Etiket: Tedavi

  • Erkek tipi saç dökülmesinde tedavi

    Erkeklerde meydana gelen saç dökülmelerinin en sık nedeni erkek tipi saç dökülmesidir, diğer bir deyişle androgenetik alopesidir. Androjenik alopesi; genetik yatkınlığı olan kişilerde hormonların etkisi ile ortaya çıkan, her iki cinste de görülebilen ve saç kaybı ile seyreden bir hastalıktır. Genetik yatkınlıkta; 5-alfa redüktaz enziminin saçlı derideki dağılımı önemli bir belirleyicidir. Bu enzim sayesinde aktive olan hormonlar nedeniyle saç dökülmesi olur. Kalın, siyah kılların, açık renkli ve ince tipi kıllarla yer değiştirmesi görülür. Görülme sıklığı ilerleyen yaşla birlikte artar, ancak başlangıç yaşı ve ilerleme oranı değişkendir. Beyaz ırktaki erkeklerin %80’inde 70 yaş itibariyle saç dökülmesi vardır. Bu durum yaşla beraber çok sık görülen fizyolojik bir olay gibi algılanmasına rağmen yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemekte ve insanları medikal bir çare arayışına itmektedir. Günümüzde saç dökülmeleri ve tedavisi konusunda değişik yöntemler arayışı ortaya çıkmıştır.

    Anrojenik saç dökülmesi tedavisinde amaç kıl folikülünün minyatürizasyonunu durdurmak ve saçların yeniden çıkışını ve saç şaft kalınlığını arttırmaktır. Güncel tedaviler hastalığın ilerleyişini durdurur ve az miktarda yeni saç çıkışı sağlar. Hastaların saç dökülmesi hakkında bilgilenme düzeylerinin artışı ile erken tanı ve tedavi şansı artmakta, hastalık nedeniyle oluşan psikososyal etkilerini azaltmaktadır. Saç dökülmesi olan kişilerin bu durumu benign bir durum olarak algılanarak tedaviye ihtiyaç duyulmasa da, bazı hastalarda yaşam kalitesinde belirgin bozulmaya yola açan psikolojik stres nedenidir. Tedaviye karar verirken kişi öncelikle durumun doğal ilerleyişi hakkında bilgilendirilmelidir.

    MEDİKAL TEDAVİLER; Erkeklerde saç dökülmesi tedavisinde FDA tarafından onaylanmış 2 ajan vardır bunlar; topikal minoksidil ve oral finasterid tedavileridir. İki tedavi de saç büyümesini uyarıcı ve saç kaybını önleyici etki gösterir. Medikal tedavilerin saç dökülmesini durdurucu etkisi tedavi başlangıcından 3-6 ay sonra, görünür yeni saç çıkışını sağlayıcı etkisi 6-12 ay sonra ortaya çıkar.Maksimum etkinliğin sağlanabilmesi için aralıksız tedavi gerekir. Kişiler tedavi ile asla dökülmeden önceki saç yoğunluğuna ulaşılamayacağı ve tedavinin asıl amacının saç dökülmesinin ilerlemesinin önlenmesi olduğu konusunda bilgilendirilmelidir.

    CERRAHİ TEDAVİLER; Saç Transplantasyonu, saçın oksipital (ense) bölgeden alınarak saçsız verteks (tepe) veya frontal(ön) alana ekilmesidir. Modern tekniklerle %90’ı aşan greft sağ kalım oranları sağlanmaktadır. Modern saç ekimi 1930’lu yıllarda Japonya’da başlamış, önceleri punch şeklinde alınan greftlar kaş ve kirpik dökülmelerinde kullanılmıştır. Zamanla androjen dirençli oksipital alanın daha iyi bir donör olduğunun farkına varıldı. 1995’te Bernstein ve Rassman folikuler ünite transplantasyonunu bulmuşlar ve saç folikülleri 1-4 saç kılı içeren üniteler halinde transplante edilmeye başlanmıştır. Foliküler ünite transplantasyonunda donör kıllar 2 yolla alınabilir;

    1)Foliküler Ünite Transplantasyonu (FUT) Genetik olarak dökülmeye dirençli saç köklerinin bulunduğu ense bölgesinden lokal anestezi altında, şerit şeklinde alınan saç kökleri, mikroskobik aletler altında doğal yapıları bozulmadan uygun tekniklerle, saç ve saç köklerini barındıracak şekilde 1-4’lü kümelere ayrılarak seyrelmiş ya da tamamen dökülmüş olan bölgeye ekilmektedir. Ensede saçların alındığı bölge, estetik cerrahi yöntemlerine uygun olarak dikilir. Bu yöntemin dezavantajı ense bölgesinde kalan çizgi şeklinde skardır.

    2) Foliküler Ünite EkstraksiyonU (FUE) Foliküler ünite ekstraksiyonu yöntemi, saç köklerinin özel ince uçlu iğneler ile ense bölgesinden 1 mm’lik punch şeklinde tek tek alınarak seyrelmiş ya da tamamen dökülmüş olan bölgeye nakledilmesidir. Dikiş olmadığı için, skar oluşumu da söz konusu değildir. FUT yönteminden daha kısa zamanda iyileşme sağlamaktadır.

    PRP; Platelet Zengin Plazma Platelet zengin plazma (PRP), 20’nin üzerinde büyüme faktörü içerir. PRP, kemik greftlerinde, diş implatlarında ve yara iyileşmesinde uzun zamandır kullanılmaktadır. Çalışmalarda saç ekimi sırasında saç köklerinin PRP ile implante edilmesinin saç ekiminin başarı oranını arttırdığını göstermiştir. Yapılan bilimsel bir çalışmada ince saçlı 26 hastanın 13’üne 2-3 hafta aralıklarla 5 kez PRP enjeksiyonu yapılmış, 13 hastaya da tuzlu su enjeksiyonu uygulanmış. Tedavi sonunda kıl kesitlerinde PRP yapılan hastalarda belirgin kalınlık gözlenmiş fakat kıl sayısında farklılık bulunmamıştır. Bu çalışma saç kalitesinin artırılmasında PRP’in kullanabileceğini düşündürmektedir.

  • Dış Gebelik (Ektopik Gebelik)

    Dış Gebelik (Ektopik Gebelik)

    Dış gebelik tanım olarak döllenen yumurtanın rahmin dışında bir bölüme yerleşmesidir.

    Spermler vaginadan tüpler vasıtasıyla yol alarak yumurta hücresiyle karşılaşır ve döllenme gerçekleşir. Oluşan zigot rahim kanalında geriye doğru yuvarlanarak rahim içine döner ve rahim içine tutunur.

    Eğer bu rahim kanalındaki dönüş gerçekleşmezse zigot tüplere tutunup orada büyümeye başlar. Fakat Fallop tüpleri embriyonun büyümesine uygun bir anatomiye sahip olmadığı için kısa bir süre sonra tüpte parçalanma ve iç kanama oluşur. Hasta baygın halde hastaneye acil olarak gelir ve operasyona alınır.

    Dış gebelik Fallop tüpleri dışında yumurtalıklarda, karın içinde ve rahim ağzında yerleşebilmektedir.

    Dış Gebelik Neden Meydana Gelmektedir?
    Fallop tüplerinde enfeksiyon sonucu oluşan harabiyet
    Geçirilmiş operasyonlar (Apendist, yumurtalık kisti) ya da karın içi enfeksiyonlara bağlı yapışıklıklar döllenmiş yumurtanın hareketini kısıtlar
    Tüplerin doğuştan yapısal bozuklukları sonucu dış gebelik oluşmaktadır.

    • Dış gebelikler ortalama 150 gebelikte 1 oranında görülürler. Son yıllarda bu oranın toplumda %2 civarında yükseldiği görülmüştür

    Dış Gebelik Riskini Arttıran Sebepler

    • Daha önceden dış gebelik geçirenlerde tekrar dış gebelik geçirme riski 7-13 kat artmıştır.
    • Yumurtlama tedavisi yapılanlarda dış gebelik 4 kat fazla görülür.
    • Rahim içi araç spiral kullanan kadınlarda dış gebelik görülme ihtimali %3-4 civarındadır.
    • İleri anne yaşı dış gebelik olasılığını 3-4 kat arttırmaktadır.
    • Sigara içen kadınlarda içmeyenlere göre 3 kat daha fazla dış gebelik görülmektedir.

    Dış Gebelikte Belirtiler ve Bulgular

    • Dış gebelik erken dönemde gebelik bulgularını (adet gecikmesi,bulantı,kusma,meme hassasiyeti) taklit edebilir.
    • Kasıklarda bıçak saplanması gibi gelip geçici ağrılar hissedilebilir.
    • Vaginal kanama olur.Adetten az ya da çok olabilir, lekelenme tarzında olabilir.
    • Bağırsaklarda gaz ve dolgunluk hissi olabilir.
    • Tüm bu bulgular değişkendir, tubalarda süptür (patlama) olursa iç kanama ve baygınlık ile hasta acilleşebilir.

    Dış Gebelik Tanısı Nasıl Konur?
    Muayenede kasık ağrısı ve hassasiyetin tespiti
    Gebelik testinin pozitif çıkmasına rağmen ultrasonda gebelik kesesinin izlenememesi
    BHCG denilen kanda gebelik testi 48 saat ara ile ölçüldüğünde iç gebelik gibi bir artış göstermemesi
    Ultrasonda rahim dışında tüplerde gebelik kesesinin görülmesi (her zaman görülmeyebilir)

    Dış Gebelikte Tanıya Yardımcı Yöntemler Nelerdir?
    Tanı için ultrasonografi ve B-HCG değerleri kullanılır.Yine de klinik olarak tanıya yardımcı bazı yöntemler vardır.

    • Douglas Fonksiyonu : Özel bir iğne ile vagen arka kısmından karın boşluğunda biriken sıvı alınır, karın içi kanama olup olmadığını tesbite yardımcı olur.Artık rutin kullanılmamaktadır.
    • Kürtaj : Kürtaj ile rahim içinden alınan örneklerin dış gebelikten dolayımı yoksa bir düşük sonucu mu olduğu konusunda bilgi alınabilir.
    • Laparoskopi : Tam tanı konulamayan şüpheli hastalarda uygulanabilir.

    Dış Gebelik Tedavisi
    Tubalarda yırtılma olmuşsa karın içinde kanama vardır.Bu yüzden bu vakalarda cerrahi tedavi mutlaka uygulanır.Dış gebelik ürünü alınır, tüpler korunmaya çalışılır, tüpte hasar varsa cerrahi olarak salpenjektomi uygulanır.
    Eğer tüpte yırtılma yoksa hastanın durumu kendisi ile konuşulur, bilgilendirilip takibe alınabilir.Tubada yerleşen gebelik ürünü ultrason ve B-HCG değerleri ile takibe alınır.Bazen dış gebelik ürünü tubalardan karın içine düşerek absorbe olmaktadır.
    Tüpte yırtınma olmayan hastalarda başka bir tedavi yaklaşımı Methotrexate denilen kanser tedavisinde kullanılan bir ilacı uygulayarak, dış gebeliğin bozulup vücut tarafından emilerek operasyona gerek kalmadan yok edilmesi sağlanabilir.

    Sonuç olarak ;
    Dış gebelik çok değişik şekillerde ortaya çıkabileceği için, hekimin bu olayı atlamaması için mutlaka aklına getirmesi gereklidir.
    Tedavi ne kadar başarılı olsada dış gebeliğin oluştuğu tüpte mutlaka bir hasar oluşmaktadır.
    Dış gebelik sonrasında gebe kalma oranıda azalmaktadır.Bir sonraki gebelikte tekrar dış gebelik olma ihtimali de %20 civarında görülmektedir.

  • Endometriozis ( Çikolata Kisti )

    Endometriozis ( Çikolata Kisti )

    Özellikle genç yaş grubunda, üreme çağındaki kadınları etkileyen halk arasında çikolata kisti olarak bilinen endomtriozi, sıkça rastlanan ama ülkemizde farkındalık düzeyinin az olduğu bir hastalık.İlşiki sırasında pelvik ağrı, adet dönemlerinde ağrı ve kısırlık belirtileri ile kendini gösteren bir hastalık.

    Tüm kadınlarda yüzde 5, üreme çağındaki kadınlarda yüzde 10-20, bebek sahibi olamayan kadınlarda ise yüzde 30-50 oranlarında görülür. Özellikle 30’lu yaşlarda tehlike artar. Tedavi sonrası tekrarlama olasılığı yüksektir.

    Endometrium (rahmin iç katmanı), her mensturasyon periyodu (adet döngüsü) dahilinde kalınlaşarak embriyonun yerleşip gelişmesi için hazır hale gelir. Yumurtalıklardan salınan yumurta hücresinin döllenmemesi halinde, kalınlaşan rahmin iç katmanı, belirli bir zaman sonra bir miktar kan ile birlikte vücuttan atılır.

    Kanamanın yaşandığı süre içinde adet kanının olağan dışı olarak geriye doğru akması ve karın boşluğuna bir miktar kanın taşınması mümkün olabilmektedir. Bu durum endometrium hücrelerinin kanının taşındığı hat üzerinde herhangi bir yere yerleşmesine ve aynen rahmin iç tabakası gibi davranmasına (her ay kalınlaşarak ve bir miktar kan ile birlikte dökülmesi) neden olur. Bu kanamanın kalıntıları zaman içinde birikerek yerleştikleri yerlerde iltihabi reaksiyonlara, yapışıklıklara ya da kitle oluşumuna yol açabilir.

    Endometrium hücrelerinin overe ( yumurtalık ) yerleşmesi sonucunda, içi genellikle rengi ve görüntüsü itibariyle erimiş çikolatayı andıran bir sıvıyla dolu olan ve bu benzerlik nedeniyle çikolata kisti (endometriozis) adını alan yapılar oluşur.

    Çikolata kisti, sıklıkla herhangi bir zamanda kronik pelvik (karnın alt kısmında ya da kasıkta) ağrı ya da cinsel ilişki sırasında derinlerde hissedilen ağrı; adet döneminde şiddetli şekilde ağrı oluşumu ile belirti verir. Adet dönemi içinde hissedilen ağrılar basit ağrı kesicilerin kullanılmasıyla tedavi edilemeyen ağrılardır.

    Ağrılar farklı etkenlerden dolayı oluşmaktadır. Endometriosis (rahmin iç katmanının rahmin dışında bir yere yerleşmesi sonucunda oluşan hastalık) odaklarının meydana getirdiği kanamalar nedeniyle oluşan iltihabi reaksiyonlar ağrıya yol açabilir. Her adet döneminde hissedilen tedaviye cevap vermeyen ve şiddetli adet sancıları bu iltihabi reaksiyonlardan kaynaklanmaktadır.

    Ağrılar, endometriozis odaklarının kanamaları nedeniyle oluşan artıkların, etrafındaki organ ve dokular arasında adezyonlar (yapışıklık) oluşturması sebebiyle de meydana gelebilir. Kronik pelvik ağrılar ya da cinsel ilişki sırasında hissedilen ağrılar bu adezyonlar nedeniyle oluşmaktadır.

    İnfertilite (kısırlık veya gebe kalamama) ya da adet düzensizliği yakınmalarının altında yatan sebep de çikolata kisti olabilmektedir.

    Kanama artıklarının meydana getirdiği adezyonlar, tüplerin tıkanmasına ya da fallop tüplerinin saçaklarının fonksiyonlarının bozulmasına neden olabilir. Bunun sonucunda over (yumurtalık) tarafından salınan yumurta hücresi, fallop tüpüne geçemez veya tıkanıklık olan tüpte ilerleyemez. Bu da infertiliteye neden olur.

    • Endometrioziste Tedavi Yaklaşımları

    Ağrı şikayeti olan kadınlarda: Bu hastalar için en etkili olabilecek tedavi cerrahi uygulamalardır. Uygulanan cerrahi girişimin laparoskopik olarak yapılması, alınan sonuçlara ve hastaların konforu açısından, karın bölgesinin açılarak yapılan açık ameliyata göre daha avantajlı kabul edilmektedir.

    Günümüzde laparoskopi çikolata kisti tedavisinde altın standart olarak görülmektedir. Yapılan cerrahi girişimde çikolata kisti çıkarılmalı, meydana gelmiş olan yapışıklıklar açılmalı ve diğer endometriozis odaklarının yok edilmesi sağlanmalıdır. Ameliyat sırasında hastanın yumurtalık kapasitesine zarar verilmemesi için, mümkün olduğu kadar atravmatik yöntemlerin kullanılmasına özen gösterilmelidir. Ameliyat sırasında özellikle rektovajinal septum alanı olan rahim arkası ile kalın bağırsak arasında kalan bölgedeki derin endometriozis gözden kaçmış olabilir. Bu durumda hasta ameliyat edilse de, ağrıların geçmediği bir durum söz konusu olur. Bu nedenle laparoskopi yapılırken, bu alanın özenli bir şekilde gözden geçirilmesi gerekir.

    Sadece kisti olan ve başka yakınması olmayan kadınlarda: Bu hasta gruplarında cerrahi girişime başvurmadan belirli bir süre kistin gözlem altında tutulması en doğru tedavi yaklaşımı olacaktır. Fakat yapılan kan tetkiklerinde tümör belirteçleri olan Ca125 değerinde yükseklik ya da çikolata kistinin çapının 5 cm yi geçmesi halinde, hastalarda cerrahi müdahale kararı verilebilir. Yapılacak cerrahi girişim öncesinde hastanın yumurtalık kapasitesi ultrasonla ve AMH ölçümüyle değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme sonucunda kadının yumurtalık kapasitesinin düşük olduğunun belirlenmesi halinde ve kadının çocuksuz olması halinde, mümkün olduğu kadar cerrahi girişimin yapılmasından kaçınılmalıdır. Bu durumda olan hastalarda 3-6 aylık periyotlar halinde Ca125 ölçümleri yapılmalıdır. Çocukları olan ya da ileride çocuk sahibi olmayı istemeyen kadınlarda ise, cerrahi girişimle kistin çıkarılması uygulanmalıdır.

    Gebe kalamama şikayeti olan kadınlarda: Bu hastalarda öncelikle yumurtalık rezervi değerlendirilmelidir. Bu rezervin yeterli olduğu belirlenirse, kistin tek taraflı olması halinde laparoskopi ve daha sonra kadının yaşına göre 6-12 ay kadar kadının kendiliğinden gebe kalması beklenmelidir. Yumurtalık rezervi iyi olmayan kadınlarda, özellikle yaşı 38’den fazla olanlarda ya da kistin iki taraflı olması halinde, en doğru tedavi yaklaşımı tüp bebek tedavisi uygulanmasıdır. Bu konuda yapılan çalışmalarda tüp bebek tedavisinin sonuçlarının çikolata kisti olan ya da olmayan kadınlarda farklı olmadığı tespit edilmiştir. Fakat tüp bebek tedavisi sırasında yumurta toplama işlemi yapılırken, kistin içine girilmemesi tavsiye edilir. Buna dikkat edilmediğinde yani kistin içine iğne girmesi halinde enfeksiyon ve over apsesi riskinde artış olabilir.

    Tüp bebek tedavisinde tekrarlayan başarısızlıklar yaşayan ve çikolata kisti olan kadınlarda: Bu hastalar için hangi tedavi yöntemlerinin uygulanması konusunda herhangi bir görüş birliği bulunmamaktadır. Tüp bebekte üç ya da daha fazla başarısızlık yaşayan kadınlar için, çikolata kistinin cerrahi olarak alınması tavsiye edilebilir. Bu yöntemin uygulandığı hasta grupları içinde, laparoskopi sonrasında % 50 oranında kendiliğinden gebelik elde edilmiştir.

    Tekrarlayan laparoskopilerden sonra, hala kisti bulunan kadınlarda: Bu tür hasta gruplarında laparoskopik cerrahinin komplikasyonları fazla olur. Hastanın ağrı şikayeti yoksa bu durumda yakından takip edilmesi tavsiye edilir. Çocuk sahibi olmak istemeyen ve ağrı şikayeti olan kadınlarda ise, rahim ve yumurtalıkların alınması söz konusu olabilir. Hastaların çocuk sahibi olmayı istemesi halinde, tüp bebek tedavisi uygulanabilir. Ancak bu tedaviden önce hastaların tüpleri değerlendirilmelidir. Çünkü tekrarlayan cerrahi girişimlerin sonrasında, hastalarda oluşma olasılığı yüksek yapışıklıklar nedeniyle tüplerde tıkanma meydana gelmiş olabilir. Bu etken kadının tüp bebekle bile gebelik şansının azalmasına neden olabilir. Tüplerde tıkanıklık belirlendiğinde, bunun laparoskopik olarak alınması ya da rahimle bitişik olduğu alandan kapatılması gerekli olabilir. Laparoskopi hastalarda yüksek risk taşıyorsa, bu durumda histeroskopik sterilizasyon teknikleri kullanılabilir.

    • Çikolata kistinde kullanılan tedaviler

    Gözlem: Bu tedavi yaklaşımı herhangi bir yakınması olmayan hastalarda, kistin yakın takibe alınmasıyla gerçekleştirilir. Özellikle ilk evrelerde olan çikolata kistlerinde fazla şikayet oluşmadığından kistin cerrahiyle alınıp, kadının yumurtalık rezervinin olumsuz etkilenmesinin önüne geçilebilir.
    İlaç tedavileri: Bu tedavide hastanın ağrılarının azaltılmasına çalışılır. Ağrılı adet kramplarının azaltılması için önerilen ağrı kesici ilaçlar faydalı olmadığında, diğer tedavilere başlanır.
    Hormon tedavisi: Hastalarda dışarıdan verilen hormonların endometriozis hastalığında etkilerin azaltılmasında ya da yok edilmesinde etkili olabilir. Her ay olan adet döngülerinde hormon seviyelerindeki artma ve azalma nedeniyle, endometrium dokusunda kalınlaşma, dökülme ve kanama olur. Dışarıdan alınan hormon ilaçlarıyla bu dokunun büyümesi yavaşlatılabilir ya da yeni oluşumlara engel olunabilir. Ancak çikolata kisti tedavisinde bu yaklaşım hastalar için kalıcı bir çözüm olmaz. Çünkü hormon tedavisinin kesilmesinden sonra, hastalarda olan rahatsızlıklar tekrar nüks etmeye başlar.
    Cerrahi tedaviler: Bu tedavi daha çok şiddetli ağrı yakınması olan hastalar için uygulanabilir. Açık ameliyat yerine daha çok laparoskopik cerrahi tercih edilir. Bu yöntemin uygulanması için, hastanın yaşı, çocuk isteyip istememesi, şikayetlerinin şiddeti ve kistin durumu dikkate alınır. Çikolata kistinin en etkili tedavisi cerrahi olsa da, bu tedavide kesin olarak kistin yeniden oluşmamasını sağlayamaz.
    Kombine edilmiş tedaviler: Bu tedavilerde hastalara hem ilaç tedavisi, hem cerrahi tedavi, hem de diğer tedaviler bir arada uygulanabilir.
    Rahmin ve yumurtalıkların alınması: Çikolata kistinin hastaya şiddetli etkiler yapmasında, eğer hastanın yeniden çocuk sahibi olma isteği yoksa rahmin ve beraberinde yumurtalıkların alınmasına başvurulur. Bu sayede hastaların yaşam kalitesi düzene sokulur. Tedaviden sonra çikolata kistlerinin yeniden oluşması söz konusu olmaz.
    Tüp bebek tedavisi gibi yardımcı üreme yöntemleri: Bu tedaviler kadınların çocuk sahibi olmak istemesi durumunda, cerrahi tedaviden önce uygulanır. Çünkü cerrahide yumurtalık kapasitesinde azalma meydana gelebilir.

  • Leke tedavisi;

    Derimize rengini veren, deride bulunan melanosit adlı hücrelerimizin ürettiği melanindir. Bazı genetik olarak yatkın insanlarda; güneş, gebelik doğum kontrol hapları gibi hormonal nedenler, yaşlılık, ilaç kullanılması gibi nedenlerle bölgesel melanin miktarı artar, leke olur. Lekenin bir diğer nedeni de apda gibi tahriş edici işlemlerden sonra güneşe çıkılmasıdır.

    LEKE TEDAVİSİNDE KULLANILAN YÖNTEMLER;

    KİMYASAL PEELİNG;
    Glikonik asit, TCA(triklor asetik Asit)gibi kimyasal splusyonlar ile cildin üst tabakasının (epidermisin)soyulmasıdır. Kimyasal peeling yüzeysel bir işlemdir. Lekelerin tam olarak grçmesini sağlayamaz fakat lekelerin rengini açar, cildin daha parlak daha sağlıklı görünmesini sağlar hepsinden önemlisi daha sonra yapılacak leke işlemleri için cildi hazırlar. Kimyasal peeling yazın yapılmaz yanlızca kışın yapılır işlemden sonra güneş koruyucu kullanmak gerekmektedir.

    PRP ;
    Kişinin kendinden alınan kanın, santifüj işleminden geçirilip iyileştirici hücrelerin ayrılıp, tekrar aynı kişiye iğne ile verilme işlemidir. Tek başına leke yok etmeye yetmez fakat kolajen miktarını artırır, cilt kalitesinin daha iyi olmasını sağlar. Böylece, leke açıcı tedavilerden daha iyi sonuç alınmasını sağlar.

    FRAKSİYONEL CO2 LAZER;
    Cildin derin katmalarına inebilecek kadar güçlü enerji sağlayabilir. Bu sayede hem leke tedavisinde hemde akne skarı, kesi izi gibi cilt yenilemeyi gerektirecek diğer tedavilerde kullanılabilir. Koyu tenli kişilerde dikkatli kullanılmalıdır. Yazın kullanılmaz.

    Q-SWITCH Nd-YAG LAZER;
    Günümüz teknolojisinde cilde zarar vermeden leke açmak için kullanılan en etkili yöntemdir. Ağrılı bir yöntem değildir. Tedaviden sonra ciltten herhangi bir kabuklanma oluşturmaz.

    2 hafta aralıklarla uygulanmaktadır.

    Lazer tedavileri uzman doktor tarıfından yapılması gereken ciddi işlemlerdir. Bu işlemler uzman doktorlar tarafından yapılmazsa yeni lekelerin oluşmasına neden olabilir.

    Görüldüğü gibi leke tedavisinde en iyi sonuç için tek tedavi yetmemektedir.

    Kişinin cilt tipine, lekenin derinliğine göre farklı tedavileri birlikte uygulamak gerekmektedir.

    Hangi tedaviden kaç seans yapılacağı kişinin tedaviye verdiği cevaba göre değişiklik gösterir.

    Ortalama 5 -6 seansta %50 azalma sağlanabilmektedir.

    Seanslar arasında size önerilen leke acıcı kremleri kullanmanız gerekmektedir. Lekelerin yeniden oluşmaması için güneş koruyucu şarttır. Güneş koruyucu; yüksek koruma faktörlü(sph 50)olmalı ve günde 2 – 3 kez yaz- kış kullanılmalıdır.

    LEKE TEDAVİSİ UYGULAMA ALANLARI;

    Güneş lekeleri,

    Melezma (gebelik maskesi),

    Efelid (çil),

    Lentigo (yaşlılık lekeleri),

    Post inflamatuar hiperpigmentasyon(cilt yaralanmaları sonucu oluşan lekeler)

    Sivilce lekeleri

  • Miyomların Tanı ve Tedavisi

    Miyomların Tanı ve Tedavisi

    Miyomlar rahimde ortaya çıkan, rahim duvarının dokusundan kaynaklanan, çapları genelde 1-15 cm arasında değişen fakat daha büyük çaplara da ulaşabilen, genellikle iyi huylu olup fakat nadiren kötü huyluya dönüşebilen tümörlerdir. Bu tümörler kadın genital organlarının en sık rastlanan tümörleridir. 35 yaşın üzerindeki her dört kadından birinde muayene veya ultrasonla miyom saptanır. Bu miyomlar tek olabileceği gibi çok sayıda hatta 20’nin üzerinde de olabilir.

    Miyomların ortaya çıkmasında genetik yatkınlığın önem taşıdığı bilinmektedir. Hastaların çoğunda birden fazla miyomun olduğu görülür. Östrojen, miyomların büyümesine neden olduğu için özellikle üreme çağında, hamilelik döneminde büyüdükleri gözlenmektedir. Menopoz döneminde ise eğer hasta hormon ilacı kullanmıyorsa genellikle küçülmektedir.
    Miyomlar, rahimdeki yerleşimlerine göre de farklılaşır ve rahim içi astar dokuya doğru büyüyebildikleri gibi rahim içi kas dokusunda da yer alabilir. Ayrıca, rahim dışına doğru büyüyen miyomlar ve saplı miyomlar da kadınlarda görülebilir. Bunun dışında yumurtalık bölgesinde gelişen miyomlar da olabilmektedir.

    • Miyom belirtileri

    Miyomların büyük çoğunluğu belirti vermeyip herhangi bir şikayet yaratmayabilir. Bununla birlikte miyomlarla ilgili en sık rastlanan şikayet ise düzensiz kanamalar olmaktadır. Ayrıca, hamilelikte olduğu gibi alt karın bölgesinde kitle hissi , ağrı ve bası hissi ortaya çıkabilmektedir. Bu durum idrar kapasitesini azaltarak sık tuvalete çıkma ihtiyacı yaratabilmektedir. İdrar kaçırmaya da neden olabilmektedir. Yine miyomu olan kadınlarda düzensiz kanamalara bağlı olarak demir eksikliği anemisi de gelişebilmektedir. Dolayısıyla da halsizlik, yorgunluk, nefes darlığı gibi sorunların da yine miyomlara bağlı olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Hamileliklerde ise büyük yer kaplayan miyomların bası yaparak kanama, erken doğum sebebi olmaları mümkündür. Rahim içi astar dokuya doğru büyüyen miyomlar kısırlık ve düşüklere sebep olabilmektedir. Kalın bağırsağa bası yapan miyomlar hastalarda kabızlığa neden olabimektedir. Miyomların düşük oranda da olsa (3/1000) malign (kötü huylu) çıkma ihtimalleri mevcuttur.

    • Miyom teşhisi

    Miyomu teşhis etmek zor değildir. Jinekolojik muayene sırasında rahmin normalden büyük, düzensiz sınırlı, sert bir yapıda hissedilmesi şüphe uyandırır. Çok büyük miyomlar karın duvarından bile hissedilebilir. Evli kadınlarda vaginal yoldan, bakirelerde karın yoluyla yapılan ultrasonografik muayene ile miyom teşhisi % 90 oranında konulur. Rahim içerisinde yerleşen miyomların teşhisinde, rahim içerisine sıvı verilerek yapılan ultrasonografik muayene (sonohisterografi), rahmin ilaçlı filmi (histerosalpingografi), anormal yerleşimli miyomların teşhisinde ise bilgisayarlı tomografi ve MRI kullanılabilir.

    • Miyom tedavisi

    Yakınmaları şiddetli olmayan hastaların tedavisinde öncelikle ilaçlar denenebilir. Prostoglandin sentezini engelleyen ağrı kesici ilaçlar ve düşük hormon içeren doğum kontrol hapları bu amaçla kullanılabilir. Aynı zamanda rahim içi hormonlu spiraller seçilebilecek tedaviler arasındadır.

    Büyük boyutlara ulaşmış veya çok şiddetli yakınmalara yol açan miyomların çıkartılması gerekecektir. Burada seçilecek operasyon hastanın yaşına ve gebelik beklentisine göre belirlenir. Genç hastalarda miyomların çıkartılması tercih edilirken, doğurganlığını tamamlamış ve menopoza yakın kadınlarda rahim alınması önerilebilir. Operasyon şeklini ( açık cerrahi veya kapalı cerrahi teknik ) hastanın tercihleri belirler.

    • Miyomların ameliyatsız tedavisi

    Son yıllarda teknolojinin de gelişmesi ile uygulanan yeni bir tedavi şeklidir. Magnet rezonans (MR) rehberliğinde ses dalgalarının fokuslanması high-intensity focused ultrasound guided by magnetic resonance (MR-HIFU) işlemi binlerce hastada başarı ile uygulanmıştır. Narkoz ve ameliyat gerektirmeyen bu yöntem her dört miyom hastasından ancak biri için uygun olabiliyor. Başarılı sonuçlara ulaşabilmek için vakaların mutlaka doğru seçilmiş olması gerekir.

  • Akne izleri yazın da tedavi edilebilir

    Akne izleri özellikle ergenlik çağında çıkan aknelerden sonra oluşabilen ve önüne geçilmezse erişkin yaşlara gelindiğinde kozmetik anlamda görüntümüzü bozabilen bir cilt problemidir. Aslında oluşan aknelerin çoğunun iz bırakma özelliği yoktur. Kişiler kendileri akneleri ile oynayarak, doğru tedavileri kullanmayarak ya da zamanında tedavi olmayarak akne izine sahip olabilirler.

    Akne izlerinin çeşitli tipleri bulunmaktadır. Akne izleri yüzeysel ya da derin olarak sınıflandırılabilir. Yüzeysel akne izlerinde görüntü daha çok kırmızımsı, pembe izler şeklindedir. Sanki akne bir türlü iyileşemiyormuş gibi bir görüntü ortaya çıkar. Aslında gözüken, aknenin yüzeyde kalmış olan kalıntısıdır. Gençlerde ve bazen erişkin yaşlarda bu tip izlere çok rastlanır. Bazen bu görüntü aktif akne zannedilerek akne tedavisine devam edilir. Oysa ki görünen aktif akne değildir. Bu gibi durumlarda geç kalmadan iz tedavisine başlanılmasında fayda vardır.

    Derin akne izlerinin de birçok tipi bulunmaktadır. Bazı izler dışarıdan geniş delik şeklinde gözükür ve cildin derinliklerine doğru keskinleşerek devam eder. Bu tip izlerin tedavisi oldukça zordur. İkinci bir iz tipi de, dışarıdan oldukça geniş gözüküp, derinin derinlerine doğru kıvrılarak devam eden izlerdir. Kişinin aynaya bakıp hangi tip izi olduğunu anlaması çok zordur. Bu izlerin tipleri genellikle dermatoloji muayenesi sonucunda tespit edilir.

    Bunların dışında bazen aktif akneleri ile çok oynayan kişilerde, akneler iyileşir ancak yerlerinde kahverengi lekeler kalır. Bu aslında tipik bir akne izi değildir ancak sonuç itibariyle akne sonrası oluşmuş bir lekelenmedir. Bu tarz hastalarda öncelikle lekelenmenin tedavi edilmesi gerekmektedir.

    Akne izi tedavisinde öncelikle hasta detaylı bir dermatolojik muayeneden geçirilir. Çünkü bir kişide aynı anda birçok çeşit iz bulunabilir. İz tedavisi yapılmadan önce birçok faktör değerlendirilmelidir:

    Kişide hangi tip akne izi bulunmaktadır

    Kişinin cilt rengi nedir

    Kullandığı herhangi bir ilaç bulunmakta mıdır

    Hangi mevsimde tedavi yapılacaktır

    Daha önce hiç tedavi olmuş mudur

    Tüm bu faktörler değerlendirildikten sonra tedavi seçeneklerine geçilebilir.

    Öncelikle hastada aktif akne varsa tedavi edilir. Eğer aknelerle çok oynanmış ve geriye kahverengi lekeler kalmışsa, leke tedavisi yapılır. Bunların ardından iz tedavisine geçilebilir.

    Kış mevsimi tedavileri:

    Kış mevsiminde birçok tedavi seçeneği rahatlıkla kullanılabilir. Bunlardan ilk seçenek lazer tedavisidir. Lazer tedavisinde ön planda karbondioksit fraksiyonel lazer gibi ablatif bir lazer yöntemi ile ciltte yenileme yapmak planlanır. Eğer izler çok derin ya da çok genişse, lazer tedavisinin başarı oranını arttırmak amacıyla öncesinde birkaç seans radyofrekans tedavisi yapılıp, ardından lazer tedavisine geçilir. Lazer tedavisinde lazer ışınları yoluyla tedavi yapıldığından, güneşten çok iyi korunmak gerekir. Bu nedenle bu tedavi sıklıkla kış mevsiminde yapılır.

    Kimyasal peeling tedavisi nispeten daha yüzeysel olan izler için tercih edilir. Kimyasal peeling tedavisinde de derinin en üst tabakasında belli miktarlarda yenilenme yapıldığından, güneşten çok iyi bir şekilde korunmak gerekir.

    Yaz mevsiminde de yapılabilen tedaviler:

    Dermapen ya da dermaroller tedavisi, akne izlerinde hem başarı oranı çok yüksek olan, hem de lazer gibi ışın kullanılmadığından nispeten güneş koruyucular ile devam edilebilecek bir tedavi şeklidir. Dermapen tedavisinde, ciltte mikrokanallar açılarak, bağ dokusunda ve cilt yüzeyinde yenilenme sağlanmaktadır. Ayrıca tedavi sürecinde kişiye uygun serumlar kullanılır. Bu serumlar mikrokanallardan normal cilde uygulandığındakinden 200 kat fazla emilerek etki ederler.

    PRP tedavisi, kişinin kendi kanı alınarak yapılan dolaylı bir kök hücre tedavisidir. Tek başına akne izlerinde belli miktarda başarı sağlayan bu tedavinin diğer tedavi şekilleri ile kombine edildiğinde, başarı oranı çok artmaktadır.

    Yazın dermapen ve PRP kombinasyonlu akne izi tedavisi başarı ile uygulanabilir. Ancak bu tedaviler yazın da yapılabiliyor derken, güneş ışınlarına korunmasız çıkılmalı anlamı çıkmamalıdır. Bu tedaviler sırasında da mutlaka doktorun önerdiği şekilde güneş koruyucu kremler kullanılmalıdır.

    Akne izi çok sık karşılaşılan ve kişileri mutsuz eden bir cilt problemidir. Ancak günümüzde kullanılan akne izi tedavi yöntemleri sayesinde, çok daha iyi görünen bir cilde sahip olmak mümkündür.

  • TÜP BEBEKTE TEDAVİ MALİYETLERİ AZALIYOR MU?

    TÜP BEBEKTE TEDAVİ MALİYETLERİ AZALIYOR MU?

    Tüp bebek tedavisi yıllardır çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin başvurdukları ve sonuçlarıyla da sevindiren bir tedavi şeklidir. Toplumda yaklaşık her 7 çiften biri çocuk sahibi olmakta zorluk nedeniyle doktora başvurmaktadır. Bu çiftlerden bazıları yumurtlama takibi ve aşılama yöntemleri ile sonuca ulaşırken diğerlerinde tüp bebek tedavisi gerekmektedir.

    Tüp bebek tedavisi kısaca kadının yumurtası ve erkeğin sperminin laboratuvar ortamında karşılaştırılması ve oluşan embriyonun anne rahmine transferi işlemidir. 1978 de ilk tüp bebeğin doğumundan sonra bir çok çifte tedavi kapısı açılmıştır. Mikroenjeksiyon yönteminin bulunup geliştirilmesi ile özellikle erkek kısırlığında çağ atlanmıştır. Günümüze kadar milyonlarca bebek bu tedavilerin başarısıyla dünyaya gelmiştir.

    Üremeye yardımcı tedavi yöntemleri uygulanmaya başlandığından beri; tedavi protokolleri, kullanılan ilaçlar, embriyoloji laboratuvar ortamları ve kullanılan araç-gereçler yıllardır değişmiş ve gelişmiştir. Oldukça hızlı gelişim gözlenen bu alanda en önemli amaç yüksek gebelik oranlarına ulaşmak olmuştur.

    Bu tedavi süresinde her hastaya aynı yaklaşımlar uygulanmamaktadır. Kişinin yumurtalığının durumuna, hormonal özelliklerine, yaşına, kilosuna, daha önceki tedavilerine ve kısırlık süresine bağlı olarak kendisine özel tedaviler seçilmektedir.

    Tüp bebek tedavisi maddi açıdan da çiftleri düşündüren bir tedavi şeklidir. Bu tedavi metotları çok iyi eğitim almış tıbbi personel ve son derece modern tıbbi cihazlar gerektirmektedir. Kullanılan tüm tıbbi cihaz ve sarf malzemelerinin hemen tümü ithal edilmekte ve bunlar oldukça da pahalı olmaktadır. Ayrıca kullanılan malzemelerin çoğu tek kullanımlık olup işlem sonrası atılmakta ve yeniden kullanılmamaktadır. Aynı zamanda tedavi esnasında kullanılan ilaçlarda maliyete etki yapmaktadır.

    Günümüzde daha yeni ve kolay uygulanabilir ilaçlar üretilmeye başlanmıştır. Bunun sonucunda hasta dostu tedaviler ortaya çıkmıştır. Eskiden yaklaşık 45 güne kadar uzayan ve fazla miktarda ilaç kullanılması gereken sikluslar var iken yeni tedavi yöntemleri ile yaklaşık 10 gün süren ve çok daha az miktarda ilaç kullanımı gerektiren tedaviler ön plana çıkmıştır. Kişiye özel tedavilerdeki amaç daha iyi kalitede yumurta geliştirip gebelik oranını artırmak ve bazı hastalarda gözlenen yumurtalıkların aşırı uyarılması ile sonuçlanan yan etkilerden kaçınmaktır.

    Tedavi protokollerindeki bu değişim sonucunda daha az ilaç kullanıldığı için maliyet azalmaktadır. Aynı zamanda tedavi süresinin daha kısa süreli olması ve daha az hastane ziyareti bu düşük maliyete katkı sağlamaktadır.

    Amerika ve Avrupa ile karşılaştırıldığında ülkemizde çok daha uygun maliyette ve aynı başarı oranlarında tedaviler gerçekleştirilebilmektedir. Tedavi süresinin de (yaklaşık 10-15 gün) kısalması yurtdışından fazla sayıda insanın merkezlerimize başvurusunu açıklamaktadır. Tatil döneminde tedaviye başlayacak hastalarımıza önerilerimiz daha önceden internet Ya da telefon yoluyla bize ulaşmaları ve gereken tetkiklerini tamamlamalarıdır.

    Tüm çocuk sahibi olmak isteyen çiftlere bizlerin de vesile olmasıyla hayallerinin gerçekleşmesini dileriz.

  • VULVAR VESTİBÜLİT SENDROMU

    VULVAR VESTİBÜLİT SENDROMU

    Vulvar Vestibülit Sendromu kadınlarda dış genital bölgede , vajenin giriş bölgesinde ,kızlık zarının

    bitişiğindeki vestibulum denen bölgenin iltihaplanmasıdır. Vulvar Vestibülit Sendromu ‘nda üç

    karekteristik bulgu vardır:

    1. Vestibüler dokunma veya vajina içine girme teşebbüslerinde ortaya çıkan şiddetli ağrı.

    2 .Vulvar vestibül içinde lokalize olan basıya bağlı hassasiyet.

    3. Değişik derecelerde vestibüler eritemle (kızarıklıkla)sınırlı fiziksel bulgular

    Bu sendrom kronik bir hastalıktır. Nedenleri arasında ;

    -Kronik veya tekrarlayan candidiazis (mantar)

    -HPV enfeksiyonları (siğil, kondiloma accuminatum ve diğer HPV enfeksiyonları)

    -Tekrarlayan vajinal bakteriyal enfeksiyonlar

    -Travma

    -Vajinal PH değişiklikleri

    -İrritanlar (sabun,deterjanlar,duşlar,deodorantlar)

    -İdiopatik (nedeni belli olmayan)

    TEDAVİ

    Vulvar vestibülit sendromunun temelinde enfeksiyon varsa öncelikle bu tedavi edilmelidir. Temelinde

    HPV ile birlikte görülen bir vulvar vestibülit durumu ise alfa interferon etkili olabilir.

    Kronik tekrarlayan kandidiazis (mantar) de medikal tedavi etkili olacaktır.

    Hastalar topikal medikal tedaviden fayda görmediği takdirde cerrrahi tedavi uygulanabilir.

    Cerrahi tedaviden %75-90 hasta rahatlama sağlar. Cerrahi tedavide yapılan vajen girişindeki sorunlu

    bölge cerrahi olarak çıkarılır.

  • Mezoterapi nedir ?

    Mezoterapi yöntemi ilk kez Fransa’da 1952 yılında kullanılmaya başlanmıştır. Mezoterapi, az miktardaki ilacın problemli bölgelere direkt olarak verilmesi şeklinde tanımlanmıştır. İlacın yalnızca problemli bölgeye verilmesi etkinliği artırırken yan etkileri de en aza indirgemektedir.

    16 – 75 yaş arası sağlıklı tüm erişkinlere mezoterapi uygulanabilir. Bölgesel yağlanma, selülit, saç dökülmesi, cilt gençleştirme başlıca kullanım alanlarıdır.

    Bölgesel incelme için mezoterapi uygulamasında en uygun adaylar düzenli egzersiz yapan, kilo fazlası çok olmayan, selülit veya bölgesel yağ depolanmaları olan sağlıklı bireylerdir.

    Tedavi sırasında protein oranı yüksek gıdalarla beslenme önerilir. Kafein içeren gıda ve içeceklerden uzak durulmalıdır. Uygulama sonrasındaki 8 saat içinde sıcak duş alınmamalı, ağır egzersiz yapılmamalıdır.

    Tedavi sonuçları uygulanan bölgeye ve problemin yaygınlığına göre değişir. Selülit ve bölgesel yağlanmanın tedavi sonuçları ilk birkaç uygulamadan sonra görülür.

    Hastalar mezoterapiden sonra sağlıklı bir yaşam şekli sürdüğü, uygun diyet ve düzenli egzersiz yaptığı sürece mezoterapi etkinliği kalıcıdır. Selülit tedavilerinde yılda birkaç kez mezoterapiye devam edilmesi, uygulamaların kalıcılığını artırır.

    Tedaviden sonuç almak için ortalama 10 – 12 seans uygulama gerekir.

  • Sivilce (akne) tedavisinde kimyasal peeling

    Kimyasal Peeling:

    Kimyasal peeling en fazla leke, iz ve kırışıklık tedavisi için kullanılmaktadır. Deriye soyucu ve cildin derin tabakalarına nüfuz ederek iyileştirici etki gösteren solüsyon sürülerek işlem gerekleştirilir.

    Kimyasal peeling, işlemin derinlik seviyesine göre yüzeysel, orta ve derin olmak üzere sınıflandırılır. Bu sınıflandırma, derinin hangi tabasına kadar soyulma geçekleştirdiğine göre yapılmaktadır. Günümüzde, yüzeysel ve orta derinlikteki uygulamalar daha sık yapılmaktadır. Derin peeling uygulamalarının yerine lazer ile soyma yöntemi daha çok tercih edilmektedir.

    Yüzeysel peelingte en çok kullanılan maddeler alfa hidroksi asitler (AHA), beta hidroksi asit (BHA), Jessner solüsyonu ve düşük konsantrasyonlu triklorasetik asittir (TCA). Tüm bu ürünler ciltte soyulmayı artırıcı etki gösterir. Böylece hücre yenilenmesi hızlanır.

    Yüzeysel peeling uygulama nedenleri;

    Düzensiz kuru cildin düzenlenmesi

    İnce kırışıklıkların giderilmesi

    Sivilce tedavisinde

    Leke tedavisinde

    Uygulama sonrasında geçici kızarıklık, pullanma ve soyulma olabilir, ancak günlük yaşamı etkileyecek boyutta değildir. Düzenli uygulanan peeling tedavisinden sonra cilt daha canlı ve ışıltılı bir görünüm kazanır. Tedavi sonrası ve seans aralıklarında mutlaka güneşten koruyucu krem kullanılmalıdır.