Etiket: Tedavi

  • Alerjisi olanlar sonbahara dikkat !

    Alerjisi olanlar sonbahara dikkat !

    Mevsimsel alerjiler denildiğinde akla, ilkbaharda görülen polen alerjileri geliyor, oysa sonbaharda görülen polen alerjileri, çevresel faktörlerle birleşerek alerjik hastalıkları daha çok arttırıyor. Yabani otlardan yayılmaya başlayan polenler, yağışlarla birlikte artan küf mantarları, kapalı mekanda oluşan ev tozu akarları ve artan viral enfeksiyonlar alerjileri ve astım hastalığını tetikliyor.

    Doğa kışa hazırlık yaparken, Ağustos sonu başlayan, Kasım ortasına kadar devam eden polenler çevresel faktörlerle buluştuğunda alerjik hastalıklar artar. Alerjik bünyeli kişilerin bu dönemde çok dikkatli olması gerekmektedir. Özellikle solunum yolu alerjisi olanlar çevresel faktörlere karşı kendilerini korumalıdırlar. Sigara dumanı, egzoz, parfümler, deodorantlar, çamaşır suları, yumuşatıcılar, deterjan kokuları kirli havayı oluştururu ve alerjik kişiler özellikle bu dönemde bu tip ortamlarda bulunmamalıdır. Sonbaharda alerjileri tetikleyen bir başka faktör de, yağışlarla birlikte artan nem ve yine dökülmüş yaprakların etkisiyle toprakta çoğalan küf mantarı sporlarıdır.

    Sonbahar Alerjileriyle Nasıl Başa Çıkabiliriz?

    Alerji tedavisinde ilk yapılması gereken şey korunmaktır. Öncelikle alerjinin sebebini bulmak, polenlerin yoğun olduğu dönemde pencereleri kapalı tutmak, ev içinde havalandırma sistemleri ve hava filtreleri kullanmak, polenlerin yoğun olduğu 10:00 ile 16:00 saatleri arasında mümkün olduğunca dışarıda bulunmamak, dışarıdan eve gelindiğinde duş almak, bütün kıyafetleri değiştirmek, kıyafetleri yatak odalarına koymamak, polenlerin çok olduğu yerde spor yapmamak, ağız ve burunu koruyan maske kullanmak dikkat edilmesi gereken hususlardır.

    Alerjide En Etkili Tedavi Nedir?

    Polen alerjilerinin tedavisinde ki en etkili yöntem aşı tedavisidir. Aşı tedavileri dışında diğerleri hastalığı sadece kontrol eder, hastalık sıklığını ve şiddetini azaltmasına rağmen, tamamen yok etmez. Kan ve deri testleriyle hastanın aşı tedavisi için iyi bir aday olup olmadığının belirlenmesi gereklidir. Aşı tedavilerinin amacı, vücudun savunma sistemine, alerjik maddelere karşı

    “Tolerans” dediğimiz cevap vermeme tepkisini öğretmektir.
    Alerjik kişilere tavsiyelerimiz;

    Bol Güneş: Gün içinde fırsat buldukça acık havda temiz havdan ve güneşten faydalanmak gerekir. Güneşten aldığımız en önemli şey D vitaminidir ve D vitamin eksikliği alerjileri olumsuz etkileyen faktörlerin başında gelir.

    İyi Beslenme: Vücudumuzun benzini olan besinlerimizi iyi seçmemiz gerekir. Sağlıklı bir vücut için gerekli olan şeyler mümkün olduğunca bol sebze ve meyve tüketmek, mümkün olduğunca çok renkte ve çeşitte besin tüketmek ve tabi mümkün olduğunca bunlarda organik olarak tüketmek gerekir.

    Spor: Spor yapmak özellikle yüzme sporu alerjik kişiler için tavsiye edeceğimiz aktivitelerin başında gelmektedir. Fakat her turlu spor, spor yapmamaktan iyidir.

  • Vajinismus Kadının Değil, Çiftin Sorunudur!

    Vajinismus Kadının Değil, Çiftin Sorunudur!

    Vajinismus nedir?

    Vajinismus; cinsel birleşme sırasında vajinanın dışa yakın bölümünü çevreleyen kasların kasılması sonucunda cinsel birleşmenin imkansız ya da ağrılı hale gelmesi durumudur. Vajinadaki kasılmaya bedenin başka bölümlerindeki kasılmalar da eşlik edebilir. Kasılmaların ve korkunun şiddeti ile paniğe kapılan kadın ilişki sırasında eşini itebilir, kendini ilişkiye tümüyle kapatabilir. Bu davranışlar, kadının eşi tarafından sanki ilişkiyi istemiyor veya bilinçli olarak kendisini kapatıyor gibi algılanabilir. Fakat bu kasılmalar tamamen istemsizdir ve gevşemek kadının elinde değildir.

    Vajinismustaki kas grubu kaslarının ismi PC (Pubococcygeus) diğer adıyla aşk kasları grubudur. Bu kaslar üretradan anüse kadar bir hat çizer ve idrar yapmadan doğuma kadar birçok bedensel işlevde rol oynar. Normal şartlarda bu kaslar cinsel ilişki sırasında oldukça esneyebilme özelliğine sahiptir. Kişi, korku ve endişe yaşamıyorsa, istek ve uyarılması da yeterli düzeydeyse penisin büyüklüğüne göre kaslar esner ve cinsel birleşme rahatlıkla gerçekleşir. Kas yapısını pileli eteğe benzetebiliriz, içine aldığı yapının şeklini alır. Vajinismusu olan kadınlarda ise durum istem dışı vajinal refleksle ortaya çıkar ve spazmlar vajina girişini daraltır.

    Vajinismus sorunu yaşayan kadınlar vajinalarının penisi alamayacak kadar küçük olduğunu veya kızlık zarının çok kalın olduğunu cinsel denemelerde büyük zorluk yaşayacaklarını düşünürler. Bu kadınların bedeninde cinselliği yaşaması için herhangi bir fiziksel engel yoktur, daha çok hatalı düşünce yapıları söz konusudur. Bir anlamda vajinismus için vajinanın panik atağı diyebiliriz. Yani fizyolojik süreçlerden çok kişinin bilişsel, psikolojik süreçleriyle ilgilidir.

    Vajinismus çeşitleri

    Vajinismus sorunu birincil ve ikincil olabilir.

    Birincil vajinismus: Kişinin cinsel açıdan etkin olduğundan beri vardır.

    Sekonder vajinismus: Daha önce ağrısız cinsel ilişkisi olan bir kadında sonradan kasılmaların ortaya çıkmasıdır. Bu durum çoğunlukla bir travma veya cerrahi müdahale sonrasında ortaya çıkar.

    Vajinismusun nedeni nedir?

    Vajinismus çok nadir durumlar dışında psikolojik nedenli bir sorundur. Kişinin zihnine yerleşmiş olan hatalı düşünce yapıları ve olumsuz koşullanmaları bu soruna yol açar. Bunun da nedeni olarak, bilgi eksikliği, yetersiz cinsel eğitim, kadınların ilk gece deneyimleriyle ilgili abartılı anlatımları, katı ahlaki değer yargıları ile yetiştirilmiş olmak, cinselliği ayıp, günah, pis bir şey olarak algılamak, kızlık zarı veya cinsel birleşme ile ilgili kulaktan dolma yanlış bilgilerin etkisinde kalmak, kaygı düzeyinin yüksek olması, gebe kalma korkusu, olumsuz cinsel deneyimler, kötü çocukluk yaşantısı, problemli anne-baba ilişkisi, aşırı kontrollü kişilik özellikleri, duygusal bağlanma güçlükleri, güven eksikliği ve eşle iletişim sorunları sıklıkla rastlanan nedenlerdir.

    Vajinismus kadının değil, çiftin sorunudur!

    Vajinismus sadece kadının yaşadığı bir problem gibi düşünülmemelidir. Erkeğin de problemin yaşanmasında ve tedavisinde önemli bir rolü vardır. Bu nedenle erkeğin eşini yalnız bırakmaması, eşlerin tedaviye birlikte katılmaları gerekir. Tedavi açısından önemli olan eşler arasında işbirliği ve uyumun devam ediyor olmasıdır.

    Vajinismusun tedavisi…

    va

    Tedavi süreci mutlaka çiftle birlikte olmalıdır. Vajinismus fiziksel bir nedeni olabilir ve bu nedenle kadının mutlaka cinsel terapi öncesi bir kadın doğum uzmanına görünmesi gerekir.

    Vajinismusta, bilişsel- davranışçı terapi yöntemi, çeşitli nefes ve gevşeme egzersizleri, çiftle birlikte verilen uygulamalar tedavinin parçasını oluşturur. Tedaviye başlangıç sürecinde çiftin ya da kişinin cinsel bilgi eksiklikleri ya da hatalı öğrenmeleri değerlendirilir. Bu eksikliklere yönelik cinsel eğitim verilir. Hem zihnin hem de bedenin ele alınması ile mümkündür. Zihnin cinselliğe yönelik olumsuz koşullanmalardan ve kaygıdan arındırılması ve bedenin de vajinal girişi kabul edecek ve bundan zevk alacak hale gelmesi hedeflenir.

    Vajinismusu mekanik olarak çözmek tedavi açısından yeterli değildir. Çifte sağlıklı ve mutlu bir cinsel hayat sunmak için tedavide iki aşama izlenmektedir. İlk aşama cinsel birleşmenin olmasını hedefleriz. İkinci aşama da ise, cinsel ilişkiden zevk alma ve orgazm olma teknikleri öğretilir.

    Herhangi bir ilaç veya operasyonla tedavisi mümkün değildir.

    Vajinismus kadın cinselliği sorunlarından başarılı tedavi oranı en yüksek cinsel işlev bozukluğudur.

  • Çocuklarda boğaz enfeksiyonları

    AKUT FARENJİT VE BETA HEMOLİTİK STREPTOKOK ENFEKSİYONLARI

    Üst solunum yolu enfeksiyonları çocukların en çok doktora götürülme nedenidir ve bu çocukların üçte birinde asıl şikayet boğaz ağrısıdır.

    Boğaz enfeksiyonlarının nedeni nelerdir?

    Çoğu boğaz enfeksiyonunun nedeni viruslardır,virus lar antibiyotiklerle tedavi edilmezler En sık boğaz enfeksiyonuna neden olan bakteri A Grubu Beta Hemolitik Streptokoktur(AGBHS) Bazı diğer bakterilerde boğaz enfeksiyonuna neden olabilmektedir ancak klinik önemleri yoktur Boğaz enfeksiyonuna bir çok mikro organizma neden olmakta ise

    A Grubu Beta Hemolitik Streptokok enfeksiyon neden önemlidir?

    Çünkü AGBHS tedavi edilmez ise AKUT EKLEM ROMATİZMASI ve bir çeşit NEFRİT e neden olabilir.

    Akut eklem romatizması halen ülkemizde kalp hastalıklarının nedenleri arasında ilk sıradadır

    Virusların neden olduğu boğaz enfeksiyonları nasıl anlaşılır?

    Genellikle daha yavaş başlangıçlıdır ve boğaz ağrısına sıklıkla nezle,öksürük,göz iltihaplanması gibibelirtiler eşlik eder.Örneğin ADENOVİRUS farenjitine konjonktivit ve ateş eşlik eder buna

    FARİNGOKONJONKTİVAL ATEŞ denir.COXSACKİE denilen başka bir virus boğazda 1-2 mm boyutlarında ülserlere ve ateş e neden olur bu tabloya HERPANJİNA denir.HERPESVİRUS denilen uçuk virusu ağızda boğaz da ve aynı zamanda diş etlerinde kızarıklık ve yüksek ateş yapar.Öpücük hastalığı olarak bilinen EBSTEİN BARR VIRUS bademciklerde büyüme,iltihap,boyun lenf bezelerinde büyüme karaciğer ve dalakta büyüme ve ciltte döküntü yapabilir.

    A Grubu Beta Hemolitik Streptokok enfeksiyonun bulguları nedir?

    Genellikle ani ateş ve boğaz ağrısı ile başlar,baş ve karın ağrısı sıklıkla görülür.Boğaz kırmızıdır, bademcikler büyümüştür ve üzerleri iltihaplıdır, boyuda lenf bezeleri büyük ve gergindir.Bazen ciltte zımpara kağıdına benzer ince döküntüler görülebilr,dil de çilek görünümü eşlik edebilir. KIZIL , AGBHS ların neden olduğu bir hastalıktır.Üç tip AGBHS kızıla neden olan toksini içerir,yani bir kişi 3 kere kızıl olabilir Bu belirtiler ve bulgular yanında, öksürük ve nezlenin OLMAMASI AGBHS ENFEKSİYONU tanısını destekler.

    Boğaz enfeksiyonuna teşhis nasıl konulur?

    Çok tecrübeli bir doktorun bile AGBHS farenjitine sadece muayene ederek teşhis koyması doğru değildir.Tanı ’strep swap’ denilen ve örnek alındıktan 5-10 dakika sonra sonuç veren hızlı testlerle ve BOĞAZ KÜLTÜRÜ ile konulur.Eğer swap testi pozitif ise inanılırdır ama negatif ise mutlaka boğaz kültürü yapılmalıdır.

    Boğaz enfeksiyonları nasıl tedavi edilir?

    Boğaz kültüründe AGBHS bulunmaz ise antibiyorik tedavisi yapılmaz.Virus ların neden olduğu boğaz enfeksiyonlarının tedavisi hastayı rahatlatmaya yönelik olmalıdır.Ağrı kesici ateş düşürücüler gibi. AGBHS un tedavisi antibiyotiktir.Seçilecek ilaç penisilin grubudur,penisiline direnç yıllardır gösterilememiştir,ancak penisilin ile tedavi başarısızlığı % 15-20 olabilmektedir.Penisilinler veya bazı sefalosporin grubu denilen antibiyotkler ağızdan alındığında süre tam 10 gün olmalıdır,ancak tek doz depo penisilin(penadur ,deposilin) de yeterlidir. Daha kısa süreli tedavilerin başarısını gösteren çalışmalar varsada ben henüz bunları hastalarıma önermiyorum.Tedaviyi doktorunuzla tartışınız..

    Boğaz kültüründe GBHS üreyen bir çocuk ne zaman okula veya kreşe dönebilir?

    Tedavi başlandıktan 24 saat sonra bulaştırıcılık kalmaz

    Taşıyıcılık nedir?

    Bazı çocuklar da yukarda sayılan streptokok enfeksiyonu belirtilerini olmaz ancak boğaz kültürlerinde AGBHS üreyebilir,bunlara ‘TAŞIYICI’ denir.Çalışmalar taşıyıcıların hasta olmadığını ve enfeksiyonu başkalarına bulaştırmadığını bu nedenle tedavi etmenin gereksiz olduğunu söylemektedir.Sadece kültür ile taşıyıcıyı hastadan ayırmak mümkün değildir,bunu antikor tayinleri ile anlamak mümkün olabilir ama erken başlanan antibiyotik sonucu antikor titreside yükselmeyebilir .Benim uygulamam eğer çocuk hastalık bulgusu veriyor ve boğaz kültürü veya swap testi pozitif çıkıyorsa taşıyıcı olup olmamasına bakmadan hastayı tedavi etmek şeklindedir.Bence gereksiz tedavi gereksiz alınan kültürlerden kaynaklanmaktadır,Yukarda anlatılan belirtileri olmayan birinden boğaz kültürü alınır ve sonuç pozitif çıkarsa bu çok büyük oranda taşıyıcıdır ve tedavi gereksizdir.Ancak taşıyıcı olduğu bilinen birinde bileAGBHS için anlattığım bulgular var ise ,(yani ateş,boğaz ağrısı,çene altında lenf bezi büyümesi,döküntü gibi) tedavi gereklidir.

    saygılarımla

    Dr.Ertuğrul Güler

  • Besin alerjilerini ihmal etmeyin

    Çocuklarda görülen besin alerjilerini ihmal etmeyin. En çok hayvansal ürünlere karşı gelişen besin alerjileri, tedavi edilmezse tehlikeli tablolara dönüşebiliyor. oysa minik bedenlerde birçok sistemi etkileyen bu alerjiler, ebeveynlerin özeni ve beslenme düzeninde yapılacak değişikliklerle tedavi edilebiliyor

    Çocukluk döneminde görülen besin alerjileri kimi zaman gelişme süreci içinde kendiliğinden kayboluyor kimi zaman da yetişkinlik döneminde de devam edebiliyor. Besin alerjisi geliştiğinden şüphelenilen çocukların vakit kaybetmeden bir uzmana muayene olması gerekiyor. Tedavi edilmemesi halinde nefes darlığından bulantıya, kusmadan deride kaşıntıya kadar birçok soruna neden olan bu rahatsızlık ileri vakalarda yaşam kaybına yol açabiliyor.

    Besin alerjisi, alerjik besinin koklanması, solunması veya dokunulması sonucu da ortaya çıkabiliyor. Ağır alerjik vakalarda kişi söz konusu besini yemese de pişirildiği, yenildiği ortamlarda bulunduğu hatta o besini yiyen kişi tarafından öpüldüğü zaman da ciddi alerjik reaksiyon gösterebiliyor. Tıp literatüründe, kendisi yemediği halde, uçakta çerez yenildiği için anafilaktik şoka giren vakalar bulunuyor.

    Besin alerjisi nedir?

    Bağışıklık sisteminin normal şartlarda zararsız olan bir besin maddesini yanlışlıkla zararlı olarak algılaması sonucu ortaya çıkan reaksiyonlar besin alerjisi olarak adlandırılıyor.

    Hangi besinler alerjiye yol açıyor?

    Her türlü besinin alerji yapma potansiyeli bulunuyor. Ama bazıları diğerlerine göre daha sık alerjiye neden oluyor. Çocuklarda bu grubu süt, yumurta, buğday, yer fıstığı, ağaç fındıkları, balık, kabuklu deniz ürünleri, susam ve kivi oluşturuyor. Sıkça çikolata ve kakao tüketimi nedeniyle alerjik burun akıntısı, migren, deride kızarma, kaşıntı ve sindirim sistemi bozuklukları görülebiliyor. Nadiren bal da alerjiye yol açıyor.

    Bu sorun nasıl başlıyor?

    Besin alerjileri bebeklik, çocukluk döneminden ve hatta anne karnından başlayarak insan hayatını etkileyebiliyor. Bu sorunla ilgili bulguların ortaya çıkması için hastanın birkaç kez alerjiye yol açan besine maruz kalarak duyarlı hale gelmesi bekleniyor. Yapılan araştırmalara göre, toplumun en az yüzde 15-20’lik kısmı yediği bir besinin kendisini rahatsız ettiğine inanıyor. Ancak besin alerjileri çocuklarda yüzde 2-8, yetişkinlerde yüzde 1, tüm nüfusta ise yüzde 2 oranında görülüyor.

    Ne tür belirtilerle ortaya çıkıyor?

    Vücudun hangi sistemlerini etkiliyor? Birçok sistemi etkileyebilen bu sorun farklı bulgularla kendini gösteriyor. Deride kaşıntı, kızarıklık, yanma, ürtiker, anjiyo-ödem, atopik dermatit ve egzama ile ağız içi mukozası, dudaklar ve dilde kaşıntı veya şişlik şeklinde belirti veriyor. Besin alerjileri sindirim sisteminde ise bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı, kolik, reflü, şişkinlik, gaz, kramp, gaitada kan görülmesi gibi belirtilerle ortaya çıkıyor. Kardiyovasküler sistemde hipotansiyon, baş dönmesi, şok, anafilaksi gibi sorunlara yol açıyor. Solunum sisteminde ise burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve burunda kaşıntı başta olmak üzere hapşırma, boğazda kaşıntı, seste kalınlaşma, öksürük, göğüste daralma hissi, nefes darlığı ve vizing olarak adlandırılan hırıltılı solumaya neden oluyor.

    Besin alerjileri nasıl tedavi ediliyor?

    Bu rahatsızlık temelde, alerji yapan besinin diyetten çıkarılmasıyla tedavi ediliyor. Eliminasyon diyeti olarak adlandırılan bu yöntemde, alerji oluşturan besin diyetten elenirken, bu besinin içinde olduğu her şeyin diyetten çıkarılması gerekliliğinin hastaya belirtilmesi önem taşıyor. Örneğin inek sütü alerjisi olan çocuğun süt ve süt türevlerini içeren hiçbir besin maddesini yememesi gerekiyor. Sütün yanı sıra peynir, yoğurt ya da bunlardan yapılan gıdaların tüketilmemesi de önem taşıyor. Tedavi edilmeyen besin alerjileri hayati riske yol açabiliyor. Özellikle son yıllarda artan yer fıstığı ve ağaç fıstıklarına bağlı alerjilerde anafilaksiye bağlı ölümlere sıkça rastlanıyor.

    Çocuklukta başlayan besin alerjisi yetişkinlikte de devam ediyor mu?

    Çocukluk döneminde ortaya çıkan besin alerjilerinde besinin diyetten çıkarılması ile besine karşı tolerans gelişimi ve besin alerjilerinin ortadan kalkmasına sıkça rastlanıyor. Bu dönemde en sık inek sütü alerjisi görülüyor. Sorun; 1 yaşında yüzde 50-60, 2 yaşında yüzde 70-75, 3 yaşında ise yüzde 85 oranında kayboluyor. Yumurta alerjileri 5 yaşından sonra yüzde 55 oranında ortadan kalkıyor. Yer fıstığı, fındık ve ceviz gibi ağaç fındıkları ile balık ve kabuklu deniz ürünlerine karşı oluşan alerjilerde ise sorun giderilse bile özellikle alerjik besine karşı bakılan spesifik IgE alerji testlerinin yüksek olduğu durumlarda mevcut alerji ömür boyu devam edebiliyor.

    ANNE BABALAR DİKKAT!

    • Her besinin alerji yapma potansiyeli bulunuyor ve bazıları sinsice seyredebiliyor. Bu nedenle sık hastalanan, hırıltılı solunum görülen, kaşıntılı, döküntülü deri hastalığı olanlar ile kusma, reflü, ishal ve kabızlık yaşayan çocuklarda beliren besin alerjilerinin bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerekiyor.

    • Besin alerjisinden şüphelenildiğinde tanı ve tedavide uzmanlardan yardım alınması önem taşıyor. Çünkü bazı vakalar hayatı tehdit edebilecek reaksiyonlara yol açabiliyor.

    • Anne babaların kendilerince tanı koymaması ve besin kısıtlamasına gitmemesi gerekiyor. Gereksiz yere uygulanan kısıtlamalar çocukların büyüme ve gelişimi için çok önemli bir besinden mahrum kalmasına neden olabiliyor.

    • Besin alerjilerinin kontrolünde yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat edilmesi, diyette alerjiye neden olabilecek maddelerin mutlaka kısıtlanmasının yanı sıra bunların yerine konabilecek olanların öğrenilmesi gerekiyor. Bu konuda bir beslenme ve diyet uzmanından yardım almak ebeveynlere yardımcı olabiliyor.

    • Özellikle süt, yumurta, fındık ve fıstık, birçok hazır gıdanın içinde kullanıldığı için etiket bilgisi okuma alışkanlığının mutlaka kazanılması gerekiyor.

    ADIM ADIM TANI SÜRECİ

    Birçok hastalıkta olduğu gibi besin alerjilerinde de hasta hikayesi büyük önem taşıyor. Anlatılanlar sayesinde bazen şüpheli besin kolayca tanımlanabiliyor. Fizik muayenede belirtilerin varlığı kontrol ediliyor. Vücudun savunma sisteminin önemli bir parçasını immünoglobulin E (IgE) molekülleri oluşturuyor. Kan testleri ile şüpheli besinler için vücudun IgE yapıp yapmadığına bakılıyor. Ayrıca deri testi de uygulanıyor. Bunlar hastanın test edilen besin antijenlerine karşı spesifik IgE antikoru oluşturup oluşturmadığını gösteriyor. Tanıda altın standart olarak çift kör plasebo kontrollü besin ‘challenge’ testi uygulanıyor. Bu testin hastane ortamında, oluşabilecek her türlü ciddi reaksiyon göz önünde bulundurularak ve gerekli tedbirler alınarak yapılması gerekiyor. Test, doktor kontrolünde olmak şartıyla şüpheli besinin düşük dozlardan başlayıp, giderek artarak hastaya yedirilmesi ve artan dozlara karşı hastada bir bulgu oluşup oluşmadığının gözlenmesiyle yapılıyor.

  • Kök hücre tedavileri

    Kök hücre tedavileri

    Kök hücrelerin hastalıkların tedavisinde kullanımı

    Uzun zamandır yetişin kök hücre tedavileri, lösemi gibi bazı kan hastalıklarında başarıyla uygulanmaktadır. Son yıllarda, esas ümit vaad eden çalışmalar, hücre ölümüyle giden felç, bazı göz retina hastalıkları ve kalp krizi gibi birçok hastalığın tedavisinde kullanılmasıyla ilgilidir. Ancak bu konularda ciddi kontrollü ve uzun dönem izlemli çalışmalara ihtiyaç vardır. Daha az çalışılmakla birlikte cilt hastalıları, kısırlık, saç dökülmesi, diş tedavileri gibi birçok konuda deneysel çalışmalar bulunmaktadır. En çok çalışma yapılan bazı hastalık gruplarını aşağıda bulabilirsiniz.

    Kök hücre ve kan hastalıkları

    Hematopoietik Kök Hücre Transplantasyonu (HKHT) ağır aplastik anemi, lösemi ve diğer bazı maligniteleri olan hastaların tedavisi için kullanılan bir yöntemdir(1). Yetişkin hücrelerinin kullanımı, embriyo kök hücreleri gibi tartışmalı değildir; bir embriyonun yok edilmesi gerekmez, kişinin kendisinden alındığı için, kanser riski doku reddi gibi sorunlar çok daha az görülür.

    Kök hücre ve felç tedavileri

    Son yıllarda, travmatik omurilik yaralanmasının (OY) tedavisinde kök hücrelerin kullanımının umut vaad eden sonuçları vardır. nöral kök hücreler (sinirkök hücreleri) veya embriyonik kök hücreler (EKH) gibi nakil için kullanılabilecek değişik kaynak kök hücreler mevcuttur. OY tedavisinde kök hücrelerin potansiyel olarak kullanımı için deneysel ve klinik çalışmalar halen devam etmektedir. Nakil yapılarak sinir hücrelerinin tedavi olanağı geliştikçe, genellikle cerrahi girişim ile tedavi edilmeyen OY nöroşirürji alanına girecektir. Bu nedenle, kök hücre biyolojisi alanında nöroşirürjiyenlerin eğitimi gereklidir(2).

    Yalnız kök hücre ile felç tedavisi en çok suhistimal edilen konulardan biridir. Lefkoşa Yakındoğu Üniversitesinden Nöroşirürji uzmanı sayın Erkan Kaptanoğlu yaptığı çalışmanın tartışma bölümünde bu konuya özellikle dikkat çekmiştir:

    Birkaç yıl önce omuriliğin gerçek tamiri (rejenerasyon) imkansız olarak görülmekte idi. Günümüzde halen tatmin edici bir tedavi metodu bulunamamış olmakla birlikte, ne mutludur ki hücre, hayvan ve son zamanlardaki insan deney ve araştırmalarının sonuçları ümit vericidir.

    Sınırlı sayıda yayınlanan Faz I çalışmaların sonucunda bildirilen tedavi metotlarının etkinliğini kanıtlamak için uzun süreli, vaka-kontrollü, randomize, kör, çok merkezli çalışmalara gereksinim duyulduğu belirtilmektedir. Aksi takdirde klinik araştırması yapılmamış ya da henüz tamamlanmamış bir metot, standart tedavi metodu olarak kabul edilemez.

    Omurilik yaralanması sonucu felç olan hastalar ve aileleri bu ağır patoloji ve sakatlık ile ruhsal, sosyal, fiziksel ve maddi olarak mücadele etmek zorundalardır. Bazı bilim merkezleri kök hücrelerin her derde deva olduğunu bildirmektedir. İnternette ve medyada bu hücreleri ya da benzerlerini kullanarak hastaları belli bir ücret karşılığı iyileştirdiğini bildiren ilanlara rastlamak mümkündür. Omurilik yaralanmasında hastaları iyileştirdiğini reklam yolu ile duyuran kliniklerin bu konuda bilimsel yayın ya da bilimsel araştırmasına hiç rastlanmadığı göz önünde bulundurulmalıdır. Bu denemeler, tecrübeler ya da bilgiler, hastalar ve aileleri ile paylaşılmadan önce bilimsel, kanıta dayalı, ispatlanabilir ve tekrarlanabilir özellikleri ile bilimsel ortamlarda paylaşılmalı ve tartışılmalıdır(3).

    Kök hücre ve körlük

    Son yıllarda, kök hücreler, retinanın körlükle sonuçlanan bazı kalıtsal ve edinsel hastalıkları için tedavi umudu olmuştur. Son 10 yılda yapılan deneysel çalışmalar, retinadaki ileri düzeyde özelleşmiş hücre kayıplarının göz ve göz dışı kök hücre kaynaklarınca yerine konması ve işlevlerinin sürdürülmesinin olası olduğunu göstermiştir. Mezenkimal kök hücreler, etik problemlerin daha az olması ve kolay elde edilebilmeleri ile bu çalışmalarda tercih edilmektedir(4).

    Kök hücre ve kalp krizi

    Yapılan bir çok çalışmada nakil edilen kök hücrelerin, kardiyomiyosit(kalp kası hücresi) ve yeni damar oluşumunu sağladığı ve bunun ötesinde kardiyomiyositlerin kasılma fonksiyonu gösterdiği tespit edilmiştir(5).

    İslamın kök hücreye bakışı

    Bu konuda endişesi olan okurlarımız için, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi, M. Saim Yeprem’in bir çalışmasına da yer vererek bu konuyu tamamlamak istiyorum.

    Bu konu Doğrudan Kur’an ayetlerinde bulunamayacağına göre, Kur’an’ın bütününden çıkarılan “İslam’ın Temel Prensipleri Açısından Kök Hücre Çalışmaları” şeklinde ele alınarak mütalaa edilmesi en uygun yaklaşımdır. İnsanın başlangıcı “zigot” hali olduğundan, ister laboratuar ortamında olsun isterse ana rahminde bulunsun, kök hücre elde etmek maksadıyla embriyonun itlafına olumlu bakmak mümkün değildir. Ancak herhangi bir sebeple sonlandırılmış gebelik, düşük, kürtaj ve IVF’de implantasyon sonrası artan embriyolar gibi materyallerden bu maksatlarla yararlanılabilir. İslam, embriyonik kök hücre yerine yetişkin kök hücrelerinin, düşük veya ölü doğan bebeklerden elde edilen kök hücrelerin kullanılması gibi alternatif çalışmaları desteklemektedir. Bu daha az sorun getirecektir. Ancak kök hücre çalışmaları, bir hastalığı tedavi etmek veya önlemek gibi yüce maksatlar için kullanıldığı takdirde elbette bu müdahale İslam’ın da desteklediği ve tavsiye ettiği bir müdahale olarak kabul edilmelidir(6).

    Kaynaklar:

    1.Gamze AKBULUT, Hematopoietik Kök Hücre Transplantasyonu (HKHT)’nda Tıbbi Beslenme Tedavisi. International Journal of Hematology and Oncology 2013, Vol 23, Num 1 Page(s): 055-065.

    2.Serdar KABATAŞ, Yang D. TENG.Omurilik Yaralanmasının Tedavisinde Nöral Kök Hücrenin Potansiyel Rolleri: Literatürün Gözden Geçirilmesi.

    Turksih Neurosurgery. 2010, Volume 20, Number 2, Page(s) 103-110

    3.Erkan KAPTANOĞLU,Yakındoğu Üniversitesi Tıp Fakültesi, Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniği, Lefkoşa, Kıbrıs

    4. Gökhan ÖZGE, Güngör SOBACI, GATA Göz Hastalıkları A.D

    5.Min JY, Sullivan MF, Yang Y, et al. Significant improvement of heart function by cotransplantation of human mesenchymal stem cells and fetal cardiomyocytes in postinfarcted pigs. Ann Thorac 2002; 74: 1568-75.

    6.M. Saim YEPREM. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi, İSTANBUL. An Islam Perspectıve On Stem Cell. Turkiye Klinikleri J Surg Med Sci 2006;2(43):87-90

  • Çocuklarda yatak ıslatma (enürezis)

    Çocuklarda yatak ıslatma (enürezis)

    Enürezis noktürna nedir? Ne sıklıkta görülür?

    ‘Enürezis noktürna’ çocukların 5 yaş sonrasında istemsiz olarak gece yatağını ıslatması olarak tanımlanabilir. Genellikle erkeklerde daha sık görülen bu durum, 5 yaş civarında her 5 çocuktan birinde görülmektedir. Ebeveyni ve çocuğu ciddi anlamda rahatsız eden bir durumdur.

    Çocuklar neden yatak ıslatırlar?

    Altta yatan faktörlerden biri genetik faktörlerdir. Ailesinde, özellikle anne ya da babasında enürezis varsa çocukta da görülme ihtimalinde bir artış söz konusudur. Hatta her iki ebeveynde enürezis varsa çocukta görülme ihtimali %70’leri bulmaktadır.

    Altta yatan bir diğer neden bu çocuklardaki uyanma bozukluğudur. Enürezisi olan çocukların diğer çocuklara göre daha zor uyandırıldıkları bilinen bir gerçektir. Bu çocuklar genelde yatağı ıslattıktan sonra uyanırlar. Gece mesane doluluğu ve kasılmalarının algılanması, merkezi sinir sisteminin henüz olgunlaşmamasından dolayı yetersizdir.

    Bir diğer neden ise gece enüretik çocuklarda mesane kapasitesinin azalmasıdır. Bu çocukların çoğunda mesane kapasitesi gündüz yeterli olmasına rağmen gece düşüktür.

    Başka bir neden ise gece boyunca idrar yapımını azaltan ADH adlı hormonun normal çocuklara göre yetersiz olmasıdır ki bu da gece idrar miktarında artış olmasına neden olur.

    Çok nadir olarak geniz eti, üst solunum yolu tıkanıklıkları, parazitler, alerjiler, kabızlık ve idrar yolu enfeksiyonlarında da enürezis görülmektedir.

    Enürezis psikolojik bir problem midir?

    Sanılanın aksine bu yaygın görüş yanlıştır. Olayın psikolojik kaynaklı olmasından çok psikolojik sorunların enüreziste bir sonuç olarak karşımıza çıktığı görülmektedir.

    Enürezis hangi sorunlara yol açar?

    Özellikle içine kapanma, özgüven kaybı, okul başarısında azalma, suçluluk duygusu gibi psikososyal sorunlara sıklıkla yol açmaktadır.

    Tuvalet eğitimine erken başlamak enürezise yol açar mı?

    Tuvalet eğitiminin erken verilmesi veya yanlış ve baskıcı tuvalet eğitiminin enürezis üzerinde olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir.

    Enürezisli çocuklarda hangi tetkikler yapılır?

    Enürezisli çocuklarda genellikle tam idrar tetkiki, idrar kültürü ve bazen üriner sistem ultrasonu ilk aşamada istenen tetkiklerdir.

    Enürezisin tedavisi mümkün müdür?

    Enüreziste çocuğun ve ebeveynin tedavi uyumu ile çok başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Çocukta sadece gece uykuda yatak ıslatma problemi varsa ve eşlik eden başka sorun yoksa tedaviye geçilir. Tedavi seçenekleri arasında davranış tedavisi, alarm tedavisi, ilaç tedavisi bulunmaktadır.

    Davranış tedavisinde çocuk ile doğru ve ılımlı bir iletişim kurmak gerekir. Bu durumun tedavi ile düzelebileceği ve çocuğun kendini suçlu hissetmemesi gerektiği çocuğa anlatılır, kesinlikle enüretik çocuklarda ceza ya da baskı uygulanmamalıdır. Daha sonra çocuğun ıslak ve kuru geceleri takvimde işaretlenip kuru geceler için ödüllendirme yapılır. Bu tedavi çocuğu motive edecektir. Bununla beraber gece yatmadan 2 saat öncesinde aşırı sıvı alımı, akşam yemekten sonra çay, gazlı, kafeinli içecekler kısıtlanır ve gece en az bir kez tuvalet için uyandırılır. Ayrıca gün içinde yeterli sıvı tüketimi sağlanır, 2-3 saatte bir tuvalete gitmesi hatırlatılır, idrarını ertelemesi önlenir. Bununla beraber kabızlık gibi problemler de bu duruma neden olabileceği için erken dönemde tedavi edilmelidir.Bez bağlanması kesinlikle önerilmemektedir. Yatak ıslatma sonrası çarşaf ve giysilerin değişiminde çocuğun aktif rol alması da tedavinin bir parçasıdır.

    Alarm tedavisi; uyanmada ve uyandırılmada ciddi sorunları olan çocuklarda uygulanır. Bu tedavide yatak ıslatılırken çalarak çocuğu uyandıran bir zil sistemi kullanılır.

    İlaç tedavisi de bazı çocuklarda gerekmektedir. Özellikle çocuk, evi dışında başka bir yerde yatacağı gecelerde oldukça faydalıdır.

    Unutulmaması gereken bir diğer husus çocuklarda santral sinir siteminin olgunlaşması ile yatak ıslatma problemi azalmaktadır. Tedavi sırasında sabırlı olunması gerektiği unutulmamalıdır.

    Uyarıcı bulgular

    Çocuklarda idrarla birlikte dışkı kaçırma, ani işeme hissi ile beraber olan idrar kaçırma, gündüz sürekli iç çamaşırın ıslak olması (gün boyu idrar kaçırma), gündüz idrar kaçırdığını hissetmeme, idrara çıkma sayısı 3’ten az 8’den fazla olması, idrarı başlatmada zorluk, ıkınarak işeme, daha önce yokken ortaya çıkan enürezis durumlarında geciktirmeden bir çocuk hekimine başvurmak gerekir, böyle durumlarda ileri tetkik yapmak ve probleme yönelik tedavi uygulanması gerekir.

    Sonuç olarak hasta ve ebeveynin dahil olduğu davranış tedavisi ile enürezisli olguların önemli bir kısmı düzelmektedir. Tedavi sırasında olabildiğince sabırlı olunması gerektiği, baskı ve cezadan kaçınma ve mümkün olduğunca çocuğu tedaviye dahil etmenin motivasyonu arttıracağı da unutulmamalıdır.

  • Alerjik rinit alerjik nezle

    Alerjik Rinit (Nezle) Nedir?
    Alerjenlere burun mukazasının alerjik reaksiyonu sonucu nezle, burun tıkanması, hapşırma, burun, göz, kulak ve boğaz kaşınması belirtileri ile kendini gösteren hastalıktır.

    Alerjik nezle belirtileri genellikle gribal enfeksiyon belirtileri ile karışır. Alerjik nezle belirtilerinin tekrarlayıcı olması nedeniyle gribal enfeksiyondan ayrılır. Alerjik nezlede ilave bir hastalık yoksa ateş olmaz. Peş peşe hapşırmaların olması da gribal enfeksiyondan ayırmada önemlidir. Özellikle polenlere alerjisi olan kişilerde alerjik nezle belirtileri bahar aylarında artar.

    Türkiye’de alerjik nezle sıklığı %3 ile 36 arasında değişmektedir. Alerjik nezle belirtileri varsa mutlaka çocuk alerji uzmanı tarafından incelenmelidir. Neye alerjinin olduğu bulunulmalı ve gerekli durumlarda alerji aşıları yapılmalıdır.

    Alerjik Nezle Sıklığı
    Alerjik nezle sıklığı dünyada olduğu gibi Türkiye’de de artmaktadır. Alerjik nezle dünya nüfusunun %20 ile %40’ını etkilediği görülmektedir. Ülkemizde bugüne kadar yapılan çalışmalarda alerjik nezlenin sıklığı çocuklarda %2.9 ile %39.9 arasında olduğu görülmektedir. Son 10 yılda da sıklık giderek artmaktadır.

    Alerjik nezlenin dünyada sıklığının artışı hakkında birçok neden öne sürülmektedir. Çocuklarda batı tipi beslenmenin daha sık olması, fazla kilo alınması, hava kirliliği, hijyen gibi bir çok faktör üzerinde durulmaktadır.

    ALERJİK NEZLENİN BELİRTİLERİ
    Alerjik nezlenin en önemli belirtileri sık tekrarlayan nezle (sulu ve bol), burun kaşıntısı, burun tıkanması ve ard arda en az 4-5 defa olan hapşırmadır.

    Bu belirtilerin dışında kulak kaşıntısı, yumuşak damak ve boğazda kaşıntı, tat ve koku bozukluğu, sık sık burun kanaması olabilir.

    Birlikte göz alerjisi varsa gözlerde sulanma, kaşınma da olabilir.

    Geniz akıntısına bağlı öksürük, geniz akıntısının yutulması sonucu kusma, karın ağrısı ve iştah azalması gelişebilir.

    Ayrıca kulakta sıvı birikmesi nedeniyle işitme azalması yapabilir.

    Alerjik nezle enfeksiyonlara eğilim yarattığı için sık sık sinüzite neden olabilir.

    Burun tıkanmasına bağlı ağız sürekli açık kalması nedeniyle sık boğaz enfeksiyonu gelişebilir. Geniz akıntısı geniz eti büyümesi yaparak horlamaya neden olabilir. Gerek geniz eti büyümesi gerek burun tıkanması nedeniyle uyku kalitesi bozulur. Genel bir yorgunluk ve bitkinlik hali vardır. Bunun sonucunda da iyi uyku alamayan çocuk okulda da başarısız olur. Ağzı açık kalan çocukta diş çürümesi de kolay gelişir.

    Sınav süresince burnu tıkalı veya burnu devamlı akan, gözleri kaşınan bir çocuğun sınavda başarısı mutlaka etkilenir.

    Alerjik nezleli çocukların alt göz kapakları altında deri renginde koyulaşma da görülür. Bu koyulaşmanın nedeni bu bölgedeki damar içindeki kanın birikmesi sonucu deri rengini koyulaştıran hemosiderin denilen pigmentin birikmesi nedeniyledir.

    Burunun sık sık yukarı doğru silinmesi ile burun üstünde çizgilenme görülebilir. Burun kaşınması ve akıntı nedeniyle alerjik selam olarak bilinen burnun aşağıdan yukarı doğru silinme hareketi yapılır ki bu duruma “alerjik selam” denilir.

    Burun üstünde cilt kızarık olabilir. Gözlerde kızarma, göz kapaklarında şişme görülebilir.

    Burun içinde polip denilen şişlikler görülebilir. Bu de nefes almayı zorlaştırabilir. Polipler alerjik nezleli çocukların %5’inde görülür.

    6 aylık bebekte alerjik rinit bildirilmesine rağmen çoğunlukla klinik belirtilerin ortaya çıkmasından önce 2 veya daha fazla mevsim geçmesi gerekir. Bu nedenle genelde 2 yaşında büyük çocuklarda görülmektedir. Ancak alerjik nezle belirtileri olan 2 yaş altındaki çocuklar da alerjik nezle yönünden incelenebilir.

    Ergenlik döneminde de tek başına alerjik nezle belirtilerinin görülmesi pik yapmaktadır.

    Özellikle egzamalı bir çocukta peş peşe hapşırma, nezle ve gözlerde sulanma sık sık oluyorsa alerjik nezle yönünden araştırılmalıdır.

    ALERJİK NEZLENİN NEDENLERİ
    Genetik
    En önemli neden genetiktir. Ailede alerjik nezle veya astım veya diğer alerjik hastalığın olması alerjik nezle gelişmesi için önemli bir risk faktörüdür.

    Erkek çocuklarda alerjik nezle daha çok görülür
    Alerjik nezle erkek çocuklarda daha sık görülür.

    Alerji testi pozitif olanlarda alerjik nezle gelişime olasılığı yüksektir.
    Alerji testinde polen, ev tozu mite’ları gibi havada bulunan alerjenlere alerji saptanmışsa alerjik nezle gelişme olasılığı yüksektir. Ayrıca besin alerjisi saptanmışsa da alerjik nezle gelişmesi için bir risk oluşturur.

    Nemli ve küflü ortamlar alerjik nezle gelişme riskini artırır
    Nemli ve küflü bir ev ortamı da alerjik nezle gelişmesini artıran bir risk faktörüdür.

    Çocuğun doğduğu mevsim bahar ve yaz ayı ise alerjik nezle riski artar
    Bahar ve yaz aylarında doğan çocuklarda alerjik nezle gelişme riski daha yüksektir. Yeşil alanda yaşayanlarda veya hava kirliliğinin yoğun olduğu bölgede yaşayanlarda da alerjik nezle gelişme riski yüksektir.

    Alerjenler alerjik nezle riskini artırır
    Alerjenler alerjik nezle gelişmesinde çok önemlidir. En önemli tetikleyici faktör havada bulunan alerjenlerdir. Mevsimsel alerjik nezlede polenler önemli bir tetikleyiciyken yıl boyu alerjik nezle belirtileri olan çocuklarda ev tozu mite’ları, küfler, evcil hayvanlar ve hamamböcekleri önemli tetikleyicilerdir.

    Sigara dumanı alerjik nezle riskini artırır
    Sigara dumanına maruz kalma hem alerjik hastalığın şiddetini artırmakta hem de alerji gelişmesine katkıda bulunmaktadır.

    Hava kirliliği alerjik nezle riskini artırıyor
    Hava kirliliği alerjik nezle gelişmesinde önemli rol oynadığı düşünülmektedir.

    ALERJİK NEZLENİN TEŞHİSİ
    Alerjik nezle belirtileri olan bir çocuğun muayene bulguları tamamen normal olabilir. Burun üstünde çizgilenme, göz altlarındaki cildin koyulaşmanın olup olmadığına bakılmalıdır. Çok dikkatli bir öykü alınmalıdır.

    Alerji testi
    Alerjik nezle düşünülen çocuğa ciltten alerji testi yapılır. Neye alerji olduğu anlaşılır. Ayrıca alerji testiyle aşı tedavisi gerekip gerekmediği değerlendirilir.

    Alerji testi kaç yaşında yapılır?
    Ciltten alerji testi alerjik nezle için 1 yaşından itibaren yapılabilir. Alerji testi 1-2 aylıktan sonra yapılabilmesine rağmen alerjik nezleli çocuklarda 1 yaşından büyüklerde yapılması uygundur. Çünkü ev tozu mite’ları ve polenlere alerji gelişmesi için belirli bir süre geçmesi çocuğun bu alerjenlerle karşılaşması gerekir.

    Alerji testini hangi uzman yapmalıdır?
    Alerji testinin de bu konunun uzmanı olan çocuk alerji uzmanlarınca yapılması çok önemlidir. Çünkü bu testle teşhis konulmakta ve tedavi planlanmaktadır. Bu testler aşı yapılıp yapılmayacağına ve aşı yapılacaksa hangi alerjenlerle karışım hazırlanacağına karar verilmektedir. Bu nedenle bu konuda eğitim alan çocuk alerji uzmanlarınca yapılması gerekir. Aksi takdirde yanlış teşhisle 3-5 yıl gibi sürecek uzun soluklu tedavinin yanlış yapılmasıyla karşı karşıya kalabilirsiniz.
    Test sonucu kullanılan alerjenlerden de etkilenmektedir. Test uygulama tekniği, alerjenlerin kalitesi, test yapan hekimin çocuk alerji uzmanı olması gibi faktörlerle test sonucu değişebilmektedir.

    Alerji testi kandan mı ciltten mi yapılmalıdır?
    Kandan yapılan alerji testlerinin pahalı olması, geç çıkması ve cilt testine göre daha az sıklıkta pozitif olması nedeniyle ciltten alerji testi yapılması tavsiye edilir. Ayrıca kandan yapılan alerji testinde kullanılan cihazın kalitesi de test sonucunu etkileyebilir.

    Kanda alerji düzeyi (IgE) teşhiste önemli mi?
    Kandan bakılan IgE düzeyinin yüksek olması bize sadece alerji testinde alerji çıkma olasılığının yüksek olduğunu gösterir. Ancak IgE seviyesi yüksek olan çocuklarda alerji testinde alerji çıkmayabileceği gibi düşük seviyede olanlarda da alerji testinde alerji çıkabilir. Bu nedenle bu testin teşhiste yeri çok sınırlıdır.

    Nazal provakasyon testleri:
    Sadece araştırma amaçlı kullanılan bir testtir. Teşhiste şüpheli durumlarda yapılmaktadır.

    Nazal smear:
    Burun akıntısının incelenmesidir. Burun akıntısı boyama teknikleri ile incelenir. Eozinofili sayısı %10 üstünde ise alerjik nezle ihtimalini kuvvetlendirir.

    Sonuç olarak alerjik nezle teşhisi deneyimli hekimler tarafından alınan ayrıntılı öykü ve gerekli testler (alerji testleri ve duruma göre diğer testler) ile teşhis konulur.

    ALERJİK NEZLENİN TEDAVİSİ

    Alerjik nezle tedavisi korunma (Alerjik olunan alerjenlerden ve tetikleyicilerden korunma), ilaç tedavisi, immünoterapi (Aşı tedavisi), cerrahi, eğitim, tamamlayıcı tedaviden oluşmaktadır. Bir de alternative tedaviler vardır. Tedavide başarının sırrı alerji uzmanlarınca doğru tanı konup doğru tedavi yapılmasıdır. Öncelikle alerjik nezlenin ciddiyeti belirlenmeli ve hastalığın ciddiyetine gore tedavi düzenlenmelidir.

    1. Korunma Tedavisi
    Alerjik rinitte uygulanan korunma ile astımda korunma benzerdir. neye alerjisi varsa ona göre korunma uygulanmalıdır. Ev tozu mite alerjisi varsa mite’lara karşı korunma önlemleri almak gerekir. Polenlere alerji varsa polenlerden korunmak gerekir.

    2. İlaç Tedavisi
    * Hastanın şikayetlerine göre ve ciddiyete göre düzenleme yapılmaktadır.
    * Otrivine ve iliadin gibi ilaçlar en fazla 7 gün kullanılır. Bu süreden sonra etkisi kaybolur ve kullanmaya devam edilirse burun tıkanması daha fazla olm aya başlar.
    * Antihitaminiklerin hapşırma, burun kaşınması ve nezleye daha çok faydası olup burun tıkanmasına faydası fazla olmaz. 1 saat içinde etki başlar.
    * Uyku yapamayan 2. jenerasyon antihistaminiklerin belirgin bir yan etkisi yoktur.
    * Nazal steroidler ilaçlar doktor gözetiminde verilmelidir. Bu ilaçlar uzun süre kullanıldığında yan etkileri görülebilir.
    * Nazal steroidler baş ağrısı, bulantı ve kusma, tat ve koku duyusu kaybı, baş dönmesi, anaflaksi, ürtiker, anjioödem ve bronkospasm gibi nadiren yan etkiler görülebilir. Ayrıca burunda yanma ve sızlama (%5-10), hapşırma, sinüs konjesyonu, göz sulanması, boğaz irritasyonu, ağızda kötü tat, kanlı akıntı (%5), nasal septum perferasyonu görülebilmektedir. Bu nedenle doktor kontrolünde tedavi yapılmalıdır.
    * Montelukast ilaçlar 6 yaş altındaki bazı hastalarda uygulanabilmekle birlikte antihistaminiklere büyük üstünlüğü olmadığı için tavsiye edilmiyor.

    * İntranazal antikolinerjikler Aşırı burun akıntısı olanlarda kullanılır.

    3. Aşı tedavisi (İmmunoterapi)
    Çocuklarda etkilidir. Ciddi alerjisi olan ve bu alerji yapan alerjenlerle karşılaşınca şikayeti olanlarda aşı tedavisi önerilir. Polenlere ve ev tozu akarlarına karşı yapılan aşı etkilidir.

    Ağızdan damla şeklinde veya deri altına enjeksiyonla yapılır. Enjeksiyonla yapılan daha etkilidir. 5 yıl süreyle uygulanır. Kısa süreli ve uzun süreli uygulanan aşılar vardır. Hastalığı tamamen iyileştirdiği ve daha sonra astım gelişmesini engellediği için öneriyoruz.

    Alerjen verildiği için sadece alerji uzmanlarınca uygulanmalıdır. Alerjen verildiği için 30 dakika içinde ciddi alerjik şoka neden olabilir. Bu nedenle aşı yapıldıktan sonra 30 dakika gözlemde tutulur. Bunun dışında aşı yapılan bölgede şişlik olabilir. Şişlik olursa buz konulmalıdır.
    Etkisi 1 yılda ortaya çıkar. 1 yıl içinde faydası olmamışsa iptal edilir.

    4. Cerrahi Tedavi
    Fonksiyonları etkileyen septumun anotomik değişiklikleri, kronik sinüzit, tedaviye dirençli iki taraflı nasal poliposis ve ilaçlara dirençli inferior türbinat hipertrofisi gibi durumlarda ameliyat gerekebilir.

    5. Alternatif ve Tamamlayıcı Tedaviler

    Tamamlayıcı ve alternatif tedavi etkinliği şimdiye kadarki delillerle tam olarak desteklenmediği için rutin kullanıma girmemiştir. Kontrollü yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. Yan etkileri olabilir. Diğer ilaçlarla etkileşebilir

    Tamamlayıcı Tedaviler
    Bariyer tedavisi için buruna alerjenin girmesi engellenir. Bunun için nazal filtre, polen bloke eden kremler, selüloz toz, yüz maskesi ve gözlük, serum fizyolojikle burun ve sinüs yıkanması yapılabilir.
    Probiyotikler: Allerjik hastalık semptomlarına etkisi olabilir. Yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.

    Alternatif tedaviler
    Akapunktur: Akapunktur etkinliğini için yeterli delil olmamasından dolayı ve olası komplikasyonalarından dolayı önerilmiyor.
    Homeopati: Benzer benzeri tedavi eder homeopatinin temel yasasıdır. Kaliteli çalışmalarda; faydalı bulan ve faydasız bulan çalışmalar var. Yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.
    Şifalı bitkiler: Ciddi yan etkiler ve ilaç etkileşimleri olabileceği için ve rinit semptomlarına etkisi yetersiz olduğu için önerilmiyor.
    Rinofototerapi: Burun içine bir cihaz yardımıyla ışık verilerek yapılmaktadır. Faydalı bulan çalışmalarla birlikte rutin kullanıma girmemiştir.

    6. Eğitim
    Hastalara hastalığın yıl boyu veya tekrarlayıcı özellikleri, alerjen tetiklenmesinden kaçınması gerektiği, solunum yolları irritanları ve sigara içilmemesi gerektiği öğretilmelidir. Burun spreyin doğru bir şekilde kullanması öğretilmelidir.

    ALERJİK NEZLE İLE İLGİLİ EN SIK SORULAN SORULAR

    1- Alerjik nezle neden önemlidir?
    Alerjik nezle gemelde basite alınır ve doktora gidilmesine gerek olmadığı düşünülür. Ancak alerjik nezle önemlidir. Çünkü alerjik nezle iş ve okul performansını, öğrenme kabiliyetini etkiler.

    İş ve okul gitmemenin en büyük sebeplerindendir. Allerjik nezle ile astım, nazal polip, sinüzit, otitis media, alt solunum yolları enfeksiyonları, ve diş çürümeleri arasında ilişki vardır.

    Özellikle çocuklarda alerjik nezle ve astım birlikte görülme şansı yüksek olduğu için astım belirtileri yönünden de dikkatli bir şekilde incelenmelidir. Astımlı çocukların %75’inde alerjik nezle de vardır. Alerjik nezleli çocuklarda ise %20-40 oranında astım vardır.

    Alerjik nezle teşhisi konan ve astımı olmayan çocukların %20’sinde ilerde astım gelişme riski vardır.. Bu nedenle astım gelişmesinin de önlenmesi bakımından alerjik nezlenin tedavi edilmesi önemlidir.

    2- Alerjik nezle kaç çeşittir?
    Alerjik nezle sadece bahar aylarında görülüyorsa mevsimsel alerjik nezle, yıl boyu görülüyorsa devamlı (persistan) alerjik nezle adı almaktadır. Bu sınıflama günümüzde değişmiştir. Mevsimsel alerjik nezle aralıklı alerjik nezle ve devamlı alerjik nezle olarak sınıflanmaktadır. Devamlı alerjik nezlede belirtiler haftanın 4 gününden fazla olur ve 4 haftadan uzun sürmektedir. Alerjik nezlenin uykuyu, iş performansını etkilemesi ve günlük aktiviteleri etkileyip etkilememesine göre hafif, orta-ciddi olarak sınıflanmaktadır.

    3- Alerjik nezle için alerji testi kaç çeşittir?

    Alerjik nezle düşünülen çocuğa ciltten alerji testi yapılır. Neye alerji olduğu anlaşılır. Ayrıca alerji testiyle aşı tedavisi gerekip gerekmediği değerlendirilir.

    4- Alerjik nezle için alerji testini hangi uzman yapmalıdır?

    Alerji testinin de bu konunun uzmanı olan çocuk alerji uzmanlarınca yapılması çok önemlidir. Çünkü bu testle teşhis konulmakta ve tedavi planlanmaktadır. Bu testler aşı yapılıp yapılmayacağına ve aşı yapılacaksa hangi alerjenlerle karışım hazırlanacağına karar verilmektedir. Bu nedenle bu konuda eğitim alan çocuk alerji uzmanlarınca yapılması gerekir. Aksi taktirde yanlış teşhisle 3-5 yıl gibi sürecek uzun soluklu tedavinin yanlış yapılmasıyla karşı karşıya kalabilirsiniz.
    Test sonucu kullanılan alerjenlerden de etkilenmektedir. Test uygulama tekniği, alerjenlerin kalitesi, test yapan hekimin çocuk alerji uzmanı olması gibi faktörlerle test sonucu değişebilmektedir.

    5- Alerjik nezlede alerji testi kaç yaşında yapılır?

    Ciltten alerji testi alerjik nezle için 1 yaşından itibaren yapılabilir. Alerji testi 1-2 aylıktan sonra yapılabilmesine rağmen alerjik nezleli çcuklarda 1 yaşından büyüklerde yapılması uygundur. Çünkü ev tozu mite’ları ve polenlere alerji gelişmesi için belirli bir süre geçmesi çocuğun bu alerjenlerle karşılaşması gerekir.

    6- Alerjik nezle için alerji testi kandan mı ciltten mi yapılmalıdır?

    Kandan yapılan alerji tetslerinin pahalı olması, geç çıkması ve cilt testine göre daha az sıklıkta pozitif olması nedeniyle ciltten alerji testi yapılması tavsiye edilir. Ayrıca kandan yapılan alerji testinde kullanılan cihazın kalitesi de test sonucunu etkileyebilir.

    7- Alerjik nezle teşhisinde kanda alerji düzeyi (IgE) teşhiste önemli mi?

    Kandan bakılan IgE düzeyinin yüksek olması bize sadece alerji testinde alerji çıkma olsalığının yüksek olduğunu gösterir. Ancak IgE seviyesi yüksek olan çocuklarda alerji testinde alerji çıkmayabileceği gibi düşük seviyede olanlarda da alerji testinde alerji çıkabilir. Bu nedenle bu testin teşhiste yeri çok sınırlıdır.

    8- Alerjik nezleden korunma nasıl olur?

    Alerjik rinitin nedeni alerji testiyle belirlenir. Belirlenen alerjenin alerjik nezleyle ilişkisi araştırılır ve alerjik nezleye neden olduğu ortaya konursa o alerjenden korunmak gerekir. Örneğin ev tozu mite alerjisi varsa ev tozu mite’larına karşı önlem almak gerekir. Polenlere alerji saptanmışsa polenlere karşı önlem alınmalıdır. Küfe alerji saptanmışsa küflere karşı önlem almak gerekir.

    9- Alerjik rinit (Alerjik nezle) tedavisinde son gelişmeler nelerdir?

    Dekonjestanlar, nazal steroidler, antihistaminikler, mast hücre stalizörleri, lökotrien modifiye edici ilaçlar, antikolinerjikler, anti IgE ve antisitokin tedavileri uygulanabilmektedir. Hastanın şikayetlerine göre ve ciddiyete göre düzenleme yapılmaktadır..

    10- Burun tıkanması için kullanılan dekonjestanların zararı var mı?

    Otrivine ve iliadin gibi ilaçlar en fazla 7 gün kullanılır. Bu süreden sonra etkisi kaybolur ve kullanmaya devam edilirse burun tıkanması daha fazla olmaya başlar.

    11- Kortizonlu burun spreyleri güvenli midir?

    Bu tür ilaçlar kortizon içermesinden dolayı doktor gözetiminde verilmelidir. Bu ilaçlar uzun süre kullanıldığında yan etkileri görülebilir.

    12- Kortizonlu burun spreylerinin yan etkileri nelerdir?

    Baş ağrısı, bulantı ve kusma, tat ve koku duyusu kaybı, baş dönmesi, anaflaksi, ürtiker, anjioödem ve bronkospasm gibi nadiren yan etkiler görülebilir. Ayrıca burunda yanma ve sızlama (%5-10), hapşırma, sinüs konjesyonu, göz sulanması, boğaz irritasyonu, ağızda kötü tat, kanlı akıntı (%5), nasal septum perferasyonu görülebilmektedir. Bu nedenle doktor kontrolünde tedavi yapılmalıdır.

    13- Lokal alerjik nezle nedir?

    Alerjik nezle belirtileri olmasına rağmen alerji deri testleri veya kanda alerji testleri negatif olduğu durumda akla gelmelidir.Sadece burunda alerjiye eğilim olması durmuna “entopi” denir. Kesin teşhis buruna uygulanan provakasyon testleri ile yapılmaktadır.
    Lokal alerjik rinit teşhisinin konulması birçok alerjik nezleye benzeyen hastalıkların dışlanması ile konulmaktadır. Bu nedene de bu konuda eğitim almış ve deneyimli çocuk alerji uzmanlarınca konulması önemlidir.

  • KANSERLE MÜCADELEDE İLK ADIM: PSİKOLOJİK DESTEK

    KANSERLE MÜCADELEDE İLK ADIM: PSİKOLOJİK DESTEK

    1-7 Nisan Kanser Haftası… Kanser hastalığının yaygınlaşması nedeniyle günümüzde birçok kişi kanser ile mücadele ediyor. Hastalığın teşhisi ile birlikte hem ruhen hem de bedenen yaşanacak sorunlar da beraberinde geliyor. Kuşkusuz kanser hastalığında en önemli etkenlerden biri kişinin moralinin yüksek olması… Bu nedenle kanser hastalığının teşhisinin konulduğu andan itibaren tedavi bitimine kadar psikolojik güçlenme ve sosyal destek büyük önem taşıyor. Uzman Psikolog Seliyha Dolaşır, kanser hastalarında psikolojinin önemi ile ilgili bilgi verdi.

    Hasta İlk Evrede İnkar ve Öfke Duygularını Yaşıyor

    Kanser hastalığının psikolojik sağlık üzerine etkisi daha tanı aşamasında başlamaktadır. Kanser teşhisi konmuş her hasta, psikolojik bir travma yaşamaktadır. Ancak bu travmanın yoğunluğu; kişinin tehdit oluşturan durumlarla başa çıkma becerisi ve kanser riskini nasıl algıladığı ile doğru orantılıdır. Başlangıçta yaşanan belirsizlik hem hastada hem de ailesinde ciddi endişeler yaratmaktadır. Kanser teşhisi konulan kişiler genellikle “yaşam tehdidi içeren hastalıklara” uyum sürecinde görülen bir dizi psikolojik evreden geçmektedir. Bu evreler inkar, şok ve öfke aşamalarıdır. Bu evrelerin sağlıklı ve hızlı bir şekilde atlatılarak yerini; hastalıkla savaşma, tedaviye uyum gösterme ve umudun alması çok önemlidir. 

    Kanser Hastalığıyla Mücadele İçin Psikolojik Yıkımın Oluşması Engellenmeli

    Hastalığın varlığı kişinin kendisinde ve yakınlarının hayatında ciddi aksamalara yol açmaktadır. Bedensel bütünlüğün bozulması, sağlığın kaybolması, zorlu ve ağrılı bir tedavi süreci gerektirmesi, ölüm korkusu içermesi gibi etkenlerden dolayı maddi ve manevi birçok kayıplara neden olmaktadır. Tüm bunlar psikolojik bütünlüğü örseleyen durumlardır. Bu nedenle psikolojik yıkımın oluşması engellenerek, hastalığın kabullenilmesi, tedaviye uyumun sağlanması ve her zamankinden çok daha fazla psikolojik iyiliğin sağlanılması, kanser hastalığıyla mücadelede çok önemlidir. 

    Hasta ve Yakınlarında Kanser İle İlgili Yanlış İnanışlar En Aza İndirilmeli

    Medikal tedavi gerekliliklerinin yanı sıra; hasta ve yakınlarında kanser ile ilgili var olan yanlış inanışları en aza indirmek, tedavi başarısını engelleyecek olumsuz yargıları azaltmak, hastaların yaşam kalitesini artırmak, psikolojik iyiliğe katkıda bulunmak, ailelerini ve yakınlarını desteklemek çok önemlidir. 

    Yetersiz Psikolojik Destek Hastada Depresif Belirtilere Yol Açıyor

    Kanser hastalarında tanının konmasıyla birlikte görülen en sık psikolojik tepkiler; düşmanlık, kızgınlık ve öfke gibi duygular da artıştır. Ancak yeterli psikolojik destek alınmadığı koşulda bu belirtiler bir süre sonra kendini depresif belirtilere bırakmaktadır. Depresyon, kanser hastalarında en sık görülen tepki biçimidir. Uykusuzluk, yemeden içmeden kesilme ve ciddi düzeyde içe çekilme ile kendini göstermeye başlar. Bu durum zaten fazla olan hastalığın yükünü daha da arttırmakta ve tedavi sürecine uyumu zorlaştırmaktadır. Ayrıca tedavinin her aşamasında ayrı ayrı ortaya çıkan psikolojik sıkıntıların üzerine eklenmesiyle kişi çok daha yoğun bir travma yoğunluğunun içine girebilmektedir. Bu nedenle hastaların ve yakınlarının kanserin her evresinde (tanı- tedavi- tedavi sonrası- nüks- ilerleme gibi) ruh sağlığı profesyonellerinden yardım alması önemlidir. 
     

    KANSERLE MÜCADELEDE İLK ADIM: PSİKOLOJİK DESTEK

    1-7 Nisan Kanser Haftası… Kanser hastalığının yaygınlaşması nedeniyle günümüzde birçok kişi kanser ile mücadele ediyor. Hastalığın teşhisi ile birlikte hem ruhen hem de bedenen yaşanacak sorunlar da beraberinde geliyor. Kuşkusuz kanser hastalığında en önemli etkenlerden biri kişinin moralinin yüksek olması… Bu nedenle kanser hastalığının teşhisinin konulduğu andan itibaren tedavi bitimine kadar psikolojik güçlenme ve sosyal destek büyük önem taşıyor. Uzman Psikolog Seliyha Dolaşır, kanser hastalarında psikolojinin önemi ile ilgili bilgi verdi.

    Hasta İlk Evrede İnkar ve Öfke Duygularını Yaşıyor

    Kanser hastalığının psikolojik sağlık üzerine etkisi daha tanı aşamasında başlamaktadır. Kanser teşhisi konmuş her hasta, psikolojik bir travma yaşamaktadır. Ancak bu travmanın yoğunluğu; kişinin tehdit oluşturan durumlarla başa çıkma becerisi ve kanser riskini nasıl algıladığı ile doğru orantılıdır. Başlangıçta yaşanan belirsizlik hem hastada hem de ailesinde ciddi endişeler yaratmaktadır. Kanser teşhisi konulan kişiler genellikle “yaşam tehdidi içeren hastalıklara” uyum sürecinde görülen bir dizi psikolojik evreden geçmektedir. Bu evreler inkar, şok ve öfke aşamalarıdır. Bu evrelerin sağlıklı ve hızlı bir şekilde atlatılarak yerini; hastalıkla savaşma, tedaviye uyum gösterme ve umudun alması çok önemlidir. 

    Kanser Hastalığıyla Mücadele İçin Psikolojik Yıkımın Oluşması Engellenmeli

    Hastalığın varlığı kişinin kendisinde ve yakınlarının hayatında ciddi aksamalara yol açmaktadır. Bedensel bütünlüğün bozulması, sağlığın kaybolması, zorlu ve ağrılı bir tedavi süreci gerektirmesi, ölüm korkusu içermesi gibi etkenlerden dolayı maddi ve manevi birçok kayıplara neden olmaktadır. Tüm bunlar psikolojik bütünlüğü örseleyen durumlardır. Bu nedenle psikolojik yıkımın oluşması engellenerek, hastalığın kabullenilmesi, tedaviye uyumun sağlanması ve her zamankinden çok daha fazla psikolojik iyiliğin sağlanılması, kanser hastalığıyla mücadelede çok önemlidir. 

    Hasta ve Yakınlarında Kanser İle İlgili Yanlış İnanışlar En Aza İndirilmeli

    Medikal tedavi gerekliliklerinin yanı sıra; hasta ve yakınlarında kanser ile ilgili var olan yanlış inanışları en aza indirmek, tedavi başarısını engelleyecek olumsuz yargıları azaltmak, hastaların yaşam kalitesini artırmak, psikolojik iyiliğe katkıda bulunmak, ailelerini ve yakınlarını desteklemek çok önemlidir. 

    Yetersiz Psikolojik Destek Hastada Depresif Belirtilere Yol Açıyor

    Kanser hastalarında tanının konmasıyla birlikte görülen en sık psikolojik tepkiler; düşmanlık, kızgınlık ve öfke gibi duygular da artıştır. Ancak yeterli psikolojik destek alınmadığı koşulda bu belirtiler bir süre sonra kendini depresif belirtilere bırakmaktadır. Depresyon, kanser hastalarında en sık görülen tepki biçimidir. Uykusuzluk, yemeden içmeden kesilme ve ciddi düzeyde içe çekilme ile kendini göstermeye başlar. Bu durum zaten fazla olan hastalığın yükünü daha da arttırmakta ve tedavi sürecine uyumu zorlaştırmaktadır. Ayrıca tedavinin her aşamasında ayrı ayrı ortaya çıkan psikolojik sıkıntıların üzerine eklenmesiyle kişi çok daha yoğun bir travma yoğunluğunun içine girebilmektedir. Bu nedenle hastaların ve yakınlarının kanserin her evresinde (tanı- tedavi- tedavi sonrası- nüks- ilerleme gibi) ruh sağlığı profesyonellerinden yardım alması önemlidir. 

  • DEPRESYON KRONİK YORGUNLUK SENDROMUNA YOL AÇIYOR

    DEPRESYON KRONİK YORGUNLUK SENDROMUNA YOL AÇIYOR

    Günümüzde yaygın hastalıklardan biri olan Kronik Yorgunluk Sendromuna fiziksel belirtilerin yanı sıra ruhsal sorunlar da yol açıyor. Daha çok kadınlar ve üst düzey yöneticilerde görülen kronik yorgunluk sendromu çocuklarda da görülebiliyor.Altı ay ve üzeri süren kronik yorgunluk sendromu kısa süreli hafıza ve konsantrasyon kaybına da yol açıyor.

    Uzman Psikolog Seliyha Dolaşır, kronik yorgunluk sendromu ve bununla baş edebilme yolları hakkında bilgi verdi.

    En çok İş Gücü Kaybının Görüldüğü Hastalıklar Arasında

    Kronik yorgunluk sendromunu aralıksız en az altı ay süren yorgunluk halinin dışında; bellek ve konsantrasyonda bozulma, boğaz ağrısı, kas ağrısı, çoğul eklem ağrısı, daha önce kişi tarafından bilinmeyen baş ağrısı, dinlendirmeyen uyku ve egzersiz sonrası bitkinlik halinin tabloya eşlik etmesiyle oluşan bir sendromdur. Bu tabloyu açıklayacak başka ağır bir fizik hastalığının olmaması gerekir.Tablonun en çok psikiyatrik hastalıklarla birlikte görüldüğü bir gerçektir. Özellikle depresyon ve anksiyete bozukluğu olan hastalar kronik yorgunluk sendromu açısından da risk altındadır. Kronik Yorgunluk Sendromu hastalarında; beceri isteyen işlerde yavaşlama, planlama, organizasyon ve problem çözme gibi yeteneklerde gerileme vardır. Bunların yanında dikkat kusuru, konsantrasyon düşüklüğü, karar vermede zorluk gibi bulgular görülür. Tüm bu özellikleriyle kronik yorgunluk sendromu, birçok ülkede iş gücü kaybı yapabilen hastalıklar arasında yer almaktadır.

    Kısa Süreli Hafıza Kaybına Yol Açıyor

    Hastalığın en önemli belirtisi yeni veya bilinen bir zamanda başlayan, devam eden bir fiziksel aktivite sonucu olmayan, istirahatle hafiflemeyen, iş, eğitim, sosyal ve özel yaşam aktivitelerinde belirgin azalmaya yol açan bir yorgunluğun olmasıdır. Bu belirtilere kısa süreli hafıza ve konsantrasyon kaybı, boğaz ağrısı, lenf bezlerinde hassasiyet, kas ağrısı, yeni oluşan şekil değiştiren veya ciddileşen baş ağrısı, uyku bozukluğu, yapılan bir iş sonrası 24 saatten fazla sürede geçen kırıklık eşlik etmektedir.

    Kadınlar ve Üst Düzey Yöneticiler Risk Altında

    Kronik Yorgunluk Sendromu daha çok genç erişkin kadınlarda görülmekle birlikte, stres düzeyi yüksek olan işlerde görev yapan üst düzey yöneticilerde ve mükemmeliyetçi kişilik özelliklerine sahip insanlarda daha yaygındır.

    Stresle Baş Etmeyi Öğrenmek ve Egzersiz Yapmak Önemli

    Hastalığın tedavisinde immunolojik tedavi, uyku tedavisi ve antidepresan ilaç tedavilerinin dışında farmakolojik bir tedavi yöntemi olmayan bilişsel davranışçı terapi (BDT) önem kazanmaktadır. Bilişsel Davranışçı Psikoterapinin prensipleri çoğunlukla rehabilitasyon temel prensipleriyle yakından ilişkilidir. Hastaların kendi hastalığıyla ilgili inanç̧ ve düşüncelerinin yanı sıra bununla nasıl başa çıkacaklarının ayrıntılı analizine dayanmaktadır. Burada hedef, hastanın hangi düşünce ve davranışlarının semptomları artırdığının saptanmasıdır. Ayrıca stresle baş etme yöntemlerinin öğrenilmesi, mükemmeliyetçi kişilik özelliklerine yönelik farkındalık artırarak bu özelliklerle esneklik kazandırılması, gevşeme ve relaksasyon eğitimi gibi çok çeşitli müdahaleler de Bilişsel Davranışçı Tedavinin prensipleri çerçevesinde tedavide yer almaktadır. Tedavi sürecine ek katkı olarak bu kişilerin aileleri ve varsa çocuklarıyla da konuşulup değerlendirilmeli, bu konuda onlara da destek verilmelidir.

    Önemli bir konuda Kronik Yorgunluk Sendromunda teorik olarak hastalar için aktivite yapmamak yararlıymış gibi görünmesine rağmen, hafif aerobik egzersizler hastanın ağrılarını azaltarak günlük yaşam aktivitelerini artırmaktadır. Egzersiz tedavisi en fazla 30 dakika ve hastanın yorgunluk ve diğer semptomlarına göre günlük 1-2 dakika artırılacak şekilde yapılmalıdır.

    Çocuklarda Altı Ay ve Üzeri Süren Kronik Yorgunluk Önemsenmeli

    Özellikle ergenlik döneminde ve çocuklarda,altı ay ve üzeri süren bir yorgunluk mevcutsa bu kişilerin aile ve öğretmenleri ile görüşülmelidir. Görüşme sonucundaki bilgiler doğrultusunda çocuğa psikolojik ve sosyal destek vermenin tedavide önemli bir yeri vardır. Bu genç̧ vakaların tedaviye iyi yanıt verip 2-4 yıl içinde iyileştikleri ve erişkinlerden daha iyi tedavi süreci gösterdikleri belirtilmiştir.

  • Çocuğunuzdaki dikkat eksikliğinin sebebi tıkalı burnu olabilir

    Çocuğunuzdaki dikkat eksikliğinin sebebi tıkalı burnu olabilir

    Burun tıkanıklığı çocuğun bütünsel sağlığını ve yaşamın kalitesini derinden etkiliyor!

    Burnu tıkalı çocuk; rahat nefes alamadığı için gece boyu rahat uyuyamıyor. Sabahları baş ağrısı, huzursuzluk ve gerginlikle uyanıyor. Bundan dolayı çevresi ile uyum sorunları yaşamaya, davranış bozuklukları sergilemeye ve okulda konsantrasyon güçlükleri çekmeye başlıyor. Bu tablodaki çocuklar hiperaktivite yani dikkat eksikliği tanısıyla tedavi görmeye başlıyor, oysaki sorun dikkat eksiliği değil, burun tıkanıklığıdır.

    Burundan sorunsuz bir şekilde nefes alabilmenin yetişkinler için olduğu kadar çocukların sağlıklı bedensel ve ruhsal gelişimleri ve de yaşam kaliteleri içinde çok büyük önem taşıdığı bilinen bir gerçekteir. Çocuklardaki burun tıkanıklığının en önde gelen nedeni alerjik nezledir. Burnun ısıtıcı, nemlendirici ve partikülleri temizleyici rolü solunum yolu enfeksiyonlarına daha az yakalanmayı sağlamakta olup, özellikle mikroplarla ilk kez temas etmeye başlayan okul ve yuva çağındaki çocuklarda sağlıklı nefes alabilmek çok daha büyük önem taşımaktadır.

    Burnu Tıkalı Çocuk, Çevresi ile Uyum Sorunları Yaşıyor

    Burnu tıkalı olan çocukta zamanla uyku apnesi görülmeye başlamaktadır. Uykusunda huzursuz, horlayan, iç çeken çocuğun zaman zaman nefes almaya ara verdiği gözlenir. 20 saniyeden başlayıp 40-60 saniyeye uzayabilen bu nefes almama süreçlerinin ardından vücut oksijensiz kalır. Beyin hafifçe uyanıklık haline geçerek vücuda nefes alması için alarm verir ve çocuk aniden derin bir nefes alır. Bu süreçler gece boyunca yüzlerce kez tekrarlanır ve çocuğun uyku kalitesi bozulur. Gece boyu rahat uyuyamayan ve terleyen çocuk, sabahları baş ağrısı ile uyanır. Gündüz uykulu ve yorgun olur. Gün içinde derslerine konsantre olamaz, ders başarısı düşer. Etrafına karşı davranış bozuklukları sergiler. Hiperaktiftir. Bu durum birçok kez hiperaktivite, dikkat eksikliği bozukluğu tanısıyla tedavi edilir.

    İdrarını Tutmayan Çocuk Davranış Bozukluğu Sergiliyor

    Uyku apsesinden dolayı gece boyu terleyen çocuğun geceleri idrarını tutamamaktadır. Daha önce idrarını tutabilen çocuk gece altını ıslatmaya başlayınca; davranış bozuklukları sergileyeme başlar ve psikolojik açıdan takibe alınır. Ancak aslında ana sorun burun tıkanıklığıdır.

    Alerjik Nezle Tedavi Edilmeden Bademcik Ve Geniz Eti Ameliyatı Olan Her 4 Çocuktan Birinde Geniz Eti Tekrar Büyüyor Ve Şikayetler Yeniden Başlıyor.

    Alerjik nezlede tekrar eden enfeksiyonlar çoğu kez geniz eti ve bademcik büyümesi ile sonuçlanmaktadır. Cerrahi operasyonlarla geçici çözümler üretilse de alta yatan alerjik neden tedavi edilmediği müddetçe 4 çocuktan birinde şikayetlerin tekrarlaması mümkündür.

    Çocuklarda Alerji tedavisinin bir bütün olarak yapılması gerekmektedir. Sorumlu alerjinin saptanmasının ardından kökten çözüm dilaltı aşı tedavisi ile mümkündür. Tedavi sonucu burnu açılan çocuğun uyku kalitesi düzelir, uyku kalitesi düzelen çocuğun okul başarısı yükselir, gece uykuda büyüme hormonu salgısı artacağından büyümesi hızlanır.