Etiket: Tedavi

  • Beyincik sarkması ve türleri

    19. yüzyılın sonlarında 1860 yıllarında Alman Patolog Chiarı kendi adını verdiği beyincik ve beyin dokularının sarktığı 4 çeşit doğumsal anomaliyi tanımlamıştır.

    Tip 1: Beyincik sarkması beyinciğin alt kısımlarının boyunda omurilik kanalı içerisine sarkmasıdır.

    Tip 2: Beyincik sarkması beyinciğin alt kısımları yanında beyincik kendisinin boyunda omurilik kanalı içerisine sarkmasıdır. Bu tip sarkmada birlikte bel bölgesinde myelomeningosel kesesi bulunmaktadır.

    Tip 3: Beyincik sarkmasında ise boyun bölgesinde myelomeningosel kesesi ile beraberinde beyin yapılarının kese içerisine bulunmasıdır.

    Tip 4: Beyincik sarkmasında ise beyincik dokularının gelişmemesi yanında orta beyin dokuları da sarkmıştır .

    Tip- 1 Beyincik Sarkması:

    Bu tip sarkmanın ana özelliği beyinciğin en uç kısımları omurilik kanalı içerisine sarkmasıdır. Bu hastalıkta Beyin Omurilik Sıvısının (BOS) hem beyin, hemde omurilik kanalında dolaşımı bozulması sonrası beyin içerisinde basınç değişikliklerine ve kafa içi basıncının aralıklı artmasına yol açmaktadır.

    Sarkmanın oluşumunda İleri Sürülen nedenler;

    1:Kafa içi basıncı ile omurilik kanalı arasındaki basınç farkı nedeniyle bu anomali oluşmaktadır.

    2: Beyincikteki yapışıklılara bağlı olarak beyin suyunun dolanımın bozukluğu söz konusudur.

    3:Yaygın gelişimsel bozukluğun sonucu beyincik dokuları uzamıştır.

    Tip-1 Beyincik Sarkması:

    Tip- 1 beyincik sarkması genellikle gençlik çağında daha sık görülmektedir. En sık görülme yaşı 20-30 yaşlarıdır. Kadınlarda erkeklere nazaran daha sık görülmektedir. Çocukluk çağında ise çok nadir görülmektedir.

    Klinik Şikayetleri ve Bulguları:

    Beyincik sarkması en sık şikayetleri özellikle aralıklı artan kafa içi basıncı sonrası baş, ense, boyun ve omuzlardaki ağrılardır. Baş ağrısı özellikle geceleri uykudan uyandıracak tarzdadır. Baş ağrısı genellikle bulantı bazende kusma ile birlikte görülebilir. Baş ağrısını ense bölgesindeki bazen omuzlara doğru yayılan ağrıları ve sertlikler takip eder. Ağrı zaman zaman olur bazen ise hiç olmaz bunun nedeni ise beyinsuyunun dolaşımındaki aralıklı tıkanmadır.. Ayrıca omuz, bel veya bacak ağrıları görülür bu ağrılar yansıyan tarzda değildir. Ense, omuzlar ve kollardaki ağrı ve basınç veya baskı hissi en sık şikayetleridir. Bu ağrı şikayetlerini baş dönmesi dengesizlik takip eder. Artan kafa içi basıncının yansıması olarak gözlerde bulanık görme, çift görme, gözlerin arkasında ağrı ve basınç hissi işığa ve güneşe bakamama şikayetleri görülür. Nörolojik bulgular vakaların % 70 inde görülen özellikle motor ve duyu bozuklukları kollarda veya bacaklarda görülür, bu bulgular omurilik siniri içerisinde kisti (sirengomyeli) olanlarda belirgindir. Bundan başka % 30- 40 oranında dengesizlik görülen önemli bir şikayettir. Daha az sıklıkla % 15-25 oranında yutma güçlüğü, konuşma bozukluğu, nistagmus, ve beyincikteki sinirlerin felçleri görülür. Beyincik bir denge merkezi olduğu için beyincik baskı altında olduğu için özellikle ince hareketler veya koordine hareketler bazende ellerde titremeler görülür. Çocukluk ve ergenlik çağı ilerleyici omurga eğriliklerinin (skolyozların) % 30 unda beyincik sarkmasıyla birlikte görülür.

    Teşhis

    Bu hastalığın teşhisinde günümüzün en iyi teşhis yöntemi Magnetik Rezonans Görüntülemedir (MR). MR incelemesinde beyinciğin alttaki kısımları omurilik kanalına uzanmasıdır. Ancak bu sarkma miktarı çok önemli değildir. Çünkü beyincik sarmasındaki sebeb olaylar farklı olduğundan örneğin 3 mm lik bir sarkma bile beyincik sarkması şikayet verirken, 8 mm lik sarkma şikayet vermeyebilir. Bu hastalığın beraberinde (küçük posteriör fossa, platibazi, atlanto-oksipital asimilasyon veya baziler invaginasyon) gibi doğumsal anomaliler eşlik edebilir. Bu nedenle boyun bölgesinin 3 boyutlu Bilgisayarlı Tomografi ile bu hastalıkların birlikte bulunup bulunmadığı dikkatlice araştırılmalıdır. Beyin tomografi sinde beyinciğin ve omurga kemikleri detaylıca incelenir. Bu teşhis yöntemi Cerrahi planlamada oldukça önemlidir. Ayrıca beyin içerisinde beyin suyu dolanımı için beyin BOS dinamiği gözden geçirilmelidir. Beyincik sarkmalarıın % 50-60 ında omurilik sinir içerisinde kist (sirengomyeli) birlikte görülmektedir.

    Ayırıcı Teşhis

    Bu hastalar genellikle hastanelerde bir çok değişik kliniklerde tetkik ve tedavi edilirler Bu hastalıkların bazıları;

    Baş ağrısı nedeniyle nöroloji polikliniklerine tetkik ve tedavi edilir.

    Baş dönmesi başlığı altında öncelikle vertigo diye araştırılır.

    Boyun fıtığı nedeniyle beyin cerrahi ortopedi fizik tedavi ve ağrı polikliniklerinde araştırılır.

    Depresyon başlığı altında psikiyatrı kliniklerince tedavi edilir.

    Uyku apnesi başlığı altında ve solunum problemi nedeniyle göğüs hastalıkları tetik edilir.

    Bazen göğüs ağrısı nefes darlığı nedeniyle kardiyoloji klinikleri tarafından tetkik edilir.

    Bulantı şikayeti ile gastroentroloji kliniklerince tetkik edilir.

    Nöroloji klimiğince demyelinizan (multipl skleroz) hastalık tanısı tetkik ve tedavi edilirler.

    Tedavi

    Bu hastalığın tedavisi cerrahidir. Malesef bu hastalığın ilaç tedavisi yoktur. Tedavide ana soru bu hastalık şikayet veriyor mu, yoksa vermiyor mu bu sorunun cevabı çok önemlidir. Cerrahi tedavinin amacı, boyun bölgesinde baskı altındaki beyinciğn rahatlatılması ve beyin suyunun dolaşımnı düzeltmektir.

    Beyincik ameliyatı yapmadan önce önden baskı nedenleri; baziler invaginasyon, platibazi, C-1 asimilasyonu iyice tanımlanmalıdır. Bu durumda ağız yoluyla öndeki bası kaldırıldıktan sonra enseden cerrahi girişim düşünülmelidir.

    Çocukluk çağı beyincik sarkamalarında cerrahi kararı çok dikkatli olunmalıdır. Bu yaş grubunda beyincik sarkaları teşhisi çoğunlukla tesadüfi bulgudur. Bu yaş grubu olgularında cerrahi tedavi konusunda kesin bir fikir birliği yoktur.

    Erişkin grubu beyincik sarkamaları ameliyat sonuçlarında özellikle enseden suboksipital kraniektomi, C-1 laminektomi ve duraplasti yapılan olguların takriben % 100 şikayetlerde iyileşme, kisti (sirengomyeli) olanların ise yapılan cerrahi tekniğe göre değişen oranlarda % 80-90 kiste küçülme ve şikayetlerde iyileşlemeler görülmektedir.

    SONUÇ

    Beyincik sarkması genelikle bir doğumsal hastalıktır oluşumunda bir mekanik blok sonrası beyicinkteki baskı ve BOS dolanımı engellenmesi söz konusudur. Genellikle genç erişkin yaşında değişik subjektif veya objektif şikayetleri vardır. Bu şikayetler arasında en sık olanları baş ağrısı, boyun ağrısı ve omuzlarda ağrı sıktır. Hastaların %60 ında beraberinde omurilik içerisinde kist bulunur. Teşhisde boyun MR altın standart olup beyincik alt kısımları omurilik kanalı içerisine uzanmıştır. Beyincik sarkması tedavisi cerrahidir. Cerrahi tedavide suboksipital dekompresyon, duraplasti en sık yapılanıdır. Eğer cerrah ameliyat esnasında ense bölgesindeki, varsa kemik,baskıları kaldırırsa veya beyincik içerisisndeki BOS dolanımını engelleyen nedeni ortadan kaldırısa cerrahi tedavinin sonuçları mükemmeldir Böyle durumlarda beyincik sarkması şikayetlerin tama yakın iyileşmektedir. Eğer beyincik sarkmasının nedeni ortadan kaldırılmazsa malesef şikayetlerde iyileşme beklenmemelidir. Böyle başarısız durumları ayırıcı teşhiste bulanan hastalıkaları diğer beyincik hastalalıklarını ve / veya yapılan cerrahi tekniği tekrar gözden geçirilmelidir.

  • Bel fıtığı ve teşhisi

    Bel fıtığı ve teşhisi

    Beş adet omur ve bu omurlar arasındaki adeta amortisör görevi gören diskler ile birlikte sakrum (sağrı kemiği) üzerinde yerleşen bel bölgesi, omurganın boyundan sonraki en hareketli bölgesini oluşturur. Beldeki hareketin büyük çoğunluğunu 4. ve 5. bel omurları ile 5. bel omuru ile sakrum kemiği arasındaki eklemler oluşturur. Omurlar arasındaki disklerin içi jelatin kıvamında yaklaşık %70- 80 oranında su içeren bir sıvı ve dış kısmı ise fibrotik bantlardan oluşan liflerden oluşur. Zaman içinde bu disklerin içindeki sıvı oranında azalma ortaya çıkarak daha önceden kırılmayan kopmayan vasıftaki disk içeriği kuruyarak kırılabilir, kopabilir bir şekle gelir. Tekrarlayan hareketler, aşırı zorlanmalar, duruş bozuklukları ve uygun olmayan pozisyonlarda yapılan fiziksel aktiviteler dış kısımdaki anulus fibrozis adı verilen kuşakta yırtılmalara yol açar, yırtılma anulusun iç liflerinden başlayarak dışarıya doğru uzanır. Bunun sonucunda suyunu kaybetmiş, bozulmuş jelatinöz sıvı madde dışarıya doğru fıtıklaşır ve o bölgedeki bağları zorlar etraftaki dokulara baskı yapar.

    Diskin kapsülündeki yırtılmaların olduğu dönemlerde hastalar zaman zaman olan bel ağrılarından mustariptirler. Bunların çoğu hiçbir tedavi görmeden sadece yatak istirahati ile bile düzelebilir. Ancak hastalık daha da ilerleyince bacağa giden sinirleri sıkıştırır ve hastalarda bu dönemde daha çok bacak ağrısı ön plana geçer. Sinir lifleri de aynı elektrik kablolarına benzerler, çoğunlukla daha dışta yüzeye yakın olan lifler hissi taşıyan liflerdir. Daha derinde olanlar ise hareketi yaptıran lifleridir. Hastalarda bacağa gelen sinirde, çıkmış olan disk tahrişe yol açınca ilk önce o sinirin hissi taşıdığı bölgede ağrı duyulur. Olay ilerleyip hissi taşıyan liflerde hasar olursa o bölgede uyuşukluk ( hissizlik) ortaya çıkar, eğer hala bu aşamada da hasta tedavi edilmez ise hareketi yaptıran liflerin de etkilenmesi neticesi hastada kuvvet kaybı ortaya çıkması kaçınılmazdır. Daha çok genç ve orta yaşlarda görülür. İleri yaşlarda ise bel kireçlenmesi ile birlikte görülür.

    Belirtileri nelerdir?

    Bel fıtığının en önemli belirtisi bel ve bacak ağrısıdır. Başlangıçta belde yerleşik olan ağrı daha sonra bacağa yayılır. Genellikle tek taraflıdır. Taraf değiştirebilir veya iki taraflı olabilir. Bazen hastalar yalnızca bacak ağrısı ile gelir. Ani bir zorlanma ya da ters hareket yoksa ağrı daha önce birkaç defa tekrarlamıştır, tedaviyle ya da tedavisiz düzelmiştir. Hastada ayrıca bacakta uyuşma, bel hareketlerinde kısıtlanma görülür. Öksürme, hapşırma, uzun süreli oturma, otomobil kullanma, öne doğru eğilme, ağrıyı arttırır. Antisiyataljik postür denilen ağrıyı azaltmak amacı ile belin bir tarafa doğru eğilmesi sık rastlanan bir bulgudur.

    Ağrı hafif, orta veya şiddetli olabilir. İleri vakalarda bacak kaslarında erime, incelme, bacakta üşüme olabilir. Çok nadiren bacaklarda özellikle iç taraflarda (iki taraf) his kusuru ve idrar yapamama veya idrar kaçırma görülür. Bu durumda hasta acilen ameliyata sevk edilmelidir.

    Teşhis nasıl konur?

    Çoğu vakada hastanın görünümü, hastanın ifadesi, basit bir muayene kesin teşhis koydurur. Ancak hastalığın şeklini belirlemek ve diğer hastalıklardan ayırt etmek için laboratuvar tetkikleri, düz röntgen, tomografi ve MR gerekebilir.

    Bel fıtığından korunmak mümkün müdür?

    İyi bir kas yapısı, kaslar arasında denge duruş eğitimi ve riskli hareketlerden kaçınma bel fıtığından korunmada kısmen yardımcıdır. Esas önemli olan bir kez bel ağrısı olan kişide bunun tekrarlarının önlenmesidir.

    Bel fıtığının tedavisi nasıldır?

    Kısa süreli yatak istirahati, hastanın en rahat ettiği pozisyonda ve iyi bir yatakta olmalıdır. Yatak sert ve düzgün olmalı vücut ağırlığı ile çökmemelidir. Bacaklar karına çekik yan yatar pozisyon (ana rahmindeki cenin pozisyonu) en iyi dinlenme şeklidir.

    Ağrı kesici, kas gevşetici, ilaçlar faydalıdır. Kronikleşmiş hastalarda antidepresan ilaç kullanılabilir.

    İlaç ve istirahat tedavisine rağmen şikayetleri devam eden hastalarda fizik tedavi ve rehabilitasyon hastaların büyük çoğunluğunda şikayetlerin geçmesine yardımcı olur.

    Bütün hastalara bel koruma prensipleri ve hastalığın aşamasına göre egzersizler gösterilmelidir.

    Hastalarda idrar – gaita tutamama ve ilerleyen kuvvet kaybının olması durumunda hiçbir başka tedavi yöntemi ile zaman kaybetmeksizin acil ameliyat yapılmalıdır. Yine tüm ağrı kesici tedavi yöntemlerine rağmen bacak ağrısı geçmeyen hastalarda da cerrahi müdahale geciktirilmeden uygulanmalıdır. Bunların dışında kalan hastalarda yapılan tüm diğer tedavi yöntemleri denenmesine rağmen bacak ağrısı geçmiyorsa ve bu bacak ağrısı kişinin günlük hayatını etkileyecek düzeyde ise yine cerrahi tedavi düşünülür.

  • Karpal tunel sendromu nedir? Nasıl tedavi edilir?

    Karpal tunel sendromu nedir? Nasıl tedavi edilir?

    Belirtiler

    Ellerde özellikle baş, işaret ve orta parmaklarda

    • ağrı, • uyuşma, karıncalanma, yanma • kuvvet kaybı • gece ellerde uyuşma,

    Bulgular ve Tanı

    Tinnel bulgusu: Parmak ucu ile el bileğinin icine vurulması sonucu elde karıncalanma, elektriklenme olması

    Phalen Manevrası: El bileğinin ice doğru 90 derece bükülmesi ile elde ve parmaklarda uyuşma

    Durkan Testi: Avuç icinde sinirin seyri boyunca yapılan bası ile şikayetlerin ortaya çıkması

    Elektrofizyolojik Testler: Hastalık tanısı için yakınmaların şekli ve muayene yeterli olmakla birbirlikte tanının doğrulanması ve tedavi planı için gereklidir.

    Sıklıkla her iki elde ve özellikle daha çok kullanılan elde baş, işaret ve orta parmaklarda elin en büyük siniri olan median sinirin bası altında kalarak hasarlanması sonucu ortaya çıkan ilerleyici bir hastalıktır.

    Kimlerde Görülür?

    Karpal tünel sendromu, sıklıkla el bileğinin tekrarlayıcı ve zorlayıcı hareketleri sonucu gelişir. Günümüzde artan bilgisayar kullanımı, uygun olmayan ekipmanların, uygun olmayan şekillerde kullanılması hastalığın görülme sıklığını belirgin şekilde arttırmıştır. Gene el bileğini kullanan bedensel yükü fazla olan işlerde çalışanlarda, bisiklet ve ağırlık sporu yapanlarda daha sık görülür.

    Hastalık şeker , guatr, romatizmal hastalık, böbrek ve kalp yetmezliği hastalarında, gebelik ve doğum kontrol hapı kullanımında ve uzun süreli steroid ( kortizon ) kullanımında belirgin olarak daha sık görülmektedir.

    Nedenler

    Şeker Hastalığı
    Tiroid Hastalıkları
    Romatizmal Hastalıklar
    Gebelik, Doğum Kontrol Hapı Kullanımı
    Kalp Yetmezliği
    Tekrarlayıcı ve Zorlayıcı
    Bilek Hareketleri El bileği kırıkları
    Kronik Böbrek Yetmezliği

    Nasıl Engellenebilir?

    Tüm hastalıklar gibi engelleyici bazı önlemler bu hastalıktan korunmamızı sağlayabilir. El bileğimizi tekrarlayan travmalardan korumak, zorlayıcı hareketlerden kaçınmak, bilgisayar kullanımı sırasında uygun ekipman ( mause pad, destekli klavye ) kullanmak ve çalışma sürelerini makul zamanlarla kısıtlamak hastalığa yakalanmamızı engellemek yapılabilecekler arasındadır.

    Beslenme tüm hastalıklarda olduğu gibi önemlidir. Omega 3 ve B vitamininden zengin besinlerin beraberlerinde antioksidanlarla birlikte tüketimi sinir sistemimizin tümüne faydalı olduğu gibi bu hastalıkta da faydalı olacaktır.

    Nasıl Tedavi Edilir?

    Duyusal ve motor kaybı olmayan hastalarda ilaç ve istirahat tedavileri uygulanabilmekle birlikte, duyusal ve motor kaybı gelişmiş olan hastalarda vakit kaybetmeden uygulanacak cerrahi sinir hasarının kalıcı hale gelmesini ve ilerlemesini önleyecektir.

    Tedavi Yöntemleri

    İstirahat Bileklikleri
    Steroid ( kortizon ) tedavisi
    Ağrı kesiciler
    Cerrahi Tedavi

  • Bel fıtığı olanlar için 10 öneri

    Bel fıtığı olanlar için 10 öneri

    1. Ameliyat

    Her bel fıtığı için ameliyat gerekmez. Ama gecikme olur ya da hatalı tedavi görürse bizim “düşük ayak” dediğimiz ayakta felç ve daha kötüsü sürekli idrar kaçırmaları ortaya çıkabilir. O nedenle bir beyin ve sinir cerrahi uzmanına görünmek en doğrusudur.

    2. Sadece belde ağrı

    Hastalığın başlangıcında olduğu gibi her sürecinde ortaya çıkabilir. Bizim “unstabil” dediğimiz omur kemikleri arasındaki hareketle ortaya çıkan ya da her durumda mevcut olan kaymalar eğer muayene bulguları ve hastanın yakınmaları ile uyuşuyorsa ameliyat gündeme gelebilir. Ancak çoğu bel ağrısı eğer omurga ve sinirlerle ilgili ise basit tıbbi tedavi ve istirahat ile geçer. Belde ağrı yapan omurga ve sinirler dışındaki nedenler için yine uzman görüşü önerilir. Bel fıtığı yakınma ve bulgularını taklit eden birçok başka rahatsızlık vardır.

    3. Bacağa vuran ağrı

    İlerlemiş bel fıtığı olgularında ortaya çıkar ve önem arz eder. Yine çoğunluğu uygun tıbbi ya da fizik tedavi yöntemleri ile geçer. Burada da bel fıtığı dışında örneğin sağrı kemiği ile kalça kemiği arasındaki eklemin rahatsızlığı gibi başka hastalıklar da devreye girmiş olabilir. Bu aşamada bir beyin ve sinir cerrahi uzmanına görünmek ve ameliyat olasılığını sorgulatmak önerilir.

    4. Ayak ya da bacakta kuvvetsizlik, uyuşma

    Bacağa ya da ayağa giden sinirlerin omurilik seviyesinde ya da çıkışlarındaki süregelen baskılardan ortaya çıkar ve ameliyat gerektirebilir. Bu aşamada genellikle ağrı ikinci plandadır hatta tamamen kalkmış bile olabilir; hasta ve cerrah tedaviyi yönlendirmede birlikte karar vermelidir.

    5. Sık idrara çıkma, kaçırma ya da yapamama

    İdrarla ilgili sorunlar aciliyet taşır ve 8 saat içinde ameliyat ile müdahale edilmez ise kalıcı sekellere neden olur ve tedavisi son derece zorlaşır.

    6.Kortizon uygulanması, vidalama ameliyatları

    Kortizon, ameliyat aşamasına gelmiş bel fıtığını geçici bir çözüm olarak tedavi edebilir. Buradaki tedavinin uzman ve deneyimli olanlara bırakılması önerilir. Yerinde ve yetkin deneyimli uzmanlarca stabil olmayan olgular için uygulanan titanyum vidaları ile stabil hale getirme işleminin sakıncası yoktur. Bunlar vücutta bir reaksiyona neden olmaz. Ancak uygulama sırasında ya da başka nedenlerle mikrop kapabilirler. Bu durum normal bel fıtığı ameliyatlarında da %1 oranında gözlenir.

    7. Alternatif uygulamalar

    Hipokrat zamanından beri uygulanan bel çekmeler, zift sürmeler, iplik geçirmeler v.b. manipülasyonlar ciddi komplikasyonlara (yan etkilere) neden olduğu için hiç önerilmez. Aslında bu uygulamalar bazen ameliyat gerektirmeyen bir bel fıtığını ameliyatlık duruma bile sokabilir.

    8. Kilo

    Aşırı kilolu olmayabilirsiniz ama bele yüklediğiniz kiloların az da olsa bir kısmını verebilirseniz omurganın yükünü hafifletmiş olursunuz.

    9. Spor ve namaz

    “Spor sağlığa zararlıdır” diye bir deyiş vardır. Gerçekten bilinçsiz yapılan spor bedene zarar verebilir. Yaptığınız sporda bel omurlarının hareketinin en azda tutan tiplerini seçiniz. Kol ve bacakların hareketi yararlıdır. Bu nedenle biz yüzmeyi öneririz. Aşırı bel hareketine neden olan sporları yapmayınız. Karın kaslarını kuvvetlendirici sporlar ve yürüyüş en idealidir. Halter kaldırma işlemini yatarak yapınız. Ameliyat sonrası iyileşme döneminde namazı oturarak kılınız.

    10. Cinsel faaliyetler ve stres

    Bele yük veren ve zorlayan aktif hareketler zararlı olabilir. Cinsel güce ameliyatın kötü bir etkisi yoktur. Ancak stres ve ağrı cinsel dürtüleri etkilediğinden bir isteksizlik oluşur. O nedenle “pasif” kalmak önerilir.

  • Bel ağrısı ve korunma yolları

    Bel ağrısı ve korunma yolları

    Hemen hemen her insan hayatının bir bölümünde bel ağrısından yakınır. Ağrılı atakların tedavisi kolay, yerleşmiş ağrının tedavisi oldukça zordur.

    Ağır fiziksel aktivite ile çalışmak, öne eğilerek ve uzun süreli aynı pozisyonda çalışmak, ağır kaldırmak ve taşımak, sırt ve bel kaslarının güçsüzlüğü, obezite, sigara içmek gibi kişisel risk faktörleri bel ağrısının gelişiminde rol oynamaktadır.

    Bel ağrısının en sık nedeni belin yanlış kullanımına ve kötü duruşa bağlı oluşan yumuşak doku zorlanmasıdır. Bel ağrısının diğer nedenleri arasında bel fıtıkları, kireçlenmeler, bel kaymaları, tümörler, iltihabi ve mikrobik hastalıklar, kemik hastalıkları ve kırıklar yer alır.

    Bel ağrılarının tedavisinde istirahat, fizik tedavi, ilaç tedavisi, hasta eğitimi, koruma, cerrahi tedavi yer almaktadır.

    Bel ağrısından korunmak için;

    Ayakta ve otururken duruşunuza dikkat edin.

    Ağır eşyaları doğru bir şekilde kaldırın ve taşıyın. • Günlük hayatımızda ve iş ortamında belinizi zorlayan hareketlerden kaçının.

    Düzenli egzersiz yapın.

    Yatağınızı iyi seçin, doğru uyuma pozisyonunda uyuyun.

    Egzersiz

    Egzersiz omurgayı güçlendirir, zorlanma ve yaralanma oluşma ihtimalini azaltır, duruşunuzu düzeltir, bel ağrısını azaltır. İyileşmeyi çabuklaştırmak, bel ağrısının tekrarını engellemek, kondisyonu güçlendirmek için egzersiz yapmak çok önemlidir.

  • Boyun ağrısı ve tedavileri

    Boyun ağrısı ve tedavileri

    Günümüzde birçok kişi hayatı boyunca en az bir kez boyun ağrısı çekmektedir Boyun ağrısına yol açan hastalıklarda ağrı bazı kişilerde sadece ensede görülürken,bazı kişilerde ise enseden başa, sırta, kollara ve hatta göğse doğru yayılabilir. Genellikle hastanın boyun hareketlerinde kısıtlılık , kola ve ele yayılan uyuşmalar, ellerde güçsüzlük hissi, baş dönmesi, sersemlik hissi ağrı ile birlikte sık dile getirilen diğer şikayetlerdir. Boyun ağrısına yol açan hastalıklar çok çeşitlidir. Bunlar arasında boyun omurgasında osteoartrit (kireçlenme), boyun fıtığı, miyofasyal ağrı sendromları, aşırı kullanıma bağlı gelişen ve zedelenme sonucu gelişen ağrılar sayılabilir. Masa başında çalışanlar ve bilgisayar kullananlarda boyun ağrısı sıktır. Özellikle kadınlarda yaşla birlikte ağrının sıklığı artmaktadır.

    Neler Yapmalıyız?

    Duruşunuzun düzgün olması ve boyun-sırt bölgenizin güçlendirilmesi, boyununuzun darbeden ve tekrarlayıcı stresten korunması gerekmektedir. Dengeli beslenmeli ve günlük fiziksel aktivitemizi arttırmalıyız.

    Masabaşı Çalışanlar İçin

    Masada otururken sık ve kısa aralar verip ayağa kalkmalısınız, kısa yürüme ve germe egzersizleri yapmak önemlidir.

    Sandalyenizi kalçalarınızın hizasında dizlerinizden hafifçe daha yukarıda olacak şekilde ayarlamalısınız, baş ve boyun doğru pozisyonda olmalıdır.

    Genel Olarak

    Çok kalın yastıkla yatmamalıyız. Yüzüstü yatmak boyundaki ağrınızı ve kısıtlılığı arttırabilir bu nedenle sırtüstü ya da yan pozisyonda yatmak daha doğrudur.

    Uzun süre başınızı aşağı doğru eğecek aktivitelerden kaçınmanız gereklidir.

    Boyuna yönelik germe ve güçlendirme egzersizlerin yapılması uzun dönemde ağrının tekrarlamaması için önemlidir. Genel sağlığınız için yürüyüşler yapmalı ve mümkünse omurga sağlığımız için yüzmeliyiz.

    Boyun Ağrılarının Tedavisi

    Boyun ağrılarının tedavisinde öncelikle ağrının kaynağının teşhis edilip tedavinin bu tanı yönünde planlanması en doğru olanıdır. Bazı boyun ağrılarının kaynağı boyun fıtıkları yada tümörler olabilmektedir. Boyun fıtığı olgularının bir kısmı ilaç tedavisi ve fizik tedavi gibi ameliyat dışı yöntemlerle iyileşebilmektedir. Ancak, mesane ve barsak fonksiyonlarında bozulma,uygun tedaviye rağmen kas gücü ve duyu kusurunun ilerlemesi, sinir kökü basısına bağlı ağrının diğer tedavi yöntemleriyle giderilememesi gibi durumlarda cerrahi tedavi uygulanır.

    Fizik tedavi: Birçok kişide boyun ağrılarında fizik tedavi ile düzelme sağlanabilmektedir. Fizik Tedavide sıcak, soğuğun ve elektriksel uyarının fizyolojik etkilerinden yararlanarak kaslarda gevşeme ve yumuşak doku ağrılarının giderilmesi amaçlanır. Sinir kökü ağrılarının ve baskısının azaltılması için traksiyon yöntemleri kullanılabilir.

    İlaç tedavisi: Boyun ağrılarında ağrı kesiciler, antienflamatuar ilaçlar, kas gevşetici ilaçlar, uyku düzenleyici ve antidepresan ilaçlar kullanılabilir. İlaç tedavisinin mutlaka hekim tarafından düzenlenmesi gereklidir.

    Bazı hastalarda , elle yapılan spinal mobilizasyon ve manipulasyon tedavileri de oldukça yüz güldürücüdür. Ancak mutlaka bu konuda eğitimli ve deneyimli hekimler tarafından uygulanmalıdır. Yumuşak doku veya boyun eklemlerine ya da epidural aralığa enjeksiyon uygulamaları da uygun hastalarda faydalıdır.

    Boyun ağrılarında özellikle akut dönemdeki boyun zedelenmelerinde boyunluk verilebilir. Uzun süreli veya devamlı kullanımda boyun kaslarında zayıflama ve boyun hareketlerinde kısıtlılık gelişebileceği için kısa süreli kullanım önerilmektedir.

    Rehabilitasyon: Hangi tedavi uygulanırsa uygulansın, kalıcı bir iyileşme için doktor tarafından düzenlenen boyun egzersiz programı tedavinin esasını oluşturur. Egzersiz programı her hasta için ayrı düzenlenir. düzeltici egzersizler, boyun kaslarını germe egzersizleri ve boyun kaslarını güçlendirici egzersizler uygulanır.

  • Miyelomeningosel ( spina bifida aperta), doğumsal malformasyon

    ~~Omurilik ve omurganın oluşumu sırasında nöral tüp kapanma defektlerine (doğumsal spinal malformasyonlar) genel olarak disrafizm adı verilmektedir. Bu normalde birleşmesi gereken dokuların birleşememesidir.
    Spinal disrafizm genel olarak iki kısma ayrılmaktadır.
    1. Spina bifida okülta (Kapalı)
    2. Spina bifida aperta (Açık /kistik)

    Kapalı spina bifida malformasyonunda, omurganın arka elemanlarında defekt mevcuttur. Ancak meningeal ve nöral yapılarda bir herniasyon yoktur. Omurganın dışında yer alan bu yapılar omurga kanalına doğru uzanım göstermektedir. Spinal bölgenin fizik muayenesinde myelomeningoselde olduğu gibi belirgin bir kese formasyonu bulunmamaktadır.
    Miyelomeningosel nedir?
    Miyelomeningosel (Açık spina bifida) omurga ve omuriliğin doğumsal gelişim yetersizliğidir. Bu malformasyonda omurganın herhangi bir bölgesinde, sıklıklada lomber ve sakral bölgede gelişim yetersizliğine bağlı olarak meningeal ve nöral yapılar dışarıya doğru herniye olmaktadır. Bu herniye olan yapıların üzeri bazan açık bazanda çok ince zarla çevrili olan, içerisinde beyin omurilik sıvısı bulunan bir kese şeklinde kendini göstermektedir. Açık spina bifida malformasyonunun farklı isimlerle ifade edilen formları mevcuttur. Ancak bu formlar içinde açık spina bifida denildiğinde ilk akla gelen MİYELOMENİNGOSEL malformasyonudur.
    Miyelomeningosel kesesi ince bir zar şeklinde olup omurilik kanalı ile bağlantılıdır. İçerisinde nöral yapılar (omurilik ve sinirler) ve beyin omurilik sıvısı bulunmaktadır. Bununla birlikte gerek omurilik ve omurga ile ilgili gerekse diğer organ ve sistemlerle ilgili birçok anomalide bu doğumsal malformasyona eşlik edebilmektedir.
    Miyelomeningosel malformasyonunun nedeni biliniyor mu?
    Spina bifida gebeliğin ilk 28. Gününde, anne hamileliğinin bile farkında değilken meydana gelmektedir. Meningomyeloselin nedeni net olarak bilinmemekle birlikte etyolojide genetik önemli yer tutmaktadır. Bununla birlikte suçlanan diğer etkenler arasında, anti epileptik ilaç kullanımı özelliklede valproik asit, çeşitli analjezik ilaçlar, folik asit eksikliği ve diğer beslenme bozuklukları, alkol ve sigara kullanımı, içme sularında ağır metalların varlığı, hipertermi sayılabilir. Özellikle folik asit kullanan annelerin bebeklerinde myelomeningosel ortaya çıkma oranında önemli azalma olduğu belirtilmektedir.
    Miyelomeningosel ne sıklıkta görülmektedir?
    Yapılan araştırmalarda Dünyada ve ülkemizde myelomeningosel ve diğer açık spinal malformasyonların görülme sıklığı benzerdir. 1-3 / 1000 oranında görülmektedir. Bu malformasyonun ortaya çıkmasında ailesel geçiş önemlidir. Disrafik kardeşler ve ebeveynleri olan birinin disrafik olma olasılıkları normal populasyona göre daha fazladır.
    Tanıda kullanılan yöntemler nelerdir?
    Myelomeningosel ve diğer spinal malformasyonlara hamilelik dönemindede tanı koyulabilmektedir. Hamile annenin rutin kontrollerinde spinal disrafizmden şüphelendiklerinde amniyon sıvısı analizi yaparak alfa- fetoprotein düzeyi, asetil kolin esteraz düzeylerine bakılarak tanı koyulabilmektedir. Bununla birlikte deneyimli hekimler tarafından gebeliğin 16-18. Haftalarında yapılan USG’de gerek myelomeningosel gerekse diğer spinal malformasyonlar tanınabilmektedir. Günümüzde Magnetik rezonans görüntüleme (MRG) tekniklerinin gelişimine paralel olarak daha bebek anne karnında iken bu malformasyonlar hakkında çok detaylı bilgilere sahip olabiliyoruz. Eğer bu tetkiklerde tespit edilemiyorsa doğumda kesin tanı koyulmaktadır.
    Bu doğumsal malformasyonda semptom ve bulgular nelerdir? Eşlik eden başka bozukluklar varmıdır?
    Miyelomeningosel, doğumu takiben çocuğun sırt ve belinde içi beyin omurilik sıvısı dolu, nöral yapıların yeraldığı farklı boyutlarda olabilen kese şeklinde görülür. Bununla birlikte miyelomeningosel hastası bebeklere, chiari malformasyonu olarak isimlendirdiğimiz, beyincik ve beyin sapının omurilik kanalına doğru sarkması, beyin omurilik sıvısı dolanımındaki bozukluğa bağlı olarak gelişen hidrosefali, skolyoz (omurgada eğrilik), ayak ve ellerde deformiteler eşlik edebilir. Nörolojik muayenelerinde, bebeklerin başında aşırı büyüme, bilinç düzeyinde bozulma, solunum bozuklukları, malformasyonun seviyesine bağlı olarak his kusuru, bacaklarda felçlik, sfinkter kusurları, tespit edilebilir.
    Miyelomeningosel malformasyonunun tedavisi nasıl yapılır?
    Miyelomeningosel hastalarının tedavisi aslında bebek anne karnında iken tanı koyulması ile başlamaktadır. Bu, uzun, sıkıntılı ve bilinçli bir planlamanın şart olduğu bir tedavi sürecidir. Bu tedavi sürecinde başta ebeveynler, beyin ve sinir cerrahları ,ortopedi, psikiyatri, fizik tedavi ve rehabilitasyon, klinikleri yer almaktadır.
    Miyelomeningosel oluşumunda suçlanan etkenlerden belkide en önemlisi folik asit eksikliğidir. Bundan dolayı folik asit eksikliğinin ortadan kaldırılması, spina bifida oluşum riskini önemli oranda azalttığı yayınlarda gösterilmiştir.
    Yine ailede spina bifida veya miyelomeningosel öyküsü ile başvuran anne – baba adaylara çocuklarındada bu malformasyonun gelişme olasılığının yüksek olacağı anlatılmalıdır. Böyle riskli gebeliklerde folik asit tedavisi başlanmalı ve genetik danışmanlık önerilmelidir.
    İntrauterin miyelomeningosel tanısı koyulduğunda bu dönemde ebeveynler doğal olarak çok tedirgin ve endişelidirler. Anne ve babaya hastalık ve bebek doğduktan sonraki süreçte tedavi ile ilgili bilgiler verilmelidir. Bu dönemde ülkemizde ve dünyada gebeliğin sonlandırılmasını bir seçenek olarak sunan klinikler veya hekimler vardır. Ancak ben bu konuda intrauterin malformasyon tespit edilen bebeklerinde yaşamaya hakkı olduğu kanaatindeyim. Bebeğin güvenli olarak doğması için gerekli önlemler alınmalı, yenidoğan ünitesi ve beyin ve sinir cerrahisinin bulunduğu tam teşekküllü hastanede sezeryan ile doğum gerçekleştirilmelidir. Doğumu izleyen saatlerde klinik değerlendirmenin ardından miyelomeningosel kesesinin radyolojik incelemesi yapılmalıdır. Radyolojik görüntülemelerde miyelomeningosel malformasyonuna eşlik eden diğer gelişimsel bozukluklarıda tespit etmek için hem spinal hemde kraniyal görüntüleme yapılmalıdır. Bu değerlendirmeleri doğumdan sonraki ilk 24-48 saat içinde tamamlamalı ameliyata alınmasına engel olacak bir durum yoksa zaman kaybetmeden cerrahi müdahale ile miyelomeningosel hastalığı tedavi edilmelidir.
    Miyelomeningosel hastalığına cerrahi müdahale, mikrocerrahi tekniklerin uygulandığı merkezlerde yapılmalıdır. Cerrahide amaç kozmetik olarak malformasyonun düzeltilmesi, omurilik ve sinirlerin serbestleştirilmesi, steril beyin omurilik sıvısının dış ortamla temasının ortadan kaldırlması amacıyla normal anatomik bütünlüğün oluşturulmasına yönelik fonksiyonel bir düzeltmedir. Miyelomeningosel kesesine yönelik cerrahi müdahalenin ardından hastalarda eşlik eden hidrosefali, chiari gibi diğer malformasyonlarında düzeltilmesine yönelik bir dizi ameliyatlarında yapılması söz konusu olabilir. Bu cerrahi müdahalelerin tecrübeli nörolojik cerrahlar tarafından etkin bir şekilde yapılması önemli olduğu kadar, ameliyat sonrası dönemde fizik tedavi ve rehabilitasyon sürecininde iyi yapılması hastaların yaşama şansını artıran önemli faktörlerdendir.

  • Epilepsinin cerrahi tedavisi

    ~~“Beyin ve sinir cerrahisi için yeni bir uygulama alanı olan epilepsi cerrahisi ilaç ile tedavi edilemeyen epilepsi hastaları için çözüm olmaktadır. Bu tedavi yöntemi epilepsi cerrahisinde tecrübeli beyin ve sinir cerrahı, nörolog, nöroradyolog, psikiyatri ve nörofizyolog tarafından oluşturulan ekip tarafından uygulanabilmektedir. Bununla birlikte multidsipliner bir yaklaşım gerektiren operasyonların maliyetleri bakımından, yetkili kişilerce, ticari kaygılardan dolayı tedavinin uygulanmasında teknik cihazlara ulaşılabilirlik açısından sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu durum tedavi edilebilir bir hastalığın tedavisinde aksaklıkların yaşanmasına sebep olmaktadır.”

    Türkiye’de sayıları 750 bini bulan epilepsi hastalarının yaklaşık %30’u ilaç tedavisinden fayda görmüyor. Bugüne kadar etkili şekilde tedavi edilemeyen bu hastalar artık yeni bir tedavi imkanına sahipler. Epilepsi cerrahisi bu guruptaki hastalar için oldukça başarılı sonuçlar veriyor. Bilimkurgu filmlerindeki operasyonları andıran bir sahnede gerçekleştirilen uygulamalarda, multidisipliner bir ekip, tüm gelişmiş yöntemleri bir arada kullanarak hastalara müdahale ediyor. Cerrahi için oldukça yeni sayılan bu uygulama dünyada da ancak sınırlı sayıdaki merkezde yapılmaktadır.
    Epilepsi halk arasında sara diye bilinen, nöbetlerle kendini gösteren kronik bir hastalıktır. Bu nöbetler; beyindeki hücrelerin anormal elektriksel aktivitesi sonucu olan bir klinik tablodur. Epilepsiyi nöbet tablosuna göre ikiye ayırabiliriz: Genel nöbetler ve fokal ya da odaksal nöbetler. Genel nöbetler kol ve bacakların kasılması, ağzından salya gelmesi, idrarın kaçırılması ile kendini gösterir. Fokal nöbetleri ikiye ayırabiliriz: Kompleks parsiyal nöbetler ve basit parsiyal nöbetler. Basit parsiyal nöbetlerde sadece küçük bir hareket olabilir ve sonra durur. Hasta o anla ilgili her şeyi hatırlar. Kompleks parsiyal nöbetlerde ise sağa sola laf söyleme, ağzını şapırdatma ya da elde istemsiz hareketler gibi daha çok psikiyatrik bir rahatsızlık gibi görünen belirtiler oluşur. Ama burada hasta kendini fark etmez. Özellikle epilepsinin cerrahi tedavisinde bizim için önemli olan fokal nöbetlerdir. Çünkü fokal nöbetler bir odaktan kaynaklandığı için müdahale etmek ve çıkarmak daha faydalıdır. Bazı fokal nöbetlerin bütün beyni etkileyerek sara tarzı nöbetlere dönüşme ihtimali de var. Eğer fokal nöbet ilaca dirençli ise o zaman cerrahi müdahale düşünülmelidir. Burada ilaca direnç durumunu şöyle tarif edebiliriz; Primer kullanılan anti epileptik ilaçların hasta üzerinde 2 yıl süreyle, yüksek dozda ve değişik kombinasyonlarda kullanılmasına rağmen nöbetin devam etmesi ve sonuç elde edilememesi durumudur.
    Epilepsi cerrahisi için hastanın uygun olup olmadığı titizlik gerektiren bir konudur. Farklı şekillerde cerrahi için yönlendirilen hastaların hepsine, non-invaziv testler dediğimiz, beyin magnetik rezonans görüntüleme (MRG), elektroensefalografi (EEG) ve diğer nükleer tıp testleri yapılmalıdır. Bunların hepsi ağrısız tanı yöntemleridir. Özellikle MRG çekilen hastalarda, beyinde bir lezyon varsa ve EEG ‘de lezyonu gösteriyorsa bu hasta sadece epileptik odağın çıkarılması için cerrahiye adaydır. Epilepsi cerrahiside sıkıntılı bir grup da vardır. Burada hastanın nöbetleri sağ frontal kısımdan kaynaklanıyor, çok sık nöbet geçiriyor ancak, orada herhangi bir lezyon yoksa, o zaman daha invaziv cerrahi yöntemler uyguluyoruz.
    Diskonnektif Cerrahi
    Beynin birbirine olan bağlantısını kesmeye yönelik işlemlerden oluşan bir cerrahi yöntemdir. Mesela konuşma merkezinin hemen yanındaki korteksi keserek, kortekse doğru elektriksel iletimin yayılmasını önleyici çizmeler yapıyoruz. Ama bu işlem çıkartma kadar başarılı sonuçlar vermeyebiliyor. Başarı % 30-40 civarında oluyor.
    Beyin MR görüntülemede normal görünen, her hangi bir epilepsi odağı tespit edilemeyen, beynin her tarafından kaynaklana bilen, ilaca dirençli epilepsi hastalarında son yıllarda vagal sinir stimülasyonu denilen pil koyma işlemi yapıyoruz.
    Vagal sinir stimülasyonunda, boyunda yapılan 2 cm’lik kesi ile elektrotlar sol vagus sinirine yerleştiriliyor. Cilt altından elektrot köprücük kemiğinin altına uzatılıyor, pil oraya bir cep açılıp yerleştiriliyor, pil ve elektrot birbirine bağlanıyor. 15 gün sonra pil ve elektrot açılıyor ve çalışmaya başlıyor. Bu tedaviyle hastaların %50 ila 70’idne nöbetlerde azalma sağlanıyor. Bu uygulamanın dünyadaki geçmişi 1997’e kadar gidiyor. Bu yöntemin şöyle bir özelliği var, koyulan pil 5 dakikada bir 30 saniye kadar uyarı yapıyor. Bu esnada oluşabilecek nöbetleri engelleyebildiği gibi, daha önce ya da daha sonrasında olabilecek nöbetleri de biraz azaltabiliyor.
    Burada Nöbetlere manüel müdahale imkanı sağlamak amacıyla, hastanın koluna saate çok benzeyen bir mıknatıs koyuluyor. Bazı hastalar nöbetin geldiğini hissediyor, biz buna aura diyoruz. Nöbetin geldiğini hisseden hasta pili uyararak nöbeti durdurabiliyor ya da nöbetin süresini ve şiddetini azaltabiliyor. Yaklaşık 10 bin nöbet üzerinde yapılan bir çalışmada, bu uygulamanın nöbetleri %86 oranında durdurduğu saptanmıştır.
    Epilepsi cerrahisi alanında Türkiye’de yıllık yapılan cerrahi sayısı son yıllarda artış göstermesine rağmen halen oldukça düşüktür. Oysa epilepsi cerrahisi bekleyen hasta sayısı çok fazladır. Bu açıdan bakıldığında tedavi uygulaması için ülkemizin ihtiyacına uygun yeterli sayıda tecrübeli epilepsi merkezlerinin yaygınlaştırılması gerekmektedir.

  • Bel fıtığı nedir? Bel ağrısı şikayeti olan her hasta bel fıtığı mı olmuştur?

    Omurgalarımız ve çevresindeki anatomik yapılar ( kaslar, omurga arası yastıkçıklar, bağlar v.d.)gövdemizi dik tutan, omurilik ve omurilikten çıkan sinirleri koruyan baş, gövde ve bel hareketlerimizi sağlayan dinamik bir organdır. Omurgalarımız adeta düz bir boru şeklinde değildir. Boyun, sırt ve bel bölgesinde fizyolojik eğimleri olan, yaklaşık 33-34 adet omurganın aralarında yastıkçıklar vasıtası ile üst üste dizilimi ile meydana gelmektedir. Omurgalarımız, yaşam boyunca sürekli ciddi düzeyde strese maruz kalmaktadır. Bu stres, fizyolojik sınırları aştığında omurga ve çevre anatomik yapılarda bozulma meydana gelmektedir ve bunun sonucunda bel fıtığı ve diğer omurga hastalıkları ortaya çıkmaktadır.
    Bel fıtığı, bel omurgaları arasında yer alan yastıkçıkların (intervertebral disk) bozulması ve sonrasında yırtılması ile omurilik ve omurilikten çıkan sinirlere bası yapmasıdır. Bel, kalça ağrısı ve bacağa yayılan ağrı en önemli şikayettir.
    Bel ağrısı iş ve iş gücü kaybına neden olan önemli bir toplum sağlığı problemdir.Baş ağrısından sonra en sık rastlanan ağrı bel ağrısıdır. Bel ağrısının en sık nedeni bel omurgası, disk yapıları ve çevre bağların bozulması sonucu ortaya çıkan , mekanik bel ağrısıdır. Bunun dışında bel bölgesinde gelişen enfeksiyonlar, romatizmal hastalıklar, omurga ve omurilik tümörleride bel ağrısına neden olmaktadır.
    Her bel ağrısı bel fıtığı değildir. Günümüzde görüntüleme yöntemlerinin gelişmesi ile elinde bel filmleri ile bel fıtığı oldum diye hekimleri dolaşan hastalar ortaya çıkmıştır. Akut vasıftaki mekanik bel ağrıları genellikle herhangi bir tedavi uygulanmasada çoğunluğu yaklaşık 1-3 hafta içinde iyileşirler. Eğer bel ağrısı kronikleşirse o zaman kompleks bir sorun halini almaktadır. Kronik bel ağrısının tedavisinde fizik tedavi rehabilitasyon, psikoterapi ve gerekirse cerrahi ile multidisipliner olarak yaklaşmak gerekir
    Bel ağrısı şikayetleri olan hastaların küçük bir oranı bel fıtığı tanısı almaktadır.
    Modern yaşam ile birlikte görülme sıklığı artan bel fıtığının en önemli sebebi sedanter yaşam ve postür bozukluğudur. Kent hayatında masabaşı işlerin artması, aşırı kilo, hareketsiz bir yaşam, karın ve bel kaslarının zayıflığı bel fıtığına eğilimi arttırmaktadır. Ayrıca, sigara kullanımı, depresyon, esneme, hapşırma, dikkatsiz ve dengesiz bir şekilde eşya kaldırmak da risk faktörleri arasında sayılabilir.
    Bel fıtığı hastalarının en önemli şikayeti ağrıdır. Bu ağrının karakteri, kalçadan başalayıp bacağa (siyatalji ve femoralji) doğru yayılmasıdır. Bununla birlikte, bel fıtığının şiddetine göre ayak altında, bacağın dış yüzünde, uyluk ön yüzünde, bacak arasında uyuşma,karıncalaşma, keçeleşme, ayakta ve bacakta kısmi veya tam güç kaybına bağlı yürürken ayağının takılması veya ayak bileğinin içe dönmesi, idrar kaçırma ve cinsel fonksiyon bozukluğu gibi şikayetlerde olabilir.
    Bel fıtığı tanısı günümüzde kolaylıkla konulabilmektedir. Bel bölgesini magnetik rezonans görüntüleme (MRG) ile detaylı olarak değerlendirebilmekteyiz. Bel fıtığı tanısı almış, sadece bel ağrısı ve bacak ağrısı olan, nörolojik muayenesi normal olan hastaların çoğu ilaç tedavisi, istirahat ve fizik tedavi ile şikayetleri azalır veya kaybolur. Bel fıtığı hastalarının küçük bir kısmında cerrahi tedavi gerekmektedir. Konservatif tedaviye rağmen kalça ve bacak ağrısı devam eden, buna ilave olarak nörolojik fonksiyon bozukluğu olan hastalarda cerrahi tedavi düşünülmelidir.
    Toplumda, “hastalar bel fıtığı ameliyatından fayda görmez ve daha kötü olurlar” şeklinde yanlış bir algı vardır.
    Bel fıtığının cerrahi tedavisi, toplumda bilinenin aksine günümüzdeki teknolojik gelişmelere paralel olarak, mikrocerrahi teknikle normal anatomik yapıların ahengini bozmadan, daha güvenli ve kısa bir sürede yapılmaktadır.
    Son söz olarak bel fıtığı olmaktan korunmanın en önemli yolu, karın ve bel kaslarını güçlendirici egzersizler yapmak, uzunca süre oturmamak, bir noktada ayakta durmamak, belimizi zorlayacak şekilde dengesiz ve dikkatsizce eşya kaldırmamak gibi yaşam tarzımda yapacağımız değişikliklerdir.