Etiket: Tedavi

  • Rahim Ağzı Yarası-Servikal Erozyon

    Rahim Ağzı Yarası-Servikal Erozyon

    Rahim Ağzı Yarası-Servikal Erozyon nedir?

    Rahim ağzını kaplayan normal dokunun çeşitli patolojik etkiler sonrasında bozulmasıdır.Rahim ağzı normal dokusunu kaybettiğinden dolayı genellikle kırmızı,düzensiz ve çevre dokudan belirgin olarak farklı görülür.Bazen bu alanın üstü koyu enfekte akıntı ile bulaşık,bazende iltihaba bağlı hassaslaşan dokuda kanama odaklarıda görülebilir.

    Rahim Ağzı Yarasının belirtileri nelerdir?

    Rahim ağzı çevresindeki dokuların tahrip olmasından dolayı bu alan mikroplar tarafından kolayca istila edilerek enfekte olabilir.Dökülen doku bölgesinden koyu kıvamlı,sümüksü bir akıntı başlar.Enfekte olduktan sonra akıntının rengi koyu gri renkten yeşile kadar çeşitli renklerde olabilir.İltihaba neden olan mikroba bağlı olarakta çeşitli kötü kokularada neden olur.

    Rahim ağzı dokunun bozulmasından dolayı çok hassaslaşmıştır.Hafif dokunuşlarla beraber hemen kanar.İlişki sırasında derin penetrasyonda penis rahim ağzına dokunduğunda kanamalar görülür.Yani cinsel ilişki sırasında az miktardan bir kaç petliğe kadar kanar.

    Rahim Ağzı Yarasının sebepleri nelerdir?

    Rahimağzı yarasının en sık sebebi bakterial enfeksiyonlardır.Vajende başlayan enfeksiyon ihmal edildiğinde ilerleyerek rahin ağzında kronik iltihaplanmalara neden olur.Kronik iltihap dokunun zaman içinde bozularak ülserleşmesine yani yaraya dönmesine yol açar.

    Diğer sayabileceğimiz nedenler ;doğum sırasında rahim ağzının zedelenmesi,hormonal değişiklikler,enfekte erkeklerle cinsel ilişki,sık vajinal duş,spermisid veya kayganlaştırıcı kremler kullanılması,hamilelik dönemi,doğum kontrol hapı kullananlarda görülebilir.

    Tedavi nasıl yapılır?

    Rahim ağzını kaplayan doku bozulduğunda ve döküldüğünden dolayı antimikrobiyal ilaç tedavisi mümkün değildir.Diğer etiyolojik nedenlerdede tedavi ile bir yarar elde edilemez.Rahim ağzı karaciğerimiz gibi kendini yenileme potansiyeli olan bir organdır.Rahim ağzının bir bölümünü tahrip etsek bile kendini rejenere edebilir.Tedavide temel amaçta bozulan dokunun çeşitli yöntemlerle tahrip edilip kronikleşen yaranın tedavisi için rahim ağzına şans vermektir.Genellikle iki yöntem kullanılır,koterizasyon yani ısı ile tedavi veya kriyoterapi yani dokunun dondurulmasıdır.

    Yara Yakılması(Koterizasyon)

    Rahim ağzı yaralarında en sık kullanılan tedavi yöntemi,koterizasyon(yara yakma) yöntemidir.Koterizasyon öncesi rahim ağzında yara tespit edilen hastaya smear testi yapılır.Amaç yaranın varlığını patolojik olarak teyit etmek ve alta yatan kötü huylu her hangi bir patolojiyi ekarte etmektir.

    İşlem için Elektrokoter adı verilen cihaz kullanılır.Cihaz elektrik enerjisini ısı enerjisine çevirir.İşlem esnasında hastaya lokal anestezi uygulanır.Toplamda anestezi dahil 10-15 dakika süren basit bir işlemdir.

    Hasta jinekoljik muayne masasına hazırlanır.Koter uygulanırken plastik spekulum uygulanması gerekir çünkü koter ucu metal spekuluma değdiğinde hastanın konforu bozulur.Plastik spekulum yerleştirildikten sonra vajen batikon ile boyanır ve dezenfekte edilir.Rahim ağzına lokal anesteik madde dört noktadan uygulanır.Anestezi sağlandıktan sonra koter işlemine geçilerek yara tahrip edilir.Kanama kontrolü sağlandıktan sonra batikonla koterize edilen bölge sterilize edilir.Hastanın perine temizliği yapıldıktan sonra hasta masadan kaldırılır.Hasta koterize edilen bölgede hafif ısınma dışında hiçbir şey hissetmez,günlük yaşamına hemen geri dönebilir.Hasta yaklaşık bir, birbuçuk ay sonra kontrole çağrılır.Kontrole kadar cinsel ilişkiye girilmemelidir.Tampon kulanılarak denize girilebilir fakat deniz çıkışı tampon hemen çıkarılmalıdır.İşlem sonrasında başta pembe daha sonra zamanla grileşen bir akıntımız olacaktır.Bunun nedeni tahrip olmuş dokuların yerine normal doku bırakarak dökülmesidir.

    Yara Dondurulması(Krioterapi)

    Krioterpide , çeşitli dondurucu gazlar krio denen cihaz ile uygulanarak yaranın dondurularak tahrip edilmesidir.En sık Nitrous Oxide gazı kullanılır.Hasta jinekolojik muayne masasında hazırlanır.İşlem sırasında lokal anestezi uygulanmasına gerek yoktur.Yine plastik spekulum uygulanması konfor açısından daha iyidir.Spekulum yerleştirdikten sonra rahim ağzı temizlenir.Krionun aplikatör ucu yaranın büyüklüğüne göre ayarlanır.Aplikatör uç yaraya yaklaşık olarak 5 dakika kadar uygulanır.Hasta işlem sonrası hemen günlük yaşamına geri dönebilir.Yaklaşık bir ay sonra kontole çağrılır.Kontrole kadar cinsel ilişkiye girilmemelidir.Tampon kullanarak denize girilebilir.Tedavi sonrası bol akıntımız olabilir.Bu durumdan korkulmamalıdır çünkü tahrip olmuş dokunun temizlenmesinden kaynaklanır.

    Krioterapi ve Koterizasyonun tedavi etme oranları birbirine yakındır.Uygulacak tedavi yaklaşımı hekim tarafından hastanın durumu değerlendirilerek karar verilir.

  • Kadınlarda İdrar Kaçırma

    Kadınlarda İdrar Kaçırma

    İdrar kaçırma: Günlük işler sırasında kontrolsüz ve istemsiz bir şekilde idrarın yapılmasıdır. Tüm kadın yaş grupları içerisinde ortalama % 15-55 oranında görülmektedir ve yaşla birlikte bu oran artmaktadır. Bu durum farklı nedenlere bağlı olarak gelişebilmektedir. Nedenler arasında aşırı kilo, iri bebek doğurmak, müdahaleli doğumlar, yaşlılık, menopoz, diabet, nörojenik hastalıklar, hipertansiyon, kalp hastalıkları, bağ dokusu hastalıkları, sigara, alkol ve idrar torbasını uyarıcı yiyecek ve içecekler sayılabilir.

    İdrar kaçırma kesinlikle yaşlanma sürecinin sonucu olan normal bir durum değildir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. Az gelişmiş ülkelerde ve toplumumuzda idrar kaçırma insanların rahatlıkla konuşamadığı bir hastalıktır. İdrar kaçırma, kadınların sosyal hayatını ciddi bir şekilde kısıtlayabilir hatta bazı kadınlarda depresyona sokacak kadar ileri boyutlara varan psikososyal bir sorun haline gelebilir. Günümüzde idrar kaçırmanın tedavisinde idrar kaçırmanın tipine göre davranış tedavileri, medikal tedaviler ve cerrahi tedaviler uygulanmaktadır. Ve bu tedavilerin başarı oranları yüz güldürücü sonuçlar vermektedir.

    Doktorunuza idrar kaçırma şikayetlerinizi söylemekten çekinmeyin. Bu durumun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu bilin. Üzülmeyin artık her şeyin çözümü var, sadece doktorunuza danışın.

  • Fibrocell – hücresel doku yenileme

    Hücresel doku yenilemede kullanılan Fibrocell tedavisi, kişinin kendi hücreleri kullanılarak uygulanan patentli bir tedavi yöntemidir. Bu tedavi ile kulak arkası veya kol iç yüzünden alınan küçük bir deri biyopsisi sonrasında üretilen fibroblast hücrelerinin tekrar kişiye verilerek kolajen sentezinin uyarılmasıdır. Fibroblast hücreleri, bağ dokunun iskeletini oluşturan kolajen ve elastin liflerini üreterek doku tamirini sağlayan hücrelerdir. Deri biyopsisi ile alınan dokudaki fibroblastların bir kısmı daha sonraki tedaviler için dondurulurken diğer kısmı da laboratuar şartlarında milyonlarca yeni hücre olacak şekilde çoğaltılırlar.

    NASIL UYGULANIR?

    Deri biyopsisi hastanın güneş hasarlarından uzak bölgesinden, kulak arkası veya kol içinden steril şartlarda alınır. Çok özel koşullarda soğuk zincir ile tam donanımlı laboratuara gönderilir ve üretime alınır. Parçayla birlikte aynı gün, kişiden kan alınır. Alınan deri parçası kişinin kendi kanından elde edilen serumla beslenir. Çoğaltılan hücreler bir miktar sıvının içinde 1’er aylık periyodlarla 3 seans olacak şekilde uygulanır.

    TEDAVİNİN ETKİLERİ NE ZAMAN BAŞLAR?

    Tedavinin sonuçları ilk seanstan itibaren görülmeye başlasa da gerçek etkiler 2. seanstan sonra başlar. Ortalama 12 ayda sonuçlar ortaya çıkar. Kalıcılığı ortalama 5 yıldır.

    ORTALAMA YAŞ ARALIĞI HANGİSİR?

    En etkin olduğu dönem cildin elastikiyet kaybının hissedilmeye başladığı 30-40 yaşlar arasındadır. İleri yaşlarda etki sağlanmasına rağmen, etki süresi kısalmaktadır.

    TEDAVİ HANGİ BÖLGELERE UYGULANIR?

    Kaş ortası, göz kenarı, kaz ayakları, burun-dudak hattı ve dudaklara anti-aging amaçlı

    Cilt gençleştirmede yüz, boyun, dekolte derisine

    Doku kayıplarında, yara, ameliyat izlerinde de uygulanmaktadır.

    ALERJİ RİSKİ VAR MIDIR?

    Kişinin kendi hücreleri olduğundan alerji riski çok azdır.

  • Akne !

    Halk arasında sivilce olarak bilinen Akne vulgaris en sık rastlanılan cilt problemlerinden biridir.Genellikle ergenlik döneminde başlayıp, 20’li yaşlarda azalarak devam etmekle beraber, 30’lu 40’lı yaşlara kadar da devam edebilir, hatta bu yaşlarda yeni başlayabilir.

    Akne derimizde bulunan yağ bezlerinin bir hastalığıdır. Normal koşullarda derideki yağ bezlerinden salgılanan sebum dediğimiz yağ, deri yüzeyine bir kanal aracılığıyla atılır.Bu kanalın çeşitli nedenlerle tıkanması akne oluşumunun temel nedenidir.Özellikle ergenlik döneminde, erkeklik hormonu olarak bilinen androjenin artması sonucunda yağ bezleri uyarılır, büyür ve yağ salınımı artar. Artan yağ salınımına bağlı olarak kanalın da yoğunluğu giderek artar ve tıkanma olasılığı yükselir. Bu arada derimizde bulunan bakteriler kanala girerek, gerek kendi varlıkları gerekse ortaya çıkardıkları birtakım kimyasal maddeler aracılığıyla iltihaplanma sürecini başlatabilirler. Zamanla kanal yırtılıp içerik deri altına sızabilir ve yüzeyde kırmızı kabarıklıklar, daha ileri boyutta nodül ve kistler şeklinde görülebilir. Aynı anda çevresel tozlar, kirler ve deri yüzeyinin terlemesine bağlı olarak deri gözenekleri de dışarıdan tıkanabilir. Kanalın ağzındaki tıkaçtaki yağın hava ile oksitlenmesi sonucu siyah noktacıklar oluşur (komedonlar).

    Akne nerelerde görülür?

    Vücudun daha yağlı bölgeleri olan yüz. Boyun, çene, sırt, omuz ve kollarda görülür.Diğer alanlarda çıkabilen akneye benzer kıl kökü iltihaplanması (follikülit) akne ile karıştırılmamalıdır.

    Akne gelişiminde hangi faktörler rol oynar?

    Genetik, hormonal (adet dönemi öncesi sivilcelerde artış olabilir) faktörler akne gelişiminde önemlidir.Bunun yanında stres, cilt tipine uygun olmayan ürün kullanımı (yağlı nemlendiriciler, fondöten, pudra gibi) da önemlidir.

    Akne tedavi edilmeli midir?

    Şiddeti ne olursa olsun akne mutlaka tedavi edilmelidir.Yaşamı tehdit eden bir hastalık olmadığı halde, gerek yarattığı görüntü gerekse neden olduğu ciddi ve kalıcı izler nedeniyle hastayı psikolojik olarak olumsuz etkiler.

    Akne kimler tarafından tedavi edilmelidir?

    Akne mutlaka bir dermatolog doktor tarafından tedavi edilmeli, yine onun önerisi ile yardımcı kozmetik ürünler kullanılmalıdır.Akne tedavisi uzun süreli, sabır gerektiren bir tedavidir.Aylarca sürebilir.Tedavi ile birlikte yardımcı tedavi denilen, deri hijyeni ve deri bakımında kullanılan kozmetik ürünlerin kullanımı da oldukça önemlidir.

    Unutulmamalıdır ki, akne tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. Tedavi edilmediğinde oluşan akne izleri ise akne kadar kolay tedavi edilememektedir.

  • Stres egzaması

    Stres egzaması nedir?

    Stres egzaması nedir sorusunun cevabı hastalarımız tarafından en çok merak edilen konulardan biridir. Genellikle stresin vücuttaki psikolojik ve fizyolojik yıkıcı etkisinin sonucunda derimizde ortaya çıkan kaşıntı ve kızarıklığa stres egzaması adını vermekteyiz.

    Her stresi olan kişide egzama olur mu?

    Her stresi olan kişide egzama görülmez. Genellikle deri bakımını ihmal eden, soğuk havalarda derisine yeterince nemlendirici kullanmayan, yazın güneşten korumayıp uzun süre güneş altında kalan, yeterli su içmeyip beslenmesine dikkat etmeyen ve bazı hipotiroidi , dyabet gibi endokrinolojik sorunları olan kişilerde daha sık görülür.

    Stres egzaması olduğumu nasıl anlarım?

    Egzamanın birçok sebebi bulunmaktadır. Ancak stres en büyük egzama sebebidir. Günümüzde neredeyse stresi olmayan insan bulunmamaktadır. Kimilerinde stres saç dökülmesi , tırnak bozuklukları gibi problemlere neden olurken, kimi kişilerde ise deride egzama şeklinde kendini gösterir. Özellikle çok strese girildiği zamanlarda artan kaşıntı ve kızarıklıkla kendini gösteren bir şikayetimiz varsa, stres egzamasından şüphelenebiliriz. Ancak kesin tanının konulabilmesi için mutlaka uzman dermatoloğun görüşü alınmalıdır.

    Stres egzaması deride nasıl gözükür?

    Stres egzaması olan deri normal deriye göre daha kalın, kızarık ve kaşıntılıdır. Genel olarak derinin bütünlüğü kaybolmuştur ve yer yer deri üzerinde yarıklar bulunabilir. Diğer egzamalara göre kaşıntısı daha şiddetlidir. Stres artışlarında bazen farkında olmadan kaşıntı şiddeti de fazla olur ve ekzema bölgesinde yer yer kanamalı yarıklar oluşabilir. Bu artık ileri evre egzama dönemidir ve bu dönemde deri enfeksiyona açık hale gelir. Bu nedenle bu evreye kadar gelmiş olan stres egzaması mutlaka tedavi edilmelidir.

    Stres egzaması en çok hangi bölgelerde görülür?

    Stres egzaması sıklıkla ense bölgesi, diz ve dirsekler, sırt ve genital bölgede ortaya çıkar. Özellikle genital bölgede ortaya çıkan stres egzamasında aylar boyunca mantar enfeksiyonu zannedilip etkisiz tedaviler kullanılabilir. Bu nedenle özellikle bu bölgedeki uzun süren ve çok şiddetli kaşıntılı lezyonlarda mutlaka dermatoloğa başvurulmalıdır.

    Stres egzamasının kesin tedavisi var mıdır?

    Stres egzamasının tedavisi mümkündür. Ancak tedavi aşamasında doktorla beraber hastanın kendisine de çok iş düşmektedir. Öncelikle egzamanın stres kaynaklı olduğu kesinleştikten sonra hasta mümkün olduğunca rahat olmalı ve doktorunun önerdiği tedavilere harfi harfiyen uymalıdır. Stres egzamasının tedavisi sabır isteyen bir süreçtir. Ancak düzenli ve doğru yapılan tedavinin sonucunda tedavi mümkündür.

    Stres egzamasının iyileşmesi ne kadar sürer?

    Stres egzamasının iyileşme süresi kişiden kişiye değişebilir. Bu konuda kesin tedavi olacağına inanan ve doktorunun tedavisine uyan hasta grubundaki tedavi başarısı yüksek ve tedavi süresi birkaç hafta kadardır. Ancak tedaviyi düzenli kullanmayıp egzamanın iyileşebileceğine inanmayan hastalardaki tedavi süresi de bir o kadar uzun olur. Bu nedenle tedavinin başarısına inanmak gerekmektedir.

  • Ter kokusu kabusunuz olmasın!

    Koltuk altında, ellerde, ayaklarda veya vücudunuzun başka bölgelerinde tahammül edilemez ter kokusundan, kullanılan tüm deodorantlara ve kişisel bakım ürünlerine rağmen kurtulamıyorsanız, “Hiperhidrozis” yani aşırı terleme sorununuz olabilir. Yaz aylarının gelmesiyle birlikte sıcak havanın etkisiyle daha fazla artan terleme şikayetinden kurtulmak mümkün!

    Aşırı terleme kişinin sosyal yaşamını olumsuz etkiliyor

    Vücut için doğal ve fizyolojik bir olay olan terleme sayesinde vücut ısısı dengelenirken, zararlı maddeler de vücuttan atılmış olur. Terlemeden sorumlu olan sistem, “Sempatik Sinir Sistemi” dir. Sempatik sinir sisteminin, nedeni bilinmeyen bir şekilde fazla çalışmasıyla ortaya çıkan ve kişinin yaşam kalitesini etkileyen aşırı terleme sorunu, “hiperhidrozis” olarak adlandırılır. Aşırı terleme bireyin sosyal yaşamda ve iş ortamında kendisini kötü hissetmesine neden olmaktadır.

    Tedavi öncesinde terlemenin nedenleri araştırılmalı

    Kişide kilo problemi, şeker hastalığı, hipo ya da hipertiroidi, aşırı nikotin kullanımı ve aşırı kafein alımı, menopoz ve kalp hastalıkları, gebelik, parkinson ve bazı omurilik hastalıkları psikiyatrik ve nörolojik hastalıklar ile alkol bırakma dönemi ve kullanılan ilaçlar sorgulanmalıdır. Tüm sistem sorgulamasının yapılıp, sorunun belirlenemediği durumlarda ise; aşırı terlemenin nedeni sempatik sinirlerin yapısal olarak aşırı çalıştığına bağlanır.

    Tedavide İlk Seçenek Losyon ve İlaçlardır

    Tedavide alüminyum klorid içeren losyonlar ya da ağızdan alınan antikolinerjik ilaçlar kullanılabilir. Alüminyum klorid içeren losyonlar özellikle koltuk altındaki terleme artışlarında ilk seçenek olarak tercih edilir. Akşam kuru deriye uygulanır ve sabah temizlenir. Bazı durumlarda tahrişler görülebilir. Sistemik antikolinerjik ilaçlar; ağız kuruluğu, görme bulanıklığı, üriner problemlere yol açabileceğinden kullanımları sınırlıdır.

    Elektrik akımı tedavisiyle terlemeyi önlemek mümkün

    İyontoforez denilen yöntemde ise eller ve/veya ayaklar, içinde metal tabaka bulunan küvete konulur. Bu metal tabakadan düşük şiddette elektrik akımı verilir. Bu yöntemle elektrik akımının oluşturduğu iyonlar ter kanallarını belirli bir süre kapatır. Her seansın uygulama süresi 20-30 dakika kadardır. Başlangıçta 3 günde bir, daha sonra haftada bir uygulama yapılır.

    Cerrahi tedavi ile terlemeye neden olan sinirler yakılabilir

    Özellikle el ve koltuk altı terlemelerinde cerrahi tedavi olarak Endoskopik Torakal Sempatektomi uygulanmaktadır. Bu cerrahi tedavi ile aşırı çalışarak fazla terlemeye neden olan sempatik sinirler kesilir veya çıkarılır. Bazen sempatik zincir ve dalları klips ile sıkıştırılabilir veya koter ile yakılabilir. Bu sinirlerin terleme dışında fonksiyonu olmadığı için ameliyatın; felç oluşturma, his kaybı, refleks azalması gibi etkileri olmaz.

    Terlemenin en etkin tedavi yöntemlerinden biri BOTOKS!

    Botoks orta ve yoğun şiddetteki terleme şikayetlerini tedavi ederek başarılı sonuçlar sağlamaktadır. Botoks, sinir kas kavşağında ve sinir uçlarında “asetilkolin” denen maddenin salınımına ve dolayısıyla ter bezinin salgı yapmasına engel olur. Böylece terleme olmaz! Avuç içleri, ayak altı, koltuk altı ve ter bezlerinin fazla çalıştığı her bölgeye uygulanabilir. İşlem öncesinde fazla terleyen bölgeleri tespit etmek için iyot-nişasta testi yapılır. İşlem sonrasında herhangi bir yan etki görülmemektedir. Uygulama yapılan alanın genişliğine göre 80-100 ünite toksin uygulanır. İşlem etkinliği 6 ay ile 9 ay arasında değişmektedir. Uygulamanın, hekimin belirleyeceği belli periyotlarla tekrarlanması ile bu süre daha da uzamaktadır.

    Detaylı bilgi için www.handeulusal.com’u ziyaret edebilirsiniz.

  • Aşırı terleme şikayetlerinize modern tedavi yöntemleri ile veda edin

    Vücut için doğal, fizyolojik bir olay olan terleme sayesinde vücut ısımız dengelenirken zararlı maddelerinde dışarı atılması sağlanmış olur. Ter ayrıca doğal bir nemlendiricidir. Vücudun kendini soğutmak için günde 4-5 kez terlemesi normal olarak kabul edilir. Bu fizyolojik terleme dışında ortaya çıkan aşırı terleme olayına “hiperhidrosis” adı verilir. Nedenli ya da nedensiz aşırı terleme kişinin yaşamını olumsuz etkilemekte bireyin sosyal yaşamda ve iş ortamında kendisini kötü hissetmesine neden olmaktadır.

    El terlemesi en sıkıntılı bölgesel aşırı terleme şekli olup, çoğu zaman kişinin diğer insanlar ile el temasını kesmesine neden olmaktadır. Ayak terlemesi en sık gözlenen 2. aşırı terleme şekli olup sıklıkla el terlemesi ile birliktedir. Koltuk altı terlemesinde ıslak elbiselerin oluşturduğu hoş olmayan görüntü yanında kişide kötü koku da olabilir. Yüz terlemesi de stres ve kaygı ile daha da artar.

    Tedavi öncesi terlemenin nedenlerinin araştırmak gerekir

    Kişide kilo probleminin olup olmadığı, şeker hastalığı, hipo ya da hipertroidi olup olmadığı, alkol bırakma donemi, psikiyatrik hastalıklar olup olmadığı, aşırı nikotin kullanımı ve aşırı kafein alımı, gebelik, menopoz ve kalp hastalıklarının varlığı, parkinson ve bazı omurilik hastalıkları gibi nörolojik bir rahatsızlığın olup olmadığı, kullanılan ilaçlar araştırılmalıdır.
    Tüm sistem sorgulaması yapılıp, sorun saptanamadığı durumlarda, aşırı terlemenin nedeni olarak, sempatik sinirlerin doğuştan aşırı çalıştığı düşünülür. Terleme, yazın vücutta ısı birikimini önler ve faydalıdır. Bu nedenle terleme tedavisi kış veya ilkbahar aylarında yapılmalıdır.

    Tedavide öncelikle genel tedavi yaklaşımları uygulanır:

    Yaşam şekli değişikliği: daha çok beyaz renkli hafif, pamuk elyaf içeren giysiler ve çoraplar giymesi tavsiye edilir, tuz ve baharatı azaltması istenir. Bölgeye yönelik kurutucu pudra ve solüsyonlar kullanılması tavsiye edilir. Sistemik antikolinerjik ilaçlar, botox enjeksiyonu ile cerrahi olarak sempatik sinirlerin blokajı veya ter bezlerinin alınması ( sadece koltuk altı için uygulanabilir) gibi yöntemler uygulanabilir. Hafif derecede terlemesi olan kişilerde “topikal” adı verilen dışarıdan yapılan uygulamalar çoğunlukla yeterli gelmektedir. İyontoforez, özellikle ellerde ayaklarda ve koltuk altı aşırı terlemelerinde kullanılan başarılı sayılabilen bir yöntemdir. Sık tekrarlanması gereken bu yöntemle bölgesel, hafif veya orta şiddette terlemesi olan kişilerde iyi cevap alınıp 1-3 aylık iyileşme dönemi sağlanabilmektedir. İyontoforez ekonomik olmaması hem de günümüz yoğun çalışma temposu içerisinde kişinin fazlaca zaman kaybetmesine neden olması nedeni ile sıkça tercih edilmemektedir.

    En etkin tedavi botoks

    “Çağın mucizesi” olarak tanımlanan botoks hem yüzdeki çizgilenmeleri iyileştirirken hem de orta ve yoğun şiddetteki terleme şikayetini tedavi ederek başarılı sonuçlar sağlamaktadır. Botulinium toksin sinir kas kavşağında sinir uçlarından “asetilkolin” denilen ve ter bezlerinin ve çevresindeki kasların aşırı kasılmalarını sağlayan maddeyi engelleyerek etki gösterirler. Böylece ter salgı yapamayacağı için terleme engellenmiş olur. Avuç içleri, ayak altı, koltuk altı ve ter bezlerinin fazla çalıştığı her bölgeye uygulanabilir. İşlem sonrasında gözlenen herhangi sistemik bir yan etkisi yoktur. İşlem etkinliği 6 ay ile 9 ay arasında değişmekle birlikte ortalama bu sure 7 aydır. Tedavinin tekrarlanması bu sureyi uzatmaktadır.

    Terleme tedavisinde cerrahi yöntemler de uygulanmaktadır. Botoksla karşılaştırıldığında cerrahi yöntemin botoxa göre ciddi bir üstünlüğünün olmaması nedeniyle botoks uygulanabilecek en iyi konservatif yöntem olarak etkinliğini devam ettirmektedir.

    Detaylı bilgi için www.handeulusal.com’u ziyaret edebilirsiniz.

  • Ayak ve tırnak sağlığınızı düzenli bakım ile koruyun

    Ayak bakımı ve sağlığı kişisel hijyenin en önemli göstergelerinden biridir. Günün büyük bir kısmının ayakta, yürüyerek ya da bir yere yetişebilmek için koşarak geçirildiği düşünüldüğünde ayak sağlığının önemi daha iyi anlaşılabilmektedir. Hareketsizlik, aşırı kilo, yaz aylarına uygun olmayan ayakkabı seçimleri ve bazı kronik hastalıklar ayak sağlığını olumsuz etkilemektedir.

    Düzenli ayak muayenesi yaptırılmalıdır

    Bütün vücudun yükünü taşıyan ayaklar oldukça kompleks bir yapıya sahiptir. Ayağın kas, kemik, eklem ve tırnak yapısından kaynaklanan hastalıkları olduğu gibi diyabet, atardamar ve toplardamar bozuklukları, nörolojik ve romatizmal hastalıklar gibi sistemik bazı hastalıklara ait bulgular da ilk olarak ayakta ortaya çıkabilir. Deri ve tırnak ile ilgili olarak egzema, nasır, mantar, sedef hastalığı, liken gibi hastalıkların belirtilerine rastlanabilir. Düzenli olarak ayak muayenesi ve ayak bakımı ile birçok sorun daha ortaya çıkmadan çözülebilir. Şeker hastalığı ve dolaşım bozukluğu olan kişilerde deri beslenmesinin bozulması nedeniyle travma ile kolay yara açılabileceği ve yara iyileşmesinin gecikebileceği göz önüne alınarak, bu kişilere travmadan korunmaları konusunda eğitim verilmektedir.

    Havaların ısınması ile birlikte mantar enfeksiyonlarına dikkat!

    Mantar enfeksiyonları, ayak parmak aralarında beyazlaşma, ayak tabanında kızarıklık ve pullanma şeklinde belirti verebilirken tırnaklarda sarı siyah renk değişimi ve kalınlaşma olarak ortaya çıkabilir. Özellikle yazın havuz gibi ortak alanların kullanılmasından dolayı mutlaka öncesinde tırnaklardaki mantar enfeksiyonlarının tedavi edilmesi gerekmektedir. Aynı zamanda erizipel (yılancık) gibi bir takım bakteriyel enfeksiyonlara da giriş kapısı oluşturabilmektedir. Ayaklar kuru tutularak, pamuklu çoraplar tercih edilerek ve aynı ayakkabıyı birer gün arayla giyerek mantar oluşumu engellenebilir.

    Nasır oluşumunu engellemek için rahat ayakkabıları seçin

    Ayakta görülen bir diğer önemli problem nasırlardır. Nasırlar kemik çıkıntıları veya basınç noktaları üzerindeki deri kalınlaşmalarıdır. Nasırlar ayak kenarlarında, tabanlarında veya ayak sırtlarında olabilir. Nasırdan korunmak için çok yüksek olmayan ve geniş burunlu ayakkabılar tercih etmek, düzenli olarak ayak bakım kremlerini uygulamak, kemik çıkıntısı olan alanlara destekleyici malzemeler kullanmak faydalı olmaktadır. Tedavide lokal olarak uygulanan nasırı eritici etkisi olan ilaçlar ya da “kriyoterapi” denilen sıvı azot ile dondurma tedavisi uygulanabilir.

    Ayak tırnaklarını keserken dikkat

    Batık tırnak; tırnağın çevresindeki derinin içine gömülü olduğu zaman zaman ağrılı olabilen bir durumdur. Tırnağı batığı kişilere oldukça rahatsızlık verebilmektedir. Batık yerinde enfeksiyon gelişmişse; kızarıklık ve akıntı da görülebilir. Başparmakta daha sık oluşmaktadır. Kan dolaşımı bozukluğu, sistemik hastalıklar, diyabet ve ayak iskelet anormalliklerinde sık görülür. Tırnağın yanlış kesilmesi, travma ve uygun olmayan ayakkabı kullanımı tabloya sebep olabilir. Tedavide öncelikle bakteriyel enfeksiyon eşlik ediyorsa antibiyotik kullanımı, lokal antibiyotik tedavisi, tırnakta mantar enfeksiyonu varsa onun tedavisi yapılmaktadırEğer batık çok şiddetli ise; cerrahi müdahale gerekebilir. Bu durumda “tırnak teli uygulaması” etkili bir çözüm olabilmektedir. Ayrıca, genel olarak ayak tırnaklarını keserken küt bir şekilde kesmeye özen göstermelive tırnağın uçtaki beyaz kısmı 1-2 mm olarak gözükecek kadar kesilmelidir.

    Detaylı bilgi için www.handeulusal.com’u ziyaret edebilirsiniz.

  • Cilt sağlığınız ve güzelliğiniz için en güvenli lazer uygulamaları

    Günümüzde güzellik ve estetik kaygısı kadınlarda olduğu kadar erkekler için de ön plandadır. Sivilce izleri, damarsal hastalıklar, lekeler, yaşlanmanın etkileri, istenmeyen dövmeler, yara izleri, tüylenme ve deri kanserleri lazerle güvenli bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Ancak lazer uygulamalarında, en iyi sonucu elde etmek için bu konuda tecrübeli bir dermatoloji uzmanından yardım alınması çok önemlidir.

    Tedaviden sonra en az 15 gün güneşten kaçınılmalı

    Melazma adı verilen gebelik maskesi, çiller, güneş lekeleri, doğumsal ya da sonradan ortaya çıkan benler, dövmeler gibi pigmente deri rahatsızlıklarının tedavisinde lazer tedavileri başarı ile kullanılmaktadır. Leke tedavisinde doğru hasta seçimi de çok önemlidir. Esmer tenli kişilerde işlem sonrası leke kalma ihtimali yüksek olabileceği için genellikle açık tenli hastalar tercih edilmektedir. Tedavilerin sonrasında hasta 15 gün güneşten korunmaz ise leke tekrarlayabilmektedir.

    4-8 hafta aralıklarla uygulanan tedavi başarılı sonuç veriyor

    Benlerde öncelikli tedavi seçeneği cerrahi müdahale olsa da çok sayıda ve küçük beni olan kişilerde lazer tedavisi uygulanabilmektedir. Dövmelerde ise en başarılı sonuçlar siyah ve mavi renkli olanlarda alınmaktadır. Diğer renklerdeki dövmelerde tam anlamıyla silinme olamayabilir. Şarap lekesi olguları, hemanjiyomlar, yüzdeki damar genişlemeleri (rozase ya da gül hastalığı gibi), çilek anjiyom, venöz göllenmeler ve örümcek venler gibi hastalıklarda lazer tedavisi uygulanabilmektedir. Bu hastalıklarda Nd: YAG, argon ya da PDL lazerler tercih edilmektedir. 4-8 hafta aralıklarla tekrarlayan seanslar uygulandığında başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Doğumsal damarsal benlerde fonksiyonel bir problem yoksa kendiliğinden gerileme ihtimalinden dolayı en azından 5 yaşına kadar beklenmesi önerilmektedir.

    İstenmeyen tüylerden kurtulmanın en etkili yolu lazer epilasyon

    Vücuttan istenmeyen tüylerin uzaklaştırılmasında kullanılan lazer tedavisi, ağrılı, uzun ve iz oluşturma riski olan iğneli epilasyon ve diğer tedavilere alternatif bir seçenektir. Bu amaçla Alexandrite, diod ve Nd: YAG lazerler kullanılmaktadır. Lazerle elde edilen sonuç kalıcı tüy azalmasıdır. İşlem sonrası %5-10 oranında incelen tüyler kalabilmektedir. Yüz bölgesinde ve incelen tüylerde Nd:YAG lazer tercih edilmektedir.

    Lazer epilasyon mutlaka bir dermatolog eşliğinde yapılmalı

    İşlemin dermatolog gözetiminde, güvenilir cihazlarla ve uygun dozlarda uygulanması çok önemlidir. Uygun olmayan doz kullanımlarında yanıklar ve lekeler oluşabilmektedir. İşlem kış aylarında yapılmalıdır. Deride bronzluk varsa işleme başlamadan önce bronzluğun açılması beklenmelidir. İşlem 4-8 hafta aralıklarla kontrol uygulamaları ile beraber 10-12 seans sürmektedir. Güneş ışınlarına bağlı yaşlanma ile oluşan kırışıklıklar ve akne izlerinin tedavisinde lazer yıllardır kullanılmaktadır. Bu amaçla CO2,Er:YAG ve Nd:YAG lazer kullanılmaktadır. Oluşturulan yüksek ısı ile kollajen liflerde artış meydana gelmektedir. Siğiller, yara izleri, sedef hastalığı, vitiligo (ala hastalığı), tırnak mantarında da kullanılmaktadır.

    Detaylı bilgi için www.handeulusal.com’u ziyaret edebilirsiniz.

  • Saçkıran (alopesi areata)

    Saçkıran (alopesi areata)

    Alopesi areata nedir?

    Alopesi tıp dilinde saç kaybı anlamına gelmektedir. Alopesi areatada ise saçlarda aniden yuvarlak saçsız alanlar oluşturacak şekilde dökülme olmasıdır.

    Alopesi areatanın nedeni nedir?

    Alopesi areata otoimmun bir hastalıktır. Otoimmun hastalıklarda bilinmeyen bir nedenle bağışıklık sistemi kendi hücrelerini yabancı olarak görüp bu hücrelerle savaşmaya başlar. Bu durumda kıl kökleri etrafında bulunan lenfosit denen hücreler sitokin diye adlandırılan kimyasallar salgılarlar ve bu da saçlarda dökülmeye neden olur.

    Hastalığın ailesel özelliği var mıdır?
    Alopesi areata ailenin bir bireyinden fazlasında görülebilir veya ailenin diğerlerinde pernisiyöz anemi ve vitiligo gibi diğer immun hastalıklar bulunabilir.

    Hastalık bulaşıcı mıdır?

    Alopesi areata bulaştırıcı değildir.

    Alopesi areatanın nedeni nedir?

    Hastalığın yenilen gıdalarla bir ilişkisi yoktur. Diğer sağlık problemlerinde olduğu gibi hastalık stresli bir olaydan sonra başlayabilir, fakat bu olguların hepsinde yoktur.

    Hastalık nasıl görülür?

    Alopesi areata belirgin bir rahatsızlık vermediği için, genellikle berberler tarafından saptanır. Saçın büyümesi durur ve kökünden ayrılır. Alpopesi areata üç evre gösterir. İlk olarak saçlar aniden dökülür, sonra dökülen alanda genişleme olur. Son olarak da saçlar başlangıçta renkleri beyaz veya gri olarak çıkmaya başlarlar. Bu ayları hatta yılları alabilir. Yeni kıllar çıkarken diğerleri dökülebilir.

    Saçların tamamı dökülebilir mi?

    Etkilenen hastaların %5 ine kadar olanında tüm saçlar dökülebilir. Bu duruma alopesi totalis denilir ve çok uzun sürebilir. Hastaların %1 inden azında vücut kılları tamamiyle dökülür, bu durum alopesi üniversalis olarak bilinir.

    Hastalığın başka bir zararı var mıdır?

    Alopesi areata fiziksel bir rahatsızlığa neden olmaz, ama psikolojik olarak hastayı etkiler.

    Tedavisi Nasıl Yapılır?

    Ne yazık ki hastalıkta kesin çözüm sağlayabilecek tedavi yoktur. Hastalık yavaş bir şekilde kendiliğinden iyileşebilir. Bazen yeni gelen saçlar beyaz veya gri renktedir, daha sonra orijinal renklerine dönerler.

    Saçsız alana kortizon enjekte edilmesi saçların çıkışını hızlandırabilir. Bu tedavi intralezyonel kortizon enjeksiyonu olarak bilinir. Saçlardaki yeniden büyüme sadece enjeksiyon yapılan yerde görülür. Bu tedavi yeni alanlarda saç dökülmesini engellemez. Bununla beraber saçlar çıkmaya başlarsa ilave olarak yapılan enjeksiyonlar saçların çıkmasına yardımcı olur. Hastalığın tedavisinde birçok farklı alternetif yöntem kullanılır. Fakat bu tedavilerin sonuçları değişkendir. Bazı losyonların kullanılması
    bazı kişilerde saçların çıkmasına neden olmaktadır. Bu amaçla kortizonlu ilaçlar veya minoksidil ve tahriş edici bir ajan olan ditranol kullanılabilir.

    İmmunoterapi denen tedavide düşük bir konsantrasyonda alerjik reaksiyon oluşturabilecek bir madde dökülen alan uygulanır ve bir alerjik kontakt dermatit oluşması sağlanır. Bu amaçla sıklıkla diphenylcyclopropenone (diphencyprone) kullanılır. Ne yazık ki bu tedavi tahriş edici ve rahatsızlık vericidir, sıklıkla lenf bezlerinde büyümeye neden olur.

    Yaygın saç kaybı durumunda güvenilir bir tedavi yöntemi yoktur. Kortizon içeren haplar, PUVA dediğimiz bir ışık tedavisi uygulanabilir. Fakat bu tedavilerin bir takım yan etkileri vardır.