Etiket: Tedavi

  • Fototerapi ve sarılık

    Bebeklerde yüksek bilirubin değerleri belli seviyelerde tehlikeli olabileceği için tedavi edilmesi gerekmektedir. Fototerapi hem bu yükselmeyi önlemek hem de belli oranda düşürmek için kullanılır. Böylece bebeklerdeki sarılık değerleri belli sınırlarda tutulmuş olur..Düşük düzeyde devam eden fizyolojik sarılıklarda belli bir tedavi uygulamaya gerek yoktur ancak bebeğin yaşı (gün olarak) ve ağırlığı göz önüne alınarak 15 mg/dl’nin üzerindeki oranlarda en sık uygulanan tedavi yöntemi fototerapidir.

    Yaşlanmış eritrosit( kırmızı kan hücrelerinin) ve bazı enzimlerin yıkımı sonrası bilirubin isimli pigment kana verilir. Bu pigmentin ilk oluşan şekline indirekt (suda çözünemeyen) bilirubin denir. İndirekt bilirubin toksik bir madde olup vücuttan doğrudan atılamaz. Bu madde karaciğerde enzimatik bir reaksiyonla vücuttan atılabilen direkt(suda çözünebilen) bilirubine dönüştürüldükten sonra safra ve idrar aracılığı ile atılabilir.Bebeklerde karaciğerdeki bu enzimin düşük aktivitede olması, eritrositlerin daha kısa ömürlü olması(daha çok yıkım olur), enterohepatik(barsak karaciğer arası ) dolaşımın daha fazla olması nedeniyle yenidoğan sarılığı gelişir. Bu sarılığın geçmesi için fototerapi yada ışık tedavisi sık kullanılır. Fototerapinin yetersiz kaldığı ya da sarılık değerlerinin çok yüksek olduğu durumlarda kan değişimi de yapılmaktadır.

    Fototerapi Nedir?

    Belli dalga boylarındaki ışığın kullanılması sonucu, suda çözünemeyen bilirubinin farklı kimyasal reaksiyonlarla suda çözünebilen formlara dönüştürülmesine denir. Biliyoruz ki çözünemeyen bilirubin doğrudan vücuttan atılamadığı gibi toksik bir maddedir. Bebeklerde sarılığı hem önlemede hem de tedavi etmede kullanılan yaygın bir yöntemdir.

    Sarılık tedavisinde kullanılan fototerapinin en etkili ışık dalga boyu, 430-490nm arasındaki mavi yeşil ışıktır. Mavi ışığın geliştirebileceği yan etkiler nedeniyle beyaz ışık da eklenmiştir. Bundan dolayı fototerapi üniteleri aynı sayıda beyaz ve mavi ışık kaynağından oluşmuştur.

    Sarılıkta Fototerapi Nasıl Etki Eder?

    Fototerapinin etkisiyle indirekt bilirubinde üç farklı kimyasal reaksiyon gelişir Bu kimyasal tepkimeler sonrası suda eriyebilen formlara dönüşen indirekt bilirubin, başka bir reaksiyona ihtiyaç duymadan safra ve idrar ile atılabilir. Yani fototerapiyle oluşan bu formların karaciğerde tekrar enzimatik reaksiyona girmelerine gerek kalmaz. Böylece vücuttan direkt uzaklaştırılırlar. Vücuttan atılan bilirubin sonucunda sarılık değerleri kontrol altına alınır. Bu tedaviye ışın tedavisi veya ışık tedavisi de denmektedir

    Fototerapinin Yan Etkileri

    Retinal dejenerasyon; fototerapide ışığın göze gelmesi sonucu oluşan bir yan etkidir. Günümüzdeki tüm bebeklerin gözleri fototerapi esnasında kapatılmakta ve bu yan etki önlenmektedir .

    Sıvı kaybı; fototerapide hissedilmeyen sıvı kayıpları artar ve dehidratasyon gelişebilir. Fototerapi yan etkileri arasında sık görülen bir durumdur.Önlemek için bebeğin aldığı,çıkardığını takip etmek ve aldığı sıvıyı arttırmak gerekmektedir.

    İshal; bebeklerde yeşil ve sulu dışkılama olabilmektedir. Bağırsaklardan atılan yüksek miktardaki bilirubinin buna neden olduğu söylenmektedir.

    Deri değişiklikleri görülebilir. Genellikle geçici deri döküntüleri şeklinde görülür.

    Bronz bebek sendromu; sarılık için fototerapi alan bebeğin cildi, idrarı ve kanı grimsi kahverengi bir renk alır. Tehlikeli bir durum olmamakla birlikte fototerapinin kesilmesi ile düzelir.

    Kan değerlerinde düşme; kanda trombosit düşüklüğü görülebilir. Bunu nedeni trombositlerin yıkımındaki artıştır.

    Fototerapi yan etkileri arasında hipokalsemi de yer almaktadır. Kalsiyumun kanda düşmesi anlamına gelen bu durumun sebebi ışın verildikten sonra melatonin salgısının azalmasıdır. Azalan melatonin kalsiyumun kemiğe geçmesine dolayısıyla kandaki kalsiyumun düşmesine neden olur.

    PDA(Patent Duktus Arteriozus); anne karnında bebeğin dolaşımının bir parçası olan duktus arteriozusun doğum sonrası kapanmaması anlamına gelir. Fototerapide PDA riski artmaktadır.

    Bebeğin vücut sıcaklığında artış veya düşme olabilir. Fototerapide daha çok hipertermiye yani ateşe rastlanır.

    Tedavi sırasında, bebek üzerinde sadece alt değiştirme bezi kalacak şekilde soyulur ve gözlere koruma amaçlı bir maske takılır. Bu şekilde ışığın altına yatırılır.Tedavi sonrası fototerapi alan bebeklerdeki bilirubin değerini cilde bakarak değerlendirmek yanıltıcı olacaktır.Cilt rengi tedavi sırasında normale döner Bu nedenle kan tahlili yaparak değerlendirmek gerekmektedir

    FOTOTERAPİ TEDAVİSİ İLE BEYİNDE MEYDANA GELEBİLECEK HASARLARIN ÖNÜNE GEÇİLEBİLİR

    Sarılık düzeyi belirli seviyenin üzerine çıktığında ve uygun tedavi edilmediğinde beyin dokusu üzerinde kalıcı hasara ve uzun dönemde nörolojik bozukluklara neden olabilir.

  • Üfürüm nedir ?

    Üfürüm nedir ?

    Kalp üfürümü nedir?

    Kalp üfürümü kalp atımları arasında duyulan basit gürültü sesleri olarak tanımlanmaktadır. Doktor, kalp muayenesinde “lub-dub”, “lub-dub”, “lub-dub” şeklindeki kalp seslerini duyar. Çoğu zaman, lub ve dub ile dub ve lub sesleri arasındaki sürede başka ses duyulmaz. Sessiz olması gereken bu dönemlerde duyulan herhangi bir ses üfürüm olarak adlandırılmaktadır. Üfürüm kelimesi rahatsız edici olmasına rağmen, üfürümler son derece yaygındır ve genellikle sağlıklı bir kalbin kan pompalama sesleri şeklinde normaldir.

    Masum üfürümler

    Okul öncesi ve okul çağındaki çocuklarda duyulan kalp üfürümleri genellikle endişe verici değildir, hiçbir özel bakım gerektirmez ve bu sesler zamanla kaybolur. Çocuklardaki bu seslere “normal” ya da fonksiyonel veya masum kalp üfürümleri denilmektedir.

    Çocuğunuzda böyle bir üfürüm varsa, muhtemelen bir ve beş yaşları arasındaki rutin muayene sırasında tespit edilmiştir. Doktor bu sesin “normal” bir kalp üfürümü olup olmadığını belirlemek için çocuğunuzu dikkatli bir şekilde dinleyecektir. Ancak bu sesten emin olmak için bir Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanına danışmak daha uygun olacaktır.

    Bebeklerde kalp üfürümü duyulması

    Doğumdan itibaren yaşamın ilk altı ayında duyulan üfürümler ise işlevsel ya da masum olmayıp büyük olasılıkla hemen bir Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından değerlendirilmeyi gerektirir. Kalbin kan toplama (kulakçıklar) ve pompalama (karıncıklar) odaları arasındaki deliklerin (septal defektler) ya da kalpten çıkan büyük kan damarları (aort ve akciğer atardamarları) arasındaki anormal bağlantıların bu üfürümlerin sebebi olabileceği unutulmamalıdır. Bu bebeklerde maviye dönen cilt rengi değişiklikleri (morarma), solunum veya beslenme güçlükleri, büyüme gerilikleri de görülecektir. Bu nedenle elektrokardiyografi (EKG) ve ekokardiyografi (EKO) gibi ek testlerin yapılması gerekmektedir. EKG kalbin elektriksel uyarı ve ileti sistemi hakkında fikir verirken, ses dalgalarını kullanarak yapılan EKO kalbin yapısı hakkında ayrıntılı bilgi verir.

    Testlerin normal çıkması durumunda bebekteki ek kalp sesi masum üfürüm olarak adlandırılabilir, ancak Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanınız bebeğinizi gelişim dönemi boyunca takip etmeye devam edecektir. Çünkü sağlıklı bebeklerde anne karnında olan, ancak doğumdan sonraki yakın zamanda kapanması gereken açıklıkların Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından izlemi önemlidir. Aksi halde kaçırılacak tedavi zamanlaması sonucunda düzeltilmesi çok zor durumlarla karşılaşılabilir.

    Tedavi

    Masum üfürüm tanısı konulan çocuklar bir Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından takip edilse dahi bu durum spor ve diğer fiziksel faaliyetler için herhangi bir kısıtlama gerektirmez.

    Masum üfürüm genellikle ergenliğin ortalarında kendiliğinden kaybolur. Bu üfürümlerin neden duyulduğundan çok nasıl kaybolduğu hala bir bilinmeyendir. Bu üfürümlerin aynı uzmanın yaptığı bir muayenede daha yumuşak, diğer bir muayenede daha gürültülü duyulması çocuğun farklı kalp hızları ile açıklanabilir. Ancak sonuç olarak, büyük olasılıkla bu üfürümler zamanla kaybolacaktır.

    Kalp üfürümü nedeniyle yapılan tetkikler sonucunda, kalp rahatsızlığı tanısı konulan bebek ve çocukların bir kısmı ilaç tedavili veya tedavisiz olarak takip edilirken, bir kısmı da hızlı bir şekilde tedavi edilmelidir. Çocuğun yaşına ve hastalığın tipine göre farklı tedavi seçenekleri vardır.

  • Akut romatizmal ateş nedir?

    Akut romatizmal ateş nedir?

    Akut romatizmal ateş (eklem romatizması), halk arasında “beta” olarak adlandırılan, A grubu beta hemolitik streptokok bakterisinin neden olduğu boğaz iltihabından sonra ortaya çıkan, eklemler, kalp, beyin, cilt ve cilt altı dokuda bozukluklara yol açan bir hastalıktır. Betaya bağlı boğaz iltihaplarının çoğu tedavi ile düzelirken az bir kısmında iltihap başlangıcından 2 – 4 hafta sonra akut romatizmal ateş gelişebilir. Beta iltihabı geçiren hangi hastada akut romatizmal ateş gelişeceği konusu çok açık değildir.

  • Bataklığı Kurutma Adına Neler Yapılabilir ?

    Bataklığı Kurutma Adına Neler Yapılabilir ?

    * “Anne ve baba olarak biz ne yapabiliriz? Oğlum ilaç kullanımını hep yarım bırakıyor. Eşi ve biz elimizden geleni yapıyoruz ama ne yazık ki tedavisini sürdürmekte yetersiz kalıyoruz”.

    * “Eşim ilacını içiyor ama hiçbir değişiklik yok. Eve kendini kapatıyor, kimseyle görüşmüyor, hiçbir şeyle meşgul olmuyor. O kadar söylüyorum, kendi hiç gayret etmiyor”.

    * “Annesi olarak onun yerine arkadaşları ile buluşması için bahaneler buluyorum. 35 yaşına geldi, kendisi ilişki ve iletişim kuramıyor. Ne yapacağımı bilemiyorum, çok üzülüyorum”.

    Hastalığın tedavi sürecinde doktorun, hasta yakınının ve en önemlisi hastanın yapması gerekenler vardır. Hasta, doktor ve hasta yakını uyumlu bir ekip olarak hareket etmelidir.

    Doktor süreci yönetir ve hem hasta hem de hasta yakınına sahip çıkar. Tedavileri (ilaç tedavisi, psikoterapi gibi) düzenler, eğitim verir ve gerekli tavsiyelerde bulunur.

    Hasta yakını, hastasına destek olurken ne “boş vermiş-lakayt” bir tutum sergilemeli ne de “aşırı koruyucu-kollayıcı” olmalıdır. Hastanın önüne geçen ve tüm sorumluluğu üstlenen hasta yakını, tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir.

    En önemli faktör, hastanın kendisinin hastalığı konusunda bilinçlenmesi (farkındalık) ve tedavisine sahip çıkmasıdır. Hastalığının yönetimini kendisi üstlenen hasta, kendisini hastalık karşısında koruyabilir ve nükslerin önüne geçebilir.

    Kalp krizi geçirmiş bir hastanın 2. kez kalp krizi geçirmemesi için kendisinin hastalığını bilmesi (kalp krizinin nedenleri, belirtileri gibi), hastalık seyrinin nasıl olacağını (hangi durumlarda tekrarlayabilir?) ve yapılması gerekenlerin neler olduğunu (sigarayı bırakmak, tuzsuz yemek, fazla kilolardan kurtulmak gibi) öğrenmesi gerekir. Maalesef hastanın yerine doktorun tuzsuz yemesi, hasta yakınının sigarayı bırakması gibi anlamsız alternatif çözümler bulmak söz konusu değildir.

    Benzer durum psikiyatrik hastalıklar için de geçerlidir. Hastalığın akut/ilk dönemi atlatıldıktan (ilaç tedavisi ile hastalık baskılandıktan) sonra psikoterapi sürecinde farkındalığın artırılması ile yapılması gereken; hastanın önceki yaşam tarzının gözden geçirilmesi ve gerekli düzenlemelerin yapılmasıdır.

    Hastanın yaşamındaki başarıların artırılması ile özgüveninin oluşturulması, çevresel duyarlılığın azaltılması için sosyalleşme ve iletişimin artırılması, en önemlisi de kişilik özelliklerindeki katılıkların esnetilmesi ve düşüncelerini analiz etmesinin öğretilmesi bataklığı kurutma adına yapılabilecek düzenlemelerden bazıları olabilir.

  • Ameliyatsız kalp hastalıkları tedavisi

    Eskiden bütün doğuştan kalp hastalıkları açık kalp ameliyatı ile tedavi edilmekteydi. Günümüzde ise birçok kalp hastalığı ameliyata gerek kalmadan girişimsel yöntemlerle (kalp kateterizasyonu sırasında) tedavi edilebilmektedir.

    İşlem Nasıl Yapılmaktadır ?

    Bu işlemde çok ince plastik tüpler (kateterler) genellikle kasık bölgesindeki toplar veya atardamarlardan girilerek kalbe kadar ilerletilir. İşlemin tipine göre değişik kılavuz teller, kateterler ve cihazlar kullanılır. Kalp deliklerine değişik cihazlar yerleştirilerek delikler kapatılır. Damar ve kapak darlıklarını gidermek için ise sıklıkla balon kateterler kullanılır. Bazı vakalarda ise damar darlıklarını genişletmek için stent (çelik kafes) kullanılır.
    İşlem ve hastanın güvenliği için girişimsel kateterizasyon (ameliyatsız tedavi )sırasında hastaların büyük kısmına sakinleştirici veya genel anestezi verilmektedir. Hastalar işlemden sonra birgün hastanede izlenerek ertesi gün taburcu edilmektedir. Taburcu oldukları andan itibaren de normal günlük aktivitelerine geri dönmektedirler.

    Kapalı yöntemle tedavi edilen başlıca delikler
    Hangi Kalp Hastalıkları Kapalı Yöntemle Tedavi Edilmektedir ?
    Kapalı yöntemle tedavi edilen başlıca kalp delikleri:
    ASD (atriyal septal defekt): Kalp kulakçıkları arasındaki delikler
    VSD (ventriküler septal defekt): Kalp karıncıkları arasındaki delikler
    PDA (duktus arteriyozus açıklığı): Akciğer atardamarı (pulmoner arter) ile şah damarı arasındaki delikler
    Kapalı yöntemle tedavi edilen başlıca kapak veya damar darlıkları:
    Aort Darlığı: Şah damarının kapağının darlığı
    Pulmoner Darlık: Akciğer atardamarının (pulmonar arter) kapağının darlığı
    Periferik Pulmoner Arter Darlıkları: Akciğer atardamarının değişik yerlerinde olan darlıklar
    Aort Koarktasyonu: Şah damarının değişik yerlerinde olan darlıklar

  • Alkol ve Madde Bağımlılığı

    Alkol ve Madde Bağımlılığı

    Öncelikle alkol ve madde bağımlılığını açmak, bağımlılığın ne demek olduğunu tanımlamak gerekmektedir.

    Bağımlılık; Bireyin alışmış olduğu madde, alkol veya ilaca karşı koyup, engelleyemediği fizyolojik ve psikolojik bir ihtiyaç duyması, alınan miktar ve sıklığın giderek artması, alınmadığı zaman bireyde yoksunluk belirtilerin olması ve sosyal yaşamını devam ettirememesini sağlayan kişinin beyin ve davranışlarını olumsuz yönde etkileyen bir durumdur.

    İlk kez alkol ve madde kullanımını gerçekleştirmek, kişinin kendi isteğiyle göstermiş olduğu bir seçimdir ancak kişinin kullanıma devam etmesi, miktar ve sürenin artmasıyla birlikte, beyindeki değişikliklere sebep olarak, kişiyi olumsuz etkilemesine rağmen kullanıma iter ve kişi kullanıma engel olamaz hale gelmektedir.

    Bireyin alkol ve madde bağımlılığı tanısı koyabilmek için ise;

    *Olumsuz birçok etkisi olmasına rağmen kullanıma devam etmek. Olumsuz etkileri; sağlık problemleri, kişilerarası ilişkilerin bozulması ,sosyal ve iş hayatını devam ettirmekte zorlanılması.

    *Alkol veya madde kullanımının süre ve miktarını arttırmak ve engel olamamak.

    *Kişiyi ve çevresini tehlikeli olabilecek durumlarda bile alkol ve madde kullanmasına engel olmaması.

    *Alkol ve maddeye tolerans gelişmiş olması.

    * Alkol ve madde kullanımını bırakmak ya da denetim altına almak için sürekli bir istek ya da boşa çıkan çabalar.

    *Alkol vemaddeyi kullanmak için şiddetli istek duymak.

    * Alkol ve madde elde etmek için gerekli etkinliklere çok zaman ayırmak. En az iki maddenin, on iki ay boyunca kişide görülmesi gerekmektedir.

    Nedenleri;

    *Problemli aileler ve problemli aile ilişkileri, yanlış ebeveyn tutumları; anne ve babanın aşırı baskıcı-otoriter tutumları veya ilgisiz, duyarsız ve sevgi eksikliğini hissettiren davranışlar sergilemesi. Özellikle ergenlik döneminde, ailenin ergen ile doğru iletişim kuramaması, Ergen’in daha çok arkadaşları ile vakit geçirmesine yöneltmektedir. Arkadaş ve sosyal çevrenin madde ve alkol kullanımına başlama ve sürdürmede özellikle bu dönemde etkili olduğu bilinmektedir.

    *Çekingenlik, içe kapanıklık, zayıf sosyal beceriler; kişilik özelliklerinin özellikle iletişim kurma becerileri yeteri kadar gelişmemiş bireylerde madde ve alkol kullanımı, rahatlatıcı etkisi ile birlikte kişinin kendini daha rahat ifade etmesini sağlarken, kendini cesur ve daha özgüvenli hissetmesini sağlamaktadır.

    *Düşük okul başarısı, iş hayatında yetersizlik, ekonomik sebepler; Başarısızlık, yetersizlik ve olumsuz duygular ile birlikte başa çıkabilmek için kişi alkol ve madde kullanımına başvurmaktadır.

    *Ailede madde kullanım öyküsü; Ailede alkol ve madde bağımlılığının var olması, genetik yatkınlığı olan bireylerin alkol ve madde kullanımı bağımlılığının, diğerlerine göre daha fazla geliştiğini araştırmalar desteklemektedir. Genetik yatkınlık ile birlikte bağımlılığın geliştiği ailede yetişen bireylerde , alkol ve maddeye karşı olumlu bir tutum gelişmiştir ve baş edemedikleri herhangi bir durumda kolayca bu maddelere başvurmaktadırlar.

    Tedavi;

    *Alkol ve madde bağımlılığında ilaç tedavisi de önemli bir unsurdur. Alkol ve madde kullanımı ile ilişkili sorunlar ve eşlik eden başka psikiyatrik hastalıkların ilaçla tedavisi gereklidir.

    *Bağımlılık tedavisinin ilk adımı her zaman tıbbi arındırma tedavisidir. Arındırma tedavisi, maddenin vücuttan çekilmesi sırasında ortaya çıkan belirtilerin ilaçla tedavi edilmesidir.

    *Yeteri kadar süre bağımlılık tedavisine devam etmek, bağımlılık tedavisinin etkili olması için oldukça önemlidir. Birçok kişi bağımlılık tedavisini erken bıraktığı için tekrar alkol ve madde kullanmaya başlamaktadır.

    *Bireysel ve grup psikoterapilerin sunulması tedavinin parçalarındandır. Bu tedavilerle hastanın baş etme çabası desteklenir, bağımlı bireyde iç görü oluşması sağlanır.

    *Bilişsel ve davranışçı tedavi yaklaşımları da bağımlılığın uzun dönem tedavisinde kullanılır. Bu tedavi yaklaşımlarında amaç; bireyin maddeyi bir haz kaynağı olarak görmesinden uzaklaştırmak ilgi ve zevk alanlarının değiştirmesini sağlamak, bireysel yeteneklerini destekleyip güçlendirmesini sağlamaktır.

  • Yatak ıslatma-idrar kaçırma-enüresis

    ENÜRESİS [İDRAR KAÇIRMA )

    Kızlarda beş, erkeklerde altı yaşını geçmiş olmasına rağmen, bir çocuğun gece uykuda yatağını ıslatması, tıp dilinde “enurezis”, halk dilinde ise “yatak ıslatma” olarak adlandırılan bir problemdir.Anne, baba, her ikisi veya kardeşlerde enurezis olan,merkezi sinir sisteminde olgunlaşmanın gecikmesi sonucu, uykuda idrar kesesi kasılmalarının baskılanamamas.uyanma bozukluğu: uykuda dolu mesanenin algılanıp uyanılmasında güçlük,normal bireylerde gece boyunca böbreklerden idrar yapımını azaltan bir hormonun (ADH), enüretiklerde yetersiz salgılanıp, uyku sırasındaki idrar üretim miktarının artmasıi bir kısım olguda ise psikolojik faktörler, yatak ıslatma çiş kaçırmanın sebeplerindendir. Yatak ıslatma, çocuk ve aile için bir sorun olmaya başladığında tedavinin zamanı gelmiş demektir. Ancak, bu, beş yaşından daha önce olmamalıdır.Yatak ıslatma, ceza ile tedavi edilemez. Tam aksine cezalandırma, ters etki yaratabileceği gibi, çocuğun özgüven ve direncini de kırıp psikolojik sorunlara neden olabilir. Tedavide davranış değiştirme tedavisi, ilaç tedavisi, İkisinin kombinasyonu
    seçeneklerinden biri uygulanır.

    Davranış değiştirme metodunda, ödüllendirme, motivasyon ve beraberinde “alarm tedavisi” dediğimiz yatak ıslatılırken çalarak çocuğu uyandıran bir zil sistemi kullanılır. Ailenin katılımını ve uzun süren ısrarlı bir tedaviyi gerektirir. Herhangi bir zarar ve yan etkisi yoktur. İlaç tedavisinde, bu çocuklarda eksik olan bir maddeyi yerine koyma amacıyla verilen haplar veya dilaltı tabletleriyle, idrar torbasının çalışmasını değiştiren bazı ilaçlar ürolog gözetiminde kullanılabilir. Doğru kullanıldığında, ilaçların çok önemli veya tehlikeli bir yan etkisi yoktur. Dilaltı tabletlerinin avantajı hem kullanım kolaylığı, hem de çok hızla etkinin görülmesidir. Özellikle, çocuğun ev dışında yatacağı durumlarda çok ideal bir seçenek olarak öne çıkar. Bu tür ilaçlarla, yatak ıslatan hastaların yaklaşık üçte ikisi başarıyla tedavi edilebilir.

    Yeterli süre ve doğru yöntemle tedavi edilirse, yatak ıslatma, her çocukta değişen bir periyoddan sonra yok olacaktır

  • Epilepsi ve öğrenme güçlüğü

    Epilepsili hastalarda öğrenme güçlüğü daha fazla mı görülmektedir?

    Öğrenme güçlükleri, zeka sorunları, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, kaygı bozukluğu ve depresyon gibi durumlar normal nüfusa göre epilepsi hastalarına daha sık eşlik etmektedir.

    Bütün epilepsi hastalarda öğrenme güçlüğü görülür mü?

    Hayır, bütün epilepsi hastalarında bu tür sorunlar görülmek zorunda değildir.

    Hangi hastalarda öğrenme güçlüğü daha sık görülmektedir?

    Nöbet kontrolü sağlanamayan,
    Tekrar eden nöbetleri olan,
    Dirençli epilepsi hastalarında,
    Çoklu ilaç tedavisi alanlarda,
    Eşlik eden nörolojik sorunu olan hastalarda

    Bazı özel epilepsi tiplerinde;
    BECTS, West sendromu,
    Landau Kleffner sendromu gibi veya uykuda EEG bozukluğu belirgin artış gösteren bazı özel epilepsi türlerinde EEGde fokal (kısmi) epileptik bozukluğu olanlarda öğrenme güçlükleri daha sık görülmektedir.

    Öğrenme güçlüğü nasıl tanınır?

    Aile ve öğretmen gözlemlerine dayanan iyi bir öykü ve muayenenin yanı sıra deneyimli bir hekim tarafından izlenen epilepsi hastalarında epilepsinin tipine ve hastalık seyrine göre öğrenme güçlüğü erken dönemde tanınır. Gerekli testler istenir.

    Öğrenme güçlüğü anti-epileptik ilaç tedavisine engel midir?

    Hayır, öğrenme güçlüğünün erken tanınması erken tedavi olmasını sağlar. Anti epileptik tedavinin
    düzenlenmesiyle öğrenme güçlüğünde azalma veya düzelme de görülebilir.

    Öğrenme güçlüğü hastalarına EEG gerekir mi?

    Daha önceden çocuk nörolojisi hekimi tarafından değerlendirilmeyen öğrenme güçlüğü olan çocuklara ayrıntılı bir klinik değerlendirme sonrası EEG çekilmesi ve tedavisinin düzenlenmesi klinik durumunda düzelme sağlayabilir.

  • Epilepsi nedir, epilepsinin tedavisi var mıdır?

    Nöbet nedir?

    Beyin elektriksel aktivitesinin anormal yayılmasına bağlı, davranışsal ya da duyusal değişikliklerin ortaya çıktığı, ani ve çoğunlukla kısa süreli, geçici beyin fonksiyon bozukluğudur. Bilinç kaybı çoğunlukla eşlik etmekle birlikte bazen bilinç kaybı olmaksızın da nöbetler görülebilir. Nöbet anında gözlerde yukarı ya da yanlara kayma, kol ve bacaklarda kasılmalar, dil ısırma, idrar kaçırma, gibi yakınmalar olabileceği gibi bazen de gevşeklik olabilir.

    Epilepsi nedir?

    En az iki ateşsiz nöbetin görüldüğü nörolojik bir durumdur. İlk nöbet sonrası hastalara çoğunlukla epilepsi tanısı konmaz çünkü hastaların yaklaşık %60-70 ‘inde nöbet tekrarı bir daha görülmez. Ancak hastanın ilk nöbet sonrası bir hekim tarafından değerlendirilmesi uygun olacaktır.

    Kaç çeşit nöbet vardır?

    Genel olarak parsiyel (kısmi) ve jeneralize (yaygın) olarak ikiye ayrılır. Ancak kırktan fazla tanımlanmış nöbet tipi vardır. Nöbet tiplerine göre ilaç seçimi yapılarak tedavi planlanacağından nöbet anında video ya da cep telefonu kamerasıyla kayıt yapılması uygun olacaktır.

    Nöbet tetikleyiciler nelerdir?

    En iyi bilinen nöbet tetikleyiciler: Uzun süreli uykusuzluk, uzun süreli açlık, ateş ve enfeksiyonlar, stres, aşırı heyecan, televizyon, bilgisayar gibi parlak ışık saçan araçlar ve ışık kaynakları, hormonal değişiklikler nöbetleri tetikleyebilir. Soğuk algınlığı ve grip durumunda burun akıntısı ve öksürüğü önlemek üzere kullanılan bazı ilaçlar da nöbetleri tetikleyebilir. Bu ilaçları doktorunuzdan öğrenebilirsiniz.

    Epilepsi tanısı nasıl konur?

    Epilepsi tanısı klinik olarak öyküyle konur. Her bilinç kaybı epileptik nöbet olmayabilir. Epilepsi ile karışabilecek bazı durumların dışlanması gerekir. Tansiyon ve şeker düşüklüğüne bağlı bilinç kayıpları, bayılmalar, kalp ritm bozuklukları, küçük çocuklarda ürperme, tiremeler bazen de psikojenik kökenli bayılmalar epilepsiden ayırt edilmelidir. Bu durumda EEG tetkiki tanıda en çok yardımcı olan tetkiktir. Gerek duyulursa başka bazı tetkikler de istenebilir.

    Epilepsinin tedavisi var mıdır?

    Evet, epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. Epilepsi tanısı doğrulandıktan sonra hastalara antiepileptik ilaç tedavisi başlanır.

    Tedavi süresi ne kadardır?

    Çocuklarda ortalama 2 yıldır. En az iki yıl nöbet sonrası hastalar tekrar EEG ile değerlendirilerek ilaç kesim proğramı başlanır. Doktorunuz bu süreyi yeterli bulmazsa (hastanın özellikleri, EEGnin bozuk olması ya da epilepisinin türü nedeniyle) daha uzun süre ilaç kullanılır.

    İlaç tedavisi dışında tedavi yöntemleri var mıdır?

    Dirençli epilepsili hastalardan bazılarına ilaç tedavisi dışında epilepsi cerrahisi, ketojenik diyet, vagal sinir uyarımı uygulanmaktadır.

  • 10 ADIMDA VAJİNİSMUS TEDAVİSİ

    10 ADIMDA VAJİNİSMUS TEDAVİSİ

    İlk görüşme ( 1 seans) : Terapist çifti ayrı ayrı 15’er dakika dinler. Neler yaşadıklarını, bugüne kadarki tedavi girişimlerini öğrenir. Sonrasında çifti birlikte seansa alır, problemi tanımlar, vajinismusun çiftin problemi olduğunu çifte söyler. Tedavinin sorumluluğunun çifte ait olduğunu vurgular. Empati ile, kadının bunu isteyerek yapmadığını eşinin de iyi bir adam olduğunu söyler ve erkeği över. Evli olan her on kadından birinde vajinismus problemi olduğunu söyleyerek durumu normalleştirir.Bu problemin %100 çözümü olduğunu söyleyerek çifte umut verir. Çifte doğru yerde olduklarını, onlara özel bir tedavi programı hazırlayacaklarını ifade eder. Tedaviye karar vermeleri için 24 saat süre ile eğitim CD’leri ve kitapları verir.

    Değerlendirme Görüşmeleri ( 3 seans): Çifte özel bir tedavi programı için çiftten ihtiyaç duyulan tüm bilgiler alınır. Çocukluk hikayeleri alınır, cinsel öykü formu doldurulur; Erkek vajinismus problemine nasıl uyum sağlıyor ? Kadın kendini neye karşı koruyor ? Kadın kendini tanıyor mu ? sorularına cevap alınır. Kadın danışanın problemi çözmede kendine güvenmesi ve cinselliğin onun da hakkı olduğu hissi kazanması sağlanır. Erkek danışana problemin çözümündeki kritik rolü kavratılır. Terapi kontratı yapılır.

    1. Adım Gevşeme: Nefesini kontrol eden nefsini kontrol eder, nefsini kontrol eden tüm kaslarını kontrol eder. Çifte gevşeme ve doğru nefes alma teknikleri öğretilir. Eşler arasındaki ilişkiyi yeniden canlandırmak ve flört havası oluşturmak için bazı teknikler uygulanır.

    2. Adım Bilişsel Yeniden Yapılandırma: Bu adımda geçmişten bugüne cinsellikle ilgili bilinen tüm bilgiler sıfırlanır ve yeniden yapılandırılır.

    3. Adım Bedeni Keşfetme ve Masturbasyon: Kadın vajinasını ve tüm bedenini inceler,kendine vakit ayırır ve mastürbasyon yapmayı keşfeder.

    4. Adım Aşk Kasları: Aşk kaslarını kontrol altına almak ve onları yeniden eğitmek “Kegel Egzersizleri” ile kısa sürede mümkündür.

    5. Adım İdeal Ortamın Oluşturulması: Çifte uygun ideal ortam belirlenir, hazırlıklar yapılandırılır.

    6. Adım Duyusal Odaklanma: “Duyusal Okşama” egzersizleri yapılır, dokunmanın hazzına odaklanmak “An”da kalmak sağlanır.

    7. Adım Zihinde Canlandırma: Zihinde başarmak gerçekte başarmak kadar kıymetlidir, önce zihindeki engeller kaldırılır.

    8. Adım Vajinal Girişe hazırlık: Bireysel Parmak Oyunları ( Tek parmak- Çift parmak). Eşli Parmak Oyunları ( Tek parmak- Çift parmak) Penis- Vajina Birlikteliği Oyunları

    9. Adım Cinsel Birleşme

    10. Adım Hazza Odaklanma

    10 adım ortalama 9 seans sürmektedir. Bu program çifte göre hazırlanmış bir programdır. Her bir adımın ortalama seansı sayısı bellidir ancak çifte göre şekillenen adımlar vardır. Yani hazırladığımız her program size özel olarak yeniden yapılandırılır.

    ÜÇ GÜNLÜK YOĞUNLAŞTIRILMIŞ SEMPTOM ODAKLI TEDAVİ; Vajinismus Evre 1 ya da Evre 2 için geliştirilmiş bir tedavi seçeneğidir. Yani dış genital organlarına, vajinalarına ve vajina içine dokunabilen, ağır kasılmaları olmayan danışanlar için uygundur. Toplam 12 seanstan oluşur. Seanslar sabah ve akşam olmak üzere günde 2 kez yapılır. Hedef penis vajen birlikteliğinin sağlanmasıdır.

    NORMAL TEMPOLU SEMPTOM ODAKLI CİNSEL TERAPİ; Vajinismus Evre 3 ve Evre 4 için uygundur. Ortalama 12 seans sürer. Seans aralıkları danışanın durumuna göre ayarlanır. En çok kullanılan tedavi seçeneğidir. Tedaviden kasıt penis vajen birlikteliğinin, haz alan ve haz veren cinselliğin yaşanmasıdır.

    HOLİSTİK CİNSEL TERAPİ; Klasik tedavi yöntemlerine cevap vermeyen ağır vajinismus vakaları içindir. Arka plandaki bataklığın kurutulması hedeftir. Terapiye 12 seanslık yoğunlaştırılmış farkındalık tedavisi ile başlanır. En az 6 ay sürer.