Etiket: Tedavi

  • Ateşin oluşturduğu yan etkiler nelerdir? Bu yan etkiler ile nasıl mücadele etmemiz gerekir?

    Ateşin oluşturduğu yan etkiler nelerdir? Bu yan etkiler ile nasıl mücadele etmemiz gerekir?

    Ateşin oluşturduğu yan etkiler nelerdir?

    Bunlar, ateşe bağlı havale nöbeti ve sıcak çarpmasıdır.

    Bu yan etkiler ile nasıl mücadele etmemiz gerekir?

    Ateşli havale:

    Ateşin oluşturduğu en önemli yan etki “febril konvülziyon” diya isimlendirdiğimiz ateşli havalenin oluşumudur ve bu durum acil tedavi gerektirmektedir. Ailelerde ateşe bağlı korku ve panik gelişimine yol açan nedenlerin başında gelmektedir. Ateşe bağlı havale geçirmekte olan çocuğun ilk destek tedavisini yapmak zorunda kalacak ailelerin, bu konuda panik yapmamaları ve soğukkanlı olarak yapılması gerekenleri uygulamaları gerekmektedir.

    Çocuklarda ateşe bağlı havale geçirmenin görülme sıklığı %2 ile %5 arasında değişmektedir. En sık olarak 6 ay-5 yaş arası görülür ve 18. ayda görülme sıklığı artar. Ateşe hassas çocuklarda ateşin aniden yükselmesi ile ortaya çıkar ve ailevi yatkınlık gösterir. Böyle çocukların anne, baba veya çok yakınlarında çocuklukta havale öyküleri bulunmaktadır. Havale genellikle 1-3 dakika kadar sürer ve kendiliğinden geçer. Bilinç kaybı, el, kol ve bacaklarda kasılma olur. Nöbet geçtiğinde çocuk uykuya dalar. Bu cins havaleler zaralı ve tehlikeli değildir ve sıklıkla sekel bırakmaz.

    Havale sırasında anne ve babaların çocuğu bir tarafına dönük olarak yatırmaları, mümkün olduğunca hareket ettirmemeleri, üzerindeki fazla giysileri telaşlanmadan çıkarmalı, çocuğun ağzına mümkün olduğunca ellerini sokmamaları, ılık su pansumanları ile ateşin düşmesine yardımcı olmaları ve havale geçirirken ılık su dolu küvete sokmamaları gerekir.

    Daha sonraki ateşli havalelerinde doktorunuzun verdiği ve belirtilen dozda rektal uygulanabilecek diazem fitili, havaleyi daha çabuk sonlandırmaları için uygulamalıdırlar.

    Ateşli havale geçiren çocuklarda ateş nedenini saptamak ve tedaviyi planlamak esastır.

    Sıcak çarpmaları:

    Ateşli çocuklarda acil tedavi gerektiren diğer bir durum da sıcak çarpmasıdır. Sıcak havada araba içinde veya diğer kapalı ortamlarda kapalı kalmak gibi çevre ısısının çok yükselmesine bağlı olarak görülmektedir. Bunun yanısıra özellikleateşli yenidoğan ve küçük bebeklerin oda ısısı yüksek olan yerde, bir ısıtıcı yanında aşırı giydirilmesi gibi ısı kaybını azaltan durumlarda ortaya çıkar. Bu durumlarda halsizlik, aşırı huzursuzluk veya uyuklama, bulantı ve kusma, çok sıcak bir deri ile karakterize olan sıcak çarpması, havale geçirme ve bilinç kaybı ile sonuçlanır.

    Bu durumda bebeğin giysilerini çıkarıp, çok soğuk bir su ile ıslanmış havlu ile sarılmalıdır. Ateş düşürücü ilaçlar etkisizdir. Acil olarak damar yolu açılıp sıvı tedavisine başlanması gerekmektedir.

  • DİKKAT EKSİKLİĞİ

    DİKKAT EKSİKLİĞİ

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) nöropsikiyatrik bir sorundur. DEHB hem çocukları hem de tedavi edilmezse yetişkinleri de etkiler. DEHB başta çocuğun kendisi olmak üzere aileyi ve toplumu ilgilendiren yönleriyle çocukluk çağının en önemli psikiyatrik sorunlarından biridir. DEHB, okul yaşındaki çocukların yaklaşık % 5-8’ini, yetişkinlerin ise yaklaşık %4- 5’ini etkilemektedir. Klinik verilere göre erkeklerde kızlara göre 3- 4 kat daha fazla görülmektedir. Belirtiler sıklıkla 7 yaşından önce başlar ve çocuğun günlük yaşamını etkileyecek boyutlara ulaştığında muhakkak tedavi edilmelidir. Erken teşhis edildiğinde tedaviden elde edilen sonuçların yüz güldürücü olması, DEHB’nin başta sağlık ve eğitim alanında çalışanlar olmak üzere çocuk ile ilgili tüm profesyoneller ve aileler tarafından mutlak bilinmesi gerekir.

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda beynin ön bölümlerinde ve bu bölümle yakından ilişkili beyin yapılarında normallerden daha düşük kanlanma ve şeker kullanımı ve sonuçta da daha düşük aktivite olur. Beynin bu bölümünün kişinin kendini kontrol etmesi, dikkatin yoğunlaştırılması ve sürdürülmesi, isteklerini koşullara göre düzenlemesi ve planlama yapabilmesi gibi önemli görevleri vardır. Ancak bu yapısal ve işlevsel farklılığın neden meydana geldiği tam olarak bilinmemektedir.

    Ülkemizde DEHB ile ilgili doğru bilgi sahibi olanlar azınlıktadır. “Hareketli çocuk zeki çocuktur ”, “Enerjisi fazla geliyor, bırakın koşsun”, “Büyüyünce düzelir ” şeklindeki yanlış inanışlar da sorunun tanınmasını ve bir uzmana danışılmasını geciktirmektedir. DEHB olan çocukların % 50-70’inde ergenlik dönemlerinde de bu bozukluğun belirtileri devam eder, bu çocukların % 30-40’lık bölümü ise erişkinlikte de DEHB belirtilerini taşır.

    Bu çocukların akademik performansları zamanla düşer ve okul devamsızlığı, sınıf tekrarı, disiplin cezaları gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Yine bu çocukların, ileri ki yıllarda yasalarla ilgili daha sık sorun yaşadıkları ve daha fazla trafik kazasına yol açtıkları tespit edilmiştir.

    Özetle DEHB basit, gelip geçici bir yaramazlık veya dikkat dağınıklığı olarak değerlendirilmemelidir. Aile öncelikle, çocuğunda dikkat eksikliği bozukluğu probleminin varlığını kabul etmeli ve çocuğun davranışlarını yönlendirirken bu durumu mutlaka göz önünde bulundurmalıdır. Dikkat sorunu çocuğun yaşam kalitesini olumsuz olarak etkiliyor ve/veya akademik başarısını düşürüyor ise mutlaka yardım alınmalıdır. DEHB çocuğun suçu değildir, çocuğun elinde olmadan gelişen bir klinik tablodur. Bu durumda çocuğun tedavi edilmemesi aslında çocuğa yapılan bir haksızlıktır. Hak etmediği bir muamele ile karşılaşan çocukta, uzun vade de özgüven sorunu olması kaçınılmazdır.

    DEHB’nin öne çıkan özellikleri, dikkatsizlik, dürtüsellik ve aşırı hareketliliktir. Dikkat eksikliği çocuğun dikkat süresinin yaşına göre kısa olması ve özellikle okuma, yazma ve matematik gibi akademik alanlarda dikkatinin kolay ve çabuk dağılması anlamına gelir. Okulun başlamasıyla birlikte öğrenmeye karşı ilgisizdirler. Ödev yapmayı sevmez, anne, baba ya da öğretmenin zoruyla ödev yaparlar. Çeşitli bahanelerle (tuvalete gitme, su içme gibi) sık sık masa başından kalkarlar. Ders çalışırken sürekli yanlarında birini isterler. Üzerlerine aldıkları bir işi bitirmekte zorlanır, bir işi bitirmeden başka işe geçerler. Dikkatsizliğe genellikle eşlik eden özellikler, çabuk dağılma, organize olamama, nesneleri takip edememe, basit hatalar yapma ve görevleri bitirememedir.

    Hiperaktivite kısaca, kıpırtılı olma, oturamama ya da oturmayı becerememe olarak tanımlanabilir. Hiperaktivite okul öncesi dönem (3-6 yaş arası) çocuklarında daha belirgin ve fark edilen bir belirtidir. Bu çocuklar oturmayı sevmezler, ev içinde koşuşturur, dur ve yapma sözünden anlamazlar. Oturmaları gereken durumlarda ise elleri ayakları kıpır kıpırdır. Zıplamayı, yükseklere tırmanmayı ve atlamayı çok severler. Ders çalışırken hatta TV seyrederken dahi şekilden şekile girerler. Çok konuşur, iki kişi konuşurken sık sık lafa girerler. Masanın başında oturamaz, dolayısıyla derslerini masada çalışmayı sevmezler.

    DEHB’nun tedavisinde sık olarak kullanılan yöntemler ilaç tedavisi, bireysel eğitim, anne-baba eğitimi,bireysel davranışçı tedavilerdir. Bu tedavi yöntemlerinden hangilerinin kullanılacağının kararı kişinin bireysel özellikleri dikkate alınarak belirlenir. Bugüne kadar yapılmış olan bilimsel çalışmalar, ilaç tedavisinin en etkin tedavi biçimi olduğunu göstermektedir. İlaç tedavisine, diğer tedavi biçimlerinden uygun olanlarının eklenmesiyle daha iyi sonuçlar alınmaktadır.

  • Travma Sonrası Stres Bozuklukları

    Travma Sonrası Stres Bozuklukları

    Kişiyi aşırı korkutan, dehşet içinde bırakan, çaresizlik yaratan, çoğu kez olağandışı ve beklenmedik olayların yol açtığı etkilere ruhsal travma diyoruz. İnsan hayatında sıkıntı ve üzüntü yaratan pek çok olay olur, ancak bunların tümü ruhsal travma yaratmaz. Olay kişide korku, dehşet veya çaresizlik hissi yaratmışsa ve olayda kişinin kendisinin veya yakınının ölüm veya yaralanma tehlikesi varsa ruhsal travma olarak adlandırılır. Yaşanan olayın olağanüstü olarak algılandığı bir durumda gösterilen stres tepkileri, anormal bir olaya verilen normal tepkiler olarak görülür. Hemen sonrasında verilen tepkilere bakarak ciddi bir psikolojik rahatsızlıkla karşı karşıya kalındığına karar verilmesi yanlıştır. Yaşanan travmatik bir olay sonrası herkes stres tepkileri gösterir; travmatik olay üzerinden 3 ay geçmeden TSSB tanısı uygun değildir. Yaşanan travmatik olaya ilk 3 ay içinde verilen tepkiler akut stres tepkileridir ve olağandır. Bu süreden sonra travmaya verilen tepkiler hala devam ediyorsa travma sonrası stres bozukluğu tanısı alır. Yaşanılan ruhsal travmalardan sonra en sık görülen iki hastalık ise depresyon ve travma sonrası stres bozukluğudur. Depresyonun en sık görülen belirtileri isteksizlik, halsizlik, moral bozukluğu, uyku ve iştah bozukluğu ve hayattan zevk alamamadır.

    TSSB’ da GÖZLENEN TEPKİLER

    Fizyolojik Tepkiler:Yorgunluk, bitkinlik, uykusuzluk ve uyku sorunları, aşırı uyarılmışlık, somatik yakınmalar, bağışıklık sisteminin bozulması, iştah kaybı.

    Duygusal tepkiler:Şok, korku ve kaygılar. Olayı tekrar yaşamaktan korkma, yaralanmaktan ve ölmekten korkma, aileden ayrı kalmaktan ya da yalnız kalmaktan korkma gibi. Üzüntü, kendini suçlama, öfke ve huzursuzluk, anlaşılamama duygusu ve yabancılaşma, çaresizlik, gerginlik, sinirlilik, ayrışma (dissosiyasyon), çökkünlük.

    Bilişsel tepkiler:Travmatik anıyı hatırlamada güçlük, zaman kavramının algılanmasındaki değişiklik: sanki zaman duruyormuş ya da çok hızlı geçiyormuş gibi algılamak. Travmatik olaya ilişkin zaman sırasında karışıklık (bu durum özellikle çocuklarda gözlenir), Travma/ zorlu yaşam olaylarını yordamaya ilişkin işaretlere duyarlılık. Görsel Çarpıtmalar yapılabilir: uzaklaşan görüntü, artan detaylar gibi. İşitsel Çarpıtmalar ise, zayıflayan sesler, güçlenen seslerdir. Gerçek dışılık ve rahatsız edici imgeler ve beden algısında değişiklik meydana gelebilmektedir.

    Kişilerarası Tepkiler:Aşırı stres durumlarında evde, okulda ya da işte arkadaşlık, eş ve ebeveynlik ilişkilerinde ortaya çıkabilen güvensizlik, tedirginlik, artan çatışma eğilimi, içe kapanma, yalnız kalma, kendini reddedilmiş ya da terk edilmiş hissetme, uzaklaşma, önyargılı olma eğiliminde artış ve kontrol etme ihtiyacında artış gibi durumlar yaşanabilmektedir.

    TSSB Aşağıdaki Diğer Bozukluklar ile Birlikte Görülebilir

    • Duygudurum Bozuklukları (örn., Major Depresyon)
    • Somatik (bedensel) hastalıklar, vücutta ağrı ve sızılar
    • Panik Bozukluk
    • Obsesif Kompulsif Bozukluk
    • Fobiler
    • Uyuşturucu madde kullanımı, aşırı sigara ve alkol tüketimi

    TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞUNDA TEDAVİ

    Toplumda ruhsal travma yaşayan birçok kişi olmasına rağmen bunlardan hepsi travma sonrası stres bozukluğu yaşamaz, ancak bir kısmı yaşar. Bu da bazı kişilerde hastalığa bir yatkınlık olabileceğini, ya da bazılarının hastalığa karşı daha dayanıklı olduğunu düşündürür. Travmaya karşı verilen tepkiler ve belirtiler üç ayı geçerse ve zaman içinde azalmak yerine hayatı etkiler hale gelirse psikolojik destek alınması gereklidir. Travma Sonrası Stres bozukluğu, kişiye ve ailesine büyük sıkıntı veren fakat tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır. Psikolojik tedaviler arasında etkili olduğu gösterilen tedavi türü ise bilişsel-davranışçı tedavi adı verilen yöntemdir. Bu tedavi ile kişinin travma belirtilerinin sürmesine neden olan hatalı düşüncelerinin sağlıklı düşüncelerle değiştirilmesi amaçlanır. Ayrıca korku nedeniyle kaçındığı durumların üstüne gitmesi sağlanarak bu durumlarda yaşadığı korkunun azaltılması sağlanır.

  • Dünya astım günü’nde “astım” hastaları dikkat!

    Türk Toraks Derneği ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından kurulan GARD (Global Alliance Against Respiratory Diseases ), Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği ve Sağlık Bakanlığı işbirliğiyle, her yıl Mayıs ayının ilk Salı günü, ülkemizde ve dünyada “Dünya Astım Günü” olarak kutlanıyor.

    Dünyada 300 Milyon Astımlı Hasta Var!

    Dünyada yaklaşık 300 milyon kadar astım hastası bulunuyor, ülkemizde ise yaklaşık her 12-13 yetişkinden biri, çocuklarda ise her 7-8 çocuktan biri astım hastasıdır. Hastalığın, yıllar içinde artış gösterildiği görülüyor. Astım, akciğer içi hava yollarında daralmaya neden olan ve alevlenmeler ile seyreden kronik bir akciğer hastalığıdır. Hava yollarındaki bu daralmanın nedeni mikrobik olmayan bir tür iltihap nedeniyle hava yolu düz kaslarının kasılması ve yine aynı zamanda hava yolu duvarının şişmesidir. Hastalık tekrarlayan nefes darlığı, nefes alıp verirken ortaya çıkan hırıltı/hışıltı/ıslık sesi, göğüste baskı hissi ve öksürük gibi belirtilerle kendini gösterir. Belirtilerden bazen hepsi bazen sadece bir tanesi görülebilir. Genellikle çocuklarda tekrar eden öksürük, hırıltı nefes darlığı, geceleri ve sabah kalktığında öksürme, koşma ve ağlama sonrası öksürük, nezle ve gribin uzun sürmesi, göğüse inmesi, burun akıntısı, burun tıkanıklığı gibi sorunlar, çok sık hastalanma ve çok sık antibiyotik kullanımı gibi belirtiler astımı düşündürür. Genellikle çocuklarda besin alerjilerini astım takip eder. Dolayısıyla besin alerjili çocukların yakın takibi önemlidir.

    Astım Nöbetlerini Tetikleyen Faktörler

    En sık görülen kronik hastalıkların başında “Astım” gelirken, bahar alerjileri ve mevsim değişikliklerinden kaynaklanan hastalıklar, astımı etkilemektedir. Astım için en önemli iki risk faktöründen biri genetik yatkınlık, bir diğeri ise çevresel etkilerdir. Anne, baba ya da yakınlarının alerjik hastalıklara ya da astım hastalığına sahip olması çocuklarda en önemli risk faktörüyken, alerjenler, tekrarlayan akciğer enfeksiyonları, sigara dumanı, iç ve dış ortam hava kirliliği, beslenme tarzı ise çevresel risk faktörlerini oluşturmaktadır. Virüs enfeksiyonları(soğuk algınlığı, grip), üst solunum yolu hastalıkları (anjin, bademcik, kafa sinüslerinde, burun ve burun arkası iltihapları), alerjenler (ev tozları, küfler, evcil hayvanlar, hamam böcekleri ve çiçek tozları), mevsim değişikleri, ağlamak ve stres, astım nöbetlerini tetiklemektedir.

    Astım Tedavi Edilebilir Bir Hastalıktır!

    En iyi tedavi, astım yapan faktörlerin iyi belirlenmesi ve bunlardan korunma yollarının iyi bilinmesidir. Korunma yapılmasına rağmen şikâyetler oluyorsa bazı ilaç tedavilerine ihtiyaç vardır. Dünyada olduğu gibi, ülkemizde de bu hastalığın tedavisi ile ilgili gerekli her türlü̈ ilaç ve malzeme bulunmaktadır. Uygun ilaç̧ tedavisi ile astımlılar iş ve okul dâhil günlük yaşamlarına, hastalık nedeni ile herhangi bir kısıtlanma olmadan devam edebilirler. Alerjik astımda en kalıcı tedavilerden biride alerjik olunan maddeye karsı yapılan aşı tedavileridir. Alerjik astımın tedavisindeki en etkili yol aşılama yöntemidir ve bu yöntemle hastalıktan kurtulmak mümkündür. Alerji aşıları, astımın gidişatını değiştirebilme potansiyeline sahip tek tedavidir. Mümkün olduğunca erken başlanmalıdır. Çünkü alerji aşıları dışındaki tedavilerin hiçbiri hastalığın vücuttan atılmasını sağlamaz, sadece mevcut yangının seviyesini azaltır.

    Tüm çocuklarımıza ve sizlere sağlıklı günler dilerim…

  • Pandas / çocuklarda streptokokların neden olduğu nöropsikiyatrik hastalıklar

    Enfeksiyon hastalıkları ve nörolojik bozukluklar arasındaki ilişki uzun yıllardan beri bilinmektedir. Virüsler, bakteriler ve diğer etmenler ciddi nörolojik bozukluklara yol açmaktadır. Çoğu zaman hastalık tablosunun tanımlanmaması veya gerekli tedavinin zamanında uygulanmaması sonucu yaşam boyu etkilenebilecek tablolar ortaya çıkmaktadır.

    Bu yazımızda Grup A Beta hemolitik streptokokların (halk diliyle beta mikrobu) neden olduğu nöropsikiyatrik bozukluk olan PANDAS klinik tablosuna ait bilgiler özetlenecektir.

    PANDAS ; Grup A hemolitik streptokok (GABS) enfeksiyonundan sonra gelişen obsessif kompülsif bozukluk (OKB) ve/ veya tik gelişen çocukları tanımlamak için kullanılmıştır.

    Obsessif kompulsif bozukluk (OKB) Mantıksız düşünce ve takıntıların insanı sürekli tekrar eden davranışlar sergilemesine zorlayan psikolojik bir hastalıktır. Takıntı hastalığı olarak tanımlanmaktır.

    Tik istem dışı gerçekleşen kas kasılmalarının tümüdür.

    PANDAS İngilizcede çocuklarda streptokok enfeksiyonu ile birlikte gelişen otoimmun nöropsikiyatrik hastalık kelimelerinin baş harfleri alınarak oluşturulmuştur.

    Özetle söylenecek olursa çocuk boğaz enfeksiyonu geçiriyor (GABS) ve bu enfeksiyonla ilintili olarak nöropsikiyatrik bulgular ortaya çıkıyor. Ortaya çıkan bu tablo PANDAS olarak yorumlanmaktadır.

    PANDAS ‘ın klinik bulguları nelerdir?

    Belirtilerin 3 yaş ile ergenlik dönemi arasında ortaya çıkması

    Ani başlangıç göstermesi ve bulguların zaman zaman alevlenme göstererek oluşması

    Takıntı (OKB) veya tiklerin bulunuşu

    GABS enfeksiyonu ile ilişkinin saptanması

    Alevlenmeler sırasında nörolojik bulguların görülmesi.

    Hastalığın ani başlaması ve alevlenmeler göstermesi özellik taşımaktadır.

    PANDAS ‘ın yaygın bir hastalık olup olamadığı bilinmemektedir. Tanımı 20 yıl önce yapılmış olup bu konudaki bilgi yetersizliği tanının gözden kaçmasına neden olmaktadır.Erkeklerde kızlara oranla daha sık görülmekte ve ailesinde akut eklem romatizma bulunan çocuklarda hastalık daha fazla tanımlanmaktadır.Bazı vakalarda ise streptokok enfeksiyonu takip eden 4 ile 6 haftada belirtiler ortaya çıkar. Bu hastalarda antibiotik tedavinin yetersiz olduğu veya uygulanmadığı düşünülmektedir. Son verilere göre 200 çocuktan bir tanesi PANDAS tablosunu göstermektedir. Diğer bir deyişle OKB ve tikli çocukların %25 de PANDAS tanımlanmaktadır.

    Grup A streptokok enfeksiyonu geçiren her çocuk PANDAS tablosu gösterebilir mi sorusunun yanıtı net olarak hayırdır.Ancak GABS enfeksiyonunu sık geçiren çocuklarda bu tablo oluşmaktadır. PANDAS ‘ın otoimmun bir mekanizma sonucunda oluştuğu ve beyinde bazal ganglionları tuttuğu ve fonksiyonlarda bozukluk olduğu düşülmektedir.

    PANDAS ‘lı hastalarda

    Boğaz kültürü

    ASO ve Anti-DNase B titrasyonu periodik olarak incelenmelidir.

    Bu hastalarda boğaz enfeksiyonu öyküsü dikkatle izlenmelidir.

    Radyolojik olarak gereken vakalarda Kraniyel Manyetik Rezonans incelenmesi yapılabilir.

    Hastalığın tanısı klinik olarak konulmaktadır. Ancak bazı laboratuvar incelemelerinin de önemi vardır.

    Bugün PANDAS’lı çocukların tanısı kadar tedavisinde sorun teşkil etmektedir.

    Hasta çocuk psikiyatrisi ve çocuk enfeksiyon uzmanı birlikte takip ederek tedavi planlanmalıdır.

    Tedavi ;

    – Antibiotik tedavisi

    – İmmunolojik tedavi

    – Nöropsikiyatrik tedavi başlıkları altında planlanır.

    – Antibiotik tedavisinde 2-4 hafta süre ile uygun antibiotik başlanır, hastanın kliniği izlenir. Klinik bulgular da değişiklik olmazsa antibiotik tedavisi değiştirilir.2.’inci bir antibiotik 10-14 gün süre ile verilir. Bu hastalara uzun süreli koruyucu antibiotik tedavisi önerilmektedir.

    İmmunolojik tedavi

    Plazmaferez

    IVIG

    Steroid
    tedavisi yapılabilir.

    Hastalarda aynı zamanda çocuk psikiyatri tarafından gereken nöropsikiyatrik tedavi uygulanır. PANDAS tanısı olan çocuklarda obsessif kompülsif bozuk ve /veya tiklerin yanı sıra

    Anksiyete

    Kişilik değişiklikleri

    Dikkat eksikliği

    Uyku bozuklukları

    Gece işemeleri

    Matematik ve yazma becerisinde azalma görüldüğü vurgulanmaktadır.

    Tanı alamayan veya tedavi edilmemiş vakalarda ise nöropsikiyatrik bulgular bir ömür boyu devam edebilmektedir.

    Sonuç olarak nöropsikiyatrik bulguları olan çocukların mutlaka enfeksiyon açısından değerlendirilmesi önemli olduğu unutulmamalıdır.

    Anahtar kelimeler;

    – Pandas

    -Grup A beta hemolitik streptok

    -Beta mikrobu(GABS)

    -Obsessif kompulsif bozukluk

    -Çocuklarda tik

    -Antibiotik tedavisi

    -İmmünolojik tedavisi

    -Nöropsikiyatrik tedavi

    Prof. Dr. Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Bahar alerjileri hakkında her şey!

    1. Bahar alerjisi nedir? Çeşitleri nelerdir?

    Bahar alerjisi bir diyer adiyla “saman nezlesi” bahar aylarinda ortaya cikan genellikle burun bulgularinin hakim oldugu ama goz, deri ve brons tutulumuna bagli akciger bulgularinin ve hatta halsizlik yorgunluk, uykusuzluk gibi sistemik bulgularin da ortaya cikabildigi bir alerji tablosudur. Sorumlu olan seyler agaclar, cayir cimenler veya yabani otlardan salinan polenlerdir.

    2. Bahar alerjisinin belirtileri nelerdir?

    Bahar alerjilerinin belirtileri tuttugu organa gore degisir.

    Bahar Alerjilerinin Deri Bulgulari: Cilt de kizariklik kasinti, dokuntu, kurdesen, urtiker , anjiyodem ve egzemadir.

    Bahar Alerjilerinin Goz Bulgulari: Gozlerde sulanma, kizariklik, kasinti, capaklanma, sisme, agri, gozlerini acamama, goz kapaklarinda agirlik hissi

    Bahar Alerjilerinin Burun Bulgulari: Burunda kasinti, elin surekli buruna gitmesi ve kasinti hissi su gibi akinti, araka arkaya bazen 50-100 kere olabilecek hapsirma ve siddetli tikaniklik, rahat nefes alamama, ve bazen de koku alamamadir.

    Bahar Alerjilerinin Solunum Bulgulari: Oksuruk, hirilti, nefes darligi, goguste basinc hissi, rahat nefes alamama,

    Bahar Alerjilerinin Sistemik Bulgulari: Bahar alerjileri bazen sadece asiri bir yorgunluk seklinde kendini gosterebilir

    Bahar Alerjilerinin Sistemik Bulgulari: Ozellikle okul cocuklarinda cok belirgin fark edilebilen ama her yasta kendini gosterebilen, mutsuz olma, konsantre olamama, algilayamama uykusuzluk ve baharin gelmesiyle okul da basarisizlik seklinde de olabilir.

    Ayrica bas agrisi, bogaz agrisi, sik sinuzit olma, sinus bolgelerinde, yuzde agri, ve hassaiyet, goz altlarinin sismesi ve mavimtirak bir renk almasi, koku ve tat alma duyularinda azalma olabilir.

    3. Bahar alerjisinin yaygınlığı nedir? Kimlerde görülür? Bahar alerjisi 3 yas ustu cocuklar ve eriskinlerde gorulebilen bir durumdur. Toplumda gorulme sikligi degismekle birlikte %15-30 arasinda degismektedir. Herkes te gorulebilir. Ama ozellikle birseye karsi alerjisi olan cocuk ve eriskinlerde bahar alerjilerinin gorulme sikligi da topluma gore daha yuksektir.

    4. Bahar alerjisi mi soğuk algınlığı mı olduğu nasıl anlaşılır?

    Bahar alerjisi mevsimseldir. Her sene yilin belli aylarinda ortaya cikar ve sonar kaybolur. Vucutta bir usutme, ates, atesli hastaliga bagli halsizlik bulgulari yoktur. Bahar alerjilerinde kasinti daha on planda olabilir. En onemliside soguk alginligi 3-5 gun icinde gecer ama bahar alerjilerihaftalarca devam eder.

    Ve Sogul alginliklari daha cok soguk havalarda olusurkken Bahar alerjileri bahar da ve sonbaharda olusur.

    Ilk baharin baslarinda ortaya cikan Bahar alerjisinden agac polenleri, Mayis-Temmuz arasi olan bahar alerjilerinden Cayir polenleri, ve yine guz mevsiminde Agustos sonu-Kasim arasi ortaya cikan bahar alerjisinde de yabani ot polenleri sorumludur.

    5. Bahar alerjisinin çocuklara etkisi nedir?

    Bahar alerji bulgulari cocuklarda genelde 3 yasindan sonra oryata cikar. Bunun nedeni cocuklarin hastalik bulgularini ortaya cikarmak icin bir kac bahar yasamalari gerektigidir. Tipki eriskinlerde oldugu gibi bahar alerjisi cocuklarda da tutuldugu organa gore farkli bulgular olusturabilir. En sik gorulen bulgular gozlerde yanma, kacinti, kizarma, sisme, burunda akinti, kasinti, tikaniklik, arkasi kesilmeyen hapsirmalar, deride kizariklik, kasinti ve dokuntuler, ve yine akcigerlerde: oksuruk, hirilti ve nefes darligi seklinde olabilir.

    6. Bahar alerjisi olan hastaların dikkat etmesi gerekenler nelerdir?

    Butun alerjileride en onemli sey oncelikle neyin dokundugunun bilinmesi ve eger mumkunse korunulmasi ve ALERJIK ASI TEDAVISI KRITERLERINE UYULUYORSA ZAMAN KAYBETMEDEN ASI TEDAVISI OLUNMASIDIR. Dolayisyla oncelikle tani amacli ALERJIK DERI TESTLERININ ve KAN tetkiklerinin yapilmasi ve neye alerji olundugunun bulunmasi gerekir.

    7. Tanı nasıl konur?

    Tani icin hastanin verdigi hikaye cok onelidir. Tipik olarak tekrar eden yilin ayni doneminde ortaya cikan bulgular olmasi cok onemlidir.

    Muayene bulgularinda alerjik konjekivit dedigimiz goz bulgulari, alerjik rinit dedigimiz burun bulgulari ve yine oksuruk hirilti nefes darligiyla giden alerjik bronsit bulgularinin gorulmesi cok onemlidir.

    Muayene bulgulari klinik olarak bahar alerji teshisini koydursa da hangi polenlerin buna neden oldugunu anlamak ve TEDAVININ DOGRU BIR SEKILDE PLANLANABILMESI icin mutlaka alerjik DERI TESTLERININ ve gerekli kan tetkiklerinin yapilmasi gerekir.

    8. Tedavisi nasıl olur? Tedavi sırasında dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?

    Alerjik butun hastaliklarda tedavide ki en onemli husus DOGRU TESHIS ile neyin dokundugunun bulunmasi ve ona yonelik tedbirelrin alinmasidir. Polen alerjilerinden korunma cok kolay yapilabilen birsey degildir. Cunku polen salinimini control edmeyiz. Ama polen yayilimin fazla oldugu donemler ve saatlerde disari cikmayi kisitlayabiliriz. Illa disari cikilacaksa guzes gozlugu, saapka, uzun kollu ve pacali kiyafetler giyerek ve hatta maske takarak polenlerin vucudumuz ile temasini engelleyebiliriz. Bahar alerisine bagli ortaya cikan bulgulari tedavi etmek icin tutulan organa gore verilen olaclar vardir. Bunlari doctor muayenesi ile kullanabilirsiniz. Ama bu ilaclar sadece ve sadece polen alerjisine bagli ortaya cikan sikayetleri tedavi ederler. ALERJI yi tedavi etmezler. Alerjiyi tedavi eden tek sey ALERJI IMMUNOTERAPISI dedigimiz asi tedavisidir. Asi tedavisinin amaci vucudun polen alerjisini yok etmesidir. Burada savunma sistemine alerji maddelere karsi TOLERANS GELISTIRME belli aralik ve doz ile yapilan asi tedavileri ile ogretilir.

    Gunumuzde alerji tedavisindeki en etkili tedavi ASI tedavisidir. Asi tedavisinin ustune baska bir tedavi yoktur.

    9. Bahar alerjisinden korunma yolları nelerdir?

    Dogru tani ile neyin dokundugunun tespit edilmesi korunmadaki en onemli olan seydir.

    Saglikli yasamak yine Bahar alerjiler icin oldukca onemlidir. Cunku savunma sistemimiz ne kadar saglikli ise vucudumuz BAHAR ALERJILERI ile o kadar kolay basa cikabilir.

    Mecbur olmadikca POLEN LERIN yogun oldugu ortamlarda bulunmamak

    En cok polen salinan saat sabah saatleri oldugu icin mumkunse sabah erken saatlerde disari cikmamak, cikmak zorunda olundugu durumlarda da maske takmak gerekir.

    Hem evimizin hemde arabamizin pencerelerini ozellikle polenlerin fazla oldugu donemlerde kapali tutma gerekir.

    RUzgarli havalarda yine mumkun oldugunca disarida olmamaya dikkat etmek gerekir

    Burun deliklerinin hemen girisine ve disina cok ince bir tabaka olarak vazelin surmek polenlerin iceri girmesine engel olabilir. Hem evdeki hemde arabadaki klima filtrelerinin duzenli olarka degistirilmesi gerekir.

    Disari cikarken mumkun oldugunca uzun kollu ve pacali giyinme, gunes gozlugu ve hatta maske takma yine polenlerin vucudumuza temasini engelleyek alerjilerin ortaya cikmasindan bizi korur.

    Disardan iceri gelindiginde mumkunse butun kiyafetlerin cikarilmasi ve banyo yapilmasinda fayda vardir. Boylece sacimiza ve vucudumuza yapismis polenlerden korunmus oluruz.

    Yine polen mevsiminde kiyafetlerin disarida kurultulmamasi gerekir.

    10. Alerji ilaçlarının ne gibi yan etkileri olur ve nasıl önlem alabiliriz?

    Her zaman ve her hastalikta oldugu gibi alerji ilaclarinida mutlaka DOKTOR KONTROLUNDE kullanmak gerekir. Doktor kontrolunde kullanilan alerji ilaclarinin yan etkilerinden hic korkmaya gerek yoktur. Ama doktor kontrolsuz kullanilan alerji ilaclarinin oldukca fazla zararlari olabilir. Alerji ilaclarinin bilinen ve en cok gorunen yan etkileri uyku, uyusukluk, sersemlik yapma durumudur. Ayrica kontrolsuz kullanilan alerji ilaclarinin karaciger fonksiyonlarini bozma riski vardir. Dolayiisyla alerji ilaclarinin DOKTOR kontrolunde kullanimasi ve istenmeyen bulgular ortaya ciktiginda hemen doktor ile goruserek doz ayarlamasina ve ilac degisimine yada gerekirse ilac kesimine gitmek gerekir.

  • Çocuklarda streptokok enfeksiyonları

    (GRUP A BETA HEMOLİTİK STREPTOK ENFEKSİYONLARI)

    Streptokoklar doğada oldukça yaygındır. İnsan ve hayvanlarda çeşitli enfeksiyonlara yol açarlar.

    Çocuklarda en sık görülen bakteriyel enfeksiyon streptokok enfeksiyonlarıdır. Grup A beta hemolitik streptokok (GABHS) streptokokların neden olduğu hastalık tablosu değişkenlik gösterir. Klinik tablo boğaz enfeksiyonundan menenjite, kızıldan kemik iltihabına kadar değişebilmektedir. Klinik tablonun farklılığı birçok faktöre bağlıdır.

    Bu faktörlerin başlıcaları:

    Hastanın yaşı

    Enfeksiyona neden olan streptokokun cinsi

    Vücuda giriş yolu

    Hastanın bağışıklık durumudur.

    Klinik tablonun değişken oluşu gerek hasta ve gerekse hekimi tanısal açıdan zorlamakta ve tedavide gecikmeye neden olmaktadır.

    Streptokok enfeksiyonlarının çocukluk yaş grubundaki klinik görünümleri çocuğun yaşına göre değişir.

    Altı aylıktan küçük çocuklarda streptokok enfeksiyonu : bu yaş grubunda klinik bulgular belirgin değildir.

    -Düzensiz ateş yükselmesi

    -Burun akıntısı (mukopürulan)

    -Nazofarenjit bulguları görülür.

    Sıklıkla bu bebeklerde burun deliklerinin kenarında soyulmalar vardır.Akut belirtiler yaklaşık bir hafta sürer.Bazı bebeklerde ise burun akıntısı 6 haftaya kadar devam eder ve bu bebekler husursuzdur.Burun kültürü ile tanıya gidilir.Sık görülen bir tablo değildir.Çoğu kez tanı konulamaz.

    Altı ay – üç yaş arasında çocuklarda streptokok enfeksiyonu ise ;

    -Hafif derecede ateş

    -Burun akıntısı

    -Halsizlik ve yutma güçlüğü ile başlar.

    Burun akıntısı şeffaf değildir ve belirtiler 4 ile 8 hafta sürebilir.Tablo üst solunum yolu belirtileri gösterir.Tanı boğaz kültürü ile konulabilir.

    Sinüzit ve orta kulak iltihabı sık gelişen komplikasyonlardır.Çoğunlukla gelişen komplikasyonlarla hekime başvurulur.

    Üç yaştan büyük çocukların streptokok enfeksiyonu ;

    Ateş, Titreme

    Kusma

    Baş ağrısı

    Boğaz ağrısı

    Bulguları ile aniden ortaya çıkar.Karın ağrısı çoğu kez vardır.Kusma ile birlikte akut batın tablosu gösterebilir.Ateş 39,4 C veya daha yüksektir.2-3 gün süre ateş , daha sonra düşme eğitimine girer .Bademcikler büyük, kızarık ve üzerinde iltihap odakları vardır.Boyun lenf bezlerinde büyüme görülür.

    Bu yaş grubunda streptokok enfeksiyonları ;

    -Tonsillit

    -Farenjit

    – Kızıl şeklinde seyreder. Streptokok enfeksiyonlarının kuluçka süresi 1-7 gün arasında değişmekte olup ortalama 2-4 gündür.

    Akut enfeksiyon sırasında streptokokların bulaşıcılığı yüksektir. Tedavi edilen vakalarda bulaşıcılık 24-48 saat sonra kaybolmaktadır. Tedavi edilmeyen hastalarda ise birinci haftalardan sonra bulaşıcılık azalmaktadır.

    Klinik bulgularla GABHS düşünülen vakalarda kesin tanı boğaz kültürü ile konulmaktadır.Boğaz kültürünün tanısal duyarlılığı %96’dır.Test sonucunun 24-48 saat sonra çıkması hekimleri erken tanı yöntemlerine yönlendirmektedir.Hızlı streptokok antijen testleri (Strep-A test) kullanılmaktadır ve tanısal duyarlılığı %80 düzeyindedir.Tanı konulduktan sonra antibiyotik tedavisi süratle başlanmalıdır.

    – Streptokok enfeksiyonları bakteriyel enfeksiyonlardır.(Streptokok virüsu veya Beta virüsu tanımı yanlıştır.)

    -Antibiotik tedavisi ivedilikle başlanmalıdır.

    -Antibiotik tedavi süresi 10 gündür.

    -Bağışıklık sistemi bozuk hastalarda ise tablo ağır seyretmektedir.

    Streptokok enfeksiyonu ciddi bakteriyel bir enfeksiyon olduğu ve Antibiotik tedavisi başlanmadığı takdirde ciddi komplikasyonlara yol açacağı unutulmamalıdır.

    Anahtar kelimeler;

    Streptokok enfeksiyonu

    Grup A beta hemolitik streptokok

    Nazofarenjit(Burun ve yutak borusunun iltihaplanması)

    Tonsillit (Bademciklerin iltihaplanması)

    Kızıl

    Prof.Dr. Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Çocuklarda astım belirti ve özellikleri

    Çocuklarda astım belirtileri ve özellikleri, çocuklarda astım teşhisi ve tedavisi

    Çocuklarda astım kaç yaşında görülür?

    Çocuklarda astım hastalığı genellikle 5 yaş altında belirti gösterir

    Çocuklarda astım belirtileri nelerdir?

    Tekrarlayan veya sürekli öksürük, hırıltı (hışıltı-vizing) ve nefes darlığı astımda en sık karşılaşılan şikayetlerdir.

    Astım belirtilerinin özellikleri nelerdir?

    Öksürük; özellikle kuru, inatçı ve tekrarlayıcıdır. Sıklıkla uyuduktan 1-2 saat sonra veya sabah karşı, uykudan uyandırıcı, oyun oynadıktan veya egzersiz yaptıktan sonra artan vasıftadır.

    Hırıltı (hışıltı-vizing); daralmış bronşlardan hava çıkışının zorlanması nedeniyle , özellikle nefes verirken göğüsten ince tiz ıslık sesine benzer duyulan bir sestir.

    Nefes darlığı; çocuklarda kendini hızlı nefes alıp verme ile gösterir.

    Çocuklarda astım nasıl teşhis edilir?

    Çocuklarda astım tanısı koymada en değerli tanı aracı öyküdür. Öksürük, hırıltı ve/veya nefes darlığının ataklar halinde ve tekrarlayıcı olması, özellikle gece veya sabaha karşı artışı, egzersiz veya oyundan sonra, alerjenlerle veya irritan madde ile karşılaşma sonrası tekrarlaması, bronş genişletici ilaçlarla gerilemesi astım tanısı koyduran en önemli ipuçlarıdır.

    5 yaştan büyük çocuklarda, akciğerlerin solunum kapasitesini değerlendiren solunum fonksiyon testi, çocuklarda astımın %80-90’ı alerjik olduğu için, allerjenin varlığını araştırmak üzere deri testleri ve/veya bazı kan testleri yapılmaktadır.

    Ayrıca astımın başka hastalıklardan ayırıcı tanısını yapmak için bazı kan testleri, boğaz veya balgam kültürü, ter testi, gaita analizleri, daha ayrıntılı radyolojik inceleme ( akciğer filmi, akciğer tomografisi, sinüs grafisi-tomografisi, lateral sefalometrik film) gerekebilir.

    Çocuklarda astım nasıl tedavi edilir?

    Astımın kronik bir hastalık olması nedeniyle hastanın düzenli aralıklarla kontrol edilerek, uzun süreli tedavisinin planlanması gerekmektedir.

    Tedavideki amaç; hastanın çok az/veya hiç şikayetinin olmaması, spor dahil normal yaşamını sürdürebilmesi, atak geçirmemesi ve solunum fonksiyon testlerinde normale yakın seyretmesidir. Düzenli aralıklarla bu hastaların takip edilmesi çok önemlidir.

    Tedavinin temelini, alerjenlerden kaçınma, astım ataklarını tetikleyen enfeksiyon, hava kirliliği, sigara dumanı, yoğun ve keskin kokulardan uzak çevre koşullarının sağlanması oluşturur.

    İkinci aşamasını ise astım atakları sırasında kullanılan bronşları genişleten; rahatlatıcı ilaçlar ( sprey ve nebülizer cihazı ile uygulananlar) ve astım ataklarını önleme amacı ile sürekli kullanılan koruyucu ilaçlar ( sprey, hap, toz ) oluşturur. Bazı hastalarda bunlara ek olarak immünoterapi (aşı tedavisi) gerekebilir.

    Astım geçer mi?

    Hastaların bir kısmında özellikle alerjik olmayanlarda, astım bulguları yaşla birlikte gerileme gösterir, bir kısmında da kaybolabilir. Ancak çocukların önemli bir kısmında ileri yaşlarda bulgular ortaya çıkabilir.

    Astımlı çocuklar grip aşısı olmalı mıdır?

    Bütün astımlı çocuklar grip aşısı olmalıdır. Aşının eylül-aralık ayı arasında yapılması uygundur. Grip geçirilmemiş ise mayıs ayı sonuna kadar da yapılabilir. Aşının koruyuculuk etkisi 1-2 haftada ortaya çıkar. 9 yaş üzerindeki çocuklarda tek ve tam doz, 3 yaş altındaki çocuklarda ise daha önce aşılama yapılmamış ise 1 ay ara ile 2 kez yarım doz, aşılama yapılmış ise yarım tek doz, 3-8 yaş arası çocuklarda daha önce aşı yapılmamış ise 1 ay ara ile 2 tam doz aşı uygulanmaktadır.

  • Alerjik nezle (alerjik rinit) nedir?

    Alerjik bir çocukta, alerjik olduğu madde ile karşılaşma sonucu; burunda akıntı, hapşırık, kaşıntı ve tıkanıklık, damakta kaşıntı, gözlerde sulanma-kaşıntı, gibi şikayetlerin geliştiği hastalık tablosudur.

    Alerjik nezleye sebep olan alerjenler nelerdir?

    Alerjik nezleden en sık sorumlu alerjenler; polenler, ev tozu akarları ve hayvanlar (kedi,köpek) dır. Ülkemizde en sık alerjik nezleye polenler sebep olmaktadır. Yanısıra mantarlar, bazı gıdalar ve hamamböceğide alerjik nezleden sorumlu allerjenlerdir.

    Çocuklarda alerjik nezle nasıl teşhis edilir?

    Alerjik nezle tanısı hastanın hikâyesi ve laboratuvar testlerinin birarada değerlendirilmesi ile konur. Burun tıkanıklığı, akıntısı, kaşıntısı, hapşırık ve göz yaşarması gibi belirtilerin görülmesi, bununla beraber alerji testlerinde pozitiflik saptanması ile alerjik nezle tanısı konulur.

    Çocuklarda alerjik nezle nasıl tedavi edilir?

    Çocuklarda alerjik nezlenin tedavisinin ilk aşamasını mevcut allerjenden kaçınma oluşturur. Alerjenden kaçınma ile hastaların bir kısmında şikayetler kontrol altına alınsa da bir kısmında ilaç tedavisi kullanmak gerekmektedir. İlaç tedavilerini ise ağızdan alerji şurup / hapları, burun spreyleri oluşturur. Tedavi her hasta için farklılık göstermektedir. Çevre önlemleri ve ilaç tedavisinin yanı sıra bazı özel hastalarda immünoterapi (aşı tedavisi) uygulanabilir.

    Çocuklarda alerjik nezlenin tedavisi neden önemlidir ?

    Çocuklarda alerjik nezleye genellikle sık sinüzit, geniz eti büyümesi, sık kulak iltihabı, kulakta sıvı birikmesi sonucu gelişen işitme kaybı eşlik eder. Bunun yanısıra allerjik nezleli çocukların bir kısmında astım, atopik dermatit gibi hastalıklar gelişebilir. Astımı olan çocuklarda da şikayetlerin artışına sebep olur. Ayrıca çocuklarda okul başarısında düşme, dikkat dağınıklığı, uyku bozukluğu, konsantrasyon bozukluğuna yol açabilir

  • Çocukluk çağı idrar yolu enfeksiyonu

    Çocukluk çağı idrar yolu enfeksiyonu

    İdrar yolu enfeksiyonu ( İYE ) çocukluk çağında sık görülen enfeksiyonlardır. Kız çocuklarının %8’i erkek çocuklarının %1-2’sinde görülür. Yenidoğan döneminde erkek çocuklarında daha sık görülürken ileri yaşlarda kızlarda görülme sıklığı artar.

    İdrar yolu enfeksiyonuna sıklıkla bakteriler neden olmakla birlikte nadiren mantar , parazit, virus gibi mikroorganizmalarda neden olabilir.

    İdrar yollarını oluşturan organlar böbrekler, üreterler, mesane ve üretradır. İYE bu organların mikrobik iltihabı olup lokalizasyonuna göre üreter ve mesane etkilenmiş ise alt İYE (sistit), üreterden böbreklere yayılmış ise üst İYE( piyelonefrit) olarak tanımlanır. Alt İYE daha sık görülen formdur. Üst İYE daha az görülmekle birlikte genellikle daha önemli sonuçlara yol açar.

    İdrarda normal şartlarda bakteri bulunmaz. Bulaşıcı bir hastalık olmayan İYE anüs çevresi derisinde bulunan bakterilerin idrar yollarına ulaşması sonucu ortaya çıkar. En sık etken escherichia coli isimli bakteridir. Bakterinin böbreklere ulaşması nadiren kan yolu ile olabilir.

    Kız çocuklarının üretrası kısa ve anüse yakın olduğu için kız çocuklarında görülme sıklığı artar. İlk bir yaştaki sünnetsiz erkek çocuklarında İYE görülme sıklığı sünnetli çocuklara göre 10 kat fazladır. İdrar yollarındaki yapısal veya fonksiyonel bozukluklar ( vezikoüreteral reflü, idrar yolları darlığı, işeme bozuklukları vb.) İYE riskini arttırır. Tuvalet alışkanlıklarında(idrar tutma) ve temizliğinde bozukluk olan hastalarda İYE daha sık görülür. İdrar yollarını irrite eden köpük banyoları, sabun veya parfümler İYE gelişme riskini arttırır. Ailesinde İYE öyküsü olanlarda görülme sıklığı artar

    Erken tanı ile tedavi edilebilir hastalıktır ancak özellikle üst idrar yolu enfeksiyonları tanı almaz ve yanlış tedavi edilir yada tedavi edilmez ise kalıcı böbrek hasarına yol açabilir. Özellikle ilk 5 yaşta kalıcı böbrek hasarı riski fazladır. Geçirilen üst İYE sonucunda böbrekte oluşan nedbe dokusu (skar) tekrarlayan enfeksiyonlar sonucunda büyüyerek böbrekte görev yapan sağlıklı dokunun yerine geçer . Sonuç olarak ilerleyen zaman içinde hipertansiyon ve böbrek yetmezliği gibi kalıcı hastalıklara yol açar.

    Hastalığın belirtileri ve bulguları hastanın yaşına ve İYE’nun lokalizasyonuna göre değişiklik gösterir.İdrar kontrolü olmayan çocuklarda genel bulgular ön plandadır. İştahsızlık, yenidoğan sarılığı, huzursuzluk, kusma, ağırlık artışında azalma, kötü kokulu idrar, idrar yaparken ağlama ilk belirti/bulgu olabilir. İdrar kontrolü başlamış olan büyük çocuklarda ise belirti/bulgular işeme sırasında ağrı, yanma hissi, sıkışma, sık idrar yapma, yüksek ateş, idrar kaçırma, böğür ve/veya karın ağrısı, kırmızı renkli ve kötü kokulu idrar yapmadır. Bunların biri yada birden fazlası aynı anda görülebilir.

    Alt idrar yolu enfeksiyonunda alt idrar yollarına ait bulgular ön planda iken üst idrar yolu enfeksiyonunda sistemik bulgular yüksek ateş (<38,5 C), halsizlik, kusma ön plandadır lokal olarak böğür ağrısı görülebilir. Üst idrar yollarının enfeksiyonlarının bir bölümünde hastalığa alt idrar yolu bulguları eşlik eder.

    İYE gelişimini önlemede bazı kurallara uymak hastalığın görülme sıklığını ve tekrarlama riskini azaltması açısından önemlidir. Özellikle bebeklerde sık bez değişikliği faydalı olacaktır. Tuvalet temizliği sırasında bölgenin önden arkaya doğru tek seferlik hareketlerle yapılması barsak bakterilerinin idrar yollarına ulaşmasını önleyecektir. İdrar kontrolü başlamış hastalarda düzenli ve tam olarak mesanenin boşaltılmasını sağlamak mesanede bakteri üremesini önleyecektir. Özellikle kız çocuklarında köpük banyolarından kaçınılması önerilir. İdrar yollarının havalanmasını bozan dar ve naylon giysilerden kaçınılması önemlidir.

    Hastalarda anatomik bozukluk olması halinde izleyen çocuk nefroloji uzmanı tarafından önerilen azaltılmış dozda antibiyotikler uygulanması gibi enfeksiyon gelişimini önleyen önerilere uyulmalıdır.

    Uygun tedavi yöntemi ile alt İYE 3-5 günde, üst İYE 7-10 günde iyileşir. Hastaların yarıya yakınında hastalık 6-12 ay içinde tekrarlayabilir. İdrar yollarında yapısal, fonksiyonel bozukluğu olan veya bozuk tuvalet hijyeni-alışkanlığı olan kişilerde tekrarlama riski yüksektir.

    İYE tanısında en önemli kriterler; rutin idrar analizinde lökosit adı verilen hücrelerin belirli sayıdan fazla olması ve/veya idrarda bakteri varlığını gösteren nitrit testinin pozitif olması ve uygun koşullarda temiz alınan idrarda tek bakterinin belirli sayının üzerinde ürediğinin gösterilmesidir. İdrar kontrolü olmayan çocuklarda idrar torba, kateter ve iğne aracılığı ile doğrudan mesaneden alınabilir, idrar kontrolü olan çocuklarda orta akım idrarın steril idrar kaplara alınması gereklidir. Kültürde üreyen bakterinin antibiyotik direncine göre tedavi planlanır.

    Çocuk nefroloji uzmanları tarafından değerlendirlen tekrarlayan İYE olan çocuklarda anatomik veya fonksiyonel idrar yolu bozukluklarını araştırmak üzere görüntüleme tetkikleri ( üriner sistem ultrasonografik incelemesi , voiding sistoüretrografi ve böbrek sintigrafisi) uygulanarak tedavi ve izleme planı yapılır. Bu tetkiklerin birkaçında radyasyona maruziyet söz konusudur.

    İYE tedavisinde seçilecek antibiyotik kültürde üreyen bakterinin antibiyotik direncine göre seçilse de kültür sonucunun belli olacağı 24-48 saat içinde hekim tarafından karar verilen uygun antibiyotik başlanmalıdır. Özellikle üst İYE tedavisinde ateş yüksekliğini takiben ilk 24-48 saatte tedavinin başlanması halinde böbrek hasarının olmadığı düşünülmektedir. Antibiyotik kullanım süresi İYE lokalizasyonuna göre değişir. İYE ilişkili belirtiler birkaç gün içinde geriler bu süre içinde ağrı kesici, ateş düşürücü ilaçlar kullanılabilir. Özellikle ateş yüksekliği olduğu dönemde sıvı alımı arttırılmalıdır.

    Tedavi genellikle ev şartlarında yapılırken 3 aydan küçük çocuklar, genel durumu bozuk olan çocuklar ve yeterli sıvı alamayan çocukların hastanede yatırılarak tedavi edilmesi önerilir.

    İYE tanısı olan çocuk tedavinin ardından 6-12 ay boyunca aylık rutin idrar analizi ve idrar kültürü tetkikleri ile olası tekrarlama nedeni ile izlenmelidir. Tekrarlayan İYE olması halinde hastanın çocuk nefroloji uzmanı tarafından değerlendirilerek gerekli araştırmalar yapılıp uygun izlem programının belirlenmesi ve ailenin bilgilendirilmesi gerekir.