Etiket: Tedavi

  • Çocuk alerji ve astım

    Alerji nedir ve nasıl ortaya çıkar?
    Çevremizde bulunan ve vücudumuzda alerjik yanıt oluşturan maddelere “alerjen” denir. Başlıca alerjenler ev tozu miteları, polenler, küfler, evcil hayvanların tüyleri ve deri döküntüleridir. Alerji ise vücudumuzun bağışıklık sisteminin alerjenlere karşı, aşırı şekilde ve anormal bir yanıt, tepki vermesi olarak tanımlanabilir. Alerjenlere aşırı tepki sonucu sık öksürük, nefes sıkışması belirtileri ile seyrederse astım aklımıza gelmelidir.

    Çocukların en sık alerji sorunları nelerdir?
    Çocuklarda görülen alerjik hastalıklardan en sık olanı astımdır. Daha sonra alerjik nezle, egzama (Atopik dermatit), besin alerjisi, ilaç alerjisi, ürtiker (kurdeşen eya dabaz), temasa bağlı alerjik dermatit, arı alerjisi (venom alerjisi) ve diğer böcek alerjileri çocuklarda görülen en sık alerjik sorunlardır.

    Çocuklarında alerjik hastalık ve astımı olanlar “Çocuk Alerji Uzmanlarının” yolunu tutuyor
    Çocuk alerji uzmanları doğumdan 18 yaşına kadar çocuklarda görülen alerjik hastalıkların, astımın teşhisinde ve tedavisinde çok detaylı eğitim almaktadılar. Çocuk doktorluğundan sonra 3 yıl süreyle çocuk alerji uzmanlık eğitimi alırlar. Bu nedenle teşhis ve tedavi konusunda çocuk alerji uzmanları çok deneyimlidir. Gerek çocuk doktorları, gerek diğer branşlar artık çocuk alerji uzmanlarıyla el ele çalışmaktadırlar.

    Çocuklarda astımın nedenleri nelerdir?
    En önemli neden genetik olmakkla birlikte çocuklardaki astımın %90 nedeni alerjidir. Alerjinin en sık nedenleri ise ev tozu mite’ları ve polenler başta olmak üzere küfler, evcil hayvanlar gibi alerjenlerdir. Astım kalıtsal bir hastalıktır. Ancak ailesinde astım olmayan ailelerin çocuklarında da astım gelişebilmektedir. Çevresel faktörler de astımın ortaya çıkmasını etkilemektedir. Alerjenler dışında, şişmanlık, hijyene aşırı önem vermek, ilk iki yaşta sık antibiyotik kullanmak gibi çevresel faktörler de astımın ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

    Astımın belirtileri nelerdir?
    Sık sık öksürük, nefes sıkışması, akciğerde hışıltı olması en önemli belirtilerdir. Gece uykudan kaldıran öksürük, sabaha doğrıu öksürük, koştıktan sonra veya terledikten sonra öksürük olması, her gribal enfeksiyon sonrası öksürük olması en önemli astım belirtileridir. Bu belirtileri olan her çocuğa astım demek de yanlıştır. Bu belirtileri olan çocukların Çocuk alerji uzmanlarınca detaylı bir şekilde incelenerek kesin teşhis konulması gerekmektedir.

    Parfümün ve diğer kokuların astımlı çocuklara etkileri nedir?
    Astımlı çocukların ve yetişkinlerin akciğerleri çok hassas olduğu için parfümlere ve kokulara hassasiyetleri vardır. Bu nedenle astımlı çocukların ve yetişkinlerin keskin kokulu parfüm kullanmaması, çamaşırların parfümsüz deterjanlarla yıkanması çok önemlidir. Evde temizliğin çocuğun olmadığı zaman yapılması da diğer faydalı bir önlemdir.

    Çocuklarda astım teşhisi nasıl olur?
    Astım belirtileri olan çocuklarda ayrıntılı bir öykü alınmalıdır. Çocuğun akciğerleri dikkatle dinlenmelidir. Belirtiler astımı düşündürüyorsa gerekli testlerin yapılması gerekir. Çocuklarda astımın %80-90’ı alerjik olduğu için ciltten alerji testi yapılması çok önemlidir. Alerji testlerinin çocuk alerji uzmanlarınca veya denetiminde yapılması doğru teşhisi için çok önemlidir. 6 yaşından büyük çocuklarda solunum fonksiyon testleri yapılır. Verilen nefeste NO testi yapılabilir. Gerekli olan durumlarda kan testleri, ter testi ve alınan bilgilere göre bazı testler yapılır. Bu sonuçlarla astım olup olmadığına karar verilmektedir. Astım teşhisinde deneyim çok önemlidir.

    Çocuklarda astımın tedavisi var mı?
    Astım tedavisi çocuklarda yüz güldürücüdür. Sebep olan alerjenden korunma, ilaç tedavisi ve bazı durumlarda aşı tedavisi dediğimiz immunoterapi tedavisi ile tedavi yapılmaktadır. Çocuklarda astım tedavi edilebilen bir hastalıktır.

    Önemli Notlar
    -Çocuklarda astımın en önemli nedeni genetik olmakla birlikte çevresel faktörler astım gelişmesine katkıda bulunur
    -Astımın %90 nedeni alerjidir.
    -Alerji yapan en sık alerjenler ev tozu mite’ları, polenler, küfler, evcil hayvan tüyleri ve epitelleridir.
    -Alerjenler bronşlarda aşısı hassasiyete neden olur. Gribal enfeksiyonlar, sigara dumanı, parfüm, keskin kokularda aşırı hassas bronşlarda daralma yaparak astım krizine veya astım belirtilerine neden olabilir.
    -Astımın doğru teşhisi konulması çok önemlidir.
    -Astım tedavi edilebilir hastalıktır. İlaç ve aşı tedavisi yanında korunma çok önemlidir.
    -Astımlı çocukların bulunduğu ortamda sigara içilmemesi önemlidir
    -Keskin kokulu parfümlerden uzak durulması, çamaşırların parfümsüz deterjanla yıkanması ve genel temizlik yapılırken çocuğun evde olmamasına dikkat edilmesi gerekir.

  • Çocuklarda meningokok enfeksiyonlarından korunma

    Çocuklarda meningokok enfeksiyonlarından korunma

    ÇOCUKLARDA MENİNGOKOK ENFEKSİYONLARINDAN KORUNMA

    MENİNGOKOK AŞILARI

    Meningokok bakterisinin neden olduğu meningokoksemi ve meningokoksik menenjit tüm dünyada çocuk ve genç erişkinlerdeki en önemli hastalık ve ölüm nedenidir. Meningokokların yol açtığı klinik tablo esas olarak iki şekilde görülmektedir.

    Meningokokların kanda bulunması meningokoksemi, meningokokların beyin zarlarını tutması meningokoksik menenjit olarak tanımlanmaktadır.

    Meningokok enfeksiyonlarından korunma iki bölümde incelenebilir.

    1. Meningokok taşıyıcıların tanımlanması ve tedavisi
    2.Meningokok aşıları
    MENİNGOKOK TAŞIYICILARININ TANIMLANMASI VE TEDAVİSİ

    Meningokok enfeksiyonları damlacık yoluyla bulaşmaktadır.Bu hastalık hasta olan şahıstan direk bulaşabildiği gibi,hastalığın yayılmasındaki asıl neden bu mikrobu nazofarenkslerinde bulunduran sağlıklı taşıyıcılardır. Esas bulaşım taşıyıcılar vasıtası ile oluşmaktadır.Taşıyıcı olan bireyler sağlıklıdır. Kendilerinin taşıyıcı olduklarını fark etmezler.Taşıyıcılık devamlı olabildiği gibi aralıklı da olabilmektedir.Hastalığın yayılmasında esas sorun taşıyıcıların tanımlanmasının güç olmasıdır. Yukarda belirttiğim gibi taşıyıcılar sağlık bireylerdir.Taşıyıcıların tanımlanması ancak tarama testleri ile mümkün olmaktadır..Tarama testleri rutin olarak yapılamaz.Salgınlar sırasında yapılamaktadır. Nazofarenkste taşıyıcı oranı %5-10 arasında değişmektedir. Salgınlar sırasında bu oran artmakta %10’a ulaşmaktadır. Taşıyıcılık yaşla birlikte artmaktadır. Mevsimler, kalabalık yaşam şartları taşıyıcılığa artıran diğer faktörlerdir.

    Meningokok enfeksiyonunun kontrol altına alınmasında en önemli yaklaşım, taşıyıcıların tanımı ve tedavisidir. Taşıyıcılara antibiyotik tedavi başlanır ve bu kişilerde taşıyıcılığın devam edip etmediği izlenir. Tedaviye rağmen taşıyıcılık devam edebilir mi sorusuna hayır demek mümkün değildir. Taşıyıcıların tedavisinde kullanılan ilaç rifampisin’ dir. Rifampisine dirençli vakalarda seftriakson kullanılabilir. Bu vakaların yakından takibi gerekmektedir. Günümüzde molekuler genetikteki yoğun çalışmalara rağmen meningokok taşıyıcılığın tanımı ve tedaviye yanıtsızlığına henüz bir çözüm bulunamamıştır.

    MENİNGOKOK AŞILARI

    Çocuklarda meningokok aşısı uygulanmalı mı ?

    Bir aşının çocuklarda uygulanabilirliğine karar vermek için bazı kriterler geliştirilmiştir.

    Hastalığın ülkedeki durumuna bakılarak Dünya Sağlık Örgütü ‘nün bu kriterlerle uyumu esas alınmaktadır.

    Ülkemizdeki durumu incelediğimizde meningokok enfeksiyonlarından ölüm, Türkiye istatistik kurumu verilerine göre;

    1994 2229

    1998 3897

    2001 3079

    2002 2826

    2001 yılında ölenlerin yaş dağılımına bakıldığı zaman;

    %66 0-1 yaş

    %10 1-4 yaş olduğu görülmektedir.

    Aşıların çocukluk döneminde uygulanabilirliği, hastalığın görülme sıklığına (insidans) göre planlanmaktadır. Meningokok enfeksiyonu A.B.D yüz binde bir, Avrupada yüz binde 1-6,4 arasında değişmektedir. Ülkemizde 2005-2006 yıllarında 0-16 yaş grubunda yapılan bir çalışmada meningokoksik menenjit insidansı 1,99/100.000 meningokok hastalık insidansı 6/100.000 olarak bulunmuştur.

    Meningokok aşısında Dünya Sağlık Örgütü ‘nün aşılama için kriterleri aşağıda belirtilmiştir.

    Yüksek endemik hız > 10 /100.000/nüfus/yıl

    Orta endemik hız 2-10/100.000/nüfus/yıl veya;

    Sık epidemiler.

    Türkiye istatistik kurumu verilerine göre 5 yaşın altındaki ölen her 10 çocuktan 1 ‘i meningokok hastalığı nedeni ile kaybedilmektedir. Ülkemizde 1-4 yaş çocuk ölümlerinde meningokok hastalığın önemli olduğu görülmektedir.

    Yazımın başında değindiğim gibi bulaşım, hastadan sağlam çocuklara geçebildiği gibi, enfeksiyonun yayılmasında esas faktör meningokok taşıyıcılarıdır. Taşıyıcılık yaşla birlikte artmakta, hac ve umre ziyaretleri taşıyıcılığı arttırmaktadır. Dünya sağlık örgütü kriterlerine göre meningokok aşısı hastalığın daha az görüldüğü toplumlarda (< 2 vaka < 100000 nüfus yılı ) risk grubunun aşılanmasını gerektirir. Risk grupları aşağıdadır.

    – Kalabalık ortamdaki çocuk ve erişkinler( kreş, okul çocukları ve askeri okuldaki gençler)

    – Kompleman eksikliği, Aspleni, HIV enfeksiyonlu çocuklar

    – Temas riski taşıyan laboratuar personeli

    – Yüksek endemik bölgelere seyahatler (Hac, Umre)

    Bütün bu sonuçlar değerlendirildiğinde meningokok aşının çocuklara yapılmasının uygun olacağı görülmektedir.

    Hangi tip aşı çocuklar için uygundur ? Ülkemizde iki tip aşı mevcuttur.

    1- Polisakkarit aşılar

    2- Konjuge aşılar

    Polisakkarit aşılar uzun zamandan beri bazı risk gruplarına uygulanmakta idi. Uygulamaya yeni giren konjuge aşılar her yaş grubunda uygulanır ve güvenlidir. Toplumsal bağışıklığı sağlar. Aşının koruma süresi uzundur. Nazoforenks taşıyıcılığını azaltır.

    Sonuç olarak, bu bilgilerin ışığı altında çocukluk yaş grubundan meningokok aşısının uygulamaya girmesinin sevindirici olacağını düşünülmektedir.

    – Meningokok enfeksiyonlarından korunma

    – Meningokok menenjit

    – Meningokoksemi

    – Meningokok taşıyıcılığı

    – Meningokok aşıları

    Prof. Dr. Nuran GÜRSES

    Çocuk Ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Hodgkin hastalığı (hodgkin lenfoma)

    Hodgkin hastalığı, lenf nodlarının ağrısız ilerleyici büyümesi ile seyreden onkolojik bir hastalıktır. Lenf bezelerinin tutulumu en çok boyun bölgesinde olursa da vücudun her tarafında olabilir. Ayrıca akciğer, dalak, karaciğer, kemik tutulumları olabilir. Kemoterapi ile yüksek oranda tedavi edilebilen bir hastalıktır. İleri ve tekrarlayan hastalıklarda radyoterapi kullanılır. Onkolojik hastalıklar içinde tedavi başarısı en yüksek hastalıklardan birisi olarak bilinir. Bu açıdan doğru zamanda doğru tedavinin uygulanması ileri derecede önemlidir.

    Tüm çocuk kanserlerinin %5'ini oluşturur. Beş yaşından küçüklerde seyrek görülür. Sonra 11 yaşına kadar artar. 15-35 yaşları arasında ve 50 yaşından sonra olmak üzere iki dönemde sık görülür.

    Hodgkin hastalığının farklı histopatolojik alt tipleri bulunmaktadır. Bunlar aşağıda özetlenmiştir

    · Lenfositten zengin % 11.5

    · Nodüler skleroz % 54.5

    · Karışık hücreli % 32.0

    · Lenfositten fakir % 2.0

    Hodgkin hastalığının başlıca berlirti ve bulguları nelerdir.

    · Ağrısız lenf bezesi (nodu) şişlikleri, en sık boynun servikal ve supraklavikular bölgelerinde görülürler. Lenf bezeleri sert ve ağrısızdır. Genellikle bir lenf nodundan diğerine yayılırlar. Belirti ve bulgularda bu beze ve organların tutulumu ile ilişkilidir.

    Lenf bezesi tutulumlarının sıklığı

    Servikal %75

    Supraklavikular %25

    Aksiller % 9

    Diyafragma altı % 6

    Lenf nodu dışı (ekstranodal) tutulum sıklığı

    Akciğer % 6

    Kemik % 5

    Karaciğer % 2

    Laboratuvar incelemelerde ne gibi bulgular saptanır?

    Kan sayımında, diğer kan analizlerinde değişiklikler görülebilir. Kan tetkiklerinden başka radyolojik incelemeler yapılarak hastalığın yerleşimi, yaygınlığı, başka organlara yayılım yapıp yapmadığı gibi özellikler araştırılır.

    Hodgkin hastalığının tanısı nasıl konulur?

    Muayene ve tetkikler sonrasında eğer diğer hastalıklardan uzaklaşılmış ve

    Hodgkin hastalığı tanısı olasılığı güçlenmiş ise biyopsi yapılır.

    Tedavi

    Tedavide kemoterapi kullanılır. İleri evrelerde ve cevap vermeyen hastalarda radyoterapi de kullanılır. Erken evrelerde %80-90 (evre I, II, IIIA), ileri evrelerde %60-70 olaysız yaşam bildirilir. Genel yaşam hızları çocuklardaki Hodgkin hastalarında erken evrelerde %95, ileri hastalıkta ise %85 olarak bildirilmektedir.

    Kaynaklar

    J Clin Oncol 31:1562-1568, 2013

    J Clin Oncol 30:3174-3180,2012

    P Imbach Pediatric Oncology 2006

  • MADDE BAĞIMLILIĞI DİKKAT EKSİKLİĞİ OLAN KİŞİLERDE DAHA SIK GÖRÜLÜYOR

    MADDE BAĞIMLILIĞI DİKKAT EKSİKLİĞİ OLAN KİŞİLERDE DAHA SIK GÖRÜLÜYOR

    • MADDE BAĞIMLILIĞI DİKKAT EKSİKLİĞİ OLAN KİŞİLERDE DAHA SIK GÖRÜLÜYOR

    Özellikle çocukluklarda görülen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu(DEHB) yetişkinlerde de görülebiliyor. Çocuklukta görülen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tedavi edilmezse yetişkin dönemde madde bağımlılığına yol açabiliyor. Madde kullanan tüm bireylerin yaklaşık dörtte birinde de altta yatan sebep, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olarak biliniyor.Bağımlılık Uzmanı Psikiyatrist Dr. Elif Mutlu, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun kişileri madde kullanımına nasıl yönelttiği hakkında bilgi verdi.

    • Madde Kullanımı ve Depresyon Görülüyor

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) çocuklara özgü bir rahatsızlık değildir. Yapılan çalışmalara göre; Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun %40’ı erişkinlikte de devam etmekte ve beraberinde sorunlara da yol açmaktadır. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nu tedavi etmekte önemli bir zorluk da eşlik eden diğer durumları belirlemektir. Çünkü erişkinlikte, özellikle tedavisiz kalanlarda; depresyon, anksiyete bozuklukları ve madde kullanımına sık rastlanıyor. Üstelik madde kullanımı işin içine girince tedavi daha karmaşık hale geliyor.

    • Çocukluk Çağındaki Hiperaktivite Önemsenmeli

    Çocukluk çağında Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)’nu tedavi etmek, gelecekte madde kullanımı riskini azaltmaktadır. Tedavisiz kaldığında ise; dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellik gibi özellikler erişkin dönemde çeşitli sorunlara yol açabilir.
    Tedavi edilmemiş kişilerde, içsel gerilimi azaltmak için yapılan davranışlar kendine zarar verici bir hal alabilmektedir. Kokainin DEHB tedavisinde kullanılan stimülan ilaçlara benzer bir yapısı vardır. Her ikisi de beynin kimyasında benzer bir değişiklik yaratır. Özellikle de “ödül merkezi” olarak bilinen “nucleus accumbens”’te… DEHB olan madde bağımlılarının kokaini tercih ettikleri gözlenmektedir. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan erişkinlerin madde kullanma riski, DEHB olmayanlara göre %300 daha fazla saptanmıştır. Ve madde kullanan tüm bireylerin yaklaşık dörtte birinde de altta yatan sebep; Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğudur.

    • Kokain Kullanımına Yöneliyorlar

    Madde kullanan kişilerin tercih ettikleri maddeler genellikle tesadüf değildir. Kişiler bazen başka şekilde üstesinden gelemediği içsel sıkıntılarıyla baş etmek için madde kullanılırlar ve kendi sıkıntılarına en iyi gelen maddeleri tercih ederler. Nitekim DEHB olan bireylerdeki kokain bağımlılığı sıklığı da buna işaret etmektedir. Bu bireylerde kokain; dikkati artırır, özgüveni yükseltir ve odaklanma becerisine iyi gelir. Başlangıçta performansı artırmak için kullanılan kokain, beyin kimyasına güçlü etkisi nedeniyle hızla bağımlılığa dönüşür. Kişi madde kullanmayı durduramaz hale gelir. Kullanılmayan zamanlarda yoksunluk belirtileri ve şiddetli madde isteği ortaya çıkar. Zamanın çoğu maddeyi temin etmekle ilgili düşünceler ve davranışlarla geçer. İş, aile, okul, arkadaş çevresi gibi tüm yaşam alanları etkilenir ve madde kullanmak yaşamın merkezi haline gelir. DEHB nedeniyle günlük yaşamda zorlanan zihin artık “bağımlı” bir zihin olur ve günlük yaşamı sürdürmek gitgide zorlaşır.

    • Erken Teşhis ve Tedavi Önemli

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu için kullanılan ilaçlar çocukluk ve ergenlik döneminde daha etkili olmaktadır. Erken tedavi ileride ortaya çıkacak madde bağımlılığını önleyebilir. Bağımlılık günümüzde tedavi edilebilir bir hastalıktır, ancak herkese uygun standart bir yöntem yoktur. Kişilerin neden ve nasıl madde kullandığını saptamak önemlidir. Kokain bağımlılığının etkili tedavi edilebilmesi için altta yatan Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ihtimali her zaman akılda tutulmalıdır.

  • Psikoterapi

    Psikoterapi

    Psikoterapi; bu konuda gereken eğitimi almış bir psikolog/psikiyatr ile “psikiyatrik hastalık/psikolojik temelli” sorunlarının çözümü için kendisine başvuran danışan, hasta, çift, aile ve gruplar arasında gerçekleşen “tedavi amaçlı işbirliği-iletişim” sürecidir. Psikoterapide “belirli bir teori ya da paradigmaya dayanan, planlanmış bir tedavi yaklaşımı” vardır ve psikoterapist bu yaklaşımın eğitimini almış bir uzmandır. Bu özelliğiyle psikoterapi; diğer “danışmanlık, destek, koçluk, kişisel gelişim vb.” süreçlerden ayrılır.

    Yanlış İnanış; Yakın arkadaşlarla ya da akrabalarla konuşmak gibi bir sohbet şeklidir.

    Psikoterapide Asıl Amaç;

    Psikoterapide asıl amaç rahatlatmak, neşelendirmek, hak vermek değildir.

    Beraberce üzülmek ya da kişinin üretemediği çözümü doğrudan bulup empoze etmek değildir. Psikoterapi ortamı, kişinin kendini tanıması ve çözümlerine ulaşabilmede gerekli psikolojik zeminin oluşturulmaya çalışıldığı bir ortaklıktır.

    Psikoterapi sorunun niteliğine göre bireysel, çift/evlilik terapisi, aile terapisi, ya da grup terapisi şeklinde uygulanabilir. Çoğu psikoterapi teknikleri yöntem olarak “karşılıklı konuşarak” iletişimi kullanır. Bazı psikoterapi türlerinde de İletişimde araç olarak yazmak, çizim, sanat terapisi, drama (rol yaparak, kurgulanan belli kişiyi/nesneyi canlandırma) yada müzik kullanılabilir.
    Çocuk psikiyatrisi alanında örneğin; oyun terapisi, çizim, drama sıklıkla kullanılan tekniklerdir, Tüm psikoterapi tekniklerinin ortak yönü; bir teoriye dayalı ve amaca yönelik olarak yapılandırılmış olmalarıdır. Ve hepsinde amaç; bireyin kendini gözlemleme kapasitesini ve kendine ilişkin farkındalığını artırmak, sorunlarının kaynağında ya da devamında kendi rolünü görmesini ve çözüm için gerekli zihinsel ve davranış değişikliklerini gerçekleştirebilmesini sağlamaktır.

    Psikoterapistin Vazifesi:

    Psikoterapi ortamı biraz da denizciliğe benzer. Hayat denize, kişinin hayatta kapladığını varsaydığı yer gemiye, kişi kaptana, terapist ise kılavuz kaptana benzetilebilir. Kişi kendi hayat gemisini kullanmakla yükümlüdür çünkü kaptan odur ve sorumluluk ona aittir. Ancak gemisini kullandığı alanda başka gemiler ve hayat denizinde fırtınalar, girdaplar ve su altında göremeyeceği çıkıntılar olabilir. Burada devreye kılavuz kaptan yardımı yani terapist girer. Kişinin hayat denizinde gemisini minimum risklerle güvenli denizlere ulaştırmasında kılavuzluk yapar. Özellikle bu yönüyle hayat dümenine yeni geçmiş olan çocuk ve gençlerde uygulanan terapiler tedavide büyük öneme haizdir.

    İLK ADIM: Psikoterapiye gitmenin utanılacak bir şey olmadığı artık tüm dünyada, gelişmiş toplumlarca bilinmektedir. Pek çok başarılı kişinin ardında psikolojik danışmanlar vardır. Kişinin kendindeki eksiklikleri ya da kendisini zorlayan süreçleri bilip hareket etmeyi istemesi son derece akıllıca bir seçimdir. Kendini çözümlemek, çözümlemeyi istemek ve bu kararı alıp, kararın arkasında durmak ilk adımdır.

    Psikoterapist Ne İster?

    Gelen danışanın terapi süreci bittiğinde; ilaç tedavisi de sonlandıysa, yeniden bir psikiyatrik tedaviye gereksinim duymaması için gerekli psikolojik zemine ulaşmış olmasını, doktora, ilaca ya da psikoloğa bağımlı kalmamasını ister.

    ” PSİKOTERAPİ BİREYSEL ÖZGÜRLÜĞE GİDİŞ İÇİN SAĞLIKLI BİR SEÇİMDİR.

    YENİDEN RAHATSIZLANMAMAK İÇİN YAPILMASI GEREKENLERİN ÖĞRENİLDİĞİ BİR SÜREÇTİR.

  • Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Takıntı hastalığı olarak da bilinen OKB, tekrarlayan obsesyon ve/veya kompulsiyonlar ile karakterize, genellikle süreklilik gösteren, kişinin günlük yaşamını ve ilişkilerini bozan ruhsal bir hastalıktır.

    Obsesyon (takınıtı); kişinin isteği dışında ısrarlı ve zorlayıcı bir şekilde aklına gelen, kişide kaygı ve huzursuzluk yaratan, yineleyici özellikteki düşünce, dürtü ya da imgeler olarak tanımlanır. Kişi, genellikle obsesyonunun mantıksız olduğunun farkındadır, ancak zihninden atamaz.
    Kompulsiyon (zorlantı); kişinin, obsesyonlarının yarattığı sıkıntıyı azaltmak için yapmak zorunda hissettiği, mantıksız olduğunu bildiği, tekrarlayıcı törensel davranışlar ya da düşüncelerdir.

    Kirlenme/bulaşma obsesyonu

    • Emin olamama/kuşku duyma obsesyonu
    • Düzen/simetri obsesyonu
    • Dini obsesyon
    • Cinsel obsesyon
    • Şiddet/saldırganlık obsesyonu
    • Temizlik kompulsiyonu
    • Kontrol kompulsiyonu
    • Sayma kompulsiyonu
    • Dokunma kompulsiyonu
    • Düzenleme kompulsiyonu
    • Biriktirme ve saklama kompulsiyonu

    En çok rastlanan takıntı, kirlenme/bulaşma (kişinin bedeninin ve giysilerinin kir, mikrop, kimyasal madde, deterjan, idrar, gaita ve diğer beden salgıları ile bulaşacağına ilişkin) obsesyonu ve temizlenme kompülsiyonudur (defalarca elini, vücudunu, kıyafetlerini yıkama, sürekli evini temizleme gibi). Aşırı el yıkama, bazen derinin tamamen tahrip olmasına dahi yol açabilir; kişi gününün büyük bir kısmını bulaşma korkusuyla dışarı çıkmayıp kendini izole ederek evde geçirebilir.
    Sıklıkla rastlanılan bir diğer takıntı, emin olamama (ocak açık mı?, kapı kilitli mi?, her şey yerli yerinde mi? hata yaptım mı?) obsesyonu ve kontrol kompülsiyonudur. Bu kuşku ve kontroller yaşamın birçok alanında kendini gösterebilirler. Kişi, kapının kilitli olup olmadığını kontrol etmek için defalarca evine dönebilir, ışığın açık kalıp kalmadığını kontrol için defalarca yataktan kalkabilir veya verilen bir işi hatasız yapıp yapmadığından emin olmak adına yüzlerce kez kontrol edebilir, bazı sözlerin söylendiğinden emin olmak için defalarca tekrar edebilir.
    OKB’nin toplumda % 2-3 oranında görüldüğü bildirilmiştir. Genellikle ergenlik döneminde ve 20-30 yaşlar arasında başlamakla birlikte herhangi bir yaşta da ortaya çıkabilir. Erkeklerde daha erken yaşlarda başlamasına rağmen, kadınlarda daha sık görülür.
    Her insanın takıntılı bazı düşünce ve davranışları olabilir. Bunların hastalık sayılabilmesi için, kişinin günlük yaşamını, işlevselliğini etkileyecek hatta bozacak kadar şiddetli olmaları gerekir.
    Genetik: Ailesinde OKB olan kişilerde daha sık görülmektedir.

    Beyin işlevlerinde ve serotonin işlevinde bozulma

    Çocukluk çağı travmaları: Özellikle cinsel istismara uğrayan çocuklarda, önemli bir stresörün ardından kişide OKB ortaya çıkması sık görülen bir durumdur.

    Kişilik özellikleri: Obsesif kişilik özellikleri (kuralcı, titiz, ayrıntıcı, mükemmeliyetçi) belirgin olan bireyler, hastalığa da yatkın olan bireylerdir.
    OKB, kişinin işlevselliğini bozan, yaşam kalitesini düşüren, kronikleşebilen bir hastalıktır. Mutlaka uygun sürede tedavi edilmesi gerekir.

    İlaç Tedavisi: Özellikle serotonin üzerinden etki eden ilaçlar öncelikle tercih edilir. Etkinin başlaması için 2 hafta gerekmekle birlikte obsesif semptomlarda düzelmenin başlaması 3 ayı bulur. Hastalık semptomlarının direncinden dolayı, tedavinin en az iki yıl sürdürülmesi önemlidir.

    Bilişsel-davranışçı terapi: Bilişsel tedavi ile obsesyonların neden olduğu sorumluluk algısı azaltılır. Davranışçı terapi ile kişinin obsesyonları tetiklenir ve kompulsiyonları engellenir. Kişi desensitize edilir. Hem hastalığın tedavisinde, hem de nükslerin önlenmesinde bilişsel-davranışçı terapi önemlidir. Bazen tek başına, bazen de ilaç tedavisi ile birlikte uygulanır.

  • Neden çocuk göğüs hastalıkları doktoruna gitmeliyiz?

    NEDEN ÇOCUK GÖĞÜS HASTALIKLARI DOKTORUNA GİTMELİYİZ?

    Solunum sistemi hastalıkları tüm dünyada ve ülkemizde çocukların en sık doktora başvuru ve hastaneye yatış nedenidir. Solunum sistemimiz ve akciğerlerimiz direkt olarak çevre ile ilişkilidir. Bu nedenle de enfeksiyonlar, alerjenler, hava değişiklikleri gibi bir çok faktörden kolayca etkilenebilirler.

    Sağlıklı bir çocuk bir yılda 5-8 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirebilir. Çocuk büyüdükçe bu sıklık azalmaktadır; ama bazı çocuklar daha hassastır ve hem daha sık solunum yolu enfeksiyonları geçirirler hem de bu enfeksiyonları takiben uzun süren öksürük, hırıltı nefes darlığı şikayetleri olur.

    Astım

    Son 40-50 yıl içerisinde tüm dünyada ve ülkemizde astım ve benzeri alerjik hastalıklar artış göstermektedir

    Çocuklarda astım tanısı nasıl konur?

    Çocuğum büyüdüğünde bu hastalığı üzerinden atabilecek mi?

    Astım nasıl tedavi edilir?

    Astım tedavisinde kullanılan ilaçların yan etkileri var mı?

    Çocuğum alerjik onu korumak için neler yapabilirim?

    Zatürre

    Acaba çocuğum zatürre mi oldu?

    Zatürre akciğerlerinde kalıcı bir zarara yol açar mı?

    Zatürre tekrarlar mı? Tekrarlamaması için ne yapabilirim?

    Uzamış Öksürük

    Çocuklarda öksürüğün 4 haftadan uzun sürmesi uzamış öksürük tanımına girer. Bu durumda mutlaka bazı tedavilerin verilmesi ve hastanın tedaviye cevabına gore bazı testlerin yapılması gerekir.

    Nasıl tedavi edelim?

    Zatürre, astım, uzamış öksürük, hırıltı nefes darlığı gibi şikayetler ile Çocuk Göğüs Hastalıkları uzmanına başvuran bir hastada bizim için en önemli olan

    Hastanın bir an önce hastanın iyileştirilmesi,

    Benzeri olayların tekrarlamaması için gerekli önlemlerin alınması

    Özellikle tedaviye iyi yanıt vermediğini düşündüğümüz hastalarda acaba altta yatan başka bir hastalığın varlığını araştırmaktır.

    Öksürük , hırıltı nefes darlığı ile gelen bir hastada ,kistik fibrozis, yabancı cisim aspirasyonu , reflü, bağışıklık sisteminde yetersizlik, doğumsal hava yolu anormallikleri gibi bir çok farklı hastalık altta yatan gerçek sebep olabilir ve araştırılması gerekebilir.

    Özellikle büyüme gelişmesi iyi olmayan , tedaviler iyi yanıt vermeyen, sık hastane yatışları olan, şikayetleri doğumdan itibaren başlayan hastalar öncelikle araştırılması gereken hastalardır

  • Depresyon Nedir?

    Depresyon Nedir?

    Depresyon, duygusal açıdan çökkün bir ruh halinin varlığını gösteren bir çok belirtilerden oluşan psikolojik bir problemdir. Depresyon, sadece olumsuz düşünceler, olumsuz duygular ve olumsuz davranışlarla ortaya çıkmaz. Özgül birtakım bedensel işlevlerin bozulmasıyla da kendini gösterebilir. Yemek yeme sıkıntıları, uyku uyuma problemleri ve cinsel performans kaybı gibi şeylerde depresyonu ortaya çıkarabilir. Depresyon nedenleri, belirtileri ve tedavi yaklaşımları açısından, psikolojik, biyolojik ve toplumsal uzantıları olan bir rahatsızlıktır. Tedavi edilmediği takdirde daha da kötüleşebilir. Sağlıklı bir tedavi süreci yaşanmazsa yeniden ortaya çıkabilir.

    Depresyonda tam bir iyileşme sağlanabilmesi için psikoterapi ve ilaç tedavisinin birlikte uygulanması gerekir. Depresyon, çoğu zaman bedensel bir hastalık gibi kendisini gösterebilir. Depresif kişiler, yorgunluk ve uykusuzluk, baş ağrısı, sırt ağrısı, halsizlik gibi bedensel yakınmalarla uzmana gelirler.

    Kimler depresyon geçirmeye yatkındır?

    • Benlik saygısı düşük olanlar
    • Kendilerine değer vermeyenler
    • Kendini olduğu gibi kabul etmeyenler
    • Kendine inanmayanlar
    • Kendine karşı aşırı özeleştirici davrananlar
    • Sürekli karamsar olanlar
    • Her şeye kolay üzülenler
    • Yaşamlarının akışının kendi kontrolleri altında olmadığı duygusunu yaşayanlar
    • Aşırı stres yüklemesi yapanlar ve stres karşısında kendilerini çabuk bırakanlar, pes edenler.
    • Kötümserler, karamsarlar

    Bunları Biliyor Muydunuz?

    İnsanlardaki duygu, düşünce ve davranış bozuklukları ile uğraşan bir tıp dalıdır. Kendi içinde ikiye ayrılmaktadır. Yetişkin psikiyatrisi , çocuk ve ergen psikiyatrisi.

    Yetişkin Psikiyatrisi: Tıbbın bir dalıdır. Yetişkin psikiyatrisi uzmanı olmak için tıp fakültesini bitirmek ve ondan sonra 4- 5 yıl psikiyatri eğitimi görmek gerekmektedir. Genel olarak psikiyatri, biyolojik, psikolojik veya sosyal ve toplumsal nedenlerle gelişen ve duygu, düşünce ve davranışlarımızda bozulmalara neden olan hastalıklarla uğraşan bir bilim dalıdır.

    Bu bilim dalı depresyon, duygulanım bozuklukları, panik bozukluk, obsesif kompulsif bozukluk, anksiyete bozuklukları, paranoid bozukluk, şizofreni, kişilik bozuklukları, alkol ve uyuşturucu madde bağımlılığı, cinsel işlev bozuklukları, nörotik bozukluklar, somatizasyon bozuklukları (çeşitli fiziksel belirtilerle seyreden bozukluklar), uyku bozuklukları, yeme bozuklukları vs. bozuklukların teşhis ve tedavisi ile uğraşır.

  • Çocuklarda tüberküloz

    Çocuklarda Tüberküloz

    Tüberküloz nasıl bir hastalıktır ? Sıklığı nedir?

    Tüm dünya da her yıl yaklaşık 8,4 milyon kişi tüberküloz hastalığına yakalanmakta ve 2 milyon insan ne yazık ki bu hastalık nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Ülkemizde tüberküloz Afrika ya da Asya kıtasındaki kadar yaygın olmamak ile birlikte halen ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Tüberküloz, en çok akciğerlerde olmak üzere bütün organlarda hastalık yapabilir. Hastalık yayılır ise diğer organlara da zarar verebilir. Bununla birlikte birçok hastalıkta olduğu gibi erken ve uygun tedavi edilirse hastalar iyileşir

    Tüberküloz nasıl bulaşır ?
    Tüberküloz hastalığı, solunum yoluyla bulaşır. Hasta kişilerin öksürmesi, hapşırması, konuşması ile solunum yolu salgıları damlacık şeklinde havaya atılır. İçinde tüberküloz mikrobunun bulunduğu bu damlacıkların solunması ile sağlıklı bireyler tüberküloz mikrobu ile tanışır biz buna enfeksiyon diyoruz. İyi haber mikropla tanışan her çocukta hastalık gelişmez.

    Veremli bir hasta ile sokakta, dolmuşta, lokantada kısa süreli bir karşılaşma ile çocukların mikrobu alma olasılığı çok düşüktür. Hastalığın bulaşması için genellikle verem hastası kişi ile uzun süre bir arada bulunmak gerekir. En çok hastanın aile bireyleri ve yakın çalışma arkadaşlarına bulaşma olur. Hasta olan kişi tedavi almaya başladıktan yaklaşık üç hafta sonra özel durumlar dışında bulaştırıcılık özelliği ortadan kalkar.

    Çocuklar özellikle ufak bebekler her konuda olduğu gibi bu konuda da biraz daha hassas. Mesela evde Tüberküloz hastası olan bir kişi var ise o evdeki herkes hastalanabilir ama özellikle 5 yaş altındaki çocuklarda hastalık geliştirme riski erişkinlere göre çok daha yüksektir. Bir erişkinin mikrop ile temas ettiğinde hastalık geliştirme riski % 10 iken bir yaşın altındaki bir çocukta bu oran % 50 civarındadır.

    Tüberküloz hastasının yakın çevresindekiler ne yapmalıdır?
    Tüberküloz hastası ile temas halinde olan kişiler özellikle 15 yaşın altındaki çocuklar mutlaka Çocuk Göğüs Hastalıkları Doktoru ya da en Verem Savaş Dispanseri tarafından kontrol edilmelidir. Eğer yapılan testler ile çocuğun hasta olduğu anlaşılır ise genellikle 6, bazen 9 ay 3 ya da 4 ilaç ile tedavi edilmesi gerekir. Eğer hastalık yok ama sadece evdeki tüberkülozlu kişi ile temas söz konusu ise o zamanda çocuğun tüberküloz geliştirmesini engelleyebilmek için 6 ay süre koruyucu tedavi verilir.

    Verem aşısı yapılan bir çocuk verem olur mu?

    Verem aşısı (BCG aşısı) doğumdan sonra 2. ayda 1 kez uygulanır. Eskiden 3-4 doz verem aşısı uygulanırdı. Ülkemizde şu anda uygulanan Ulusal aşı programına göre verem aşısı sadece bir kez uygulanması öneriliyor tekrar edilmesine gerek yok. Ama ne yazık ki %100 koruyucu bir aşı değil BCG…

    Verem aşısı (BCG) tüberkülozun hayatı tehdit eden menenjit ( beyin zarı iltihabı) ya da kan ile yayılan ağır formlarına karşı % 90 ‘ a yakın bir koruma sağlar. Fakat. akciğer tüberkülozuna karşı koruyuculuğu sadece % 50'dir.

    Çocuklarda Tüberküloz hastalığının belirtileri nelerdir?

    Tüberkülozlu çocuklarda akşama doğru yükselen ateş, gece terlemesi, kilo kaybı, iştahsızlık ve halsizlik olabilir. İki haftadan uzun süren öksürük, balgam çıkarma, kan tükürme, göğüste ağrı ve nefes darlığı da rastlanan bulgulardır.

    Tüberküloz hastalığında yakınmalar genellikle hafif başlar, yavaş ilerler bu neden ile doktora başvuru gecikebilir. Bu durum hastalığın daha çok yayılmasına neden olabilir.

    Çocukluk çağında tüberküloz tanısı nasıl konur ve tedavisi nasıldır?

    Çocuklarda tüberküloz tanısını koymak kolay değildir. Çocuklar erişkinler kadar kolay balgam çıkaramadıkları için genellikle hastanın, hikayesi, akciğer filmi ve tüberküloz cilt testi, bazı kan testleri , mide suyunun incelenmesi gibi laboratuar testlerinin sonuçları bir araya getirilerek tanı kesinleştirilmeye çalışılır.

    Hikayede çocuğun tüberkülozlu bir erişkinle teması olması da önemlidir. Bu neden ile Tüberküloz düşünülen çocukta mutlaka aile taraması yapılmalıdır. Bazen çocuk bir hastada veremden şüphelenip araştırmaya başladığımızda aynı evde yaşayan bir erişkinin anne, baba, büyükanne ya da bakıcının tüberküloz hastası olduğu ortaya çıkıyor.

    Tüberküloz hastası hastanede yatarak mı tedavi edilmelidir?
    Her hastanın mutlaka yatırılması gerekmez. Ancak genel durumu bozuk, yaygın hastalığı olan, aşırı kan tükürmesi olan, başka sağlık sorunları olan, tedaviye uyumsuz olan hastaların hastaneye yatırılarak tedavi edilmesi gerekir.

    Tüberküloz hastalığı iyileşir mi?
    Tüberküloz kesinlikle iyileşebilen bir hastalıktır. İlaçlarını önerilen şekilde aksatmadan, yeterli süre içen hastaların hemen hepsi başarıyla tedavi edilir. Bununla birlikte ilaçlarını düzenli kullanmayan hastalarda iyileşme olmaz

  • YEME BOZUKLUKLARI

    YEME BOZUKLUKLARI

    Yeme Bozuklukları Pika, Geri Çıkarma (geviş getirme bozukluğu), Kaçıngan/Kısıtlı Yiyecek Alımı Bozukluğu,Anoreksiya Nevroza, Bulimiya Nevroza, Tıkanırcasına Yeme Bozukluğu gibi psikiyatrik hastalıkların içinde yer aldığı bir tanı grubudur. Bu hastalıklar ruhsal kaynaklıdır ve bedensel belirtiler ön planda gibi görünse de ciddi ruhsal sorunlarla birliktedir.

    Yeme bozuklukları daha çok 12 ile 35 yaş arası kadınlarda olmak üzere milyonlarca kişiyi etkilemektedir. Yeme bozukluklarından kaynaklanan bu rahatsızlıklar tipik olarak yiyeceklere ve vücut ağırlığına karşı bir saplantı haline dönüşmektedir.

    Anoreksiya Nevroza, çok sıkı, sağlıksız bir diyet sonucu ciddi miktarda kilo kaybıyla kendini belli etmeye başlayan önceleri kontrol edilebilen iştahın bir süre sonra yok olarak zayıflamanın normal ölçüleri aşması ile görülen psikolojik bir hastalıktır. Anoreksiya Nervoza sadece genç kızlarda değil, erkeklerde de görülür. Tedavi edilmediğinde ölümcül sonuçlara varır. Kişi kilosunu kabullenemez ve sürekli kilo verme çabası içerisindedir, kilo almaktan aşırı derecede korku duyar, beden algısı düşüktür, bedenini beğenmez. Sadece diyet değil, müshil kullanımı, aşırı spor veya ek yöntemler uygulayabilir. Kalsiyum kaybı sonucunda kemik erimesi, saçlar ve tırnaklarda incelme, ciltte kuruma, sararma, anemi ve vitamin eksiklikleri, kalp kasları da dahil olmak üzere tüm kaslar zayıflama ve erimesine bağlı problemler, ileri derecede kabızlık, düşük kan basıncı gibi hayatı tehdit eden rahatsızlıklara neden olur.

    Bulimia Nervosa, kişinin tıkınırcasına çok yemek yedikten sonra bu yiyeceklerin şişmanlatıcı etkisinden kurtulmak için gösterdiği aşırı ve yanlış çabalardır. Bulumiya hastaları olağan dışı miktarlarda yiyecek tüketimini takip eden kilo almayı engellemek için kusma, oruç tutma, aşırı spor yapma, idrar söktürücü ya da laksatif kullanmayı seçerler.

    Aşırı ölçüde, adeta patlayıncaya dek, tıkınırcasına kriz halinde yenen yemeklerden sonra suçluluk ve utanç duygusu yaşarlar.

    Anoreksiya hastalarının aksine, bulimiya hastaları yanlış yeme davranışlarının farkındadırlar. Bedensel olarak kullanılan ilaçlara bağlı olarak şişkinlik, ödem, kusmaya bağlı olarak da sıvı ve elektrolit kayıpları, halsizlik, sindirim sistemi şikayetleri, yemek borusunda aşırı kusmaya bağlı zararlar ve aşırı ishale bağlı makad kenarlarında incelme, ağız hijyeninde bozulma sıklıkla rastlanan neticelerdir. Bulimiya hastaları obez, normal kilolu ya da zayıf olabilirler. Bir süre sonra mide bulantısı ve kusma istem dışı oluşur.

    Tıkanırcasına Yeme Bozukluğu,bir bireyin aynı zaman diliminde ve aynı koşullarda yiyebileceğinden çok daha fazla miktarda yiyeceği kısa bir süre içinde tükettiği, yemek yeme davranışını dizginleyemediği ve aşırı miktarlarda yemek yeme davranışının tekrar ettiği bir yeme bozukluğudur. Tanının konulabilmesi için tıkınırcasına yeme ataklarının üç ay içerisinde haftada en az bir kez olması gerekmektedir.

    Bulimiya Nevroza dan farkı tıkınırcasına yeme nöbetlerinin yol açabileceği etkileri giderebilmek için, hastanın kendini kusmaya zorlaması, ishale yol açan ya da idrar söktürücü ilaçlar kullanması, yeme alışkanlığını uzunca bir süre dizginlemesi yahut yorucu beden hareketleriyle metabolizmayı hızlandırması gibi tedbirlerin alınmamasıdır.

    Bu bireyler yemek yeme davranışlarından ya da kilolarından dolayı kendilerinden nefret etme, beden görünümlerinden hoşlanmama ya da iğrenme, bedensel kaygılar ve kişisel ilişkilerde sıkıntı yaşayabilirler. Öte yandan yemek yeme davranışları ya da kiloları kişinin öteki insanlarla ilişkilerini ve çalışma hayatını olumsuz yönde etkiler.

    Yeme bozukluklarının etkileri oldukça ciddidir,kişiler bu ciddi etkileri görmezden gelebilir,hafife alabilir ve tedaviyi reddedebilirler.Yeme bozukluklarının görülme yaşı genellikle ergenlik dönemin denk gelir ve yapılan araştırmalarda lise dönemindeki bireylerin %80 ninin kilo verme isteğine işaret etmektedir.İnce vücut idealinde medya ve yayınlarının rolü oldukça yüksektir.Ergenlerin kişilik ve kabul görme isteklerinin yoğun olduğu bu dönemde yeme bozukluklarına yakalanma riski daha yüksektir.

    Tedavide besinsel, tıbbi ve psikiyatrik değerlendirmenin ardından akut tıbbi sorunlara yönelik tedavi uygulanmalıdır. Yeme bozukluğu olan bireylerde hastaneye yatış kriterleri doğrulusunda gerekirse yatarak tedavi planlanmalıdır. Yeme bozukluğu olan kişilerin, hastalıklarını tetikleyen düşünceler, duygular ve davranışlar hakkında bilgi edinmesi ve anlaması için mutlaka psikoterapi gereklidir. Yeme Bozukluklarının tedavisinde Genel Tıbbi Bakım, Beslenme Danışmanlığı, Psikiyatrik Tedavi ve Psikoterapi Desteği Programlarının beraber yürütülmesi gerekmektedir.