Etiket: Tedavi

  • Kötü huylu beyin tümörleri

    Kötü huylu beyin tümörleri

    Çok hızlı ürerler. Çamur kıvamındadırlar. Bu nedenle ameliyatla tamamen alınamazlar. Ameliyat sonrası belli bir zaman süresi içinde tekrar büyüyerek beyine baskı yapmaya devam ederler. Kötü huylu tümörleri de üreme hızlarına göre sınıflara ayırmak mümkündür. Ameliyattan sonra 5-6 yıl yaşama şansı veren tümörler olduğu gibi 5-6 ayda yenilenerek hastanın ölümüne neden olan tümörlerde vardır.

    Beyin tümörlerinin tedavisi cerrahidir (Cerrahi girişim veya radyocerrahi). İster iyi huylu,ister kötü huylu olsun,tüm tümörler cerrahi olarak tedavi edilirler. Ancak bazı durumlarda cerrahi uygulamak mümkün olmayabilir. Şayet tümör beynin çok hassas olan bazı hayati bölgelerine yerleşmişse bu bölgelere dokunmak hayati tehlike yarattığından tümör yerinde bırakılabilir. Bu durumda sadece ışın tedavisi ve ilaç tedavisi (kemoterapi) uygulaması yapılabilir.

    Vücudun diğer bölümlerinde oluşan tümörler beyine yayılabilir. Buna metastaz denilmektedir. Özellikle akciğer kanserleri beyine yayılabilirler ve kötü huylu tümörlerdendir. Cerrahi müdahale yapılsa bile sonuçlar yüz güldürücü değildir. Hatta bazı vakalarda bir kaç tane odak halinde yayılma varsa cerrahi bile uygulanmayabilir. Hasta kemoterapi ve ışın tedavisine alınır.

    Glial Tümörler

    Bu tümörler genelde kötü huylu olup beyin dokusu içinde büyürler. Belirtileri genel belirtilerdir. Yine yerleştikleri bölgelere bağlı olarak belirtiler verirler. Epilepsi (Sara nöbeti) bâzı hastalarda ilk belirti olarak ortaya çıkabilir.

    Metastatik Tümörler

    Metestatik tümörler vücudun diğer bölgelerindeki tümörlerin beyin dokusuna sıçraması nedeniyle oluşan tümörlerdir. Bu tümörler kafa içi basıncını arttırarak ve/veya yerleşim yerine göre sinir sistemi hasarı oluşturarak belirti verirler. Genelde bu tip sıçramalar tümörlerin ilk belirtisi olabilir. Bu tümörler radyolojik olarak da görüntülenebilen geniş ödem oluştururlar.

  • İyi huylu beyin tümörleri hakkında

    İyi huylu beyin tümörleri hakkında

    Genel olarak beyin tümörlerini malin (kötü huylu) ve benin (iyi huylu) olarak sınıflandırabiliriz.

    I-Malign Tümörler
    II-Benin Tümörler

    Bunlar genellikle kafatası içinde ama beyin dokusu dışında gelişen tümörlerdir. Meningiomalar, hipofiz adenomları, kraniofaringiomalar, dermoid ve epidermoid tümörler, hemanjioblastom, kolloid kist, subependimal dev hücreli astrositom, nörinomlar bu grubun en sık karşılaşılan lezyonlarıdır. Menengiomalar bu grubun önemli bir kısmını olusturur. Diğer organlardaki iyi huylu tümörlerin aksine, iyi huylu beyin tümörleri bazen hayatı tehdit edecek durumlara neden olabilirler. Bazıları (örneğin menengiomalar) nadir de olsa kötü huylu tümöre dönüşebilirler. Genellikle çevrelerindeki beyin dokusuna yayılım göstermedikleri için ameliyatla tam çıkarılabilme şansları yüksektir. Ancak az oranda da olsa yeniden ortaya çıkabilirler. Meningiomaların tümüyle çıkarılma durumunda bile 10 yılda %20’sinin tekrarlayabildiği, özellikle önemli bölgelere yapışık olanlarda cerrahi sonrası komplikasyonların olabileceği bilinmektedir.

    Belirtiler

    Beyin tümörü olan hastalar baş ağrısı, kusma, bulantı, görme bozukluğu, bilinç bozulması, havale geçirme, kol ve bacaklarda güçsüzlük, sinirlilik, iştahsızlık, işitmede azalma, unutkanlık, konuşma ve anlamada yetersizlik, yazamama, dengesizlik, el ve ayaklarda büyüme gibi yakınmalardan biri ya da bir kaçı ile başvurabilirler. Baş ağrısı (genellikle sabahları daha şiddetlidir) ve nöbet en sık görülen bulgulardır.

    Tanı Yöntemleri

    Klinik değerlendirme, bilgisayarlı beyin tomografisi (BT) ya da manyetik rezonans görüntüleme (MRG) tetkikleri ile genellikle tanı konur. Tümör sınırlarının ve özelliklerinin daha iyi tanımlanması amacıyla bu tetkikler kontrast madde verilerek te tekrarlanabilir. Kesin tanı, patolojik incelemeler sonrası konur. Tanıda yardımcı bazı tetkikler arasında doğrudan kafa grafileri, EEG, tüm vücut kemik sintigrafisi, hormon incelemeleri sayılabilir.

    Tedavi Yöntemleri

    Genellikle cerrahi olarak tümörün çıkarılması, beyin tümörlerinin neredeyse tamamı için ilk seçenek olarak düşünülmektedir. Az bir kısmında ise komplikasyon oranının yüksek olması nedeniyle kısmi çıkarım ya da radyoterapi ve takip önerilmektedir. Özellikle yüksek evreli glial tümörlerde tanı biyopsi ile kesinleştikten sonra tümör çıkarımı yerine radyo-cerrahi ya da kemoterapi (ilaç tedavisi) uygulanabilir. Beyin sapı yerleşimli benin lezyonların bir kısmı cerrahi olarak çıkarılabilir, bir kısmında ise radyo-cerrahi (Gamma knife, linear accelator=linac) uygulanabilir. Kısaca tümörün malinite derecesi ve yerleşim yeri, hastanın yaşı, genel durumu ve ek sistemik problemlerin varlığı, cerrahi karar vermeyi ve cerrahi olarak tümör çıkarımının sınırlarını belirler.

    Cerrahi Sonrası Olası Komplikasyonlar

    Cerrahi sonrası olabilecek komplikasyonlar tümörün cinsi, yerleşim bölgesi, hastanın yaşı ve genel durumundan bağımsız değildir. Nöbet, şiddetli baş ağrısı, bulantı, kusma, kanama, mevcut nörolojik durumun daha da kötüleşmesi, görme, konuşma ve algılamada bozulma, hidrosefali, ekstremitelerde şişlik, kızarıklık, yara yerinin geç iyileşmesi, enfeksiyon, tromboemboli, bazı psikiyatrik sorunlar, olası ameliyat komplikasyonlarından bazılarıdır. Bu komplikasyonların çoğunluğu ameliyat sonrası tıbbi bakım ile düzelebileceği gibi bazıları (örneğin nörolojik durumun kötüleşmesi) kalıcı olabilir. Bu komplikasyonların bir veya daha fazlası aynı hastada gelişebilir. Ancak unutulmaması gereken en önemli nokta; beyinde bir tümör varlığında bu tümörün yarattığı sistemik problemler sıklıkla hayatı tehdit etmektedir.

    Takip ve Öneriler

    Tümör benin (iyi huylu) ise ve tamamı çıkarılmışsa genellikle ilk ve altı aylık kontrollardan sonra yılda bir kez kontrol yapılır. Malin (kötü huylu) tümörlerde ise beyin cerrahı, tıbbi onkolog (kanser ilaçları ile tedavi konusunda uzman), radyasyon onkoloğu (kanserin ışın tedavisi konusunda uzman), fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümlerinin de takipleri göz önünde tutularak kontrol zamanlarının belirlenmesi uygun olur. Kontrolda gerekli tetkiklerin taburcu olunduğu sırada yazılması, hastanın randevularını denkleştirmesini kolaylaştırır. Hastanın takip döneminde herhangi bir sorunu (baş ağrısı, nöbet, bilinç bozukluğu, kol bacakta güçsüzlük v.b.) olması durumunda tedavi olduğu kliniğe, acil servis ya da tedavi oldukları hekime başvurması gerekir.

  • Boyun fıtığı neden oluşur ve tedavisi nedir ?

    Herniyasyon derecesi basit bir fıtıklaşmadan nükleus pulposusun sekestrasyonuna kadar çeşitli spektrumda olabilir. Boyun fıtıkları boyun omurları arasındaki disklerdeki değişikliklerden kaynaklanır. Disk denilen yapının ortasında bulunan çekirdek, kendisini çevreleyen annülüsdeki yırtıktan çoğunlukla arkaya doğru fıtıklaşır. Bu fıtıklaşma çoğunlukla arka-yanlara doğru veya arka ortaya doğru olur. Arka-yana doğru olan fıtıklaşmalar kollara ve ellere giden sinir köklerine, ortada olan fıtıklaşmalar ise omuriliğe bası yapar. Omurilik basısına myelopati denir. C5-6 ve C6-7 disk seviyeleri en sık sinir kökü basısı semptomlarına yol açarken C4-5 ve C7-T1 lezyonları daha az sıklıkta görülür. C3-4 lezyonları ise çok seyrektir. Boyun fıtıkları yumuşak fıtık ve sert fıtık olarakda iki gruba ayrılabilir. Servikal disk hastalığı erişkin yaş grubunun problemidir. Sert fıtıklaşmalar ileri yaş grubu hastalarda görülür. Boyun fıtıklarında hastalar etkilenen bölgede keskin bir ağrı ve yanma hissi tanımlarlar. Etkilenen sinir köküne bağlı motor ve duyu kayıpları ile refleks kayıpları görülebilir. Hastalarda tipik olarak yaygın boyun ve kol ağrısı vardır. Ağrı sıklıkla bir kola yayılır ve genellikle kök tutulumuna işaret eder. Hastalar genellikle kollarını yukarıda ve baş arkasında tutma eğilimindedirler. Bu şekilde ağrı hafifler. Yine başın semptomatik taraftan uzaklaştırılması ağrıyı azaltır. Erişkinlerde sık rastlanan bir durumda omuriliğe bası yapmasıdır. Omuriliğe olan basının yeri ve şiddetine göre çeşitli belirti ve bulgular çıkabilir. Bacaklarda güç kaybı çok önemli bir belirtidir. Tanı için manyetik rezonans görüntüleme (MRG) omurilik, sinir kökleri, disk mesafesi ve beyin omurilik sıvısı gibi yumuşak dokuların incelenmesinde oldukça önemli bilgiler verir. Boyun fıtıklarının tedavisinde konservatif tedavi (ilaç, boyun korsesi) ön plandadır. Özellikle radikülopatide konservatif tedavinin sonuçları yüz güldürücüdür. Fizik tedavide ayrıca düşünülebilir. Ağrının geçmediği olgularda, ileri veya ilerleyen nörolojik kötüleşme durumunda ameliyat düşünülmelidir. Omurilik basısı çok ciddi bir durumdur. Hastalar eğer ameliyat önerilmemişse çok yakından izlenmelidir. Cerrahi tedavinin temel hedefi basıya uğramış nöral yapının dekompresyonudur. Ancak servikal omurganın yapısıda tedavi planı yaparken göz önüne alınmalıdır. Özellikle lordozun bozulduğu durumlarda, kifotik deformitelerde, instabilitelerde dekompresyona ek olarak füzyon planlamasıda yapılabilir. Son dönemlerde gelişen disk protezleri ile servikal hareketin korunması amaçlanmaktadır.

  • Beyin tümörleri teşhis ve tedavisi

    Beyin tümörü kelimesinin gündeme gelmesi hem hasta hem de doktor açısından sıkıntılı bir durumun başlangıcını göstermektedir. İnsanlığın varlığından bu yana görülen tümörler teknolojinin gelişmesi ile daha sık tanı konmasına sebep olmuştur. Teknoloji bu kadar erken teşhis ettiği tümörleri aynı performansta tedavi edememektedir. Hekimin buradaki en önemli işlevi yoğun duygusal ve maddi kaygıları hastası ile beraber eldeki olanakları maksimumda kullanarak fayda sağlamalıdır. Beyin tümörlerinin iyi ve kötü huylu tipleri bulunmaktadır. İyi huylu olan tipleri yıllar içinde büyürler. Kötü huylu olanlar aylar hatta haftalar içinde kişinin yaşam kapasitesini geriletirler. Beyin kapalı bir kutu olan kafatasının içine oturması nedeniyle her yer kaplayan oluşumda olduğu gibi öncelikle kafa içi basınç
    artışının genel işaretleri tespit edilir. Bu işaretler baş ağrısı, bulantı, kusma ve beyin faaliyetlerinde değişikliklerdir. Baş ağrısının tipi burada önem taşımaktadır. Toplumumuzun yarısında baş ağrısı yaşamlarının belli bir döneminde görülmektedir.

    Genelde görülen baş ağrıları uyuyunca hafifleyen baş ağrılarıdır. Kafa içi basıncına bağlı baş ağrıları devamlıdır ve sabahları kalkınca artan baş ağrılarıdır. Beyninde her tümör olanda baş ağrısı görülecek diye bir kuralda yoktur. Kişide metabolik bir denen yokken ısrar eden bulantı ve kusmaları da ciddiye almak gerekmektedir. Çocuklarda özellikle bulantısız fışkırır tarzda kusmalar erken tanı yönünden önem taşır. Beynin elektriksel faaliyetini etkileyen beyin tümörlerinin yarısında epileptik nöbet görülmektedir. Yirmi yaşından sonra ortaya çıkan nöbetleri iyi değerlendirmek gerekmektedir. Tanıda manyetik rezonans görüntülemenin (MR) yeri tartışmasızdır. Tümörün yeri, cinsi gibi bilgileri bize

    ulaştırmaktadır. Tedavide ana kural tümörden alınan parçanın mikroskopik incelemesi ve mümkün olan maksimum seviyede boşaltılmasıdır. İyi huylu olanlarda özellikle menenjiomlarda tümörün tamamen çıkarılması sonrasında yıllar içinde nüksü olup olmayacağının kontrolü yapılmaktadır. Cerrahi müdahale mikroşirürjikal yöntemle ve modern anestetikler ve anestezi ile çok düşük %1 gibi mortalite ile gerçekleştirmek mümkündür.Hücrelerinde hareketlenme görülenlerde tamamlayıcı tedavi yöntemlerinden radyoterapi ve kemoterapi önemlidir. Radyoterapinin tipine radyasyon onkologlarınca karar verilmektedir. Onkoloji bölümlerince kemoterapi yapılmaktadır.

    Beyin tümörlerinin tanı ve tedavisinde hasta, ailesi ve hastanedeki ekip bir bütün olarak olaya eğildiklerinde tedavide başarı şansı yükselmektedir. Devamlılık gerektiren bir tedavi şeklidir. Nükseden tümörlerde yine aynı kararlılıkla tedavi edilmektedir. Vücudun başka yerinden özellikle akciğer, meme gibi organlardan sıçrayan metastatik tümörler ve beynin vahşi tümörü olan glioblastomada başarı şansı hala kısıtlıdır. Son aylarda beyin tümörlerine karşı kök hücre ile aşılamalarda medyada parlak sonuçlar alındığı bilgisi sunulsa da malign tümörlerde kişiye bir iki aylık ömür ilave ettiği belirtilmektedir.

  • Bel fıtığı ve tedavisi hakkında

    Bel fıtığı ve tedavisi hakkında

    Bel ağrısı toplumlarda çok sık rastalanan şikayetlerden birisidir. Hastalarımız genellikle ani gelişen ağrılar veya geçmeyen ağrılar gibi şikaytelerle polikliniğimize baş vurmaktadır. Hastalarımıza muayene öncesi dikkatli bir şekilde hastalıkları hakkında detaylı bir sorgulama yapmaktayız. Ağrının nezaman başladığı, ara ara alevlenme şeklindemi olduğu, giderek artma olup olmadığı, bel arkasında-kalça arakasında yada bacağa yayılması hakkında sorular sorularak durumu değerlendirilir. Hastalarımızın çoğunluğunda ağır bir yük kaldırma, ağır bir egzersiz, düşme sonrasında ağrıları başlamaktadır. Öne eğilmekle, öksürmekle veya yatarken ayağı havaya kaldırıldığında ağrıları artmaktadır. Ayrıca çoğunlukla istirahatle veya öne eğilmekle ağrıları azalmaktadır. Hastalarımızın muayenesinde bel hareket kısıtlılığı, bacağa inen ağrı- uyuşma, kuvvet kaybı, sık idrara çıkma, çok ileri safhalarda idrar kaçırma veya cinsel fonksiyon kayıpları gözlenmektedir. Bu şikayetle gelen hastalarımıza detaylı bir muayene sonrasında, direkt röngenler, bel emarı ( Lomber MR ), tomografi ve EMG gibi tetkikler uygun sırasına göre istenmektedir. Tanısı netleşen hastalarda tedavide istirahat, ağrı kesici, fizik tedavi ve cerrahi önerilir. Eğer hastada idrar kaçırma gibi nörolojik kayıp varsa, ilerleyen bacakta, ayakta güç kaybı varsa veya dayanılmaz ağrılar ( morfine cevap vermeyen ) varsa mutlak ameliyat edilmelidir. Bunların dışında 4-6 hafta ilaç tedavi ile geçmeyen bacak ağrılarınında eşlik ettiği ağrılarda, emarında ( Lomber MR ) büyük kopmuş fıtığı olanlarda cerrahi tedavi üstündür. Ancak bunların dışındaki ağrılarda hasta iyi değerlendirilmeli cerrahi harici tıbbi tedaviler uygulanmalıdır. Ameliyat tekniği bel arkasından yaklaşık 2-3 cm lik bir alandan mikroskop vasıtasıyla mikrocerrahi yapmaktır. Mikrocerrahi yöntem sayesinde fıtık alınır ve sinir rahatlatılır. Hasta ameliyat sonrasında yürütülür ve ertesi gün evine gönderilir. Hastalarımızı 1 hafta sonra kontrole çağrıp yara yerine bakılır. Yine ameliyat sonrası bir hafta sonra pasif olmak kaydıyla cinsel ilişkiye girebilir. Hastalarımızın işi hafifse 3. haftadan itibaren, işleri ağırsa 6. haftadan itibaren işe dönmelerine müsaade edilir.

  • Beyin tümörlerinin belirtileri ve tedavisi

    Beyin tümörlerinin belirtileri ve tedavisi

    Beyin ve sinir dokusunun temel yapı taşı canlı hücrelerdir. Bu hücrelerin çok büyük bir kısmı hayatımız boyunca büyür, çoğalır, yenilenir ve ölürler. Ölen hücrelerin yerine diğer hücrelerin bölünmesi ile yenileri gelir ve bu normal döngü yaşam boyunca devam eder. Bu şekilde vücudun sağlıklı kalması ve görevlerini doğru şekilde yapması sağlanmış olur. Hücrelerin yenilenirken bölünmeleri milyonlarca yıllık evrim sonucunda çok sıkı kurallara bağlanmıştır ve çoğu zaman bir insanın hayatı boyunca sorunsuzca işlemektedir.

    Ancak hastalıklar, kalıtımsal etkenler, vücudun çevreden maruz kaldığı dış etkenler, beslenme değişiklikleri, sigara, çeşitli kimyasal maddeler hormon vb. sonucunda sağlıklı hücrelerin yapısı ve fonksiyonları bozulabilir; bu sağlıksız hücreler normal büyüme-çoğalma kontrolünü kaybederek, hızlı ve olması gerekenden fazla sayıda bölünmeye başlarlar. Normal hücre döngüsünden sapan sağlıksız, anormal hücreler de tümör hücrelerine dönüşürler.

    Hangi Durumlarda Beyin Tümöründen Şüphe Edilebilir?

    Beyin tümörleri, kafatası içerisinde büyüyerek beyin üzerine baskı yaparlar. Tümör düzensiz bir şekilde büyümeye devam eder ve genişleme, büyüme imkânı olmayan kafatası içerisinde beyin üzerine baskı yapmaya başlayınca kafa içi basıncın artmasına bağlı belirtiler ortaya çıkar. Bu belirtiler tümörün bulunduğu bölgeye ve baskı altında tuttukları beyin alanına göre değişir. Genellikle baş ağrısı, bir fonksiyonun kaybolması, kısmi felç gibi durumlarla veya sara nöbetleriyle ortaya çıkabilir.

    Örneğin, insan beyninde dil işlevleri için özel alanlar mevcuttur. Bu alanlar; sağ elini kullanan kişilerin hemen tamamında sol beyin yarısında, sol elini kullananlarda ise en az %75 oranında yine soldadır. Konuşma merkezi sol beynin ön lobunda, anlama merkezi yan lobunda bulunur. Yazma ve okumayla ilgili merkez ise yan-üst lobdadır. Bazen kişilik değişimi bile, beyin tümörü konusunda ön belirti sayılabilir. Kişi durgunlaşabilir, kısa süre içinde bir psikoz tablosuna girebilir, kendini bir çeşit depresyonda hissedebilir, karakter değişimi yaşayabilir, idrar kaçırma olabilir. Beyin tümörü varlığı bazen görme bozukluğuna da neden olabilir. Görme bozukluğu nedeniyle yapılan göz dibi muayenesinde bile bazen beyin tümörünün varlığından kuşkulanılabilir.

    Beyin Tümörlerinin Çeşitleri Nelerdir?

    Beyin tümörleri çocukluk çağında kan kanserleri ve kötü huylu lenfomalardan sonra en sık görülen tümör grubunu oluşturur; bu yaşlarda rastlanan kötü huylu tümörlerin yüzde 20-25′i beyin tümörleridir. Beyin tümörleri vücudun diğer bölgelerindeki tümörler gibi ‘iyi huylu’ ve ‘kötü huylu’ tümörler olarak ayrılabilirler.

    İyi Huylu Tümörler; Yavaş üreme hızına sahiptirler. Ayrıca beyin dokusundan kolaylıkla ayrılabilirler ve tümü veya tümüne yakın kısmı çıkarılabilir. Bu nedenle ameliyat sonrası sonuçları çok iyidir. Bazen iyi huylu tümörlerin hepsi çıkarılamadığı takdirde bölgesel ışın tedavisi uygulanabilir.

    Kötü Huylu Tümörler; Çok hızlı büyürler ve belirgin sınırları yoktur. Bu nedenle ameliyatla tamamen çıkarılamazlar. Kötü huylu tümörler ne yazık ki tüm beyin tümörlerin %40’ını oluştururlar. 40-60 yaşlarında ve erkeklerde daha sık görülmektedir. Glioblastoma Multiforme en hızlı ilerleme gösteren kötü huylu tümördür. En sık 55-60 yaşlarında görülür. Kötü huylu tümörlerin bir bölümü de zaten vücudun bir başka yerinde var olan kanserin beyne sıçramasıyla teşhis edilirler. Bu tümörler uygun tedavi görseler dahi, belli bir süre sonra nüks ederek beyine baskı yapmaya devam edebilirler. Kötü huylu tümörler tamamen çıkarılamadığı için ameliyat sonrasında ışın tedavisi veya kemoterapi uygulandığında sonuçlar daha iyidir.

    Beyin Tümörleri Nasıl Teşhis Edilir?

    Manyetik Rezonans (MR) ve Bilgisayarlı Beyin Tomografi (BBT) gibi görüntüleme yöntemleri ile beyin tümörünün varlığı ve büyük ölçüde cinsi belirlenebilir. Kuşkulu durumlarda biyopsi yapılabilir.

    Beyin Tümörleri Nasıl Tedavi Edilir?

    Tedavi seçimini etkileyen birçok faktör vardır. Bunlar tümörün tipi, yerleşim yeri, büyüklüğü ve hastanın genel durumudur. Çocuklar ve erişkinlerdeki seçenekler birbirinden farklıdır. Her hasta için hastaya özgü bir tedavi planı seçilir.

    Beyin tümörlerinin tedavisi cerrahidir. İster iyi huylu, ister kötü huylu olsun, bazı tümör tipleri dışında tüm tümörler öncelikle cerrahi olarak tedavi edilirler.

    Ancak bazı durumlarda cerrahi uygulamak mümkün olmayabilir. Şayet tümör beynin çok hassas olan bazı hayati bölgelerine yerleşmişse bu bölgelere dokunmak hayati tehlike yarattığından sadece biopsi alınarak patolojik inceleme sonucuna göre bir tedavi planlanır. Stereotaksi denilen bir teknikle; hastanın başına özel bir çerçeve takılarak bilgisayarlı tomografi ile tümör dokusunun kafa içindeki kesin yerleşim yeri belirlenir. Böylece kafa tasına küçük bir delik açılarak biyopsi iğnesi doğrudan tümöre hedeflenir ve biyopsi alınır.

    Vücudun diğer bölümlerinde oluşan daha sonra beyine sıçrayan tümörlere, metastaz denilmektedir. Akciğer kanseri, meme kanseri bazı tümörler beyine yayılabilir ve kötü huylu tümörlerdendir. Cerrahi müdahale yapılsa bile sonuçlar çoğu zaman yüz güldürücü değildir. Bu hastalara ameliyat sonrasında ışın tedavisi (radyoterapi) ve/veya ilaç tedavisi (kemoterapi) uygulanarak tümörün büyüme hızı yavaşlatılabilir.

  • Elimin uyuşmasından endişelenmeli miyim? Karpal tünel sendromu

    Elimin uyuşmasından endişelenmeli miyim? Karpal tünel sendromu

    Tanım

    Karpal tünel sendromu hissizlik, karıncalanma ve diğer belirtilerle ortaya çıkan; bilekte median sinirin sıkışması sonucunda oluşan bir hastalıktır. Bileğinizin anatomisi, bazı altta yatan sağlık problemleri ve elin yoğun şekilde kullanımı gibi pek çok faktör, karpal tünel sendromuna neden olabilir.

    Belirtiler

    Karpal tünel sendromu genellikle aşama aşama artış gösteren uyuşma, başparmak-orta parmaklar ve avuç içinde karıncalanma ile başlar.

    Karpal tünel sendromu belirtileri şunlardır:

    Karıncalanma veya uyuşma. Özellikle küçük parmak dışındaki parmaklar, avuçiçi ve bilekte karıncalanma ve uyuşma ile karşılaşılabilir. Direksiyon simidi, telefon ya da gazete tutmakla daha sıklıkla da uykuda ortaya çıkan bu bulgular bilekten yukarı doğru yayılabilir. Hastalar semptomları hafifletmek için ellerini “silkelemek” ihtiyacı duyarlar. Hastalık ilerledikçe, uyuşukluk hissi kalıcı hale gelebilir.

    Zayıflık. Hastalar ellerinde zayıflık hissedebilir ve tutulan nesneleri düşürebilirler.

    Ne zaman doktora başvurulmalı

    Eğer yukardaki belirtiler varsa ve bu belirtiler günlük hayatınızı ve uyku düzeninizi etkiliyorsa doktora başvurmak gerekmektedir. Eğer durum tedavi edilmezse, kalıcı sinir ve kas hasarı oluşabilir.

    Nedenleri

    Karpal tünel sendromu, median sinirin basısı sonucu ortaya çıkar. Median sinir bilekteki (karpal tünelin) bir geçitten geçerek el içine ulaşmaktadır. Bu sinir küçük parmak hariç avuç içi bölgesi ve parmakların duyusunu sağlar.

    Risk Faktörleri

    Anatomik faktörler. Bilek kırıkları veya çıkıklar karpal tünelin boyutunda değişikliğe yol açarak median sinirin sıkışmasına yol açabilirler.

    Cinsiyet. Karpal tünel sendromu kadınlarda daha sıklıkla görülmektedir.

    Median siniri zedeleyen durumlar. Bazı kronik hastalıklar: şeker hastalığı, sinirin hassasiyetini arttırarak daha hızlı zedelenmesine yol açabilir.

    İnflamasyon. Romatoid artrit gibi inflamasyonun arttığı durumlarda,

    Vücut sıvı dengesinin değişikliklerinde. Vücutta sıvı birikmesi durumlarında (gebelik, menopoz vs)

    Diğer medikal durumlar. Menopoz, şişmanlık, tiroid hastalığı, böbrek yetmezliği gibi

    Mesleki faktörler. Titreşimli cihaz ile çalışanlarda, diş hekimleri gibi bileğin uzun süre bükülmesi gereken iş kollarında, masa başında bilgisayar önünde uzun süre geçirenlerde.

    Tanı ve testler

    Karpal tünel sendromunun tanısı için doktorunuz aşağıdaki testlerden birini veya birkaçını isteyebilir:

    Hikâye. Doktorunuz hastalığınızın bulgularını sorgulayacaktır.

    Fizik muayene. Doktorunuz sizi muayene edecektir. Elinizin hissine ve kaslarınızın kuvvetini değerlendirecektir.

    X-ray. Bazı doktorlar etkilenen bileğin direk grafisini, artrit veya kırık olup olmadığını değerlendirmek için isteyebilirler.

    Electromyografi. Elektromyografi kaslada üretilen ince elektrik boşalımlarını ölçmektedir. Bu test sırasında doktorunuz kaslar içine çok ince iğne elektrotlarını batırabilir. Testte kasların istirahat ve kasılırken ürettikleri elektrik akımları değerlendirilir.

    Sinir iletim çalışması. Elektromyografinin bir varyasyonu olarak cildinize 2 adet elektrot yapıştırılır. Median sinire bilek üst seviyesinden elektrik akımı verilir ve bu akımın bilek alt seviyesinde yavaşlayıp yavaşlamadığı değerlendirilir.

    Doktorunuz böyle bir durumla karşılaştığında sizin “Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanına” başvurmanızı söylemesi gerekmektedir.

    TEDAVİ

    Karpal tünel sendromu bulgular ortaya çıktıktan sonra olabildiğince erken dönemde tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Hafif bulgulara sahip karpal tünel sendromlu hastalar belirtileri, ellerini dinlendirmek için daha sık ve uzun süre aralar verme, belirtileri arttıran aktivitelerden uzak durarak ve şişliği azaltmak için soğuk uygulama yoluyla, azaltabilirler. Bu yöntemler belirtilerde 1-2 haftada azalmaya yol açmaz ise bileklik kullanma, ilaçlar ve cerrahi tedavi gibi yöntemlerin uygulanması gerekmektedir. Bileklik ve diğer medikal tedaviler 10 aydan kısa hafif-orta derecede belirtiler gösteren hastalarda fayda sağlamaktadır.

    Cerrahi tedavi

    Karpal tünel sendromunda belirtiler şiddetliyse ve cerrahi dışı tedavilerden fayda görülmediyse cerrahi tedavi uygun seçenektir. Amaç median sinir üzerindeki basıncı azaltmaktır. Bu sinire baskı yapan ligamanın kesilmesi yoluyla gerçekleştirilir.

  • Spinal metastazlarda cerrahinin planlanması

    Tedavinin Planlanması

    Tedavinin Düzenlenmesinde çeşitli faktörle rol oynar. Bunlar sırasıyla;

    1) Primer hastalığa bağlı faktörler; Primer odağın hangi organ olduğu, ağrının varlığı ve tipi, spinal kolonun (omurganın) hangi bölgelerinin tutulduğu ve hastanın nörolojik tablosudur (hastanın felç olup olmadığı)

    2) Tedaviye bağlı faktörler: XRT Radyoterapi), XRT+ cerrahi dekompresyon ve kombine tedavi (XRT+C+CT). CT(kemoterapi) yalnız Ewing’s Sarcoma, neuroblastoma kemosensitif gibi tümörlerde etkilidir.

    3) Hastaya bağlı faktörler: Spinal metastazlı hastaların yaşam süresi ve morbidite (sakat kalma) oranı çok çeşitlilik gösterir. Her şeyden evvel bu hastalar eğitimli ve bilinçli olup en son tedavi seçeneklerini bir şekilde öğrenmiş hastalardır. Bu hastalara yaklaşımda hastanın umutları, isteği ve beklentileri doğrultusunda tedaviyi planlamak gerekir. Cerrahlar için en önemli karar hastalığın derecelendirilmesi ve yapılacak cerrahi girişimin hastaya fayda mı yoksa zarar mı vereceği konusunda doğru karar verebilmesidir.

    Ancak bu kararlar her hasta için bireysel olarak değerlendirilir. Cerrahi tedavi yaşam süresini uzatmada etkin değildir. Kanserin tipi, yaş ve hastalığın ileri dönemde olması yaşam süresini etkileyen faktörledir.

    Çocuklarda spinal metastazların seyri erişkinlerden farklıdır. Çocuklarda spinal metastazlar ya hematojen yayılımla ya da paraspinal bölgeden invazyonla oluşur. Ayrıca çocuklarda spinal metastaza bağlı oluşan total parapleji erişkinlerin aksine 48 saati geçmiş olsa bile cerrahi tedaviyle düzelebilme şansına sahiptir.

  • Hangi bel fıtığı hastaları kök hücre tedavisine adaydır

    1) Hastanın 18 yaşından büyük olması

    2) Yapılacak klinik çalışma hakkında bilgilendirilmesi ve onay vermesi

    3) Yalnız Belde lokalize olan ve hareketle artan bel ağrısının varlığı

    4) Bel Ağrısının en az 4-6 ay devam etmesi ve Konservatif tedaviye cevap vermemesi

    5) Lomber MR da Grade 3-4 disk dejenerasyonu olması

    6) Herhangi bir seviyede kök basısına neden olan protrüde disk olmaması

    7) Lomber MR da tedavi edilecek disk mesafesinde %50 den fazla yükseklik kaybı olmaması

    8) 3 mmd den fazla belde kayma (Lysthesis) olmaması

    9) Başka bir nedenle oluşmuş kronik bel ağrısının bulunmaması

    Kök hücre tedavisi nasıl uygulanır?

    Önce aday olan hastanın karın bölgesinden 1-2 cc. cilt altı yağ dokusu ufak bir cerrahi müdahale ile alınır. Bu dokudan kök hücre labaratuarında kondrosit (lomber diskin su tutan hücresi) elde edilir. Bu 2-3 haftalık bir süreçtir.

    Müdahale hastane ortamında ve lokal anestezi altında yapılır. Diskografi yapıldığı gibi hasta yüzükoyun yatar pozisyonda iken BT veya skopi eşliğinde hasta olan diske her iki taraftan iğne ile girilir ve ortalama bir milyon otojen kondrosit hücresi içeren hücreler fibrin taşıyıcı içinde toplam hacim ortalama1.3 ml olacak şekide 5-30 sn sürede enjekte edilir ve işlem sonlandırılır.

    Kök hücre tedavisinin başarılı olduğunu nasıl anlarız?

    1) Hastanın 12 ay sonra yapılan muayene ve sorgusu sonucu ODI (Oswestry Disability Index) puanlaması öncesiyle karşılaştırılır.

    2) Hastanın tedaviyi takiben 24. ayda tatminkar olacak şekilde ağrısının kaybolması

    3) Hastanın aynı tedaviyi bu ağrım olursa tekrar denerim şeklinde yorumda bulunması

    4) Lomber MR da tedavi edilen diskin yüksekliğinde artma ve görüntünün normale dönmesi

    5) 24. ayın sonunda VAS (Visual analog Scale) değerlerinin tatminkar olması

  • Lomber disk hernisinin kök hücre ile tedavisi

    Başlangıç Bel Fıtığı olarak adlandırılan Lomber Disk Dejenerasyonu genel olarak 30 yaş altında %40, 50 yaş üstünde ise %90 oranında görülür. Konservatif (ameliyatsız) tedaviye rağmen tüm dünyada yılda ortalama 4 milyon hasta hastalığı ilerlediği için (yani disk patladığı için veya fıtıklaştığı için) cerrahi olarak (diskektomi ve füzyon) tedavi edilmektedir. Cerrahi tedavi sonrası da %5-15 oranında hasta popülasyonu nüks komşu segment hastalığı ve pseudoartroz (füzyon oluşmaması) nedeniyle ikinci cerrahi müdahaleye aday olmaktadır.

    Hasta bir organın tedavisi organın eski sağlıklı haline dönmesi ile sağlanır. Yani dejenere olmuş eskimiş bir diskin tedavisi ise onu eski haline getrimektir. Biz aslında gerek başlangıç veya gerekse ilerlemiş bel fıtığını tedavi etmiyoruz, gerek operasyon gerekse ilaç kullanarak hastanın klinik şikayetlerini düzeltiyoruz. Tedavi ise hasta olan diskin eski sağlıklı haline döndürülmesidir ve buda cerrahi olarak değil biyolojik tedaviyle sağlanabilir.