Etiket: Tedavi

  • Çocuklarda astım tedavisinde en sık yapılan yanlışlıklar

    ASTIM TEDAVİSİNDE EN SIK YAPILAN YANLIŞLIKLAR?

    TEDAVİ SÜRESİ İLE İLGİLİ YANLIŞLIKLAR

    ‘ Bu ilaçları ne kadar süre kullanacak?! ‘ Çocuk iyileşti ben de ilaçları hemen kestim' İşte bunlar bizim en çok duyduğumuz cümleler. Çocukluk çağı astımının tedavi süresi hastanın şikayetlerinin sıklığına ve şiddetine bağlıdır. Yılda bir kez şikayeti olan onun dışında hiç bir şikayeti olmayan bir çocuğun her gün ilaç kullanmasına gerek olmayabilir.

    Ama şikayetleri bir sezonda üçten fazla tekrarlayan, günlük aktivite ile solunum şikayetleri olan, şiddetli atakları olan hastaların şikayetler kontrol altına alınıncaya kadar düzenli tedavi kullanması gerekir.

    UYUM ÖNEMLİ BİR SORUN:HASTALAR VE AİLELERİ UZUN SÜRELİ TEDAVİLERİ DÜZENLİ KULLANMIYORLAR

    Aslında uzun süreli tedavileri kullanmak hiç kolay bir iş değil. Bu konu ile ilgili çok sayıda çalışma yapılmış. Hastaların tedaviye uyumunun incelendiği çalışmalarda bile tedaviye başlandıktan bir süre sonra hastaların nerede ise % 50 sinin ilaçlarını kullanması gerektiği gibi kullanmadığı gösterilmiş. Uyumu arttırabilmek için mutlaka aile ve çocuk ile bu konuyu konuşmak , uyumu arttırabilecek yöntemleri bulmak gerekir.

    İLAÇLARIN YANLIŞ KULLANIMI

    Astım tedavisinde kullanılan ilaçların çoğu direkt nefes yoluna verilen ve çok az (mikrogram dozunda) etken madde içeren ilaçlardır, bunun da ancak % 10 kadarı akciğerlere ulaşır. Eğer bu ilaçlar ile kullanılan ara cihazlar ya da nefes tekniği ile ilgili sorun var ise çocuklar yeterli miktarda ilaç alamaz ve bir türlü iyileşmez. Bazen bana gelen hastalarda tek yaptığım şey hastanın ilacı doğru kullanmasını sağlamak oluyor.

    İLAÇLARIN YAN ETKİLERİNDEN OLAN KORKULAR….

    İşte bu korkular nedeni ile çoğu kez hastalar ilaçlarını almaları gerektiği gibi almıyor.

    İşte korktuğunuz sorular ve bilimsel cevapları.

    Astımlı çocuklar yaşıtlarından daha mı kısa olur?

    Öncelikle şunu unutmamak gerekir. İyi kontrol edimeyen uzun süreli bir hastalık çocuğunuzun büyümesini gelişmesini olumsuz etkiler. Ülkemizdeki astımlı hastaların çoğu hafif orta ağırlıktaki hastalar bu nedenle çok yüksek dozda ilaçlar ya da ağızdan kortizon kullanması gerekecek hastalar nerede ise yok denecek kadar az. Astımlı çocuklar genellikle ergenliğe yaşıtlarından biraz daha geç girerler ama erişkin boylarında anlamlı bir azalma olmaz. Özetle şunu söyleyebiliriz, boy kısalığından korkmayın ve bu neden ile çocuğunuza eziyet çektirmeyin

    Astım tedavisinde kullanılan ilaçların kemikler üzerine olumsuz etkileri var mıdır?

    Çocuklarda kalsiyum ve D vitamin içeren gıdalardan zengin beslenmenin öneminden hep bahsediyorum. Astım tedavisinde kullanılan ilaçları uzun dönem kullanan çocuklarda kemik yoğunluğu ya da kemik kırıkları üzerine olumsuz bir etki saptanmamıştır.Bu ilaçlar çok düşük dozlarda ve direkt olarak hava yollarına verildikleri için oradan emilip tüm vücut ile ilgili olarak kortizon içeren ilçalar ile ilgili duyduğunuz korkutucu yan etkilere yol açması mümkün değil.

    ‘Bu ilaçları kullanmaya başladık çocuk kilo aldı' Bu tedavinin yan etkisi midir?

    Çocuğunuzun kilo almasının nedeni muhtemelen artık öksürüğünün balgamının olmaması ve yaptığınız güzel börekler,pilavlardır. Çocuklar çoğu kez balgamlarını çıkaramadıkları için yutarlar , ve öksürükle birlikte kusarak bu balgamları çıkarırlar. Midesi balgamla dolu bir çocuğun iştahının çok iyi olmaması , bütün bu sıkıntılardan kurtulunca da kilo alması normaldir.

    Bu ilaçların çocuğumun gözlerine bir zararı olur mu?

    Bu sorunun cevabı da hayır. Yapılan çalışmalar inhaler ya da nebül ilaçların göz ile ilgili önemli bir yan etkiye yol açmadığını göstermiş. Ama ilçları uygular iken maskenin iyi oturması hem ilacın iyi alınması hem de ve gözün rahatsız olmaması için önemli.

    Bizim çocuk bu ilaçları aldıktan sonra çok huysuz oldu? Bu da mı tedavinin yan etkisi acaba?

    Benzer gözlemler nedeni ile uzun dönemde bu etkileri takip eden çalışmalar inhaler steroid dediğimiz astım tedavisinde en yaygın kullanılan ilaçlar ile hiperaktif davranış, saldırganlık, uykusuzluk, kon- santrasyon bozukluğu arasında bir ilişki olmadığını göstermişlerdir.

    Nefes yolundan kullanılan bu ialçalar ağızda mantar yapar mı?

    Bu nadir rastalanan bir sorundur. Genellikle ilacın uygun bir ara parça ile kullanmayan direkt ağıza sıkan ya da beraberinde antibiyotik kullanan hastalarda rastlanır. İlacın uygun kullanılması, ilaç kullanımı sonrası ağzın çalkalanması daha da iyisi dişlerin fırçalanması önemli. Eğer mantar oluşumu söz konusu ile aynı bebeklerde olduğu gibi bikarbonatlı sui le ağız temizliği öneriyoruz hastalarımıza.

    Nefes yolundan kullanılan ilaçlar diş çürüklerini arttırıyormuş doğru mu?

    Bu konu ile ilgili olarak Marmara Üniversitesinde Diş Hekimliği Fakültesi ile birlikte yaptığımız bir çalışma en önemli uluslararası tedavi rehberlerinde referans olarak kullanılan az sayıda çalışmadan biri. Bu ilaçlar ağız pH'ında azalmaya yol açabilir. Bu yemek sonrası dişleriniz fırçalamadan yatmak gibi bir şey. Bu neden ile mümkünse ilaçları kullandıktan sonra sabah ve akşam dişlerin fırçalamalarını öneriyoruz hastalarımıza.

    Acaba Çocuğa aşı tedavisi mi yaptırsak?

    Ne demiştik, uluslararası tedavi rehberleri, bakın rehberler ne diyor bu konuda: Beş yaşın altındaki çocuklarda astım tedavisinde immunoterapi ile ilgili yapılmış çalışma yoktur. Özellikle beş yaşın altındaki çocuklarda İmmunoterapi astım tedavisinde TAVSİYE EDİLMEZ.

    ASTIMLI HASTALARDA YAYGIN OLARAK KULLANILAN ALTERNATİF TEDAVİLER…

    Astımlı çocuklarda hem ülkemizde hem de dünyada başta bitkisel bazı ilaçlar olmak üzere çok sayıda alternatif tedavi yöntemi yaygın olarak kullanılmaktadır.

    Astım tedavisinde kullanılan bir çok alternatif tedavi yöntemi mevcut: Bitkisel tedaviler, homeopati, yoga ve nefes teknikleri, akupunktur, vitaminler ya da diğer besin desteklerinin kullanımı. Bu tedavilerin etkinliğini araştıran çalışmaların bir çoğu bilimsel olarak yeterince güvenilir değildir ve genellikle az sayıda hastayı içerir. Bu neden ile de astım tedavisinde tek seçenek olarak ya da diğer ilaçlara ek olarak kullanılmasını destekleyecek yeterli veri yoktur.

  • Kistik fibrozis nasıl bir hastalıktır ve hangi bulgular ile ortaya çıkar?

    Kistik fibrozis nasıl bir hastalıktır ve hangi bulgular ile ortaya çıkar?

    Kistik Fibrozis, genetik bir hastalıktır. Otozomal resesif denilen bir genetik geçiş vardır yanihastalık çocuğa sadeceanneden ya da babadan geçmez. Hem anneden hem de babadan gelen genlerin birleşmesi ile çocukta hastalık oluşur. Kistik Fibrozislikişilerde vücudumuzdaki tüm salgı bezlerinde su ve elektrolitgeçişlerinden sorumlu olan bir protein yeterli miktarda bulunmaz ya da çalışmaz. Sonuç olarak salgı bezlerindeki ( ter bezleri, hava yollarında, safra kanallarında vb) sekresyonlar koyudur ve tıkaçlar oluşur.

    Kistik Fibrozisli hastalarda hayat kalitesini ve süresini etkileyen en önemli bulgular solunum sistemi ile ilgilidir. Hastalar yeni doğan döneminden itibaren tekrarlayanve tedavilere iyi cevap vermeyen öksürük, hırıltı, zatürre ya daastım benzeri bulgular ile başvurabilir.

    Pankreasta sekresyonların koyu olması nedeni ile oluşan tıkaçlar nedeni ile hastaların yaklaşık % 85'inde pankreatik yetersizlik vardır. Yani bu hastalar aldıkları besinleri enzim yetersizliği nedeni ile yeterince sindiremezler ve bu hastalarda çok miktarda yağlı pis kokulu dışkılama ortaya çıkar ve büyüme gelişme geriliği oluşur.

    Kistik Fibrozisli hastaların % 10 kadarında doğumda dışkılamanın gecikmesi ya da olmaması ile ortaya çıkan barsak tıkanıklığı ( Mekonyum İleusu) ortaya çıkar. Bazı yenidoğanlarda uzamış sarılık ortaya çıkabilir.

    Yani yeterince kilo alamayan,diğer çocuklardan daha sık ve ağır solunum yolu enfeksiyonları geçiren çocuklarda kistik fibrozis düşünülmesive araştırılması gereken bir hastalıktır.

    Özellikle anne -baba arasında akraba evliliği olan ve kardeş ölüm öyküsü olan çocuklardakistik fibrozis ayırıcı tanıda düşünülmesi gerekir

    Kistik Fibrozis Tanısı nasıl Konur?

    Vücuttaki bütün salgı bezlerinde su ve tuz dengesinde bozukluk olduğundan bahsetmiştik. Bu hastaların teri diğer çocuklardan daha tuzlu olur aileler çoğu kez bunu ifade edebilirler. ‘ Öpünce terin tuzlu olması' aslında çok eski çağlardan Hipokrat zamanından itibaren tanımlanmış bir bulgudur

    Ter testi hastalığın tanısında altın standarttır.

    Çok basit ve ağrısız bir şekilde ( çocuğun koluna takılan küçük saat gibi bir cihaz ile ) ter toplanır ve toplanan terdeki tuz miktarı ölçülür. Bu tuz miktarının testin yapıldığı yönteme göre belirlenmiş değerlerin üzerinde olması ile Kistik Fibrozis tanısı konur

    Ülkemizde Kistik Fibrozis Hastalığının sıklığı nedir?

    Kuzey Ameirka'da ve Avrupa'da hastalığın sıklığı 1/ 2500 civarındadır. Ülkemizde kesin sıklığı bilinmemektedir. Bununla birlikte 1/ 3000- 1/ 4000 civarında olduğu düşünülmektedir. Bu sıklığa göre ülkemizde çok daha fazla sayıda hasta olması beklenirkendeğişik merkezlerde takip edilen hasta sayısının 1500 civarında olduğu bilinmektedir ki bu durum aslında çok sayıda çocuk ya da erişkinhastanın tanı almadığı ya da yanlış tanılar ile takip edildiği ve etkili bir tedavi almadığını düşündürmektedir.

    Kistik Fibrozis Nasıl Tedavi Edilir?

    Kistik Fibrozisli hastalardakien önemli bulgular solunum sistemi ile ilgilidir. Bu neden ile bu hastalarda solunum sistemi tedavileri çok önemlidir. Tedavinin ana prensipleri şu şekilde sıralanabilir

    1-Hava yollarındaki koyu yapışkan sekresyonların temizlenebilmesi için solunum fizyoterapisi uygulanmalıdır. Solunum fizyoterapisi farklı teknikler ile yapılabilir ,nefes egzersizleri, perküsyon , vibrasyon gibi yöntemlerin yanı sıra yardımcı cihazlar ile uygulanabilir. ( Flutter, vest vb) Solunum fizyoterapisinin hastanın en iyi olduğu zamanlarda bile günde en az iki kez yapılması gerekir. Eğer hastanın öksürük ve balgamında artış var ise günde en az 3-4 kez uygulanmalıdır.

    2-Enfeksiyonların erken ve etkili tedavisi: Kistik Fibrozisli hastalarda hava yollarındaki koyu ve yapışkan sekresyonlara bazı mikroplar yerleşirve öküsürük, balgam tekrarlayan zatürre gibi bulgulara neden olur. Bu hastalardaözellikle öksürük ve balgamın arttığı dönemlerde ağızdan ya da damar yolu ile verilen antibiotiklerin kulanılması çok önemlidir. Uzun süreli bazı mikropların hava yollarına yerleşmesi durumunda nefes yolundan bazı koruyucu antibiotikler uzun süreli olarak kullanılabilir.

    Bu hastalarda koyu , yapışkan balgamındaha kolay çıkarılmasına yardımcı olmak amacı ile balgamındaha az yapışkan hale getiren ve nefes yolundan kullanılan (Hipertoniksaline, Pulmosyme®) bazı ilaç tedavileri de mevcuttur

    3-Her kronik ve uzun süreli hastalıkta olduğu gibi beslenme çok önemlidir. Özellikle enzim yetersizliği nedeni ile büyüme ve gelişmeningeri olduğu hastalarda iyi beslenme ve enzim desteklerinin ( Creon®) her yemek ile alınması, gerekli vitamin desteklerinin ( ADEK vitaminleri)yapılmasıgereklidir

    Kistik Fibrozis Hastalığının Tedavisi var mıdır?

    Kistik Fibrozsi geetik bir hastalıktır ve kesin tedavisi mümkün değildir. Ne yazık ki tüm gelişmeler ve daha etkin tedaviler bulma çabalarına rağmen halen hayat süresini kısaltan bir hastalıktır.

    Dahadetaylı bilgi için Kistik Fibrozisli hastalar için hazırladığımız Kistik Fibrozis Aile Rehberine başvurabilirsiniz

  • Prematüre (erken doğan) bebeklerde yaşanan akciğer sorunları

    PREMATÜRE (ERKEN DOĞAN) BEBEKLERDE YAŞANAN AKCİĞER SORUNLARI

    Kronik Akciğer Hastalığı Nedir? Erken doğan her çocukta olur mu?

    Erken doğan bebekler başta akciğer sorunları olmak üzere birçok farklı sağlık sorunu ile karşı karşıya kalırlar. Bebek ne kadar erken doğdu ise bu sorunların sıklığı ve şiddeti o kadar fazladır.

    Yenidoğanın Kronik Akciğer Hastalığı (Bronkopulmoner displazi) doğumdan sonra bebeğin oksijen ihtiyacının son adet tarihine göre 36. haftadan sonra devam etmesi olarak tanımlanmaktadır. Kronik akciğer hastalığı gelişme sıklığı <1000 gr doğan bebeklerde % 30, 501- 750 gr doğan bebeklerde ise %52 dolaylarındadır.

    Bebeklerin erken doğması en çok akciğerleri etkilemekle birlikte bu çocuklarda çoğu kez kalp, beslenme, ve nörolojik gelişim ile ilgili sorunlarda otaya çıkar ve bu sorunlar birbirini de etkiler.

    Hastalığın değişik şiddet dereceleri var mıdır?

    HafifAkciğer Hastalığı : Bebeğinhastanede yattığı dönemde (doğumdan sonra 36. haftaya kadar) oksijen ihtiyacının devam etmesine rağmen çıkışta oda havasında oksijeni normal olan ve eve giderken oksijen ya da solunum desteği ihtiyacı olmayan bebekler

    Orta Akciğer Hastalığı: Oda havasındabebeğinOksijeni düşüktür , oksijeni normal değerlerde tutabilmek için az miktarda oksijen desteğine ihtiyaç gösterir ( % 30'dan az). Bazı bebeklerevde oksijeni devamlıkullanırken bazıları ise sadece geceleri ya da beslenme sırasındakullanır

    Ağır BPD: Oda havasında oksijen değerlerini normal olabilmesi için % 30'dan daha fazla oksijene ya da bazı cihazlar ile solunum desteği ihtiyacı olan bebeklerdir

    Bebek eve giderken dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?

    Kronik akciğer hastalığı olan bir bebek eve gönderilmeden önce değerlendirilmesi gereken önemli noktalar şunlardır

    • Bebeğin uyku sırasında, dinlenme esnasında, beslenme sırasında oksijen ihtiyacı olup olmadığı belirlenmelidir. Bazı bebeklerin eve oksijen ile gitmeleri gerekir.Bazı bbeklerin her zaman bazılarının ise sadece uyku ya da beslenme sırasında oksijjen desteğine ihtiyacı vardır
    • Eğer bebeğin solunumunda zaman zaman durmalar (Apne) var ise eve gitmeden önce bunun mutlaka kontrol altına alınması gerekir.Bu durumda kullanılan bazı ilaö tedavilerine ek olarak çok riskli durumlarda evde izlem için monitörlerin sağlanması uygun olacaktır
    • Hastanın yeterli kilo almaya başlamış olması önemlidir
    • Ağızdan yeterince beslenemeyen hastalarda burundan ya da mideden beslenebilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması gerekebilir.
    • Eve gönderilmesi planlanan hastalarda ailenin evde hastaya verebileceği bakımın değerlendirilmesi de önemlidir. Aile yapısı, ailenin bebeğin bakımı ve tedavinin sağlanmasına yönelik performansı, sağlık sigortası, ailenin yaşadığı bölgenin sağlık kuruluşuna ve hastaneye olan yakınlığı gibi bir çok faktör bebek eve gönderilmeden önce dikkatle değerlendirilmelidir.
    • Çocuğun bakımı ile ilgilenecek olan kişilere çocuğun bakımı, beslenmesi, kullanmakta olduğu ilaçlar, enfeksiyon kontrol önlemleri, bebeğin rengi, solunum şekli, ısı, nabız, solunum sayısı gibi bulguların takibi için gerekli eğitim verilmelidir.
    • Ailenin acil durumlarda yapılması gerekenler ile ilgili bilgilendirilmesi ve yeniden canlandırma eğitimi alması gerekmektedir.

    Tekrar hastaneye yatmaları gerekir mi?

    Erken doğan ve kronik akciğer hastalığı olan bebekler tüm bu önlemler rağmen özellikle hayatın ilk iki yılında sıklıkla zatüre, bronşiolit gibi solunum sistemi hastalıkları nedeni ile tekrar hastane yatışına ihtiyaç duyarlar.Tekrar hastaneye yatış ihtiyacı evde oksijen kullanan ve ağır akciğer hastalığı olan bebeklerde daha fazladır

    Solunum yolu enfeksiyonlarından nasıl koruyalım?

    RSV virüsü bu bebeklerde hastane yatışlarının önemli bir sebebidir ve gerekli durumlarda RSV enfeksiyonundan korunmak için çocuklara kış boyunca aylık olarak yapılan bazı ilaçların (Palivizumab) kullanımı önerilmektedir

    RSV dışında ,Adenovirus, İnfluenza AB gibi ( grip etkenleri) de bu çocuklarda solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabilir.

    Bu bebeklerde mevsimsel grip (İnfluenza) salgınları hayatı tehdit edecek kadar ciddi durumlarayol açabilir.

    Bu neden ile bebek 6 aydan büyük ise grip aşısının yapılması, 6 aydan küçük ise de evde bebek ile teması olan kişilerin grip aşısı yaptırmaları önerilmektedir

    Tekrarlayan hırıltı atakları olur mu?

    Erken doğan çocuklarda özellikle hayatın ilk iki yılında acil servise başvuruya neden olan hırıltı ataklarına sıklıkla rastlanır. Bu bebekler acil servise öksürük hırıltı nefes darlığı şikayetleri ile başvurduklarında astımlı hastalara benzer şekilde nefes yolundan verilen ilaçlar ile tedavi edilirler.

    Reflü olur mu? Beslenmede dikkat etmemiz gerekenler nelerdir?

    BPD li bebeklerde değişik çalışmalarda % 18.4 ile % 63 arasında reflü ( besinlerin ve mide içeriğinin mideden yemek borusuna geri kaçışı) sıklığı bildirilmiştir.Bu bebeklerde reflü zaten var olan solunum şikayetlerini arttırabilir

    Erken doğan ve kronik akciğer hastalığı olan bebeklerde emme yetersiz olabilir ve emme/yutma arasında koordinasyon bozukluğu bulunabilir. Bu durumun erken dönemde tanınması ve tedavisinin planlanması hem beslenme ve büyümenin devamı hem de akciğer sorunlarının önlenmesi açısından önemlidir.

    Reflüyü önlemek için aileye basit bazı öneriler verilir

    • Yatış pozisyonu önemlidir ,bebeğin başı ile gövdesi arasında 45 derece açı olması gerekir.
    • Bebeğin az az ve sık olarak beslenmesi uygun olacaktır,
    • Gerkli durumlarda Reflü için bazı ilaç tedavileri önerilebilir
    • Alınan her türlü önleme ve yoğun ilaç tedavisine rağmen şiddetli reflü bulguları devam eden, ve solunum bulguları belirgin olanaz sayıda hastada reflü cerrahi olaraktedavi edilebilir.

    Kalp sorunları olur mu?

    Büyüme gelişmesi yavaş olan ve uzamış oksijen ihtiyacı olan bebekler mutlaka kardiyolojik açıdan değerlendirilmelidir.

    Sonuç olarak erken doğan ve kronik akciğer hastalığı olan (doğumdan sonra bebeğinoksijen ihtiyacının son adet tarihine göre 36. haftadan sonra devam etmesi) bebekler özellikle hayatın ilk yıllarında bronşit,zatüre, hırıltı atakları vb gibi hastalıklar ile acile başvurabilir. Hastanın değerlendirilmesi sebebin bulunması ve en kısa sürede gerekli tedavilerin planlanması önemlidir.

  • Panik Atak

    Panik Atak

    Panik sizi mutsuz etmek için gelmiyor siz mutsuz olduğunuz için geliyor.

    Panik bozukluğu kısaca tanımlayacak olursak; “sıkıntının ataklar halinde ve çoğunlukla beklenmedik biçimde ve yoğun bir biçimde gelmesidir”diyebiliriz.
    Hepimizde zaman zaman sıkıntı olur ancak buradaki fark belirgin bir biçimde kişinin yaşamı etkilenmiştir ve beraberinde ölüm ya da çıldırma korkusu eşlik eder ve aşağıdaki fiziksel ve psikolojik belirtilerden en az 4 tanesi bulunur.

    1-Çarpıntı, 2-terleme, 3-nefes alamama, 4-titreme 5- karın ağrısı, 6-göğüste ağrı ya da sıkıntı, 7-bulantı, 8-Sarsılma, 9-baş dönmesi, 10-sersemlik hissi, düşecek ya da bayılacak gibi olma, 11-gerçekdışılık duygusu, sanki benliğinden ayrılacak gibi olma, kontrolü kaybetme hissi, 12-uyuşma, karıncalanma, 13-üşüme ürperme, 14- ateş basması.

    İlk ataklarda genelde hastanelerin acil servislerine başvuru yapılır, bir süre sonra dışarı çıkma korkusu olaya eklenebilir. Kişi sürekli tedirgindir ve atak geçirme korkusuyla birçok şeyden kaçınmaya başlar, atağın geldiği yerlerden uzak durma, su ya da ilaç taşıma, yalnız kalamama gibi belirtiler ortaya çıkar.

    Panik atak nasıl tedavi edilir?

    Paniğin felsefesini ya da mesajını algılamadan tam iyileşme pek mümkün değildir. Söylemek istediğim panik atak aslında bir sonuçtur. “Hayatta neyi yanlış yapıyorum ki bedenim tepki gösterdi” sorusu cevaplandığında tedavi başlamış olur. Örneğin çok verici, hep uyumlu, karşı odaklı, herşeye herkese yardımcı olan bir yapınız var, ya da fazlaca maddi, fiziksel ve manevi yük taşıyorsunuz ve aslında panik atak bir anlamda sizi taşıdığınız fazlaca yüklerden korumak için bedenin verdiği bir tepkidir. Düşünün yukarıdaki nedenlerden dolayı yoruldun ve kalbin çarpıyor; aslında kalbin “ kendini çok yoruyorsun yeter” diyor, yani size dostça şeyler söylüyor ve siz ise gidip acildeki doktora “sustur şu kalbi doktor diyorsunuz” aslında asıl yapmanız gerekenin kalbinizin sesini dinlemek olduğunu göremiyorsunuz.
    Bu felsefe ve ipuçlarını danışanımıza farkettirdiğimizde kişi yüklerden kurtulmak için motive olur. Yükten arınmak kişiyi rahatlatır ve ek olarak paniği tetikliyen faktörleri anlamak, kötü nefesin katkıları gibi konuları danışanlarımızla çalışıyoruz.
    Uygun vakalarda ilaç tedavisini geçici bir biçimde tedaviye ekliyoruz. Benim deneyimlerime göre panik doğru yönetildiğinde üstesinden gelinebilecek abartılı bir vücut savunmasıdır ve mutlaka tedavide psikoterapi kullanmılmalıdır.

  • Panik Atak

    Panik Atak

    Panik sizi mutsuz etmek için gelmiyor siz mutsuz olduğunuz için geliyor.

    Panik bozukluğu kısaca tanımlayacak olursak; “sıkıntının ataklar halinde ve çoğunlukla beklenmedik biçimde ve yoğun bir biçimde gelmesidir”diyebiliriz.
    Hepimizde zaman zaman sıkıntı olur ancak buradaki fark belirgin bir biçimde kişinin yaşamı etkilenmiştir ve beraberinde ölüm ya da çıldırma korkusu eşlik eder ve aşağıdaki fiziksel ve psikolojik belirtilerden en az 4 tanesi bulunur.

    1-Çarpıntı, 2-terleme, 3-nefes alamama, 4-titreme 5- karın ağrısı, 6-göğüste ağrı ya da sıkıntı, 7-bulantı, 8-Sarsılma, 9-baş dönmesi, 10-sersemlik hissi, düşecek ya da bayılacak gibi olma, 11-gerçekdışılık duygusu, sanki benliğinden ayrılacak gibi olma, kontrolü kaybetme hissi, 12-uyuşma, karıncalanma, 13-üşüme ürperme, 14- ateş basması.

    İlk ataklarda genelde hastanelerin acil servislerine başvuru yapılır, bir süre sonra dışarı çıkma korkusu olaya eklenebilir. Kişi sürekli tedirgindir ve atak geçirme korkusuyla birçok şeyden kaçınmaya başlar, atağın geldiği yerlerden uzak durma, su ya da ilaç taşıma, yalnız kalamama gibi belirtiler ortaya çıkar.

    Panik atak nasıl tedavi edilir?
    Paniğin felsefesini ya da mesajını algılamadan tam iyileşme pek mümkün değildir. Söylemek istediğim panik atak aslında bir sonuçtur. “Hayatta neyi yanlış yapıyorum ki bedenim tepki gösterdi” sorusu cevaplandığında tedavi başlamış olur. Örneğin çok verici, hep uyumlu, karşı odaklı, herşeye herkese yardımcı olan bir yapınız var, ya da fazlaca maddi, fiziksel ve manevi yük taşıyorsunuz ve aslında panik atak bir anlamda sizi taşıdığınız fazlaca yüklerden korumak için bedenin verdiği bir tepkidir. Düşünün yukarıdaki nedenlerden dolayı yoruldun ve kalbin çarpıyor; aslında kalbin “ kendini çok yoruyorsun yeter” diyor, yani size dostça şeyler söylüyor ve siz ise gidip acildeki doktora “sustur şu kalbi doktor diyorsunuz” aslında asıl yapmanız gerekenin kalbinizin sesini dinlemek olduğunu göremiyorsunuz.
    Bu felsefe ve ipuçlarını danışanımıza farkettirdiğimizde kişi yüklerden kurtulmak için motive olur. Yükten arınmak kişiyi rahatlatır ve ek olarak paniği tetikliyen faktörleri anlamak, kötü nefesin katkıları gibi konuları danışanlarımızla çalışıyoruz.
    Uygun vakalarda ilaç tedavisini geçici bir biçimde tedaviye ekliyoruz. Benim deneyimlerime göre panik doğru yönetildiğinde üstesinden gelinebilecek abartılı bir vücut savunmasıdır ve mutlaka tedavide psikoterapi kullanmılmalıdır.

  • BAĞIMLILIK

    BAĞIMLILIK

    Son dönemlerde, özellikle bonzai denilen sentetik uyuşturucunun, somut gözle görülür

    şekilde bir artış göstermesine dayanarak bu haftaki yazımı uyuşturu kullanımı ve bağımlılık

    üzerine yazmak istedim.

    Bağımlılık konusu derin ve çok boyutlu bir kavramdır. Fiziksel olduğu kadar

    psikolojik boyutuda vardır. Bu yüzden sadece maddeyi almayı bıraktıktan sonra bağımlılık

    bitmemektedir. Fiziksel bağımlılık beyindeki sinir sistemlerine zarar verdiği için kullanma

    arzusu ve dürtüsü baskındır ve çoğu kişiler buna yenik düştükleri için tekrar kullanmaya

    başlarlar. Bunun yanı sıra çevresel faktörlerin de etkisi büyüktür; örnegin arkadaş ortamı,

    stres yaratan durumlar, aile içi problemler, psikolojik rahatsızlıklar da uyuşturucu kullanımını

    tetikleyen faktörlerdir. Bağımlı olmayı engellemek için yapılacaklardan en önemlisi hiç

    başlamamaktadır. Bu kesin çözüm olarak önerilir.

    Uyuşturucu madde kullanımı bağımlılık yapan maddelerin vucüda dâhil edilmesidir. Fakat

    bağımlılığın tanımı en basit hali ile: maddenin yaşamı va sağlığı olumsuz etkilemesine karşın

    kullanımının devamıdır. Fakat insanın insanın doğası gereği en temel amacı canlılığını devam

    ettirme çabasıdır. İçgüdüsel olarak yaşamımızı, sağlığımızı tehdit eden, bize acı ve zarar veren

    şeylerden kaçınırız. Bu yüzden uyuşturucu madde kullanımı kişilerin içindeki büyük bir

    çelişkinin işaretidir ve patolojik bir durumun göstergesidir.

    Çocuğunuz ve ya yakınınızdaki biri uyuşturucu kullanıyor mu diye şüpheleniyorsanız

    bunu anlamanın en iyi yolu gidip tahlil yaptırmaktır. Fakat emin olmadığınız durumlarda

    bunu yapmak riskli olabilir. Ailenin çocukları ile ilgilenmesi ve gözlem yapması bu noktada

    çok önemli. Rutinin dışındaki davranışlar, ruh hali bizim için ipucu niteliğinde olabilir.

    Bağımlılık dediğimiz durumda şu davranışlar gözlemlenebilir; dikkati yoğunlaştırmada sorun

    yaşama, daha içine kapanık ya da saldırgan olma, sözel iletişimde azalma, okulda ve ya iş

    yerinde aksaklıklar yaşaması, notların ve ya genel olarak iş performansının düşmesi, yorgun,

    halsiz, uykulu görünme gibi durumlara yol açabilir.

    Uyuşturucu kullanımı ve bağımlılığı her yaşta başlayabilir. Genç yaştaki nüfus burada

    daha risklidir. Bunun sebebi o dönemdeki dürtü kontrölünün daha zor olması, arkadaş baskısı,

    uyum sağlama isteği daha ileriki yaşlara oranla daha güçlü yaşanır.

    Bağımlılık tedavisi mümkün bir sorundur. Bununla ilgili en sık karşılaştığımız

    senaryolardan biri genellikle birey aile zoru ile getirilmesidir ki bu maalesef çok iyi sonuçlar

    doğurmuyor. Kişinin kendi isteği ve rızası çok önemlidir. Bağımlılıktan kurtulma isteğinin

    içsel bir motivasyonu olursa daha iyi sonuçlar alınıyor. Tedavinin başlangıcında kişinin

    vucüdü tamamen maddeden temizlenmek için detoksifikasyon işleminden geçer. Daha sonra

    ilaç tedavisi, grup ve bireysel terapilerle tedavi sürecinin devamı öngörülür. Tedavi ne kadar

    uzun takip edilirse başarı oranının da o kadar yüksek olduğu belirtilmektedir. Amaç kişinin

    kendisini tanıması, uyuşturu kullanım davranışını belirleyebilmesi, nedenlerini

    sorgulayabilmesi, başlama arzusu ile başa çıkma yollarını öğretmek ve uygulayabilir hale

    getirmektir. Ailenin de bu konuyla ilgili bilgilendirilmesi elzem ve faydalıdır.

  • Hemanjiyomlar

    Çocukluk Çağında Hemanjiyomlar *

    Hemanjiyomlar bebeklik çağının en sık görülen iyi huylu damarsal tümörleri olup damarların endotel denilen iç çeper hücrelerinde hızlı hücre çoğalması tipik özellikleridir. Hemanjiyomlar bebeklerin %4-5 kadarında görülür.

    Kız bebeklerde, prematüre doğanlarda, doğum ağırlığı 1500 gramın altında olanlarda ve beyaz ırkta daha sık görülürler. Hemanjiyomların çoğu kalıtsal değildir. Hemanjiyomlar kanser değildir, hiçbir dönemde kansere dönüşme tehlikesi söz konusu değildir.

    Hemanjiyomlar en sık ciltte olmak üzere, ağız çevresi ve içinde, genital gölgelerde, anüs çevresinde ve daha nadir olarak iç organlarda görülebilirler. Özellikle baş ve boyun bölgesinde daha fazla görülürler.

    Bebeklerde hemanjiyomların yaklaşık %60’ı baş ve boyun bölgesinde, %25’i gövdede ve %15 kadarı kollar ve bacaklarda görülür. Çok sayıda (çoğunlukla beşten fazla) yüzeyel hemanjiyomu olan bir çocukta iç organlarda da hemanjiyom bulunması olasılığı yüksektir.

    Bebekler doğduğunda hemanjiyomlar ya hiç belli değildir ya da yerinde belli belirsiz renk değişikliği veya leke vardır. Genellikle ikinci hafta ve sonrasında belirginleşirler. Büyümenin en hızlı olduğu dönem doğum sonrası 6 ile 8. haftalar arasında olup nihai büyüklerinin %80’ine üçüncü ayda ulaşırlar. Bebekler 5 aylık olduğunda hemanjiyomların %80’inde büyüme neredeyse tamamlanmış olur.

    Genellikle 9 ile 12. haftalar arasında gerileme dönemine girerler. Hemanjiyomlarda gerileme büyüme hızına göre daha yavaş seyreder. Gerileme döneminde yüzeyel hemanjiyomların rengi parlak kırmızıdan soluk kırmızı, gri-beyazımsı kırmızı veya soluk mor benzeri bir renge dönüşür.

    Renk değişikliklikleri tipik olarak hemanjiyomun merkezinden başlayıp çevresine doğru ilerler, bir yandan da zamanla yumuşama, sönme ve üzerinde kırışmalar gözlenir. Gerileme görülen çocukların yaklaşık yarısında sonuç olarak kılcal damarlarda belirginlik, deride incelme ve gevşeklik, kırışıklık, cilt renginde solma gibi değişik derecelerde izler kalabilir.

    Hemanjiyomlu çocuklarda maksimum gerileme ortalama 36 aya kadar gerçekleşir ve çocukların %90’ında 4 yaş dolduğunda olabilecek en fazla gerileme gerçekleşmiş olur. Bu yaştan sonra kayda değer gerileme olmadığı bildirilmektedir. Sorunlu yerleşimde ya da yapıda hemanjiyomu olan bebeklerin konunun uzmanı bir doktora görünmesi için en uygun yaş hayatın birinci ayı civarıdır.

    Boyun, çene altı, dilaltı veya ağız tabanında derin yerleşimli hemanjiyomlarda hava yolu, nefes borusu ve gırtlak çevresinde etkilenme ve tutulum varsa özellikle ilk 2-3 ay içinde solunum sıkıntısı gelişebilir. Gözler ve çevresinde yerleşik hemanjiyomlar önemli sorunlar yaratabilir. Özellikle göz kapaklarındaki hemanjiyomlarda görmenin etkilenmesi riski vardır. Üst göz kapağındaki hemanjiyomlar görme sorunlarına daha sık neden olur, küçük olsalar bile dikkatle değerlendirilmelidir. Bunlarda gözün görme açıklığının kapanması veya göze bası olması sonucunda en başta görmenin kaybını tanımlayan ambliyopi gelişmesi yanında şaşılık, astigmatizm gibi görme kusurları gelişebilir.

    Dudak ve dil hemanjiyomları emmeyi etkileyebildiği gibi dişlerin ve çene yapısının gelişimine de olumsuz etki yapabilir. Özellikle alt dudak hemanjiyomlarında tahriş ve ülserleşme daha sık görülebilir. Burun ucu ve üstü hemanjiyomları alttaki kıkırdağa ve diğer oluşumlara zarar vererek daha fazla ize, yapısal bozukluğa ve kalıcı kusurlara yol açabilir. Göz önünde olmaları anne-babalar için de sıkıntı yaratabilir.

    Hemanjiyomlarda en sık görülen komplikasyon ülserleşme, yani yüzeyinde tahriş ve yara gelişmesidir. Bebeklerdeki hemanjiyomların %15-20’sinde görülebilir. Özellikle alt dudaktakilerde, koltuk altında, ağız çevresinde ve boyun yerleşimlilerde, anüs ve cinsel organlar çevresindeki hemanjiyomlarda yaralar daha kolay gelişir ve ülserleşme daha sık görülür. Ülserleşme gelişen hemanjiyomlarda enfekte olma veya hafif kanama riski de olabilir. Bu hemanjiyomlar ağrılı olabilir ve bebekte huzursuzluk yaratabilir.

    Hemanjiyomların en önemli kalıcı etkilerinden birisi de geriledikten sonra bulundukları yerde değişik şekillerde iz bırakabilmesidir. Hemanjiyomların yaklaşık yarısında veya biraz daha fazlasında gözle görülür iz veya kalıntı kalabilir. İz veya kalıntı kalması hemanjiyomun doğal seyrine, yerleşim yerine, şekline, yüzeyinde ülserleşme olup olmamasına göre değişir.

    Hemanjiyomlu çocukların aileleri genellikle çoğu lezyonun zararsızlığı ve küçüklüğüne zıt derecede endişeli ve kararsızdır. Ana-babalarda doğumda normal olan bir bebekte aylar içinde ortaya çıkan hemanjiyom nedeniyle korku, endişe ve üzüntü egemen olup durumu kabullenmeleri zor olabilir. Bu nedenle tedavisiz izlem yaklaşımına inanç ve güvenleri yeterli olmayabilir.

    Hasta ilk görüldüğünde hemanjiyomların beklenen doğal seyri ve etkileri, olası tedavi yaklaşımlarının olumlu ve olumsuz yanları ailelere mutlaka anlatılmalıdır. Hızlı çoğalma döneminde hastanın sık görülmesi ve ölçüm ve görüntülemeler ile izlem uygun olur. Her aşamada ebeveynlere hemanjiyomların seyri ve izlem planı için bilgi verilmeli, soruları yanıtlanmalıdır.

    Bebeklerde görülen hemanjiyomlara yaklaşım ve tedavi planlamaları yapılırken öncelikle mevcut hemanjiyomun yaşamı tehdit eden, önemli işlevlerin bozulmasına yol açabilecek, kalıcı zedelenme, iz, kalıntı bırakabilecek, kozmetik-estetik etkileri olabilecek veya hasta ve ailesi bakımından ciddi psikososyal etkileri olabilecek özellikleri olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.

    Klinik bulgular ve seyir çok değişken olduğu için izlem ve tedavi yaklaşımları her hasta için bireyselleştirilmelidir. İzlem ve tedavinin temel amaçları yaşamı tehdit edici sorunları önlemek veya düzeltmek, hasta ve ailesi için psikososyal sıkıntıyı en aza indirmek, kalıcı şekil bozukluklarını önlemek, ülserleşmeyi önlemek yanında geliştiyse izlerin düzeltilmesi, enfeksiyon veya ağrıyı en aza indirmek üzere tedavi etmek, zedeleyici ve ciddi iz gelişmesine neden olabilecek işlemlerden kaçınmak olarak sayılabilir.

    Hemanjiyomlarda kendiliğinden ciddi kanama çok seyrektir. Ender olarak ülserleşmiş bir hemanjiyomdan hafif yüzeyel kanama olabilir. Hemanjiyomun patlaması ve ağır kanama olması beklenen bir durum olmayıp hastaların aktivitesi ve oyun oynamaları bu düşünce ile engellenmemelidir.

    Hızlı büyüyen ve sorun yaratan hemanjiyomlarda tedavi kararı zor olmaz. Daha az sorunlu görülen hemanjiyomlara nasıl yaklaşım yapılması gerektiği tartışmalıdır. Hemanjiyomların yerleşim yeri, büyüklüğü ve büyüme aşamasının değerlendirilmesi gerekir. Örneğin yüzde iz bırakma olasılığı sırta göre daha önemlidir.

    Hemanjiyomların tedavi edilmesine genellikle şu gerekçelerle karar verilir: yaşamı tehdit edici ciddi durumlar veya fonksiyonel açıdan sorun oluşturan durumlar olması; hemanjiyomdan geride kalabilecek iz veya kalıntıların önüne geçilmesi veya en aza indirilmesi; hasta veya ailesinin psikososyal sıkıntılarının azaltılması; hemanjiyomlarda gelişebilecek ülserleşmenin tedavi edilmesi ile iz kalması, kanama, enfeksiyon ve ağrı gelişiminin önüne geçilmesi.

    Hemanjiyomların tedavi ve izlemlerinin bu konuda deneyimli uzman doktorlar tarafından yapılması gerekir. Son yıllarda hemanjiyomların ilaçla tedavi edilmesi konusunda gelişmeler olmuştur. Günümüzde tedavi edilmesi gereği görülen hemanjiyomlarda, yan etkisi pek beklenmeyen, ağızdan kullanımı kolay ilaç seçenekleri vardır. Ağızdan kullanılabilen ilaçlara ek olarak hemanjiyom üzerine cilde sürülebilen etkili ilaç uygulamaları da vardır. Bu yazıda tedavilerin ayrıntısına girilmemiş olup ayrıntılı bilgi için aşağıda verilen kaynak siteye başvurulabilir.

    Prof Dr Bilgehan Yalçın

  • Spastik çocuk – cerebral palsy

    Spastik Çocuk () terimi, beyin felçli çocuklar için kullanılır. Uluslararası literatürde Cerepal Palsy (CP) olarak bilinir.
    SÇ, anne karnında, doğumda veya doğum sonrası yaşamın ilk yıllarında meydana gelen olumsuzluklar sonucu beynin hasar görmesi ile oluşur. Beyinde kalıcı bir hasar meydana gelir. Bu hasarın şiddetine, beyinde etkilediği bölgeye göre değişik bulgu ve belirtiler görülür.
    SÇ oluşması için en sık rastlanılan riskli durumlar şunlardır; Erken doğum veya düşük doğum ağırlığı olması, çoğul gebelikler, zor doğum, doğum esnasında bebeğin nefessiz kalması, yeni doğan döneminde geçirilen uzamış şiddetli sarılık, havale, menenjit gibi beyni etkileyen iltihaplar, anne karnında karşılaşılan iltihabi veya fötusu olumsuz etkileyecek diğer durumlar şeklindedir.
    En sık rastladığımız SÇ şekli, spastik çocuk kelimesinin de kaynağını aldığı tür olan tüm vücutta kasılmalarla birlikte seyreden, motor gelişim dediğimiz çocuğun hareketlerinde gerilik halidir. Bu çocuklar yaşıtlarına göre geç gelişir, oturma, ayağa kalkma ve yürüme hep geç olur, bazıları hiç yürüyemez. Sık olarak kol ve bacaklarında normalden daha fazla sertlik, katılık görülür ki buna tıp dilinde spastisite ve bazende tipine göre distoni denir. Bazen de gevşek olurlar veya baş, kol ve bacaklarında ani hareketlerle olan şekilleri de vardır. Sonuncusuna kore – atetoz denir.
    SÇ’ larda tanı, temel olarak nörolojik muayene ve gerekli tıbbi tetkikler sonrası konur. Tetkik olarak bir yaş ve altı çocuklarda beyin ultrasonu yeterli olabilir, ama beyin MR’ı (manyetik görüntüleme) her zaman en kıymetli ve doktora en fazla bilgiyi veren tetkiktir.
    SÇ’ lara çok sık olarak başka tıbbi sorunlarda eşlik eder. Bunlardan epilepsi (sara) en sık görülenidir. Görme, işitme problemleri, davranış problemleri ve psişik sorunlar, beslenme sorunları, hijyen problemleri, daha ileride aşırı kasılmaya bağlı eklem ve kemik sorunları, yapışıklıklar , eğilmeler görülebilir.
    SÇ tanısı konduktan sonra tedavi planlaması yapılır. SÇ’ lar da ilaç tedavisi en sık beraber görülen epilepsi için verilir. Bunun yanısıra kasılma giderici ilaçlar, kabızlığa yönelik ilaçlar, hırçınlık vb. gibi durumlar için psikiyatrik ilaçlarda verilebilir.
    tedavisinin temelini özel eğitim ve rehabilitasyon oluşturur. Çoğu SÇ için rehabilitasyon yaşam boyu sürecek bir süreçtir. Rehabilitasyon, fizyoterapi, spor, konuşma terapisi ve mesleki/uğraşı terapileri şeklinde birçok alandan oluşur. SÇ de rehabilitasyonun amacı, hasta bireyi oluşabilecek, hastalığın yol açtığı zararlardan korumak ve kullanabileceği kapasitesinin en üstüne çıkarmaktır.
    SÇ tedavisi bir ekip işidir. Burada ekibin başı ve doğal lideri çocuk nörolojsi uzmanıdır. Ortopedi, fizik tedavi ve rehabilitasyon, beyin cerrahisi, psikiyatri gibi uzmanlık alanlarını koodine eder, ve özel eğitim ve rehabilitasyon ekibini yönlendirir. Özel eğitim ve rehabilitasyon ekibi fizyoterapisit, özel eğitimci, psikolog, ve sosyal çalışmacılardan oluşur. SÇ tedavi ekibinin en önemli bireyi ise muhakkakki spastik çocuğun kendi ailesidir. Aileler, anne, baba, şoför, fizyoterapist, psikolog, eğitimci, finansman sağlayıcı gibi daha burada unutulan onlarca rolü oynarlar ve onlar olmadan bir SÇ tedavisi eksik kalacaktır.

  • Çocuk epilepsileri

    Epilepsi (sara), çocukluk çağının en sık görülen sinirsel bozukluğudur. Genelde tüm toplumlarda %1-2 görülürken çocuklarda bu görülme oranı yaklaşık 2-3 katıdır.
    Epilepsi ne demektir. Epilepsi, beynimizde bazı nöronların anormal derecede faaliyet göstermesi sonucu ortaya çıkan aşırı elektrik akımının yarattığı belirtilerin meydana getirdiği tabloya denir, tıp dilinde ise nöbet (konvulsiyon) olarak adlandırılır. Epilepsisi olan hastalar, nöbet dönemleri dışında normaldirler, ama nöbet esnasında nöbetin tipine göre değişik belirtiler gösterirler. Bu belirtiler şuur kaybı veya şuurda bulanma, bununla birlikte vücutta, kollarda tek veya iki taraflı kasılma, titreme, ayakta ise yere düşme, dilini ısırma, altına kaçırma şeklinde olabilir. Bazı nöbetler ise duygusal durum ve psikolojik değişikliklerle seyreder, bunlarda ani davranış değişiklikleri, rüyada gibi olma hali gibi durumlar görülebilir.
    Nöbet esnasında beyin aktivitesini kaydeden bir EEG (beyin elektrosu ) çekilebilir ise bu duruma yol açan anormal beyin elektrik aktivitesi, yani sinir hücrelerinin aşırı elektrik deşarjları görülebilir. Nöbet geçtikten sonra hastalar genellikle normaldir. Gündelik yaşamlarına devam edebilirler. Bu dönemlerde çekilecek EEG her zaman anormal bulgu vermeyebilir.
    Nöbetlerin sıklığı epilepsinin tipine, görüldüğü yaşa, neden olan anormalliklere ve EEG bozukluğunun şiddetine göre değişkendir. Bazı hastalar yıllarca tek veya nadir, yılda 1-2 nöbet geçirirken, bazı hastalarda bu sayı daha fazladır. Bazen epilepsi tedaviye dirençli olur, hastalar, birçok ilaç almalarına rağmen devamlı, bazen günde onlarca nöbet geçirebilirler.
    Ardı ardına gelen nöbetler “Status” dediğimiz sıklıkla hayati tehlike de içeren bir duruma yol açabilirler ve nörolojik acil durum kabul edilirler.
    Epilepsinin tedavisi vardır, bu tedavinin % 99’unu ilaç tedavileri oluşturur. İlaç tedavisine başlamadan önce hastanın konunun uzmanınca (çocuksa çocuk nöroloğu, erişkinse bir nörologca) değerlendirilerek, gerekirse beyin görüntüleme (Beyin MR), beyin elektrosu (EEG) gibi tetkikleri yapılarak ayırıcı tanısının yapılması ve ona göre tedavi başlanması gerekir.
    Epilepsi tedavisi uzun süreli bir süreçtir. Genellikle en az 2-3 yıl sürsede, ömür boyu ilaç kullanması gereken hastalarda vardır. Hastaların önemli bir kısmı 5-10 senelik ilaç kullanımı ile nöbetleri tamamen durup iyileşmiş kabul edilir. Epilepsi ilaç tedavisinde ilacı kesmek için en az 2-3 yıllık nöbetsiz bir dönem, EEG’lerinde düzelme beklenir . Bunlar olmadan, özellikle aniden ve bazen de kendi başına ilaç kesilmelerinde nöbet tekrarlayabilir, hatta hasta status tablosuna da girebilir.
    Çocukluk çağı nöbetlerinin önemi, çocukların büyüme – gelişme döneminde olması ve eğitim çağında olmalarıdır. Yeterince veya düzgün tedavi edilmeyen epileptik çocuklarda öğrenme güçlükleri, okul başarısızlığı görülebilir.
    Çocukluk çağı epilepsilerinin tedavisi daha özelliklidir. Özellikle seçilecek ilaçlar, bu ilaçların nöbet tipine, çocuğun yaşı ve kilosuna uygun olması çok önemlidir. İlaçların yan etkileri, bu dönemde yapılacak aşılar, sık görülen ateşli hastalıklar ve bunlarla birlikte kullanılacak diğer ilaçlarla etkileşimleri, alerji durumları hep göz önüne alınması gereken diğer konulardır. Bunun yanısıra çocuklarda ilaç seçiminde, kullanımı kolay, mümkünse şurup veya solusyon şeklinde ilaçların seçilmesi tedavinin başarı şansını arttıracaktır.
    Çocukluk döneminde EEG: Çocukluk dönemi epilepsilerinin teşhis ve tedavi takiplerinde EEG incelemesi altın standart kabul edilir. Bebekler ve küçük çocuklarda bu tetkik, çocuğun tetkik süresince hareket ediyor olması nedeni ile mecburen doğal veya bazı EEG’yi etkilemeyen ilaçlarla kolaylaştırılmış uyku halinde yapılır. Genellikle 6 yaşından büyük çocuklarda rutin EEG çekimi uyanık yapılıp özel durumlarda ve gerekirse kısa veya uzun süreli uyku EEG’leri çekilir. Özellikle çocuk EEG’sinin, nöroloji / çocuk nörolojisi alanında uzman ve EEG konusunda deneyimli birisi tarafından değerlendirilmesi gerekir.

  • Ateşli havale – (febril konvulsiyon)

    Ateşli havaleler (nöbetler), çocukluk çağının en sık görülen nörolojik sorunlarından ve acillerindendir. 6 aylıktan 6 yaşına kadar olan dönemde , beraberinde bir ateşin söz konusu olduğu çocukluk çağı havalelerine denir.
    Yani bir havaleye ateşli havale denmesi için:
    1. Ateşli bir hastalık veya ani ateşlenme durumu olması
    2. Çocuğun 6 aylıktan büyük ve 6 yaşından küçük olması şartları aranır.
    Ateşe sebep olan durum genellikle bir kulak, üst solunum yolu veya idrar yolları iltihabıdır. Ateşin sebebi menenjit veya ansefalit gibi (beyin zarı veya beyin iltihabı) durumlar ise o zaman bu ateşli havale sayılmaz.
    Havale, ateşin herhangi bir evresinde görülebilir. Bazı hastalarda subfebril ateş dediğimiz 37,5 santigrad derece civarı görülebilirken bazı hastalarda bu eşik 38-39’u gerektirir. Havale (nöbet) değişken özelliklidir. Bazen şuur kaybı, kasılma, nefes almanın geçici durması, her iki kol ve bacaklarda çırpınma gibi özellikler içerebilir. Bazı hastalarda ise sadece şuurda bozulma ve hafif titreme, gözlerde kayma şeklinde olabilir.
    Ateşli havaleler tiplerine göre basit veya komplikasyonlu olarak ayrılırlar.
    Genelikle tedavide, ateşi düşürmeye yönelik yaklaşımlar (fizik soğutma, ateş düşürücü şuruplar) yanı sıra ateşe neden olan iltihabi duruma yönelik tedaviler ( antibiyotik veya antiviral tedavi) birlikte yapılır. Nöbetlerin önemli bir kısmı birkaç dakika içinde kendisini sonlandırır. Ateşli havale genellikle evde geçirildiğinden böyle bir durumda birkaç dakikayı geçen ve solunum durması –düzensizliği olan tablolarda 112 servisine haber vermek veya hızlıca bir acil servise gitmek gerekebilir. Her durumda havale durduktan sonra dahi bir sağlık kuruluşuna başvurmak gereklidir. Muayene ve hikaye özelliklerine göre gerekli tetkikler (gerekirse MR; beyin görüntüleme ve EEG; beyin elektrosu ) yapılabilir.
    Tekrarlayan veya tekrarlama ihtimali yüksek olan ateşli havalelerde, konunun uzmanı tarafından önleyici ilaç tedavileri önerilebilir. Burada makattan sıkılan nöbet durdurucu ilaçlardan birkaç yıllık düzenli nöbet engelleyici, (antiepileptik ) ilaç kullanımına kadar değişik seçenekler sözkonusudur. Çocuğun ailesinde de ateşli havale öyküsü var ise bu, tekrarlama şansının daha yüksek olabileceğini düşündürür. Ateşli havaleler genellikle 5 yaşında dururlar. Nadir olgularda daha ileriki yıllarda da tedavi gerektiren epileptik fenomenler görülebilir.