ve koordinasyon bozuklukları görülür. Nörolojik muayenede ise papil ödemi özellikle KİBA ya bağlı ortaya çıkar, bazen görme kaybı ile hastanelerde değişik diğer bölümlere muayene olurlar. Bunlara ilaveten ataksi, nistagmus, değişik kranial sinir felçleri de görülür.

    Teşhis

    Tüm beyincik tümörlerinde olduğu gibi beyin görüntüleme yöntemlerinden ilaçlı beyin magnetig rezonans (MR) tekniği bu lezyonların tanınmasında oldukça önemli güvenilir zararsız bir teşhis yöntemidir. Bunun dışında ilaçlı beyin bilgisayarlı tomografi (BT) tekniği bazı beyincik tümörleri (örneğin epandimom) gibi tümörlerde lezyonun tanımlanmasında MR tekniğine nazaran ilave ek bilgiler sunmaktadır. Sonuç olarak bir beyincik tümörü ön teşhis olarak düşünüldüğünde teşhis günümüzün ileri teşhis yöntemleriyle çok çabuk, hızlı, güvenilir bir şekilde konulmaktadır. Beyincikteki epandimomların teşhisi için kandanveya BOS dan tanımlanan tümör belirleyici testleri yoktur.

    Tedavi

    Tüm beyincik tümörleri olduğu gibi eğer doktor preoperetif dönemde beyincikteki lezyonun epandiomom olduğunu düşünürse hastanın yeteri kadar zamanı da (herniasyon riski) varsa bu lezyonların BOS yoluyla omurilik içerisine yayalımı olup olmadığı tetkik edilmelidir. Bu lezyonların cerrahi tedavi stratejisinde öncelikle lezyonun mümkünse cerrahi olarak tamamı alınmalıdır. Ancak çoğu epandiomomlar beyin sapına invazyon gösterdiğinden bu durum total rezeksiona uygun olmayabilir. Tecrübeli bir nörolojik cerrah beyincik ameliyatı esnasında böyle bir lezyonun nereden orijinlendiğini ve nerelere doğru büyüdüğünü bilerek cerrahinin seyrini yönlendirir. Çünkü beyincik tümörleri ameliyatı esnasında tüm anatomik dokuların hayatı fonksyonları önem arzetmektedir. Sadece lezyonu tamamını almak ne kadar önemli ise bunun yanında 4. venriküldeki tabanındaki anotomik dokuların korunması daha da önemlidir. Ayrıca bu tümörlerin ameliyat esnasında, komşu beyin sapının normal anotomik dokuların içerisinde çok önemli kranial sinirlerin çekirdekleri olduğu iyi bilinmeketedir.

    Tümörün alındıktan sonra histopatalojik rapor epandimomun tipleri tanımlanması çok önemlidir. Eğer lezyon tamamı alındı ve epandimomda habis özellik yoksa diğer tedavilere gerek olmadan sadece klinik olarak takibi uygundur. Ancak tümörün tamamı alınamadı veya epandimom histopatolojisinde habis özellikleri varsa tedavinin ikinci aşamasında onkolojik tedavi eklenmelidir. Bu lezyonlarda tüm kraniospinal aksa BOS yoluyla yayılıp yayılmadığı sorusu iyi cevaplandıktan sonra diğer tedaviler iyice planmalıdır.

    Sonuç olarak

    Beyincik epandimomları çocukluk yaşı sık tümörlerindendir.Baş ağrısı kusma ve KIBA bulguları klinik işaretleridir. Teshisi günümüz teknolojileri ile kolaylıkla konulmaktadır. Tadavisi ise cerrahidir. Başarılı bir beyincik aeliyatı geçirenlerde ölüm ve sakalık oranları oldukça düşüktür. İyi huylu olanlarda sağ kalım oldukça uzundur

  • Hemifasial spazm (yüz seyirmeleri)

    Tanım: Göz ve yüzün bir tarafındaki kasların istem dışı, gayri-iradi, kendiliğinden zaman, zaman kasılmalara verilen addır. Yüz seyirmeleri tipik olarak gözün etrafında başlar daha sonra aynı taraf ağız etrafındaki kaslara bazende boyun bölgesi kaslarına kadar yayaılır. Seyirmeler başlangıçta seyirmeler 1 dakika veya daha kısa süreli ataklar şeklindedir. Bu seyirmeler başlangıçtaki atakları çok seyrek iken, hastalık müzminleştikçe gün boyu daha sık gelmeye başlar. Seyirmeler çoğunlukla yorgunluk, stress, anksiyete, heyecan esnasında artarken, istirahat ve uyku esnasında azalmaktadır.

    Tarihçesi; İlk defa 1888 yılında yüz seyirmesinin tarifi yapılmış olup, 1940 yıllarda kadavra çalışmalarında yüz sinirleri üzerine atar damar basıları olduğu tanımlanmıştır. 1945 yılında beyincik tümörlü hastalarda yüz seyirmeleri görüldüğü bildirilmiştir. 1947 yılında ilk defa yüz seyirmeli hastalarda atar damar basısı olduğu tanımlanmıştır. Günümüzde nöro görüntüleme teknikleriyle yüz seyirmeli pek çok hastalarda yüz sinirine atar damar basısı olduğu gösterilmektedir.
    Genelözellikleri;100 000 kadın da 14- 15, 100 000 erkek arasında 7- 8 kişide görüldüğü bildirilmektedir. Bu oran trigeminal nevraljili (TN) hastalara göre daha az olup 5 TN hastaya karşılık 1 yüz seyirmesi görülmektedir. En sık 40-60 yaşlarında görülmelerine rağmen 70 yaşlarda 100 000 kişide 40 kadar görüldüğü bilidirilmiştir. Kadınlar erkeklere göre iki kat daha fazla etkilenmektedir. Asya kökenlilerde daha sık görüldüğü bildirilmiş bunun nedeni bu bölgede yaşayanların beyincik kemiğinin daha dar hacımlı olmasına bağlanmıştır. Genetik geçiş bildirilmekle birlikte, bu formları sık değildir. Tüm yüz seyirmelerinin % 1-2 sinde ailevi geçiş bildirilmiştir.
    Klinik şikayetleri ve bulguları; Yüz seyirmeleri kronik seyirli bir hastalık olup, hastalar yüzve ağız etrafındaki kaslarda ağrısız, tekrarlayıcı, gelip geçici seyirmelerden bahsederler. Yüzün tek tarafındaki kaslarda aralıklı düzensiz kasılmalar olup bu kasılmalar tek taraflı göz çevresindeki kaslarda başlar sonraları ağız etrafındaki kaslarda bazende boyun kasların da bile görülür. Bu istemsiz hareketler hasta tarafında durdurulamaz özellikle heyecan, anksiyete, konuşma, çiğneme ve efor esnasında artar, uyku esnasında % 80 olguda gözlenebilir. Bu ritmik istemsiz kasılmalar başlangıçta çok seyrek görülmesine rağmen yıllar içerisinde gün boyu çok sık nöbetler halinde gelir.
    Yüz seyirmelerinin tipleri:
    1: Primer (birincil) yüz seyirmesi
    Bu grub yüz seyirmesi aynı tarafta yüz siniri felci olmaması, atar damar basısı dışında başkaca bir lezyon olmaması ve kronik gidişli olması genel özelliğidir. Bu grubdaki hastalarda atar damarlardan (AICA, PICA) yüz sinirine baskı oluşturarak sinirdeki iletimi engelleyerek seyirmelere neden olmaktadır. 1968 de Gardner göre transmission blok teorisi olup sinirde geçici bir akım durması olarak tanımlanmıştır.
    2: Sekonder yüz seyirmesi genellikle altta yatan başka hastalıklar yüz seyirmesinden sorumludurlar bunlardan;
    Kafa travması
    Beyin tümörleri (köşe tümörleri, paget hastalığı)
    Beyin damar hastalıkları (anevrizma, AVM)
    Multipl skleroz
    Teşhis:
    1: İyi bir anemnez ve nörolojik muayene: yüz seyirmelerinde yüz kaslarının hareketlerinin görülmesi bu hastalığın tanısında yeterlidir. Seyirmeleri ortaya çıkarmak için hastayı konuşturmak önemlidir. Hastanın konuşması veya heyacanlanması bu hastalığın görüntüsü olan seyirmeleri görünür hale getirir. Primer yüz seyirmelerinde nörolojik muayene genellikle normaldir. Buna karşılık sokonder seyirmelerde ise sebeb olan hastalığın beyinciğe veya diğer komşu beyin sapı sinirlerin basısına ait nörolojik şikayet ve bulgularına neden olabilir.
    2: Görüntüleme yöntemlerinden beyin Magnetik Rezonans (MR) tekniği hem primer hemde sekonder yüz seyirmelerine neden olan sebebleri göstermektedir. Bu test tekniğini kullanırken özellikle yüz sinirine ait bir araştırma ve inceleme yapmak önemlidir. Normal beyin MR inceleme tekniğinde bu hastalığın nedenleri çoğu kez göstermediğinden yüz sinire ait özel mr çekimi yapılmalıdır.
    3: Yüz sinirinin fizyolojik ileti çalışmalarından EMG (eloktromyelografi) tekniği ise ayırıcı etmek için önemlidir.
    Ayırıcı tanı:
    1: Fasial tik. yüz kasları dışında vucudun diğer kaslarında benzer istemsiz hareketler olmasıdır. Fasial tik hemifasial spazmdan farkı tik hareketlerin kısmen baskılanmasıdır.
    2: Blefarospazm. İki taraflıdır. Simetrik ve senkron göz kaslarının tutulması ile hemifasial spazmdan ayırd edilir.
    3: Oromandibüler distoni. alt yüz, çene,dil, boğaz ve ağız kaslarında tekrarlayıcı ve devamlı kasılmalar vardır göz kasları tutulmaz.
    4: Fasial miyokimi. yüz kaslarında devamlıdır. Dalgalara benzer istemsiz kasılmalardır.
    5: Tardif disknezi. yüz, boyun, kollarda sterotipik hareketlerdir. Gövdede dönme, yüzde buruşma hareketleri tipiktir.
    6: Fokal epilepsi nöbetleri. yüzün bir yarısını etkileyen fokal saralar yüz seyirmelerine karışır. EEG önemlidir.
    7: Psikojen. En önemli özelliği geceleri uykuda görülmezler.
    Tedavi:
    1: Tıbbı tedavi
    2: Cerrahi tedavi
    Tıbbı tedavi. burada kullanılan ilaçlarlar; karbomezapin, antikolinerjikler, baklofen, haloperidol, gabapentin, ve diğer ilaçların amacı sedasyondur. Belki bu ilaçlar sadece hafif vakalarda ve cerrahi teknikler uygulanamayan hastalarda düşünülebilir. Bunun dışında yüz seyirmelerinin tedavi seçeneği olarak düşünülmemelidir. Bu tedavi etkisi sınırlıdır. Botiliniyum toksin enjeksiyonu: Asetil kolin sinapsını inhibe ederek hedef organda nöronal aktivite kaybıne neden olur. İlk defa 1985 yılında yüz seyirmelerinde kullanılmış başarı oranı farklı raporlara göre %75-90 ulaşmakta etki süresi birkaç ay ile sınırlı olmakta mutlaka tekrarlanması gerekir. Göz kuruluğu, göz kapağında ve yüz kaslarında felçler, çift görme, aşırı göz yaşı salgılanması gibi yan etkileri vardır. En sık yan etkisi % 20 oranında göz kapağı düşüklüğüdür ayrıca bu tedavinin en önemli dezavantajları yüksek maliyeti ve tekrarlı enjeksiyon ihtiyaclarıdır.
    Cerrahi tedavi: Bu tedavi seçeneği bu hastalıkta altın standart yöntem mikrovasküler dekompresyondur (MVD). Bu tedavi seçeneği uygulamak için iki kriter önemlidir.
    1.Tekrarlıyan botoks enjeksiyonları başarısız kaldığında
    2.MVD ilk tedavi seçeneği olarak uygulanmamalıdır.
    Öncelikle yüz seyirmelerinin teşhinin ve ayırıcı teşhisde bulunan diğer hastalıkların doğru analizi tedavinin başarısıda oldukça önemlidir. Teşhisinde yüz sinirine ait ince kesitli beyincik MR incelemesi oldukça önemlidir. Eğer birincil tip ( arter basısı) yüz seyirmesi var ise MVD ameliyat tekniği tecrübeli ellerde ve merkezlerde yapılırsa cerrahi başarı % 70-90 üzerindedir. Başarısızlıkta öncelikle yüz seyirmesinin sebebini doğru tanımlamayan vakalardır.MVD ameliyatlarında tecrübeli ellerde ameliyat mortalitesi % 0 iken, % 6-7 oranında kalıcı veya geçici yüz felci gibi yan etkiler görülür. Bu oran carrahı tecrübesiyele yakında ilişkilidir.

  • Sinir sıkışması

    Sinir sıkışması

    Karpal Tünel Sendromu

    3 tane sinir el kaslarının çalışmasını ve eldeki duyuların hissedilmesini sağlar. Median sinir bunların en büyüğüdür. El bileğinden avuç içine bir tünel içinden ulaşır. Median sinir bu tünelde sıkışırsa içeride basınç artar, tünel daralır ve karpal tünel sendromu oluşur. Karpal tünel sendromunun diğer adıel bileğinde sinir sıkışmasıdır.

    Karpal Tünel Sendromu Kimlerde Görülür?

    Ellerini sürekli kullanarak iş yapanlarda çok görülür. Ev işi yapanlar, dantel işleyenler, bilgisayar kullananlar, müzik aleti çalanlar buna örnektir. Şeker, hipotroidi, romatoid artrit gibi hastalıkları olan kişilerde karpal tünel sendromu riski yüksektir. Ayrıca aşırı kilolular da risk altındadır.

    Karpal Tünel Sendromu Belirtileri

    Elde güçsüzlük

    Eldeki erken yorulma belirtileri

    Parmaklarda karıncalanma hissi

    Karpal Tünel Sendromu Tedavisi

    Ameliyatsız Karpal Tünel Tedavisi: Tedavi yöntemlerinin ilk aşaması cerrahi dışı yöntemdir. Bilek hareketlerinde kısıtlama, ilaç kullanımı dinlenme, çeşitli fizik tedavi uygulamaları bunlardan bazılarıdır. Ancak bu yöntemler hastalığın erken döneminde faydalıdır.

    Karpal Tünel Sendromu Ameliyatı: Eğer hastalık ilerlemişse tedavi cerrahidir. Cerrahi önerilen hastaların ameliyattan kaçmaları durumunda sinirlerde geri dönüşü olmayan hasarlar meydana gelebilir. Nispeten kolay bir ameliyattır. Tünelin gevşetilmesi esastır. Kısa süren ameliyat sonrasında hastalar genellikle aynı gün evlerine dönebilirler.

  • Hipofiz bezi tümörü

    Hipofiz bezi tümörü

    Fasulye büyüklüğünde bir salgı bezi olan hipofiz bezi burun kökünün arkasındaki sella tursika denilen kemik yapının içinde bulunur. Bu bezden prolaktin, büyüme hormonu ve adrenokortikotropik hormonlar salgılanır. Bunlar cinsel gelişimden kemik gelişimine, kas yapısından birçok hastalıktan korunmaya kadar önemli fonksiyonlara yardımcı olan hormonlardır. Çoğunlukla hipofiz bezinin ön tarafında oluşan iyi huylu tümörlere hipofiz tümörü denir. Bu tümörler hormonların düzgün çalışmasını bozar.

    Hipofiz Tümörü Nedenleri – Hipofiz Tümörü Kimlerde Görülür?

    Hipofiz tümörü her yaş grubunda karşımıza çıkabilir. Ancak sıklıkla 30-60 yaş arasındaki kişilerde rastlanır. Menenjiomların ve gliomların ardından en çok görülen primer beyin tümörüdür. Çoğunlukla hormon etkili tümörler genç grupta, hormon etkisi olmayan tümörler ileri yaş grubunda görülür.

    Hipofiz Tümörü Çeşitleri ve Hipofiz Tümörü Belirtileri

    Prolaktin salgılayan hipofiz tümörleri: En sık görülen çeşittir. Genellikle kadınlarda görülür. Cinsel fonksiyonları kontrol eden hormon salgılar. Aşırı salgı sonucu kadınlarda regl kanamalarının durması ve memeden süt gelmesi görülebilir. Erkeklerde baş ağrısı, görme bozukluğu, sertleşme bozukluğu gibi belirtiler verebilir.

    Büyüme hormonu salgılayan hipofiz tümörleri: Sıklıkla erkeklerde görülür. Çocuklarda devleşmeye, büyümeyi tamamlamış kişilerde el, ayak ve çenede büyümeye neden olur.

    Adrenokortikotropik hormon salgılayan hipofiz tümörleri: Kadınlarda daha çok görülür. Aşırı glukokortikoid salgılanmasına neden olur. Bu da cushing hastalığına sebep olur. Kilo artması, şeker hastalığı, aşırı kıllanma, adet düzensizliği, yüksek tansiyon ve cildin kolay morarması bu hastalığın belirtileridir.

    Hormon salgılamayan hipofiz tümörleri: Bu tömörler genelde belirti vermeden büyürler. Büyüme, görme bozukluğu ve baş ağrısı belirtileri görülebilir. Bazen hipofizde salgılanan hormanları durdurabilir. Bu da yorgunluğa, solgunluğa, ilgisizliğe neden olabilir.

    Hipofiz Tümörü Tedavisi

    Hipofiz tümörünün tedavi yöntemi hormonal aktiviteye, tümörün büyüklüğüne, oluştuğu yere göre farklılık gösterir. Tedavinin esas amacı tümörü çıkartmak, küçültmek, hormon düzeyini normale çevirmektir.

    Hipofiz Tümörü Ameliyatı

    Genellikle çok küçük aletler kullanılarak sfenoid kemiğin içinden tümöre ulaşılır. Üst dudağın altından veya burun kanalından hipofize ulaşılarak tümör çıkarılır. Bazen kafatasının açılması gerekebilir. Ek tedaviye gereksinim duyulabilir.

    Ameliyatsız Hipofiz Tümörü Tedavisi

    İlaç tedavisiyle tümörlerin aşırı hormon salgılamaları önlenebilir. Cerrahi ya da ilaç tedavisine ek olarak radyoterapi uygulanabilir. Amaç tümörü küçültmek ve kontrol altına almaktır.

  • Beyin tümörleri hakkında

    Beyin tümörleri hakkında

    Her yaş gurubunda görülebilen beyin tümörlerini iyi huylu beyin tümörleri ve kötü huylu beyin tümörleri olarak ikiye sınıflandırabiliriz.

    İyi Huylu Beyin Tümörü (Menenjiom)

    Menenjiom beyin tümörleri arasında en sık karşılaşılan tiptir. En önemli belirtisi geçmeyen baş ağrılarıdır. Tümörün olduğu yere göre kol veya bacaklarda güçsüzlük, konuşmada bozukluk, sara nöbeti geçirme, gibi belirtiler de verebilir. Her baş ağrısı çeken kişilerde beyin tümörü olacak diye bir kaide yoktur ancak uzun süreli baş ağrıları varsa her ihtimale karşı bir beyin emarı tetkiki yaptırmakta fayda vardır. Memenjiomların tipleri ve yerleri çok farklı olabilir. Yavaş büyürler. Tiplerine, yerlerine, büyüklüğüne göre tedavi seçeneği kararlaştırılır. Genellikle cerrahi tedavi uygulanır. Hastaya zarar vermediğini düşündüğümüz çok küçük tümörlerde cerrahi uygulamayıp takip yapabiliriz.

    İyi Huylu Beyin Tümörü Belirtileri

    Memenjiomun belirtileri arasında ilk sırada geçmeyen şiddetli baş ağrıları vardır. Bunun yanı sıra sara nöbeti, bazen kol ve bacaklarda güçsüzlük, konuşma bozuklukları da menenjiomun belirtileri arasındadır.

    İyi Huylu Beyin Tümörü Tedavisi

    Hastaya zarar vermeyen küçük tümörler için ameliyat yapılmadan gözlem altında tutulabilir ancak genellikle iyi huylu beyin tümörlerinde tedavi cerrahidir. Cerrahi operasyonda çoğunlukla tüm tümerler çıkarılır. Ameliyattan önce tümörün nerelerden beslendiği, hangi damarlardan dallandığını görmek için görüntüleme yöntemleri yapılır.

    Kötü Huylu Beyin Tümörü

    Kötü huylu beyin tümörlerini beynin kendi kötü tümörleri ve beyne başka yerden atlayan tümörler olarak ikiye ayırabiliriz. Beyne başka yerden atlayan tümörlere metastaz da denir.

    Kötü Huylu Beyin Tümörü Belirtileri

    Şiddetli baş ağrılarını, bulantı ve kusmayı, şuur kayıplarını, sara nöbetlerini, etkilenen yere göre kol ya da bacakta felç olmasını kötü huylu beyin tümörlerinin belirtileri arasında sayabiliriz. Kötü huylu beyin tümörlerinin belirtileri iyi huyluların tam tersi çok hızlı gelişir. Birkaç günde bile kendini gösterebilir.

    Beynin Kendi Kötü Tümörleri

    Beynin kendi kötü tümörlerinden bahsedince ilk akla glioblastoma multiforme gelir. Bu tümörün günümüz şartlarında kesin bir tedavisi yoktur. Cerrahi tedavide de yüksek başarı oranı maalesef bulunmamaktadır. İleri evredeki tümörler çok hızlı yayılır. Beynin kendi kötü tümörleri vücudun başka bir bölgesine atlamaz.

    Metastaz – Beyne Başka Bir Yerden Atlayan Tümörler

    Genellikle akciğer, meme, prostat, mide, bağırsak, böbrek gibi kanserli organlardan beyne atlayan tümörlerdir. Akciğer kanserinin genellikle beyne atladıktan sonra belirti verdiğini de söylemek mümkündür. Şiddetli baş ağrıları, bulantı ve kusmalar, denge koordinasyon bozuklukları, kolda veya bacakta güçsüzlükmetastazın belirtileri arasında sayılabilir.