Etiket: Tedavi

  • Peptik ülserler ve oniki parmak ülserleri

    Peptik ülserler ve oniki parmak ülserleri

    Mide besinlerin parçalanması ve sindirilmesi için bol miktarda asit ve pepsin salgılamaktadır. Salgıladığı asit ve pepsinin midenin kendi yüzeyine zarar vermemesi için çeşitli organizmanın koruma mekanizmaları vardır. Helicobacter pylori adı verilen bulaşıcı bir bakteri yada ağrı kesici ilaçlar mide yüzeyini koruyan mekanizmalarda yetersizliğe yol açmakta ve bunun sonucunda da mide yüzeyinin bütünlüğünde bozulmalar (ülserler) ortaya çıkmaktadır. Özellikle Helicobacter Pylori infeksiyonunun yaygın olduğu ülkemizde mide ve on iki-barsak (duodenum) ülserleri oldukça sık görülmektedir. Her 10 kişiden biri hayatlarının bir döneminde peptik ülser hastalığına yakalandığı bilinmektedir.

    Peptik ülser belirtileri nelerdir ?
    Mide ve on iki-barsak ülserleri karnın üst kısmında bazen sırta doğru yayılan ağrılara neden olurlar. Bu ağrılar kimi hastalarda yanma , kimi hastalarda kazınma kimi zamanda kramp tarzında olabilir. Bazen hiç ağrı olmaksızın ekşime, midede dolgunluk hissi, kilo kaybı gibi yakınmalar görülebilir. Peptik ülserler her zaman hastada yakınmaya neden olmazlar. Bazen hiçbir yakınma yok iken hastalık, mide kanaması yada nadiren mide delinmesi gibi komplikasyonlar ile ortaya çıkabilir.

    Peptik ülser tanısı nasıl konulur ?
    Mide ve on iki-barsak ülserinin kesin tanısı gastroskopi ile konulur. Gastroskopi imkanı olmadığı durumlarda baryumlu mide duodenum grafisi de tanıya yardımcı olabilmekte ise de bu yöntem ile yüzeyel ve küçük ülserler gözden kaçabilmektedir. Ayrıca mide ve on iki-parmak ülseri olan her hastada Helicobacter Pylori infeksiyonu olup olmadığı araştırılmalıdır.

    Peptik ülser tedavisi;
    Helicobacter pylori mikrobu nedeni ile ülser hastalığı olan hastalarda öncelikle 7-14 gün süre ile 2 ayrı antibiyotik ve bir mide asidini ortadan kaldıran ilaç (Omeprol, Lansor, Nexium, Pariet vb) ile üçlü tedavi yapılmalıdır. Daha sonra tedaviye mide asidini ortadan kaldıran ilaçlarla 4-8 hafta kadar devam edilmelidir. Helicobacter pylori infeksiyonu olayan hastalarda sadece mide asidini ortadan kaldıran ilaçlar ile 4-8 haftalık bir tedavi yeterli olmaktadır. Ağrı kesicil ilaçlar nedeni ile ülser oluşmuştuğu durumlarda ( Aspirin, romatizma ilaçları vb) kullanılıyor ise ülser tedavisi süresince mümkünse kesilmelidir.

    Peptik ülser ve diyet
    Eski yıllarda uygulanan katı ülser diyetlerinin ülser hastalığının tedavisine bir katkı yapmadığı artık bilimsel çalışmalar ile gösterilmiştir. Ülser hastalarının uzak durması gereken üç şey alkol, sigara ve ağrı kesici ilaçlardır (aspirin, voltaren, apranax, endol vb). Bunların ülser gelişiminde rol oynadıkları ve ülser iyileşmesini geciktirdikleri iyi bilinmektedir. Hastayı yediğinde özellikle rahatsız eden besinlerden kaçınılabilir. Bu hastalara günde 3 öğün düzenli beslenmeleri önerilmektedir.

    Peptik ülser tedavi edilmez ise neler olabilir ?
    Uygun tedavi almamış ülser hastalığı kanama, delinme, darlık gelişimi gibi komplikasyonlara neden olabilir. Ülser kanamalarının büyük bir kısmı endoskopik yolla tedavi edilebilmektedir. Ülsere bağlı darlık gelişiminde hastaların bir kısmında ilaçlarla bir kısmında endoskopik tedavi yapılabilmektedir. Ancak uzun sürmüş (kronik ) ülser darlıklarında cerrahi müdahalegerekmektedir. Ülser nedeni ile mide veya barsak duvarında delinme oluşmuş ise tek tedavi cerrahidir.

    Peptik ülser kansere dönüşebilir mi ?
    Hayır mide ve on iki-barsak ülserlerinin kansere dönüşme riski yoktur. Ancak özellikle mide kanserleri ülser yapısında da olabildiğinden baştan tanının yanlış konabilmesi söz konusu olabilir. Bu nedenle mide ülseri varlığında mutlaka ülserden parça alınarak ( biopsi) patolojiye gönderilmesi ve 2 ay içinde ülserin iyileştiğinin endoskopi ile teyit edilmesi gerekmektedir. İyi huylu peptik ülser komplikasyonları arasında kanserleşme yoktur.

  • Vajinismus Tedavisi

    Vajinismus Tedavisi

    Cinsel birleşme esnasında kadının korku ve kaygı duyarak kendini kapatması, vajinadaki kaslarını ve bacaklarını kasması durumu olan vajinismus toplumumuzda oldukça sık görülen bir durumdur. Çiftler böyle özel bir durumu kimseyle paylaşamadıkları için sıklığını bu sorunu yaşayan kişiler olarak bilmeniz mümkün değildir.  Ancak oldukça sık görülmektedir. Vajinismus yüzde yüz tedavisi olan bir hastalıktır. Ancak tedavide uygulanan yöntemlerin bilimsel yöntemler olması ve bazı noktalara dikkat edilmesi önemlidir.

    Öncelikle vajinismus tedavinde dikkat edilmesi gereken önemli noktalardan bahsedecek olursak;

    . Tedavi mutlaka eşle beraber olmalıdır. Her seansa çiftin birlikte gelmesi gerekmese de genellikle birlikte gelinmesi gerekmektedir. Vajinismus çiftin ortak bir problemidir.

    . Mutlaka bir kadın doğum uzmanına muayene olunması gerekmektedir. Fiziksel bir sorunun olması düşük bir ihtimal olsa da bir kontrolden geçilmelidir.

    . Terapi boyunca verilen ödevler zamanında yapılmalı, eğer yapmakta zorlanılıyorsa bunun cinsel terapistle paylaşılıp seanslarda üzerinde çalışılması gerekmektedir.  

    . Çift tedavi devam ederken uzun bir süre birbirlerinden ayrı kalmamalı.

    .Çift bu süreçte birbirlerine ve kendilerine özen göstermelidirler.

    . Tedavi boyunca evlerine uzun süreli yatılı misafir gelmemelidir.  

    Vajinismusun tedavisinde en temel terapi yaklaşımı Bilişsel Davranışçı Terapidir. Bilişsel Davranışçı Terapide, kişilerin cinsellikle ilgili yanlış bilgilerinin, mitlerinin düzeltilmesi, bunların yerine doğru bilgilerin geçip özümsenmesi sağlanır. Vajinismusun görülen en sık nedeni, kişilerin cinsellikle ilgili yanlış ve eksik  bilgilerinin olmasıdır. Kişi bu bilgiler konusunda ikna olana kadar çalışmalar yapılır. İlk cinsel birleşme, haz alma, penis, vajina, kızlık zarı hakkında cinsel eğitim verilir. Burada görsel materyallerden faydalanılır. Kadının cinsel organını tanıması için bazı davranışsal ödevler verilir. İlk seanslarda ayrıntılı bir cinsel öykü alınır. Bu bilgiler ışığında kadının neleri yapmakta zorlandığı tespit edilir ve aşama aşama bunlar ilgili davranışsal ödevler verilir. Bu ödevler kadını cinsel birleşmeyi korkmadan rahat bir şekilde yaşayabilmeye hazırlar. Bilişsel davranışçı tedavide, hem zihinsel hemde davranışsal olarak çalışılır. Zihinsel çalışmalar kişinin davranışlarını olumlu yönde değişime uğratır. Davranışsal ödevler de yanlış bilgilerin değişmesini sağlar. Cinsel terapi cinsellikle ilgili bir değişim ve dönüşüm sağlar.  Vajinismus hastalığını yaşayan kadınlar, cinsel terapide karşılaşacakları ödevlerle ilgili de kaygılanırlar ve yapamayacaklarını düşünürler. Ancak cinsel terapide ödevler aşama aşamadır. Yapılan bir ödev kişiyi diğer aşamaya hazırlar. Çiftler zorlanmadan, keyif alarak bu ödevleri yapabilmektedirler. Hiçbiri yapılamayacak aşamalar değildir.

    Bilişsel Davranışçı Terapinin yanı sıra EMDR terapi tekniği de vajinismus tedavisinde oldukça etkin bir yöntemdir. EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşlemleme) tekniği, kişinin korktuğu, kaygılandığı durumlara karşı duyarsızlaşmasını sağlar. Vajinismus tedavisinde de Emdr tekniği kişinin korktuğu, rahatsız olduğu durumları sıkıntı yaşamadan gerçekleştirmesinde önemli bir fayda sağlar.  Tüm bunların yanı sıra vajinismus tedavisi kolay bir cinsel işlev bozukluğudur. Özellikle çiftin arası iyi ise, birbirlerini seviyorlarsa vajinismusun tedavisi çok kolaydır. Eğer kadının ilk gece korkusu var ise, çiftlerin evlilik öncesi cinsel danışmanlık almaları böyle bir sorun yaşamadan koruyucu tedavi açısından oldukça önemlidir. Evlilik öncesi cinsel danışmanlık alan çiftler de vajinismus hastalığı görülmez.  Doğru bilgiyle ilk geceyi yaşayan çiftler rahat olurlar, zevk alırlar, herhangi bir sorunla karşılaşmazlar.

    Bunların dışında günümüzde vajinismus ile ilgili uygulanan yanlış tedaviler de söz konusudur. Bunlara karşı dikkatli olunması gerekmektedir. Uygulanan yöntemlerin bilimsel olup olmadığı konusunda iyi araştırma yapılmalı. Özellikle çok kısa sürede (tek seansta) tedavi vaad eden kişilere güvenilmemelidir. Çünkü vajinismus kadının çocukluğundan itibaren öğrendiği yanlış bilgiler neticesinde oluştuğu için tedavisi de belli bir süreyi almaktadır, ancak bu çok uzun bir süre de değildir. Çiftin motivasyonu ne kadar yüksek ise tedavisi de daha kısa sürmektedir.

  • Davranım Bozukluğu

    Davranım Bozukluğu

    Çocuk ve ergenlerde aşağıda sıralanan davranışların en az üçünün ya da daha fazlasının son 6 ile 12 ay arasında görülmesiDAVRANIM BOZUKLUĞU’na işaret eder.

    *Başkalarına kabadayılık etme,gözdağı verme ya da gözünü korkutma,

    *Çoğu zaman kavga dövüş başlatma,

    *Çoğu zaman yalan söyleme,

    *Başkalarının fiziksel olarakyaralanmasına neden olma,

    *İnsanlara ve hayvanlara fiziksel olarak zarar verme,

    *Başkasının gözünün önünde çalma,saldırıp soyma,çanta kapıp kaçma,göz korkutarak alma,hatta silahlı soygun yapma,

    *Cinsel tacizde bulunma,

    *İsteyerek yangın çıkarma

    *İsteyerek başkalrının malına,mülküne zarar verme,

    *Bir başkasının evine,binasına ya da arabasına zorla girme,

    *En az iki kez gece evden,çoğu zaman da okuldan kaçma,

    *Hiç kimse görmeden değerli şeyler çalma(örn:içeri zorlayarak girmeden mağazalardan mal çalma,sahtekarlık yapma)

    DAVRANIM BOZUKLUĞU’nun Ortaya çıkmasına Neden Olan Risk Faktörleri:

    *Stresli ev ortamı,

    *Aile içi çatışmalar,

    *Suç işleme oranı yüksek üyelerden oluşan aile ortamı,

    *Anne-baba davranışlarının tutarsızlığı,

    *Annenin kronik depresyon yaşaması,

    *Babanın anti-sosyal kişilik bozukluğuna sahip olması,

    *Çocuğa fiziksel şiddet uygulanması,

    *Çocukta Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu,Tourette sendromu ve diğer nörolojik bozuklukların olması.

    Ne Yapılmalı?

    Anne-babalar,çocuğun ve ergenin topluma kazandırılmasında birincil derecede öneme sahiptirler.Bu nedenle anne-babalar bir uzmandan destek alıp,Destek Tedavi Programlarına katılarak çocuklarına yardım edebilirler.

    Tedavi

    Davranım bozukluğu gösteren çocuğun ve ergenin tedavisinde,davranışların değişmesi ve düşünce biçimleriyle ilgili farkındalık kazandırılması hedeflenmektedir.

    Tedavi Sürecinde;

    *Kişiler arası problem çözme becerileri,

    *Hem kendi duygularını hemde başkalarının duygularını anlama becerileri,

    *Aile ve arkadaş ilişkilerinde öfke kontrolü,

    *Duygu ve davranış farkındalığını arttırma stratejileri,

    *Herhangi bir problemle karşı karşıya kalındığında ve bu süreç içerisinde kendini kontrol edebilme becerisi,

    *Sosyal iletişim becerileri,

    *Okul başarısını artırma stratejileri,

    *Serbest zamanı verimli değerlendirebilme becerisini geliştirmeye yönelik çalışmalar yapılmaktadır.

    Ağır davranım bozukluğunda psikofarmakolojik(ilaç tedavisi)uygulamalar tedavi sürecinin bir parçası olabilir.

  • Hiperaktivite Nedir?

    Hiperaktivite Nedir?

    Çocuklarda plansızlık ve aşırı hareketlilik şeklinde açığa çıkan, dürtüsel bir bozukluktur. Hiperaktif çocuklar, rahatsız edici davranışları kasten yapmazlar. Yani, bu bir tür şımarıklık veya benzeri durum değildir. Hiperaktivite bozukluğu, dürtülerin kontrol edilmesinde yaşanan güçlükten ileri gelir.

    Hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar, birazdan aşağıda okuyacağınız davranışlarıyla özel hayatlarında ve sosyal hayatlarında çeşitli problemler yaşayabilirler. Sürekli eleştirilerin hedefi olabilir, muhtemel dikkat sorunlarıyla derslerden geri kalabilirler. Yaşıtlarından geri kalan çocukların özgüveni zarar görür ve diğer olumsuzluklarla birlikte yetersizlik hissedebilirler. Bu tür olumsuzlukların yaşanmaması için mutlaka önlem alınmalıdır.

    HİPERAKTİF ÇOCUKLAR NASIL DESTEKLENMELİ?

    Eğitim ve Gelişim Tavsiyeleri

    1. Çocuğunuza destek olmak için onun adına etkin bir planlama yapabilirsiniz. Ders saatleri, oyun saatleri, çeşitli etkinlik saatleri belirleyebilir ve kurallara uyması konusunda onu motive edebilirsiniz. Planlamayı siz yapmazsanız, onun yapmasını beklemek şimdilik gerçekçi bir beklenti olmaz. Planlama alışkanlığı kazanması için ona biraz zaman tanımalı ve diğer çocuklardan farklı (geçerli mazereti) olduğunu unutmamalısınız.

    2. Öğretmeniyle görüşün ve çocuğunuzda hiperaktivite olduğu için dikkatinin çok kolay dağılabileceğini hatırlatın. Sınıfta ön sıralarda ve pencereden uzak noktalarda oturmasını sağlayın.

    3. Aşırı olan enerjisini, sağlıklı bir şekilde boşaltmasını sağlayacak aktiviteler sunabilirsiniz. Özellikle spor faaliyetleri ile hiperaktif çocuklar, enerjilerini doğru yöne kanalize etmiş olurlar. Spor yapmak, kan akışını hızlandırarak beyne daha fazla oksijen taşınmasını sağlar. Bu da beyin gelişimini destekleyen ve dikkat eksikliğine iyi gelen bir aktivitedir.

    4. Çabalamış olmalarını ödüllendirin. Sonuca değil, çabaya odaklanın. Aslında bu öneri, sadece hiperaktif çocukların ebeveynlerine değil; tüm ebeveynleredir ama siz bir hiperaktif çocuğun velisiyseniz, bu konuya çok özen gösterin.

    Şimdi hiperaktivitenin tedavisini inceleyelim. Tedavi yöntemlerini incelemeden önce, henüz tanısı konmamış çocukların ailelerini bilgilendirmek için belirtilerden de bahsedelim.

    HİPERAKTİVİTE BELİRTİLERİ NELERDİR?

    En kolay gözlemlenebilen belirtisi aşırı hareketlilik olduğundan, halk arasında, enerjisi yüksek çocuklar için de bazen “hiperaktif çocuk” ifadesi kullanılmaktadır. Yazının başında da belirttiğim gibi, bu yaklaşım doğru değildir. Bazı çocuklar, sadece enerjisi yüksek olduğu için hareketlidirler.

    Aşağıdaki hiperaktivite belirtileri, tanı/teşhis için çocuk psikiyatristlerinden destek almanız konusunda size ipuçları verebilir.

    • Dikkatsizlik: Çocuğunuzda, aşırı hareketliliğin yanında dikkat bozukluğu da gözlemliyorsanız, bu durum hiperaktivite belirtisi olabilir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, çoğu kez bir arada görülür.

    • Çabuk Sıkılma: Hiperaktif çocuklar, meşgul oldukları işlerden –genellikle- çok çabuk sıkılırlar. Bir işten diğer bir işe anında geçiş yapabilirler.

    • Sabit Duramama: Oturduğu yerde veya herhangi bir bekleme alanında sabit duramama davranışı da yine hiperaktivite belirtileri arasında değerlendirilmektedir.

    • Kurallara Uymama: Hiperaktif çocukların kurallara uymakta güçlük çektiği gözlemlenmektedir.

    • Söz Kesme: Belirtiler arasında, sürekli birilerinin sözünü kesme davranışı da görülmektedir.

    • Dürtüsellik – Düşünmeden Hareket Etme: Hiperaktif çocuğun belirtileri arasında en güçlüsü de dürtüselliktir. Dürtüsellik; aklına geleni hemen yapma, tehlikeyi görememe, sonuçlarını düşünmeme gibi davranışlarla özetlenebilir.

    • Rahatsız Edici Olma: Hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda sıkça gözlemlenen davranışlardan biri de başkalarını rahatsız etme veya işinden alıkoyma durumudur.

    • Saldırganlık: Uyumsuz ve saldırgan tutumlar görülebilmektedir.

    HİPERAKTİVİTE TEDAVİSİ

    Tedavi için öncelikle klinik tanı konulması gerekmektedir. Hiperaktif tanısı koyabilmek için çocuğun diğer ortamlarda nasıl davrandığı da değerlendirilmelidir. Bu nedenle, anne-baba ile birlikte çocuğun eğitimine katkıda bulunan (öğretmen, dadı gibi) diğer kişilerin de gözlemleri değerlendirilmelidir. Çocuk ruh sağlığı uzmanları, bu verileri bir arada değerlendirmek için çeşitli testler ve ölçekler kullanırlar.

    Nörolojik testler ve nöropsikiyatrik testler: Hiperaktivite testi, DEHB testi, çeşitli ölçekler ve gözlemler ile bozukluğun hem kaynağı, hem de tam olarak hangi alanlarda olduğu belirlenir. Sonrasında ise en uygun tedavi süreci başlatılır.

    Hiperaktivite tedavisinde ilaç reçete edilebilir. Hiperaktivite ilaçları genellikle metilfenidat içerir. Metilfenidatın yan etkileri sizi endişelendiriyor olsa bile kullanım konusundaki kararı uzman doktora bırakmanızı tavsiye ederim. Unutmayın, hiperaktivitenin çocuğun gelişimine vereceği zarar, ilaçların yan etkilerinden daha fazla olabilir.

    Bazı durumlarda ilaçsız tedavi, yani psikoterapi yöntemi uygulanır. Davranışçı terapi ile çocuğa doğru davranış alışkanlıkları kazandırılması hedeflenir. Hiperaktif çocuklarda sıkça gözlemlenen aşırı enerjinin doğru faaliyetlere yönlendirilmesi, saldırganlık gibi tutumların ortadan kaldırılması, plansız hareket etme yerine planlama becerisi kazandırılması ve benzeri davranış değişikliği adımları atılır. Elbette bu süreç, bir paragrafla anlatılacak kadar basit veya kısa bir süreç değildir. Sürecin bir uzman tarafından yönetilmesi gerekir.

    HİPERAKTİVİTE TÜRLERİ

    İlaçlı tedavi ve ilaçsız terapi yöntemleri belirlenmeden önce hiperaktivitenin türüne bakılır. 3 tip hiperaktivite vardır:

    • Kombine Tip: En yaygın görülenidir. Dikkat problemlerinin ve aşırı hareketliliğin bir arada görüldüğü DEHB (dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu) türüdür.

    • Hiperaktivitenin Baskın Olduğu Tip: Dikkat problemlerinin daha az görülüp, ağırlıklı olarak aşırı hareketliliğin görüldüğü türdür.

    Dikkat Problemlerinin Baskın Olduğu Tip: Hiperaktif hareketlerin daha az görülüp, ağırlıklı olarak dikkate dayalı sorunların görüldüğü türdür.

  • Otizm (otistik spektrum bozuklukları)

    Otizm (otistik spektrum bozuklukları)

    Belirtileri 3 yaş öncesinde başlayan sosyal ve iletişim alanında yetersizlikler yada kısıtlılıklar,tekrarlayıcı davranışlar ve sınırlı ilgi alanları belirtileriyle kendisini gösteren bir bozukluktur.Genel olarak Otizm olarak bilinse de aslında geniş bir yelpazeye yayılmış bir spektrumdur.

    OSB nörogelişimsel bir bozukluktur.Belirtiler erken çocukluk çağında başlamaktadır.Daha önceleri nadir olduğu belirtilse de günümüzde son çalışmalar daha yaygın olduğunu göstermektedir.Prevalansın yani yaygınlığın artışında bozukluk hakkında çocuk psikiyatrisi dışında diğer branş hekimlerinin ve ailelerin farkındalılığının artması da rol oynamaktadır.

    OSB da etyoloji yani neden oluştuğuna yönelik halen yoğun çalışmalar sürmektedir.Tek bir nedeni yoktur.Genetik,çevresel faktörleriler, anne yaşı ve bazı vitamin eksikliklerinin neden olabileceği yönünde araştırmalar mevcuttur.Beyin gelişimine yönelik araştırmalarda özellikle dikkat ve yürütücü işlevlerden sorumlu frontal lob,sosyal davranış ve duygulanımla ilgili amigdala ve dil gelişimi ile ilgili temporal lob üzerine detaylı araştırmalarda devam etmektedir.Onun için OSB tek bir sebepten oluşmadığı için bir yaygın gelişimsel bozukluktur.

    OSB Tanı

    Tanı da biyolojik bir tanılama markırı yoktur.Tanı klinik değerlendirme ve davranışsal özelliklerin takibiyle konulmaktadır. Uygun çocuklarda psikometrik incelemeler yapılabilir.Evde veya sosyal ortamda çekilen videolar tanılamada işe yarmaktadır.Gerekli görülürse işitme testi ve nörolojik inceleme uygun olabilir.2 yaş altındaki çocuklarda pek çok belirti görülebilir ve değerlendirilebilir.1 yaştan küçük çocuklarda klinik gözlem ile sosyal iletişim yetersizliği izlenebilir ve bu çocuklar RİSKLİ ÇOCUK olarak kayıt altına alınmalıdır.

    OSB Belirtileri:

    Büyük bir kısmında belirtiler 13-14 aylık iken görülür.Bir kısmında gelişim normal iken 1-2 yaş aralığında gerilemeler başlamaktadır.

    1 YAŞINA KADAR OLAN GRUPTA:

    Bıgıldama yada ses çeşitliliği azdır,

    Kendisiyle ilgilenen yada konuşana ilgisizlik vardır,

    Bakım verenin gitmesi yada seslenmesine tepkisizdir,

    Uyku sorunları,anormal seste ağlamalar,

    Beslenmeye direnç yada emzirirken iletişim kurulamamsı gibi belirtiler görülebilir.

    GENEL OLARAK BELİRTİLER:

    Göz kontağında kısıtlılık,

    Adını seslendiğinizde bakamama,

    Konuştuğunuzda yüzünüze bakmaz etkileşime girmez,

    Sosyal olarak tepki verme gülümseme olmayışı,

    Oyuncaklarla amaca yönelik oynamama,

    Yaşı düzeyinde ifade ve alıcı dilde gerilikler,

    Kendine ait bir dil geliştirme,

    Monoton bir dil,

    Empati eksikliği,

    Duyguları anlama ve yorumla da yetersizlikler,

    İsteneni gösterememe,kendi isteklerini ebeveyni götürüp onun eliyle gösterme,

    Duygu paylaşımı yada sevdiği nesne paylaşımının olmaması,

    Tekrarlayıcı davranışlar(stereotipiler) (kendi etrafında dönme,el burma,bir nesneyle saatlerce uğraşma gibi),

    Kısıtlı ilgi alanları (arabalar,haritalar,tv,klipler gibi),

    Gevşek hipotonik olabilir,

    Motor gelişimde gerilik görülebilir,

    Dokunma gibi uyaranlara yanıtsızlık olabilir,

    Uyku ve beslenme sorunları gelişebilir,

    Taklit becerileri yoktur.

    OSB da erken tanı çok önemlidir.Bu belirtilerden bir kaçı çocuğunuzda var ise mutlaka profösyonel bir destek almanız uygundur.Çevrenin size ‘daha küçük,büyüyecek,babası da böyleydi’ gibi söylemlerini çok önemsememenizi tavsiye ederim.Durumu kabullenmek kolay olmasa da erken tanı ve tedavi çok önemli.

    TEDAVİ:

    Öncelikle aile,bakım verenler OSB hakkında ve tedavide ki rolleri hakkında iyi bilgilendirilmeleri gereklidir.

    Temel tedavi seçeneği özel eğitimdir.Özel eğitimi bu konuda eğitimi olan eğitimcilerden almaları gerektiği belirtilmelidir.

    2 yaş altında çocuklarda daha çok ebeveyn eğitimi ve sosyal-duygusal gelişim eğitimi uygundur.

    Daha büyük yaşta eğitim içeriği çocuğun yaş ve bilişsel gelişimine göre düzenlenmelidir.

    Zaman zaman ek tanılar için Dikkat Eksikliği,Anksiyete bulguları,Davranış Sorunları,Uyku sorunları için ilaç tedavisi önerilebilir.

    Tedavi de zihinsel performansı iyi olan çocuklar daha hızlı yol kat etmektedir. Tedavinin ne kadar süreceği çocuğun öğrenme kapasitesi,zihinsel gelişimi,ifade dilinde kelime kullanımı,sosyal ve aile desteğinin iyi olmasıyla ilgilidir.Kimi çocukta 1-2 yıl,kimisinde daha uzun sürebilir.

    Ergenlik döneminde zihinsel becerisi iyi olan OSB lu çocuklar durumlarını farklılıklarını görebildikleri için çeşitli sorunlar yaşayabilirler.Bu dönemde tıbbi destek gerekli olabilir.Performansı iyi olmayan çocuklarda ergenlik döneminde yoğun öfke nöbetleri,cinsel davranış sorunları,fiziksel zarar verme gibi problemler daha belirgin olabilir.

    Tedavi multidisipliner bir yaklaşımla düzenlenmeli.Takip eden doktor ile belirli aralıklarda çocuğun gelişimi ve sorun olan alanlar gözden geçirilmelidir.

    Alternatif diye sunulan diyet tedavileri,hiperbarik oksijen tedavisi,ağır metalden arındırma tedavisi,nörofeedback gibi tedavilerin OSB da etkin olduğunu gösteren bilimsel çalışmalar olmadığını da özellikle belirtmek isterim.

  • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun tedavisinde altın kural!!!

    Tedavinin aslında en önemli bölümünü bu bozukluk hakkında aile ve çocuğu bilgilendirmek almaktadır. Birçok yerden DEHB’nun klinik belirtilerinin ne olduğu konusunda bilgi edinilmektedir. Fakat ailelerin tedavi konusunda ki kafa karışıklığı maalesef ki halen oldukça yaygındır. Bu nedenle, DEHB ile ilgili yanlış bilgileri ve önyargıları öncelikle konuşmak gerekmektedir. Bozukluğun belirtileri, seyri ve tedavisi hakkında aile ve çocuğunda anlayacağı şekilde gerekli aydınlatmalar yapılmalıdır.

    DEHB nöropsikiyatrik bir bozukluktur ve bu bozukluğun ortaya çıkardığı davranışsal sorunlar beyin kimyası ile ve yapısı ile ilgilidir. Anlaşılır düzeyde beyin çalışmalarından bahsedilmesi ve durumu beynin yapısal ve kimyasal durumunun oluşturduğu güzelce açıklanmalı, bu durumu anne-baba tutumlarının oluşturmadığı belirtilmelidir. Tabi ki de, yanlış ebeveyn tutumları belirtilerin şiddetini arttırmaktadır ve bu durumda ailenin bozukluk hakkında eğitimi çok önemlidir.

    Tedavi konusunda, çocuğun davranışlarını değiştirme eğitimi, anne ve baba eğitimi, tutumsal değişiklikler, aile terapisi, çocuğun yetersizlik alanlarına göre bireysel özellikleri göz önüne alınarak gerekli sosyal beceri ve akademik eğitimler, çocukla bireysel psikoterapi, uygunsuz, amaçsız hareketleri kontrol etmeye yönelik fiziksel aktiviteler gibi müdahaleler göz ardı edilmemelidir. Fakat, bunların hiç birisi tek başına DEHB’nun çekirdek belirtilerinin düzelmesinde etkili değildir. Çekirdek klinik belirtiler için ilaç tedavisi etkisi yadsınmayacak düzeyde fazladır.

    Stimulan ilaç tedavileri, şu an dünyada DEHB’nun tedavisinde birinci sıradadır. Bu ilaçlar ile ilgili çok uzun yıllardır, etkinlikleri ve yan etkileri konusunda ciddi bilimsel çalışmalar vardır ve halende devam etmektedir. Fakat, ilaç seçiminde ilk tercih edilecek ilaç şudur şeklinde net veriler yoktur. Bu konuda ki karar klinik değerlendirmeyi yapan uzman hekimin tecrübesine bağlıdır. Eğer klinik olarak bir stimulandan fayda sağlanmaz ise ikinci tercih yine başka bir stimulan olmalıdır. Çünkü DEHB olan bireylerin yaklaşık %25 i bir stimulana cevap vermezken diğerinden gayet olumlu sonuçlar alınabilmektedir. Ve bu stimulan ilaçların kısa sürede etkin oldukları birçok defa gösterilmiştir. Yapılan son zamanlarda ki çalışmalar özellikle uygun doz ve sürede kullanımda tedavi edici etkilerini de göstermektedir. Takip çalışmalarında bağımlılık yapıcı özellikleri olmadığı tespit edilmiştir.

    İleriye dönük yapılan çalışmalarda, DEHB tanısı almış çocukların yaklaşık %75-80’nin belirtileri ergenlik döneminde de devam ettiği belirlenmiştir. Özellikle tedavi almamış olan çocukların, ergenlik döneminde daha belirgin olarak davran bozukluğu, kaygı bozuklukları, depresyon, bilişsel ve akademik sorunlar, cinsel aktivitelerde erken yaş girişimleri, bağımlılık yapıcı maddelere yatkınlık, kanunlar ile başının derde girmesi gibi durumlar daha sık görülmektedir. Yani stimulanlar ile tedaviler madde bağımlılığına yatkınlığı arttırmaz, aksine bağımlılık yapıcı maddelere yatkınlığı kontrol etmektedir.

    DEHB başka diğer psikiyatrik, nöropsikiyatrik bozukluklar ile sık görülen bir bozukluktur. Örneğin Özgül Öğrenme Bozukluğu, Zeka Geriliği olan bir çocuk sadece ilaç ile tedavi edilemez. Bu yetersizlik alanlarına göre bireysel akademik destekler mutlaka şarttır. Çocuğun depresyon, anksiyete, obsesif kompulsif bozukluk, tik bozukluğu gibi herhangi başka bir ek psikiyatrik durumu varsa mutlaka bu durumlara yönelik gerekli psikiyatrik yaklaşımlar, oyun terapisi, dürtü kontrol çalışmaları, bireysel destekler ve ek ilaç tedavileri de tedaviye eklenmelidir. Epilepsi, konuşma bozukluğu gibi başka durumlar da eşlik ediyorsa, ilgili uzmanlık alanlarına yönlendirilmesi ve gerekli tedavileri alması sağlanmalıdır.

    DEHB kalıtsal özellikleri belirgin bir bozukluk olduğu için, anne, baba, kardeş vs de de DEHB bulguları olabilir. Bu gibi durumlar çocuğa yaklaşımları, onun durumu için ortak çalışmaları olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle ev içinde başka DEHB olan birey var ise onların tedavileri konusunda da destek verilmesi ilerlemeler için çok önemlidir.

    Görüldüğü üzere, DEHB tedavisi olan bir bozukluktur. Tedaviye başlamak için altın dönem okul öncesi ve okul başlangıç yıllarıdır. Çünkü tedavi alma süreci ne kadar uzarsa, çocuğun ya da gencin yapısal zorluklardan kaynaklanan davranış sorunları, akademik gerilikleri, sosyal uyum sorunları gibi durumların şiddeti artacaktır. Ve bu durum, çocuğun ya da gencin çevreden sürekli olumsuz tepkiler almasıyla birlikte kendilik algısında bozulmalara yol açacaktır. Durum böyle olduğunda, kişi öfkeli, gergin, ya da içe dönük, yetersizlik hissi gibi olumsuz duygular ile boğuşmak zorunda kalacaktır. Açıkcası, tedavide geç kalınması bireyin ikincil psikiyatrik durumlara maruz kalmasında rol oynayan temel bir durumdur. Böyle olunca bireyin ilerde ki iş hayatı, aile hayatı, sosyal yaşamı da olumsuz etkilenecektir.

    DEHB’nun tedavisin de ki başarı sadece hekime ve ilaca bağlı değildir. Tedavinin olumlu sonuçlar vermesinde aileye ve öğretmenlere de önemli görevler düşmektedir. Tedavinin temel amacı, çocuğun yaşam kalitesini arttırmaktır. Ve bu konuda tabi ki de ilaç tedavileri tek başlarına yeterli olmayacaktır. Gerekli değerlendirmeler sonrasında ilaç tedavisi almasına karar verilen bireylerin kendileri, aileleri ve öğretmenleri ile de işbirliği yapılması altın kurallar içinde değerlendirilmektedir.

  • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu yaygınlaşıyor!

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) iki farklı bozukluk ve her zaman, bir arada görülmüyor. Ancak bir arada görülen çocuklarda da bazen hiperaktivite bazen de dikkat eksikliği ön plana çıkabiliyor. Üstelik cinsiyete göre de değişebiliyor; DEHB tanısı almış çocuklar arasında dikkat eksikliği kızlarda, hiperaktivite ve dürtüsellik ise daha çok erkeklerde görülüyor.

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu; çocuğun akademik, iş, sosyal ve özel hayatında sorunlara yol açabilirken, ileride depresif bozukluklar, anksiyete bozuklukları, sınıfta kalma, okulu terk etme, iş hayatında düşük başarı, sık iş değiştirme, tehlikeli araba kullanma ve madde kullanımı gibi ek sorunlar da eklenebiiyor.

    KİŞİLİĞİNİ DEĞİL, HATASINI ELEŞTİRİN

    Bu çocuklar sık düşebilir, evdeki eşyalara zarar verebilir ve oyun oynarken yaralanabilir. Böyle bir durumda kişiliğini değil yaptığı hatayı eleştirin. Örneğin; bir vazoyu kırdığında “Seni doğuracağıma taş doğursaydım, elin ayağın durmuyor” demek kişiliğini yaralar. Onun yerine “Salondaki vazoyla oynarken kırmışsın. Bu hareketin yanlış ve bu yüzden seni on dakikalığına odana yollayacağım” diyerek hatasının farkına varmasını sağlayabilirsiniz.

    KISA VE NET YÖNERGELER VERİN, TEKRARLATIN

    Anlattıklarınızı sonuna kadar dinlemeyebilirler. “Anladım” dese de aslında ne anlattığınızı ve kendisinden ne istediğinizi tam olarak anlamamıştır hatta sadece ilk ve son cümleniz aklında kalacaktır. O nedenle, çocuğunuzla göz teması kurup, net ve kısa mesaj vermeniz, sonra da tekrarlatmanız yönergelerinizin etkinliğini artırır.

    EV KURALLARINI YAPILANDIRIN

    Görevlerini düzenleyebilmek için görsel, somut hatırlatıcılar ve sabit kurallara ihtiyaç duyarlar. Örneğin; akşam yemeğinin 19:00’da yeneceğini, ardından sofranın toplanmasına yardım edileceğini, sonra da ödevlerini yapması gerektiğini söyleseniz de o sırada başka bir şeyle meşgulse söylediklerinizi unutacaktır. O nedenle evin kurallarını ortak bir kararla belirleyip liste haline getirin ve çocuğunuzun çalışma masasına asın. Sürekli göz önünde olacak kurallar, sözden daha etkili olacaktır.

    ÖVGÜDEN KAÇINMAYIN

    Çocuğunuzun beğendiğiniz hareket ve davranışlarını zaman kaybetmeden, hemen övün. “Otobüste yer vermeni çok beğendim” gibi. Sözel pekiştireçler istenilen davranışların tekrarlanma olasılığını artırır. Birkaç kez sözel olarak pekiştirdiğiniz ve övdüğünüz davranışının zamanla çocuğunuz için bir alışkanlık haline geldiğini göreceksiniz.

    UZUN UZUN ELEŞTİRMEYİN

    Çocuğunuzun istemediğiniz davranışlarını uzun uzadıya eleştirmeyin. Çok ve sık eleştirilen davranışlar dikkat çekme ve iletişimin bir yolu haline gelebilir.

    EVDE EŞYALARININ YERİNİ DEĞİŞTİRMEYİN

    Çocuğunuzun odasında eşyalarının yerleri net ve sabit olsun. Oyuncaklar, çoraplar, iç çamaşırları, kitaplar ve defterlerin yerlerini renkli etiketlerle belirtebilirsiniz. Zamanla çocuğunuzun etiketlere alışarak, odasını daha düzenli hale getirmeye başladığını göreceksiniz.

    ÖĞRETMENİYLE İLETİŞİMDE OLUN

    Öğretmenleriyle iletişimde olun. Onların gözlemleri tanı ve tedavide çok önemli. DEHB tanılı çocukların öğretmenleri bu çocukların yerlerinde kıpır kıpır kıpırdandıklarını veya arkadaşlarına laf yetiştirdiklerini fark ettiklerinde çocuğun adını söylemek veya önüne dön vb. şeklinde uyarılar yapmak yerine çocukla önceden kararlaştırdıkları bir davranışı yapabilirler (Örneğin yanından geçerken kalemle sırasına vurmak gibi). Bu davranış hem çocuk için bir uyarı görevi görür hem de çocuğun arkadaşları içerisinde öne çıkmasını engeller.

    SPOR ETKİNLİKLERİNE BAŞLATIN

    Çocuğunuzu spor etkinliklerine başlatın. Belli bir düzen içerisinde yapılan sporlar davranış sorunlarını azaltabiliyor. Antrenör/ koç ve benzeri yetişkinler çocuğunuz için rol modelleri olarak görev yapabilir. Takım oyunları çocuğunuzun sosyal becerilerini destekler ve arkadaş çevresini model almasını sağlayabilir.

    KENDİNİZE ZAMAN AYIRIN

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısı almış çocuğunuzla çok daha fazla ilgilenmeniz gerektiğinden çoğu zaman kendinizi tükenmiş, yorgun ve halsiz hissedebilirsiniz. Haftada en az bir saat kendinize vakit ayırın. Bunun için kendinizi suçlu hissetmeyin. Çünkü kendinize zaman ayırarak, günlük hayatınız ve ebeveynlik becerileriniz için gereken enerjiyi sağlamada da büyük fayda göreceksiniz.

    TEDAVİDE FARKLI YÖNTEMLER UYGULANIYOR

    İlköğretim öncesinde ve hafif semptomlarda öncelikle davranışçı terapiler uygulanıyor, ebeveynler doğru yaklaşım konusunda bilgilendiriliyor. Orta-ağır derecede semptomlarda, ilköğretim çağındaki ve daha büyük çocuklarda ilaç tedavisi birinci seçenek olarak öneriliyor.

    İlaç tedavisi bireysel ve aile psikoterapisi ile birlikte yürütülmeli ve bir –iki yıllık tedaviden sonra tercihen okul dönemi içerisinde ilaca bir- iki ay ara verilerek tedavi gerekip gerekmediği tekrar değerlendirilmelidir. Kullanılan ilaçlar ve terapiler ise geçici olarak belirtileri kontrol etmekte ve ek bozukluklar ve sorunların gelişmesini önlemektedir. Bu yararların gözlenmesi için ebeveynlerin çocuklarının öğretmenleri ile iletişimde olması, ders başarısızlığı, dikkatsizlik, aşırı hareketlilik gibi belirtiler özellikle altı aydır sürüyorsa çocuk psikiyatrisi polikliniklerine başvurması önerilir.

  • Çocuklarda artikülasyon bozukluğu (konuşma bozukluğu)

    Çocuğun, konuşma seslerini çıkarmaya çalışırken bazı sesleri atlaması, sesleri çarpıtması veya seslerin yerine başka sesler koyması Artikülasyon Bozukluğu olarak adlandırılmaktadır. Çocuğun konuşma ve sesleri çıkarma açısından yeterli gelişimsel düzeyde bulunmasına rağmen sesleri çıkarmada zorluk yaşaması ve yanlışlar yapması durumudur. Çocuğa Artikülasyon Bozukluğu tanısı konulurken gelişimsel düzeyi ve yaşı dikkate alınmalıdır.

    Ses Atlama: Çocuğun kapı yerine “apı” demesi örneği verilebilir.

    Sesin Yerine Başka Ses Koyma: Çocuğun şeker yerine “çeker” demesi örneği verilebilir.

    Sesler Çarpıtma: Çocuğun konuşma dilinde olmayan bir kelime söylemesi. Örneğin; duvar yerine “tubar” demesi.

    Ses Ekleme: Ses eklemeye örnek olarak; çocuğun ezber kelimesi yerine “ bezber” demesi.

    Çocuklar, genellikle “r,s,z,ş,t,k,ç” harflerini söylemede zorluk yaşamaktadırlar.

    Artikülasyon Bozukluğunun görülme sıklığı; okul öncesi dönemindeki çocuklarda %3 oranındadır.

    6-7 yaş aralığındaki çocuklarda görülme sıklığı % 2

    Ergenlik dönemindeki bireylerde görülme sıklığı ise; %0. 5 oranındadır.

    Erkeklerde görülme sıklığı kız çocuklarına oranla birkaç kat daha yüksektir.

    Çocuklarda Artikülasyon Bozukluğunun (Konuşma Bozukluğu) Nedenleri Nelerdir?

    Çocukta işitme kaybının olması

    Çocukta zekâ geriliğinin olması

    Çocuğun dil kaslarının normal işlememesi

    Burunda et olması

    Çene kaslarında problem olması

    Aile içi sorunların olması

    Evde çok dilli bir ortamın olmasından dolayı çocuğun bir dilde yeterince ses duyamaması

    Çocuğun utangaç ve çekingen kişilikte olması

    Ses belleği ve ses ayrımında zorluk yaşaması

    Çocuğun diş ve damak yapısında bozukluğun olması

    Psikososyal nedenler

    Çocuklarda Artikülasyon Bozukluğunun (Konuşma Bozukluğu) Tedavisi Nedir?

    Çocuğun yaşadığı Artikülasyon Bozukluğunun nedeni; damak ve ağız yapısından kaynaklanan yapısal sorunlar ise; tedavide öncelikle bu yapısal sorunlar tedavi edilir.

    Bozukluğun tedavisinde çocuğun probleminin farkına varılması sağlanır. Böylece çocuk, yanlış telafuz ettiği kelimenin doğrusunu öğrenerek, doğru ile yanlışı karşılaştırarak farkındalık kazanır. Doğrusunu öğrendiği kelimeyi cümle içinde kullanması da tedavinin bir diğer basamağıdır.

    Çocuk, her doğru telafuzunda motive edilmelidir. Artikülasyon Bozukluğunun tedavisinde ebeveynlerin çocuklarına destek olması oldukça önemlidir ve tedavide olumlu gelişmelerin yaşanmasını sağlamaktadır.

    Bazı çocuklarda yaşanan bu Artikülasyon Bozukluğu zamanla kendiliğinden düzelirken bazı çocuklarda kalıcı hasarlara neden olabilmektedir. Bu yüzden ebeveynlerin çocuğu öncelikle bir Dil ve Konuşma Terapistine götürmesi ve tedavi etmesi ve tadvi süresince sabırla çocuklarına destek olması gerekmektedir.

    Artikülasyon Bozukluğunun nedeni psikolojik bir durum ise, çocuğun mutlaka Çocuk-Ergen Psikiyatristine yönlendirilerek uzman desteği alması gerekmektedir.

  • Özel öğrenme güçlüğü – diskalkuli (matematiksel düşünme güçlüğü)

    Okul yaşamının başlamasıyla birlikte çoğu öğrenci zaman zaman derslerinde sorunlar yaşayabilmektedir. Yaşanan bu sorunlar kimi zaman geçici nitelikte olurken kimi zaman ise; tüm eğitim yaşantısı boyunca sorun olarak bireyin karşısına çıkmaktadır. Bireyin, zihinsel gelişiminde herhangi bir sorun olmamasına rağmen halen okul yaşamında akademik anlamda başarısızlık devam ediyorsa bu durum başaka sorunların olduğun işarettir. Okul yaşamındaki sorunların nedeni; psikolojik, bağlamsal, ekonomik, fizyolojik ve ailesel kaynaklı olabilir.

    Özel öğrenme güçlüğü çeşitlerinden biri olan Diskalkuli; bireyin herhangi bir zihinsel problemi olmamasına rağmen sayı ve sembolleri kavrama, matematiksel işlemleri gerçekleştirme ve matematiksel problemleri birbiriyle ilişkilendirmede güçlük yaratan özel öğrenme bozukluğudur. Erken tanı tedavi için oldukça önemlidir. Çocuğunuzda diskalkuli belirtileri gördüğünüzde çocuk-ergen psikiyatristinden uzman desteği almanız tedavi için ilerleme kaydetmenizi sağlayacaktır.

    Matematiksel Öğrenme Bozukluğunun Belirtileri Nelerdir?

    Matematiksel sembolleri birbiriyle karşılaştırma

    Sağ- sol ayrımını yapmada sürekli hata yapma ve zorlanma

    Çok basit hesap hataları yapma

    Çarpım tablosunu ezberleyememe, ezberlese bile çok çabuk unutma

    Temel matematik işlemlerini yapmada zorluk yaşama (toplama, çıkarma, çarpma ve bölme)

    Basit geometrik şekilleri öğrenememe

    Gündelik ayarında para verme ve para üstü alma gibi durumlarda sürekli hata yapma

    Dikkat bozukluğu sorunu yaşama

    Strateji kurmada zorluk yaşama

    Matematiksel Öğrenme Bozukluğunda Tedavi

    Çocuk-ergen psikiyatristinden destek alınması gerekir.

    Psikiyatrist tarafından matematiksel öğrenme güçlüğü ile ilgili testler yapılabilir. Test sonuçlarına göre; bir tedavi planı hazırlanır.

    Diskalkuliyi tetikleyen, çocuğun öğrenme bozukluğu yaşamasına neden olan başka bozukluklar varsa bunlar açığa çıkartılarak tedavi edilebilir.

    Diskalkulinin tedavisinde kullanılan belirgin bir ilaç yoktur. Tedavide daha çok “eğitim teknikleri” kullanılmaktadır.

    Diskalkulik çocukların matematiksel işlem ve sembolleri sevebilmeleri için çocuklara, işemleri sevdirecek ve işleemlerle pratik yapmalarını sağlayacak eğitici kitaplar almak gerekir.

    Diskalkulinin tedavisinde ebeveynlere de oldukça sorumluluk düşmektedir. Ebeveynlerin, bu öğrenme bozukluğunun farkında ve bilincinde olması ve çocuklarının bu durumunu göz önünde bulundururarak davranmaları tedavinin olumlu sonuçlanmasında belirleyici etkiye sahiptir.

    Aile ve okul tarafından çocuğun yeteneklerinin açığa çıkarılması ve bu yeteneklerin desteklenmesi gerekir.

  • Otistik spektrum bozukluklarında (osb) alternatif tedavilere dikkat!

    Nöropsikiyatrik bir bozukluk olarak bilinen Otizm günümüzde Otistik Spectrum Bozuklukları (OSB) altında bir yelpazede toplanmıştır. Bu geniş bir yelpazedir. Eskiden görülme sıklığı daha az olarak düşünülen bu durum yakın zamanda yapılan çalışmalarda 10.000 de 60-65′ e kadar çıkmıştır. OSB’nin oldukça sık görülen bir nöropsikiyatrik bozukluk olduğu belirlenmiş olsa da halen neden oluştuğu konusunda net sebepler tespit edilememiştir.

    Nedenleri arasında genetik etkenler üzerinde özellikle durulsada tek başına durumu açıklamadığı için, sindirim sistemi işleyişindeki bozukluklar, çevresel toksinler, otoimmünite gibi nedenlerin de rolü olabileceği varsayımları oluşmuştur. Ve bu gibi etkenler nedeniyle de çeşitli alternatif yaklaşımlar ortaya atılmıştır.

    Özellikle alternatif tedavi yöntemleri,bu alanda çalışan hekimler tarafından değil alan dışı çalışan hekimler ve sağlık çalışanları tarafından günümüzde oldukça rağbet görmektedir. OSB’ de alternatif ya da tamamlayıcı tedaviler biyolojik ve biyolojik olmayan tedaviler olarak tanımlanabilir.

    Biyolojik alternatif tedaviler: Bazı vitamin ve mineral eksikliklerinin tamamlandığı, kazein ve gluten kısıtlayıcı diyetler, omega-3 destekleri gibi göreceli olarak risk teşkil etmeyen biyolojik yaklaşımlarken, hiperbarik oksijen tedavisi,toksinlerden arındırma tedavileri, çeşitli otoimmüniteyi destekleyici immünglobinler vermek, antiviral, antifungal kullanımı gibi etkisinin tam olarak ne olduğu bilinmeyen tedavilere kadar uzanmaktadır. Özellikle OSB’nda bozukluğu düzelten bilimsel destekli bir ilaç tedavisi yokken bununla ilgili ilaç kullanımları da gittikçe yaygınlaşmaktadır. Özellikle avrupa ülkelerinde alternatif tedavilere başvurular da oldukça artı mevcuttur.

    Ülkemizde de son yıllarda bu konuda ciddi artışlar mevcuttur. Son zamanlarda Rusya’da kullanımı oldukça artmış olana Korteksin adlı bir ilaç mevcuttur. Fakat bu ilaç ile ilgili insan üzerinde ciddi bilimsel çalışmalar bulunmamaktadır. Böyle olmasına rağmen,ülkemizde alan dışı çalışan hekimlerin bu ilacı yurtdışından getirterek OSB’li bireylere başladıklarını bilmekteyiz. Ve aşılama karşıtı bir takım çalışmalar ve uygulamalar ağır metallerin maruziyetini azaltmaya yönelik olarak vurgulanmaktadır.

    Biyolojik olmayan alternatif tedaviler: Duyu bütünleme tedavisi,yunuslarla yüzmek, müzik terapisi, çeşitli ses ve görsel uyaranların seanslarla uygulandığı tedaviler, davranışsal optometri, kraniyosakral manipulasyonlar, osteopati gibi yöntemler olarak olarak görülmektedir.

    Ülkemizde en çok biyolojik alternatif tedavilere başvuru olduğu ve bunlarında çoğunlukla diyetler, mineral ve vitamin destekleri olduğu ama bunun yanında çeşitli ilaç desteklerininde olduğu bilinmektedir.

    Toksinlerden arındırma yani Şelasyon tedavisinde, OSB’li çocuklarda özellikle civanın nörotoksik olduğu ve bunun vücuttan atılamadığı için belirtilerin oluştuğu yönünde izlenimler vardır.

    Klinik bulugular ve nöropatalojik çalışmalar civa toksitesinin OSB’ye yol açtığını desteklememektedir. Ve ağır metal atımlarına yönelik yapılan alternatif tedavilerin ciddi renal ve hepatik yan etkileri olduğu göz ardı edilmemelidir.

    Hiperbarik oksijen uygulaması için gerekli uygulama alanları ve uygulamanın zorlukları nedeniyle yeterli kontrol grubu çalışmalarının olmadığı unutulmamalıdır. OSB!li çocuklarda beyin kan akımının belli bölgelerde az olduğu çeşitli çalışmalarla gösterilmiştir, aynı zamanda nöronal yapı ve sindirim sisteminde enflamasyona yatkınlık olduğu şeklinde değerlendirmeler mevcuttur. Bu tedavinin bunları düzelteceği yönünde öngörülerle gündeme gelmiş bir tedavi şekli olan hiperbarik oksijen tedavisi uygulama alanı zor bir durumdur.

    Gluten ve kazeinin diyetten çıkarılması sık başvurulan bir alternatif tedavi yöntemidir. OSB’li kişilerde kazein ve gluten proteinlerin parçalanmadığı ve bunların dolaşıma geçerek endojen opioidlere dönüştüğü ve bunlarında OSB belirtilerini oluşturduğu şeklinde açıklanmaktadır. Gluten ve kazein kısıtlama diyetlerinde oldukça fazla gıda engellenmektedir. Öyle ki zaten beslenmede sorun yaşayan bu çocukların aile ile çatışmalarının artması ve davranış sorunlarının ortaya çıkması oldukça sıklıkla mevcutur. Birde bu beslenme şekillerinin aileye getirdiği artı bir maddi sıkıntısıda göz ardı edilmemelidir. Her çocuk sağlıklı beslenmelidir,bu nedenle çocukların tepki gösterdiği gıdalar iyi gözlenmelidir. Rutin uyguklanması gerekiyor gibi yansıtılan gıda testlerinin gerekliliği konusunda alan hekimlerinin tıbbi değerlendirmesi daha uygun olacaktır.

    Bunların yanında diğer ilaç şeklinde uygulanan biyolojik girişimlerin etkinliği ve güvenilirliği ciddi sorundur. OSB’li çocuklara damar içi, ağızdan alma şeklinde çeşitli immünglobülinler, antifungal, antiviral ilaçlar başlanmakta ve bunların gerçekten bilimsel olarak bir kanıta dayanmadan kullanıldığı unutulmamalıdır.

    Özellikle yukarıda da bahsettiğim Korteksin adlı ilaç medyada mucize ilaç olarak lanse edildi fakat bu çalışmayı yapan bilimsel platform bu çalışmanın daha geliştirilerek yapılması gerektiğini vurguladı. Kullanılan ilaç aynı zamanda OSB için spesifik değil nörolojik yıkım yaratan bir çok durum için lanse edilmiştir.

    Maalesef ki bir anne babaya çocuğunun OSB bulgularını taşıdığını söylemek zordur. Ama ne kadar erken tanı konulursa gelişmeler o kadar iyi olmaktadır. Ve bu tanıyı doğru değerlendirmeler ile alan hekimlerinin yapması gerektiği diğer tüm hekim arkadaşlar tarafından da bilinmelidir.

    Aileye durum gerektiği gibi açıklanmalı ve geçerliliği ve güvenilirliği belli olan tedavilere yönlendirme yapılmalıdır. Aileler erken dönemde verilen desteklerin çok önemli olduğunu bilmelidir. Fakat aile doğru bilgilendirilmediğinde elinde ne gelirse, ne duyarsa, internette ne okursa ona koşmaya ve çocuğunun bir an önce iyi olmasına uğraşmaktadır. Ve umut tacirliği yapan bir kesim alan dışı hekim ve sağlık çalışanları bu aileleri maddi ve manevi olarak suistimal etmektedir.

    Bu yazıyı özellikle yazmak istedim.

    Farkındalılığı yüksek anne ve babalar için. Lütfen çocuğunuzla ilgili OSB olma yönünde bir şüpheniz varsa, yada sizi takip eden aile hekiminiz veya çocuk doktorunuz ve aile çevreniz bu yönde uyarılarda bulunuyorsa lütfen ilgili uzmanlık alanı olan Çocuk Psikiyatrisine başvurunuz.

    Unutmayın ki, erken dönem tanılama çocuğunuzun gelişimi için çok önemlidir. Ve hala en güvenilir tedavi yöntemi Özel Eğitimdir. Bu eğitim sistemi erken dönemde aile eğitiminide kapsamalıdır. OSB tanısı almış çocuklar için bilinen bir ilaç tedavisi yoktur. Fakat çocuğun mevcut tanısı yanında dikkatinde ve davranışlarında sorun, uyku bozukluğu, anksiyete ve depresyon bulguları gibi durumlar ek tanı olarak eşlik ediyorsa çeşitli psikiyatrik ilaçlar kullanılabilir. Ama bu tedaviler OSB belirtilerini düzeltmek için değildir.

    Evet, OSB geniş bir yelpaze altında toplanmış nöropsikiyatrik bir bozukluktur. Kişiye göre bir çok nedenden dolayı farklılıklar olabilir. Yani şunu demek istiyorum ‘hastalık yok hasta var.” Her OSB’li bireyi kendi metabolik, genetik, çevresel, ailesel çerçevesinde değerlendirmek önemlidir. Doğru tanı, doğru tedavi en iyi sonuca ulaşmak için temel yoldur.