Etiket: Tedavi

  • Klostrofobi

    Klostrofobi

    Kapalı alanlarda kalma korkusu olarak tanımlanabilen klostrofobi çocuk, ergen ya da yetişkin bireylerin kapalı, küçük ve karanlık alanlara girmesine engel olmaktadır. Bu tür alanlara girildiğinde nefessiz kalacaklarını ve boğulacaklarını düşünerek endişe krizi yaşayan kişiler genelde çocuk yaşlardan kalan bir travma yaşıyor olabilirler. Her 100 kişiden 10’unda görülen bu sorun insanların sosyal hayatlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Kadınlarda erkeklere oranla iki katı fazla görülen sağlık sorunu tedavi edilebilen bir durumdur. Kapalı alan korkusu olanlar genel olarak,

    * Asansöre binemez.

    * Yeraltı trenlerinde yolculuk edemez.

    * Kapalı tünellere giremez ve

    * Uçakla seyahat edemez.

    Boğazlı kazak giyememe, kravat takamama ve gömlek giyince daralma hissi yaşama bu hastalığa yakalananların maruz kaldıkları sorunlar arasında yer almaktadır.

    Uzman Gözüyle Tedavisi Zorunlu Olan Bir Sorun

    Geçer diye düşünülen ancak zaman içinde daha da artabilen semptomlar bu sorununun sosyal hayatı ciddi şekilde etkilemesi ile sonuçlanabilir. Asansöre binemeyen kişiler plazalarda işe giremez, metroya binemeyen kişiler işe geç kalır ve uçağa binemeyen kişiler dünyayı tanıma fırsatını elinden kaçırır. Tedavinin erken başlaması sürecin çok daha hızlı ve kolay bir şekilde sonuçlanmasını sağlayacaktır. Hastalığa dair belirtilerin sizde olduğunu düşünüyorsanız derhal bir uzmana danışmak zorundasınız. Klostrofobi belirtileri arasında,

    * Aşırı terleme,

    * Kalp atışlarında artış,

    * Boğulma hissine kapılma,

    * Dubarların üzerine geldiğini düşünme ve

    * Titreme sayılabilir.

    Çocukken ailesinden şiddet görenlerde daha sık görülen bu sorun psikoterapi yöntemi ile kolay bir şekilde atlatılabilir.

    Kapalı Alan Korkusunun En Sık Görüldüğü Yaşlar

    Çocukluğunda odaya kapatma cezası alanlarda ve evde tek başına bırakılanlarda 30’lu yaşlarda görülmeye başlayan sorun özellikle başlangıç seviyesinde bir uzman kontrolünde kısa sürede sonuca kavuşmaktadır. İleri seviye sorunlarda psikolojik tedavinin yanı sıra ilaç tedavisi de uygulanabilir. Kapalı alan korkusunu geçiştirerek veya ondan kaçarak hiçbir yere varılamayacağı bilinmelidir. Terapi esnasında korkular ile yüzleşme ve kaygılarla mücadele çalışmaları yapılarak hayatın her türlü durumda düzene girmesi amaçlanır. Sorunların üstüne gitmek ve yardım almak en doğru karar olacaktır. Kişinin günlük yaşamının kalitesini düşürecek olan klostrofobi sorunu gevşeme ve nefes egzersizleri eşliğinde ortadan kaldırılabilir.

    Ufuk Kılıç

    Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıça aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.

  • Kaygı Bozuklukları

    Kaygı Bozuklukları

    Çocuklarda yaşanan kaygı bozuklukları uzun sürebilir ve yaşamı tamamen etkisi altına alabilir. Kaygı bozukluğu yaşan çocuklar yoğun korku, endişe hali veya tedirginlik içinde bulunurlar. Erken tedavi edilmeyen sorunlar okul devamsızlığında artış, okulu bitirememe, alkol ve uyuşturucu kullanımının yaygınlaşmasına neden olabilmektedir. Günlük yaşama ilişkin tamamen gerçek dışı endişelerin kendini göstermesi ile ortaya çıkan kaygı bozukluğu, kişilerin akademik yaşamlarının veya spor hayatlarının süreklilik gösteren bir endişe hali içinde geçmesine neden olabilir. Kendileriyle aşırı ilgili olan çocuklar aynı zamanda da gergindir ve sürekli olarak güven telkin edici sözler duymak isterler. Herhangi bir fiziksel sebebi olmadan yaşanan karın ağrısı bu hastalığın tipik belirtileri arasında sayılabilir.

    Anne ve Babanın Yaşam Kaygısı Çocuğa Yansıyabilir

    Kaygı bozukluğu bir akıl hastalığı değildir. Özellikle halk arasında farklı bir gözle görülen psikolojik sorunlar günümüzde pek çok birey ve çocukta sık görülebilen ve tedavisi olan sıkıntılardır. Anne ve babanın kaygısının çocuklara yansıdığı unutulmamalı ve bu tür durumlarda mümkün olduğunca sakin davranmaya özen gösterilmelidir.

    * Okul korkusu,

    * Mikrop kapma ve

    * Ergenlerde karşı cins tarafından beğenilmeme korkusu en sık görülen kaygı bozuklukları sebepleri olarak sayılabilir.

    Bir dönem normal sayılan korkular zaman içinde yerini kaygı bozukluklarına bırakabilir. Çocuğun kendisini ve ailesini sarsacak olan ölüm veya sağlık sorunları sonrasında yaşanan problemler toplumda sıklıkla görülmektedir. Eğitim sistemimiz içinde yer alan sınavalar okul çağındaki çocuklarda endişelerin yaşanmasına neden olabilmektedir.

    Bu Tür Durumlarda Uygulanması Gereken Tedavi Yöntemi Nedir?

    Gerçek potansiyelin ortaya çıkmasına engel olan bu durum psikolojik tedavi eşliğinde kolay bir şekilde çözüme kavuşabilir. Kaygının süresine, hayata etkilerine ve sosyal yaşam üzerindeki gelişimine bakarak hekim kontrolünde ilaç tedavisi uygulanabilir. Bu tür ilaçların her bireyde farklı etki gösterebilmesi nedeniyle sürecin doktor ile birlikte sürdürülmesine özen gösterilmelidir. Ergenler içinse tedavi ilaca ek olarak psikoterapi ile de desteklenmelidir. Oyun, grup veya aile terapileri sorunun istenen şekilde düzene girmesine yardımcı olacaktır. Kaygı bozuklukları görülen çocuk ve ergenler için davranışçı tedavi uygulamaları da devreye alınabilir.

    Ufuk Kılıç

    Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıça aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.

  • Kawasaki hastalığı

    Kawasaki hastalığı

    İlk kez 1967 yılında Kawasaki Sendromu olarak tanımlanmış ve 2000 yılından itibaren Sendrom olmadığı anlaşılarak Kawasaki Hastalığı tanımı kabul edilmiştir.

    Kawasaki;

    Ateş

    Döküntü

    Vaskülit ile seyreden bir hastalık tablosudur.

    Çocukluk yaş grubunda görülmektedir. Erişkinlerde az görülür.En sık görüldüğü yaş 6 ay 5 yıl olup, 6 aydan küçük çocuklarda nadir görülür.Görülme sıklığı ülkelere göre değişmektedir. A.B.D de yılda 4000 ile 5500 yeni vakanın olduğu bildirilmektedir. Ülkemizde ise,verilerin yetersiz olduğu görülmektedir.Tek veri 2009 yılına ait olup, yılda 30 yeni vakanın tanımlanmış olduğu bildirilmiş ise de, Kawasaki hastalığının daha fazla olduğunu düşünülmektedir.İnatçı ateşle gelen çocuk hastalarda,tanının başlangıçta düşünülmemesi ve laboratuvar testlerinin özgül olmayışı nedeni ile tablo çoğu kez atlanmakta ve bir kısım hastalar,gelişen komplikasyonlarla doktor’a başvurmaktadır.

    Kuluçka süresi bilinmemektedir.

    Etken virüs veya geçirilmiş bakteriyel enfeksiyona bağlı toksinlerdir. Hastalık belirli mevsimde kış ve ilkbahar aylarında görülmektedir. Salgınlar şeklinde seyredebilir.Hasta çocukların kardeşlerinde, hastalık görülme sıklığı fazladır.Bütün bu veriler hastalığın bir enfeksiyon hastalığı olduğunu ,bazı vakalarda da genetik yatkınlığın olabileceğini düşündürmektedir.Günümüzde Kawasaki hastalığı çocukluk yaş grubunun hastalığı olarak tanımlanırsa da , erişkin yaş grubunda görüldüğü bilinmektedir.

    Kawasaki hastalığında tanı koymak güçtür. Nedeni belirlenemeyen bu hastalıkta tanı öykü ve hastanın kliniği ile konulmaktadır. Kawasaki hastalığında laboratuvar bulgularının belirgin olmayışı tanının gözden kaçırılmasına neden olmakta ve maalesef hastalar komplikasyonlarla müracaat etmektedir.

    Kawasaki hastalığının klinik bulguları nelerdir?

    Ateş

    İltihaplı olmayan konjuktival kanama,

    Dudak ve ağız mukozasındaki kızarıklık,

    Boynundaki lenf bezlerinde büyüme,

    Döküntü,

    El ve ayaklarda şişme ve kızarılıklar.

    Esas bulgu, ateştir. Ateşle birlikte, yukarıda belirttiğim 5 bulgudan 4’ünün olması halinde Kawasaki düşülmelidir.

    Bulguların hepsi aynı anda bulunmayabilir ve hastaların takiplerinde ortaya çıkabilirler. Ateşi devam eden bir hastanın, dikkatli izlenmesi ve gelişen bulguların değerlendirilmesi önemlidir.

    Bu bulgular dışında;

    Üretrit

    Üveit

    Artrit

    BCG aşı bölgesinin belirginleşmesi

    Karaciğer fonksıyon testlerinde bozulma görülebilir.

    Tedavi edilmeyen vakalarda Kawasaki hastalığı 3 klinik fazının olduğu görülür.

    Akut dönem olarak tanımladığımız ilk 10 gün içinde klinik bulgular belirgindir. Eritrosit sedimentasyon hızı, C reaktif protein gibi özgül olmayan akut faz reaktanlarında yükseklik vardır.Trombosit sayısı yüksektir.Steril piyüri saptanabilir.Bu dönem de tanı konulması ve tedaviye başlanması önemlidir.

    Subakut dönemde ateş ve diğer klinik bulgular azalır.Trombositoz belirginleşir,perianal bölgede soyulmalar önemlidir.Bu dönem genellikle dört hafta sürer.Koroner anevrizma ve ani ölüm riskinin olduğu dönemdir.

    Klinik bulguların kaybolduğu iyileşme dönemi hastalık başlangıçından sonraki 6-8 haftalık süredir. Bu safhada eritrosit sedimentasyon hızı normale dönmüştür.

    Koroner arter bozuklukları çok önemlidir.Tedavi edilmeyen vakaların %20 sinde koroner damarlarda anevrizma gelişmektedir.Kawasaki geçiren hastalarda arterio sklerotik kalp hastalığı riski yüksektir.Çocuklukta bu hastalığı geçiren erişkinler erken yaşta enfarktüs geçirebilmektedir.Tedavi edilen vakalarda bu risk söz konusu mudur? Bu sorunun yanıtını vermekte güçtür. Tedavi edilen vakalarda komplikasyonların az olduğu vurgulanmaktadır.Kawasaki hastalığı tanısı olan bir çocuğun 6 ayda bir EKO kontrollerinin yapılması gerekir.Komplikasyon gelişen vakalarda uygun tedavi yaklaşımı planlanmalıdır.

    Kawasaki hastalığında tedavi süratle başlanmalıdır.Tedavide yüksek doz aspirin 4 doz (80-100 mg/kg/gün) , İntravenöz immunglobulin (İVIG 2gm/kg) uygulanabilmektedir..

    Yüksek doz aspirin ilk 10 gün verilir ve hastanın 48 saatlik ateşsiz döneminden sonra aspirin 3-5 mg/kg/gün tek doz olarak devam edilir..Bu dozda aspirin 6-8 hafta verilmekte bu süre sonunda EKO bulguları normalse aspirin tedavisi sonlandırlmaktadır.

    Koroner arterlerde değişikliğin olduğu vakalarda aspirin ve diğer antikoagulan ajanlar kulanılmaktadır.

    IVIG tedavisine yanıt vermeyen vakalarda ise İ.V, metilprednisolon,cyclophosphamid ve plazmaferez uygulanmaktadır.

    IVIG ve kortikosteroid tedavisine yanıt vermeyen vakalarda ise infliximab önerilmektedir.

    Kawasaki geçiren çocukların aşılanmasıda önemlidir.

    Aspirin tedavisi devam eden hastalarda yıllık grip aşısı yapılmalıdır. IVIG tedavisi alan kawasakili çocuklarda suçiçeği ve kızamık, kızamıkçık ve kabakulak aşılarında ise özel durumun olduğu hatırlanmalıdır.

    Kawasaki hastalığı yaygın enfeksiyöz bir vaskülittir. Esas bulgusu ateştir.Bu tabloya mukoza ve deri bulguları eklenir.Kawasakili hastalarda tanı çoğu kez konulmamaktadır.Klinik tablonun çeşitliliği ve laboratuvar bulgularının özgül olamayışı tanının gözden kaçmasına neden olmaktadır.Hastalık kendiliğinden iyileşme gösterirse de komplikasyonlar ağır seyretmekte ve ölümcül olabilmektedir.Kawasaki hastalığın %1-3 oranında tekrarlama riski olabilir.Hastalıktan sonraki ilk iki yıl içinde tekrarlama riski yüksektir.

    Yüksek ateş ve inatçı ateşle gelen çocuk hastalarda neden saptanmıyorsa klinik bulguların değerlendirilmesi titizlikle yapılmalı ve kawasaki hastalığı tanısı düşünülmelidir.

    Prof.Dr. Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Ateşli havale

    Ateşli havale

    Ateşli havale nedir kimlerde görülür?

    Havale bilinç ve davranış değişikliği olup; enfeksiyon sırasında ateşli dönemlerde görülürse buna ateşli havale denir. Ateş havaleden önce mevcut olabildiği gibi havale sırasında ya da havaleden sonra görülebilir. Genellikle süt çocukluğu ve oyun çocukluğu döneminde başka bir deyişle 5ay-5yaş arasında görülür

    Ateşli havale hangi enfeksiyonlarda görülür?

    Ateşli havale ya da nöbetler daha çok üst solunum yolu enfeksiyonlarında örneğin boğaz ve kulak enfeksiyonlarında görülür. Daha az sıklıkla idrar yolu ve barsak enfeksiyonlarında izlenir.

    Havaleler enfeksiyonun hangi döneminde görülür?

    Ateşli havalelerin büyük bir kısmı yaklaşık %90-95’i enfeksiyonun ilk 24 saatinde görülür. Dolayısıyla çocuk 5-10 gün ateşli olabilir ancak havale riski 1-2 gündür.

    Ateşli havaleler hep aynı mı olur?

    İki şekilde görülebir. En sık olanı basit havalelerdir. Bu tipte tüm vücutta kasılma ve gevşemeler olur. 15 dakikadan kısa sürer. Çocuğun zihinsel ve motor gelişimi normaldir. Daha az sıklıkta olanı karmaşık ya da başka bir deyişle kompleks tipidir. Bu tipte nöbetlerde çocuğun vücudunun bir kısmında kasılma ve gevşemeler olur. 15 dakikadan uzun sürer. Çocuğun zihinsel ve motor gelişimi geri olabilir.

    Ateşli havale genetik geçişli midir?

    Ateşli havalelerin beşte biri genetik geçişlidir. Bu çocukların yakın akrabalarında ateşli havale öyküsü alınabilir.
    Ateşli havale geçiren çocuklar ileride sara hastası olabilirler mi?

    Bu çocukların bazı risk faktörlerine sahip olmaları durumunda yıllar içinde ateşsiz nöbetler başlayabilir. Bu risk faktörleri şunlardır: çocuğun nöbetlerinin karmaşık tipte olması, ailede epilepsi varlığı, beyin elektrosunun anormal olması, çocuğun zihinsel ve motor gelişiminin geri olması

    Ateşli havale geçiren çocuklarda mutlaka beyin elektrosu (EEG) çekilmesi gerekir mi?

    Eğer çocuğun nöbet tipi karmaşık ise çekilmesi uygundur. Basit tipinde şart değildir.

    Ateşli havale sonrası çocuğun zekasında gerileme olur mu?

    Sayısı kaç olursa olsun ateşli havaleler sonrasında çocuğun zekasında herhangi bir gerileme olmaz. Beyinde hücrelerin ölümüne sebep olmaz.

    Ateşli havale nasıl tedavi edilir?

    Devamlı ve aralıklı tedavi seçenekleri vardır. Devamlı tedavide her gün sabah akşam ilaç kullanılır. Aralıklı tedavide ise çocuğun ateşli dönemlerinde iki gün süre ile havale önleyici ilaç verilir. Bu amaçla diazepam, valproat ve fenobarbital kullanılabilir. Tedavi beş yaşını bitirinceye kadar devam edilir.

  • Serabral palsi (beyin felci)

    Serabral palsi (beyin felci)

    Serebral palsi (SP); gelişmekte olan beyinde doğum öncesinde, doğum sırasında ya da doğum sonrasında herhangi bir nedenle lezyon ya da zedelenme sonucu gelişen ilerleyici olmayan ancak yaşla değişebilen hareketi kısıtlayıcı kalıcı motor fonksiyon kaybı, postur ve hareket bozukluğu ile tanımlayabiliriz. Motor bozukluk yanında duyusal, bilişsel, iletişim, algılama , epilepsi davranış bozuklukları, öğrenme güçlükleri, dil-konuşma bozuklukları ve ağız-diş problemleri, ikincil kas –iskelet sorunları eşlik edebilir.
    Gebelik döneminin başlangıcından kol ve bacakların tam kullanımı, yürüme, yemek yeme, merdiven çıkma gibi günlük yaşamı sürdürmeye yarayan hareket yeteneğini sağlayan beyin bölgesinin 7-8 yaşlarında tamamlanmasına kadar beyinde olaşabilecek herhangi bir problem bu bölgenin işlev bozukluğu olarak karşımıza çıkar ve ortaya çıkan tablo SP olarak adlandırılır. SP de beyin hasarı ilerleyici değildir, fakat ortaya çıkan sorun ömür boyu devam eder.
    Sıklığı ülkeden ülkeye değişmekle birlikte 1 – 5 / 1000’ olup ülkemizde ise 4/1000’dir. Türkiye’de akraba evlilikleri, hamilelik döneminde geçirilen hastalıkların fazla olması ve bakım şartlarının yetersizliği, doğum şartlarının olumsuzluğu, bebek bakım hizmetlerinin yetersizliği, bebeklerde bulaşıcı ve ateşli hastalıkların fazlalığı ve beslenme yetersizliği gibi nedenlerle SP sıklığının daha fazla olduğu düşünülmektedir.
    Nörolojik sorunu olup, oksijensiz kaldığı belirtilen her bebek SP değildir. Anne-baba akrabalığı ve kardeş öyküsü varsa, öyküde belirgin bir SP nedeni bulunmamışsa ayırıcı tanı için tetkikler planlanmalıdır.
    SP’nin bazı tipleri daha çok kas ve tendonları tutar, bunlarda değişik felçler gelişir. Bazıları ise beyni tutarak çeşitli istemsiz hareketlere neden olur. Serebral palsili çocukların zeka dereceleri çok farklıdır. Bu çocukların toplumdaki yerlerini de fiziksel kusurları ve zeka dereceleri belirler. Bu çocukların yaklaşık %30-40’ı hayatlarını kendi başlarına idame ettirebilir. Geri kalanları ise ailelerine bağımlı olarak yaşamaktadırlar.

    Süt çocukluğu döneminde erken el tercihi (1 yaş ), yakalama refleksinin, tek taraflı devam etmesi spastik hemipareziden kuşkulandırabilir. Elde objeleri kavrama ve ince motor becerilerde gerilik , objeye uzanmak istediğinde, parmaklarda istemsiz hiperekstansiyon(spastik yaklaşım) görülür. Tutulan ekstremitede (özellikle elde) kore, atetoz – tremo şeklinde istemsiz hareketler gelişebilir.

    SP nasıl erken teşhis edilir?

    SP erken tanısında; özgün bir tanı yöntemi yoktur. Tanı birden fazla bulgu ile konmalıdır. Aileler bebeğin gelişiminde en ufak bir gecikme ya da normalden sapma gördüklerinde doktora başvurmalıdırlar.

    Riskli bebekler nörolojik muayene ,gelişim basamakları, tonüs anormal hareketler ve postür yönünden düzenli izlenmeli saptanan bulguya göre erken uyarılma programına alınmalı rutin beyin MRG’si yapılmalıdır .

    İlkel refleksler; beyin sapından kaynaklanan, doğumda var olan, 6-9 ayda kaybolan vücudun motor refleksleridir. Emme, arama, Moro, yakalama, tonik boyun refleksi ilkel reflekslerdir.Yenidoğanın yaşamını sürdürebilmesi için gereklidir.İlkel refleksler kaybolmadıkça motor beceriler gelişemez.İlkel reflekslerin zamanında kaybolmaması anormal olması reflekslerin alınmaması motor becerilerin gelişmediğini gösteren bir bulgudur.SP’de ilkel refleks anormallikleri görülür. SP’de nöromotor gelişim doğumdan itibaren geridir.İlerleyici olmayan statik bir gerilik vardır.
    Tedavi
    Serebral palsinin destek tedavisi vardır.
    Bu tedavinin bölümleri şu şekildedir:
    – Fizik tedavi
    – Eğitim
    – İlaç tedavisi: Kas gevşetici ilaçların bazen yararı olabilir. Ayrıca Baklofen pompası, botulismus toksini gibi bazı özel işlem gerektiren ilaçlar da kullanılmaktadır.
    Botulismus toksini spastik olan kasın içine enjeksiyon ile uygun dozda verildiğinde o kasın 2-3 ay süre ile felç olmasına neden olmaktadır. Bu şekilde istemsiz olarak kasılan adalenin kasılması engellenmekte, kol veya bacağın gevşemesi sağlanmaktadır.
    – Cerrahi tedavi: Beyin cerrahisi tarafından yapılan kas gevşetici veya istemsiz hareketleri kontrol altına almaya yarayan bazı girişimlerdir. Baklofen pompası bu yöntemlerden biridir.
    – Gelişen sorunların tedavisi: Örneğin eklem kısıtlılıklarının ortopedi uzmanı tarafından cerrahi girişimle açılması. Havale (konvülsiyon) varsa ilaçla tedavisi.
    SP li hastalar için doğrudan etkili bir ilaç yoktur. Ancak havaleler (konvülziyon) ve kaslardaki aşırı sertlik için bazı ilaçlar kullanılmaktadır. SP li çocuğun belirtileri, SP nedenine, lezyonun şiddetine ve komplikasyonların olup olmadığına bağlı olarak çocuktan çocuğa farklılık gösterir. Bu nedenlerle her çocuğun tedavisi ve rehabilitasyon programı farklılık gösterir. SP li çocukta birçok sorun bir araya gelerek aile ve çocuk için yaşamı güçleştirir. Bu nedenle problemlerin iyi bir şekilde tanımlanması çok önemlidir. Ancak bilimsel ve bilinçli yaklaşım SPli çocuğun daha bağımsız bir yaşama kavuşmasını sağlayabilir.

    Birçok meslek grubunun bir arada çalışması gerekir.
    Fizik Tedavi Rehabilitasyon; en büyük rolü üstlenir. Fizyoterapide amaç doğru hareketin öğretilmesidir. Çocuğun gün içinde düzgün duruşu sağlanabilirse normal hareket gelişiminin olabilmesi için gerekli duysal uyarı sağlanmış olur.Fizyoterapiye riskli bebeklerde, yani anne karnında, doğum sırasında veya sonrasında sorunu olan bebeklerde, yenidoğan döneminde başlanmalıdır.Tedaviye erken başlamanın istenmeyen kasılmaları önlemede, bebeğin doğru duruş şekillerini öğrenmesinde, kendi vücudunu hissetmesinde, ileride gelişebilecek eklem sertliklerini (kontraktürleri) önlemede ve normale yakın hareket sağlanabilir. Denge alıştırmaları, yüzükoyun yatarak başı sağa-sola çevirme, küreye basma, yüz ifadeleri gibi eğitimler vermek gerekir.
    Konuşma tedavisi; dinleme eğitimi, dil hareketleri, parmaklarını diş ve dudaklarında dolaştırmak ve emerken dil düz kalıyorsa dil ortasına baskı uygulamak (anne kaşıkla yapabilir) . Konuşma eğitiminde kullanılan araçlarda, görsel ve işitsel uyarıcılara daha fazla yer vermek uygun olur. Eğitim yaşantılarının canlandırarak verilmesi çocuğun daha çok ilgisini çekebilir. Canlandırma için kuklalar, küçük ev eşyaları, giysiler, küçük hayvan modelleri kullanılabilir.Her bir yüzüne resim yapıştırılmış küpler, ses çıkaran oyuncaklar, oyuncak müzik aletleri, sopaya dizilen renkli halkalar, renkli bloklar, vs. olabilir.
    Ortopedi; çocukta var olan şekil bozukluğunu düzeltmek, şekil bozukluğu oluşumunu engellemek, görünümü düzeltmek ve bağımsızlığını arttırmak amacı ile uygulanır. Yapılacak girişim kasın kemiğe bağlanma bölümüne, kemiğe ve sinire yönelik olarak planlanır. Çocuklar eşyalara tutunarak gezinmeye ya da yardımla da olsa yürümeye başlayıncaya kadar cerrahi girişimden kaçınılmalı, fizyoterapiye ağırlık verilmelidir. Gerekli görülürse botoks ve germeler yapılarak tedaviye devam edilmelidir. Uygun yaşlar 5 ila 8 yaş arasıdır. Çocuğun temizliği, bakımı ve kalça çıkığına yönelik yapılması gereken operasyonlar bunun dışındadır.
    Eklem kısıtlılığını ve kasların aşırı gerginliğini önlemek için başvurduğumuz yöntemler; sinir-kas ilişkisini düzenleyen bazı ilaçlar, düzeltici alçılar, ortozlar ve germe egzersizleridir.Kalça çıkığı için en önemli risk faktörü kalça çevresindeki kaslarda spastisite ve kas dengesizliğidir. Bu durum ilerleyicidir. Kalça çevresindeki kaslara germe, gece pozisyonlama (yardımcı araçlar ile belirli şekilde tutma), botoks ve gerekirse cerrahi girişim uygulanır.
    İlaçlar; Salya akması ve spastik kasılmayı azaltmak için (ağızdan ilaçlar, botoks iğnesi ya da baklofen pompası) verilebilir. Botulismus toksini spastik olan kasın içine enjeksiyon ile uygun dozda verildiğinde o kasın 2-3 ay süre ile felç olmasına neden olmaktadır. Bu şekilde istemsiz olarak kasılan adelenin kasılması engellenmekte, kol veya bacağın gevşemesi sağlanmaktadır
    Eğitim: Vücudu tanıma, kesilmiş kağıt bebek resimleri, ya da oyuncak bebeklerle çalışma yapılabilir.
    Beslenme: Spastik çocuğun beslenme sorunları dudak, ağız, baş ve gövde kontrolünde, oturma dengesinde ve kalçasını yeterince bükmede yetersizlik, ellerini ağzına götürme yetersizliği ve el göz uyumunun eksikliği olarak ortaya çıkar. Beslenme sırasında çocuğu tutuş şekli çok önemlidir. Yanlış durum çocuğun emmesini ve dudaklarını kullanmasını güçleştirir. Yutma ve çiğnemenin öğretilmesi gelişme ve bağırsak düzeni için de önemlidir.

  • İnfantil spazm veya west sendromu

    İnfantil spazm hangi yaşta görülür?

    Yaşamın ilk yılı içinde görüle epileptik nöbetlerin % 52’si infantil spazmlardır.

    Yaş ve cinsiyet ayırımı nedir?

    Erkek çocuklarda 2 kat daha fazladır.

    Başlangıç yaşı sıklıkla 4-6. Aylar arasındadır. Nadir olarak 9.aydan sonra ortaya çıkar.

    Nöbetler nasıl fark edilir?

    Nöbetler boyun, gövde , kol ve bacak kaslarının genellikle simetrik ani kasılmaları şeklinde olup çok tipiktir. Bu kasılmalar genellikle ani ve kısa sürelidir. Kasılmalar öne, arkaya veya karışık şekilde olabilir. Bazen spazmlar yani kasılmalar sadece başın öne doğru kasılması şeklinde de olabilir ve gözden kaçabilir.

    Spazmlar sırasında solunum düzensizlikleri ve kasılma sonunda bebekte şiddetli ağlamalar görülebilir.

    İnfantil spazm veya West sendromunun nedenleri nelerdir?

    İnfantil spazmın nedeni bazı hastalarda yapılan araştırmalar sonucu gösterilebilir. Ancak bazı hastalardaki nedenini elimizdeki mevcut radyolojik, biyokimyasal ve metabolik testler ile göstermek mümkün değildir. Doğum öncesi nedenler içinde en sık görülenler annenin gebelik sırasında yaşadığı ve bebeği etkileyen hastalıkları, ilaç kullanımları, kanamalar, enfeksiyonlar, genetik kromozomal bozukluklardır.

    Gebelik sonrası sorunlar için sıklıkla görülen nedenler içinde prematüreliğe bağlı yaşanabilen solunum sistemi yetmezliği ve beyin kanaması gibi problemler, zor doğum gibi doğum travmaları, beynin oksijenlenmesi ve kan dolaşımındaki yetersizlik sonucu hasar görmesi sayılabilir.

    Ayrıca doğumsal metabolik hastalıkların erken bulgusu infantil spazmdır. Mutlaka her hasta bu yönüyle tetkik edilmelidir.

    Hastalık nasıl teşhis edilir?

    Klinik ve elektroensefalografik (EEG) bulguları hastalığın teşhis edilmesinde çok önemlidir. Nedenleri araştırırken hastalarda mutlaka beyin görüntülemesi mümkünse beyin manyetik rezonans (MRG) ile yapılmalıdır. Hastalık başlangıç döneminde infantil kolik denilen bebeklerin gaz sancısı ile karıştırılabilir.

    Teşhis ne kadar erken konulursa hastalığın beyin üzerine olası tahribayları mümkün olduğunca azaltılabilir.

    Tedavisi nasıl yapılır?

    Tedavide çeşitli ilaçlar kullanılmaktadır. ACTH (kortizon) tedavisi, Vigabatrin, uygun vakalarda Valproik asit, ek olarak B6 (piridoksin) tedavisi hastanın klinik, EEG bulguları ve altta yatan nedenin özelliğine göre çocuk nöroloğu tarafından önerilir.

    Tedavi başlangıcında sık aralıklarla izlenmesi gereken bebekte EEG bulguları hastalığın seyri konusunda en önemli rehberdir.

    Hastalığın seyri nasıl olabilir?

    Hastalığın nedeni , tedaviye cevabı etkiler. Herhangi bir nedenin bulunamadığı ve nörolojik gelişimin yeterli olduğu bebeklerde iyimser olabilmek mümkündür.

    West sendromlu bir bebeğin tamamen normal olma ihtimali çok yüksek oranda olmasa da onları bir çaresizlikte beklememektedir. Gerçekçi değerlendirmeler ile ailelerin eğitilmesi son derece önemlidir. Ailenin bilgilenmesi ve bilinçli davranması uzun süre alabilir. Ayrıca yıllarca sürebilecek rehabilitasyon, hem fiziksel hem zihinsel gelişimin desteklenmesi için çok önemlidir ve aksatılmaması gereken tedavidir.

  • Panik Atak

    Panik Atak

    Anksiyete ya da Türkçe ifadesiyle bunaltı veya kaygı bedenimizde oluşan ağrının ruhsal benzeridir. Bedenimizde ağrı olduğu zaman nasıl yaklaşılıyorsa şiddetli ve ataklar (nöbetler) halinde gelen bir bunaltı bozukluğu olan panik bozukluğuna da öyle yaklaşılmalıdır. Bedenimizde ağrı olduğu zaman tıbben yapılması gerekenler şunlardır: 

    • Ağrının kaynağını bulmak
    • Ağrıya neden olan alta yatan hastalığı düzeltmeye çalışmak
    • Ağrıyı geçirmek veya dindirmeye çalışmak
    • Hastayı mümkün olduğu kadar normal (ağrı öncesi) yaşamına döndürmek

    Ruhumuzda nöbetler halinde gelen şiddetli ağrı benzeri olan panik anksiyetesinde de yapılacaklar hemen hemen aynıdır (Belki de tek fark panik ataklarından sonra kişi eskisinden de iyi bir konuma gelebilir): Önce bu bunaltının ruhsal durumdaki hangi denge bozucu etkiden kaynaklandığını bulmak, mümkün olduğu kadar düzeltmek ve bunaltıyı dindirmek. Panik bozukluğunda bu amaçlar doğrultusunda: İlaç tedavileri (Kimyasal etki ve her ne kadar önemi yeterince anlaşılmasa da plasebo etkiyi birlikte içerir.) Psikoterapiler (Genel tıptaki cerrahi tedavilerin, reanimasyon ve rehabilitasyon hizmetlerinin psikiyatrideki versiyonu gibi görülebilir.) İlaç tedavileri altta yatan denge bozucu durumları gerçek anlamda tedavi edemese de epeyce yatıştırabilir. Ağrı kesici benzeri anksiyete giderici etkileri de söz konusudur. Panik bozukluğunda antidepresan Özellikle SSRI diye adlandırılan serotonin geri alımını baskılayan antidepresanlar ve başta alprozolam olmak üzere benzodiyazepin grubu anksiyolitik ilaçlar kullanılır. Panik bozukluğunda her iki ilacın birlikte kullanılması daha bütüncül bir etki yapar. Antidepresan ilaç diş ağrısındaki antibiyotik, anksiyolitik ilaç da ağrı kesici gibi iş görür. Nasıl ki diş ağrısında sadece ilaçlar yeterli olmuyorsa panik tedavisinde de cerrahi müdahaleyi andıran psikoterapi de mutlaka yer almalı ve sıklıkla birlikte uygulanmalıdır. İlaçların rahatlatmasının psikoterapiye de katkısı vardır. Altta yatan ve ruhsal ağrıya neden olan dengesizliklerin giderilmesindepsikoterapi ilaçtan çok daha önemli bir yer tutar.Panik bozukluğu ve eşlik eden agorafobi tedavisinde günümüzde en etkili tedavi yöntemi olarak yapılandırılmış bir formatta sunulan bilişsel-davranışçı psikoterapiler önerilmektedir. Kısmen yapılandırılmış psikodinamik tedavilerde giderek daha fazla tedavide yerini almaktadır. Genelde uygulanan ise bu tedavilerin bütüncül veya eklektik biçimde tedaviye katılmasıdır. Hipnoz gibi diğer yöntemleri de kullananlar vardır.Benim uyguladığım tedaviler bu tedavi yaklaşımlarının Jungçu bir temelde ve bütüncül bir anlayışla yapılandırılmış tedavilerdir. Aşırı derecede kimyasallaşan tıbbın ve çağımızın hızlı ve pragmatik imajlarının etkisiyle küreselleşen tüm toplumlarda hap benzeri yapılandırılmış terapilere daha olumlu bakılmaktadır. JYKDT (Jungçu Yönelimli Kısa Destekleyici Terapi)adını verdiğim uygulamamda hem bilişsel hem de psikodinamik yaklaşımlar yapılandırılmış ve bütüncül bir biçimde hız ve etkinliği arttıracak ve özgün bir nitelikte bir araya getirilmiştir. Hem bilişsel davranışçı, hem de psikodinamik eğitim temelim olmasına ve her iki tedavi yöntemlerini de daha önce denememe rağmen en hızlı ve efektif yaklaşımları JYKDT uygulamalarımda aldığımı sübjektif de olsa ifade etmek isterim. Bu farkı ise psikiyatrinin üç büyük kurucusundan biri olan ve bir İsviçreli olsa da görüşleri Türk ve Doğu kültürüne oldukça yakın olan Jungçu temele borçluyum.Jung diğer psikiyatri akımlarının tersine psikiyatrik rahatsızlıklara gebelik benzeri olumlu bir anlam da atfeder. Ona göre ruhsal hastalıklar büyük oranda içsel bir gelişimi de ihtiva eder ve tıpkı gebelik gibi ruhun yeniden ve daha güçlü bir biçimde olgunlaşıp doğumunu da gerçekleştirmeye çalışmasının da bir sonucudur. Kendi benzetmemle ifade etmeye çalışırsam Jung’a göre psikiyatrik hastalıklar bu anlamda gebelikte görülen sıkıntılara, bu hastalıklarda görülen bunaltı ise kemiklerin sağlıklı büyümesi sırasında oluşan büyüme ağrıları gibi olumlu durumların geçici sıkıntılarına benzetilebilir. Özellikle panik bozukluğu buna tipik bir örnektir. Bilinçdışımızda bulunan ve tıpkı bir bilge gibi işlev gören koruyucu sistemler, ruhumuzu bir deprem dede gibi deprem simülasyon evine sokarak ruhumuzu olası depremlerden korumak için kentsel dönüşüme sokmaya çalışmaktadır. Panik atakları tıpkı simülasyon evi deneyimi gibi bizi öldürmeden ve delirmeden yalnızca korku vererek ciddi ruhsal depremlere hazır ol uyarısı verme amaçlı gözükmektedir.Özetle başta panik bozukluğu olmak üzere tüm psikiyatrik rahatsızlıklara bu gözle bakıldığında ve danışana da terapide bu yönde bir navigasyon hizmeti verildiğinde ve kişi kendi özgün kişilik özelliklerine doğru yönlendirildiğinde tedavi çok daha olumlu etkilenmektedir. (Not: Jung hakkında daha fazla bilgi edinmek için bu sitede Jungçu terapiler üzerine yazdığım yazıdan da yararlanabilirsiniz.)

  • Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonları

    Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonları

    İdrar yolu enfeksiyonları çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonundan sonra en sık görülen enfeksiyonlardır. Yenidoğan dönemi dışında her dönemde kız çocuklarında erkek çocuklarından daha sık görülür.

    İdrar yolu enfeksiyonu böbreği tutup piyelonefrit tablosuna neden olabileceği gibi alt idrar yollarını tutup sistit şeklinde seyredebilir.İdrar yolu enfeksiyonu teşhisi iidrar kültüründe bakteri üremesi ile konur.Bazen idrar uygun koşullarda alınmadığında da bakteri üremesi olabilir ve her zaman enfeksiyon demek değildir.

    İdrar yolu enfeksiyonlarında en sık rastlanan etken bağırsak bakterileridir. Bunlarda birinci sırayı (%80) E. coli denen bakteri alır. Diğer bağırsak bakterileri de sıkça görülür. Virüsler ve mantarlara bağlı da idrar yolu enfeksiyonu görülebilir. İdrar kültüründe birden fazla bakterinin görülmesi genellikle kolonizasyonu, kirlenmeyi düşündürür.

    Meydana gelişi

    Kız çocuklarının anatomik yapısı (üretra daha kısa olduğu için)idrar yolu enfeksiyonlarının daha sık görülmesine neden olur. Mesanenin tam olarak boşalamaması ve asitliğinin azalması ile koruyucu bakterilerin kaybı idrar yolu enfeksiyonuna zemin hazırlar.

    Hazırlayıcı nedenler.

    İdrar yolu enfeksiyonlarının oluşmasında anatomik sorunlar ve fonksiyon bozuklukları rol oynar. İdrar yolu reflüsü, idrar yolunda taş olması hazırlayıcı faktörlerdir.

    Genital bölgede hijyen bozulması idrar yolları enfeksiyonuna rol açabilir. Havuz özellikle hijyeni iyi değilse idrar yolu enfeksiyonlarına sebep olabilir. Kronik kabızlığı olan çocuklarda da idrar yolu enfeksiyonu daha sık görülür ( idrar göllenmesine bağlı olarak)

    Klinik bulgular

    Çocuğun yaşına ve enfeksiyonun düzeyi ve ağırlığına göre değişir.

    Yenidoğan döneminde yüksek ateş, sarılık, emmeme, kilo alamama, huzursuzluk, konvülsiyon gibi bulgular görülebilir.

    Süt çocuklarında da iştahsızlık, bulantı, kusma tartı alamama, ishal, kabızlık, solukluk, huzursuzluk gibi belirtiler gösterir.

    Büyük çocuklarda ise belirtiler daha yönlendiricidir. Ateş, bulantı, kusma , karın ağrısı, bel ağrısı, sık idrara çıkma, sık idrar yapma, idrar yaparken yanma, idrar yapamama gibi bulgular bulunabilir.

    Tanı

    Üriner sistem enfeksiyonlarının tanısı uygun koşullarda alınmış idrar örneğinden yapılan idrar kültüründe anlamlı sayıda bakteri üremesi ile konur.. Doğru tanı koyabilmek ve gereksiz tedavilerden kaçınabilmek için idrar örneğinin doğru alınması çok önemlidir.

    Büyük çocuklarda üretra ağzı sabunlu suyla temizlenip bol suyla yıkandıktan sonra ( ya da üç temizleme beziyle üç kere önden arkaya temizleme) orta akım idrarının steril bir kaba alınması şeklinde alınır.

    Bebeklerde ise ya steril olarak temizlenmiş bölgeye idrar torbasının yapıştırılması ile steril idrar elde edilebilir. İdrar tam steril değilse küçük bir tüple kateterizsyon ya da pubisin üstünden iğne aspirasyonu yoluyla kültür alınması gerekebilir..

    İdrar kültürünün sonuçlanması 2-3 gün sürebilir. İdrar kültürünün sonuçlanmasından önce yapılan tam idrar tahlili de enfeksiyon olup olmadığı konusunda fikir verir. Tam idrar tahlilinde mikroskopiye, lökosit,eritrosit ıolmasına ayrıca kimyasal reaksiyonlarda nitrit ,lökosit esteraz gibi maddeler olup olmayacağına bakılır.

    Tedavi

    Tedavi antibiyotik tedavisidir. Yenidoğan,küçük bebek ya da çok hasta çocuklarda dammar yolu ya da enjeksiyonla antibiyorik tedavisi gerekebilir yoksa ağızdan antibiyotik verilir. Kültür ve antibiyogram sonucu çıkınca antibiyotiğin etkili olup olmadığı anlaşılır.

    Eğer idrar yolu enfeksiyonu tedavi edilmezse böbrekte nebdeleşme ve böbreğin büyüyememesi,yüksek tansiyon gibi sonuçlar verebilir.

    Korunmak için yapılabilecekler

    Özel bölgenin hijyenine dikkat edilmesi özellikle kızlarda önden arkaya temizlik.

    Havuz hijyenine ve ıslak mayoyla durmamaya dikkat edilmesi

    Kabızlığın engellenmesi

    Sık idrar yolu enfeksiyonu geçiren çocuklarda reflü gibi etkenlerin ekarte edilir,gerekiyorsa koruyucu tedavi uygulanması.

  • Serebral palsi-beyin felci

    Serebral palsi-beyin felci

    Serebral palsi, beynin, oluşumundan başlayarak uzun süreli gelişim sürecinde yani doğum öncesinde, doğum sırasında veya sonrasında hasar görmesi sonucu ortaya çıkar.İlerleyici olmayan, hareket ve sinir sisteminin değişik derecelerde bozuklukları ile seyreden bir sorundur. Çocuğun zihinsel ve hareket gelişiminde bozulma, epilepsi, davranış ve konuşma problemleri, görme–işitme sorunları en bilinen sonuçlarıdır.

    Nedenleri çok çeşitlidir. Doğuştan (konjenital) olabileceği gibi mikrobik olaylar, oksijen eksikliği veya yetersizliği, doğum travması ve beyin içine olan kanamalar en önemli nedenleridir. Özellikle doğum ağırlığı 1000 gr’ın altında olan prematür bebeklerde ise daha sık gözlenmektedir. Bebeklerde hiperbilirubinemi olarak ifade ettiğimiz yüksek sarılık düzeyi beyine zarar verip serebral palsiye yol açabilir.

    Çocuğun gelişimsel gecikmesi ve anormal kas direnci erken tanıda uyarıcıdır.

    Beyin felcinde hareket ve postür bozukluklarının yanında epilepsi, konuşma bozuklukları, görme-işitme kusuru, duyu ve ağrı ile ilgili algılama bozuklukları, zihinsel gerilik, bilişsel ve davranış anomalileri gibi nörolojik problemler yakından izleme ve tedaviyi gerektirir.

    “PREMATÜRELİK , DÜŞÜK DOĞUM TARTISI BAŞLICA RİSK FAKTÖRÜ”

    Bu sorun sıklıkla düşük doğum tartısı, prematürite, intrauterin gelişme geriliği, çoğul gebelik, plasental anomaliler gibi risk faktörleri ile birlikte ortaya çıktığı için riskli gebelikler ve doğumu takibende bebekler çok yakın izlenmelidir. Çünkü erken tanılandırma ile bebeğin tedavisi ve gelişebilecek sorunların önlenmesine yönelik erkentedbirler sözkonusu olabilecektir.

    Beyin zedelenmesi yaşamış çocukların % 20-30’nu spastik felçli çocuklar oluşturur. Etkilenen vücut yarısında hareketler azalmıştır. Hastaların yaklaşık olarak yarısında ise epilepsi görülür. Spastik hemiplejik hastaların bir kısmında ise zihinsel geriliğide içeren bilişsel bozukluklar vardır Bazı hastalarda sadece bacakların etkilendiği spastik felç görülür. Emekleme sırasında, kollarını normal hareket ettirirken bacaklarını sürüklemeleri en önemli ipucudur (komando sürünmesi).

    Spastisite veya gerginlik çok belirgin ise uyluktaki aşırı zorlanma nedeni ile çocuğun bezlenmesi zorlaşır. Çocuk koltuk altlarından kaldırıldığında, bacaklarını makaslama pozisyonuna getirir. Bazı bebeklerde ellerde devamlı olan yumruklama hali vardır.Yürüme gecikir. Yürümeye başladığında artmış olan gerginlik nedeniyle parmak ucuna basmaya meyillidir.

    BAŞ KONTROLÜNE DİKKAT!

    Hastaların % 10-15’i ise kol ve bacakların tamamen etkilendiği spastik çocuklardır ve. Serebral palsinin en ağır şeklidir. Beyindeki bazı merkezlerin hasarı sonucu yutma problemleri ve aspirasyon pnömonilerine sık rastlanılır.. Eğer bebek yaşına göre gevşekse, baş kontrolü zayıf ise mutlaka serebral palsi yönünden dikkatli olunmalıdır.

    KONUŞMA VE İŞİTME BOZUKLUKLARI VARDIR

    Serebral palsili çocuklarda daha sonra başka problemler de ortaya çıkar.

    SP’lilerin %25-40’ında görme ile ilgili bozukluklar vardır. %10’unda ise ağır görme bozuklukları saptanır.

    Ayrıca beslenme yetersizliği nedeni ile gelişme geriliği, vitamin eksiklikleri ve kabızlık sorunları ile sık karşılaşılır. Hastalarda hem algılamada hem ifade etmede bozukluk vardır. Davranış ve psikiyatrik problemlere her yaşta rastlanabilmektedir.

    Anksiyete ve depresyon, iletişim problemleri, ağır hiperaktivite ve otizm saptanmıştır. Hareketsizliğe bağlı kemik yapısı ve şeklinde bozulmalar, omurgaların yapısında eğrilmeler önemli ve hayat kalitesini etkileyen problemlerdir.

    Yapılan araştırmalarda yürümenin olup olmayacağı hakkında bazı motor noktalar belirlenmiştir. Bebeklerde doğumla beraber gözlemeye başladığımız İlkel reflekslerin, kaybolması gerektiği yaşta halen devam etmesinin, 2 yaşına kadar oturmanın gecikmesinin, yürümenin gecikeceğinin habercisi olduğunu, 3 yaşına kadar çocuğun oturamıyor olması durumunda ise yürümenin olmayacağının işareti olduğu ileri sürülmüştür.

    SEREBRAL PALSİ VE EPİLEPSİ

    Epilepsi, SP’lilerin % 15-90’unda görülmektedir. Hastanın sık nöbet geçirmesi (havale) bilişsel fonksiyonlarında azalmaya, öğrenme ve konuşma güçlüğünün ağırlaşmasına neden olabilir. Bu nedenle nöbetlerin mutlaka kontrol altına alınması gereklidir.

    Hangi hastada epilepsi gelişeceğini kesin olarak bilmek mümkün değildir. Fakat bazı faktörler epilepsiye eğilimi arttırmaktadırlar. Beyin Görüntüleme Yöntemlerinde lezyon gösterilen hastalarda epilepsiye daha sık rastlanılmaktadır .

    TANI NASIL KONUR?

    Neonatoloji uzmanları, pediatristler ve çocuk nörologları tarafından değerlendirme yapılmalıdır.. Ağır vakalar dışında genellikle 6. aydan önce tanı konması zordur. Anormal kas tonusu, ilkel reflekslerin devam etmesi, belli başlı motor gelişmelerin olmaması (baş tutma, oturma gibi ) erken uyarıcı olabilir.

    Erken tanı çok önemlidir.Çünkü bu hastalıkların bir kısmı tedavi edilebilir
    Ayrıca prognoz hakkında aileye tam bilgi vermek gereklidir. .

    TEDAVİ

    SP tedavisi, hasta ile birlikte ailesini de içine alan, önce motivasyonla başlayan ve ömürboyu süren çalışmayı gerektiren bir ekip işidir. Bu ekipte pediatristin yanısıra çocuk nörolojisi uzmanı, fizik tedavi uzmanı, fizyoterapist, konuşma terapisti, davranış terapisti, uğraşı terapisti, özel eğitimci, psikolog ve gerektiğinde ortopedist, , oftalmolojist ve KBB uzmanı yer alır.

    Tedavide Amaçlarımız;

    • Ailenin eğitimi

    • Hastanın sosyal hayata hazırlanması ve bağımsız olmasının hedeflenmesi
    • Hayat kalitesinin arttırılması
    • Motor fonksiyonların arttırılması
    • Deformitelerin önlenmesi
    • Ağrıların azaltılması’dır.

    Fizyoterapi, özellikle ilk 3 yaşta kas kontraktürlerinin ve eklem açılanmalarının önlenmesi, deformitelerin düzeltilmesi ve kasların güçlendirilmesi için yapılır. Çocuğun ve ailesinin aktif olarak katılması şarttır.

    Uğraşı terapisi, özellikle günlük aktivitelerin kendi kendine yapılabilmesi amacıyla motor aktivitelerin gelişmesini sağlar (giyinmek, beslenmek, temizlenmek yazmak, çizmek gibi ).

    Kaslardaki gerginliğin azaltılması veya giderilmesi çin kullanılan Botilinum toksini tedavisi, özelliklebacak yüzeyel kaslarına kolay uygulanabilir. Fizyoterapi ile kombine edildiğinde yararlı sonuçlarını görmekteyiz. Spastik hastalarda ayrıca topuktaki gergin aşil tendonu cerrahi olarak serbestleştirilebilmektedir.

    Bu yaygın tedavilerin dışında alternatif yada destek tedavileri olarak nitelendirilen tedavilerde vardır:

    Hiperbarik oksijen tedavisi; Yararlarını gösterecek yeterli çalışma yoktur. Ayrıca yan etkileri vardır. Şiddetli kulak ağrısı ve kulak zarı yırtılması, kulakta kanama, nömotoraks ve nöbete neden olabilmektedir.

    Akupunktur tedavisi; Spazmların azaltılması için yararlı olabilir .

    Hastalara beslenme desteği, barsak hijyeni, sıvı miktarının ve lifli yiyecek miktarının arttırılması, vitamin ve mineral desteği önemlidir.

    Bilişsel fonsiyonların, konuşmanın gelişmesi ve sosyalleşme için özel eğitim okullarında eğitim görmelidirler. Ailenin bu konuda bilgilendirilmesi ve eğitilmesi son derece önemlidir.

  • Çocuklarda epilepsiye yaklaşım

    Çocuklarda epilepsiye yaklaşım

    “Nöbet”, “Konvülziyon” veya “Kriz” çoğunlukla aynı durumu tanımlamak için kullanılır. Epilepsi tanısını koyarken nöbetlerin farkına varılması gereklidir. Buda genellikle hastanın yakın çevresinin vereceği öyküye bağlıdır.

    Epileptik bir nöbet daya daima bir yada birden fazla beyin fonksiyonunun bozulmasına karışmasına neden olur. Yani epileptik nöbet değişik nedenlere bağlı olarak beynin anormal bir reaksiyonudur diyebiliriz. Bazen çok kolay tanınan bu durum bazen gizli kalıp tanınmayabilir. Örneğin okul başarısı giderek düşen bir çocukta öğretmen tarafından farkedilen ve aileye bildirilen ” dalmalar” bir epilepsi nöbeti olabilir.

    Çocukluk çağı epilepsileri erişkinlerden genellikle farklıdır. Bu farklılıklar nöbetlerin ortaya çıkışı, tipleri ve tedavilerin özellikleri ile igilidir.

    Çocuklarda epilepsi gelişme olasılığının olup olmadığı bazı durumlar varsa tahmin edilebiyor. Çocuğun yaşı, büyüme ve gelişme özellikleri ,çevresel ve genetik faktörler belirleyici olabiliyor.

    Erişkin çağı epilepsilerinden faklı olarak çocuklarda epilepsinin çok fazla nedeni ve çok farklı prognozları (hastalığın seyri) söz konusudur. Nöbetlerin klinik ve EEG özellikleride çeşitlilik gösterir. Epilepsi ile ilgili bilgilerimiz son yıllarda çok hızlı ilerleme göstermiştir. Yapılan araştırmalar gösteriyorki epilepsinin farklı temelleri vardır. Epilepsinin farklı tiplerinden sorumlu olan giderek artan sayıda gen mutasyonunun keşfi epilepsinin genetik temeline yönelik bir bakış açısı getirmektedir.

    Hastaların muayene bulgular ıgenellikle normaldir ve yapılan tüm incelemelerin sonuçları muayene -klinik durumlar ile birlikte değerlendirilir.

    Çocuğun yaşı büyüdükçe mevcut epileptik nöbetler farklı seyir ve görüntü verir. Her zaman yaşam boyu süren bir durum olmadığınıda bilmek gerekir. Tanısı doğru konulmak şartıyla epilepsi tedavisinde belirlenen kurallara mutlaka uymak başarı için son derece önemlidir. Aileye bu konu ile ilgili ayrıntılı bilgiler verilmeli ve dikkat edilmesi gereken hususlar hakkında eğitim yapılmalıdır. Bu tedavideki başarıda birinci adımdır.

    Ailelerin kaygılandığı durumların başında mevcut nöbetlerin zihinsel fonksiyonlara zarar verip vermediği gelir. .Araştırmalarda epilepsinin altta yatan nedeni ve kullanılan ilaçlar (özellikle çoklu ilaç kullanım gerekliyse ) öğrenme ve davranış sorunlarına neden olabilir. Ancak genel kural olarak bilinmelidirki epilepsi ile zihinsel durum arasında bir ilişki yoktur. Yani dahiler, ortalama zekası olanlar veya zihinsel engelli olanlar bu hastalığa yakalanabilir.

    Bir diğer nokta ise unutulmamalıdır; epileptik nöbeti olan bir hasta nöbet problemi dışında tamamen sağlıklı olabilir.

    Tedavideki başarıda uygulanacak ilaçlarla ilgili son sözler şöyle özetlenebilir: Eğer tedavide başarısızlık varsa şu özelliklere dikkat edilmelidir:

    *Epilepsi nöbet tipine göre doğru olmayan bir ilaç seçimi

    *Yetersiz dozda tedavi

    *Fazla sayıda ve dozda ilaçla tedavi

    *Devamlı antikonvülzif ilaç değiştirmek

    *Yetersiz süre sonrasında nöbet olmadı diye ilacı kesmek

    *Yanlış teşhis yani epilepsi nöbeti olmadığı halde epilepsi tedavisi uygulanması