Etiket: Tedavi

  • Tms (transkraniyal manyetik stimulation/ manyetik uyarım tedavisi (tmu)

    Tms (transkraniyal manyetik stimulation/ manyetik uyarım tedavisi (tmu)

    TMS tedavisi beyne doğrudan elektrik vermeden, manyetik alan oluşturup beynin doğal elektriğini aktive eden bir sistemdir.

    Son 15 yılda kaydedilen teknolojik ilerlemeler beyinde hücresel elektrik akımını ölçmek ve değiştirmek konusunda bazı cihazların geliştirilmesini sağladı. Bu cihazlardan biri TRANSKRANİYAL MANYETİK UYARIM ( TMU ) sistemidir.

    Manyetik Uyarım Tedavisi TMS nedir?

    TMU uygulanmasında, dışarıdan güçlü ama kısa bir manyetik alan oluşturularak beyin aktivitesi değiştirilmekte ve tedavi etkisi oluşmaktadır. Transkraniyal manyetik uyarım (TMU) beyindeki nöronları uyaran noninvazif bir yöntemdir. Hızla değişen manyetik alanlar yoluyla (elektromanyetik indüksiyon), dokularda indüklenen zayıf elektrik akımları uyarıma yol açar. Bu şekilde, ameliyata veya dıştan elektrotlara ihtiyaç olmaksızın, beyin aktivitesi tetiklenir veya modüle edilebilir. Beynin işleyiş tarzını haritalayan TMU yöntemi örolojide tanı ve araştırma açısından güçlü bir araçtır.

    Tekrarlanan, transkraniyal manyetik uyarım (tTMU) depresyon, kaygı bozukluğu gibi bir dizi bozukluğun tedavisinde umut vaat etmektedir. Sonuç olarak mevcut durumu ile EKT’ye alternatif, iyi bir seçenektir.

    TMS (TMU) hangi hastalıklarda etkilidir?

    FDA’in 2008’de onayladığı ve APA’nın yayınladığı 2010 tarihli ‘guideline’ da bir

    Tedaviye dirençli depresyon tedavisinde Transkraniyal Manyetik Uyarım (TMU) uygulanması seçenek olarak önerilmektedir. Tipik olarak sadece standart tedavilerle düzelme kaydedilememiş depresyon hastalarında veya elektrokonvülsif tedaviyi düşünebilen fakat bir başka alternatif denemek istenilen hastalarda kullanılır. Depresyonu uzun süren veya standart tedavilerle düzelmemiş olan hastalar bu prosedüre aday olabilirler.

    Tedaviye dirençli psikiyatrik vakalarda TMU önemli bir seçenektir. Standart tedavilerle yeterli düzelme kaydetmeyen hastalara; negatif belirtili şizofreni, hallüsünatuar durumlar, bağımlılık, OKB ve dirençli diğer psikiyatrik bozukluklar için ümit vaat eden bir tedavi olarak ilgiyi hak etmektedir. Önemli olan hekimin içindeki klinisyenin sesini dinleyerek hastanın remisyon yolunda bir basamak daha ilerlemesi için karar verebilmesidir.

    İlaca dirençli migren hastalarında etkili sonuçlar alınmaktadır.

    Tinnitus (kulak çınlaması) hastalığnda kullanılmaktadır.

    SVO (inme) ve felç hastalarında başarılı sonuçlar alınmaktadır

    TMU ayrıca ilaç kullanımının kısıtlandığı durumlarda örneğin; gebelikte, emziren annelerde ve kalp hastalarında rahatlıkla kullanılabilir ve bu yönüyle hasta ve hekime büyük kolaylık sağlamaktadır.

  • Boyun fıtığı ameliyatları hakkında

    Boyun fıtığında hangi ameliyatın gerekeceğine sizi tedavi edecek olan cerrah karar verecektir. Ancak hemen daima ilk basamakta halk arasında “İğne Tedavisi” denen ve doktorlar arasında da “Ağrı Tedavisi, Algoloji Tedavileri” denen; kimi zaman kısacık ve çok ince iğnelerle cildinize verilen, kimi zaman da daha uzun iğnelerle kaslarınıza ve eklemlerinize verilen ilaçlarla yapılan tedaviler yer alır.

    Bunların yeterli olmadığı durumlarda halk arasında “Kansız Ameliyat, Kapalı Ameliyat” denen ve doktorlar arasında da “Minimal Girişimsel Ameliyat” denen, ciltte göze görünmeyecek denli küçük deliklerden girilerek; narkoz uygulamadan ve düşük riskle yapılabilen ameliyatlara sıra gelir.

    Söz konusu yöntemlerle şikayetleri tedavi edilemeyen hastalarda ise, açık cerrahiler yani narkoz altında ve hastanın derisi kesilerek yapılan ciddi ameliyatlara gerek duyulabilir. Bunlar çok düşük denebilecek risklerle yapılan “Mikrocerrahi”, yani hastanın cildindeki çok küçük kesilerden girilerek yapılan ameliyatlardan; halk arasında “Platin Ameliyatı”, doktorlar arasında ise “Enstrümentasyon” denen ve ağrılı omurga kemiklerinin birbirine kaynatılarak ağrının durdurulması esasına dayanan çok daha ciddi ameliyatlara kadar değişebilir.

    Son yıllarda, ülkemizde de halk arasında “Protez Ameliyatı”, doktorlar arasında da “Hareket Koruyucu Cerrahi” adı verilen ve omurgalara konan cihazların bir miktar harekete izin vererek; genç yaştaki insanların aktif hayatına engel olmayan ve daha ileriki yaşlarda ekstra sorunlar çıkmasını önleyen bir ameliyat türü de gelişmiş merkezlerde, tecrübeli cerrahlar tarafından yapılabilmektedir.

  • Omurilik felcinde kök hücre umudu

    Her yıl binlerce kişi trafik kazaları, denize atlama ve spor yaralanmaları sonucunda “omurilik felci” ile karşı karşıya kalıyor.

    Travma nedeniyle omuriliğin işlevlerini kaybetmesi sonucu oluşan “omurilik felci” Türkiye’de her yıl binlerce kişiyi etkisi altına alıyor. Çoğunlukla denize atlama, trafik kazaları ve sporlar yaralanmaları sonucu “omurilik felci” oluşabiliyor. Bu tip kazalarda ayrıca omurilik yaralanması sonucu yüksek oranda can kaybı da yaşanıyor.

    Toplumsal Farkındalık Şart

    Kaza sonucu yaralanan kişilerin mutlaka iyi donanımlı travma merkezlerine götürülmesi gerekir. “Yapılan araştırmalara göre omurilik felcine yol açan durumların başında trafik kazaları geliyor. Omurilik yaralanmalarının yüzde ellisinden fazlası trafik kazalarından kaynaklanmaktadır. Özellikle trafik kurallarına uymama ve emniyet kemerinin yanlış bağlanması bunun en büyük sebebidir.

    Maalesef ülkemizde bunun çok acı örneklerini sıklıkla görmekteyiz. Aynı şekilde yaz aylarında sığ denize baş üstü atlama da omurilik felci sebebi olabiliyor. Bu konularda kamuoyu bilgilendirmesi hayati önem taşımaktadır. Ülkemizde bu tarz kazalara karşı toplumsal farkındalığı arttırmamız gerekir.

    Önce kendini koru

    Trafikte iken emniyet kemerinin uygun şekilde takılması ve trafik kurallarına harfiyen uyulması gerekmektedir.

    Ayrıca trafik kazalarından sonra kazazedeler hastanelere omurgaları korunacak şekillerde taşınmalıdır. Sığ havuz ve denize baş üstü atlanmamalıdır. Spor yaparken gerekli önlemler alınmalı, koruyucu kasklar ve aparatlar uygun şekilde kullanılmalı, yüksekten atlarken güvenli olduğundan emin olunmalıdır.

    Omurilik Felcinde Tedavi Mümkün Mü?

    Omurilik yaralandıktan sonra bir kaç saatten 6 haftaya kadar sürebilen bir şok dönemi geçirir. Bu şok esnasında omuriliğin ne derece zedelendiğini saptamak bazen zor olabilir. İlk çarpma etkisi ile oluşan omurilik içine kanama ve şişme kendisini zamanla onarabilir. Omurilik tamamen zedelenmediyse, kişi zedelenme tarihinden 2 yıl sonrasına kadar iyileşme belirtileri gösterebilir, fakat aradan ne kadar çok zaman geçerse, iyileşme şansı o kadar azalır. Omurilik felci olan hastaları rehabilitasyon kliniklerinin kontrolünde olmaları gerekir. Bu hastalar egzersizlerini ve tıbbi kontrollerini hiç bırakmamaları gerekmektedir.

    Kök Hücre Devrimi

    Omurilik yaralanmalarında; beyinden gelip omurilik içinden geçip, kaslarımıza kadar giden sinir lifleri yaralanır. Tıp dünyasında omurilik yaralanması ve felç ile acil kliniklerine başvuran hastaları kolayca iyileştirebilecek bir ilaç tedavisi henüz bulunmuyor. Ancak bu hastaların hastanede iyileşmelerine yardımcı olabilecek pek çok müdahale olduğu uzamanlar tarafından dile getiriliyor.

    Gelişen teknolojiyle birlikte tıp alanında farklı branşlarda sıklıkla tercih edilen bir tedavi yöntemi haline gelen kök hücre tedavisi omurilik felçlilerin tedavisinde de kullanılmaya başlandı. Kök hücre tedavisinde amaç, hastaya kök hücreler vererek bu hücrelerin yaralı omurilik bölgesinde yerleşmesi, yaşayabilmesi ve yaralanmış hücrelere dönüşmesini sağlamaktır. Tabi aslen bu hücrelerin fonksiyon kazanması ne omurilik içinden beyne ve kaslara haber iletebilir hale gelmesini sağlamaktır. Bu sayede hastalar tekrar hareket edebilir ve kollarını ve bacaklarını hissedebilirler.

  • Beyin kanamaları hakkında

    Beyin kanaması, beyin dokusu içine (intraserebral) ya da onu çevreleyen zarlar ve kemik arasına (subaraknoidal, subdural, epidural) olan kanamayı ifade eder. Bu kanamaların tümü travmatik yani herhangi bir nedenden dolayı beyne alınan darbe sonrası olabileceği gibi, hipertansiyon ve başka sistemik herhangi bir hastalık neticesinde de ortaya çıkabilmektedir.

    İntraserebral Kanamalar

    Beyni besleyen damarların, özellikle de belirli bölgelerdeki küçük damarların cidarında yırtılma sonucu, kanın beyin içine sızması ve beyin dokusunu tahrip etmesidir. Her yıl yaklaşık olarak 100.000 kişi içinde 12-15 olgu görülmekte ve bu oran 40 yaş üzerinde artmaktadır. Erkek, kadın oranı 11,67’dir.Risk faktörleri hipertansiyon, amyloid anjiopati, travma, alkol ve nikotindir. Bunların yanında tedavi amacıyla kulanılan aspirin, nonsteroid antienflamatuarlar ve trombolitik ajanlar da neden olabilmektedir. Beyin damarları yaş ilerledikçe yıpranırlar ve elastiki özelliklerini kaybederler. Hipertansiyon ve amyloid anjiopati gibi hastalıklar neticesinde elastikiyetini kaybetmiş bu damarların cidarları yırtılır ve kan beyin dokusu içine sızar. Bu kan beyin dokusu içerisinde birikerek kitle etkisi oluşturur ve beyin dokusunu tahrip eder. Aynı zamanda bu kitle etkisi beynin dolaşım sistemini de bozarak iskemiye neden olur.

    Klinik olarak genellikle tek taraflı kuvvet kaybı, başağrısı ve bilinç değişiklikleri ile ortaya çıkar. Bunun yanında konuşma bozukluğu, nöbet, bulantı, kusma da görülebilir.

    Ön tanı için ayrıntılı bir hikaye alınmalıdır. Radyolojik tetkiklerden bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme yöntemleri tanıda kullanılır. Kısa süreli olması ve daha iyi tanı koyduruculuğu nedeniyle bilgisayarlı tomografi daha çok tercih edilmektedir.

    Tedavide ilk yapılması gereken hastanın hayati fonksiyonlarını korumaya yönelik, solunum ve dolaşım sisteminin idamesini sağlamaktır. Kanamanın büyüklüğü, beyindeki lokalizasyonu, hastanın nörolojik tablosu değerlendirilerek tedavinin cerrahi ya da medikal yapılacağına karar verilir. Cerrahi olarak yapılacak tedavi beyin dokusunda birikmiş ve kitle etkisi yaratan kanın boşaltılması, kanamanın durdurulmasıdır. Medikal tedavi olarak da kafa içi basıncını azaltacak ve kanama etrafında oluşan ödemi azaltmaya yönelik kullanılacak ilaçlardır. Hastanın nöbet geçirmesini engelleyen antiepileptik ilaçlar da koruyucu olarak başlanır.

    Subaraknoid Kanama

    Beyni çevreleyen araknoid zarı altına olan kanamalardır. Görülme sıklığı 10-16100000’dir. Risk faktörleri ailesel, sigara, alkol, hipertansiyon, oral kontraseptif, kokain, amfetamin gibi ilaç alışkanlıklarıdır. Sebep olarak en sık anevrizma, bunun yanında hipertansiyon, ateroskleroz, arteriovenöz malformasyonlar, beyin tümörleri, kanama bozuklukları, ensefalit, menenjit, meningoensefalit, antikoagülan tedavi komplikasyonları, kafa travması ve bilinmeyen nedenli olanlardır.

    Bulgular en sık olarak şiddetli başağrısı ve ense sertliğidir. Bunun yanında bulantı, kusma, baş dönmesi, çift görme, nöbet, şuur bulanıklığı ve eşlik edebilecek olan intraserebral kanamaya ait bulgular olabilmektedir. Tanı ilk başta hızlı sonuç veren bilgisayarlı tomografi ile kanamanın tespit edilmesidir. Kanamanın tespitinden sonra yapılması gereken beyin damarlarını görüntülemeye yönelik yapılacak olan anjiografidir.

    Şayet anjiografi neticesinde anevrizma tespit edilir ise o zaman yerleşim ve konfigürasyonuna göre cerrahi veya endovasküler yöntemlerle anevrizmanın dolaşım dışı bırakılması gerekir.

    Tüm gelişmelere rağmen günümüzde bu hastaların %25-30’u hastaneye gelemeden kaybedilmekte, geriye kalanların ise %30-50 kadarı kurtarılamamaktadır.

    Epidural Hematom

    Travmaya bağlı meydana gelen beynin kalın zarı (dura) ile kemik arasında olan kanamalardır. Travma sonrası dura üzerindeki damarların zedelenmesi sonucu oluşurlar, genellikle kafatası kemiğindeki bir kırık buna eşlik eder. Tüm kafa travmalarının %0,2-0,6’sında görülürler. Klinik üç şekilde karşımıza çıkar, birincisi lucid interval (şuurun açılıp kapanması), ikincisinde şuur tamamen kapalıdır ve hiç açılmaz, üçüncüsünde bilinç bulanıklığı şeklindedir. Tanı bilgisayarlı tomografi ile konur, manyetik rezonans görüntüleme de tanıda kullanılabilir, ancak bilgisayarlı tomografi çok daha erken sonuç vermesi ve zamanın hayati önem taşıması nedeniyle tercih edilmektedir.

    Tedavi dura ile kemik arasında biriken kan miktarı ve beyne yaptığı basının derecesine göre takip veya cerrahidir. Eğer çok az bir miktarda kan birikimi varsa hasta çok yakın gözlem altında tutularak takibe alınabilir. Karar cerrahi ise çok hızlı bir şekilde uygulanmalıdır. Cerrahi olarak dura ile kemik arasındaki kan boşaltılır ve kanama odağı bulunarak durdurulur. Cerrahi tedavi sonrası sonuçlar yüz güldürücüdür. Tedavi sonrası alınan iyi sonuç %55-89 arasında, mortalite %5-29 arasında değişmektedir.

    Subdural Hematom

    Kafa travması geçiren hastaların %8-57’sinde subdural hematom görülmektedir. Dura ile beyin dokusu arasında olan damarların zedelenmesine bağlı oluşan kan birikimidir. Subdural hematomlu vakaların %50’sinde beyinde ek olarak başka patolojiler de vardır. Genellikle hastalar çok ciddi nörolojik bozukluklarla gelirler ve %50 hastada şuur kapalıdır. Tanıda en iyi yöntem bilgisayarlı tomografidir,manyetik rezonans görüntüleme de tanı koydurabilir.

    Kitle etkisi olan ve nörolojik bozukluk yapan hematomlarda tedavi cerrahidir. Cerrahi olarak beyin ile dura arasındaki birikmiş olan kan boşaltılır ve kanama odağı bulunarak kontrol altına alınır. Mortalite oranı %42-90 arasında değişmektedir, bu oran epidural hematomlara nazaran çok daha yüksektir.

  • Tıkayıcı damar hastalıkları hakkında

    Tıkayıcı damar hastalıkları hakkında

    Tıkayıcı beyin damar hastalıklar veya yol açtığı sonuç olarak strok, beyin dolaşımındaki herhangi bir patoloji sonucu sinir sistemi fonksiyonlarındaki anormallik olarak tanımlanabilir. Ölüme neden olan hastalıklar arasında 3. hatta bazı yazarlara göre 2. sırada yer alan, en sık uzun dönem sakatlığa yol açan bir hastalık grubudur. Strok veya daha geniş tanımlamayla serebrovasküler olay, beyin veya beyine giden kan damarlarını etkileyen herhangi bir olay nedeniyle genellikle akut ve fokal nörolojik rahatsızlıklara yol açan olayı tanımlar. Strok iskemik ve kanamalı olarak iki sınıfa ayrılır. İskemik strok bu hastalığın %80’ini oluşturur. İskemik strok, beyin damarı veya beyine giden bir damarın tıkanmasıyla beslediği beyin bölgesinde gerekli oksijen ve şekerin azalmasına ve fonksiyonlarının kaybına yol açar. Kanamalı strok ise beyin dokusu içi veya subaraknoid denilen beynin araknoid adı verilen zarlarının arasına olan kanama şeklindeki olayla, benzer hasara yol açar. Bu hastalığın bir çok nedeni vardır. Bunlar;

    Büyük damar aterotrombotik tıkanma : Beyni besleyen büyük veya orta boy damarlardaki tıkanmadır. Bu tür tıkanma, karotis denilen beyne giden en büyük boyun damarlarında ateroskleroz denilen plağın büyümesi, damar duvarını daraltması, yerinden kopup beyne daha yakın veya beyin içerisindeki damarlarda bir tıkanma oluşturması gibi safhalardan oluşur. Hastaların yaklaşık %20’sinde bu neden bulunur.

    Küçük damar laküner tıkanma : Hastaların %40’ı bu gruptandır. Beyin içerisindeki küçük damarlardaki tıkanmayla oluşur. Beyinde önemli yapılar olan, bazal ganglionlar, internal kapsül ve beyin sapı gibi derin yapılarda küçük enfarkt alanları oluşturur. Enfarkt sonrası oluşan alana da “lakün” adı verilir.

    Kardiyoembolik tıkanma : Serebrovasküler tıkanmalar içinde %20’lik bir orandan sorumlu olan patolojidir. Daha çok orta boy beyin damarlarını ve beynin arka kısmını besleyen vertebrobaziler sistem denilen orta boy damarları tıkar. Yarısından fazlası atrial fibrilasyon denilen bir kalp hastalığı sonrası oluşur.

    Diğer sebeplere bağlı tıkanma : %20’lik kısmı oluşturur. Damar disseksiyonu, Fibromusküler displazi, Moya Moya gibi hastalıklar sayılabilir.

    Kan akımı sinir hücreleri için gereken kritik seviye altına inince, zincirleme bir biyokimyasal süreç başlar ve belli bir bölgedeki hücre ölümüyle sonuçlanır. Sonucunda klinik bulgular iskemi derecesine, etkilenen bölgenin hacmine, bu bölgenin fonksiyonel özelliklerine ve etkilenim süresine bağlı olarak değişebilir. Ancak başağrısı, hastaların %25’inde görülür ve en yaygın ortak bulgudur. Beyinin çok büyük bir bölgesini ilgilendiren bir iskemi (oksijensiz bölge) oluşursa yaygın iskemi, küçük bir alanda oluşursa fokal iskemiden söz edilir. Tıkayıcı damar hastalıkları nedeniyle sıklıkla karşılaşılan 4 ana klinik tablo oluşur;

    1- Transient (geçici) iskemik atak (TİA) : 24 saatten az süren geçici nörolojik bozukluklar söz konusudur. Çoğunluğu 10-15 dakika sürer, bu nedenle tanı sadece hikayeye dayalı kalabilir. Baş dönmesi, yürüme bozukluğu, konuşma bozukluğu, tek taraflı görme bozukluğu ve bazen tek taraflı kuvvet kayıpları en çok oluşan bulgulardır. Birkaç defadan fazla olan TİA ilerdeki tam bir strokun (%20-80 arası oranlar bildirilmiştir) habercisi olabilir.

    2- Geri dönüşlü iskemik nörolojik defisit : 24 saatten fazla sürüp, 3 haftadan önce bulguları tamamen düzelen klinik durumlar için kullanılır. Çoğunlukla kardiyolojik kaynaklı emboli suçlanmaktadır. İleride tam strok olma riski vardır.

    3- İlerleyici strok : Fokal iskemik bulguların dakikalar veya saatler içinde kötüleşmesi durumu için kullanılan terimdir. Başlangıçta etkilenen alanın genişlemesiyle oluşur. Bu durum genellikle 48 saat içinde tamamlanır. Beynin arka kısmını besleyen sistemde daha uzun sürebilir.

    4- Tamamlanmış strok : Stabilleşmiş iskemik nörolojik defisitler vardır. Embolik stroklar ani başlar, maksimum nörolojik bozukluk erken oluşup tamamlanır ve iyileşme saatler, günler veya aylar sürebilir. Bu tip hastalar çoğunlukla tamamlanmış strok ve defisitli bir şekilde uykudan uyanırlar.

    5- Genç erişkinde strok : Diyabetik veya hipertansif olmayan 40 yaş altı bir insanda stroke ihtimali çok azdır. Bu yaş grubu strokta en sık sebep kalbe ait embolidir. Ancak kokain başta olmak üzere uyuşturucu kullanımı, arterial disseksiyon, fibromusküler displazi ve koagülasyon bozuklukları akla nadir de olsa gelmelidir.

    Erken tanı konulması çok önemlidir. Bu hastalıkla karışacak diğer hastalıkların ekarte edilmesi gerekir. Bunlar, beyin tümörleri, abse-ensefalit gibi beyin enfeksiyonları, nöbet sonrası durum (postiktal durum), travma, subdural hematom, histeri, kontüzyon, şeker yüksekliği, şeker düşüklüğü, kalple ilgili fonksiyon bozuklukları gibi hastalıklardır. Tanı koymak için çeşitli kan tahlilleri, beyin tomografisi, beyin MRI’ı, doppler USG’ler, MRI anjiografi, gibi tetkikler yapılır.

    Tedavi için ilk başta, akut strokun acil tedavisi gerekir,uzun dönemde ise, şeker hastalığı, hipertansiyon, atrial fibrilasyon, kolesterol yüksekliği, sigara-alkol aşırı tüketimi ve fiziksel inaktivite gibi faktörlerin elimine edilmesi önerilmektedir. Bunun dışında altta yatan sebeplerin tedavisi, önleyici tedavi, cerrahi ve endovasküler cerrahi tedaviler uygulanabilir. Herhangi bir kolda veya bacakta felç gibi nörolojik bozukluklar oluşmuş ise fizik tedavi ve rehabilitasyon tedavileri de uygulanabilir.

  • Baş ağrıları – migren

    Baş ağrılarının %20’si migren ağrısıdır. Tek taraflı yerleşim gösteren (%75) migren, tekrarlayıcı, saatlerce sürebilen, paroksismal, zonklayıcı, baş hareketleri ile artan bir baş ağrısı olup bulantı ve kusma da eşlik eder. Ailesel yatkınlık söz konusu olup dominant geçişlidir. Kadınlarda erkeklere göre 3 kat fazla görülür; daha çok genç ve orta yaşta başlayıp ileri yaşlarda azalma gösterir.

    Tipik olarak 4-72 saat arasında sürer ve fiziksel egzersiz ile artar. Migrenli hastalarda depresyon, anksiete ve panik bozuklukların daha sık görüldüğü bildirilmiştir. Çeşitli faktörlerin migrene duyarlı kişilerde baş ağrısını tetiklediği bilinmektedir. Bunların arasında en bilinenler, belirli yiyecek ve katkı malzemeleri (şarap, çikolata, kafein, peynir), açlık veya öğün atlama, aşırı veya az uyku, keskin kokular, barometrik basınç değişiklikleri, şiddetli yanıp sönen ışıklar, moral bozukluğu, hormonal oynamalar, adet kanaması, ilaçlar ve fiziksel egzersizlerdir. Migren baş ağrılarının yaklaşık 15’inde aura adı verilen, dakikalar içinde gelişen ve 1 saatten az süren nörolojik belirtiler öncülük eder. Sıklıkla aura, yavaş olarak görme alanının ortasından dışa doğru yayılan görsel bozukluk olarak seyreder. Görsel belirtiler, yanıp sönen ışık parlamaları şeklinde olan ve basit tip olarak kabul edilen görsel halüsinasyonlar şeklinde olabileceği gibi, görme alanının etkilendiği görme bulanıklığı şeklinde de olabilir. Paresteziler ikinci sıklıkla görülen aura tipleridir. Hastanın tek taraflı olarak kişinin el parmaklarından başlayıp kola doğru yayılan ve çoğu zaman aynı taraf burun ve ağız çevresini etkileyen uyuşukluk ve karıncalanma hissi ortaya çıkabilir. Bunun dışında konuşma bozuklukları, baş dönmesi ve nadir olmakla birlikte işitsel ve koku halüsinasyonları da aura belirtileri olarak görülebilir. Baş ağrısı genellikle aurayı takiben 5-30 dakika içinde başlar.

    Klasik migrende belirtiler, görme kaybı, kuvvet ve duyu bozuklukları ve birkaç dakika süren baş ağrıları olur. Atak süresi klasik migrende birkaç saat, yaygın migren de ise birkaç gün sürebilir. Ağrıya ışıktan ve sesten rahatsız olma eşlik edebilir. Vücudun diğer bölgelerinde görülen belirtiler abdominal ağrı, diyare gibi bulgular olabilir.

    Migren tedavisi medikal yani ilaç tedavileri yanında tetikleyen ajanlardan uzak durmayı içerir. Bunun yanında migren atakları ayda 3 defadan daha fazla oluyorsa, baş ağrısı günlük hayatı engelleyecek kadar şiddetli ise, nörolojik bozukluk oluşturuyorsa, koruyucu ilaç tedavisi de eklenmelidir.

    Küme Başağrısı

    Damarsal bir ağrıdan ziyade, sinirsel bir ağrıdır. Tam olarak nedeni bilinmemektedir. Ağrı ciddi nöbetler şeklinde gelir ve ortalama 30 dakika içinde sonlanır. Ağrı göz çevresinde, şakakta, kulak arkasında ve alt çene molar dişler çevresinde görülür. Ağrı genellikle geceleri olur ve hastayı uyandırır. Bilinen en şiddetli baş ağrısıdır, bu nedenle intihar baş ağrısı olarak da adlandırılır. Sıkıştırıcı ve oyucu hissi verir. Göz kanlanması, gözde yaşarma, burun tıkanıklığı, burun akması, alın ve yüzde terleme, göz kapağının düşüklüğü, göz bebeğinde küçülme ve göz kapaklarının şişliği gibi otonomik bulgular ağrı ile aynı taraftadır. Hastalar migren hastalarının aksine karanlık odada uzanmak yerine, gezinmeyi, açık havaya çıkmayı, yürümeyi tercih ederler. Ağrılı dönem hastadan hastaya farklılık gösterir. Sıklıkla 2-3 ay sürer. Tamamen ağrısız olan sessiz dönem ise 6 ay 1 yıl arasında olur. Ağrılı dönemde neredeyse her gün bazen birkaç kez tekrarlayan ağrı atakları görülür. %4 vakada ağrılar çift taraflı olur. Erkeklerde daha sık görülür ve ailesel geçiş söz konusu değildir.

    Tedavide birçok ilaç seçenekleri vardır. Ancak medikal tedavinin yetersiz olduğu olgularda cerrahi tedavi seçenekleri düşünülmelidir.

  • Baş ağrıları hakkında

    Baş ağrılarını: 1-Primer (birincil) baş ağrıları 2-sekonder (ikincil) baş ağrıları olarak ikiye ayırabiliriz.

    PRİMER BAŞ AĞRILARI:Sadece baş ağrısı şeklinde olup, başka bir hastalıkla beraber görülmeyen, sadece beyin ile ilgili olan baş ağrısı tipidir.

    1 Migren
    2 Gerilim tipi baş ağrısı
    3 Küme baş ağrıları olarak ayrılırlar.

    SEKONDER BAŞ AĞRILARI:Toplam baş ağrılarının ancak % 10 unu oluştururlar. Oluşan baş ağrısı başka bir hastalığa bağlıdır. Beyin tümörleri, göz hastalıkları, sinüzit, menenjit gibi hastalık sonucunda ortaya çıkan bir semptomdur.Özellikle sebebe yönelik tedavi ön plandadır.
    BAŞ AĞRISINDA SÜLÜK TEDAVİSİ OZON TEDAVİSİ
    Geçmeyen, tedaviye inatçı baş ağrılarında önemli konulardan birisi de SİNDİRİM SİSTEMİ BOZUKLUKLARIDIR. Normal barsak florasının bozulması veya herhangi bir gıdaya karşı meydana gelmiş olan gıda intoleransı (Allerjisi) varsa bir türlü iyileşmeyen baş ağrılarınızın sebebi olabilir.

    GAPS TEDAVİSİ

    Kronik yani geçmeyen, tedavilere cevap vermeyen migren veya migren olmayan tüm baş ağrılarında her hastaya mutlaka GIDA İNTOLERANS TESTİ yapılmalıdır. Bu test ile hastanın herhangi bir gıdaya karşı bir alerjisinin olup olmadığı tespit edilmektedir. Şayet bir gıdaya karşı allerji varsa, bu gıda hayatınızdan çıkmadığı sürece baş ağrınızı tedavi etmek mümkün olmayacaktır. Ayrıca barsak florasının bozuk olması halinde özel diyetlerle flora normal haline getirilmelidir. Kliniğimizde buun için GAPS doğal tedavi diyeti uygulaması yapılmaktadır.

    Baş ağrısında klasik tıbbi tedavilerin yanı sıra tamamlayıcı tıbbi tedavilere de yer verilmelidir. Özellikle migren hastalarında tıbbi sülük tedavisi ve medikal ozon tedavisi uygulanması halinde çok iyi sonuçlar alınmaktadır.

    TIBBİ SÜLÜK TEDAVİSİ

    Sülüğün salyasında buluna 106 değişik enzim sayesinde migren hastaları yarar sağlamaktadır. Özellikle alın bölgesine, enseye ve kulak arkasına yapılan sülük uygulamalarının sonuçları açıkça görülebilmektedir. Bazı hastaların tamamen ilaçsız olarak hayatlarına devamı söz konusu olabilmektedir.

    MEDİKAL OZON TEDAVİSİ

    Ozon tedavisi ile amaçlanan mikrosirkülasyon dediğimiz kılcal damarların açılması ve kanın oksijen taşıma kapasitesinin arttırılarak beynin beslenmesini arttırmaktır. Ozon aynı zamanda vücutta kan yapımını arttırarak etki yapmaktadır.

    Sülük ve ozon hakkında daha detaylı bilgi almak için ana sayfadan ilgili bölümlere girebilirsiniz.

    NÖROPROLOTERAPİ (NPT)

    Cilt altında bulunan ve ağrıyı ileten sinirlerin %5 Dextroz enjeksiyonları ile bloke edilmesi prensibine dayanır. Seanslar halinde uygulanır.

  • Ameliyatsız bel fıtığı

    BAŞLANGIÇ HALİNDEKİ BEL FITIĞI’NIN AMELİYATSIZ TEDAVİSİ :

    Omurgalar arasındaki kıkırdak yerinden kaymış, ancak etrafındaki kapsülü yırtmamıştır. Omuriliğe veya bacaklara gelen sinirlere hafif baskı söz konusudur. Hasta bel ağrısından şikayetçidir. Tek taraflı veya çift taraflı bacaklara vuran ağrı olabilir. Ayaklarda kuvvet kaybı,refleks kaybı söz konusu değildir.

    Hasta da sadece bacak ağrısı varsa ve diğer bulgular görülmüyorsa genelde açık ameliyat tercih edilmez. Diğer tedavi yöntemlerini tercih etmek doğru olur. Ancak ortalama 45 gün tedavi edilen hastanın ağrıları azalmıyorsa “sadece bacak ağrısı” nedeniyle ameliyat kararı da verilebilir. Önemli olan ameliyat olmadan hastanın olabilecek tüm tedavi imkanlarını kullanmaktır. Her şeye rağmen hasta düzelmiyorsa elbette ki ameliyat gerekecektir.

    İLERLEMİŞ BEL FITIĞININ AMELİYATSIZ 100 GÜNLÜK TEDAVİSİ NEDİR?

    Son 4-5 yıla kadar ilerlemiş bel fıtığı tedavisinin sadece AMELİYATLA mümkün olabileceği düşünülmekteydi.. Ancak son zamanlarda bu konuda değişik fikirler ortaya koyulmuştur. Omurilik kanalına koparak çıkan kıkırdak dokusu şayet çok büyük değilse ve hastada kuvvet kaybı veya idrar kusuru yapmamışsa DOKTOR KONTROLÜNDE ameliyatsız tedavilerin uygulanması mümkündür. Çünkü,vücudumuz omurilik kanalına çıkan kıkırdağın ortalama 100 gün içinde tamamını veya bir kısmını eritme-yok etme gücüne sahiptir.Bu özellik kişiden kişiye değişmektedir. Vücut direnci yani bağışıklık sistemi yüksek olan insanlarda iyileşme daha net olarak görülebilmektedir.

    Omurilik kanalına çıkan kıkırdak parçası olmaması gereken bir yerde bulunduğundan vücut tarafından yabancı madde muamelesi görür ve vücut tüm gücüyle bu maddeye karşı savaş açarak tıpkı bir mikrop gibi yok etmeye çalışır.

    Bu konu çok hassas bir konudur. Kendi başınıza karar vermeniz mümkün değildir. Bu kararı ancak, tecrübeli bir beyin cerrahisi uzmanı verebilir.

    Bu karar için omurilik kanalına çıkan kıkırdağın büyüklüğü, sizde bıraktığı hasarların var olup olmadığı ve derecesi, ağrı durumunuz, kıkırdak parçasının yerleştiği yer, vs. hepsi ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Tecrübeli bir beyin cerrahı bu tür fıtığın iyileşip iyileşemeyeceğine kendi tecrübelerine dayanarak karar verebilir.Ancak,hasta için çok fazla zaman harcamak istemeyen ve sorumluluğunu almak istemeyen bir doktor en kolay ve kısa yolu yani ameliyat yapma yolunu seçebilir.

    Bu tedavi süresince de doktorun kontrolü altında olmanız gerekmektedir. Ve sıkı bir takip gerektirmektedir.

    Hasta için çok önemli olan 100 günlük süre içinde uygulanacak akıllı tedaviler ve bilinçli takip sonunda hastalarımızın büyük bir kısmı yine ameliyattan kurtulmuş olmaktadırlar.

    100 GÜNLÜK TEDAVİ

    Hastaya medikal ozon tedavisi+Tıbbi sülük tedavisi+ Manyetik alan tedavisi ve Kök hücre tedavisi uygulaması planlanır. Haftada 2 gün olmak üzere 10 seans uygulama yapılır. Bel fıtığı tedavi yöntemleri ameliyatsız Tedavi toplamda 5 hafta sürmektedir. Ayrıca 3 hafta arayla olmak üzere 2 kez kandan elde edilen kök hücrelerle tedavi uygulaması yapılmaktadır. Tedavi süresinde hastanın doktor tarafından çok yakından takip edilmesi gerekmektedir. Tedavi sürecinde muayene bulgularının ilerlemesi durumunda tedavi kesilerek ameliyat önerilebilir. Tedavinin amacı: Vücudun bağışıklık gücünü arttırmak ve omurilik kanalına düşen kıkırdak parçasının vücut bağışıklık sistemi tarafından eritilmesini sağlamaktır. Bağışıklık sistemi güçlü olan hastalarda kıkırdağın tamamına yakın kısmı eritilip yok edilebilir. Tedavi boyunca hastanın ağrıları düzenli bir şekilde azalıyor ve şikayetleri geçmeye devam ediyorsa ortalama 100 gün sonunda tekrar eski sağlığına kavuşabilir.

    ŞEHİR DIŞINDAN GELEN HASTALARIMIZ İÇİN TEDAVİ PROGRAMI

    Şehir dışından gelen hastalarımız için tedaviye pazartesi günleri başlıyoruz. Cuma gününe kadar toplam 5 gün tedavi yapıyoruz. Hastamız 4 gece Denizli de konaklamaktadır. Bu süre içinde 5 seans ozon tedavisi, 3 seans sülük tedavisi ve bir seans da kök hücre (CGF) tedavisi uygulamaktayız. Gerekirse tedaviye manuel tedavi seanslarını da eklemekteyiz.

    NEDEN AMELİYATTAN KORKUYORUZ?

    Bel fıtığı ameliyatlarından sonra yapılan hasta takiplerinde 10 yıllık süre içerisinde hastaların yarısına yakın kısmında bel fıtığı tekrarlamıştır. Tekrarlayan bel fıtığının tedavisi ise kolay olmamaktadır.

    Öncelikle,ikinci kez yapılan bel fıtığı ameliyatlarının zor ve olumsuz şartlar altında yapıldığını söylemek isterim. Birinci ameliyat sonrası sinir dokusunun etrafa yapışması ve bölgenin anatomik yapısının değişmesi nedeniyle,ikinci kez yapılan ameliyatlarda sinir kılıfının yırtılmasından,sinirin kopmasına kadar bir çok komplikasyonlar oluşabilmektedir. Hatta bazı vakalarda,ameliyat yerinde yapışıklık meydana gelmişse tedavisi daha da zor olmaktadır. Meslek hayatımda 8 kez bel fıtığından ameliyat olmuş ve hala iyileşmemiş hastalar gördüm.

    Bu nedenle bel fıtığında ameliyat kararını çok zor,tabiri caizse kılı kırk yararak vermekteyim. Bunu tüm hekim arkadaşlarıma da tavsiye etmekteyim.

    BEL FITIĞI İLAÇLA TEDAVİSİ

    Bel fıtığı mekanik bir olaydır. Yani omurgalar arasındaki kıkırdak yerinden çıkmış ve olmaması gereken bir yere doğru yayılmıştır. Burada yani sırtımızdan 10-15 cm. derinlikte ve üstelik omurilik kanalında oluşan bu kıkırdak kaymasına etki yapacak bir ilaç maalesef yoktur. Yani halk arasında düşünüldüğü gibi BEL FITIĞI İLACI YOKTUR. Bel fıtığına verilen ilaçlar sadece ve sadece ağrıyı kesmek ve sinirde oluşabilecek ödemi çözmek için verilir. Asıl mekanizmaya etkileri sıfırdır. Ağrı kesici ilacı alırsınız ve 8 saat kadar ağrınızı keser. Adale gevşetici ilaçların ise (tecrübelerime güvenerek söylüyorum) hiç bir önemi yoktur. Fıtığın iyileşmesine etkisi de yoktur. Yine bel fıtığı hastalarına verilen kortizon içeren ilaçlarda sinirde oluşan ve ağrıya neden olan ödemi gidermek için verilirler. Bazı durumlarda ısıtıcı kremler verilir. Bu kremler bel bölgesine sürülür. Bunlar o bölgede kan akımını arttırarak geçici olarak ağrı hissini azaltmaya yönelik etki yaparlar.

    **Dikkat: Bel fıtığı hastalarında kullanılan her türlü krem, yakı, yağda eritilmiş alabalık, vs.vs. bel fıtığını ortadan kaldırmaz.**

    ** Bel bölgesine yapılan masajın ve kaplıcaların fıtığı tedavi edici hiç bir etkisi yoktur. Yine bunlarda hastalığın belirtisi olan ağrıyı bir kaç saatliğine azaltmaya yönelik uygulamalardır. Tedavi yöntemi değildirler**

  • Parkinson ve sebebi

    Parkinson; 1817 yılında yaşayan bir doktorun adıdır. Dr.James Parkinson, bazı hastalarda görülen ellerde titreme, kaslarda kasılma, yürüme bozukluğu ve yüz mimik hareketleri bozukluğu ile seyreden bir hastalık tarif etmiş ve bu hastalığa PARKİNSON adı verilmiştir.

    SEBEBİ: Beyinde üretilen DOPAMİN adlı bir maddenin yetersiz salgılanması sonucunda oluşur. Yani bir Dopamin eksikliği hastalığıdır.Bu maddenin eksikliğine bağlı olarak hastalarda titreme, kaslarda tutukluk, ağırlık, hareketlerde yavaşlık gibi belirtiler ortaya çıkar. Hastalığın en tipik belirtisi daha çok istirahat halinde ortaya çıkan para sayar gibi bir titremedir. Bu titreme genellikle önce vücudun bir tarafında ön plana çıkmaktadır.

    Genelde 50 yaş üzeri erkeklerde sık görülür.Toplumda binde 3 oranında rastlanır. 65 yaş ve üzerindeki 300 kişiden birinde görülmektedir.

    PARKİNSON TEDAVİSİNDE SÜLÜK VE OZON KULLANIMI

    PARKİNSON HASTALIĞININ TAMAMLAYICI TIP YÖNTEMLERİ İLE TEDAVİSİ

    Parkinson tedavisinde esas olan beyinde üretimi azalan DOPAMİN maddesinin yerine konmasıdır. Bu tedavi klasik tıbbi ilaçlarla mümkün olduğu kadar yapılmaya çalışılmaktadır.

    Ancak, klasik ilaçların uygulanmasına rağmen bir çok hastada hastalık belirtileri ilerlemeye başlar. Klasik tıbbi ilaçlar devam ederken, diğer taraftan TAMAMLAYICI TIP TEDAVİLERİNDEN olan tıbbi sülük tedavisi, Medikal ozon tedavisi ,Manyetik alan tedavisi ve kök hücre tedavisi gibi tedaviler uygulamaya koyulursa hastalık belirtilerinde bir çok kişinin tahmin edemeyeceği kadar iyileşme olmaktadır. Resimde görülen hastamızda oldukça yoğun Parkinson hastalığı belirtileri mevcuttu. Kliniğimize ilk geldiği gün iki baston ve eşinin yardımıyla yürüyebiliyordu. Uyguladığımız tedavi sonunda yani, 6 hafta sonra bastonsuz yürümeye başladı.

    Tedavi, haftada iki gün yapılmaktadır. Toplam 5 hafta, yani 10 seans tıbbi sülük ve medikal ozon uygulaması yapılır. Ayrıca tedaviye manyetik alan uygulaması, hacamat ve kök hücre uygulaması eklenebilir. Tedavi programı hastanın muayenesinden sonra kesinleşmektedir.

    Şehir dışından tedavi için Denizli’ye gelecek olan hastalarımız için yoğunlaştırılmış tedavi programı uygulamaktayız. Tedaviye pazartesi günleri başlamaktayız. Hasta toplam 4 gece Denizli de ikamet etmekte ve cuma gününe kadar toplam 5 seans ozon ve 5 seans sülük uygulaması, 5 seans manyetik alan tedavisi, 1 seans hacamat kupa tedavisi ve 1 seans kök hücre tedavisi yapıldıktan sonra evine yollanmaktadır.

  • Boyun düzleşmesi hastalığı

    Boyun düzleşmesi hastalığı

    Boyun düzleşmesi son zamanlarda özellikle genç nüfusta artış gösteren fiziksel bir rahatsızlıktır. Sonradan oluşur ve tedavisi biraz sabır gerektirir.

    Boyun düzleşmesi; şekli ters C’ye benzeyen omurganın (resimdeki soldaki şekil) çeşitli nedenlerden dolayı I şeklini (resimdeki sağdaki şekil) almasıdır. Genelde boyun kaslarındaki spazm ve gerginlik sonrası oluşan bir durumdur. Uygun yastık kullanmama, uzun süre mobil telefon benzeri teknolojik aletler kullanma ve uzun süreler bilgisayara ekranına bakarak çalışma sonrası gelişir.

    Boyun düzleşmesinin belirtileri nelerdir?

    1) Boyun ağrısı. Bu ağrı bazen baş arka kısmına ve omuzlara doğru yayılır.

    2) Boyun düzleşince beyine giden bazı damarlar gerilir ve beyine yeterince kan gidemez, kişide baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı, unutkanlık, daha ileri safhalarda dengesizlik, uyku bozuklukları da olabilmektedir.

    Eğer boyun düzleşmesi tedavi edilmezse ilerleyen zamanlarda nörolojik sorunlar doğurabilmektedir. Omurganın şekli daha da bozulacağından bazen omurlar arasından çıkan sinirlere basınç yapılması neticesinde sağ veya sol kol ve bazen her iki kolda ağrı meydana gelir.Daha da ileri zamanlarda boyun fıtığı gelişebilir.

    Boyun düzleşmesinin tedavisi nasıl olur?

    Tedavide öncelikle bu duruma sebebiyet veren uygulamalardan kaçınmak gerekir.
    – Masa başında oturan kişiler; mutlaka dik oturmaya gayret göstermelidir.
    – Uzun süre oturarak çalışan kişiler oturduğu yerde mutlaka boyun egzersizleri yapmalıdır.
    – Bilgisayar monitörün üst kenarı kaşınızın hizasında olsun; böylece öne doğru eğilmek ya da yukarı bakmak için boyun kaslarınızı zorlanmazsınız.
    – Mobil cihazlarla çok zaman geçirmemek gerekir.
    – Ortopedik yastık kullanmak gerekir.

    Tedavide kas gevşetici tablet ve kremler faydalı olur. Bu ilaçlar ile beraber boyun egzersizi yapmak gerekir. Bunlarla düzelme sağlanmaz ise Fizik tedavi uygulanması gerekir.

    Boyun düzleşmesi ileride boyun fıtığına dönüşebilecek bir hastalık olması nedeniyle ciddiye alınmalı ve sabırla tedavi edilmelidir.