Etiket: Tedavi

  • Bel fıtığı ameliyat seçenekleri

    Bel bölgesinde 5 adet omurga ve bunların arasında da disk denilen yapılar vardır. Sağlıklı bir bel; omurga, omurgayı birbirine bağlayan eklemler, bağ yapıları, diskler, omurilik kesesi ve kasların normal anatomik beraberliği ile olanaklıdır. Gövdenin tüm ağırlığının bacaklara aktarımı bel bölgesinde yerleşik bu yapılar aracılığıyla olur. Bu yapılardan bir veya birkaçında oluşabilecek sorunlar, bel ağrısına neden olur. Tıpta lomber disk hernisi denilen ancak günlük kullanımda hastaların bel fıtığı olarak adlandırdıkları hastalık, omurgalar arasındaki disk denilen yapılardan gelişmektedir. Erişkinlerin %80’i, yaşamlarında en az bir kez ciddi bir bel ağrısı atağı geçirirler. Bu sorun da çoğunlukla yatakta dinlenme ve/veya ilaç tedavisi ile çözülür. Bel ve bacaklara vuran ağrının en önemli nedenlerinden biri; bel fıtığıdır. Bel fıtıklarının çoğu son 2 disk yapısından kaynaklanır. Fıtıklaşan disk bel ağrısı oluşturabilir veya omurilikten çıkan sinir köklerine bası yapıp bacak ağrısına neden olabilir.

    Sizin şikayetlerinizi ve hastalık öykünüzü dinlemek, muayenenizi yapmak, gerekli laboratuvar ve radyolojik incelemeleri uygulamak sonrasında tanınızı belirledikten sonra tedavi planında temel olarak önümüzde 2 seçenek olacaktır. Bunlardan biri istirahat, ilaç tedavisi, fizik tedavi uygulamaları, ağrı tedavisine yönelik girişimsel uygulamaları içeren tedavilerdir. Diğer tedavi yöntemi ise cerrahidir. Beyin ve sinir cerrahi uzmanı olarak bunlardan hangisinin uygun olduğuna yukarıda belirttiğim süreç sonrasında karar verip size öneride bulunacağım. Cerrahi tedaviye karar vermemde temel etkenler: Hastanın sosyal ve iş yaşamını ileri derece etkileyen ve dinlenme-ilaç tedavisine yanıt vermeyen ağrı, idrar ve gaita sorunları, bacakta ve/veya ayakta kuvvet kaybıdır.

    Özellikle son yıllarda cerrahi tedavi konusunda hastalarımızın akıllarında bir kavram kargaşası yaşanmaktadır. Bu yazıyı yazmamın amacı da cerrahi tedavi seçeneklerini daha anlaşılır bir dille sizlere anlatmaktır. Cerrahi tedavide amaç, ağrı ve bacakta güçsüzlüğe neden olan fıtıklaşmış diskin sinire olan basısının ortadan kaldırılmasıdır. Lomber disk hernisi olan hastaya açık diskektomi, mikrodiskektomi veya tam kapalı (endoskopik) diskektomi ameliyatı önerilebilir.

    Açık diskektomi ameliyatı genel anestezi altında, hasta yüzüstü veya diz-dirsek pozisyonunda uygulanır. Ciltte yapılan 2-4 cm’lik kesiden yapılır. Daha sonra kas dokusu sıyrılarak ekartör yerleştirilir. Omurganın arkasındaki kemik dokudan küçük bir pencere açılarak, hemen altındaki bağ dokusuna ulaşılır ve bu dokunun bazen alınarak bazen bağ dokusunda da küçük bir giriş yeri açılmasını takiben omurilik kesesi ve buradan çıkan sinir kökü görülür. Sonrasında hastada yakınmayı artıran sinir köküne basan fıtık parçası görülür ve çıkarılır. Daha sonra fıtığın oluştuğu disk mesafesine girilerek diskektomi işlemi yapılır ve kanama kontrolu yapıldıktan sonra ameliyat sonlandırılır.

    Mikrodiskektomide (mikroskop kullanılarak yapılan bel fıtığı ameliyatı) ise daha küçük cilt kesisi kullanılır ve daha az kas dokusu ekarte edilir. Bu da hastanın ameliyat sonrası döneminin daha rahat ve ağrısız geçmesine neden olur. Daha az kas dokusunu ekarte ederek ameliyat yapmak, ameliyat sonrası DAHA AZ KAS SPAZMI, YANİ DAHA AZ AĞRI demektir. Ameliyatta kullanılan mikroskop ise dokuların daha büyük, 3 BOYUTLU ve çok ayrıntılı tanınmasını sağlayarak komplikasyon olasılığını azaltır.

    Ben mikrodiskektomi sonrası hastalarımı 6 saat sonra ayağa kaldırıyorum. Bu erken hareketlenme hastanın geceyi daha rahat geçirmesini ve tuvalet gereksinimini kendisinin yardımsız yapmasını sağlıyor. Hastaların geceyi ağrısız geçirmelerini sağlamak için anestezi uzmanı arkadaşlarımın hazırladığı, PCA denilen dijital hasta kontrollü ağrı önleme cihazı kullanıyorum. Bu cihaz ağrı kesici özelliği oldukça yüksek olan ilaçları hastaya düzenli olarak vermekte, hasta ağrı hissetiğinde cihazın düğmesine basarak EK DOZ ilaç alabilmektedir. Ancak cihaz dijital özelliğinden dolayı hastaya verilebilecek dozu kendi ayarlamakta, belli bir doz sonrasında ilacı vermemektedir. Böylece hastaların geceyi maksimum konforda geçirmesi sağlanmaktadır. Hastalar çoğunlukla 1-2 gün hastanede kaldıktan sonra taburcu edilmektedir. Ameliyat sonrası süreç için ‘Bel Fıtığı Ameliyatı Sonrası Merak Ettikleriniz’ başlığına bakabilirsiniz.

    Tam kapalı bel fıtığı ameliyatı (full endoscopic) bel bölgesinde arkadan veya yan taraftan girilerek yapılır. Yan taraftan yapılan endoskopik girişimde bütün diğer yöntemlerden daha küçük bir cilt kesisi kullanılır. Son 10 yılda endoskopik yöntemler tıpta çok güncel hale gelmiş ve beyin cerrahisinde de kendine önemli bir yer edinmiştir. Bel bölgesinde yan taraftan girilerek yapılan tam kapalı bel fıtığı ameliyatı 1cm’lik bir kesiden fıtıklaşmış disk alanına sokulan 4 mm’lik bir endoskop yardımıyla ekrandan cerrahi saha görülerek gerçekleştirilir. Ameliyatlar lokal ve epidural anestezi altında gerçekleştrilir. Bu nedenle hastanede günübirlik yatış yapılmakta, hastalar ameliyattan 6 saat sonra taburcu edilebilmektedir.

    Ben tam kapalı bel fıtığı ameliyatı sonrası hastalarımı 4 saat sonra ayağa kaldırıyorum. Bu erken hareketlenme hastanın günü daha rahat geçirmesini ve tuvalet gereksinimini kendisinin yardımsız yapmasını sağlıyor. Hastalar çoğunlukla aynı gün taburcu oluyorlar.

    Tam kapalı bel fıtığı ameliyatı KOMPLİKASYON ORANI OLDUKÇA DÜŞÜK VE HASTA KONFORU SON DERECE YÜKSEK bir ameliyattır. Hastalar ameliyat sonrası hastaneden aynı gün taburcu edilmekte ve evde 3 gün dinlenme sonrası işlerine dönebilmektedirler.Tam kapalı bel fıtığı ameliyatı için hastanın uygun olup olmadığı kararı beyin cerrahınındır. Tam kapalı bel fıtığı ameliyatı için belirli kriterlerin sağlanması gerekir.

    Tüm bu ameliyat çeşitlerinden hangisinin hasta için uygun olduğu kararı ise beyin cerrahınındır. Tam kapalı bel fıtığı ameliyatı için belirli kriterlerin sağlanması gerekir. Bu operasyonlar sonrası nüks oranlarına baktığımızda; genellikle %5-12 arasındadır.

    Sağlıklı günler dilerim.

  • Trigeminal nevralji nedir? Nasıl tedavi edilir?

    Trigeminal nevralji, direkt olarak beyinden çıkan 12 çift sinirden beşincisi olan “trigeminal sinir”in tutulduğu, çok şiddetli ağrılarla seyreden bir hastalıktır. Trigeminal sinir, yüzün yarısının sıcak, soğuk, acı, dokunma gibi duyularını hissetmemizi sağlayan sinirdir. Alt çene, üst çene ve göz bölgesine giden üç dalı vardır. Bunların birincisi, göz çevresinde, ikincisi, üst çene ve yanak bölümünde, üçüncüsü ise alt çeneye dağılan sinirlerdir ve bu sinirlerden beyne ileti gider. Ayrıca üçüncü sinir dalı, çiğneme kaslarının hareketlerini de kontrol eder. Trigeminal nevralji de en fazla üçüncü ve ikinci sinir dalları tutulur ve birden fazla dalın aynı anda tutulduğu ağrılarda olur. Genellikle 30 yaşından sonra ve çoğunlukla kadınlarda görülür.

    Trigeminal nevraljinin en sık sebebi sinirin komşuluğundaki damarsal oluşumlardaki yapısal farklılıklar ve bozukluklardır. Bunun yanı sıra kemik yapıdaki farklılıklar, kafa içindeki iyi veya kötü huylu kitleler de trigeminal nevralji nedeni olabilirler. Hastayı, günlük aktivitelerini, hatta yaşamsal işlevlerini dahi yapamaz duruma getirebileceğinden en kısa sürede tanının konması ve tedavi edilmesi gereken ciddi bir rahatsızlıktır.

    Ağrı, trigeminal sinirin yayıldığı yüz bölgesinde, kısa süreli (birkaç saniye ile bir-iki dakika arası), tekrarlayan, elektrik çarpması tarzındadır. Genellikle yüzün dış kısmında, ağız içinde ağrının başlamasını tetikleyen noktalar bulunur. Bu sebeple hasta bu bölgelere dokunmaz, dokundurtmaz; yüz yıkama, diş fırçalama, hatta yeme gibi işlevlerden kaçınır. Tıraş olmak, makyaj yapmak, konuşmak, gülümsemek ve yemek yeme gibi eylemler zorlaşır. Ağrı krizleri zaman içinde daha şiddetli ve daha sık hale gelir.

    Trigeminal nevralji, tedavisi olmasına rağmen geçmeyen bir hastalıktır ve tedavisi oldukça uzun sürer. Trigeminal nevraji tedavisinde ilaç tedavisinin yetmediği durumlarda cerrahi tedavi uygulanabilir. Hasta 50 yaşın üzerinde ise genellikle açık cerrahi uygulanır.

    Trigeminal nevralji tedavisinde girişimsel tedavi yöntemleri de uygulanır. Perkütan radyofrekans termokoagülasyon tedavisi, trigeminal sinir çevresine gliserol enjeksiyon uygulaması, perkütan balon tedavisi gibi girişimsel tedavi yöntemleri uygulanabilir. Bunların dışında yüz nevraljisi tedavisinde rehabilitasyon tedavileri, akupunktur tedavisi, elektrik stimülasyon (tens) tedavisi (sinirlerin elektrik akımı ile uyarılması), masaj tedavisi gibi alternatif tedavi yöntemleri de uygulanabilir.

  • Bel fıtığı (lomber disk hernisi)

    Bel fıtığı günümüzde ağırlaşan çalışma şartları ve strese bağlı olarak gerçekleşen bir sinir sistemi hastalığıdır.

    Sırtımızda hemen hemen boyun bölgesinden başlayıp kalçamızdan daha aşağıya kadar uzanan ve omurilik kanalını oluşturan 31 adet omur vardır. Bu omurlardan beş tanesi fıtıklaştığı zaman sorunlar yaşanan bel bölgesinde bulunur. Bu omur kemiklerinin arasında hareketi kolaylaştıran, omurganın dayanıklı olmasını sağlayan ve darbelere karşı koruyucu görev yapan disk şeklinde özel bir bağ dokusu bulunur. Bu disk iç ve dış tabaka olmak üzere iki kısımdan oluşur. Dıştaki tabakanın yapısı bozulunca içte bulunan yumuşak tabaka dışarıya doğru taşar. Bu taşan (fıtıklaşan) kısım omurilik kanalındaki sinirlere baskı yapar ve bu sinirleri sıkıştırır. Bu şekilde ortaya çıkan hastalığa “bel fıtığı “denir.

    Bel fıtığı genel olarak insanlarda ağır kaldırmaya bağlı çalışma şartlarına maruz kalanlar (sanayide çalışanlar, taş ocakları vb.) veya oturarak çalışanlarda ( kepçe operatörü, kamyon veya tır şoförleri, masa başı memurlar vb) sıklıklar görülen bir hastalıktır. Bel fıtığı cinsiyet ayırt etmeksizin birçok kişide görülmektedir. Bel fıtığı genel olarak 30 ile 50 yaşları arasında görülmektedir. Bel fıtığı hastalığı genel olarak gerekli tedavileri yapılmadığı ve önlemleri alınmadığı takdirde ciddi kalıcı rahatsızlar vermektedir. Bundan dolayı bel fıtığı rahatsızlığını kesinlikle hafife alınmamalı ve gerekli tedavi yapılmalıdır.

    Bel fıtığının en büyük belirtisi belde ve bacakta oluşan ağrıdır. Hasta doktora gittiğinde “belimin ağrısı bacağıma vuruyor” der. Ama sadece bel veya sadece bacak ağrısı da olmuş olabilir. Bacakta uyuşma, güç kaybı görülebilir. Ayrıca daha önce yaptığı hareketleri yapmada zorlanma, hareketlerin kısıtlanması ve yürürken topallama görülebilir. Bel fıtığının daha ilerlemiş ve şiddetli şekillerinde cinsel yaşamda sıkıntılar, idrarını ve büyük abdestini yaparken zorlanmak ya da idrarını tutamamak görülebilir. Bacaklarda felç oluşabilir ya da bacağın hissetmesi azalabilir. Hastanın şikâyetleri bu duruma geldiğinde ise operasyon kaçınılmaz seçenek olur.

    Bel fıtığı hastalığı çok çabuk ve kolay bir şekilde teşhisi konulmaktadır. Yapılan bir MR, ultrason gibi, tetkiklerle hastalık belirlenebilir. Bu şekilde bel fıtığı teşhisi konulduktan sonra tedavisi planlanır. Bel fıtığı tedavisi genel olarak 3 aşamada gerçekleşir. Hastalığın derecesine göre ilk olarak yatak istirahati ve ilaç tedavisi, sonra Fizik tedavi ve Rehabilitasyon ve son olarak cerrahi müdahale ile tedavisi gerçekleşir. Bundan dolayı, uzman bir doktor kontrolünde teşhisin konulması ve tedavi sürecinin belirlenmesi önemlidir.

  • Bel- omurga enfeksı̇yonları

    Bazı durumlarda omurga kemik yapısı, omurlar arasındaki yastıkçıklar (disk), omuriliği saran zar (dura mater) veya omuriliğin etrafınaki boşluk içinde enfeksiyon gelişebilir. Enfeksiyonun nedeni çeşitli bakteriler veya mantarlardan birisi olabilir.
Omurga enfeksiyonları bir omurga ameliyatı sonrası oluşabilir yada bazı risk faktörleri taşıyan hastalarda kendiliğinden gelişebilir. Enfeksiyon için risk faktörleri, kötü beslenme, bağışıklık sistemi bozuklukları, HIV enfeksiyonu, kanser, şeker hastalığı ve şişmanlık olarak sayılabilir. Ayrıca ülkemizde çiğ süt ve süt ürünleri tüketen vatandaaşlarımız da brucella bakterisine bağlı oluşan enfeksiyonlar için risk altındadır.

    Omurga Enfeksiyonlarının Belirtileri

    Ateş
Halsizlik
Baş ağrısı
Boyun sertliği
Operasyon yarası yerinde şişlik Hassasiyet
Kızarıklık
Akıntı
Ağrı şeklinde ortaya çıkabilir.

    Bazı vakalarda hasta kol ve bacaklarında uyuşukluk, his kaybı, kas kuvvetlerinde zayıflık gibi bulgular hissedebilir. Bu bulgular bazı hastalarda çok sinsice yerleşirken bazı hastalarda ise daha başlangıçtan şiddetli olarak ortaya çıkar.

    Omurga Enfeksiyonlarının Ortaya Çıkma Şekilleri

    Epidural Apse: Epidural apselerin geleneksel tedavileri cerrahi olmuştur. Hastanın nörolojik durumu ve MRG bulguları tedaviyi belirleyici etkenlerdir.T2 ağırlıklı kesitlerde hiperintens, merkezinde kontrast madde tutmayan, periferisi kontrast tutan kolleksiyonlar sıvı kıvamındadır ve kolaylıkla boşaltılabilinir. Nörolojik defisiti olmayan ,sıvı içerikli epidural apse’lerde bakteriyolojik tanı varsa tıbbi tedavi uygulanabilir. Tıbbi tedaviye yanıt vermeyen, bakteriyolojik tanısı bulunmayan,nörolojik tablosu düzelmeyen veya kötüleşen olgularda cerrahi girişim uygulanması gereklidir.

    Tüberküloz: Mycobacterium tuberculosisi’in damlacık enfeksiyonu ile akciğerlere yerleşmesinin ardından bu fokusdan hematojen yolla bir segmental arter yaracılığıyla vertebra korpusunu tutar. Bir segmenter arterin iki vertebrayı sulaması nedeniyle birden fazla segmenti tutar.

    Patoloji arka elemanlardan çok vertebra cisine yerleşir.Kemikte yavaş gelişen bir nekroz, granülasyon dokusuyla kazeifikasyon nekrozu kemiğin yerini alır. Vertebra cisim çökmesi sık görülür.
Bilgisayarlı tomografide (BT) kalsifiye paraspinal bir yumuşak doku kitlesinin görülmesi spinal tüberküloz başka bir deyişle Pott hastalığı için karakteristikdir.

    Hastalığın başlangıcında disk tutulumu olmaksızın kemik lezyonun manyetik rezonans görüntülemede (MRG) gözlenmesi mümkündür. MRG’de T1 ağırlıklı görüntülerde disk aralğının daraldığı ve komşu omurga kemik iliklerinin düşük sinyal intensiteli görüntüleri izlenir. T 2 ağırlıklı serilerde disk aralığında ve etkilenen omurga gövdelerinde yüksek sinyal intensitesi görülür. Pyojenik vertebral osteomyelit ile Potthastalığını radyolojik olarak birbirinden ayırt etmke kolay olmayabilir. Pott hastalığında disk mesafesi korunmuştur,kifoz gelişimi ve paraspinal apse oluşumudaha fazladır.

    Hastalığın tedavisinde kemoterapi ve cerrahinin yeri vardır. Cerrahi için endikasyonlar nörolojik defisit,spinal instabilite, angulasyon ve kifoz gibi deformiteler, tıbbi tedaviye yanıt alınamaması ve biyopsi ile tanı konulamamasıdır.
Antitüberküloz kemoterapi İzoniazid, Etambutol, Rifampisin kombinasyonunu içermektedir.Tedavi en az 6 ay olamk üzere bir yıl ve gerekli durumlarda daha uzun yapılmalıdır.

    Diskit: Nukleus pulposus’un primer enfeksiyonu olup kartilaj endplate ve vertebra cismini sekonder olarak etkiler.Genellikle iyi huylu seyreden, kendi kendini sınırlayan bir enfeksiyondur. Hareketle şiddetlenen lokal bel ağrısı perineye, bacağa, skrotuma yayılabilir.

    BT’de endplate fragmantasyon, paravertebral yumuşak doku artışı ve yağ planlarının kapanması veya paravertebral abse görünümü olabilir. Beyaz küre sayısı genellikle normal sınırlardadır. Direkt kültür yapışabilirse Staphylococcus aureus en yaygın etken mikrooganizmadır.

    Tedavi immobilizasyon ve antibiyotik kullanımını içerir. Antibiyotikler 4-6 hafta İV ve daha sonraki 4-6 hafta oral veya sedimantasyon normale düşene kadar İV daha sonra oral olmak üzere iki şekilde uygulanır.

    Bruselloz: Enfekte hayvansal gıdalar (süt ve süt ürünleri) ile insana bulaşan bir bakteri enfeksiyonudur.İnsanda en sık görülen, virülans ve invazif etkisi en fazla olan tip Brusella melitensis’dir. Kemik tutulum en sık görülen komplikasyon olup omurga ve sakroiliak eklemler en sık tutulan bölgelerdir.

    Spinal bruselloz kanlanması iyi olan superior endplate’den küçük bir destrüksiyonla başlar ve ilerleyerek tüm vertebra cismini ve disk aralığını tutar. En çok L4 ve L 5 vertebraları tutulur. Klinik presentasyon sıklıkla bel ve eklem ağrıları şeklindedir.
Radyolojik tanıda en yardımcı yöntem MR’dır ve endplate tutulumu, diskitis, faset eklem tutulumu, granülomatöz dokular, epidural ve yumuşak doku apseleri görülebilirAyırıcı tanıda tüberküloz düşünülür.

    Brusella spondilitinin esas tedavisi medikaldir. Doksisiklin 200 mg/gün ve rifampisin 600-900 mg/gün dozlarıyla 6-8 hafta önerilmektedir.

    Omurga Enefeksiyonları Tedavi Yöntemleri

    Cerrahi olmayan tedavi yöntemi: Antibiyotik kullanımı, antitüberküloz tedavisi ve mantar enfeksiyonu için antifungal tedavileri içerir. Tedavinin cinsi ve süresi enfeksiyonun şiddeti ve neden olan mikroorganizmaya gore değişir.

    Antibiyotik ve antifungal ilaçlar damardan veya ağızdan verilir. Damardan ilaç verilmesi durumunda bu tedavi hastanede veya takılacak bir kataterin yardımı ile ayaktan veya evde bir sağlık görevlisinin denetiminde yapılabilir. Tedavi süresi 7-10 gün gibi kısa bir sure olabileceği gibi 6-12 hafta gibi uzun bir sure de olabilir. Bazı durumlarda doktorunuz ağrının control altına alınması ve omurganın dinlendirilmesi için korse tedavisi verebilir.

    Cerrahi olan tedavi yöntemi: Çeşitli seçenekler vardır. Seçenekler enfeksiyonun çeşidi, yeri, absenin büyüklüğü, yarattığı harabiyet ve hastanın bağışıklık sistemine göre değişebilir. En basiti apse boşaltılması ve enfekte dokuların temizlenmesi (debritman) iken bazen harap olmuş omurların yerine geçecek kafesler ve enstrümentasyonların kullanması gerekebilir. İşlem sonrası bazen yara kapanıp içeriye dren konarken, bazende yara açık bırakılıp periyodik yıkanabilir veya basınçlı doku örtüleri (woundvac) ile negative basınç uygulayarak sürekli drenajın sağlanması gibi bir yol izlenebilir.

  • Skolyoz nedir? Neden oluşur?

    Omurganın önden ya da arkadan bakıldığında görülebilen, “S” veya “C” biçiminde yanlara doğru kıvrılmasıdır. Bunun sonucunda omurga döner ve bir omuz ve bir kalça diğerinden yüksek görünür. Genetik olanları varsa da genellikle çoğunun nedeni bilinmemektedir. (idiopatik skolyoz) Tek başına olabileceği gibi, kifoz (arkadan öne doğru anormal bir eğrilik) ile beraber de görülebilir (Kifoskolyoz).

    NEDEN OLUŞUR? NE ZAMAN ORTAYA ÇIKAR?

    Skolyoz çok çeşitli nedenlerle ve herhangi bir yaşta ortaya çıkabilmektedir. En sık kaşılaşılanlar 10′lu yaşlarda ortaya çıkmaktadır. Daha önce düzgün olan bir omurgada, bilinmeyen bir nedenle (idiyopatik) ortaya çıkabilir. Genellikle omurgadaki bir kusura veya birbirine kaynamış kaburgalara bağlı olduğu düşünülmektedir.

    Bunun yanı sıra yine sıklıkla karşılaşılan bir diğer skolyoz ise, anne karnındaki etmenler nedeniyle ortaya çıkan ve doğuştan itibaren bulgu veren doğumsal (konjenital) skolyozlardır. Annenin gebelik sırasında geçirdiği enfeksiyonlar, şeker hastalığı, bazı vitamin eksikliklerinin neden olduğu düşünülmektedir. Spastik çocuklarda ya da çocukluk çağında felç geçirenlerde görülmektedir.

    Sağlıklı doğmuş çocuklarda, sonradan gelişen Polio (çocuk felci), beyin felci veya kas distrofisi (erimesi) gibi durumlara bağlı olarak kasların felci sonucunda oluşabilir.

    NASIL İLERLER?

    Skolyoz büyümenin devam ettiği buluğ çağı boyunca hızlı bir ilerleme gösterir. İskelet gelişiminin tamamlanıp büyümenin durduğu yaşlarda ilerleme ileri eğrilikler hariç durur. 50 derece özelliklede 70 derece üzeri eğrilikler erişkin yaşlarda oldukça az olmasına karşı ilerleme gösterirler.

    NE ZAMAN SKOLYOZDAN ŞÜPHELENİLMELİDİR?

    Omurganın yana doğru eğriliği,

    Bir omuzun yüksekte kalması,

    Omuz ve kalçaların simetrik durmaması,

    Bel girintilerinde asimetri şeklinde bir duruş bozukluğu oluşması,

    Tekrarlayan, geçmeyen sırt ve/veya bel ağrısı

    Yorgunluk

    Nefes darlığ

    TANI VE TEDAVİSİ

    Halen günümüzde skolyozu ortadan kaldıracak bir tedavi bulunmamaktadır. Ancak ilerleyen dönemlerde hastada baş gösterebilecek eğrilikten kaynaklanan akciğer hastalıkları, solunum sıkıntısı ve organ sıkışmalarının da önüne geçilmesi şarttır. Bu amaçla yapılan cerrahi tedaviler; varolan ve kabul edilemez varsayılan bir deformitenin, bir hastalığın, kabul edilebilir varsayılan başka bir hastalığa çevrilmesidir.

    Hastalığın tanısı için farklı pozisyonlarda omurga röntgenleri ve skolyozometre (omurganın eğrilik miktarını ölçe alet) ölçümleri, skolyozun miktarını belirleyebilmek üzere yapılabilecek testler bulunmaktadır.

    Tedavi, eğriliğin miktarına ve kemik büyümesinin hangi aşamada olduğuna göre belirlenir. Tedavi, erken başlandığı ölçüde başarılı olur. Hekiminiz egzersiz, sırt kuşağı kullanımı, ameliyat veya bu tedavilerinden birini veya bir kaçını kullanmanızı tavsiye edebilir.

    30 dereceden az olan Skolyozlar için tedaviye gerek yoktur, fakat 6 aylık aralarla gidişatın izlenmesi gerekir. Gövde kaslarını kuvvetlendirici egzersizler, eğriliğin artmasını önlemede yeterli olabilir. 30 ila 50 derece arsındaki omurga eğrilikleri, kuşak kullanımı ve egzersizler ile kontrol altında tutulabilir. Kuşak ile omurga asimetrik basınçlara karşı desteklenir ve hasta büyüdükçe, vücuda uyum sağlıyacak şekilde modifiye edilebilir. Kuşağın, geç ergenlik döneminde, kemik büyümesi durana kadar kullanılması gerekir.

    40 derece veya üzerindeki skolyozlarda, eğrilik kemik büyümesi durduktan sonra da artmaya devam edebileceği için, genelde ameliyat ile düzeltme gerekir

  • Felç ve inme nedir? Neden olur?

    Felç ve inme nedir? Neden olur?

    İnme basitçe beynin damarsal sebeplerle bir kısım işlevini kaybetmesi olarak tanımlanabilir. Genellikle halk arasında felç olarak da tanınır, ancak her felç beyin damarlarından kaynaklanmadığından inme değildir (örneğin çocuk felci, yüz felçlerinin çoğu gibi). Damar tıkanıklığı veya kanama sonucu olabilir. Sonuçta işlevini kaybeden bölgeye göre belirtiler oluşur. Örneğin beynin sol tarafında (orta-dış bölgelerde) bir tıkanıklık olduğunda hasta karşı tarafta yüz-kol-bacakta güç ve his kaybı, konuşma bozukluğu olurken, sağ tarafta aynı bölge tutulduğunda konuşma korunur.

    İnme neden olur?

    Halk arasında kalp krizi sebepleri daha iyi bilindiğinden bu örnek üzerinden gidebiliriz. Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, diyabet, obezite ve sigara nasıl kalp damarlarında tıkanıklık yapıp o bölgenin kanlanmasını bozarak işlevini kaybettiriyorsa, beyinde de aynı sebeplerle tıkanma ile inme ortaya çıkar. Ayrıca özellikle yaşlılarda sıklıkla kalpteki ritim bozukluklarında düzensiz dolaşım sonucu oluşan pıhtıların koparak beyin damarına ulaşıp tıkamasıyla da inme oluşabilir.

Kanama ise çoğunlukla yukarıda bahsedilen sebeplerle damar cidarının elastikiyetini ve dayanıklılığını kaybetmesi ile yüksek tansiyon sonucu ortaya çıkar.

    İnme önlenebilir mi? Tedavisi nedir?



    İnme tansiyon, kolesterol, kan şekeri, kilo kontrolü ve ritim bozukluklarına yönelik müdaheleler ile büyük oranda önlenebilir. Önleyici olarak hastanın riski varsa kanın pıhtılaşmasını veya çökmesini engelleyecek ilaçlar verilebilir.

İnmenin tedavisi ise yaygın kanının aksine tıkalı damarın ilaçla veya cerrahi ile açılması değildir. Nadiren, o da çok sınırlı sayıda hastada ilk birkaç saat içinde tıkanıklığı açıcı ilaç verilerek iyi sonuçlar alınabilir, ancak bu ilaçların kanama yapıcı riskleri de büyük olduğundan hastaya uygun değilse verilmezler. İnme zaten kanama sonucu gelişmişse bu ilaçlar verilemez.

İnme sebebine bağlı olarak farklı tedavi edilir. Tıkanıklık sonucu oluşmuş olan inmede kanın pıhtılaşmasını veya çökmesini engelleyecek ilaçlar verilir, bahsedilen risk faktörleri daha sıkı kontrol altına alınmaya çalışılır.

Kanama sonucu oluşmuş ise daha çok tansiyon kontrolü üzerinde durulmalıdır. Tabi ki diğer risk faktörleri de yine yakından takip edilerek müdahale edilir.

Daha sonraki dönemde ise hastanın düzenli fizik tedavi görmesi tedavinin bel kemiğini oluşturur.

    İnme düzelir mi?

    İnmenin düzelmesi beynin hasar görmüş alanının büyüklüğüne ve hastanın yaşıyla beraber var olan diğer hastalıklarına bağlıdır. Özellikle iyi bir fizik tedavi alması, bu tedaviye uyum sağlaması çok önemlidir. Sonuç olarak inme geçiren hastada hemen hiçbir belirti kalmayabileceği gibi, hiç düzelme de olmayabilir. Ancak sıklıkla hastanın ne kadar sürede ve ne oranda düzeleceği öngörülemez. İlk 6 ayda maksimum düzelme görülür.

  • Bel fıtığı hastalığı ve tedavisi hakkında

    BEL FITIĞI HASTALIĞI VETEDAVİSİ

    Bel fıtığı hastalığı, omurga kemikleri arasında bulunan ve adeta amortisör görevi disk dediğimiz yapının kılıfının yırtılarak, içinde bulunan lastik kıvamdaki kıkırdak yapının bu yırtıktan taşıp bacaklara giden sinirleri sıkıştırması sonucunda olur.

    BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Bel fıtığın hastaları başlıca; bel ve/veya bacak ağrısı, ayaklarda uyuşma, keçeleşme, yürümede zorluk, bacak veya ayaklarda kuvvet kaybı şikâyetleri ile başvururlar.

    Sıklıkla önce belde zorlayıcı bir hareket sonucu diskin etrafını saran kılıf bağ dokusu yırtılır. İlk aşamada hasta sadece bel ağrısı hisseder. Bir süre sonra yırtılan yerden diskin içindeki lastik kıvamdaki doku sinirlerin olduğu kanala taşar ve sinirleri sıkıştırması sonucu ağrı bacaklara yayılır. Hastalarımızın sıklıkla merak ettikleri ‘Bel fıtığı isem belimde hiç ağrı yok neden sadece bacağım ağrıyor?”sorusunun cevabı budur. Sıkışan sinir uzandığı hat boyunca ağrıyı hissettirir. Aynı şekilde bacak ve ayakta uyuşma keçeleşme, yanma, karıncalanma şikâyetlerine neden olur. Daha ileri aşamalarda ayaklarda güçsüzlük oluşabilir. Daha ileri durumlarda, cauda equina sendromu ile karşılaşılabilir ki bu oldukça ciddi bir tablodur ve çok nadir görülür. Bütün bu sayılanlar yavaş yavaş oluşabileceği gibi saatler içinde son aşamaya kadar gelebilir.

    HASTALIĞIN TANISI NASILKONULUR?

    Hastalığın tanısında; en önemli kriter hastanın anlattıkları ve nörolojik muayenesidir. Muayene bulgularının yanı sıra, direkt röntgen, MRI ( Manyetik Rezonans Görüntülemesi), BT( Bilgisayarlı Tomografi) sıklıkla kullanılır. EMG dediğimiz sinirlerin elektrofizyolojik tetkiki gerekebilir. Tüm tetkik ve bulgular sonucunda ortaya çıkan tablo kişinin bel fıtığı hastası olup olmadığını ortaya koymaya yardımcı olur.

    BEL FITIĞI OLUŞUMUNDARİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?

    Çalışma hayatında işgücü kaybına neden olan hastalıklar arasında %25 oranında bel fıtığı görülür. Bu hastaların iş gücü kaybı bazen 6 aya kadar uzamaktadır. Bazı meslek gruplarında hastalığa yakalanma oranı daha fazladır: Ağır yük taşıma ve bedene yük bindiren meslekler, uzun süre otomobil kullananlar, masa başında sürekli oturma veya ayakta sabit durmayı gerektiren meslekler, fazla kilolu olmak…. Hayatının belli bir döneminde toplumun %85 inde bel ağrısı olur. Bu kişiler tedavi olsa da olmasa da %85-90 oranında bu ağrıyı istirahatle kendiliğinden atlatırlar. Bu nedenle tıp dışı yerlere giderek beline eğitimsiz kişilere manuplasyon yaptıranların, çektirenlerin %85 i ağrısının zaten istirahatle de kendiliğinden geçeceğini bilmesinde fayda vardır! Unutmayın ki bel ve bacak ağrınıza tıbben mutlaka bir çözüm vardır. O nedenle bu şikâyetleriniz olduğunda önce doktora başvurunuz. Erkek kadın arasında hastalığa yakalanma oranında fark yoktur. Ancak hamilelikte, özellikle aşırı kilo alınması sonucu bel omurlarındaki basınç artarak risk yükselmektedir. Şişmanlarda hastalık daha yüksek oranda görülür ve tedavisi daha zordur. Sigara içilmesinin bel sağlığına olumsuz etkisi vardır. Düzenli egzersiz yapanlarda, özellikle bel ve karın kasları gelişmiş kişilerde ise bel fıtığı hastalığına daha az rastlanır.

    Bu riskleri kaldırmak çocukluktan itibaren eğitim ile olmalı ve ailede başlamalıdır. Yük nasıl kaldırılır, yerden bir şey nasıl alınır, yataktan nasıl kalkılır, düzenli bel egzersiz programı yapma alışkanlığı, kilo almamak, yürüyüş yapmanın önemi…sadece anaokulundan başlayarak bu eğitimi vermek ile bugünkü ameliyat ve tedavi masraflarını çok anlamlı oranda azaltmak mümkündür. Unutulmamalıdır ki bu eğitimler ve bu alışkanlıkları kazandırmak tamamen ücretsizdir ama hastalıkların tedavisi ise çok maliyetlidir.

    TEDAVİ

    Öncelikle acil cerrahi endikasyonlar dışında tedavi konservatiftir. Üç hafta süreyle konservatif tedaviye (yani; ilaç, istirahat, fizik tedavi vb…) cevap vermeyen hastaları tekrar değerlendirmek gerekir.

    Cerrahi uygulamada en önemli kriter ilerleyici kuvvet kaybıdır.

    Cerrahi ayrıca narkotik ilaçlara dahi cevap vermeyen şiddetli ağrılarda da uygulanır.

    Acil cerrahi gerektiren durumlar ise hızlı ilerleyici güç kaybı ve cauda sendromudur.

    Radyolojik tetkikler tanıyı destekleyen yöntemlerdir. Sadece MR da fıtık var diye hastayı ameliyat etmek tamamen yanlış bir uygulamadır.Örneğin sokaktan geçen 40 yaş üstü100 kişiye tesadüfi olarak seçip bel MR ı çektirsek radyoloji doktoru tarafından bunların en az %40 ında fıtık veya diskte yıpranma (siyahlaşma) rapor edilmektedir. Şimdi bu kişileri ameliyatmı edeceğiz? Tabiki hayır! Unutmayınız ki toplumda MR ında belirgin fıtığı veya siyah diski olup üst düzeyde sorunu olmadan yaşayan çok sayıda insan vardır.

    Amaç hastayı tedavi etmektir asla MR filmini değil.

    Bel fıtığı olan hastaya cinsel gücünü kaybedersin, felç olursun, idrarını ve büyük tuvaletini tutamazsın demek ve bunun için ameliyat etmek çok çok çok yanlıştır!!!

    BEL FITIĞI AMELİYATLARI RİSKLİ MİDİR?

    Günümüzde gelişen mikrocerrahi teknikleri sayesinde beyin ve sinir cerrahları tarafından bel fıtığı ameliyatları kolaylıkla yapılabilmektedir. Bel fıtığı ameliyatları diğer ameliyatlardan daha fazla bir risk taşımaz. Kaldı ki ameliyat sahasının mikroskop yardımı ile en ince ayrıntısına kadar görülebilmesi bel fıtığı ameliyatlarında büyük rahatlık sağlar. Günümüzde bilinen en iyi cerrahi teknik mikrocerrahidir.

    Lazer, nükleotomi, disk içine uygulanan çeşitli tedavilerin uygulanabileceği hasta sayısı çok çok azdır (binde 1 oranı gibi). Çok seçilmiş, ilaç, istirahat, fizik tedavi yöntemleri uygulanmış cevap alınamamış hastalarda belki fayda sağlayabilir.

    Endoskopla yapılan bel fıtığı ameliyatının ise mikrocerrahi yöntemine bir üstünlüğü kanıtlanmamıştır!

    BEL FITIĞI AMELİYATINDABELİME YABANCI CİSİM TAKILACAKMI?

    Normal bel fıtığı hastalığının hemen hiçbirisinde bele vida, araya protez, takoz, cage, ayıraç, platin …vb şeyler takmaya gerek yoktur. “Belinizdeki fıtığı boşaltıp araya takoz, cage, protez,…vb..şeyler koyalım hem çökmesin, hem de tekrarlamasın.” şeklindeki ifadeler kesinlikle yanlıştır hiçbir kanıta dayalı bilimsel desteği yoktur. Basit bel fıtığı ameliyatı olacaksanız doktorunuzla detaylı görüşerek nasıl yapılacağı konusunda bilgi alınız!!

    Bu aletler daha çok belde ileri derecede kaymalarda, kırıklarda, tümörlerde ve skolyozda kullanılır ve tek başlarına kullanılmazlar!!

    “Bel fıtığın var, kuvvet kaybın yok ama ileride olabilir o nedenle sana koruyucu bel fıtığı ameliyatı yapalım” şeklindeki ifadelerde kesinlikle doğru değildir. Bel fıtığında koruyucu ameliyat diye bir şey yoktur!

    BEL FITIĞI TEKRARLAR MI?

    Hastalarımızın en çok sordukları sorulardan biridir. Bel fıtığının tekrarlama oranı hastalarımızın genel olarak korktuğu oranda değildir. Bel fıtığının ameliyat olduktan sonra aynı yerden tekrarlama oranı 10 yılda % 3-10 civarındadır. Ağır işte çalışanlarda, şişmanlarda, uzun süre oturarak veya ayakta sabit çalışanlarda, spor yapmayan ve belini doğru kullanmayanlarda bu oranlar daha fazladır. Ama bu mutlaka tekrarlayacağı anlamına gelmez. Bu oran ameliyat sonrası öneriler dikkate alınırsa çok daha da düşük olacaktır.

    SON SÖZ

    Bel ve boynu doğru kullanmayı, kilo almamayı, yürüyüş yapmanın önemini çocuklarımıza öğretelim, okullarda eğitim programlarına sokalım, bunu bir ülke politikası haline getirelim ki gelecek nesiller daha sağlıklı olsun.

    Koruyucu önlemlerin bedava, ama tedavilerin hem hasta, hem devlet için çok pahalı ve zahmetli olduğunu unutmayalım.

    Sağlıkla kalın,

  • Beyin tümörü tedavi süreci önemlidir

    BEYİN TÜMÖRÜ

    Beyin tümörleri genellikle beyinin kendi hücrelerinden kaynaklanan tümörlerdir (Gliomalar). Ayrıca beyin zarlarından kaynaklanan tümörlerde sık görülenlerdendir (menengiomalar). Başka bir yerdeki tümörün beyne sıçraması ile oluşan tümörlere ise metastaz denilir. Bu üç cins tümör erişkinlerde beyinin en sık görülen tümörleridir.

    Baş ağrısı, bulantı kusma, nöbet, bir tarafında uyuşma ve kuvvetsizlik, çift görme, şuur bozukluğu en sık görülen şikayetlerdir.

    Tanısı muayene sonrası çekilen MR, BT, grafilerle konulur.

    Beyin tümörlerinin tedavisinde cerrahi ve/veya ışın tedavisi (radyoterapi) ve/veya ilaç tedavisinde (kemoterapi seçenekleri birlikte veya tek tek uygulanır.

    Tüm beyin tümörlerinde amaç genelde tümörün tamamen çıkarılmasıdır. Bazı durumlarda tümörün bir kısmı zorunlu olarak bırakılabilir bu durumda alternatif tedavi yöntemleri tedaviye eklenebilir.

    Alternatif tedaviler:

    • Her türlü riski göze alıp ameliyatı yaptırmamak

    • Radyoterapi

    • İlaç tedavisi

    • Bilgisayarlı tomografi ve MR ile takip

    Biyopsi.

    Ameliyatın Komplikasyonları:

    • Anestezi riski: Lokalve genel anestezi işlemleri esnasında ve sonrasında (ameliyatta hastaya verilen pozisyon nedeniyle) riskler vardır. Ayrıca, anestezinin her şeklinde ve sedasyonda da ilaçlara bağlı oluşabilecek zararlar olabilir.

    • Denge problemleri: Denge bozukluğu ve/veya baş dönmesi tümörün kendisinden kaynaklanabileceği gibi tümör çıkartılma ameliyatı da bunlara yol açabilir. Ameliyat sonrası bulantı ve/veya kusma görülebilir.

    • Kanama: Nadirolsa da ameliyatım sırasında veya ameliyat sonrasında ileri derecede olabilecek bir kanama riski vardır. Kanama durumunda ek bir tedaviye veya kan transfüzyonuna ihtiyaç duyulabilir.

    • Kan pıhtısı oluşumu: Kan pıhtısı her çeşit ameliyat sonrası oluşabilir. Ameliyat bölgesinde oluşan pıhtılar çevre beyin dokusuna bası ile beyin dokusu hasarı, kan akımını engelleyip ağrı, ödem, inflamasyon veya doku hasarı gibi sorunlara yol açabilir.

    • Beyin dokusunda hasar: İşlemsırasında etraf beyin dokusunda hasar oluşma riski vardır. Bu hasarlara bağlı şikayetler tümörün yerine göre farklılık gösterebilir.

    • Kardiak sorunlar: Ameliyatın, düzensiz kalp ritmine veya kalp krizine yol açma gibi düşük bir riski bulunmaktadır.

    • Ameliyatın başarısız olması :Ameliyat ile tümör tamamen çıkartılamayabilir. Ayrıca ameliyat öncesi mevcut olan nörolojik tablo ve yakınmalar ameliyat sonrası düzelmeyip daha da kötüleşebilir.

    • Hidrosefali: Ameliyat sonucunda beynin etrafında dolaşan beyin-omurilik sıvısının dolanımında bozukluklar olabilir. Bu durumu düzeltmek amacıyla ameliyat dâhil çeşitli ek tedavilerin uygulanması gerekebilir.

    • Enfeksiyon: Ciltkesibölgesindeolabileceğigibikemik flebinden de kaynaklanabilir. Enfeksiyona bağlı riskler arasında menenjit oluşumu(beyin ve omuriliği saran zarların iltihabı) ve beyin apsesi (iltihap dokusu birikimi) bulunur.

    • Görme kaybı: Tümöre bağlı veya ameliyat sonrası görme keskinliğinde azalma veya görme kaybı olabilir.

    • Kuvvetsizlik: Ameliyat sonrası kısmi kuvvetsizlik meydana gelebilir. Geçici veya kalıcı olabilir.

    • Ameliyat sonrası ağrı: Ameliyattan sonra 1 haftadan 1 aya kadar uzayabilen sürelerde kraniotomiye bağlı baş ağrısı görülebilir.

    • Ameliyat sonrası nörolojik kötüleşme: Ameliyatsonrasıbeyininiçineveya etrafına olabilecek kanama veya beyin ödemi (sıvı birikmesi neticesinde beyine baskı) gibi sorunlara bağlı olarak sinir sistemi fonksiyonları az ihtimalle de olsa kötüleşebilir.

    •Solunum problemleri:Ameliyat sonrası, genelde geçici olan solunum sıkıntısı veya pnomoni görülebilir. Pulmoner emboli (akciğerlerin damarlarının tıkanması) görülebilir.

    • Nüks: Tümörün eski bölgesinden tekrarlama riski vardır. Fakat bu durum tümörün cinsine veya ilk ameliyatta ne oranda çıkartılabildiğine bağlı olarak değişebilir.

    • Nöbet (havale) :Beyindeki anormal bir elektriksel olay nöbet/havale geçirmeye neden olabilir ve bu durum tümörün kendisinden veya tümörün çıkarılması sonrası oluşan değişimlerden kaynaklanabilir.

  • Bel fıtığı hastalığı ve tedavisi

    Bel fıtığı hastalığı, omurga kemikleri arasında bulunan ve adeta amortisör görevi disk dediğimiz yapının kılıfının yırtılarak, içinde bulunan lastik kıvamdaki kıkırdak yapının bu yırtıktan taşıp bacaklara giden sinirleri sıkıştırması sonucunda olur.

    BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Bel fıtığın hastaları başlıca; bel ve/veya bacak ağrısı, ayaklarda uyuşma, keçeleşme, yürümede zorluk, bacak veya ayaklarda kuvvet kaybı şikâyetleri ile başvururlar.

    Sıklıkla önce belde zorlayıcı bir hareket sonucu diskin etrafını saran kılıf bağ dokusu yırtılır. İlk aşamada hasta sadece bel ağrısı hisseder. Bir süre sonra yırtılan yerden diskin içindeki lastik kıvamdaki doku sinirlerin olduğu kanala taşar ve sinirleri sıkıştırması sonucu ağrı bacaklara yayılır. Hastalarımızın sıklıkla merak ettikleri ‘Bel fıtığı isem belimde hiç ağrı yok neden sadece bacağım ağrıyor?’ sorusunun cevabı budur. Sıkışan sinir uzandığı hat boyunca ağrıyı hissettirir. Aynı şekilde bacak ve ayakta uyuşma keçeleşme, yanma, karıncalanma şikâyetlerine neden olur. Daha ileri aşamalarda ayaklarda güçsüzlük oluşabilir. Daha ileri durumlarda, cauda equina sendromu ile karşılaşılabilir ki bu oldukça ciddi bir tablodur ve çok nadir görülür. Bütün bu sayılanlar yavaş yavaş oluşabileceği gibi saatler içinde son aşamaya kadar gelebilir.

    HASTALIĞIN TANISI NASIL KONULUR?

    Hastalığın tanısında; en önemli kriter hastanın anlattıkları ve nörolojik muayenesidir. Muayene bulgularının yanı sıra, direkt röntgen, MRI ( Manyetik Rezonans Görüntülemesi), BT( Bilgisayarlı Tomografi) sıklıkla kullanılır. EMG dediğimiz sinirlerin elektrofizyolojik tetkiki gerekebilir. Tüm tetkik ve bulgular sonucunda ortaya çıkan tablo kişinin bel fıtığı hastası olup olmadığını ortaya koymaya yardımcı olur.

    BEL FITIĞI OLUŞUMUNDA RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?

    Çalışma hayatında işgücü kaybına neden olan hastalıklar arasında %25 oranında bel fıtığı görülür. Bu hastaların iş gücü kaybı bazen 6 aya kadar uzamaktadır. Bazı meslek
    gruplarında hastalığa yakalanma oranı daha fazladır: Ağır yük taşıma ve bedene
    yük bindiren meslekler, uzun süre otomobil kullananlar, masa başında sürekli
    oturma veya ayakta sabit durmayı gerektiren meslekler, fazla kilolu olmak….

    Hayatının belli bir döneminde toplumun %85 inde bel ağrısı olur. Bu kişiler tedavi
    olsa da olmasa da %85-90 oranında bu ağrıyı istirahatle kendiliğinden
    atlatırlar. Bu nedenle tıp dışı yerlere giderek beline eğitimsiz kişilere
    manuplasyon yaptıranların, çektirenlerin %85 i ağrısının zaten istirahatle de
    kendiliğinden geçeceğini bilmesinde fayda vardır! Unutmayın ki bel ve bacak
    ağrınıza tıbben mutlaka bir çözüm vardır. O nedenle bu şikâyetleriniz olduğunda
    önce doktora başvurunuz.

    Erkek kadın arasında hastalığa yakalanma oranında fark yoktur. Ancak
    hamilelikte, özellikle aşırı kilo alınması sonucu bel omurlarındaki basınç
    artarak risk yükselmektedir. Şişmanlarda hastalık daha yüksek oranda görülür ve
    tedavisi daha zordur. Sigara içilmesinin bel sağlığına olumsuz etkisi vardır.

    Düzenli egzersiz yapanlarda, özellikle bel ve karın kasları gelişmiş kişilerde
    ise bel fıtığı hastalığına daha az rastlanır.

    Bu riskleri kaldırmak çocukluktan itibaren eğitim ile olmalı ve ailede başlamalıdır. Yük nasıl kaldırılır, yerden bir şey nasıl alınır, yataktan nasıl kalkılır, düzenli bel egzersiz programı yapma alışkanlığı, kilo almamak, yürüyüş yapmanın önemi…sadece anaokulundan başlayarak bu eğitimi vermek ile bugünkü ameliyat ve tedavi masraflarını çok anlamlı oranda azaltmak mümkündür. Unutulmamalıdır ki bu eğitimler ve bu alışkanlıkları kazandırmak tamamen ücretsizdir ama hastalıkların tedavisi ise çok maliyetlidir.

    TEDAVİ

    Öncelikle acil cerrahi endikasyonlar dışında tedavi konservatiftir. Üç hafta süreyle konservatif tedaviye (yani; ilaç, istirahat, fizik tedavi vb…) cevap vermeyen hastaları tekrar değerlendirmek gerekir.

    Cerrahi uygulamada en önemli kriter ilerleyici kuvvet kaybıdır.

    Cerrahi ayrıca narkotik ilaçlara dahi cevap vermeyen şiddetli ağrılarda da uygulanır.

    Acil cerrahi gerektiren durumlar ise hızlı ilerleyici güç kaybı ve cauda sendromudur.

    Radyolojik tetkikler tanıyı destekleyen yöntemlerdir. Sadece MR da fıtık var diye hastayı ameliyat etmek tamamen yanlış bir uygulamadır. Örneğin sokaktan geçen 40 yaş üstü100 kişiye tesadüfi olarak seçip bel MR ı çektirsek radyoloji doktoru tarafından bunların en az %40 ında fıtık veya diskte yıpranma (siyahlaşma) rapor edilmektedir. Şimdi bu kişileri ameliyatmı edeceğiz? Tabiki hayır! Unutmayınız ki toplumda MR ında belirgin fıtığı veya siyah diski olup üst düzeyde sorunu olmadan yaşayan çok sayıda insan vardır.

    Amaç hastayı tedavi etmektir asla MR filmini değil.

    Bel fıtığı olan hastaya cinsel gücünü kaybedersin, felç olursun, idrarını ve büyük tuvaletini tutamazsın demek ve bunun için ameliyat etmek çok çok çok yanlıştır!!!

  • Beyin kanaması ve anevrizma tedavisi

    ~~Anevrizma (damar baloncuğu), genellikle bir atardamar duvarının bir kısmının dışa balonlaşması, ya da genişlemesidir. Genellikle insanlar bu balancuktan habersiz normal bir yaşam sürer ve yaşamlarını tamamlarlar. Toplumun az bir bölümünde böyle bir damar baloncuğunun duvarı aniden delinip kanayabilir. Bu delinme sonucu beyin kanaması (subaraknoid kanama ve/veya intraserebral hematom) hastalığı oluşur. Bu kanama, inme, koma ve/veya ölüme neden olabilir. Hastalığın adı subaraknoid kanamadır sebeplerinden en fazla bilineni anevrizmalardır.

    Kadınlarda, aile hikayesi olanlarda 2 kat fazla görülür. Sigara ve hipertansiyon diğer risk faktörleridir.

    Şiddetli baş ağrısı, ense ağrısı, bulantı kusma, ışığa hassasiyet, çift örme, şuur bulanıklığı, nöbet geçirme, koma en sık bulgularıdır.

    Muayene sonrası BT, BT anjiografi, MR anjiografi, arteryel anjiografi ile tanı konulur. Nadiren lomber ponksiyon (belden su alınarak) kanama tesbit edilir.

    Anevrizmalarda en büyük risk tekrar kanamasıdır. Tekrar kanamayı önlemek için anevrizmanın boynu kliplenir. Bu yöntemin amacı anevrizma kesesinin boynuna bir klip koyarak zayıflamış olan damar duvarını desteklemek ve tekrar kanamasını önlemektir. Başarılı bir klipleme ile subaraknoid kanama hastalığı tamamen tedavi edilmiş olmaz! Büyük bir risk olan tekrar kanama riski ortadan kaldırılmış ve tedavi devamında daha rahat uygulamalara fırsat yaratılmış olur. Subaraknoid kanama sonrası beyin zarları arasına ve beyin damarları etrafına yayılan kan, beyin damarlarında büzüşmeye (vazospazm) ve/veya beyin suyollarında tıkanıklık yaparak hidrosefaliye yol açabilir. Böyle durumlarda damarları açıcı ve/veya su yollarındaki tıkanıklığın yarattığı beyin basıncı artışını düşürücü değişik tedavi yöntemleri kullanılır. Bununla beraber, beyin çok şiş ve ödemli ise cerrah kemik parçasını tekrar yerleştirmek yerine daha sonra konmak üzere saklar (dondurucuda, karında, kafa derisi altında…).

    ÇOK CİDDİ BİR HASTALIKTIR. 100 ANEVRİZMA KANAMASI HASTASININ 70 TANESİ HASTANEYE ULAŞABİLMEKTEDİR. bU HASTALARINDA HER TÜRLÜ TEDAVİYE RAĞMEN 25 TANESİ ESKİ İŞ VE YAŞAMLARINA DÖNMEKTEDİR.

    Alternatif Tedaviler:

    • Kanama riskini ve oluşabilecek diğer komplikasyonları kabul ederek tedaviyi reddetmek.

    • Tıbbi ilaç tedavisi ve periyodik radyolojik incelemeler.

    • Endovasküler yolla girişimsel tedavi.