Etiket: Tedavi

  • Dikkat eksikliği hiperaktive bozukluğuna dikkat

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) uzun yıllardır bilinen ve üzerine çok fazla araştırma yapılmış olan nöropsikiyatrik bir bozukluktur. DEHB’ nun yaygınlığı azımsanmayacak kadar çoktur. Ve DEHB ile ilgili toplumumuzda ciddi önyargılar ve yanlış inanışlar mevcuttur.

    Özellikle bu bozukluğun yaramaz, kural tanımaz, ders başarısı düşük çocuklar için uydurma bir tanı olduğu yönünde, bu çocukların geleceklerine zarar veren ve tedaviye ulaşmalarına engel olan bir bilgi kirliliği mevcuttur.

    DEHB kişinin dikkat eksikliği, dürtüsellik ve hareketlilik gibi sorunlarla yüzyüze kalmasına neden olan bir durumdur. DEHB’ nun nedenleri ile ilgili ciddi fizyolojik, genetik, biyokimyasal, beyin görüntüleme ve işlevselliğinin değerlendirildiği çalışmalar mevcuttur.

    Özellikle yürütücü işlevlerin yönetildiği ön beyin ve bağlantılı beyin bölgelerinin görüntüleme ve fonksiyonlarıyla ilgili çalışmalar yoğunluktadır. Ve bu çalışmalarda bu alanlarda boyutsal değişiklikler, kanlanma ve fonksiyonlar ile ilgili sorunlar olduğu izlenmektedir.

    Ailede DEHB veya başka psikiyatrik sorunlar olmasıda nedenler arasında değerlendirilmektedir. Evet halen tek bir nedene bağlanamasada, bir çok etkenden dolayı çocuklarda DEHB görülebilmektedir ve müdahale edilmediği takdirde sosyal,psikolojik ve akademik alanlarda ciddi sorunlar oluşturmaktadır.

    DEHB’da dikkatin belirgin dağınık olduğu tipinde, çocuk sakin, ağır kanlı izlenebilir. Ve bu durum aile ve okul çevresinde DEHB olarak değerlendirilmeyebilir.

    Oysa DEHB tanının genel adıdır. Sadece dikkat eksikliği olan tipinde, çocukta unutkanlık, yavaşlık,sorumluluk almak istememe, dağınıklık, akademik süreçte okuma-yazma gelişiminde gerilik gibi durumlar izlenebilir.

    Oysa dürtüsellik ve hiperaktivite belirgin tipinde, aşırı hareketlilik, sık sık kazalar, sakarlıklar, kurallara uymada zorlanmalr, öfkelilik ve hırçın davranışlar, sırasını bekleme zorlanma, çok konuşma gibi sosyal ve aile içi uyumda sıkıntı yaratan durumlar daha belirgindir. Bu nedenle DEHB’nda hareketlilik ve dürtüsellik belirgin tip daha hızlı farkedilmekte ve tedavi arayışı daha hızlı gelişmektedir.

    DEHB’nun tanılamasında, öyküyü iyi almak önemlidir. Annenin gebelik dönemi iyi sorgulanmalıdır. Doğum süreci ve kaç kilo doğduğu, zamanında doğup doğmadığı önemlidir.

    Doğum sonrasında çocuğun, anne sütü alması, motor gelişim süreçleri, konuşmaya başlaması, uyku ve beslenme alışkanlıklarıda önemlidir. Düşük doğum ağırlığı, ikiz gebelikler ve erken doğumlar DEHB için risk faktörü olarak değerlendirilmektedir.

    Gelişim sürecinde çocuğun hastalık öyküsü iyi değerlendirlmelidir. Sık enfeksiyon geçirme, kardiyak problemler, tiroid horman fonksiyonları vs. gibi. Bunun yanında, aile tıbbi öyküsü hakkındada bilgi edinilmelidir.

    Anne-baba da psikiyatrik yada tıbbi problemler olup olmaması, kardeş varsa onun gelişim ve tıbbi öyküsü, yakın akrabalarda özellik azreden durumlar da sorgulanmalıdır. Gelişim süreçlerinde sorunlar var ise mutlaka tıbbi değerlendirmelr yapılmalıdır.

    Çocuğun ince ve kaba motor gelişimi, yaşına göre kavramsal ve akademik gelişimi iyi değerlendirlmeli ve nörolojik bir sorun gibi algılanılan durumlarda nörolojik değerlendirme istenmelidir.

    Genel değerlendirme süreçlerinden sonra, çeşitli DEHB tarama ölçekleri aile ve eğitimciler tarafından bilgi vermek adıne değerlendirilmektedir. Çünkü ev içi ve sınırlı ortamlarda belli süre kaldığı okul,faaliyet alanlarında ki gözlemlerde tanılamada çok önemlidir.

    Evet elimizde halen şu test ile tanı koyuyoruz diyeceğimiz bir araç olmamakla birlikte, çeşitli dikkat performans testleri, aile ve öğretmen değerlendirme ölçekleri çok bilgilendirici olmaktadır.

    Özellikle son zamanlarda uluslararası standartlarda kullanılan MOXO d-CPT testi DEHB açısında bizlere oldukça somut bilgiler vermektedir.

    Bu teste sadece dikkat değil, çocuğun öğrenme süreci,dikkat dağıtıcılardan ne kadar etkilendiği, dikkat ve öğrenmeyi etkileyen kaygı durumlarının olup olmadığı gibi oldukça yardımcı veriler elde edilmektedir. Ve detaylı değerlendirmeden sonra çocuğun DEHB belirtileri olduğu ve şiddetinin düzeyi,akademik ve sosyal gelişimi nasıl etkilediği değerlendirilir.

    DEHB tanısı konulurken mutlaka aile ve eğer çocuk eğitim sistemi içindeyse eğitimciler bu konu hakkında bilgilendirilmelidir. Çünkü DEHB’nun tedavisinde aile, okuldaki eğitimciler ve hekimler işbirliği içinde olmalıdır. Çocuk DEHB belirtilerinden, akademik, psikolojik ve sosyal olarak hafif düzeyde etkileniyorsa bu durumda, öncelikli olarak davranışsal destekler verilmesi uygundur.

    Çocuğun çalışma şekli,sınıf içinde yapılacaklar, evde aile tutumları, çocuğun yapacakları belirlenmeli ve takibe alınmalıdır.Fakat, DEHB belirtileri çocuğun birçok alanda ciddi sorunlar yaşamasına neden oluyorsa o zaman davranış ve tutum destekleri yanında ilaç tedavileride konuşulmalıdır.

    DEHB’da ilaç tedavisi konusunda aileler, eğitimciler, eczacılar ve genel halk olarak bilinen yanlış inanışlar maalesef ki yine bu çocuklara zarar vermektedir. Genel olarak tedaviye başlama ve 1 yıl içinde bırakma bu etkilerden dolayı sıktır. Ve tedavi gecikmesine bağlı sorunlar artarak daha çözülmez hale gelme oranıda bu ölçüde yüksektir.

    Bu nedenle tedavini her aşamasında aile ve çocuk iyi bilgilendirilmelidir. Aile tedavi veren hekimine özellikle ilaç kullanımı konusunda oluşan sıkıntılar yada endişelerde kolay ulaşabilmelidir. Unutmayalım ki,DEHB tedavisi olan bir durumdur, erken tanı ve tedavi yaklaşımları ilerde gelişebilecek sorunları ortadan kaldıracaktır.

  • Otizm (otistik spektrum bozuklukları) (osb)

    Otizm (otistik spektrum bozuklukları) (osb)

    Belirtileri 3 yaş öncesinde başlayan sosyal ve iletişim alanında yetersizlikler yada kısıtlılıklar,tekrarlayıcı davranışlar ve sınırlı ilgi alanları belirtileriyle kendisini gösteren bir bozukluktur. Genel olarak Otizm olarak bilinse de aslında geniş bir yelpazeye yayılmış bir spektrumdur.

    OSB nörogelişimsel bir bozukluktur.Belirtiler erken çocukluk çağında başlamaktadır. Daha önceleri nadir olduğu belirtilse de günümüzde son çalışmalar daha yaygın olduğunu göstermektedir.Prevalansın yani yaygınlığın artışında bozukluk hakkında çocuk psikiyatrisi dışında diğer branş hekimlerinin ve ailelerin farkındalılığının artması da rol oynamaktadır.

    OSB da etyoloji yani neden oluştuğuna yönelik halen yoğun çalışmalar sürmektedir. Tek bir nedeni yoktur. Genetik, çevresel faktörleriler, anne yaşı ve bazı vitamin eksikliklerinin neden olabileceği yönünde araştırmalar mevcuttur. Beyin gelişimine yönelik araştırmalarda özellikle dikkat ve yürütücü işlevlerden sorumlu frontal lob, sosyal davranış ve duygulanımla ilgili amigdala ve dil gelişimi ile ilgili temporal lob üzerine detaylı araştırmalarda devam etmektedir.Onun için OSB tek bir sebepten oluşmadığı için bir yaygın gelişimsel bozukluktur.

    OSB Tanı

    Tanı da biyolojik bir tanılama markırı yoktur.Tanı klinik değerlendirme ve davranışsal özelliklerin takibiyle konulmaktadır. Uygun çocuklarda psikometrik incelemeler yapılabilir. Evde veya sosyal ortamda çekilen videolar tanılamada işe yarmaktadır. Gerekli görülürse işitme testi ve nörolojik inceleme uygun olabilir. 2 yaş altındaki çocuklarda pek çok belirti görülebilir ve değerlendirilebilir. 1 yaştan küçük çocuklarda klinik gözlem ile sosyal iletişim yetersizliği izlenebilir ve bu çocuklar RİSKLİ ÇOCUK olarak kayıt altına alınmalıdır.

    OSB Belirtileri:

    Büyük bir kısmında belirtiler 13-14 aylık iken görülür.Bir kısmında gelişim normal iken 1-2 yaş aralığında gerilemeler başlamaktadır.

    1 YAŞINA KADAR OLAN GRUPTA:

    Bıgıldama yada ses çeşitliliği azdır,

    Kendisiyle ilgilenen yada konuşana ilgisizlik vardır,

    Bakım verenin gitmesi yada seslenmesine tepkisizdir,

    Uyku sorunları,anormal seste ağlamalar,

    Beslenmeye direnç yada emzirirken iletişim kurulamamsı gibi belirtiler görülebilir.

    GENEL OLARAK BELİRTİLER:

    Göz kontağında kısıtlılık,

    Adını seslendiğinizde bakamama,

    Konuştuğunuzda yüzünüze bakmaz etkileşime girmez,

    Sosyal olarak tepki verme gülümseme olmayışı,

    Oyuncaklarla amaca yönelik oynamama,

    Yaşı düzeyinde ifade ve alıcı dilde gerilikler,

    Kendine ait bir dil geliştirme,

    Monoton bir dil,

    Empati eksikliği,

    Duyguları anlama ve yorumla da yetersizlikler,

    İsteneni gösterememe,kendi isteklerini ebeveyni götürüp onun eliyle gösterme,

    Duygu paylaşımı yada sevdiği nesne paylaşımının olmaması,

    Tekrarlayıcı davranışlar(stereotipiler) (kendi etrafında dönme,el burma,bir nesneyle saatlerce uğraşma gibi),

    Kısıtlı ilgi alanları (arabalar,haritalar,tv,klipler gibi),

    Gevşek hipotonik olabilir,

    Motor gelişimde gerilik görülebilir,

    Dokunma gibi uyaranlara yanıtsızlık olabilir,

    Uyku ve beslenme sorunları gelişebilir,

    Taklit becerileri yoktur.

    OSB da erken tanı çok önemlidir. Bu belirtilerden bir kaçı çocuğunuzda var ise mutlaka profösyonel bir destek almanız uygundur. Çevrenin size ‘daha küçük, büyüyecek,babası da böyleydi’ gibi söylemlerini çok önemsememenizi tavsiye ederim. Durumu kabullenmek kolay olmasa da erken tanı ve tedavi çok önemli.

    TEDAVİ:

    Öncelikle aile,bakım verenler OSB hakkında ve tedavide ki rolleri hakkında iyi bilgilendirilmeleri gereklidir.

    Temel tedavi seçeneği özel eğitimdir. Özel eğitimi bu konuda eğitimi olan eğitimcilerden almaları gerektiği belirtilmelidir.

    2 yaş altında çocuklarda daha çok ebeveyn eğitimi ve sosyal-duygusal gelişim eğitimi uygundur.

    Daha büyük yaşta eğitim içeriği çocuğun yaş ve bilişsel gelişimine göre düzenlenmelidir.

    Zaman zaman ek tanılar için Dikkat Eksikliği, Anksiyete bulguları, Davranış Sorunları, Uyku sorunları için ilaç tedavisi önerilebilir.

    Tedavi de zihinsel performansı iyi olan çocuklar daha hızlı yol kat etmektedir. Tedavinin ne kadar süreceği çocuğun öğrenme kapasitesi, zihinsel gelişimi, ifade dilinde kelime kullanımı, sosyal ve aile desteğinin iyi olmasıyla ilgilidir. Kimi çocukta 1-2 yıl, kimisinde daha uzun sürebilir.

    Ergenlik döneminde zihinsel becerisi iyi olan OSB lu çocuklar durumlarını farklılıklarını görebildikleri için çeşitli sorunlar yaşayabilirler. Bu dönemde tıbbi destek gerekli olabilir. Performansı iyi olmayan çocuklarda ergenlik döneminde yoğun öfke nöbetleri, cinsel davranış sorunları, fiziksel zarar verme gibi problemler daha belirgin olabilir.

    Tedavi multidisipliner bir yaklaşımla düzenlenmeli. Takip eden doktor ile belirli aralıklarda çocuğun gelişimi ve sorun olan alanlar gözden geçirilmelidir.

    Alternatif diye sunulan diyet tedavileri, hiperbarik oksijen tedavisi, ağır metalden arındırma tedavisi, nörofeedback gibi tedavilerin OSB da etkin olduğunu gösteren bilimsel çalışmalar olmadığını da özellikle belirtmek isterim.

  • Obsesif kompulsif bozukluk (takıntı hastalığı) hakkında

    Obsesif kompulsif bozukluk (takıntı hastalığı) hakkında

    Çocuklara yakıştıramadığımız bir hastalık grubu da psikiyatrik hastalıklardır. Oysa günümüzde çocukların da psikiyatrik sorunlarının olduğu ve tedavilere ihtiyaçlarının olduğu gittikçe artan Çocuk Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları alanında uzman ihtiyacının artışıyla da değerlendirilebilir.

    Düzenli, kontrolcü,her şeyi sırasıyla yapan, kesin kuralları olan, yaşından daha olgun gibi davranan çocuklar aileler için mutluluk verici olabilir. Çocuklukta bazı törensel alışkanlıklar vardı, yatma saatinde hazırlık, okul saatinde hazırlık,ders çalışmaya hazırlık, yemek için hazırlık vs gibi. Bunlar belli bir ölçüye kadar normal olan durumlar olarak kabul edilebilir. Fakat bu rutinlerde aksamalar, düzeninde değişiklikler olduğunda gerginlik, kaygı, huzursuzluk, hırçınlık gibi şeyler yaşıyorsa çocuk, bu dikkate alınmalıdır.

    Bir çoğumuzun günlük rutinleri yani sıralı yaptıkları eylemleri vardır. (evden çıkmadan kapı,ocak kontrolü, kapıyı kilitlemede kontroller, çantanın içini birkaç kez kontrol etme vs gibi). Bu normal, işlevselliği yani hayatın akışını bozmayan bir durumdur. Ne zaman ki bu rutinler zorunlu aynı sırayla yapılmaya başlar ve olmadığında yoğun endişe, kötü bir şey olacağı düşüncesi, gidilecek yere geç kalma, kontrollerde artmalar yaşanırsa artık takıntılı davranış olduğu düşünülebilir.

    Akla gelen, akıldan uzaklaştırmak mümkün olmayan olumsuz düşünceler veya düşlemlere obsessif yani takıntılı düşünce denir (anne babaya kötü bir şey olacak, annem beni okulda unutacak, ben kötü bir çocuğum vs gibi).

    Bu düşüncelerden kurtulmak için yapılan tekrarlayıcı takıntılı davranışlara da kompülsyon yani takıntılı davranış denir. (sık el yıkama, aynı soruyu defalarca sorma, belli bir yere sayarak dokunma, sık sık kontrol vs gibi). Bunlar Tik ya da Tekrarlayıcı Davranış değildir. Yapılmadığında kişide endişe, korku, sıkıntı yaratan davranışlardır.

    ”9 yaşında erkek çocuk, 5 aylık kız kardeşini sürekli rüyasında yatağından düşmüş görüyor. Bunun için de uyanıp kardeşini sürekli kontrol ediyor. Zamanla okuldayken bile kardeşine bir şey olacak kaygısıyla evi aratıyor ya da annesinin kardeşiyle okula gelmesini istiyor” İşte bu durum çocuğun günlük yaşamını artık olumsuz etkilemeye başlamıştır. Uyku, beslenme, okul devamı, ders çalışma, arkadaşlarıyla vakit geçirme gibi işlevsellikleri belirgin bozulmuştur.

    ”7 yaşında kız çocuğu, boğazına sürekli bir şeylerin takılacağı ve nefes alamayacağı kaygısıyla annesine yutamazsam ölmem değil mi gibi sık sık onaylatıcı sorular sormakta.Bu durum onaylandığı halde su bile içerken boğulacağım korkusuyla, yemek içmek gibi eylemlerde bozulmalar ve nefes almakta zorlanmalar yaşamaktadır.”Bu durum aile içi ve okulda belirgin sıkıntılar ve hatta çocuğun tüm yaşam alanını olumsuz etkilemektedir.

    Bunun gibi birçok takıntılı düşünce ve davranış örneği verilebilir. Bu durumda iyi bir hastalık öyküsü,aile öyküsü, duruma karşı aile tutumları değerlendirmesi yapmak önemlidir. Çünkü OKB uzun soluklu ve özellikle çocuklarda sinsi başlangıçlı bir bozukluktur. Takıntılı, kontrolcü, kaygılı aile tutumları tetikleyici olabilmektedir. Bunun yanında eşlik eden Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu,Tik Bozuklukları,Davranış Bozuklukları gibi başka psikiyatrik sorunlar olabileceği de akılda bulundurulmalıdır.

    OKB tedavisi yetişkinlerde olduğu gibi değerlendirilip tedavi edilmektedir. Erken başlangıçlı takıntılı durumlar tedavi edilmediği takdirde yetişkinlik döneminde belirgin sorunlara yol açabilmektedir.Öncelikle hastalık hakkında çocuğa va aileye bilgi verilmesi, tedavinin uzun soluklu olacağı, zaman zaman belirtilerde alevlenmeler olabileceği, aile tutumlarının önemi anlatılmalıdır. İlaç tedavisi ve davranışçı terapi yöntemleriyle tedavinin ayrıntıları konuşulmalıdır.

    Çözüm işbirliğine dayanmaktadır. Hekim, çocuk,aile ve yakın çevre bireylerinin işbirliği yapmasının önemi mutlaka konuşulmalıdır.

  • Çocuk ergen ruh sağlığı hastalıkları

    Çocuk ergen ruh sağlığı hastalıkları

    Çocuk Psikiyatrisi dünyada 1930’larda ve ülkemizde 1955’lerde adından söz ettirmeye başlamıştır. Ülkemizde Prof.Dr.İhsan Şükrü AKSEL’in girişimiyle ”Çocuk Psikiyatrisi Enstitüsü” kurulmuştur. 1990 yılında ayrı bir uzmanlık dalı olarak kabul edilmiştir. 1997 yılında ”Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı” adı altında anabilim dalı statüsü kazanmıştır.

    Çocuk Psikiyatrisi, tıp fakültesi mezunu ve sonrasında 5 yıl uzmanlık eğitimi ile tamamlanan bir tıp doktorluğu branşıdır. ” Çocukluk çağı bilişsel ve duygusal bozuklukların tanı ve tedavisi ve önlenmesinde uzmanlaşmış doktor” olarak tanımlanmaktadır.

    Ruh sağlığı çevresinde psikiyatrist ve psikolog ayrımı ve işlevleri konusunda çeşitli tartışmalar yaşanmakla birlikte günümüzde mesleki sınırlar daha netleşmiş durumdadır.Fakat halen halk arasında psikiyatrist ve psikolog ayrımı ve yaptığı iş konusunda ciddi karmaşalar mevcuttur.

    ” İlaç yazan doktor psikiyatrsit,konuşan doktor psikolog” gibi genel bir kanı vardır.

    Çocuk Ruh Sağlığı va Hastalıkları uzmanları çocukta gelişim süreçleri, bu süreçlerde ortaya çıkan çevresel, fizyolojik,tutumsal sorunları belirleme ve gerekli destekleri verme yetisine sahip kişilerdir.

    Çocukta bilişsel ve duygusal gelişimin normal ilerlemesi için aile destekleri, çevresel ve sosyal düzenlemeler için aile görüşmeleri ve çocuk ve ergenle görüşmeleri ve uygun olan psikoterapi tekniklerini kullanmaktadır. Bunun yanında gerekli tanılarda çocuğun yaşına uygun ilaç tedavisi uygulamaları da kullanılmaktadır.

    Psikiyatrik ilaçlar hakkındaki toplumsal olarak bazı yanlış inanışlar çocuklarda ilaç tedavisi başlanmasında sorunlar oluşturabilir. Fakat Çocuk Psikşiyatri Uzmanları olarak ailelerin bu konudaki olumsuz düşüncelerinin nedeni konuşulup ve tedavinin gerekliliği, etki ve yan etki durumları açık ve net olarak anlatılmalıdır. Çocukta tespit edilen bilişsel, duygusal gelişimsel sorunlarda durumun fizyolojik olduğu durumları belirleme ve gerekli uzmanlık alanına yönlendirme gibi çok önemli bir durum söz konusudur.

    Ülkemizde Çocuk Psikiyatrisine talep her geçen gün artmaktadır. Bu durum diğer branş hekimlerinin, ailelerin,öğretmenlerin ve hatta çocuk veya gencin kendisinin farkındalılığının arttığının bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Bu uzmanlık alanında uzmanlık veren tıp fakültelerinin sayısı artmış olsa da halen ülkemizde nüfusa yeterli olacak Çocuk Psikiyatri Uzmanı maalesef yoktur.

    Çocuk Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanları:

    1- FİZYOLOJİK OLMAYAN DİL VE KONUŞMA BOZUKLUKLARI: Yani konuşma organlarının anatomik bozukluğu, işitme sorunu, epilepsi, hidrosefali gibi durumlardan kaynaklanmayan bir dil ve konuşma sorunu ise psikiyatrik değerlendirme, aile öyküsü ve psikometrik değerlendirmeler ile tanı ve tedavi süreci belirlenir.

    2- OTİSTİK SPEKTRUM BOZUKLUKLARI (OTİM VE DİĞERLERİ): Çocukta gelişim düzeyine uygun sosyal etkileşim kısıtlı, göz kontağı yetersiz, sözel iletişimde gerilik, ilgisizlik, duygusal sinyalleri almada sorunlar, tekrarlayıcı davranışlar, yaşıt ilişkilerinde sınırlılık vs gibi belirtiler var ise psikiyatrik değerlendirme yapılmalıdır. Tedavinin düzenlenmesi ve tedavi takibi konuşulmalıdır.

    3-DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU: Dikkatsizlik, hareketlilik, dürtüsellik ana belirtileriyle aile, okul ve sosyal yaşamda olumsuz etkiler yaratan bu bozuklukta tanı ve tedavi düzenlemesi çocuk psikiyatristi tarafından yapılmalıdır.

    4-ÖZGÜL ÖĞRENME BOZUKLUĞU: Çocukta yaş ve gelişim düzeyine uygun kavramları öğrenme, harfleri ve rakamları öğrenmede sorunlar, yön, zaman gelişiminde problemler var ise psikiyatrik değerlendirme, psikometrik değerlendirme ile tanı konulur ve tedavi düzenlenir ve takibe alınır.

    5-DEPRESYON: Çocukta 1 aydan fazla süreyle mutsuzluk, üzgün yüz ifadesi, öfke, davranış değişiklikleri, gerginlik, isteksizlik, yorgunluk gibi belirtiler var ise değerlendirmeler, görüşmeler yapılır. Mutlaka fizyolojik nedenler ekarte edilir. Tanılama ve tedavi takibi yapılır.

    6-KAYGI BOZUKLUKLARI: Ayrılık kaygısı, yaygın kaygı bozukluğu, panik bozukluk gibi farklı belirtiler ile karşımıza çıkan bu durumlar çocuklarda da görülmektedir. Ani duygu değişimleri, endişeli hal, korkular, uyku değişiklikleri, okula gitmek istememe, yalnız kalmaktan korkma gibi belirtiler izlenebilir. Mutlaka psikiyatrik değerlendirme yapılmalıdır ve uygun tedavi seçenekleri konuşulmalıdır.

    7-TİK BOZUKLULARI: Çocuklarda ani,tekrarlayıcı,ritmik olmayan motor ve/veya vokal kasların istem dışı kasılmasıdır. Bu tip durumlarda tiklerin gelip geçicimi yoksa kronik mi olduğu psikiyatrik değerlendirme ve takiplerle belirlenmektedir. Tedavi seçenekleri aile ve çocukla gözden geçirilebilir. Tedavi edilmediği takdirde sosyal, akademik alanlarda ve kişinin kendilik algısında sorunlara neden olabilir.

    8-YEME SORUNLARI: Küçük çocuklarda annelerin özellikle temel sorunlarından biridir. Doğru beslenme alışkanlığı ve bu konuda anne tutumları hakkında psikiyatrik değerlendirmeden sonra destekler verilmektedir.

    Beslenme ile ilgili sorun başka fizyolojik bir sorun kaynaklı ise gerekli uzmanlara yönlendirmeler yapılmaktadır. Daha ileriki yaşlarda beden algısıyla ilgili kaygıların, aile ve akran çatışmaları vs gibi nedenlerle genelde 16-20 yaş aralığında ve çoğunlukla kızlarda BULİ MİA ve ANOREKSİYA NERVOZA gibi yeme bozuklukları da görülebilir. Kapsamlı tıbbi bir değerlendirme yapıldıktan sonra uygun tedavi ile takibe alınmalıdır.

    9-YIKICI DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI: Yetişkinlerle tartışma, öfkeli olma, arkadaş ilişkilerinde sorunlar, toplum kurallarına uymada sıkıntılar,bilerek insan veya hayvanlara zarar vermek,hırsızlık,yalan söylemek gibi bir çok belirtisi bulunan davranım sorunları doğru tanı ve tedavi desteği almadığında aile,sosyal ve akademik ortamda belirgin problemler yaşanacaktır.

    10-UYKU BOZUKLUKLARI: Özellikle gelişimsel gerilik sorunu olan çocuklarda uykuya dalma ve sürdürme,uyku süresinin yetersiz olması konusunda tedaviler düzenlenir. Normal uyku ritim bozuklukları, kabus bozukluğu, gece terörü, diş gıcırdatma ve uykuda gezme gibi durumlarda psikiyatrik ve gerekirse fizyolojik olarak değerlendirilip uygun tedavi belirlenir.

    11-ZEKA GERİLİKLERİ: Zeka geriliklerinin bir çok nedeni vardır. Zeka gerilikleri, öğrenme, duygulanım, davranışları organize etme, dikkat gibi alanlarda sorunlar yaşanmasına neden olur. Zeka geriliğini tedavi etmiyoruz. Bu sorun nedeniyle oluşan problemler için gerekli tedavileri uyguluyoruz.

    12-OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK: Çocukta normal düzenlilik, kontroller, sıralı yapılan eylemler olabilir. Bunlar günlük yaşam akışını olumsuz etkilemez. Ne zaman ki bu rutinler zorunlu yapılmaya ve yapılmadığında endişe, korku, heyecan gibi duygulanımlar yaratır ve bunlardan kurtulmak için tekrarlayıcı takıntılı davranışları daha sık yapma ihtiyacı doğarsa bu durum bir TAKINTI BOZUKLUĞU olarak değerlendirilebilir.

    Bu durumda Çocuk Psikiyatrisinden destek almak tanı ve tedavi için önemlidir. Özellikle erken başlayan bu tip durumlar erken tanı konulup tedavi edilmez ise yetişkinlik döneminde daha belirgin sorunlara yol açacaktır.

    13-ERGENLİK DÖNEMİ SORUNLARI: Ergenlik gelişim sürecinde normal bir dönemdir.Fakat bazen bu dönemde yaşanan yoğun kaygı,yaşam şartlarının getirdiği gelecek kaygıları,arkadaş çevresiyle ilgili sorunlar,aile ile iletişimde sorunlar,madde kullanım problemleri gibi ailenin ve ergenin baş etmekte zorlandığı durumlarda destekleyici tedaviler faydalı olmaktadır.

    14:SINAV KAYGISI: Aslında kaygı bozukluklarında bu konuda belirtilmektedir fakat yine değişen eğitim ve sınav sistemi çocuklarda ve ailelerde ciddi sorunlar oluşturabilmektedir. Bu konuda da destekleyici ve kaygı ile baş etme ve gerekirse ilaç tedavileri uygulanmaktadır.

    Daha bir çok psikiyatrik durum değerlendirmesi yapılmakla birlikte ana, daha belirgin olanları yukarda belirtmek istedim. Aynı zamanda normal gelişim sürecinde çocukların tuvalet alışkanlığı, uyku alışkanlığı, yeme alışkanlığı, anne baba boşanma durumları, kardeş olması ve kardeş kıskançlığı gibi bir çok durumda psikiyatrik bozukluk düzeyinde belirtiler ile bir bozukluk olmasa da sadece baş etme de sorun yaşayan aileler ve çocuklar için görüşmeler ve bunlara yönelik danışmanlıklar verilmektedir.

  • Çocuk ve ergenlerde psikoterapi

    Belki de en çok merak edilen ve ihtiyaç duyulan konulardan biri de çocuk ve ergenlerde psikoterapidir. Yapılan araştırmalarda birçok psikiyatrik rahatsızlıkta çocuk ve ergenlerde psikoterapinin etkinliği kanıtlanmıştır.

    Psikoterapinin, psikofarmakolojik (ilaç tedavisi) tedaviye göre bazı noktalarda üstünlüğü bulunmaktadır. En önemli nokta hastanın tedavi başarısını kendisinden bilmesi ve kendi kendisinin terapisti olmasıdır. Bir diğer durum da terapi sonrası psikiyatrik rahatsızlıkların tekrarlama olasılığının ilaç tedavilerine göre daha az olmasıdır.

    Bilişsel Davranışçı Terapi(BDT), çocuklar ve ergenler için en çok test edilen ve etkili olduğu gösterilen tedavi yaklaşımıdır. BDT’nin etkinliği majör depresif bozukluk, özgül fobi, sosyal fobi, travma sonrası stres bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk başta olmak üzere bir çok rahatsızlıkta etkinliği kanıtlanmıştır.

    BDT, çocuk ve ergenlere zorluklarını çözmek için başa çıkma becerileri geliştirmelerinde yardımcı olur. Çocuklara/ergenlere çeşitli beceriler öğretilir. Terapist, çocukla/ergenle birlikte çalışarak kendisine en çok yardımcı olacak becerileri belirlemeye çalışır. Çocuklar/ergenler de bu becerileri pratik/egzersiz yaparak geliştirirler bunun sonucunda yeni bir bakış açısı oluştururlar.

    Özetle, BDT, çocukların/ergenlerin sorunları çözmede yeni problem çözme becerileri kazanmalarına ve dünyayı yeni bir bakış açısı ile görmelerine yardımcı olan pratik uygulamalar içerir

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Dikkat Eksikliği ve Hipekraktivite Bozukluğu (DEHB), çocuklarda en sık rastlanan psikolojik bozukluklardan biridir. Doğumdan itibaren var olan fakat çocuğun gelişimi ile birlikte daha ileriki zamanlarda fark edilen bu bozukluk nörobiyolojik bir bozukluktur. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun nörobiyolojisi, tam olarak anlaşılamamasına rağmen, bu bozukluğun ana semptomlarının nedeninde genel olarak, dopaminerjik ve noradrenerjik sistemlerdeki dengesizlik gösterilmektedir.(Dr. Nurcihan KİRİŞ Yrd. Doç. Dr. Seçil BİNOKAY 2010). Okul çağındaki çocuklarda, dikkati uzun süre bir şeylere yönlendirememe, arkadaş ilişkilerinde sıkıntılar, okulda başarısızlıklar gibi semptomlarla DEHB kendini gösterir. DEHB olan çocukların dikkatlerini toplamadaki güçlüklerinin bir nedeni, bu çocukların çevrelerinde bulunan uyaranların bir çoğu ile aynı anda ilgilenmeleridir. Nurcihan KİRİŞ, Sirel KARAKAŞ 2002 ). Ebeveynlerin, inanç sistemleri çocuklarında ki DEHB’ yi fark etmeleri konusunda bir engeldir. Okul hayatı ve aile yaşantısındaki işlevsel problemler üstesinden gelemeyecekleri bir duruma gelene kadar yardım için herhangi bir yere başvurmazlar. Cinsiyet farklılıklarına bakmak gerekirse, DEHB’ in bir alt tipi olan hipekraktivite genel olarak kız çocuklarına göre erkek çocuklarda daha fazla görülür. Dikkat eksikliği alt tipi ise daha çok kız çocuklarda görülür. Hipekraktivite ebeveyn ve öğretmenler arasında yaramazlık, dikkat eksikliği ise normal dikkatsizlik olarak görülüp önemsenmeyebilir.  DSM-5 (The Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders/Ruhsal Bozuklukların Tanı Kitabı) ’e göre; DEHB’ nin 2 alt tipi olarak dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik ve dürtüselliğin belirtileri şöyledir;

    Dikkat Eksikliği

    1. Çoğu zaman ayrıntılara özen göstermez ya da okul çalışmalarında (derslerde), işte yada etkinlikler sırasında dikkatsizce yanlışlar yapar (örn. ayrıntıları gözden kaçırır ya da atlar, yaptığı iş yanlıştır).

    2. Çoğu zaman aldığı görevlerde ya da oyunlarda dikkatini sürdürmekte güçlük çeker (örn. derslerde, konuşmalar sırasında ya da uzun yazılar okurken odaklanmakta zorlanır).

    3. Çoğu zaman doğrudan kendisine doğru konuşulduğunda dinlemiyormuş gibi görünür (ör. dikkat dağıtıcı unsur olmadığı halde aklı başka bir yerde gibi görünür).

    4. Çoğu zaman yönergeleri izlemez ve okul ödevini, ev işlerini ya da işyerindeki görevlerini tamamlayamaz (örn. işe başlar ancak odağı hızlı bir biçimde yitirir ve dikkati dağılır).

    5. Çoğu zaman işleri ve etkinlikleri düzene koymakta güçlük çeker (örn. sırayla yapılması gereken görevleri yönetmekte zorlanır, materyalleri ve eşyaları düzenli tutmakta zorlanır, işleri dağınık ve düzensizdir, zaman yönetimi zayıftır, zaman sınırlamalarına uyamaz).

    6. Çoğu zaman yoğun zihinsel çaba gerektiren görevlere katılmaktan kaçınır, hoşlanmaz ve bu aktivitelere karşı isteksizdir (örn. okul çalışmaları yada ev ödevlerini; yaşı büyük ergenler ve yetişkinlerde rapor hazırlama, form doldurmayı tamamlama, uzun yazıları, makaleleri gözden geçirmek).

    7. Çoğu zaman görevler ya da aktiviteler için gerekli eşyalarını kaybeder (örn. okul materyalleri, kalem, kitap, cüzdan, ödev, anahtarlar).

    8. Çoğu zaman dış uyaranlarla dikkati kolaylıkla dağılır (yaşı ileri gençlerde ve erişkinlerde ilgisiz düşünceleri kapsayabilir).

    9. Çoğu zaman günlük etkinliklerinde unutkandır (örn. sıradan günlük işleri yaparken, getir götür işlerini yaparken; yaşı ileri gençlerde ve erişkinlerde telefonla aramalara geri dönmede, faturaları ödemede, randevularına uymakta).

    Aşırı Hareketlilik ve Dürtüsellik

    1. Çoğu zaman kıpırdanır, elleri ya da ayakları vurur ya da oturduğu yerde kıvranır.

    2. Çoğu zaman oturması beklenen durumlarda yerinden kalkar (örn. sınıfta, ofiste, işyerinde veya oturması gereken durumlarda yerinde oturamaz).

    3. Çoğu zaman uygun olmayan ortamlarda ortalıkta koşar ya da bir yerlere tırmanır (yaşı ileri gençlerde ve erişkinlerde öznel huzursuzluk duyguları ile sınırlı olabilir).

    4. Çoğu zaman boş zaman etkinliklerine sessiz bir şekilde katılamaz ya da sessiz bir biçimde oyun oynayamaz.

    5. Çoğu zaman motor takılmışçasına hareket halindedir (ör. uzun bir süre boyunca restoranda veya toplantılarda yerinde rahat bir şekilde duramaz ya da zorlanır; başkaları tarafından huzursuz ve ayak uydurulması zor olarak algılanabilir).

    6. Çoğu zaman aşırı konuşur.

    7. Çoğu zaman soru cümlesi tamamlanmadan cevap verir (örn. başkalarının cümlelerini tamamlar, konuşmada sıranın kendisine gelmesini bekleyemez)

    8. Çoğu zaman sırasını beklemekte zorlanır. ( örn. kuyruk sırasını beklerken)

    9. Çoğu zaman başkalarının sözünü keser ya da araya girer (örn. dahil olmadığı konuşmaların, oyunların, ya da etkinliklerin arasına girer, başkalarının eşyalarını izin almadan ya da sormadan kullanır, yaşı ileri gençlerde ve erişkinlerde başkalarının yaptığının arasına girer ya da başkalarının yaptığını birden kendi yapmaya başlar).

    Çocuğunun, aile ilişkileri, arkadaşlık ilişkileri ya da okul hayatında işlevselliğinin bozulduğunu gören ebeveynler ilgili destek almalıdır. Tedavi yöntemi olarak ilaçsız tedavi, ilaçlı tedavi ve ikisinin birlikte yürütüldüğü tedavi çeşitleri bulunmaktadır. DEHB li çocuklarda aile tutumları etkileri büyüktür. Örneğin ebeveynlerin hiperaktiviteyi baskılamak için ceza ile haraket etmeleri çocukların agresif tavırlar takınmasına neden olabilir. Yani DEHB tedavisinde ailelerin ve öğretmenlerin bilinçlendirilmesi önemlidir. İlaçsız tedavi yöntemi olarak, DEHB li çocukların yetenek ve strateji gelişimine odaklanılıp, sosyal beceri eğitimleri verilebilir.

  • Otizm hakkında

    Otizm hakkında

    Otizm, çoğunlukla doğuştan gelen bir sorun nedeniyle yaşamın ilk yıllarında aynı gelişim dönemindeki çocuklardan farklı davranışlar sergilemesiyle fark edilen, karmaşık, nöro-gelişimsel bir bozukluktur. Bu farklı davranışlar çocuğun sosyal etkileşimindeki sorunları, sözel ve sözel olmayan iletişimindeki problemleri, tekrarlayıcı davranış ve kısıtlı ilgi alanlarını kapsamaktadır.

    Karşılıklı sosyal etkileşimde bozulma: Otizmde en temel özellik karşılıklı etkileşim ve ilişki kurma becerisindeki güçlüklerdir. Otizmi olan çocuklarda, kendi adına yada anne-babasının sesine yanıt verme gibi sosyal davranışlar gözlenmez.otizmi olan çocuklarda, başkaları tarafından rahatlatılmayı sakinleşitirilmeyi arama ve ilgisini çeken durumları paylaşmada güçlükleri vardır. Ancak otizmi olan çocukların hepsi bu alanda çok yoğun sorunlar yaşamayabilirler, yaşları ilerledikçe ve yoğun eğitim proğramıyla bir çok sosyal davranış öğrenebilirler.

    Sözel ve sözel olmayan iletişimde problemler: Otizmli çocuklarda dil-konuşma gelişiminde ya gecikme vardır ya da hiç gelişmemiştir. Zamir karıştırma (ben yerine sen kullanması gibi), ekolali ( duyduğu sesleri tekrar etmesi), aynı kelime veya cümleleri tekrar tekrar söylemesi gibi dil-konuşmada farklı özellikler gösterebilirler. Kısıtlı ilgi alanı, yineleyici davranışlar: stereotipik davranışlar(Sözcük, hareket ve davranışların koşullarla bağlantısız, nedensiz ve aynı biçimde uzun süre yinelenmesi), alışılmışın dışında ilgi alanları (ör:çocuğun normal oyuncaklarla ilgilenmeyip sadece süpürgelere aşırı ilgisi gibi) görülür.

    Tedavide ilaçla tedavi sadece bazı özel sorunların tedavisinde etkilidir. Sosyalleşememe ve iletişim problemleri gibi otizmin temel belirtilerini tedavi etmek için yeterli etkinliğe sahip bir ilaç tedavisi henüz bulunmamaktadır. Tedavi edilen bazı sorunlar arasında kısa dikkat süresi, hiperaktivite, takıntılı davranışlar ve öfke nöbetleri bulunmaktadır. Ancak bu durumlarda bile bazı davranış değiştirme teknikleri ilaç tedavisinden daha etkili olabilmektedir. Bu nedenle ilaç tedavisi davranışcı yöntemlerden sonra yada birlikte kullanılırsa daha etkin sonuçlar alınmaktadır. Ailelerin de desteğiyle eğitim programlarına katılanların oldukça fayda gördüğü ve yüzgüldürücü sonuçlar alındığı gözlenmektedir. Otizmin belirtilerinin olabildiğince erken tanınıp tedavi programına başlanması olumlu sonuçlar alınması ve ilerleme kaydedilebilmesi için önerilmektedir.

  • Hiperaktivite bozukluğu dikkat eksikliği

    Hiperaktivite bozukluğu dikkat eksikliği

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) çocuk ve ergen psikiyatrisi alanında en çok tanı alan hastalıklardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuk, aile ve akrabalar içerisinde her ne kadar irade sorunu olan şımarık bir çocuk gibi görünse de, durum aslında öyle değildir. DEHB esas olarak beynin yönetim sistemlerindeki kimyasal bir sorundur.

    DEHB olan çocuklar genellikle asi huzursuz atılgan, kelimelerini ve vücutlarını yeterli şekilde kontrol etmeyi beceremeyen ve dolayısıyla aynı yaştaki diğer çocuklara kıyasla öğretmenlerin ve ebeveynlerin daha fazla gözaltında tutması gereken çocuklar olarak görülmektedir. ‘çocuğum 7 yaşında ama daha 3 yaşındaki çocuk gibi davranıyor’ ‘onunla birlikte dışarı çıkmaya misafirliğe gitmeye korkuyorum’ ‘ödev yapmamız saatler alıyor’ ‘öğretmeni dersi dinlemediğini arkadaşlarını sürekli rahatsız ettiğini söylüyor’ gibi cümleler DEHBli bir çocuğun annesinden sık duyduğumuz sorunlardır.

    DEHB tedavisi ile ilgili çalışmalar genellikle okul çağı ve ergenlik dönemi ilaç tedavilerini davranış yöntemlerini içermektedir. Okul öncesi dönemdeki çocuklarla ilgili tanı zorlukları ve tedavi yaklaşımlarına yönelik kapsamlı çalışmaların az sayıda olması nedeniyle davranışçı tedavilerle okul çağı dönemine kadar takip etmek daha uygun olmaktadır.

    DEHB tanısı klinik bir tanıdır. Dikkat eksikliğine sebep olabilecek başka hastalıklar da olabileceğinden (vitamin eksikliği ve anemi gibi) kan testleri yardımcı olsa da DEHB tanısı koyduracak kan testi veya görüntüleme yöntemi yoktur. Klinisyenin gözlemi, aileden ve öğretmenden alınan bilgiler neticesinde tanı koyularak gerekli tedaviye başlanır.

  • Çocuk ve ergenlerde dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu: bildiklerimiz, bilmediklerimiz…

    DEHB tanısı nasıl konulur?

    Dikkatinin dağınık olması, dikktini sürdürmekte zorluk, aşırı hareketli olma, kıpır kıpır olma, çok konuşma, sabırsız olma ve bu belirtiler deneniyle okul, aile ve arkadaş ilişkilerinde sorun yaşama olarak tanımlanan DEHB norogelişimsel bir bozukluktur. Bu bozukluğun bir çocukta bulunup bulunmadığının anlaşılması için çocuk ve aile ile psikiyatrik değerlendrme yapılır. Gerekirse okul ortamında belirtilerin varlığı ye da sorun oluşturup oluşturmadığı ile ilgili bilgi alınılır. Bu bilgiler alınırken bazı DEHB belirtilerini sorgulayan ölçekler kullanılır. DEHB tanısı yapılan bu klinik değerlendirme ile konulur. Sıklıkla medyada ya da sosyal internet ortamlarında yazılan testlerle tanı konduğu bilgisi gerçeği yansıztmaz. Yani aile ve çocukla yapılan psikiyatrik değerlendrime ile tanı konur. Bu görüşmede ayrıntılı belirtilerle ilgili bilgi alınır bunların çocuğun yaşamına etkisi araştırılır.

    DEHB tanısının konmasında kullanılan labratuar ve görüntüleme yöntemleri kullanılmaz. Yine DEHB ile ilgili ek psikiyatrik sorun olmadıktan sonra zeka testleri tanı için kullanılmaz. Ek sorunlar olduğunda ayırıcı tanı gerektiğinde zeka ve dikkat testleri tanıya yardımcı olmak için istenebilir. Özellikle çocuk psikiyatristi olmayanlar tarafından uygulanan, DEHB tanısı koymak için dikkat testleri ile tanı konya, bu testlerle tanı koyup klinik değerlendirme yapılmadan tedavi etme yaklaşımları doğru değildir. Bu bağlamda aileler çocuklarında DEHB olduğundan endişe ediyorlarsa çocuk psikiyatristlerine başvurmaları yanlış yaklaşımların, dolayısı ile de tedavideki gecikmenin önünü kesecektir.

    Başvuru ve tanı sonrası neler yapılır? Hastalar ve aileler tedaviden ne derece fayda görür?

    DEHB tanısı ve tadavisi belli olan bir bozukluktur. Tanı konduktan sonra tedavi başlanır. Bu çocuklar zamanında tedavi almadıklarında yukarıda da söylediğim gibi okul başarısında sorun yaşamaya başlarlar. Başlangıçta hareketli olan yerinde oturamayan, dikkati dağınık, ders başarısında sorun yaşan çocuğun gittikçe akademik becerilerle ilgili sorunu artar. Zamanla hareketlilik bazı çocuklarda azalsa da okul başarısındaki soruna, okula karşı isteksilik, kendine güven sorunları bazen de depresif yakınmalarla beraber davranış sorunları eşlik eder. Bu çocuklar hem okulda etiketlenirler hem de kendi kapasitelerinin altında bir okul performansı gösterirler. Bazen okuldan istenmeyen, atılan çocuklar olabilirler. Bu noktaya gelen vakalarda hızla tadavi başlanmalı ve çocuğun okula uyumu, başarısı için destek sağlanmalıdır. Erken gelen olgularda tedavi başlandığında okul başarısı, uyumu ve ilişkileri ile ilgili yukarıda anlatılan sorunlar ortaya çıkmadan müdahale edilmiş olunur. Tedavi başlandığında çocukların çok büyük bölümünde düzelme ortaya çıkar. Çok az bir grupta belirtiler azalmakla beraber devam ettiğinde ise ek tedavi seçenekleri ile bunların da düzelmesi sağlanmaya çalışılır.

    DEHB olan çocuklar mesela dikkati dağınıklığı nedeniyle okul başarısında sorun yaşayanlarda tedaviden sonra dikkati düzelir dolayısı ile de okul okul başarıları da düzelir. Yine DEHB belirtileri nedeniyle okul, arkadaş ve aile ilişkilerinde davranış sorunu yaşayanlarda bu sorunlar da düzelir ve daha uyumlu olan, ilişki sorunu azalan ya da yaşamayan çocuklar olurlar. Özellikle erkenlik döneminde okul sorunları çok artmış, okuldan atılmak istenen çocuklarda tedavi ve destekle önce okula devamları sağlanmaya çalışılır sonra da okul başarıları daha iyi hale gelir. Benim meslek hayatımda da okuldan atılan okula dönmesini sağladığım ve eğitim hayatını devam ettirebilen çok hastam olmuştur. Yine DEHB nedeniyle okul becerileri, ilişkileri düzelen çok hastam olmuştur. Bu belirtiler deneniyle okulda arkadaşlarını döven yaralayan çocuklar bu davranış sorunlarını bırakmışlar ve daha uyumlu çocuklar olmuşlardır. Yine bu nedenle depresif belirtilen gösteren DEHB tedavisi ile okulla ve ilişkileri ile ilgili sorunun düzelmesi ile depresif belirtileri de düzelen hastalarımm olmuştur.

    Aileler çocuklarının DEHB nedeniyle günlük yaşamda olan güçlükleri karşısında, konuşarak uyararak ve ya ceza verererek bu belirtilerin düzelmediğini görür ve kendilerini çaresiz hissederler. Çocuklarında ortaya çıkan belirtilerin, çocuğun yapısal özelliğinden, DEHB’ğundan kaynaklandığını ve bu durumun tedaviyle düzelebileceğini öğrendiklerinde rahatlarlar. Çocuklarının özelliklerini, nedenleri ile birlikte kavradıklarında çocuklarına daha doğru yaklaşımlar ve çözüm önerileri geliştirirler.

    Tedavide ilaç kullanumu gerekli midir?

    DEHB’ğun en önemli nedeni anne babadan genetik geçiş ve çevresel faktörlerin etkisidir. Bu bozuklukta beyinde dikkat, dürtüsellik ve hareketlilikle ilgili alanların yapısal ve işlevsel farklılığı ortaya konmuştur. Dolayısı ile DEHB’ğu nörobiyolojik bir bozukluktur. Tedavide kullandığımız ilaçlar bu dikkatimizi hareketliliğimiz dürtüselliğimizi düzenleyen sistemlerdeki bu farklılıkları yeniden düzenleyerek normal haline getirmeye yöneliktir. Bu nedenle tavide ilaç kullanıyoruz ve gerçekten de bu ilaçlar ortaya çıkan aşırı hareketlilik, dikkat ve dürtüsellikle ilgili belirtileri düzeltiyor.

    ABD’de bu tür çocuklar için özel kamplar mevcut Türkiye’de ne tür çalışmalar yapılıyor?

    Türkiyede benim DEHB ile ilgili özel kamplarlar var mı bilmiyorum Ben başvuran hastalarda anne baba ve çocukla görüşerek çocuğun ilgi alanına göre, keyif alabileceği bazı spor, etkinlik gibi faliyetlerine yönlendirebiliyorum. Spor yada etkinlikler aşaırı hareketli çocuğun enerjisini atabileceği alanlar gibi bakılsa da aynı zamanda sosyal grup içinde olması, bu sosyal grubun kurallarını öğrenmesi, kendini denetleyebilmesi, sorumluluk alması, sosyal becerilerini geliştirmesi, kendine güvenmesi, olumlu geri bildirim alması, kabul görmesi açısından çok önemlidir. Çok hareketli, grup içinde uyum güçlükleri yaşayan çocuklar daha çok bireysel spor yada etkinliklere yönlendirilmelidir. Ancak DEHB olan ve tedavi görmeyen çocuklar her şeyden çabuk sıkıldıklarından bu faaliyetlerden de çabuk sıklabilirler. O nedenle özellikl tedavi görmeyen çocukların tedaviye başlaması bu etkinlere devam sağlama açısından da önemlidir.

    Yaz tatili için, DEBH tanısı konulan çocukların ailelerine neler önerililebilir?

    Aileler sıklıkla yaz tatilinde ilaçları kullanmamaya eğilimli olabiliyorlar. Bu yanlıştır. Hekimler tedavi sırasında gerekli görürlerse yazın ilacı bırakabilir ve DEHB tablosuna bakmak isteyebilirler. Hekim önerisi dışında aileler ilaçlarını kesmemelidirler. Yine bu çocuklar DEHB belirtileri nedeniyle günlük yaşamda ve ilişkilerinde sorun yaşayan çocuklar. Yani evde yemek yerken, oyun oynarken bir yere gidip zaman geçirirken sorun yaşıyorlar. Oysa yazın da bu çocukların aileleri ve yaşıtları ile iyi ve sorunsuz zaman geçirmesi, oyun oynası bazı faaliyetleri sürdürebilmesi gerekiyor. Yine kaza riskleri yüksek olan çocuklardır. Düşme kırıklar bu çocuklarda daha sık görülebiliyor. Bu açıdan da riskli çocuklarda da tedavinin devamı önemli görünüyor. Tedavi ile beraber hareketli enerjik olan çocuklara uygun tatil ya da etkinlik seçenekleri sunulmalı. Çocuğun onayı ve ilgisine göre yaz tatili ya da günlük programlar yapılabilir. Bundan yukarıda bahsedildi. Okul öncesi çocukların çabuk sıkıldıkları göz önüne alınmalı, oyunlar seçilirken onun dikkatini çekebilecek, yeni, farklı oyunlar seçilebilir. Grup oyunlarında da çabuk sıkılıp, kurallara uymayıp sorun çıkardıklarında yaşıtları ile oynarken büyüklerin gözetimine ihtiyaç duyabilirler.

    İlaç almamak konusunda ısrarcı ailelere neler önerilir?

    Bazen gerçekten ilaç başlanması gerektiği söylendiğinde aileler şaşırıyor ve başlamak istemeyebiliyor. Çünkü onalara göre organik nedeni olmayan çok hareketli çocuğa ilaç başlamak bekledikleri, akıllarına getirdikleri bir şey değil. Bu sorunu çözmenin en önemli yolu ailelerin kafalarından geçen tüm soruları ve endişeleri doktorları ile konuşmalarıdır. Çocuk psikiyatrisi görüşmelerinin en önemli ayağı bizim “psikoeğitim” dediğimiz hastalıkla ilgili aileleri bilgilendirdiğimiz bölümdür. Hekimler çocuğun durumu, tanısı, tedavi seçenekleri, tedavi olmasa ne gibi şeylerle karşılaacakları, tedavi olursa hastalığın gidişatının ne olcağı konusunda hastalarını bilgilendirirler. Bu bilgilendieme iyi yapıldığında ailelerin çoğunun endişeleri ortadan kalkar ve tedaviye başlama konusunda rahar bir şekilde karar verirler. Bilgileri doğru alan, anlayan aileier ilaç başlamama konusunda hala ısrarcı olurlarsa hekimle beraber bir süre ilaçsız izlenmesi ve bu ara da ailenin yaklaşımı, çocuğun gidişatı kontrol edilir. Ancak bazı ailer ilaçsız tedavi seçeneklerini internette araştırıp ya da kulaktan dolma önerilerle başka uygun olyan tedavi yollarına başvurabilirler. Bu seçenekler zaman kaybıdır. Çocuğun ve ailenin sorunun büyüdüğü zaman tekrar bize başvurmaları ile sonuçlanır. Bu arada da çocuğun pek çok kaybı olur, ek sorunlar ortaya çıkar.

    Kullanılan ilaçların bağımlılık yapıcı etkisi var mıdır?

    Tedavide Türkiye’de kullandığımız iki grup ilaç var. Bunlardan biri kırmızı reçeteli diğeri kırmızı reçeteli değil. Yani elimizde kırmızı reçeteli satılmayan ilaçlar da var. Bunlardan kırmızı reçete ile satılan metilfenidat isimli ilaçtır. Bu ilaç doktor kontrolu dışında kullanıldığında diğer bağımlılık maddeleri gibi bağımlılık yapma potansiyeli olan bir ilaçtır. Ancak DEHB olan hastalarda hekim kontrolünde kullanıldığında, hekimin önerdiği şekilde kullanıldığında bağımlılık yapmaz. Tam tersine DEHB ve davranım bozukluğu olan çocukların tedavi görmeyen grubunun başka maddelere bağımlı olma riski vardır. Ama bu grup metilfenidatla tedavi edildiğinde ileride madde bağımlılığı olma riskini çok önemli ölçüde düşürmüştür. Aslında bu bilgiyi göz önüne alındığımızda, DEHB tedavisinin çocukları madde bağımlılığından koruduğunu söyleyebiliriz. Diğer ilaç ise atomoksetin. Her iki iaç grubunun etkinliği benzer. Her iki ilacın da tedavi etkinliği çok yüksek. Yani bu, her iki ilaçtan birini başladığımızda bu çocukların büyük bir kısmı düzeliyor demek.

    Bu ilaçların yan etkileri nelerdir?

    Yukarıda bahsedilen her iki ilaç da beyinde bulunan DEHB’ğu belirtilerine neden olan kimyasal maddelerin miktarını düzenlerler. Bu maddelerin, DEHB olan çocuklarda dikkat, hareketlilik, dürtüselllik ile ilgili davranışları düzenleyen beyin bölgelerinin normal işlev görmesi için (bu belirtilerin normal seviyede olabilmesi için) düzenlenmesi gerekiyor. DEHB’ğunda kullanılan metilfenidat ve atomoksetin tıpta kullanılan pek çok ilaca göre oldukça güvenli ve yan etkileri azdır. Metilfenidat kısa (günde iki üç doz alınır) ve uzun etkili (günde tek doz sabah alınır) formları olan bir ilaçtır. Metilfenidatın en sık yan etkileri baş ağrısı, karın ağrısı, iştahsızlık, kilo kaybı, uykusuzluktur. Daha nadir olarak çarpıntı, içe çekilme, sinirlilik, tikler, hareketlilikte artma şeklinde yan etkiler ortaya çıkabilir. Atomoksetinin günde tek doz alınır. Yirmidört saat etkilidir. Atomoksetinin en sık görülen yan etkileri ise, bulantı, karın ağrısı, ağız kuruluğu, sinirlilik, halsizlik, yorgunluk, iştahsızlık şeklindeki yan etkilerdir. Her iki ilacın kullanımı sırasında görülen yan etkiler sıklıkla bir iki hafta içinde azalır. İnatçı olan ve şiddetli olup çocuğun günlük yaşamını bozan yan etkilerde doz azaltılır. Aileler yan etkiler ortaya çıktığında doktorlarına bilgi vermelidir. Doktorlar ortaya çıkan yan etkileri azaltmak konusunda gerekli önlemleri alacaklardır.

    Doç. Dr. Seher Akbaş

  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu hakkında merak edilenler

    Hiperaktivite zeka belirtisi midir?

    Aşırı hareketlilik toplumda bazı kişiler tarafından “aşırı zekâ”ya bağlanır. Ancak hiperaktivitenin ya da DEHB’nin zekâyla ilişkisi yoktur. Her zekâ düzeyinde görülebilir. Diğer taraftan dikkat eksikliği ya da hareketlilik belirtileri öğrenmeyi ya da ders başarısını olumsuz etkileyebilir. Bir grup çocuktaysa belirtiler göreceli olarak daha hafiftir ve üstün zekaları ile kısa sürede derslerini kavrarlar. Hareketlilikleri de yıkıcı olmadığı sürece bu gruba giren çocukların dikkat eksiklikleri belirtileri ortaokul sıralarına kadar fark edilmeyebilir. Ortaokulda çocuklar daha zor ve karmaşık dersler ile karşılaşırlar ve daha fazla dikkat gerekir. Belirtiler bu aşamadan sonra daha fazla göze çarpabilir.

    DEHB’nun sıklığı nedir?

    DEHB sıklığı araştırmaların yapıldığı yere, araştırma grubuna alınan çocuk ve gençlerin yaş ortalamasına ve yönteme bağlı olarak değişiklik göstermekle birlikte genel olarak toplumda %3 ile %10 arasında değişen rakamlar bulunmuştur. Erkek çocuklar 4-5 kat daha fazla olarak kliniğe başvuruda bulunurlar. Yapılan çalışmalarda DEHB’nin erkek çocuklarında 2 ile 10 kat daha sık görüldüğü bildirilmektedir.

    DEHB’nin nedenleri nelerdir?

    Birçok bilimsel araştırma yapılmasına karşın DEHB’nin neden(ler)i henüz aydınlatılamamıştır. Genetik, biyolojik ve çevresel etkenlerin etkileşimi sonucunda oluştuğu düşünülmektedir.

    DEHB olan her çocuk tedavi edilmeli midir?

    Bu sorunun yanıtı henüz kesin olarak oluşturulmuş değildir. Bu alanda farklı görüşler vardır. Benim görüşüm, çok zeki çocuklarda bile eğer günlük yaşantısının bir alanını (ör., sosyal ilişkilerini, ders başarısını, ders çalışma alışkanlığını, aile ilişkilerini) olumsuz etkileyecek ölçüde belirtiler söz konusu ise tedavi edilmelidir. Belirtiler var ancak günlük yaşantıda önemli bir etkilenme yoksa olası bir işlevsellikte bozulma açısından yakından takip edilmelidir.

    DEHB belirtileri olan kişiler nereye başvurmalıdır?

    Çocuk ve ergenlerin DEHB tanısı, bir çocuk ve ergen psikiyatristi tarafından konulmalıdır. Diğer meslek erbaplarının bu tanıyı koymaya ehliyeti yoktur. Çünkü tanıyla karışabilecek birçok tıbbi durumun (ör., absans, hipertiroidi, anksiyete bozuklukları) ayırıcı tanısını ancak tıp eğitimi almış bir hekim tarafından yapılabilir. Ülkemizde mesleki sınır ihlallerine sıkça rastlanır ve bu tanının pedagoglar (çocuk gelişim uzmanları), psikologlar, öğretmenler ve kasaplar tarafından da konulduğu gözlenir.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun tedavisi

    DEHB tedavisindeki amaç, dikkat eksikliği, hareketlilik ve dürtüsellik alanlarındaki belirtileri iyileştirerek, çocuğun öğrenme becerilerini ve ders başarısını, diğer kişiler ile olan iletişimini, kurallara uymasını, kendine olan güvenini ve mutluluğunu arttırmasını sağlamaktır. DEHB’nin tedavisinde en iyi başarı anne baba, çocuk, öğretmen ve çocuk/ergen psikiyatristi işbirliği ile sağlanır. Ancak bu iş birliğini sağlamak her zaman kolay olmayabilir. Bunun olaya özgü nedenleri olabildiği gibi bazen DEHB hakkında bilgi sahibi olmama ve ilaçlar ile ilgili çarpık ön yargılardır. Bu durum anne baba, çocuk ve öğretmenlerinin DEHB ve tedavisi hakkında eğitilmelerini gerektirir. Aslında genel olarak, toplumun bilinçlenmesine de ihtiyaç vardır. Bu nedenle medyanın ve devletin ilgili kurumlarının çabasının önemlidir. DEHB belirtileri başka bir tıbbi bozukluk ya da durumdan kaynaklanıyorsa bu bozukluk ya da durumun tedavisinin yapılması gerekir. Çoğunlukla, DEHB’ye bir başka psikiyatrik bozukluk eşlik eder. Eşlik eden psikiyatrik veya tıbbi diğer durumların tedavisi elzemdir. Davranışçı yöntemlerin ve ilaç tedavisinin birlikte uygulanması en iyi sonucu vermektedir. İlaç tedavisi, tedavinin bel kemiğini oluşturmakla birlikte diğer yöntemlerle (ör. annenin babanın çocuk yetiştirme becerilerinin arttırılması; bilişsel davranışçı yöntemler) birlikte daha iyi sonuç alınır. Çeşitli bilimsel araştırmalarda malesef dikkat egsersizlerinin yararsız olduğu gösterilmiştir.