Etiket: Tedavi

  • Deri kanseri

    Deri kanseri

    Bütün kanser türleri içinde deri kanseri en sık görülenidir. Deri kanserinden korunmak için yapılması gereken güneşten korunmaktır. Güneşe aşırı maruz kalma (bronzlaşma dahil olmak üzere özellikle su toplaması ile seyreden ikinci derece güneş yanıklığı) deri kanserinin temel sebebidir. Daha az önemli faktörler tekrarlayan tıbbi ve endüstriyel X ışınlarına maruz kalma, yanık veya yara izi bırakarak iyileşen cilt hastalıkları, kömür katranı veya arsenik içeren maddelere mesleki olarak maruz kalma ve ailede cilt kanseri bulunmasıdır. Açık tene sahip olup güneş yanığı ihtimali fazla olan kişiler, daha yüksek riske sahiptir. Güneş ışınları deri kanserine sebep olan en önemli neden olduğundan en önemli koruyucu önlem güneşten kaçınmaktır.

    Güneşin dünyaya en dik ulaştığı saatler olan saat 10.00 ile 16.00 saatleri arasında güneşten korunun. Güneşin yeryüzüne dik ulaştığı saatlerde gölgeniz kendi boyunuzdan daha kısadır. Açık renkli sıkı dokumalı koruyucu giysi ve geniş şapka kullanın. Koruma faktörü en az 15 olan güneşten koruyucu kremler kullanın. 20 dakika güneşte kaldığında güneş yanığı geçiren bir kişi, 15 faktörlü bir güneşten koruyucu kullandığında 15 kat daha fazla süre (300 dakika) yanmadan güneşte kalabilir. Bununla beraber güneşten koruyucu kremler kullanarak da güneşte fazla kalınmamalıdır. Çünkü UVA gibi güneş ışınları ki bunlar derideki bağışıklık sistemi ve deri yaşlanmasında sorumludur, güneş koruyucular olsa da deriye ulaşabilir.

    Güneşten koruyucu kullanımına çocukluk döneminde başlayın, çünkü yaşam boyu güneşe maruz kalmanın % 80’i 18 yaş altında olmaktadır. 6 ayın altındaki bebekler uzun süre güneşe maruz kalmamalı, eğer kalacaksa güneşten koruyucular kullanılmalıdır.

    Erken tanı kesin tedavinin en önemli ilk adımıdır.

    Derinizi belli aralıklarla muayene edin. Eğer benlerinizde büyüme değişiklik olursa, derinizde renk değişikliği ve iyileşmeyen yaralar varsa bir an önce Dermatoloji Uzmanına muayene olunuz.

    Kanser öncesi deri bulguları

    Aktinik keratozlar özellikle güneş ışınlarına aşırı maruz kalmış açık tenli kişilerin yüz, el sırtı ve kollarında rastlanılan küçük üzerleri pullu lekelerdir. Tedavi edilmezlerde deri kanserine dönebilir. Eğer erken evrede yakalanırsa buz tedavisi ile çıkartılabilir, kemoterapi ilaçları içeren krem veya losyonlar kullanılabilir, kimyasal peeling işlemi, dermabrasyon,laser tedavisi veya klasik cerrahi ile tedavi edilebilir. Güneşten koruyucular aktinik keratoz gelişimini engellerler.

    Deri kanseri Tipleri:

    Üç tip deri kanseri bulunmaktadır:
    Bazal hücreli karsinoma-Bu kanser tipi genellikle deride küçük etli kabarıklık şeklinde sıklıkla yüz, boyun ve el sırtlarında ortaya çıkar. Ara sıra gövdede kırmızı yama tarzı alanlar şeklinde görülebilir. Daha sıklıkla açık tenli kişilerde görülür. Bu kansere yakalanan kişiler açık tenli ve renkli gözlüdür ve güneş yanığına eğilimlidir. Bu tümörler hızlı yayılmaz. 1-2 cm boyutuna ulaşmaları için aylar yıllar gerekir. Tedavi edilmezse; kanserli alan kanamaya başlar, üzeri kabuklanır. Zaman zaman iyileşip, zaman zaman tekrarlama özelliği gösterir. Bu kanser tipi nadiren metastaz (diğer organlara sıçrama) yapmasına rağmen, derinin altındaki kemiğe yayılabilir ve kanserli dokunun yakınındaki dokuları harap edebilir.

    Squamöz Hücreli karsinoma – Bu deri kanseri deri de kabarıklıklar veya kırmızı kabuklu yaralar şeklinde ortaya çıkabilir. Squamöz hücreli Karsinoma açık tenli kişilerde en sık görülen ikinci kanser türüdür. Tipik olarak kulak, yüz, dudak ve ağızda görülür. Nadiren esmer kişilerde de görülebilir. Büyük kitleler oluşturabilir. Bazal hücreli karsinomanın tersine diğer organlara yayılabilir. Erken yakalandığında tedavi oranı yüksektir. Bazal hücreli karsinoma ve Squamöz hücreli karsinomada tedavi başarısı % 95 dir.

    Melanom – Bütün deri kanserleri içinde en öldürücü olanıdır. Bazal hücreli ve squamöz hücreli karsinoma da olduğu gibi melanomda da erken tanı tedavi şansını arttırır.

    Melanom melanin denen pigmenti (deriye rengini veren madde) üreten melanosit dediğimiz hücrelerde başlar. Melanin derimizin rengini verir ve güneşten kısmi olarak korur. Melanom hücreleri melanin üretmeye devam eder ve bu nedenle kanser alanı kahverengi veya siyahtır. Fakat melanom beyaz ve kırmızı da olabilir.

    Melanom yayılma özelliği gösterdiğinden muhakkak tedavi edilmelidir. Melanom dikkat çekmeden hızla büyüyebilir. Genellikle bir ben olarak veya kahve renkli bir benin üzerinde veya yakınında ortaya çıkar. Vücudunuzdaki benlerin yerleşimi ve şeklinden haberdar olmalısınız ki, bunlar üzerinde olan değişiklikleri ve yeni ben çıkışını fark edebilesiniz. Yapabileceğiniz en önemli adım benlerinizde herhangi bir değişiklik saptadığınızda hemen bir Dermatoloji uzmanına muayene olmanızdır. Bu sayede derinizdeki melanom tedavi edilebilir aşamada iken yakalanmış olur. Aşırı güneşe maruz kalmaktan, özellikle güneş yanıklarından kaçınma açık tenli kişilerde melanomdan korunmanın en iyi yoludur. Melanomun kalıtsal özelliği de vardır. Ailesinde melanom olan kişilerin riski daha fazladır. Sıra dışı beni olanlar, çok sayıda beni olanlar melanom açısından yüksek riske sahiptir.

    Koyu renkli tene sahip olmak melanoma olma riskini ortadan kaldırmaz. Esmer kişilerde de özellikle avuç içi, ayak tabanı, tırnak yatağı ve ağızda melanoma gelişebilir.

    Melanom şüphesi oluşturabilecek bulgular: kabuklanma, kanama, sızıntı, üzerinde kabarma, etrafındaki deriye doğru çıkıntı gösterme, kaşıntı, hassasiyet ve ağrı hissedilmesidir.

    Cilt kanserlerine nasıl tanı konulur?

    Deri biyopsisi kanserin tanısını koydurur. Erken tanı ve cerrahi tedavi şansını arttırır.
    Dermatoloji uzmanları kanseri erken yakalayabilmek için kişisel cilt muayenesinin önemine dikkat çekmektedir. Derinizdeki çiller, benler ve koyu renkli alanları büyüklük, şekil ve renk değişikliği açısından gözlemleyin. Herhangi bir değişiklik saptadığınızda Dermatoloji Uzmanına başvurunuz.

    Melanoma ait Bulgular

    Asimetri – Benin bir tarafının diğer tarafından farklı olması. Benin ortasından hayali bir çizgi çiziniz. Benin her iki yanı aynı büyüklük ve aynı şekilde mi? Melanomda genellikle asimetri vardır.

    Sınır Düzensizliği – Melanomun sınırı veya kenarı genellikle pürüzlü, çentikli veya bulanıktır.

    Renk – İyi huylu benler herhangi bir renkte olabilir, fakat genellikle tek renklidir. Melanom ise sıklıkla birden fazla rengi içinde barındırır.

    Büyüklük – İyi huylu benler küçük kalırken melanom büyümeye devam eder. Genellikle 6 milimetreden büyüktür çaptadır.

    Kendinizin yapacağı periyodik muayene melanom ve diğer deri kanserlerinden korunmak için en güçlü silahtır. Melanom ancak erken yakalandığında tedavi edilebilir. Aşağıda belirtilen sırayı takip ederek hiç bir yeri atlamadan tüm deri muayenenizi kendiniz yapabilirsiniz. Kendi deri muayenenizi yapmak için bir boy bir de el aynasına ve ışıklı bir odaya ihtiyacınız vardır.

    Gövdenizin ön ve arka yüzünü ve de kollar kaldırılarak gövdenin sağ ve sol yanını ayna karşısında muayene edin.
    Kolunuzu dirseğinizden kıvırarak avuçlarınıza, kol iç yüzüne ve üst kola dikkatlice bakınız.
    Sonra bacaklarınızın arkasına, ayaklara, ayak parmak aralarına ve ayak tabanına bakınız.
    Boynun arkasını, saçlarınızı kaldırarak el aynası ile kafa derinizi muayene edin.

  • Benler (nevüsler)

    Benler (nevüsler)

    Benler nedir?
    Benler genellikle deriniz zararsız değişikliklerindendir. Tıp dilinde melanositik nevüs olarak bilinirler ve melanosit denen pigment hücrelerin (derinin rengini veren hücreler) çoğalması sonucu gelişirler.

    Benler ne şekilde görülebilirler?

    Benler düz veya kabarık olabilirler. Renkleri pembeden kahverengi siyaha kadar değişebilir. Benlerin sayısı genetik olarak ve güneşe maruz kalmanın derecesine bağlı olarak değişir.

    Benler ne zaman oluşurlar ve nasıl gelişirler?

    Benler doğumda mevcut olabildikleri gibi genellikle çocukluk yaşında gelişirler. Erken evrede nevüs hücreleri derinin üst tabakası (epidermis) ile derinin orta kısmı (dermis) arasındadır. Bu nevüslere Junctional nevüs denir. Bu benler düz ve renklidirler. Benler geliştikçe nevüs hücreleri dermise de yayılır(compound nevüs) veya sadece dermiste bulunurlar (dermal nevüs). Bu benler kalınlaşmıştırlar ve sıklıkla deri yüzeyinden kabarıktırlar.Renkli olmayan dermal nevüsler sellüler nevüs olarak adlandırılırlar. Bazı nevüsler ise oldukça koyu mavi renktedirler ve mavi nevüs adını alırlar. Benler güneşe maruz kalındıktan sonra ve gebelikte koyulaşırlar. Erişkin çağda renklerini kaybeder ve yaşlılık döneminde tamamen ortadan kalkabilirler.

    Ben tipleri nelerdir?

    Doğumsal pigmente nevüs

    Doğuşta mevcut olan bir ben konjenital pigmente nevüs olarak adlandırılır. % 1 bebekte bu benler görülür. Boyutları birkaç milimetreden vücudun çok geniş alanlarını kaplayacak kadar olabilir. Özellikle çok geniş olanlarının melanom denen bir cilt kanserine dönüşme olasılığı vardır.

    Halo nevüs

    Bazı benlerin etrafı beyaz bir halka ile kaplıdır. Bu tip benler çocuklukta ve ergenlik döneminde görülür. Herhangi bir zararları yoktur ve zamanla ortadaki ben ve beyaz halka ortadan kalkar. Bazen renk değişikliği melanom denen cilt kanserinde de görülebilir, eğer şüphe duyulursa biopsi almak gerekebilir.

    Çiller

    Çiller küçük açık kahve renkli düz deri lekeleridir ve genellikle açık renkli kimselerde görülürler. Genellikle güneşe maruz kalınan alanlarda bulunurlar ve yaz aylarında renkleri koyulaşır.

    Sıradışı benler

    Sıra dışı benler Clark Nevüs (Atipik nevüs) olarak bilinirler. Bu benler normal olmayan görüntüdedirler. Kenarları düzensiz, büyük boyutta, sıklıkla melanom denen cilt kanserine benzer şekildedirler, fakat çoğunlukla selimdiler. Kaygı uyandıran görünümlerinden dolayı gerekli olmadığı halde cerrahi olarak çıkarılabilirler. Sıradışı benleri olan kişiler özellikle ailelerinde melanom denen cilt kanseri var ise melanona yakalanma açısında risk taşırlar.

    Benlerdeki değişiklikler neyin belirtisi olabilirler?

    Melanoma derinin pigment (boya) hücrelerinden kaynaklanan kanseridir. Eğer bir ben büyüklüğünü, şeklini veya rengini değiştirirse ve ya erişkin dönemde yeni bir ben çıkarsa muhakkak birdermatoloji uzmanı tarafından incelenmelidir. Dermatologlar dermatoskopi denen bir yöntemle benlerin görüntüsünü büyüterek inceleyebilirler ve eğer gerekirse biyopsi de alabilirler.

    Benler nasıl tedavi edilir?

    Birçok ben zararsız olması ve çıkarılmasına gerek olmamasına rağmen aşağıdaki durumlarda tedavi edilmelidir.

    Kanser olasılığı var ise: Bir benin yapısı düzensizse, çevreye doğru yayılıyor ve rengini değiştiriyorsa tedavi edilmelidir. Eğer bir ben kıyafetlerin, tarağın ve tıraş bıçağının bene zarar verebileceği yerlerde ise çıkartılmalıdır.
    Kozmetik nedenler
    Benler hangi yöntemlerle tedavi edilir?

    1.Traşlama şeklinde biyopsi

    Deriden kabarık bir ben bu yöntem ile kolaylıkla tedavi edilebilir. Deri lokal anestezi ile uyuşturulduktan sonra bir cerrahi bıçak veya koter ile çıkartılır. Yara düz beyaz bir leke bırakarak iyileşir.

    2.Benin cerrahi olarak çıkartılması

    Bu yöntem ben düzse veya melanom dediğimiz cilt kanseri şüphesi var ise kullanılır. Deri deki ben tam kalınlığı ile çıkarılır ve sonrada dikiş atılır. Çıkarılan ben patolojik incelemeye gönderilir. Cerrahi yapılan yerde ince bir çizgi şeklinde iz kalabilir.

    Benlerin üzerinde çıkan kıllar traş edilebilir. Cımbızla alınması benin altında inflamasyona yol açarak ağrılı şişliğe neden olabilir.

    Deri nasıl muayene edilmelidir?

    -Ayda bir kişisel cilt muayenenizi yapınız: Benlerinizde bir değişiklik görürseniz veya yeni bir benin çıktığını fark ederseniz bir Dermatoloğa başvurunuz.
    -Çok sayıda beniniz, atipik beniniz, daha önceden olan deri kanseriniz var ise veya doktorunuz önerdiyse düzenli olarak muayene olunuz.
    -Çok sayıda ben ve sıra dışı ben var ise fotoğraf ile kayıt almak faydalı olabilir. Dermatoskopi denen bir yöntem ile benlerin fotoğrafları alınarak, benlerdeki melanom habercisi olabilecek değişiklikler kolaylıkla saptanabilir.
    -Cilt kanserinden nasıl korunulur?
    -Güneşten korunma oldukça önemlidir.
    -Uzun kollu gömlek, uzun pantolon ve etekler, şapka giyilmelidir.
    Güneşten koruyucu kullanın. Koruma faktörü 30 ve üzerinde olan güneşten koruyucuları sık olarak güneşe maruz kalan alanlara uygulayın.

  • Akne vulgaris neden olur?

    Toplumda sık görülmesi ve son derece rahatsız edici bir kozmetik problem olan sivilce (akne vulgaris) tedavi edilebilen bir hastalıktır. Özellikle ergenliğin başlaması ile ciltte yağlanma artmakta ve yağ bezlerinin faaliyeti bozulmaktadır. Bunun derideki görüntüsü de istenmeyen yağ birikimleri, şişlikler, iltihaplanmalar, deri altı kistleri olabilmektedir.

    On iki yaşından başlayarak on sekiz yaşına dek akne gençleri etkileyebilir.Ancak unutulmamalıdır ki her yaşta, her dönemde ve her insanda bu sorun değişebilir. Kadınların %70’i, erkeklerin ise %80’inde hayat boyunca herhangi bir zamanda sivilce oluşabilir. Ne yazık ki kendi kendine geçebileceği gibi yanlış bilgilendirmeler, tedavide geç kalmalara, kalıcı izlerin oluşumuna ve hatta şikayetin artmasına neden olabilmektedir.

    Cilt altındaki yağ bezlerinin fonksiyonun bozulması, porların kapanması ve birtakım bakterilerin iltihaplanmaya neden olması ile klasik sivilce görüntüsü cilt üzerinde belirir.

    Akne oluşumunu etkileyen faktörler şunlardır:

    1-Genetik: Annede veya babada akne olması, çocuklarda görülme sıklığını artırır.

    2-Ultraviyole: Güneş ışınları sivilce oluşumunu olumlu veya olumsuz yönde etkileyebilir.

    3-Terleme: Terleme ile sivilceler yoğunlaşır.

    4-Diyet: Gıdaların sivilce oluşumunda artırıcı hiçbir etkisi yoktur.

    5-Hormonlar: Adet düzensizliği ve hormonal bozukluklar sivilceleri yoğunlaştırır.

    6-Kozmetik ürünler: Yanlış birçok kozmetik kullanımı, kozmetik salonlarındaki uygulamalar cildin bozulmasında önemli bir pay oluşturmaktadır.

    Akne klinik görüntüsüne göre çok farklı tiplerde gözlenebilir. En hafif formu olan komodojenik akne siyah noktalar veya beyaz butonlar şeklinde görünürken, iltihaplı formda olanlara püstül denir. En şiddetli formunu ise nodül ve kistler oluşturur; bunlar deri altında ağrılı büyük sertlikler olarak gözlemlenir ve ciltte kalıcı izlere neden olabilir.

    Akne sadece yüzde değil ayrıca göğüs sırt gibi alanlarda da görülebilir. Yüz bölgesinde oluşan sivilceler ağrılı kaşıntılı olabilir. Fiziksel görüntünün bozulması psikolojik stres ve gerginliklere yol açabilir. Toplumdan uzaklaşma, mutsuzluk, hatta depresyon gelişimi bile gözlenebilir.

    Akneli kişilerin birtakım kozmetik kremlerden, losyonlardan ve güzellik salonlarından çare arayışları ise hastalığın büsbütün kötüleşmesine, tedavinin zorlaşmasına neden olur. Bu merkezlerdeki uygulamalar kalıcı izlere dahi yol açabilir ve hasta iyileşmediğini düşünerek yanlış bir inanışa kapılabilir.

    Akne düzenli, ısrarcı ve uzun süreli tedavilere mutlak cevap verir. Hastanın doktoruna güvenmesi ve takiplerini devam ettirmesi gerekir. Öncelikle hafif formlarda sadece lokal tedaviler yeterli olabilir. Bu tedavi iyi bir temizleyici jel ile kombine edilir.Daha yoğun sivilcelerde ise antibiotik kullanımı gerekebilir ve bu genelde 3-5 aylık uzun bir dönemi gerektirir. İnatçı, şiddetli hastalarda ise A vitamini türevleri oldukça başarılı sonuçlar verir.Hastaları psikolojik olarak da yıkan bu hastalık başarılı bir şekilde doğru bir takiple düzeltilebilir.

  • Cilt çatlakları ve sivilce izlerine altın dokunuş

    Cilt çatlakları ve sivilce izlerine altın dokunuş

    Güzel görünmek ve genç kalmak isteyen pek çok insanın cildi ile ilgili en çok şikayetçi olduğu konuların başında cilt kırışıklıkları, sivilce izleri, çatlaklar ve sarkmalar geliyor. Ciltte yaşlanmanın, kilo alıp vermenin ya da hamileliğin bir sonucu olabilen ve estetik görünüm açısından kişiyi rahatsız eden tüm bu sorunlar kısa sürede etkili bir biçimde tedavi edilebiliyor.

    Yaşlanmanın etkilerini en aza indirin

    Güzellik ve sağlıkta altın çağ dönemini başlatan “Altın İğne Radyo Frekans” yöntemi, pek çok estetik uygulaması için kullanılabilmektedir. Cilt gençleştirme, kırışıklıkların önlenmesi, kol ve bacaklardaki sarkmalar, boyun ve dekolte bölgesinin toparlanması, sivilce izlerinin giderilmesi, gözenek sıkılaştırılması ve çatlaklardan kurtulmak bu sayede daha pratik bir hale geldi. Üzerinde altın iğneli başlıklar bulunan ve cilt altına radyo frekans uygulanan özel bir cihaz sayesinde ciltteki sorunlar başarı ile tedavi edilebilmektedir.

    Cilde zarar verilmeden kısa sürede iyileşme sağlanıyor

    Altın iğne fraksiyonel radyo frekans yönteminde altın iğneler sayesinde atış, direkt olarak cilt altı dokulara yapılarak hedeflenen alana verilir. Radyo frekans cihazının altın iğneli başlığı cilde temas ettirildiğinde mikro iğneler, otomatik olarak ayarlanan derinlikte cilt içerisine ani bir giriş yapar. Çok sayıdaki mikro iğne, cilt üstünde fraksiyonel mikro delikler oluşturur ve sadece iğne ucundan gönderilen, cilt üstüne temas etmeyen radyo frekans ile kollajen (cildin sağlıklı görünmesini sağlayan protein) ve elastin (cilde esneklik vererek kırışıklığı önleyen protein) üretimi tetiklenirken, epidermis ve yüzeysel cilt tabakalarına hasar verilmez. Burada amaç, verilebilecek en yüksek enerjileri deriye bir zarar vermeden doğrudan cilt altına ulaştırmaktır.

    Sivilce izlerinde son derece başarılı sonuçlar alınıyor

    Altın iğneli radyo frekans uygulaması özellikle yüzde alın, kaş arası, göz çevresi, dudak üstü ve yanaktaki kırışıklıkların tedavi edilmesinde sıkça kullanılmaktadır. Ayrıca cihazın yüzde gerginliğe yol açan ve sarkmayı toparlayıcı bir etkisi de bulunmaktadır. Altın iğne yöntemi, boyun ve dekolte bölgesindeki kırışıklıkları ve sarkmaları düzeltmede oldukça etkili bir tedavi yöntemidir. Altın iğneli radyofrekans yönteminin en sık kullanıldığı alanlardan biri de yüzdeki sivilce izlerinin tedavisidir. Bu izlerin çapları küçülür, derinlikleri azalır, derin olan sivilce izleri hafifler, hafif olanlar geçer, gözenekler daralır, cilt daha canlı berrak bir hale gelir. Bu amaçlı fraksiyonel lazerle kombine edilerek kullanılması tedavinin verimliliğini artırmaktadır.

    Cilt çatlakları ve kol bacak sarkmaları ile etkin mücadele

    Çatlaklarda bir çeşit iz olduğu için deri ve deri altı yırtıklarının tedavisinde radyo frekans oldukça başarılı sonuçlar vermektedir. Çatlakların tamamen yok olması mümkün değildir ancak daha iyi hale getirilebilir; rengi düzelir, çapları daralır, deri daha pürüzsüz bir hale gelerek çatlakların görünürlüğü azaltılır. Çatlak tedavisi farklı yöntemlerle de kombine edilmektedir. Özellikle kilo alıp vermeden kaynaklanan, kolların iç yüzeylerinde ve bacak içlerine meydana gelen sarkma ve gevşemeler, altın iğne radyo frekans yöntemi ile başarılı bir şekilde tedavi edilebilir. Bir ay aralıklarla 3 seans yapılan son derece konforlu bir uygulamadır. Kol ve bacak bölgesinde ortalama 1 ay sonra derinin gerginleştiği ve sarkmaların azaldığını görülebilmektedir. Bu sayede derideki gevşeklik ve sarkmalar ameliyatsız olarak en aza indirilmektedir. Radyo frekans yöntemi haricinde bu bölgelerde deri sıkılaştırma işlemini başarıyla yapabilen başka bir tedavi metodu bulunmamaktadır.

    Koltuk altı terlemesi sona eriyor

    Altın iğne radyo frekans tedavisinin kullanıldığı bir diğer alan, koltuk altı aşırı terlemesi sorunudur. Bu uygulamada radyo frekans ter bezlerini kalıcı olarak tahrip eder ve bu bölgeden ter salınımını durdurur. Uygulamada ter bezleri kalıcı olarak azaldığından sonuçlar kalıcı olmaktadır.

    Tedavi yaz kış uygulanabiliyor

    Uygulamanın hasta için en önemli özelliklerinden biri fraksiyonel lazerde yaşanan kızarıklık, pullanma ve soyulma gibi etkilerin görülmemesidir. Dolayısıyla yaz döneminde tedaviye ara verilmesine gerek kalmamaktadır. Ciltte 3-5 saat kadar hafif bir pembelik oluşmakta, pembelik bu sürenin sonunda tamamen normale dönmektedir. Dolayısıyla bu yöntem hastanın günlük yaşantısında bir kısıtlama yapmayan bir tedavi çeşididir. Uygulama sonrasında oluşan belli belirsiz ödem de kısa sürede geçmektedir.

    Detaylı bilgi için www.handeulusal.com’u ziyaret edebilirsiniz.

  • Tüp Bebek Nedir?

    Tüp Bebek Nedir?

    Yardımcı üreme teknikleri (YÜT) ya da İngilizce adıyla assiste reprodüktif teknikler (ART) kadın vücudunda üretilen yumurta hücrelerinin özel iğnelerle vücut dışına alınarak erkeğin spermi ile laboratuvar ortamında döllenmesi ve elde edilen embriyo veya embriyoların kadın rahmi içine transfer edilmesi mantığına dayalı işlemlerdir.

    Yardımcı üreme tekniklerinin kullanılmaya başlamasıyla bugün birçok çift bebek sahibi olabilmektedir. Modern tıptaki yardımcı üreme teknikleri klasik tüp bebek ya da in-vitro fertilizasyon (IVF) ve mikroenjeksiyon ya da diğer adıyla intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI) dir. Modern tıptaki yardımcı üreme teknikleri klasik tüp bebek ya da in-vitro fertilizasyon (IVF) ve mikroenjeksiyon ya da diğer adıyla intrasitoplazmiksperm enjeksiyonu (ICSI) dir.

    Tüp bebek ve mikroenjeksiyon arasındaki tek fark döllenmenin şeklindedir. Mikroenjeksiyon ya da kısaca ICSI, yardımla üreme tekniklerinde gelinen en son noktalardan biridir. Bu yöntemle yumurtanın içine spermin direkt olarak girişi sağlanmaktadır. ICSI’in uygulamaya girmesi ile tüp bebek uygulamalarının ve özellikle de erkek problemlerine bağlı kısırlığın tedavi edilebilme şansı oldukça yükselmiş ve yeni ufuklar açılmıştır.

    TESE VE TESA olarak adlandırılan yöntemler ise semen örneğinde spermi olmayan ya da sperm üretimi olmasına karşılık dışarı atılamayan durumlar için kullanılan tekniklerdir.

    Örneğin erkeğin kanallarının tıkalı olduğu ve testisindeki bol sayıdaki spermi boşalma ile çıkaramadığı durumlarda erkeğin testisinden iğne ile doku alınır, bunun içinden spermler bulunur ve elde edilen spermle döllenme sağlanır. Bu işleme Testisten sperm aspirasyonu kısaca TESA denmektedir. Ya da testisten doğrudan parça/doku örneği alınır ve bu dokudan sperm elde edilir, buna datestiküler sperm ekstraksiyonu -çıkarılması (TESE) adı verilmektedir.

    TESE işlemi önceleri testisten kabaca bir iki doku parçası almak şeklindeyken şimdilerde operasyon mikroskobu kullanılarak işlem gerçekleştirilmektedir. Bu işleme de mikroTESE denilmektedir. Klasik TESE uygulamasına göre hem sperm bulma şansı daha yüksek hem de testise zarar verme olasılığı daha düşüktür.

    Testiküler sperm aspirasyonu (TESA) uygulamasında, kanalları tıkalı olan hastalarda sperm aspire edilerek yani negatif basınç ile çekilerek elde edilir. Tüm tüp bebek uygulamalarında, kullanılan değişik yumurtlama tedavilerinin ortak amacı fazla sayıda yumurta yapımını sağlamaktır. Bu tedaviye kontrollü yumurtalık uyarımı.

    Rahim kanalları (tüpleri) tıkalı olan kadınlarda
    Sperm fonksiyonlarının ileri derecede bozuk olduğu durumlarda
    Endometriozis hastalığı nedeniyle karın içinde yaygın yapışıklıkları olan ve tedavi ile gebelik elde edilemeyen kadınlarda
    İmmünolojik (bağışıklık sistemini ilgilendiren) infertilitede
    Bazı hormonal bozukluklarda
    Diğer tedavi yöntemleri ile gebelik elde edilememesi durumlarında
    Sebebi yapılan testlerle açıklanamayan infertilitede
    Kalıtsal bazı hastalıkların embriyo aşamasında teşhis edilerek sağlıklı bir bebek elde etmek amacıyla (tutunma öncesi genetik tanı yöntemleri ile beraber)
    Tekrarlayan düşükleri olan kadınlarda sağlıklı embriyoların genetik tanı yöntemi ile seçilebilmesi amacıyla
    Aşılama yöntemi ile birkaç kez uygulanmasına rağmen gebelik elde edilememişse

  • Çatlaklar da tedavi edilir

    Günümüze kadar çatlak tedavisine yaklaşım hep cilde mikro hasar verilmesi ve cildin kendini toparlaması üzerine olmuştur. Bu tip yöntemler halen mevcut olup çatlağın görüntüsünü sadece %15-25 gibi bir seviyede tedavi edebilmektedir. Oysaki Çatlaklar sadece dış yüzeyde olan sorunlar değildir. Cildi bir bütün olarak ele almalıyız. Çatlakların oluşumunun en önemli sebebi hormonal değişikliklere dayanmaktadır. Tabii ki mekanik etkiler ( yer çekimi, kilo alıp verme vs.) zaten halihazırda hormonal değişiklikler sonucunda oluşan çatlakların biraz daha derinleşmesine ve büyümesine vesile olur. Güncel çalışmalar çatlakların aslında atrofi olduğunu kanıtlamıştır. Atrofi nedir? Atrofi hücrelerin beslenememesi durumunda küçülmesidir, yani doku kaybıdır. Dikkat ederseniz çatlağa dokunduğunuzda parmağınız hafif içeri girer. Sonuçta hücre bazında bir sıkıntı varsa, fraksiyonel lazer, dermabrazyon gibi sistemlerle cildi soymak ya da mikro iğneleme sistemleriyle enerji vermenin yeterli olmadığı ifade edilmektedir. Şimdiye kadar alınan yetersiz sonuçlar bunu zaten kanıtlamaktadır. Bir başka önemli nokta ise ciltte oluşan çatlakların renklenememesi, bronzlaşamamasıdır. Bu tarz cilde zarar vererek yapılan uygulamalarda çatlağın yeterince tedavi edilememesi dışında birde cildin renklenmesine ve bronzlaşmasına hiçbir katkı sağlanamamasıdır. Bu da ayna karşısında ve günlük hayatında çatlaklarından psikolojik olarak rahatsız olan hastalara pekte yardımcı değildir.

    Toplamda 14 senelik çalışma ve araştırmalar sonunda ilk defa cilde zarar vermeden çatlağı tedavi eden bir sistem geliştirilmiştir. İtalya’da üretilen bu sistemle çatlağı ortalama %85 oranında iyileştirmenin artık mümkün olduğu belirtilmektedir. %85 derken bu rakamın yanlış anlaşılmamasının gerektiği, %15 gibi bir başarısızlık kesinlikle söz konusu olmadığı ve bu rakamın çatlağın doldurulması ile alakalı olduğu, yani her çatlakta iyileşmenin kesin olduğu, hiçbir yan etkisinin olmadığı ifade edilmektedir. Tamamen Bio-uyumlu manyetik alan ile birlikte bazı spesifik amino asit bazlı serumlar cilde yedirilmesi suretiyle hiçbir acı hissetmeden, hayat standartlarına hiçbir kısıtlama getirmeden çatlaklarınızdan kurtulmak artık mümkün gibi gözükmektedir. Yani tedavi sırasında güneşe çıkabilir, solaryuma gidebilir, çatlaklarınızı bronzlaştırıp sağlıklı derinizle aynı renk ve bronzluk seviyesine getirebilirsiniz.

    Bu cihaz bunu nasıl yapıyor? Diğer sistemlerden farkı nedir?

    Bilim adamlarının ifadelerine göre, cilde herhangi bir zarar verilmemekte, hücrenin istediği besin olan Sodyum ve Potasyum bio-uyumlu manyetik alan terapisiyle, pozitif ve negatif enerjiyle hücreye sodyum ve potasyum pompalanmakta. Pozitif akımla hücre içine pompalanan sodyum ve potasyum hücrenin ihtiyacı olan besini sağlamakta. Daha sonra negatif akım ile hücre içindeki toksinleri dışarı çıkararak detoksifiye (toksinlerden arınma) gerçekleşmekte ve böylelikle hücre gerekli besini alarak normal seviyesine dönmekte. Seanslar ilerledikçe çatlaklar renklenme özelliğini kazanmaya başlıyor.

    İtalyan innovasyon ödülü alan bu sistem artık Pisa üniversitesinde, Barcelona üniversitesinde medikal estetik alanındaki master programlarında ders olarak verilmeye başlanmıştır.

    Etkinliği bağımsız araştırmalar, akademik çalışmalar ve bilimsel yayınlar tarafından belgelendirilmiş olan çatlak tedavi yöntemi Biodermogenesi® kalıcı ve ciddi sonuçlar elde etmeyi garantileyen ve çok sayıda biyopsi ve ultrason taraması aracılığıyla belgelendirilmiş olan tek çözüm olarak lanse edilmekte. Biodermogenesi® çatlak tedavisi yöntemi Bi-One® adı verilen sistem ile uygulanmaktadır.

    Pisa Üniversitesi Dermatoloji Fakültesi’nin sürdürdüğü bir araştırma çatlakların, Biodermogenesi®’den önce önerilen diğer uygulamalardan tamamen üstün olarak %80 üzeri gibi benzersiz bir oranda kaybolduğunu kanıtlamıştır. Binlerce kullanıcı üzerinde ayrıntılı olarak yürütülen vaka çalışması aynı zamanda sonuçların hiçbir yan etki ve hastalar üzerinde özel kısıtlamalar olmaksızın elde edildiğini de ortaya koymuştur. Dolayısıyla tedaviden sonra güneşlenilebilir, streç giysiler giyilebilir ve sporun yanı sıra dilenilen her şey yapılabilir.

    Araştırma ayrıca Biodermogenesi®’yle elde edilen sonuçların, uygulamadan dört-beş yıl sonra bile aynen sürdüğünü ortaya koymuş ve bu metodun yalnızca estetik bir sonuç elde etmekle kalmayıp, çatlakları gerçek anlamda yok ettiğini de doğrulamıştır.

    Biodermogenesi Yöntemi

    Biodermogenesi® yöntemini diğer tedavilerden ayıran önemli özelliği, dokuların biyolojik olarak tekrar canlanmasını sağlayarak kendi kendini yenilediği, derideki anormal olan metabolik faaliyetleri normalleştirdiği, destek dokusu ve üst deride hücresel faaliyetleri arttırarak normalleşmeyi tetiklediği ifade edilmektedir.

    Biodermogenesi® yönteminin yara oluşturmadan normalleşmeyi tetiklemesi ile deri destek dokusunda normalde diğer tedaviler ile elde edilemeyen doğal kollajen ( yara iyileşme kollajeni normal kollajen dokudan farklıdır) ve elastik doku artışı sağlandığı gibi üst deride renk üreten hücrelerin normal renk üretme yeteneğini yeniden kazanması sayesinde derinin renklenmesi sağlanabilmektedir. Biodermogenesi® yönteminin ağrısız ve günlük hayatı etkilemeyen bir tedavi olması ve elde edilen düzelmenin % 80’lerin üzerinde olması nedeniyle diğer tedavi seçeneklerine göre çok üstün olduğu belirtilmektedir.

    Yöntemin en önemli aşamasında hücreler ve fibroblastlar içine Na+ ve K+ pompalanır. Biodermogenesi® yöntemi cilt içine enerji geçişine izin vermeyen, yüksek oranda değişken olan pozitif ve negatif valens frekanslı elektromanyetik dalgaları özel prob yardımıyla kullanır. Na+ ve K+ bu sayede besleyici faktörleri hücre zarı içerisinden transfer edebildiklerinden hücreleri besler, normal deri metabolizmasının ürettiği toksinlerin hücre içinden atılmasına yardımcı olur. Bu sayede hücrelerde ve fibroblastlarda mitöz % 400 oranında artış gösterir. İyileşme süreci tetiklenir, çatlaklarda doku atrofisine bağlı oluşan derinlik dolmaya başlar. Seanslar ilerledikçe üst derimizde renk üreten melanosit hücrelerinin normal renk üretme yeteneğini yeniden kazanmasıyla çatlakların renklenmesi sağlanır.

    Etkinliği klinik çalışmalarla ve biopsi örnekleri, ultrasonografik sonuçlarla destekli olan Biodermogenesi® yöntemi ile deri çatlaklarının tedavisi ağrısız, deride olumsuz değişikliklere sebep olmayan, günlük hayatı etkilemeyen ve renklenmenin de sağlanabildiği deri çatlak tedavisinde çığır açan bir tedavi tekniği olarak gözükmektedir.

    Seans Sayısı ve Aralığı

    Çatlak tedavisine başlamadan evvel hasta ve doktor tarafından seans sayısını belirlemek için özel bir form dolduruluyor ve bunun neticesinde ortaya çıkan puanlamaya göre, tedavinin kaç seanstan oluşacağı belirleniyor.

    Genel olarak, 10 yıla kadar olan çatlaklarda 15-20 seans, 10 yıl ve üzeri olan çatlaklarda 20 seans ve üzeri bir tedavi programı uygulanıyor.

    Seanslar haftada en az 2, en fazla 3 defa yapılıyor. Buradaki önemli kıstasın 48 saatte bir seans uygulanabilir olması ve daha sık yapmanın ekstra hiçbir fayda getirmediği belirtiliyor.

  • Soğuk havada bile terliyorum diyorsanız…

    Soğuk havada bile terliyorum diyorsanız…

    Aşırı ve sürekli terleme, kişiyi toplumdan soyutluyor, yaşam kalitesini düşürüyor ve ruhsal dengesini bozarak psikolojik sorunlar yaşamasına neden oluyor. “Hiperhidrozis” olarak tanımlanan aşırı terleme rahatsızlığı, soğuk havalarda da kat kat giyilen kıyafetler nedeni ile hastalara zor anlar yaşatabiliyor.

    Aşırı terleme psikolojiyi bozuyor

    Terleme, vücudun ısısını belli bir dengede tutmak için gerekli olan fizyolojik bir durumdur. Kimi zaman aşırı sıcaktan ya da yorucu fiziksel aktivitelerden sonra, kimi zaman da hastalık, heyecan, korku ya da aşırı stresli durumlarda vücut terler. Az ya da hiç terlememek, vücut sağlığı için iyi olmadığı gibi aşırı terleme (hiperhidrozis) de iyi değildir. Özellikle koltuk altı bölgesinde gerçekleşen terleme, aşırı olursa kişinin sosyal ve özel yaşamını olumsuz yönde etkilemekte, kişide psikolojik sorunlara yol açıp, özgüven eksikliğine de neden olmaktadır.

    Stres aşırı terlemeyi tetikliyor

    Tiroit bezlerinin aşırı çalışması, böbrek üstü bezlerinden kaynaklanan bazı hastalıklar, şişmanlık, menopoz, ağır psikiyatrik hastalıklar ve bazı kanserlerin tedavisinde kullanılan ilaçlar aşırı terlemeye yol açabilmektedir. Kimi durumlarda ise altta yatan herhangi bir hastalık bulunmaz. Terleme, stres ve utanma gibi durumlarda da ortaya çıkabilir. Bu durumlarda aşırı terleme genellikle koltuk altı, avuç içi ve ayak tabanında görülmektedir.

    Terleme mantar oluşumuna yol açıyor

    Aşırı terleme, bazı sağlık problemlerine de sebep olmaktadır. Ayaklardaki aşırı terleme, kötü koku nedeniyle çevreye rahatsızlık verdiği gibi ayak ve tırnaklarda mantar gelişimine de zemin hazırlamaktadır. Eldeki terlemeler, kişilerin başkalarıyla el sıkışırken en büyük kabusu olmaktadır. Hatta bazı durumlarda el terlemesi o kadar fazladır ki alet kullanımını (yazı yazarken kalemi tutmak, araba kullanırken direksiyonu tutmak vs.) bile engelleyebilmektedir. Koltuk altı bölgesindeki aşırı terleme, çoğunlukla “kötü koku” ve görüntü kirliliği şikayetleriyle gözlemlenmektedir.

    Botoks ile terleme tedavisi

    Kişinin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen aşırı terlemenin tedavi yöntemlerinin başında botoks gelmektedir. Botoks uygulaması, deri içerisine enjeksiyon şeklinde yapılmaktadır. İşlemden önce terleyen bölgenin genişliği, nişasta iyot testi yapılarak tespit edilmektedir. Ardından enjeksiyon yapılacak bölge, 1.5-2 cm aralıklar ile işaretlenir ve her noktaya botoks deri içerisinde enjeksiyon yolu ile uygulanır. İşlem ortalama 30 dakika sürmekte, etkisi ise ortalama 7-10 gün içerisinde hissedilmeye başlanmaktadır. İlk botoks uygulamasından 4 hafta sonra, kişilerin %82’sinde terlemede %75 oranında azalma olduğu tespit edilmiştir. Terleme sebebi ile günlük aktivitede ve sosyal hayatta sıkıntı yaşayan kişilerin, tedavi sonrası terlemenin azalması nedeni ile psikolojik olarak rahatladığı gözlemlenmektedir. Koltuk altı terleme tedavisinde botoksun önemli bir yan etkisi bulunmamaktadır.

  • Gebelik ve Bulantı Kusma

    Gebelik ve Bulantı Kusma

    Hiperemezis gravidarum (gebelik kusması) , gebenin aşırı bulantı ve kusma şikayetlerine ketoasidoz ve %5 kilo kaybı eklenmesi ile ortaya çıkar. Bu tabloda sıvı kaybı, elektrolit dengesizliği ,asit baz dengesinde bozulma ve bunu takiben ağır beslenme yatersizliği ortaya çıkar. İhmal edilen veya uygun tedavi edilmeyen hastaların kaybedildiği bile rapor edilmiştir.
    Hastaneye yatmayı gerektirecek kadar ağır hiperemzis gebelerin %0.3-2 sinde görülür.

    Belirtiler
    Hastalığın tanımlayıcı şikayeti aşırı nedensiz bulantı ve agresif kusmadır.Diğer eşlik eden bulgular ise pityalizm ( aşırı tükürük salgısı ), halsizlik, yorgunlukdur.

    Hastalar ayrıca uyku bozukluğu, koku duyusunun aşırı hassaslaşması, anksiyete, yutkunma güçlüğü, dikkat azalması, duygu durum bozukluğu yaşayabilirler.

    Tanı
    Özel bir fizik muayene bulgusu yoktur. Hastanın idraryolu enfeksiyonu, sindirim sisteminin diğer hastalıklarından ayırt etmek gerekir.
    İlk Muayene Esnasında Yapılacaklar

    Vital bulgular, kan basıncı ve nabız sayımı,
    Kilo takibi,
    Sıvı dengesinin tespiti
    Troid muayenesi,
    Labarotuvar testleri,
    Nörolojik muayene ve kardiolojik muayene gerekli durmlarda yapılabilir.

    Başlangıç İdrar Tahlilleri
    Tam idrar tahlili
    Serum elektrolit düzeyleri ve keton araştırması
    Karaciğer enzimleri
    TSH ve serbestT3 düzeyleri
    Hematoctrit düzeyi
    Kalsiyum düzeyi
    Hepatit paneli

    Aşağıdaki Görüntüleme Yöntemleri Uygulanır.

    Obstetrik Ultrason: Çoğul gebelik veya trofoblastik hastalık varlığını ekarte etmek için gereklidir.
    Üst abdominal ultrason: Klinik şüphe varsa pankreas ve safra yollarını görüntülemek gerekir
    Abdominal MR/BT: Klinik olarak apendisit gibi sindirim sisteminin akut acil bir hastalığı düşünülüyorsa uygulanır. Abdominal mr/BT hastanın klinik görüntüsü ani başlangıçlı ve gürültülü bir tablo ise ve muayene bulguları hastanın hikayesi hiperemezisden farklı bir durum düşündürüyorsa mutlaka uygulanmalıdır.
    Üst gastrointestinal sistem endoskopisi gebelikte üst gastrointestinal sistemi kanması düşünülüyorsa güvenle uygulanabilecek bir methodtur.

    Tedavi

    Başlangıç tedavisi koryucu, minmal invazifdir. Dietin ayarlanması, sıvı dengesini sağlanması, bulantının baskılanması temel tedavidir.

    İlaç Tedavisi

    Gebelik bulantılarının tedavisinde FDA tarafından onaylı tek ilaç doxylamine/pyridoxin dir. Antihistaminikler, fenotiazin grubu antiemektikler ve motilite düzenleyicleri Metoklopramid (metpamid tablet) kullanılır. İnatçı vakalarda ondansetron (zofran tablet) ve steroidler (deltakortil tablet) kullanılır.
    Bitkisel ürünlerden ise zencefilin faydalı olduğu vakalar mevcuttur.

    Gebenin hayatını tehdit eden ağır dirençli hiperemezis vakalarında gebeliğin sonlandırılmasıda olası bir seçenektir.

  • Saç dökülmesi ve tedavisi

    Saç dökülmesi ve tedavisi

    SAÇ DÖKÜLMESİ
    Farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabilen saç dökülmesi hem kadınlarda hem de erkeklerde ciddi psiko-sosyal problemleri beraberinde getiriyor. Doğru teşhis edildiğinde saç dökülmesini önlemek mümkün.
    Kişinin elini saçına her götürdüğünde elinde saçların kalması ve sabahları yastığında saç bulması saç dökülmesi hastalığının belirtisidir. Buna rağmen günde 50-100 adet saç teli dökülmesinin normal olduğuda bilinmelidir. Ancak pratikte bunun sayılması güçlük çıkartabilir. Esasında kişi önemli oranda saç dökülmesinin olup olmadığını basit bir testle ölçebilir. Üç gün yıkanmamış saçı; işaret ve orta parmak arasına sıkıştırılacak. Bir tutam saç uç bölgeye kadar sıyırılacak. 5 saç telinden fazlasının elimizde kalması dökülmenin önemli olduğunu gösterir.
    Sağlıklı bir insanda saç dökülmeleri 2 aya kadar sürebilmektedir. Yılda 3 kez tekrarlanan saç dökülme süresinin 2 ayı aşması ise bazı ciddi hastalıkların habercisi olabileceği gibi uzman yardımı alınmasını gerektirebilir. Saç dökülmesi genellikle tetikleyici faktörden 3-4 ay sonra başlamakta ve bu faktörler tedavi edildikten 6-12 ay sonra normale dönebilmektedir.
    Saç dökülme nedenleri nelerdir?
    Mevsimsel değişiklikler, stres, demir eksikliği ve hormon bozuklukları saç dökülmesinin nedenlerinden yalnızca birkaçıdır. Ancak saç dökülmelerinin kaynağında ciddi hastalıklar da yatabilmektedir.
    Fiziksel stres: Fiziksel travma, ameliyat, kaza ya da ciddi bir hastalık, geçici olarak saç dökülmesine neden olabilir. Saçın 3 evreden oluşan bir yaşam döngüsü vardır. Saç uzar, bekler ve ardından dökülür. Fiziksel stres sonucu bu döngü bozulabilir ve daha çok saç teli dökülme evresine doğru itilir. Fiziksel travmadan sonra 3 ila 6 ay içerisinde saç dökülmesi belirgin bir şekilde fark edilebilir.

    Duygusal stres: Fiziksel strese kıyasla duygusal stres nedeniyle saç dökülmesine daha az rastlanır. Ölümler, boşanma, iflas benzeri duygusal anlamda kişileri zorlayan dönemlerde, eğer saçlarınız dökülmeye yatkınsa stres bu süreci hızlandırabilir.

    Tiroid bezi hastalıkları:Tiroid bezinin az veya çok çalışması durumunda yaygın saç kaybı görülebilmektedir.
    Anemi: Demir eksikliğinden kaynaklanan anemi (kansızlık) aslında çok kolay bir şekilde düzeltilebilecek bir saç dökülme nedenidir. Kansızlığın halsizlik, baş ağrısı, soluk cilt rengi ve el ile ayaklarda soğukluk gibi başka belirtileri de vardır.
    Doğum: Az önce sözünü ettiğimiz fiziksel strese bir örnek de hamileliktir ve doğumdur. Bu süreçte ayrıca hormonal faktörler de devreye girer. Doğumda 2-3 ay sonra ortaya çıkmaktadır. Çoğu zaman tedavi gerektirmeden kendiliğinden iyileşir.
    Protein eksikliği: Eğer protein yönünden eksik besleniliyorsa, vücut kendisine gereken proteinden tasarruf etmek için saç uzamasını kesecektir.

    Ani kilo kaybı: Ani kilo kaybı da vücut için bir tür fiziksel travmadır. Kilo kaybetmeniz sağlığınız açısından yararlı olsa bile ani şekilde kilo vermek saç dökülmesine neden olabilir.
    – ilaçlar: Bazı kan inceltici ilaçlar, kalp hastalıkları, kanser, tansiyon ve romatizmal hastalıklar için kullanılan ilaçlar , bazı sivilce ilaçları ve antidepresanlarda yan etkilerden biri de saç dökülmesidir. Bu türdeki ilaçların hepsinde bu yan etki olmadığı gibi, burada sayılmayan başka tür ilaçlar da saç dökülmesi yapabilir. Sürekli kullandığınız ilacın saç dökülmesine neden olup olmadığını doktorunuzla görüşebilirsiniz.
    Çinko, B12 ve D vitamini eksikliği:Çinko,bakır, biotin, B12 vitamini, folik asit, eksikliği ve D vitamini eksikliği de saç dökülmesine neden olmaktadır.
    Polikistik over sendromu: Polikistik over sendromunda kadınlık ve erkeklik hormonlarında bir dengesizlik söz konusudur. Androjen hormonunun fazlası yumurtalık kistlerine, kilo kaybına, regl döngüsünde değişikliklere ve saçların zayıflamasına neden olabilir.
    Androgenetik saç dökülmesi(AGA):Saç kaybının en önemli nedeni AGA’dir. Erkek ve kadınlarda tepe bölgesinde saç kayı ile
    seyreder. AGA terimi, genetik bir yatkınlık ile androjenlerin varlığını ifade ederHer iki cinste de başlangıç ergenlik sonrasında
    herhangi bir zamanda oluşabilir. Genellikle başlangıç 30 ve 40. yaşlardır. Klinik olarak erkeklerde 17 yaş, kadınlarda 25-30 yaşlarında farkedilir.
    Saç Dökülme Tedavisi:
    Yapılacak muayene ve tetkik sonucunda bir hastalık tespit edilirse (hipotiroidi, polikistik over gibi) bu hastalığın tedavi edilmesi saç dökülme sorununu çözecektir. Yine demir, B12 gibi ücutta bir eksiklik görülürse bunun giderilmesi sorunu çözecektir. Herhangi bir hastalık veya eksiklik tespit edilmediği durumlarda ise finasterid, minoxidil, d-panthenol gibi ilaçlarla sorun ortadan kaldırılmaya çalışılır.
    Ayrıca saç dökülmesi tedavisindede özel rolü rolü olan diğer 2 tedavi seçeneği saç mezoterapisi ve PRP (Platelet rich plazma) tedavisidir.
    Mezoterapi uygulaması saç besleyici ve geliştirici özelliği olan, aminoasit, vitamin, mineral gibi bileşenlerden oluşan kokteylerin ince uçlu özel iğneler ile tabanca veya manuel olarak saç derisine uygulanması şeklindedir.
    PRP tedavisi ise son zamanlarda geliştirilmiş bir tedavi seçeneğidir. PRP kişinin kendi kanının özel bir cihazla ayrıştırılması sonucu elde edilen trombositten zengin plazmadır. Cilt gençleştirme, sivilce izlerinin giderilmesi, cilt lekesi gibi dermatolojik durumların yanısıra saç dökülmesinde de başarıyla uygulanmaktadır. Hazırlanmış olan materyal mezoterapi tekniği ile hastanın saç derisine uygulanmaktadır.
    Sonuç olara saç dökülmesi önlenebilen bir süreçtir. 2 aydan fazla süre devam eden saç dökülmesinde dermatoloji uzmanına müraacat etmek önem arzetmektedir.

  • Yüzdeki güneş lekesi (melazma) ve tedavisi

    Güneş lekeleri (melazma) türü lekeler doğuştan olmayan, genellikle yüzde görülen kahverengi oluşumlardır. Kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülür. Yüz bölgesinde sıklıkla iki taraflı ve simetriktir. Güneş lekesi histolojik olarak yüzeysel, derin ve karışık tip olarak ikiye ayrılır. Yüzeysel güneş lekeleri tedaviye daha iyi yanıt verir. Güneşlenme, hamilelik, hormon tedavileri ve doğum kontrol hapları güneş lekesini tetikler.

    Güneş lekesi oldukça yaygın bir problemdir. Genç kadınlarda görülme oranı yüksektir. Koyu tenli kişilerde daha sık ortaya çıkar. Nedeni bilinmemektedir. Güneş lekesi olan kişilerde tiroit hastalıkları sıklıkla görülebilir. Ancak güneş lekesi ve tiroit hastalıkları arasında kesin bağlantı kurulamamıştır.

    Yüzdeki güneş lekeleri genellikle üst dudak yanaklar ve alın gibi güneşe açık bölgelerde gözlenir. Nadiren çene ve ön kollarda oluşabilir. Deriden koyu renkli düzensiz sınırlı deriden kabarık olmayan lekeler şeklinde kendini gösterir. Derin tip güneş lekesi mavi-gri, karışık tip güneş lekesi kahve-gri refle verebilir. Güneş lekesi genellikle yaz aylarında ve solaryum sonrasında koyulaşma eğilimi gösterir

    Wood’s lamb (ultraviyole lamba) güneş lekesinin derinliğini tespit edebilir. Wood’s lambası ile leke belirginleşiyor ise yüzeysel, değişiklik olmuyorsa derindir. Güneş lekesi yani melazmalı hastaların sürekli geniş spektrumlu güneşten koruyucu kullanmaları ve solaryum benzeri yapay ışık kaynaklarından uzak durmaları gerekir. Hormon ilaçları ve doğum kontrol hapları çok gerekmedikçe kullanılmamalıdır.

    Yüzdeki Güneş Lekeleri ( Melazma) Nasıl Geçer ?

    Güneş Lekesi ( Melazma) Tedavisi:Güneş lekesi ( melazma) tedavisinde sürülerek kullanılan leke kremleri, ağızdan alınan antioksidan haplar, lazer tedavileri ve kimyasal peelingler tek başına veya birlikte kullanılabilirler. Güneş lekeleri ( melazma) şikayeti olanların düzenli olarak yaz kış, gün içinde 4 saatte bir en az 30 faktörlü güneşten koruyucu ürünler kullanmaları gerekir. Ayrıca güneşten koruyucu kullanırken bile çok fazla direk güneşe maruz kalınmamalı, gölgede durmaya özen göstermeli ve şapka, gözlük takılmalıdır. Güneş lekesi ( melazma) yani melazma tedavisinde dikkatli olunmalıdır. Leke tedavisi yapılırken çok agresif tedavilerden kaçınmak gerekir lekeyi tetikleyebilir.

    Lazer tedavileri
    Leke açıcı kremler
    Kimyasal peeling
    Mezoterapi- PRP

    Lazerle Güneş Lekesi ( Melazma) Tedavisi: Leke tedavisinde kullanılan lazerler, soyarak veya renk hücrelerini (melanosit) tahrip ederek etkili olmaktadır.
    Intense pulsed light (IPL),
    Pulsed dye lazer (510 nm),
    Q- switched ND: YAG lazer (1064 nm),
    Fraxionel lazerler

    Lazer tedavileri, bu tür lekelerde kullanılabilir. Ancak dikkatli olunmalıdır. Lekelerde artış veya kısa sürede lekelerde tekrar görülmektedir.

    Güneş Lekeleri ( Melazma) İçin Krem: Güneş leke tedavisinde ilaçlar genel olarak krem olarak kullanılırlar. Leke tedavisinde kullanılan maddeler tedavide farklı mekanizmalarla etkili olurlar. Leke ilaçlarının başlıca etki mekanizmaları şunlardır:

    Renk maddesi (melanin) oluşumunda görevli Tyrosinase enzimini baskılar
    Renk maddesinin (melanin) melanositlerden diğer hücrelere geçişini engeller
    Renk hücreleri melanositlere zarar verir
    Cildi yeniler (antioksidan krem ve haplar, retinoidler, meyve asitleri )

    Yüzdeki Güneş Lekeleri ( Melazma) İçin Kimyasal Peeling: Leke tedavisinde meyve asitli peelingler ve TCA peeling tedavide kullanılabilir. 1-4 hafta aralıklarla ortalama 5 seans tedavi gerekmektedir. Kimyasal peeling cildi yenileyerek ve kullanılan leke ilaçlarının emilimini arttırarak etkili olabilmektedir. Kimyasal peeling koyu tenli kişilerde dikkatli uygulanmalıdır. Derine kaçan kimyasal peeling işlemlerinde lekelerde artış olabilir. Bu yüzden kimyasal peeling çok dikkatli uygulanmalı, cildi soymak adına agresif davranılmamalıdır. Ters tepebilir.

    Yüzdeki Güneş Lekeleri ( Melazma) İçin Mezoterapi Ve PRP: Leke tedavisinde leke bölgesine, deri altına küçük miktarlarda C vitamini, glutation, transexamic asit, pyrüvic asit gibi maddelerin enjekte edilmesi leke rengini açabilmektedir. Klasik bir yöntem olmayıp diğer yöntemler başarılı olmadığında düşünülebilir.

    Plazma yani PRP yöntemi leke giderilmesinde lazer ile kombine edildiğinde leke tedavisinde başarılı olabiliyor. Genel olarak cildin lekeli kısımları, güneşten daha fazla hasar görmüş cilt alanlarıdır. PRP yöntemi leke tedavisinde 2 ila 4 haftalık aralarla 3-4 seans yapılması gerekir. Cildi yoğun şekilde onaran PRP yöntemi ve leke lazerlerinin birlikte kullanılması lekelerin kaybolmasını veya azalmasını sağlıyabiliyor. Aynı zamanda cildin gençleşmesine de katkıda bulunuyor.