Etiket: Tedavi

  • Allerjik bronşit mi? Astım mı?

    Kışın soğuk günlerinin gelmesiyle birlikte çocuklarda özellikle okul çağındaki çocuklarda ve yine özellikle okulun yada ana okulunun ilk yılındaki çocuklarda tekrarlayan öksürük, hırıltı, hışıltı ve nefes darlığı gibi bulguların görülmesi dikkati çekmektedir. Bu tür yakınmaları olan çocuklar ebeveynleri tarafından doktora götürülürler. Yapılan muayene ve tetkiklerde elde edilen bulgulara göre çocuklardan astım tanısı alanlar olur. Bunlardan özellikle alerji testleri pozitif bulunanlar alerjik bronşit olarak değerlendirilirler. Bir kısmına ise sadece bronşit tanısı konulur. Aslında tekrarlayan yada haftalarca süren atakları olan çocukların hastalıkları farklı isimler ile anılsa da aynı klinik yapı içinde değerlendirilir.

    Astım dünyada en sık görülen kronik çocukluk çağı hastalığıdır. Ülkemizde de sıklığı % 8-10 arasında değişmektedir. Başka bir deyişle, ortalama her 10 çocuktan biri hayatının bir devresinde astım yakınmaları göstermektedir.

    Aşağıdaki bulgular astım tanısını düşündürmelidir;

    Çocukta tekrarlayan hırıltı, hışıltı, öksürük bulunması

    Yada uzun süre devam eden hırıltı, hışıltı, öksürük bulunması

    Solunum alerjenlerine alerji tesbit edilmesi

    Gece yada sabah artan öksürük

    Hareket ile artan öksürük

    Aşırı terleme ve sonrasında öksürük ortaya çıkması

    Nefes darlığı ataklarının bulunması

    Çocukta besin alerjisi öyküsü bulunması

    Çocukta atopik dermatit öyküsü bulunması

    Ailede alerjik hastalık bulunması

    Ailede astım bulunması

    Allerjenlerden korunma tedbirleri uygulandığında yanıt alınması

    Astım tedavisine yanıt alınması

    Bu gibi durumlarda küçük yaştaki çocuklarda klinik tanı konularak tedaviye başlanır. Daha büyük çocuklarda basit yada kapsamlı solunum testleri yapılarak astım tanısı konur. Testlerde solunumla alınan alerjenlere duyarlılık saptanan çocuklarda alerjik bronşit terimi kullanılır. Allerji tespit edilemeyen bir kısım çocukta ise astım terimi kullanılır. Gerçekte de astımlı çocukların % 85 kadarında alerjik astım vardır, % 15 kadar çocukta ise astım bulguları olmasına rağmen alerjik duyarlılık gösterilemez. Bu durumdaki olgularda alerjik olmayan astım tanısı konur. Sonuç olarak temelde bronşit ve alerjik astım aslında aynı klinik tabloyu ifade etmektedir.

    Allerjik astımı olan çocuklarda ev tozu akarları, polenler, küf sporları gibi solunum yoluyla alınan alerjenler ve solunum yollarını uyaran viral solunum yolu enfeksiyonları, keskin kokular, sigara dumanı gibi tetikleyici etkenler bulguların ortaya çıkmasında etkilidir. Sadece tetikleyicilerin etkili olduğu alerji tesbit edilemeyen çocuklarda ise tetikleyiciler astım ataklarını başlatmaktadır.

    Astımda uygulanacak tedavinin ilk basamağı alerjenlerden ve tetikleyicilerden kaçınmadır. Astım bulguları kontrol altına alınabilir ve astımlı çocuk tedavide biraz dikkatli davranıldığında yaşıtlarının yaptığı her türlü aktiviteyi yapabilecek hale gelir.

    Uygun tedavi yöntemi çocuğunuzu normal yaşantısına döndürebilir.

    Tedavinin amacı hastalığın kontrol altına alınmasını sağlamaktır.

    Kontrol altına alınmayı takiben hastalara öncelikle yüzme olmak üzere düzenli spor yapmaları önerilmelidir.

    Prof.Dr.Nihat Sapan – Çocuk Allerji Uzmanı

  • Bronşial astım

    Bronşial astım (veya kısaca Astım) alt solunum yollarının yani bronşların kronik (müzmin, süreğen) hastalığıdır.
    Astım, bulaşıcı bir hastalık değildir ancak genetik temeli olan bir hastalıktır. Yani, anne veya babada astım varsa çocuklarda da astım olma olasılığı çok yüksektir.

    Belirtileri genellikle aralıklı olarak oraya çıkar. Birkaç gün ile birkaç hafta devam eder ve sonra belirtiler düzelir. Belirtilerin düzelmesi hastalığın düzeldiği anlamına gelmez. Çünkü özellikle hastanın düzenli takibi ve tedavisi yapılmıyorsa uygun şartlarla karşılaşıldığında belirtiler mutlaka tekrar ortaya çıkacaktır.
    Birçok etken Astımlı çocuklarda hastalık belirtilerini ortaya çıkarabilir. Bu etkenlerin başında nezle, grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonları ve allerjenler gelir.
    Astım tedavisi aylar-yıllar alabilen uzun süreli bir tedavidir ve düzenli aralıklarla hekim takibi çok önemlidir.

    Astım belirtileri
    • Hışıltı
    • Öksürük
    • Nefes darlığı
    • Göğüste sıkışma hissi
    Bu belirtiler devamlı olarak yoktur. Belirli aralıklarla ortaya çıkar. Bazı hastalarda birkaç haftada bir bazı hastalarda birkaç ayda bir belirtiler oluşur. Belirtilerin olmadığı dönemlerde bir sorun yokmuş gibidir. Astımlı çocuklar bu ara dönemlerde oyun oynama, merdiven çıkma, hızlı yürüme, koşma gibi bazı fiziksel aktiviteleri astımı olmayan arkadaşları kadar iyi yapamasalar bile genellikler sağlıklı görünürler. Hatta bu durum bazı aileler tarafından hastalığın düzeldiği şeklinde yorumlanır ve ilaçlar kesilip hekim kontrolünden çıkılır.

    Hangi çocuklarda Astım düşünülmeli?
    • Şikayetlerin devamlı değil, aralıklarla ortaya çıkması,
    • Hışıltının sık tekrarlaması,
    • Oyun oynama, merdiven çıkma, hızlı yürüme, koşma gibi aktivitelere bağlı öksürük veya hışıltı oluşması,
    • Özellikle geceleri nöbetler halinde kuru öksürük olması,
    • Belirtilerin daha çok geceleri veya sabahları ortaya çıkması veya var olan belirtilerin bu saatlerde daha da kötüleşmesi,
    • Belirtilerin yılın her döneminde oluşabilmesi,
    • Belirtilerin 3 yaşından sonra da devam etmesi veya 3 yaşından sonra ortaya çıkması,
    • Soğuk algınlığının hızla göğse inmesi veya 10 günden uzun sürmesi,
    • Allerjenler (Ev tozu akarları, polenler, hayvan tüyü, küf, hamamböceği), soğuk hava veya kuru hava solunması, egzersiz, ağlama, gülme, sigara dumanı, aerosoller, parfümler, saç spreyleri, hava kirliliği, odun-kömür dumanı, temizlik malzemeleri, nezle-grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonları ve stres gibi etkenler ile belirtilerin ortaya çıkması, durumunda, Astım düşünülmeli

    Astım teşhisi
    Astım teşhisi için kullanılan en değerli yöntem, hastalığın hikayesidir. Yani, doktorlar anne-babalardan ve çocuğun kendisinden hastalığın belirtilerini ayrıntılı olarak sorup öğrenmeye çalışırlar. Bu sorgulama ne kadar doğru yapılırsa, astım teşhisi koymak da o kadar kolaylaşır. Bu nedenle, özellikle anne-babalar hastalıkla ilgili sorulan sorulara sıkılmadan, doğru ve net cevaplar vermelidirler.
    Küçük çocuklarda hastalığın hikayesi kadar çocuğun hasta iken hekim tarafından görülmesi ve astım tedavisine alınacak cevap da büyük önem taşır. Çünkü özellikle küçük çocuklarda Astımdan başka birçok hastalık da Astım belirtileri ile aynı belirtileri oluşturur ama sadece astımlı çocuklardaki belirtiler Astım tedavisi ile düzelir. Astıma benzeyen diğer hastalıkların belirtileri ise astım tedavisi ile düzeltilemez. Bu farkı ancak bir hekim anlayabileceği için, çocuğun mutlaka belirtilerin ortaya çıktığı dönemde hekim tarafından görülmesi sağlanmalıdır.
    Astım teşhisinde kullanılabilen en önemli test ise solunum testidir. Ancak, solunum testi büyük çocuklarda yapılabilen bir testtir. Özellikle altı yaşından küçük çocuklarda kullanılamaz.
    Allerji testleri ise teşhise yardımcı olarak kullanılabilen bir yöntemdir. Toplumda, allerji olmadan astım da olmaz gibi bir anlayış geliştiği için, allerji testleri negatif çıkan birçok astımlı çocukta astım teşhisi ve tedavisi gecikir.
    Sonuç olarak, hastaya uygun yöntemlerin kullanılmadığı durumlarda astımlı hastaların teşhisi ve dolayısıyla tedavisi gecikebilir. Bazen de çocukta astım olmadığı halde astım teşhisi konulabilir ve bu çocuklar gereksiz yere uzun süreli ilaç kullanabilirler.

    Astım nasıl tedavi edilir?
    Astım kronik bir hastalık olduğuna göre, tedavisi de uzun süreli olmalıdır. Tedavinin ilk aşaması, anne-babaların çocuklarının astım olduğunu kabullenmelidirler. Bu aslında tedavinin ilk aşamasıdır. Bunun yanında, astımın korkulacak bir hastalık olmadığı ama önemli ve ciddi bir hastalık olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Astım tedavisinde amaç çocuğu şikayetsiz hale getirmek ve günlük aktivitelerini astımsız yaşıtları düzeyinde yapabilmesini sağlamaktır. Bu, hemen sağlanabilen bir durum değildir. Her çocuğun astım şiddeti birbirinden farklı olduğu için kullanılacak ilaçlar ve ilaç dozları da birbirinden farklıdır. Bazı çocuklarda belirtilen düzeyde kontrol birkaç ay içinde sağlanabilirken bazı çocuklarda bu süre çok daha uzun olabilir. Bu nedenle, anne-babalar ve çocuklar özellikle tedavi süreleri açısından sabırlı olmalı, en geç 2-3 ayda bir mutlaka kontrole gitmeli ve tedaviyi başlatan doktordan habersiz ilaçlarını bırakmamalıdırlar. Burada belirtilmesi gereken bir durum da, hastaların bir kısmının belirtiler düzeldi diye hastalığın da düzeldiğini zannederek ilaç kullanmayı bırakmalarıdır. Tekrar belirtmek gerekirse astım, kronik bir hastalık olması nedeniyle tedavisi de uzun sürelidir, belirtilerin düzelmesi hastalığın düzeldiğini göstermez, tedavide kullanılacak ilaçlara, tedavinin süresine ve ne zaman kesileceğine ancak bir uzman hekim karar verebilir ve hastalar mutlaka belirli aralıklarla düzenli olarak kontrollerine gitmelidirler.
    Tedavide kullanılan ilaçlar 2 gruptur:
    1. Kronik iltihabı azaltan ilaçlar: Bunlar içinde en etkili olanları kortizonlu ilaçlardır. Kortizonlu astım ilaçları bazı araç-gereçler yardımıyla kullanılabilen sprey veya toz şeklindeki ilaçlardır. Her hasta için de farklı bir araç-gereç gereklidir. Diğer grup ilaçlar ise toz veya hap şeklinde alınabilen, kortizon içermeyen, bazı hastalarda etkili bir tedavi sağlayabilen ilaçlardır. Hangi hastada, hangi tür ilacın, eğer kortizonlu ilaç gerekiyorsa hangi araç-gereç yardımıyla ve ne kadar süreyle kullanılabileceğine en doğru şekilde hekim karar verebilir.
    2. Bronş genişletici ilaçlar: Atak dönemlerinde, belirli bir süre kullanılan ilaçlardır. Hekim tavsiyesi dışında, kontrolsüz kullanımları önemli yan etkiler oluşturabilir.
    Astım tedavisinde aşı uygulamaları da yapılabilir. Aşı tedavisi 3-5 yıl süren, zahmetli, pahalı ve bazen çok çok ciddi yan etkileri olabilen bir yöntemdir. Üstelik astımlı hastaların ancak bir kısmında işe yarayabilir.

  • Allerjiye nasıl tanı konur?

    Allerjik hastalıkların çoğu uzun süreli tedavi gerektirir ve başarılı bir tedavi için hasta uyumu ve başarılı bir hasta-doktor ilişkisi şarttır.

    Allerjik hastalıkların tedavisinde birçok yöntem birlikte kullanılır. Bu yöntemleri ana başlıklar halinde ağıdaki gibi özetleyebiliriz.
    Uzaklaştırma:
    • Uzaklaştırılabilen allerjenler (akarlar, hayvan allerjenleri, hamamböceği, besinler, küf mantarları, vb) için doktorun önerdiği biçimde önlemler almalıyız.
    Desensitizasyon (Aşı tedavisi):
    • 3-5 yıl süren uzun, zahmetli ve çok pahalı bir yöntemdir.
    • Bazı allerjik hastalıklarda ve allerji tiplerinde çok etkilidir. Örnek: Arı allerjisi, mevsimsel allerjik nezle.
    • Bazılarında ise etkisi daha düşüktür veya yoktur. Örnek: Besin ve ilaç allerjileri, Atopik dermatit (Egzema)
    İlaç tedavisi:
    • Burada ayrıntılı olarak bahsedilmemiştir. Allerjik olayı oluşturan mekanizmaları veya ortaya çıkan belirtileri önlemeye yönelik ilaçlar kullanılır. Bu ilaçlar genel olarak antihistaminler (allerji şurupları veya hapları), bronş genişleticiler ve kortizonlu ilaçlardır. Yeni kullanıma sunulan ve birkaç yıl içinde kullanılmaya başlayacak olan çok sayıda ilaç da vardır. Bu konudaki en geniş bilgileri doktorunuzdan öğrenebilirsiniz.
    • Özellikle astım tedavisinde sprey şeklinde kullanılan birçok ilacın birbirinden farklı kullanım yöntemleri vardır. Her hasta için farklı bir ilaç, cihaz ya da kullanım yöntemi gerekebilir. Hangi hastaya hangi ilacın hangi yöntemle uygulanması gerektiğine en doğru biçimde doktorunuz karar vermelidir.
    • Allerjik hastalıkların tedavisi çoğu zaman çok uzun süreler gerektirir. Reçete edilen ilaçların önerilen doz ve sürelerde kullanılmasına dikkat edilmelidir.
    • Düzenli aralıklarla doktor kontrolüne gidilmeli, doktor önerisi olmadan ilaçlar asla kesilmemelidir. Yetersiz veya düzensiz ilaç kullanımı ile hastalık tedavi olmayacağı gibi, daha da ilerleyip tedavisi güç hatta imkansız hale gelebilir.
    Eğitim:
    • Hastalık ve etkenleri, ilaçların etkileri, yan etkileri ve ilaç kullanım yöntemleri her kontrolde hasta ve doktor tarafından belirli aralıklarla gözden geçirilmelidir.

    Her an sayısız yabancı maddeyi soluyoruz, yutuyoruz, dokunuyoruz. Bu maddelerin büyük kısmı allerjiye neden olabilir. Bu nedenle allerjik olduğumuz maddelerin tespiti bazen çok zor olabilir.
    Allerji tanısında kullanılan yöntemler:
    • Hasta hikayesi: Hastalıkların teşhisinde kullanılan ilk ve en önemli aşamadır. Doğru alınan bir hikaye ile allerjik hastalıkların çoğuna tanı koymak mümkündür. Hastalığın bütün özellikleriyle ilgili sorulara cevap aranır.
    • Muayene: Allerjik hastalıklara ait belirtilerin varlığı araştırılır. Allerjik hastalıklarda genellikle etkilenen organ ve dokular olan deri, burun, göz, akciğerler ve mide-barsak sistemi başta olmak üzere tam bir muayene yapılmalıdır.
    • Deri testleri: Her yaşta yapılabilir. Yüzeysel, derin ve yama testleri kullanılır. Bunlar içinde en pratik olanı ve sık kullanılanı yüzeysel deri testidir (prick test).

    Deri testleri mutlaka bir allerji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Deri testleri, en çok uygulanan ve sonuçları en hatalı şekilde değerlendirilen allerji testlerinin başında gelir. Pozitif çıkan her sonuç hastada allerjik hastalık olduğu anlamına gelmez. Test ile hastalık belirtilerinin bağdaştırılması ancak bir uzman tarafından yapılabilir.
    • Kan testleri: Deri testlerine yakın sonuçlar vermekle birlikte pahalı ve sonuçlanması zaman alıcı testlerdir. Deri testlerinin yapılmasının mümkün olmadığı hastalarda kullanılabilir.
    • Yükleme testleri: En kesin yöntemdir. Hastanın allerjik olduğu madde ile belli aralıklarla ve giderek artan dozlarda hastaya uygulanır. Örneğin, besin allerjisi olduğu düşünülen hastaya söz konusu besin, çok düşük dozlardan başlayarak giderek artan miktarlarda yedirilir. Zor, zaman alıcı ve bazen tehlikelidir. Mutlaka hastanede ve bir allerji uzmanının denetiminde yapılmalıdır. Bronşial, egzersiz, burun, ilaç, besin yükleme testleri gibi tipleri vardır.

  • Çocuklarda üriner sistem infeksiyonlarına dikkat !

    Çocuklarda üriner sistem infeksiyonlarına dikkat !

    Üriner sistem, vücutta idrarı yapan ve vücut dışına taşıyan bir sistemdir. Böbrek, mesane ve onları birbirine bağlayan tüpleri içerir. Bakterilerin üriner sisteme girmesiyle infeksiyonlar meydana gelir.

    Üriner sistem infeksiyonları, genellikle kolay tedavi edilir. Ancak tedavi edilemezse, özellikle altta yatan bir anomali varsa sepsis adı verilen tüm vücutta yaygın infeksiyonlara yol açabilir.

    Barsaklarda yaşayan bakteriler, dışkı aracılığıyla üretra adını verdiğimiz bölüme ulaşırsa ( idrarı mesaneden dışarı atan bölüm ) kolaylıkla mesane ve böbreğe ulaşabilir.

    Bebekler ve küçük çocuklarda ciddi bir semptom olmadan da görülebileceği gibi aşağıdaki semptomlara da neden olabilir:

    Ateş

    Kötü kokulu idrar

    Kusma

    İştahsızlık

    Halsizlik

    Tartı alımının yetersiz olması

    Daha büyük çocuklarda ise ;

    İdrar yapma sırasında ağrı, yanma

    Sık idrara gitme

    İdrar kaçırma

    Kötü kokulu, bulanık, kanlı idrar yapma

    Sırtta, bir veya her iki yanda ağrı

    Alt bel ağrısı

    Öykü, şikayetler ve fizik muayene bulgularının doğrultusunda idrar tahlili, idrar kültürü gibi laboratuvar testleri istenir. İdrar kültürü sonucu bir – iki günde çıktığı için genellikle idrar tahlili sonucuna göre antibiyotik başlanabilir. İnfeksiyon tedavisi sonrası , sebebe yönelik araştırmalar yapılabilir. Mesaneden böbreğe idrar kaçmasına yol açan vezikoüreteral reflü, böbrek taşları, ürüner sistemin diğer doğuştan anomalileri, kabızlık gibi durumlarda tekrarlayan idrar yolu infeksiyonları görülebilir.

    Antibiyotik tedavisinde doktorunuzun önerdiği doz ve sürede tedaviyi uygulayın. Ateş veya diğer semptomların iki – üç gün içerisinde düzelmesi durumunda tedaviyi erken sonlandırmanız, hastalığın tekrarlamasına veya ilerlemesine yol açabilir.

    Tekrarlayan idrar yolu infeksiyonları kalıcı böbre hasarı, hipertansiyona yol açabileceğinden infeksiyona yol açabilecek altta yatan hastalıkların tanısının konulması önemlidir.

    Tedavi başlandıktan iki gün sonra semptomlar gerilemiyorsa doktorunuzla görüşün. 3 ayın altındaki bebeklerde, kusan ve ağızdan ilaç alamayan çocuklarda,sepsis gibi ciddi infeksiyonlarda hastaneye yatırılarak tedavi edilmeleri de gerekebilir.

    Çocukların bol su içmeleri, idrar tutmayarak sık sık banyoya gitmelerinin hatırlatılması da tedavinin önemli bir kısmını oluşturur.

  • Çocuklarda migren

    Migren nedir?

    Migren ataklarla gelen tekrarlayıcı baş ağrısıdır. Ataklar en az birkaç saat sürer, nadiren üç güne kadar devam edebilir. Her hasta için atak sıklığı farklı olup aynı hastada bile yaşamın değişik dönemlerinde atak sıklığı değişkenlik gösterebilir.

    Çocuklarda migren görülür mü?

    Toplumda genellikle migrenin erişkin çağının bir hastalığı olduğu konusunda yanlış bir inanış vardır. Oysa ki migren çoğunlukla ergenlik döneminde başlar. İki yaş civarında bile migreni ortaya çıkan çocuklar bulunmaktadır. Küçük yaşlarda migrenin tanınması daha güçtür.

    Çocuklarda migren belirtileri nelerdir ?

    Zonklayıcı tipte olan, bulantı, kusma, karın ağrısı ve ışıktan veya sesten rahatsızlığın eşlik ettiği şiddetli başağrılarında migren akla gelmelidir. Erişkinlerde tek taraflı başağrısı görülürken çocuklarda ağrı başın her iki tarafında olabilir. Ağrı sırasında renkte solma, halsizleşme görülebilir. Migrenin bir tipi olan auralı migrende ise bunlara ek olarak bulanık görme, yanıp sönen ışıklar/zigzag çizgiler görme vb görsel yakınmalar, yüz, kol bacaklarda uyuşma veya baş dönmesi gibi yakınmalar vardır. Ağrı atakları sırasında çocuklar genellikle sessiz bir ortamda uyumak istemekte, çoğunlukla da uykudan sonra baş ağrısı kaybolmaktadır. Çocuklarda taşıt tutması, bir nedene bağlı olmayan tekrarlayan baş dönmesi atakları ve bir nedene bağlanamayan kusma ve karın ağrısı atakları migren ile birlikte olabilir veya bu belirtiler çocuklarda migrenin öncül belirtisi olabilirler.

    Migrenin tetikleyicileri nelerdir?

    Migrende her bireyin farklı bir duyarlılığı sözkonusudur. Açlık, baharatlı yiyecekler, peynirler, güneş, lodos, gürültü, sıcak-soğuk, sıkıntı, stres, uykusuzluk/fazla uyku, bazı kokular, egzersiz gibiçeşitli etmenler migren ağrısını tetikleyebilir. Ama bunlar kişiden kişiye değişkenlik gösterir.

    Migren kalıtsal mıdır?

    Migrende genellikle ailevi bir yatkınlık görülür. Migren hastalarının yaklaşık % 70′ inde ailede migren öyküsü vardır.

    Migren tanısı nasıl konulur?

    Tekrarlayıcı başağrıları olan çocukların öncelikle bir çocuk nöroloğu tarafından değerlendirilmesi gerekir. Migren klinik bir tanı olup tamamen hastanın yaşadığı ağrıların özelliklerine bağlı olarak öykü ile konur. Bazen, çocuk nöroloğunuz diğer hastalıkları ekarte etmek amacıyla beyin manyetik rezonans görüntülemesine (MR) veya elektroensefalografiye (EEG) gereksinim duyabilir.

    Çocuklarda migren tedavisi nasıl yapılır?

    Tedavi üç basamakta değerlendirilir:

    1- Hastanın düzenli bir yaşamının (düzenli uyku, öğünlerin atlanmaması vb) olması önerilir. Öncelikle o birey için migren atağını tetikleyen nedenler bulunmaya ve mümkünse bu etmenler ortadan kaldırılmaya çalışılır. Bunların saptanması için başağrısı günlüğü denilen bir not defterinin tutlması oldukça yararlıdır. Tetikleyicileri ortadan kaldırdıktan sonra birçok hastada migren ataklarının azaldığı görülür.

    2- Eğer ataklar ayda 2-3 kez veya daha az ise genellikle sadece atak tedavisi planlanır. Bunun için hastaya ağrının başlangıcında basit ağrı kesici alması ve mümkünse bir süre dinlenmesi önerilir.

    3. Eğer çocuk haftada bir veya daha fazla migren atağı geçiriyorsa atakları önleyici tedavi uygulanabilir. Bu tedavi için çeşitli ilaç seçenekleri bulunmakta olup hastanın diğer bulgularına göre çocuk nöroloğu hekim tarafından ilaç seçimi yapılır. Bu tedavi şeklinde genellikle altı ay-bir yıl gibi bir süre ile ilaç kullanımı söz konusu olup atakların en aza indirilmesi amaçlanır.

    Prof. Dr Füsun Alehan

  • Çocuğum anjiyoya dayanabilir mi?

    Merhaba sizlere çok sıkça karşılaştığım bir sorunun yanıtını vermek üzere yazıyorum. Gerçekten de kalp rahatsızlığı olan çocuklarımıza anjiyo kararı çıktığında aklımıza gelen ilk soru bu oluyor. Minik kalpler bu önemli iş yapılırken sıkıntı yaşayabilir mi?

    Elbette her işlemin olduğu gibi anjiyonun da riskleri mevcuttur. Bu noktada verilmesi gereken yanıt asıl şu olmalı; “Eğer kateter yöntemi ile yapılmazsa bebeğimi nasıl tedavi ettirebilirim”. Unutmayalım ki yapısal kalp hastalıklarının asıl tedavisi cerrahi, yani açık kalp ameliyatlarıdır. Bu işlem çoğu zaman göğüs kafesi açılarak kalp ve akciğer durdurlmak suretiyle yapay bir kalp akciğer makinesine bağlanarak yapılan daha zor bir işlemdir. Elbette ki cerrahi gerektiğinde yapılması gereken bir işlem olmakla birlikte eğer çocuğumuzun kalp rahatsızlığı sadece bir iğne deliğinden girilerek yapılan bir işlemle halloluyorsa bu önemli bir avantajdır. Transkateter yani ameliyatsız yöntemle tedavi edilerek çocuklar;

    1.Kalp akciğer makinesine bağlanmazlar, bu sayede bu makineye bağlı birçok olumsuz etki yaşanmaz

    2. Göğüs kafesi kesilmez bu nedenle oluşacak sinir ve damar yaralanmaları gerçekleşmez

    3.Kozmetik açıdan çok avantajlıdır. Göğsünüzde ömür boyu bir kesi izi taşımazsınız, çocuğunuzda kalp rahatsızlığı olduğunu ve tedavi edildiğini kimse anlayamaz.

    4.Yoğun bakıma bile girmeden çoğu zaman ertesi gün evinize döner ve normal hayatınıza devam edersiniz.

    5.Tekrarlayan operasyonlar her zaman bir öncekine göre daha zordur. Bazen olacak ameliyatların sayısını azaltmak bile çok büyük avantaj getirir.

    6.İşlem sonrası ameliyatta olduğu gibi ağrı ve acı duymazsınız.

    Peki kalp kateterizasyonu ne kadar küçük bebeklere uygulanabilir. Bunun için belirgin bir sınır yoktur. Kendi klinik tecrübemde 1700 gram bebeklere anjiyo ile tedavi uygulayıp bir daha hiç operasyon olmayan hastalarımız mevcuttur. Her işlem için belli bir zamanı beklemek elbette ki gerekmektedir.

    Tüm bu yukarıdakini düşününce aslında kalp kateterizasyonu ve anjiyo yöntemi ile tedavi edilebilen kalp rahatsızlıklarının ne kadar geniş bir hasta kitlesine hitap ettiği anlaşılabilir. Önemli ve doğru olan çocuğa yapılan işlemin gerçekten gerekli olup olmadığı sorusunun yanıtıdır. Eğer gerçekten çocuğu tedavi etme gerekliliği varsa ve bunun transkateter yöntemle tedavisi mümkünse cerrahiye çok iyi bir alternatif olabilir,kilo ve yaş gözetmeksizin….

    Sağlıklı günler dilerim.

    Prof. Dr. Ender ÖDEMİŞ

  • Orta kulak iltihabı çocuğunuzu sağır bırakmasın

    Kış aylarında çocuklarda en sık görülen hastalıkların başında orta kulak iltihabı geliyor. Çocuğunuz kulağını kaşıyor, işitmede güçlük yaşıyor ya da kulağından iltihap geliyorsa vakit kaybetmeden doktora başvurulması gerekiyor.

    5 yaşına kadar birkaç defa orta kulak iltihabı tekrar edebilir

    Orta kulak iltihabı, orta kulakta çeşitli nedenlere bağlı olarak gelişen enfeksiyonlar nedeniyle oluşur. Tek veya iki kulakta da olabilir. Sıklıkla kış ve sonbahar aylarında görülür. Kulağını çeken, kaşıyan, beslenme zorluğu, işitme kaybı şüphesi, kulakta dolgunluk ve basınç hissi olan küçük çocuklara dikkat edilmelidir. Bu belirtilerden bir veya birkaçı varsa akla orta kulak iltihabı gelmeli ve en kısa sürede doktora gidilmelidir. Çocukların büyük bölümü 5 yaşına kadar bu enfeksiyona birkaç defa yakalanabilir. Çocuklarda görülen işitme kaybının en ciddi sebeplerinden birinin orta kulak iltihabı olduğu unutulmamalıdır.

    Çocuklar erişkinlerden daha kolay orta kulak iltihabına yakalanıyor

    Orta kulak, kulak zarından sonra gelen kısımdır. İçinde sesin iletimini sağlayan çekiç, örs, üzengi kemikleri bulunur. Bu bölümde, geniz boşluğuna açılan bir kanal bulunur. Bu kanala östaki borusu denir. Bu boru, orta kulağa hava geçişini sağlar ve böylece hava basıncı dengelenir. Çocuklarda östaki borusu erişkinlere göre daha yatay ve kısa olduğundan bakterilerin bu yolla orta kulağa geçişi kolaylaşır ve daha sık ortakulak iltihabı geçirirler.

    Doğru tedavi uygulanmazsa işitme kaybı söz konusu

    Orta kulak iltihabının ciddi kulak ağrısı ve işitme kaybına yol açabileceği unutulmamalıdır. İşitme kaybı, özellikle çocuklarda, öğrenme kapasitesinin azalmasına ve konuşmanın gecikmesine neden olabilir. Uygun şekilde ve erken tedavi edilirse, işitme genellikle tamamen düzelir. Orta kulak iltihabının diğer bir tehlikesi, kronikleşmesi ve enfeksiyonun beyin ve iç kulak gibi komşu yapılara yayılma riskinin olmasıdır.

    Sigara dumanına maruz kalan çocuklarda daha yaygın

    Küçük yaşta olan ve özellikle erkek çocukları orta kulak iltihabından daha çok etkilenmektedir. Ayrıca biberonla beslenme, sigara içilen ortamda sık bulunma, evde viral enfeksiyon varlığı, kardeş, anne ya da babada orta kulak iltihabı öyküsü, yetersiz sağlık koşulları, kış ve sonbahardaki mevsim koşulları, patolojik durumlar (Yetersiz bağışıklık sistemi, yarık damak ve down sendromu), kulak yolunun tahrip edilmesi ve kulak çöpünün yanlış kullanımı da kulak iltihabına zemin hazırlayan başlıca risk faktörleri arasındadır.

    Üst solunum yolu enfeksiyonları orta kulak iltihabını tetikliyor

    Nezle, grip ya da alerji, östaki borusunun şişip kapanmasına neden olur. Bunun sonucunda bakteriler orta kulakta çoğalır ve kulak zarı arkasında mikroorganizmaları içeren bir sıvı birikimi (İltihap) meydana gelir. Kulak zarının arkasında iltihabın birikmesi basınç artışına ve bu da kulak ağrısına yol açar. Bazen kulak zarı delinir ve iltihap (kanlı, sarı-yeşil renkli bir sıvı) kulaktan dışarıya akar.

    6 ayda 3 kez tekrarlarsa işitme daha da kötüleşir

    Orta kulakta enfeksiyon oluşması durumunda her zaman iltihap dışarı akmayabilir. İltihabın dışarı akmadığı durumlarda sıvı orta kulakta kalır. Kulak zarı bu durumda uygun şekilde titreşemeyeceği için hastanın işitmesi azalır. Akut enfeksiyon geçtikten sonra, zar arkasında biriken sıvı, orta kulakta kalabilir. Bu durum enfeksiyon tekrarları ile kendini gösterir. 6 ayda 3 defadan fazla orta kulak iltihabı geçirilmesi hastalığın kronikleştiğini göstermektedir. Kronik orta kulak İltihabı zamanla işitmenin daha da kötüleşmesine yol açabilir.

    Doğru ve etkin tedavi yapılmazsa hastalık kronik bir hal alıyor

    Akut iltihabın tedavisinde ağrı kesici ve bakterileri yok edecek antibiyotiklerle birlikte burun açıcı ilaçlar kullanılır. Bu tedavi 2 hafta sürmektedir. Erken ve etkin tedavinin uygulanması, doktorun verdiği ilaçların tarif edildiği şekilde ve sürede kullanılması, kontrol zamanlarına uyulması son derece önemlidir. Tedavinin belirtilen şekilde ve sürede yapılmazsa, kulak enfeksiyonu kronikleşebilir ve kalıcı işitme kayıplarına neden olabilir. Biberonla beslenen bebekleri sırt üstü pozisyonda yatırmak yerine anne sütü emerken olduğu gibi yan yatar ya da oturur pozisyonda tutmak daha sağlıklıdır. Yapılan araştırmalara göre oturarak beslenen bebekler, orta kulak iltihabına daha az yakalanmaktadır. Anne sütündeki maddelerin bağışıklık sağladığı ve hastalığa yakalanma riskini azalttığı da unutulmamalıdır.

  • Beden Dismorfik Bozukluğu

    Beden Dismorfik Bozukluğu

    Beden Dismorfik Bozukluğu kişinin vücudundaki belirli bölgeleri abartılmış kusur olarak
    algılaması ve o kusura yönelik aşırı ölçüde belirli ritüeller uygulayarak endişelerini azaltmaya
    yönelik klinik tablodur. Kişinin vücudunun belirli bölgelerini çirkin ve anormal görmesi ile
    karakterize olunan rahatsızlıktır. Beden Dismorfik Bozukluğu yaşayan kişi sıklıkla vücudunun,
    yüzünün, saçlarının, burnunun, cildinin, gözlerinin, kulaklarının ve s. bölgelerin aşırı kusurlu
    olduğuna inanmaktadır. Takıntılı düşünceleri gün içinde ortalama 3-8 saat sürer ve beyni meşgul
    eden bu düşünceden kurtulmak oldukça zor hal alır (Philips, 2005). Genelde, rahatsızlık majör
    depresyon, obsesif kompülsif bozukluk (OKB) ve sosyal fobi rahatsızlıkla beraber görülebilir
    (Philips, Menard, Fay & Weisberg, 2005; Phillips & Diaz, 1997) veya sosyal fobi, çekingen kişilik
    bozukluğu ile karıştırılabiliyor. Burada en önemli ayırıcı özellik sosyal fobili veya çekingen kişi
    sosyal durumlara yönelik olarak kaygı geliştirseler de, Beden Dismorfik Bozukluğu yaşayan kişi
    fiziksel görünümüne yönelik olumsuz değerlendirmeden endişe duymaktadır.
    Ayrıca intihara eğilim ve intihara teşebbüs bu grup kişiler arasında normal popülasyona göre
    daha fazladır fazladır (Phillips et al., 2005). Rahatsızlık kişinin hayat kalitesini düşürür, kişiler
    arası ilişkilerini, akademik ve çalışma hayatlarını olumsuz yönden etkiler. Kişiler kompleks
    yaşadıkları bölgeyle ilgili utanç duygusu yaşarlar, insanlar arasında huzursuz, endişeli hissederler
    ve en önemlisi insanların onları reddedeceğinden çekinirler (Perugi et al., 1997).

    Rahatsızlık DSM – V’de OKB ve ilgili rahatsızlıklar bölümüne girdi. Esasında, rahatsızlığın OKB
    ile benzerliğinin en belirgin özellikleri her iki rahatsızlığı yaşayan kişilerin uzun ve rahatsız edici
    düşünceleri ve buna eşlik eden ritüeller ve kaçınma davranışlarıdır. Beden Dismorfik Bozukluğu
    yaşayan kişiler bedenindeki kusurla sürekli zihnini meşgul ederek, kusurlarını kontrol etmeye,
    gizlemeye veya iyileştirmek için belirli değişikliklere (cerrahi müdahileler gibi) giderler (Philiips,
    2005).

    En yaygın ritüellerden bazıları:

    1.  Sürekli aynaya bakmak
    2.  Kusur olarak algıladıkları bölgeleri kamufle etmeye çalışmak (örneğin makyaj yaparak,şapka  takarak, saçlarla kapatarak ve s.)
    3.  Kendilerini başkalarıyla karşılaştırma
    4.  Sürekli çevresinde güvendiği kişilerden onay almağa çalışmak
    5.  Aşırı kıyafet değişmek
    6.  Diyet yapmak
    7. Normalden fazla cilt bakımı yaptırmak

    En yaygın kaçınmalardan bazıları:

    1.  Sosyal ortamlardan kaçınmak
    2.  İlişkilerden kaçınmak
    3.  Çalışma ortamından kaçınmak
    4.  Evden çıkmamak
    5.  Algılanan kusurun göze çarpacağı belirli yerlerden kaçınma

    Rahatsızlık basit düşünce hatalarından, sanrısal düşüncelere varana kadar değişe biliyor.
    Araştırmalar, % 27-39 beden dismorfik bozukluğu olan kişilerin sanrıları olduğunu gösteriyor.
    Örneğin, ‘belirli kişiler kusuruma bakıp gülüyor, dalga geçiyorlar benimle’

    DSM-V – Beden Dismorfik Bozukluğu Tanı Kriterleri:

    1. Dış görünümünde ,başkalarınca gözlenebilir olmayan ya da başkalarınca
    önemsenmeyecek ,bir ya da birden çok kusur ya da özür algılama düşünceleri ile uğraşıp
    durma.
    B. Kişi, bu bozukluğun gidişi sırasında bir zaman ,dış görünümüyle ilgili kaygılardan
    ötürü yinelemeli davranışlarda (örn; aynaya bakıp durma, aşırı boyanma, derisini yolma,
    güvence arayışı) ya da zihinsel eylemlerde (örn; dış görünümünü başkalarıyla
    karşılaştırma) bulunur.
    C. Bu düşünsel uğraşlar, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal ,işle ilgili
    alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında düşmeye neden olur.
    D. Dış görünümle ilgili bu düşünsel uğraşlar, bir yeme bozukluğu için tanı ölçütlerini
    karşılayan belirtileri olan bir kişide ,vücut yağı ya da ağırlığı ile ilgili kaygılarla daha iyi
    açıklanamaz.

    Tedavi

    Genelde kişiler rahatsızlığının farkında olmaz ve ruh sağlığı için yardım almayı kabul etmezler.
    Bu yüzden ruh sağlığı için destek arayacakları yerde, estetik cerrahi, kozmetik tedavi gibi farklı
    bölümlerde çözüm aramaktadırlar. Tedavi aşamasında ilk olarak kişinin durumunu kabul etmesi
    çok önemlidir.

    Bilişsel Davranışçı Terapi

    Bilişsel Davranışçı Terapinin Beden Dismorfik Bozukluğunu tedavi ettiğini ortaya koyan bir çok
    araştırma vardır (Philips, 2005; NCCMH, 2006; Neziroglu & Khemlani, 2002). NİCE Guidline’ a göre az veya orta şiddetli Beden Dismorfik Bozukluğu tedavisinde birincil tedavi planı Bilişsel
    Davranışçı Terapi (BDT) olması gerekir (2005). Kişiye detaylı psiko-eğitim verilmesi, düşünce
    hatalarıyla çalışılması ve akabinde hiyerarşik şekilde korkularıyla yüzleştirilmesi gerekmektedir.
    Ağır vakalarda genelde intihar eğilimi veya ileri derece sanrısal düşünceler olmaktadır, bu
    durumda ilaçlara eşlik eden bilişsel davranışçı terapi önerilmektedir. BDT’de bilişsel süreçlere
    eşlik eden maruz bırakma ve tepki önleme yöntemi teknikleri kullanılmaktadır.

  • EMDR TERAPİSİ (Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme Terapisi) NEDİR VE NASIL UYGULANIR?

    EMDR TERAPİSİ (Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme Terapisi) NEDİR VE NASIL UYGULANIR?

    EMDR Terapisi’ne, göz hareketlerinin rahatsız edici düşüncelerin şiddetini azaltabildiğinin tesadüfen
    keşfedilmesi ile başlandı. EMDR, güçlü bir psikoterapi yaklaşımıdır. Travmatik deneyimlerle ilişkili olduğu
    bilinen beynimizdeki limbik sistem ve amigdalaya etki ettiği öne sürülmektedir. Travmatik anılar, uzun
    süre boyunca beynimizin epizodik hafıza bölümünde sıkışık kalır. Terapi sırasında göz hareketleri ile
    beynimizin sağ ve sol yarımküreleri uyarılarak beynimizde kilitli kalmış anıların diğer anılarımızla ilişki
    kurması sağlanır. EMDR’nin iki yönlü uyarımı içeren tedavi prosedüründe, nörobiyolojik
    mekanizmalarımızı uyararak epizodik hafızamızda kilitli kalan, anlatmak istemediğimiz anılarımızın
    harekete geçerek semantik hafızamıza geçmesini sağlanır.

    Her türlü psikolojik problemin kaynağı olarak kişilerin yaşadıkları anıların, geçmiş yaşantılarında
    hissettikleri duygu ve düşüncelerin bugün ve yarınlarını yönettiği düşünülmektedir. EMDR Tedavisi ile
    travmanın yarattığı duygusal kilitlenmişliği açar, kişilerin geçmişlerinin izlerinden kurtularak hayatlarına
    devam etmesi ve bugün ki problemleri ile daha güçlü kaynaklarla baş edebilmeleri amaçlanır. EMDR
    terapisi ilk görüşme ve problemin tanımı 50 dakika, devam eden tedavi seansları 90 dakika olarak
    uygulanmaktadır. Bu terapi hızlı ve etkili bir yöntemdir.

    Tedavi sonrasında kişi, problemlerini anlatmaktan artık rahatsızlık duymaz. Anılarını yeni ve sağlıklı bir
    bakış açısıyla görür. Önceden yaşadığı olayların geçmişte kaldığına gerçekten inanır ve artık onu olumsuz
    etkilemediğini bildirir.

    EMDR TERAPİSİ (Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme Terapisi) HANGİ ALANLARDA
    KULLANILIR?

    Herkesin geçmişte yaşadığı büyük veya küçük travmalar olabilir. Kişinin küçüklüğünde yaşadığı olumsuz
    durum onun üzerinde travmatik etki bırakmış ve o kişinin geleceğini etkilemiştir. EMDR Terapisi; travma
    sonrası stres bozukluğu, yas, depresyon, bağımlılıklar, cinsel istismar,depresyon, özgüven problemleri,
    sınav kaygısı, doğal afetler, çocukluk döneminde yaşanan üzücü olayların neden olduğu duygusal
    sorunların yanı sıra fobi, kaygı ve panik bozukluklarını gidermek için de kullanılan bir tedavi yöntemidir.

  • Erken ve geç ergenlik nedir?

    Normal Ergenlik
    Kızlarda ortalama 10, erkeklerde 11 yaşında hipotalamus-hipofiz-gonad aksının aktivasyonu ile artan seks steroidlerinin etkisi ile ergenlik başlar. Ergenliğin ilk bulgusu kızlarda memede büyüme, erkeklerde testis (haya) volümünde artıştır. Kızlarda memede büyümeyi pubik ve aksiler kıllanma ve menarş izler iken erkek çocuklarda testis volümündeki artış sonrası pubik , aksiler kıllanma ve penis büyümesi olur.
    Ergenlikte ayrıca artan seks steroidlerinin etkisi ile büyüme hormonu salınımındaki artış sonucu boy uzaması hızlanır. Kızlarda ergenliğin başlangıç dönemlerinde daha fazla olmak üzere büyüme hızı 8 cm/yıldır. İlk adet sonrası büyüme potansiyeli azalır ve ortalama 5-6 cm (3-10 cm) boy uzar. Erkeklerde boy kazanımı ergenliğin daha geç dönemlerinde belirgindir ve büyüme hızı 9-10 cm/yıldır. Ergenlik sürecinin üç dört yılda tamamlanmasından sonra nihai erişkin boya ulaşılır. Ergenlik döneminde ortalama 25-30 cm boy kazanımı beklenir. Normal ergenliğin başlama zamanında ya da ergenlik sürecinde gözlenen sapmalar sonucu ergenlik bozuklukları oluşur.

    Erken Ergenlik
    Ergenliğin ilk bulgusunun kızlarda 8, erkeklerde 9 yaşından önce görülmesidir. Ergenliğin diğer bulguları da eşlik eder. Kemik yaşı ileridir ve tanıda önemlidir. Erken ergenlik, gonadotropin bağımlı santral kaynaklı erken ergenlik ve gonadotropin bağımlı olmayan periferal erken ergenlik olarak iki ana gruba ayrılır. Gonadotropin bağımlı santral kaynaklı erken ergenlikte LHRH testine abartılı LH yanıtı ve pelvik ultrasonda uterus ve over hacminin artışı tanı koydurucudur. Hipofizden salınımı artan gonadotropinler (FSH, LH) normal fizyolojik ergenliği başlatır. Periferal erken ergenlik ise gonad (over, testis) veya adrenal kaynaklı patolojilere bağlı seks steroidlerinin artışı sonucu gelişir.

    Gonadotropin bağımlı (Santral) erken ergenlik: Erkeklerde daha az görülür ve bunların %20’sinde sanral sinir sistemi patolojisi olur. Kızlarda ise erken ergenliğin %95’i idyopatiktir. Ancak %5’i hipotalamus-hipofiz fonksiyonlarını bozan organik nedene bağlıdır. Santral patolojilerden hipotalamik hamartomlar, araknoid kistler, optik gliomlar, astrositom ve nörofibromatozis en sık nedenlerdir. Hamartomlar genelde 4 yaş öncesi görülür ve erkeklerde kızlara göre daha sıktır. Bunların dışında santral sinir sistemi travmaları, enfeksiyonları, kraniyal radyasyon, kemoterapi diğer önemli nedenlerdendir.

    Gonadotropin bağımsız (Periferal) erken ergenlik: Santral erken ergenlikte olduğu gibi hipotalamus-hipofiz-gonad aksı aktive olmadığı için gonadotropinler yükselmez ve periferal erken ergenlik olarak adlandırılır. Kızlarda artan östrojene bağlı göğüs dokusu büyür ve genital gelişme olur. Kızlarda periferal ergenlikte öncelikle Mc Cune Albright sendromu düşünülmelidir. Ciltte sütlü kahverengi lekeler, kemikte fibröz displazi önemli bulgulardır. İki-beş yaş arası sık görülür. Östrojen değişikliğine bağlı adet kanamaları görülebilir. Ayrıca birçok endokrin organda fonkisyon bozukluğu (Ovaryum, adrenal, tirod, paratiroid, hipofiz) olabilir. Otonom gonad hiperfonksiyonuna bağlı artan seks steroidleri sekonder santral erken ergenliğe neden olabilir.

    Erkek çocuklarda periferal erken ergenlikte testis boyutları büyümez. Ancak nadiren görülen familyal testotoksikoziste testisler büyüktür. Ayrıca testis tümörlerinde tek taraflı düzensiz testis büyür. Erkek çocuklarda periferal ergenlikte en sık konjenital adrenal hiperplazi düşünülür.

    Diğer nedenler; adrenal tümörler, hCG salgılayan tümörler, LH reseptör aktive mutasyonlarıdır. Testisin leydig hücre tümörleri, öströjen veya androjen salgılayan adrenal tümörler ve östrojen salgılayan ovaryan tümörlerde nadir görülen nedenler arasındadır. Tedavisi geciken primer ağır hipotiroidilerde artan TSH’nın FSH benzer etkisi ile erken ergenlik başlayabilir. Kızlarda göğüs büyümesi, erkeklerde testis büyümesi görülür. Testosteron jel ve östrojen krem kullanımı da periferal ergenliği başlatabilir.

    Tanı
    Öykü
    Fizik muayene (Özellikle genital muayene ve ergenlik gelişim)
    Büyümenin değerlendirilmesi
    Kemik yaşı
    Bazal ergenlik hormonlar ve seks steroidleri
    FSH, LH
    LHRH uyarı testi
    Pelvik ultrasonografi
    Adrenal ultrasonografi(Gerekirse)
    Testis ultrasonografisi(Gerekirse)
    Hipofiz-hipotalamus MR’ı

    Tedavi
    Santral erken ergenlikte GnRH analogları normal ergenlik başlama yaşına kadar (Kızlarda kemik yaşı 10-10.5, erkeklerde 11.5-12.5 yaş) uygulanır. Periferal erken ergenlikte GnRH analoglarının tedavide yeri yoktur.
    Bir periferal erken ergenlik sebebi olan McCune Albright sendromunda seks steroidlerinin otonom salınımı nedeniyle tedavi zordur. Aromatoz inhibitörleri östrojen sentezini inhibe etmek için kullanılır. Medroksi progesteron da tedavide kullanılabilir.

    Normal Ergenlik Varyantları
    1. Prematür Telarş

    Genelde 2 yaş öncesi tek ya da iki taraflı iyi huylu izole meme dokusu gelişimidir. Ergenliğin diğer bulguları yoktur. Büyüme ve kemik yaşı normaldir. Yaklaşık 1-2 yıl sonra kendiliğinden düzelir. İki yaşından sonra görülen formunda meme dokusu gerilemez ve overdeki kistlere bağlı östrojen çekilme kanamaları bazen görülebilir. Bunların gerçek erken ergenliğe dönüşüm riskleri nedeniyle yakın izlemleri gerekir.

    2. Prematür Adrenarş

    Genellikle 5-7 yaş arası çocuklarda görülen tek başına genital bölgede kıllanmanın olmasıdır. Koltuk altı kıllanması eşlik edebilir. Büyümede geçici hızlanma olur. Adrenal kaynaklı androjenler hafif yükselir. Ergenliğin diğer bulguları yoktur. Kemik yaşında belirgin ilerleme olmaz. Benin bir durumdur. İleri yaşlarda hiperinsülinizm, obezite, polikistik over sendromu gelişebileceği unutulmamalıdır.

    3. Prematür Menarş (erken adet görme)

    Kızlarda küçük yaşlarda seksüel matürasyon olmaksızın siklik uterus kanamasına bağlı vajinal kanamadır ve 1-2 yıl içinde kendiliğinden düzelir. Vajinal kanama yapan diğer nedenler (Kanama diyatezleri, malignansiler, travma , yabancı cisim, erken ergenlik.. gibi) mutlaka dışlanmalıdır.

    4. Ergenlik Jinekomasti (erkeklerde meme büyümesi)

    Erkek çocuklarda ergenlikde %40-70’inde görülen iyi huylu, kendiliğinden gerileyen meme dokusu büyümesidir. Ergenlikte artan androjenler östrojene dönüşerek meme dokusunu büyütür. Meme dokusunun östrojen duyarlılığında artışın neden olduğu da söylenmektedir. 18-24 ay jinekomasti kalıcıdır ve sonra kendiliğinden düzelir. Aşırı büyüyen ve estetik olarak rahatsızlık verenlerde cerrahi müdahale gerekebilir.

    Gecikmiş Ergenlik
    Kızlarda 13, erkeklerde 14 yaşında ergenliğin hiçbir bulgusunun olmaması gecikmiş ergenlik olarak tanımlanır. En sık nedeni yapısal ergenlik gecikmesidir. Bunların çoğunluğu erkek çocuklardır ve aile öyküsü vardır. Kemik yaşları geridir ve boy yaşı ile uyumludur. Nihai boyları normaldir. Hipogonadizmden ayrımı yapılmalıdır. Gecikmiş ergenlik gonadotropinlerin salınım yetersizliğine bağlı ise ‘hipogonadotropik hipogonadizm’, primer gonadal yetmezliğe bağlı gelişirse ‘hipergonadotropik hipogonadizm’ olarak değerlendirilir. Konjenital gonadotropin ekskliğinde yenidoğanda mikropenis (2.5 cm’den küçük) ve inmemiş testis saptanır. Kızlarda yenidoğan dönemi bulgu vermez. Kazanılmış gonadotropin eksikliğinde ise ileri yaşlarda kız ve erkek çocukta gecikmiş ergenlik olarak ortaya çıkar.

    Gelişimsel ve genetik bozukluğa bağlı gelişen en önemli ergenlik gecikmesi Kallman sendromudur. Kallmanda olfaktor bulbus gelişemediğinden GnRH salınımı yetersizdir ve koku alma duyusu yokluğu (anosmi) olur. Primer gonadal yetmezlikte Turner sendromu, Klinifelter sendromu ve mikst gonadal disgenezis düşünülür. Kromozom analizi tanı koydurucudur.

    Tanı
    Fizik muayene ve ergenlik değerlendirme
    Büyümenin değerlendirilmesi
    Testislerin volümü
    Pelvik ultrasonografi
    Kemik yaşı
    Hipotalamus ve hipofiz MR’ı
    Kronik hastalıkların ekarte edilmesi
    Tiroid fonksiyonları
    Prolaktin
    Karyotip analizi
    Basal LH, FSH
    GnRH uyarı testi

    Tedavi

    Yapısal ergenlik geçikmesinde erkeklerde testosteron esterleri 50 -100 mg İM 4-6 haftada bir 3-6 ay süre ile uygulanabilir. Seksüel gelişme gözlenir veya büyüme hızı artarsa tedavi kesilmelidir. Yapısal büyüme gecikmesi ve ergenlik gecikmesi kızlarda nadirdir ancak sorun olan olgularda düşük doz östrojen tedavisi denenebilir. Kalıcı hipogonadism tedavisinde erkeklerde uzun etkili testosteron esterleri, oral testosteron, dermal / skrotal bandlar kullanılabilir. Uzun etkili testosteron esterleri ayda 50-100 mg olacak şekilde İM başlanıp her 6 ayda doz 50 mg arttırılarak yetişkin dozu olan ayda 200-300 mg’a çıkılır. Kızlarda hipogonadizm tedavisinde Etinil estrodiolle 2-5 mikrogram /gün olacak şekilde ağızdan başlanır ve her altı ayda bir doz artırılarak iki yıl içinde 20 mikrogram/gün’e çıkılır bu doza çıkıldığında ya da vajinal kanama olduğunda veya endometrium kalınlığı ultrasonografide 5 mm üzerinde görülürse tedaviye progesteron eklenmelidir.

    Kaynaklar
    1. Rosenfield RL. Puberty in the female and its disorders. Pediatric Endocrinology, Sperling M.A. Second Ed. Sounders Comp. Philadelphia USA. 2002; 455-518
    2. Martin MM, Martin ALA. Constituinal delayed puberty in males and hypogonadotrophic hypogonadism.J. Pediatr. Endocrinol and Metab. 2005; 18:909-916.
    3. Zacharin M: Use of androgens and oestrogens in adolescent- A review of hormone replacement. J. Pediatric.Endocrinol Metab 2000;13:3-11
    4. Lee PA., Kerrigan JR. Precocious puberty. Pediatric Endocrinology: Mechanisms, Manifestations, and Management, Pescovitz OH, Eugster EA. Lippincott Williams and Wilkins , Philadelphia,USA. 2004; 316-333
    5. Achermann JC. Delayed puberty. Pediatric Endocrinology: Mechanisms, Manifestations, and Management, Pescovitz OH, Eugster EA. Lippincott Williams and Wilkins , Philadelphia,USA. 2004; 334-348
    6. Pozo J, Argente J. Ascertainment and treatment of delayed puberty. Horm Res. 2003;60 Suppl 3:35-48.
    7. Ritzen EM. Early puberty: what is normal and when is treatment indicated? Horm Res. 2003;60 Suppl 3:31-4.
    8. Karlberg J. Secular trends in ergenlik development. Horm Res. 2002;57 Suppl 2:19-30.
    9. Lee PA. Puberty and Its Disorders. Pediatric Endocrinology Fourth Ed. Marcel Dekker, Inc. Basel, Switzerland. 2003; 211-238
    10. Stanhope R, Traggiai C. Precocious Puberty (Complete, Partial). Pediatric and Adolescent Gynecology, Sultan. Karger, Basel, Switzerland. 2004:57-65
    11. Fenichel P. Delayed Puberty. Pediatric and Adolescent Gynecology, Sultan. Karger, Basel, Switzerland. 2004:106-128

    Prof. Dr. Peyami CİNAZ