Etiket: Tedavi

  • Mini Tüp Bebek Tedavisi

    Mini Tüp Bebek Tedavisi

    • Mini tüp bebek tedavisi yeni bir tedavi şekli midir?

    Aslında tüp bebek tedavisinin ilk uygulandığı yıllarda tüm tedaviler Mini Tüp Bebek uygulamasıydı. İlaçsız bir adet döngüsünde doğal siklusta tüp bebek yapılıyordu. Tek yumurta ile gebelik sağlanmaya çalışılıyordu. Yeni bir tedavi şekli değil ama biz tüp bebek uzmanlarının tekrar ilgisini çekmeye başladı ve yeniden gündeme geldi diyebiliriz.

    • Mini tüp bebek ile klasik tüp bebek tedavilerinin farkı nedir?

    Klasik tüp bebek tedavilerinde amacımız 10 civarında yumurta alabilmektir. 1990-2000 yılları arasında alınabildiği kadar çok yumurta hedefleniyordu. Oysa günümüzde, önce “daha kaliteli yumurta” esas alınıyor.

    Birden fazla yumurta alabilmenin tek yolu yumurtlama artırıcı ilaçlarla ön tedavi yapılmasıdır. Klasik tüp bebek tedavisinde âdetin 3. gününden itibaren 10 gün süreyle yumurtlama artırıcı ilaçlar kullanılır. Bu arada, zamansız çatlamasını engellemek için 1-3 hafta süreyle yumurta koruyucu iğneler de kullanılır. Bu tedavi sırasında kişi kendine en az 15 enjeksiyon uygulamaktadır. Ancak bu şekilde olgunlaşmasını tamamlayan ve döllenmeye hazır çok sayıda yumurta elde edilebilmektedir.

    • Mini tüp bebek tedavisi nasıl yapılır?

    Adetin 3. günü ultrason ile kist olup olmadığı kontrol edilir. Sadece folik asit vitamini verilir. Herhangi bir iğne verilmeden 4 gün sonra tekrar ultrason ile yumurta büyümesi kontrol edilir. Kişinin kendiliğinden büyüyen doğal yumurtası izlenmektedir. Yumurta kistinin çapı 13 mm olunca yumurta koruyucu iğneler başlanır. Beraberinde yumurtanın büyümeye devam etmesini desteklemek için 1-2 ampul yumurtlama iğnesi ilave edilir. Toplam 5-6 enjeksiyon ile tedavi tamamlanır. Hafif bir anestezi ile tek yumurta alındıktan sonraki laboratuar aşamaları, klasik tüp bebek ile benzerdir. Embriyo oluşumu izlenerek uygun zamanda embriyo transferi yapılır.

    • Mini tüp bebek tedavisinin kimler tercih ediyor?

    Günümüzde en sık tercih edenler, tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı yaşamış, yumurtlama kapasitesi az, yumurta kalitesi düşük olan kişilerdir. Bu tedaviye, bir tür son deneme gözüyle bakılmaktadır.

    Ancak giderek artan ve bu tedavinin popüler olmasını sağlayan başka nedenler de var. Çalışan, entelektüel kadınlar, özellikle erkek faktörü nedeniyle tüp bebek tedavisine başlıyorlarsa, fazla tedaviden, fazla ilaçtan ve tahlilden kaçınmak istiyor.

    Bu tedavinin daha ekonomik olması gerçeği de ilgi çekici bir yönüdür. Daha az sayıda enjeksiyon yapılıyor. Daha az ilaç masrafı ile neredeyse hiç kan tahlili yapılmadan tedavi tamamlanabiliyor. Tüp bebek uygulama maliyeti de neredeyse klasik tedavinin üçte birine iniyor.

    • Mini tüp bebek tedavisinin ‘’Hasta Dostu’’ olduğunu söyleyebilir miyiz?

    Aslında 20-30 yıl öncesine kıyasla, günümüzdeki klasik tedavi şekli zaten ‘’hasta dostu’’. Modern tüp bebek uygulamaları artık daha az, ancak daha kaliteli yumurtayı hedefliyor. Kullanılan enjeksiyonlar kişinin kendi kendine uygulayabildiği, cilt altına yapılabilen küçük iğnelerden oluşuyor. Geçmişe oranla çok daha modern uygulamalar. Ancak hâlâ mükemmel değiller ve iğneler dışında bu tedavilerin aynı başarıyı yakaladığı başka bir ilaç tedavisi şekli ne yazık ki yok.

    Mini tüp bebek tedavisi uygulama şekli dikkate alınırsa gerçekten en ‘’Hasta Dostu’’ tedavi programıdır.

    • Klasik tüp bebek tedavisine göre mini tüp bebek tedavisinin dezavantajları var mı?

    En önemli dezavantaj gebelik oranlarıdır. Mini tüp bebek uygulamasının bir denemede gebelik şansı %8-9 civarındadır. Oysa klasik tüp bebek uygulamasının bir defada %40-45 civarında gebelik şansı olduğunu hatırlayalım. Eğer kararlı bir şekilde üst üste 6 defa mini tüp bebek uygulanırsa gebelik şansı klasik tüp bebek yöntemi ile bir denemedeki gebelik oranına ancak yaklaşabiliyor.

    Bu arada diğer önemli dezavantajlar, yumurta ve embriyo gelişimi ile ilgili aksamalardır. Mini tüp bebek tedavisinde tek yumurta hedeflendiği için, kötü kaliteli yumurta, boş yumurta gibi kötü sürprizlerin yanı sıra, laboratuar aşamasında embriyo gelişmemesi ile de karşılaşılabilir.

    • Mini tüp bebek klasik tüp bebek tedavisinin yerini alabilir mi?

    Bir tedavinin uygulama kolaylığı kadar, vaat ettiği başarı oranı da seçimde önem taşıyor. Mini tüp bebek kolaylığı çok çekici gelse de başarı oranlarının istenen düzeyde olmaması bizim ve hastalarımızın tereddüt etmesine yol açabiliyor. Çünkü çiftler, sonucunda güzel haber alma şansının yüksek olması şartıyla, tüp bebek tedavisinde fiziksel açıdan yıpranmayı göze alabiliyor.

    Bugün için, klasik tüp bebek tedavisinin yerini ne mini tüp bebek, ne de ilaçsız tüp bebek tedavisi tutmuyor. Başarı oranları en yüksek olan hâlâ klasik uygulamalar. Ancak klasik tedavilerin de hastaya daha az eziyet verecek yeni uygulamalar, yeni görüşlerle kolaylaştırıldığını unutmayalım.

  • Prp uygulamaları

    Prp uygulamaları

    PRP (Platelet Rich Plasma), en doğal gençleşme yollarından biri. Güneş ışınları, sigara kullanımı, gebelik, stresli yaşam ve beslenme düzeninin dengesizliği gibi birçok etken sebebiyle yıpranan cildimiz PRP tedavisi sayesinde kaybettiği yapıları geri kazanıyor. Çok çeşitli vücut alanlarında kullanılabildiği gibi hastanın kendi kanı kullanılarak yapılan bir tedavi olduğu için tamamiyle doğal; tamir mekanizmaları uyaran, kullanışlı bir tedavi metodudur.

    PRP (Platelet Rich Plasma) Nedir?

    PRP tedavisi, kolunuzdan hekim tarafından alınan 10cc kadar az bir kan kullanılarak yapılıyor. Alınan bu kan santrifüj cihazında yüksek devirde (3000) çevrilerek 9-10dk. sonunda platelet dediğimiz kan hücrelerinden ve GF dediğimiz büyüme faktörlerinden zengin plazma kısmı elde edilerek yapılıyor. Bu plazma ihtiyaç duyulan cilt bölümlerine çok ince uçlu iğneler vasıtası ile enjekte diliyor. Böylece cildimizi oluşturan ana yapılardan olan kollajen ve elastin artışı en doğal yolla tetiklenmiş oluyor.

    PRP Hangi Durumlarda Kullanılır?

    Lekeli bölgeler,

    Akne skarları,

    Sarkma ve kırışıklık olan bölgeler,

    Çatlak tedavisi,

    Saç dökülmeleri.

    PRP Hangi Bölgelere Uygulanabilir?

    Göz altı dahil tüm yüz,

    Boyun ve dekolte bölgesi,

    Saç dipleri,

    Boyun,

    Basen bölgesi,

    El üzeri.

    Seans Sayısı

    Kişiden kişiye ve tedavi türüne göre değişmekle birlikte ortalama 3-6 seans arası başarı sağlanmaktadır.

    Seans Süresi ve Seans Aralıkları

    PRP seans süresi bölgenin büyüklüğüne göre 30-40 dk. sürmektedir. Kişiden kişiye değişmekle birlikte seanslar 2-3 hafta aralıklarla düzenlenmektedir. Sonrasında destek tedavi olarak 7-8 ayda bir seanslar tekrarlanmaktadır.

    Tedavi Sonrası Uyarılar

    Tedavi sonrasında hastanın dinlenmesini gerektiren herhangi bir durum bulunmamaktadır. Hasta normal günlük hayatına devam edebilir. PRP tedavisi süresince güneş banyosu ve solaryumdan kaçınılmalıdır. Tedavi kürü sonunda ciltteki hassasiyet ve morluklar iyileştikten sonra hastanın güneşlenmesinde bir sakınca yoktur.

  • Tüp Bebekte Başarı İçin Altın Öğütler

    Tüp Bebekte Başarı İçin Altın Öğütler

    Sizden önce bu yöntemle bebek sahibi olan milyonlarca çift ol duğunu biliyor muydunuz?

    • Tedavinizin başarılı olması için pozitif düşünmeye başlamalısınız.
    • Tedavi sürecinde stres olumsuz bir faktördür. Doktorunuzla ve yakınlarınızla endişelerinizi paylaşın.
    • Randevunuza yanınızda bir kitap veya dergi ile gidin. Belki bir süre beklemek zorunda kalabilirsiniz.

    Kendinizi biraz şımartmanızın bir zararı olmaz. Sevdiğiniz yi yeceklerden tüketmeye, yanınızda bir parça çikolata bulun durmaya ne dersiniz?

    • Muayenelerve sonrasındaki görüşme sırasında yanınızda eşinizin veya yakın bir arkadaşınızın bulunması yararlı ola bilir
    • Sorularınızırandevunuza gelmeden bir yere yazın, sorun, al dığınız yanıtları ve tedavinizle ilgili söylenenleri not edin.
    • Önerilen ilaç tedavilerini titizlikle uygulayın.
    • İlaçlarınızı nasıl kullanacağınızdan emin olamadıysanız veya yanlış uyguladığınızdan şüpheleniyorsanız merkeze ulaşın ve teyit edin.
    • Size verilen bilgilendirme kitapçıklarını okumanız, tedavi sü recindeki aşamaları bilmeniz tedaviye uyumunuzu ve böyle ce de başarınızı arttıracaktır.
    • Unutmayın; siz de tedavi ekibinin bir parçasısınız. Takımdaki herkes rolünü iyi ve doğru oynamalı ki sonuç zafer olsun.
    • Sağlınıza özen gösterin. Beslenmeniz, uykunuz şimdi daha da önemli. Düzenli beslenin, sebze, meyve, bitki çayları ve bol sıvı tüketimine dikkat edin. Günde 8 saat uyumalı, geç yatmamalı ve sabah erken kalkmalısınız.
    • Çalışıyorsanız, temponuzu biraz azaltmaya gayret edin. Yor gunluk tedavinizi olumsuz etkileyebilir.
    • Gün içinde küçük molalar vererek bedeninizi ve ruhunuzu dinlendirmeye gayret edin.
    • Kullanacağınız ilaçları iyice öğrenin ve nereden ne zaman temin edeceğinizi kararlaştırın. Gerekli adres ve telefonları not edin.
    • Sigara içiyorsanız bırakmalısınız. Sigara %13 oranında in  fertilite nedenidir ve hem yumurta hem de sperm kalitesini olumsuz etkilemektedir.
    • Stresle baş etme tekniklerinden faydalanın, gevşeme teknik lerini kullanın. Derin nefesler almak, olumlu düşünmek (mut lu düşünce kavramı), doğa yürüyüşleri, dikkatinizi dağıtacak hobilerinizle uğraşmak, günlük tutmak işe yarayabilir. Akupunktur vb tamamlayıcı tıp yöntemleri konusunda doktorunuzdan bilgi alabilirsiniz.

    Tüm çabalarınıza rağmen stresiniz artıyorsa profesyonel yardım almalısınız. Psikolog veya psikiyatrist eşliğinde daha rahat bir tedavi dönemi geçirebilirsiniz.
    Başaracağınıza inanın. Olumlu konsantrasyon ve inanmak başarının ilk adımlarıdır.

  • Lipoliz!!

    Lipoliz!!

    Diyet yaparak çözemediğiniz, belli bir bölge için incelme veya selülit yağları için bugün artık Avrupa’da soya enjeksiyonları yöntemi uygulanıyor. Ülkemizde az sayıda hekimin uyguladığı bu yöntem Avrupa ve ABD’de büyük ilgi görüyor. Bazı kişilerin kiloları fazla olmadığı halde belirli bölgesel aşırı yağ birikmesi olur. Kadınlarda bacak, kalça, karın, belin yan tarafları, erkeklerde ise özellikle karın ve bel en çok yağ biriken bölgelerdir.

    Lipoliz çok etkili bölgesel incelme ve zayıflama sağlayarak yağ eriten bir uygulamadır. Lipoliz’in en önemli özelliği ameliyat gerektirmeden bölgesel yağlardan arınma olanağı vermesidir. Lipliz uygulamasında soyadan elde edilen fosfatidil kolin kullanılır. Soya enjeksiyonu ile kilo verilmez fakat bölgesel olarak incelme sağlanır.

    Son günlerde en gözde bölgesel incelme yöntemlerinden olan Lipoliz etken maddesi fosfatidilkolin olan bir ilaç kullanılmaktadır. Bu madde kişinin vücudunda bulunan ve yağ metabolizmasında önemli rolü olan bir maddedir. Lesitin ve fosfatidilkolin, vücudumuzda yağları parçalamaktan sorumlu olan, safra kesesi tarafından yapılan safranın içinde bulunmaktadır. Bu tedavinin niçin yan etkisinin olmadığı konusunu açıklar. Çünkü vücudumuz bu prosesi her zaman zaten yapmaktadır. Lipoliz tedavisinin avantajı direkt olarak hedef seçilen vücut bölgesindeki yağ dokusunun içine enjekte edilmesidir. Böylelikle yağ eritici etkisi hızlanır. Bu yöntem, mezoterapi uygulamasına benzer bir yöntemle fazlalıkların yok edilmesi istenilen bölgelerde, çok ince uçlu bir iğne ile ilaç enjeksiyonu şeklinde gerçekleşiyor. Gözaltı torbaları yağdan oluşuyorsa ve gıdı bölgesinde fazla yağlanma varsa bu yöntem uygulanabilir.

    Lipoliz Nasıl Etki Sağlar?

    Lipoliz vücuda enjekte edildiğinde yağ hücrelerinin zarının geçirgenliğini artırır ve parçalanan yağ hücreleri karaciğer tarafından yok edilir. Bu uygulama yöntemi yağ hücrelerinin sayısını azaltır ve sayısal tipte artan yağ hücresi çoğalmamalarında çok etkilidir. Bu nedenle belli bölgelerdeki yağlanma tamamen ortadan kalkar. Bu tedavi yöntemi vücuttaki bölgesel yağ birikimlerini cilt derinizde gevşemeye yol açmadan yok edebilmektedir. Lipliz doğal yollardan yağ yakımını arttırmaktadır.

    Lipoliz Etki Ne Zaman Başlar? Kaç Seans Gerekir?

    Kişinin problemine göre seans sayısı değişiklik gösterebilir. İğnelerin etkisi izlenerek en az 2 hafta aralıklarla yapılmaktadır. 1. seansın sonuçları ise 2-3’cü haftadan sonra görülmeye başlar. Fakat erime çok daha uzun süre devam eder. Seans sayıları kişiden kişiye farklılık göstermekle birlikte 3–6 seans veya 4–8 seans şeklinde olabilir.

    Lipoliz Hangi Bölgelere Uygulanır?

    Doğum sonrası kalan yağ kitleleri, çene altı, kollar, karın, bel, kalça, basen ve bacak bölgesindeki bölgesel yağlanmaların yok edilmesinde uygulanabilmektedir. Erkeklerin sırt yağ birikintilerinin tedavisinde alternatifsizdir. Dengeli beslenme uygulandığı ve egzersizle desteklendiği sürece sonuçlar kalıcıdır.

    Lipoliz Diğer Yöntemlerden Farkı Nedir?

    Lipoliz ile yağların erimesi ve atılması esas olarak vücudun kendi doğal süreçleriyle olur. Enjeksiyonlar yağ hücresi zarının akışkanlığını ve geçirgenliğini artırarak, vücut yağlarının hücre dışına çıkışını kolaylaştırır. İlacın zerk edildiği yağ dokularında doğal bir metabolik süreç harekete geçerek yağları eritir. Vücuttan atılmasını sağlar. Lipoliz tedavisinin en büyük özelliği yavaş fakat derin erime sürecidir.

    Lipoliz, yağ hücrelerini normal boyutlara getirir. Hatta birçoğunu yok eder. Yağ hücresi bir kez yok olduktan sonra bir daha yeniden oluşmaz. Bu işlem, bazı yağ hücrelerini tamamen yok ettiği için, Liposuction’a benzetilebilir. Ancak Liposuction bu işi cerrahi olarak yapar ve mekanik bir şekilde yağları vakumla çeker.

    Liposuction ameliyatı sonrasında vücut şeklinin deforme olmaması için korse giyilmesi gerekir. Bundan başka ameliyat izi, morluklar ve ödemler uzun süre devam eder. Oysa Lipoliz iğnelerini yaptırırken, sosyal hayatınıza normal bir şekilde devam edebilirsiniz.

    Öte yandan Liposuction yaptırdıktan sonra yeniden kilo alacak olursanız, vücudunuzda yeniden biriken yağların farklı yerlerde toplanma ihtimali vardır. Deri dalgalı görünür. Vücut genellikle deforme olur.

    Lipoliz ile de o bölgedeki yağ hücreleri kısmen yok olur. Ancak doku Liposuction kadar hasar görmediği için daha doğal bir dağılımla geri gelir. Esasında bölgesel yağlanma tedavilerini, kilosu daha sabit olan insanlara yapmak gerekir.

    Acı veya Ağrı Hissedilir Mi?

    Bu uygulama kesinlikle acılı bir yöntem değildir. Mezoterapi iğnesine benzer son derece ince uçlu bir iğne ile uygulama yapılır. Uygulama yapılan bölgelerde hafif kızarıklık, hassasiyet, ısı artışı, kaşınma, ödem bazen küçük morarmalar görülebilir fakat kısa sürede geçer.

    Herhangi Bir Yan Etkisi Var mı?

    15 yıldır kolesterolü düşürmek ve belli bir takım hastalıkların tedavisinde kullanılan bu ilacın sağlık açısında herhangi bir yan etkisi yoktur. Bugün başta Amerika ve Avrupa’da olmak üzere birçok ülkede uygulanmaktadır. Hekim kontrolünde yapılması gerekir.

  • Awt (akustik dalga tedavisi)

    Awt (akustik dalga tedavisi)

    Selülit uzun zamandır birkaç tedavi yöntemi olmasına rağmen bütünüyle kaybolmayan bir sorundur. Fakat çok yeni bir sistem olan (AWT) Akustik Dalga Tedavi yöntemi selülit tedavisinde dünyada kanıtlanan başarıları ile selülit yok etme yolları arasında en gözde uygulama olmuştur. Kimyasal nitelikli herhangi bir madde kullanmayarak, lazer, vakum yada farklı bir tekniğe gerek kalmadan güçlü ses dalgalarının verdiği şoklar ile alt dermis içerisinde bulunan çukurlara etki eder. Selülit tedavisi yapan AWT bu sayede üretilen ses dalgaları deri ve yağlardan geçerek selülite neden olan tüm etkenleri düzeltir.

    Akustik Dalga Terapisi 6-10 cm derinliklere kadar güçlü mekanik enerji dalgaları ile tam kat doku kontrolü sağlar. Sorunlu doku içinde şok dalgaların mekanik gücünden yararlanılarak metabolik ve iyileştirici özellikleri açığa çıkarır.

    Dünyada ilk uygulama ABD’li şarkıcı Madonna ile yapılan Akustik Dalga Terapisi, selülit tedavisindeki etkili ve başarılı sonuçlar üzerine kongreler düzenlenerek bilimsel olarak kabul görmüştür.

    Vücut Selülit Neden Yapar?

    Derideki gevşeklik,

    Yüzeyde bulunan yağ dokusundaki aşırı şişkinlik,

    Yağ dokusu ile deri arasındaki bağlarda aşırı gerginlik,

    Sertleşen bağ dokularında yavaşlayan kan ve lenf akımından kaynaklı aşırı sıvı birikimi,

    Selülit tedavi edilmediği takdirde yukarıdaki etkenler birbirini etkileyerek sorunun daha da ilerlemesine neden olmakatdır.

    Akustik Dalga Terapisi Şok Dalgalar Sonucu Nedir?

    Selülitin bulunduğu bölgenin elastikiyeti artar ve sıkılaşır,

    Fibroz bantlar; çözülerek cildi bırakır ve selülit giderilir,

    Yağ hücrelerinde hücre zarı geçirgenliği arttığı gibi Bu sayede hücre içi yağlar serbestleşir ve yağ dokuda hacim azaltılır,

    Kan ve lenfatik dolaşım güçlenerek düzenlenir,

    Kaslarda biyomekanik uyarı ile kas kondüsyonu artar,

    Metabolizma hızını artırarak kilo vermeye yardımcı olur.

    Akustik Dalga Terapisi Kimlere Uygulanamaz?

    Ciddi karaciğer ve börek yetersizliği olanlar,

    Hamillik ve emzirme durumu olanlarda,

    Bacakta flebit ve derin ven trombozu var ise,

    Tedavi edilecek alanda iltihap durumların var ise,

    Bacaklarda varis sorunu için cerrahi operasyon yapılmışsa,

    Ciddi kalp damar hastalıkları olanlar,

    Tedavi edilmemiş kanama bozukluğu olanlar yada kan sulandırıcı ilaç almak zorunda olanlar,

    İleri düzey şeker hastalığı olanlarda.

    Akustik Dalga Tedavisinde Nelere Dikkat Edilmeli?

    Tedavi günü 4 litre ara günler 3 litre su içilecek,

    Her gün 20 dakika yürüyüş yapılacak,

    Kan sulandırıcı ilaçlar kullanılmayacak.

    Akustik Dalga Terapisi Uygulaması

    Akustik Dalga Terapi AWT güvenli, acısız, ağrısız ve konforlu bir tedavi yöntemidir. Uygulama yapılacak olan selülitli bölgede anlık yoğun bir basınç ve titreşim hissedilmektedir. Uygulama yaklaşık olarak 15-45 dk. sürmektedir. Öğle arası uygulanabilen bu tedavi ile günlük hayatınız etkilenmez. Deri sıkılaşması ve yağ doku kayıplar ile diyete gerek kalmadan bölgede %5-12 arasında incelme görülebilmektedir. Dokuların kendini yenileme sürecine bağlı 1-2 ay içersinde kendini göstermeye başlar.

  • Şiddetli kaşıntı sosyal yaşamdan soyutluyor

    Ürtiker halk arasında yaygın bilinen adıyla kurdeşen, toplumda sık görülen cilt hastalıklarının başında geliyor. Kızaran, kabaran, kaşıntı yapan döküntülerle gelişen hastalık, özellikle alerjik bünyeli kişilerde daha sık görülüyor. Bazı ciddi hastalıkların belirtileri ile benzer özellikler gösteren ürtikerde doğru tanı ve tedavi önem taşıyor.

    Aniden başlayan kaşıntılar kronik hale gelebiliyor

    Ürtikerin, akut ve kronik olmak üzere iki tipi bulunmaktadır. Akut tabloda döküntüler 15-20 dakika içinde genellikle kaybolur. Hatta hasta, sabah hastaneye gittiğinde hiçbir iz kalmamış olabilir. Ancak bu döküntüler kimi zaman öyle kaşıntılı olur ki kişinin iş ve özel yaşamı sekteye uğrar ve sorunlar yaşanabilir. 6 haftayı geçmiş olan ürtiker kronik olabilir. Döküntüleri kısa sürede ortadan kaldırmak mümkün olabildiği gibi zaman zaman inatçı olabilir. Antihistaminik ilaçlarla hastanın hayatına devam etmesi sağlanabilir.

    Döküntüler ağız içinde görülmeye başlarsa…

    Ürtikerin yol açtığı döküntüler, saçlı deri dahil, vücudun her yerinde görülebilir. Ancak en önemlisi ağız içi ve solunum yollarıdır. Böyle bir tabloda, hasta solunum sıkıntısı ile acile gelir. Hastanın adrenalin gibi özel bir takım ilaçlarla konforlu solunum sağlayabilmesi için belirli tedaviler verilir. Bu uygulamaların evde yapılması ya da önlenmesi mümkün değildir. Bu nedenle döküntüler oral mukozaya yani ağız içi ve dudak çevresine sıçrarsa ve solunum sıkıntısı olursa zaman kaybedilmeden doktora gidilmelidir.

    Stres, hastalık gelişiminde önemli rol oynuyor

    Ürtiker, genelde alerjisi olan kişiler arasında yaygın olmakla birlikte, alerjisi olmayan kişilerde de görülebilmektedir. Alerjiye ek olarak; tiroid, mide-bağırsak hastalıkları, kolejen doku hastalıklarının ilk semptomları olabilir. Ürtikerin bir diğer önemli nedeni de strestir. Bir kişi vücudunda kızaran, kabaran, kaşıntı yapan ve sonra da kaybolan döküntüler görüyorsa hemen doktora başvurmalı ve nedenini öğrenmelidir. Hastadan alınan kan, idrar ve dışkı testleri ile ürtikere neden olabilen hastalıklar tespit edilip, hastaya ek tedavi verilebilir.

    Nedeni bilinmeyen ürtiker tedavisinde psikolojik destek önemli

    Ürtiker tedavisi, hastanın durumuna göre değişir. Hastaya, akut ve kronik ürtiker teşhisi konmasının ardından tedavide ilk seçenek olarak antihistaminik ilaçlar devreye girer. Eğer şikayetler artarak devam ederse steroid yani kortizon tedavisi başlanabilir. Hastanın tetkiklerinde herhangi bir problem tespit edilmezse ve klinik tablo 6 haftayı da geçmiş ise “Kronik idiopatik ürtiker” yani nedeni belli olmayan ürtiker teşhisi konulur. Bu durumda tıbbi tedaviye ek olarak psikiyatristten yardım alınabilir.

    Şikayetler azalınca ya da geçince tedavi bırakılmamalı

    Ürtiker tedavisi uzun solukludur ve ilaçlar, “döküntüler geçti denilerek” asla bırakılmamalıdır. Eğer ilaçlar, 3 gün kullanılıp bırakılırsa ürtiker, daha şiddetli bir şekilde geri dönebilir. Bu nedenle hastaya genelde aylık tedaviler verilir, iyileşse bile tedaviyi bırakmaması ve tekrar doktora başvurması gerektiği söylenir. Belirtiler azalmışsa tedavi, doktor tarafından basamak basamak azaltılarak sonlandırılır. Ancak şikayetler hala devam ediyorsa süreç 2-3 ay, hatta daha fazla uzayabilir.

    Ürtiker hastalarının adım adım dikkat etmesi gerekenler

    · Ürtikeri aktive eden alerjen gıdalar tüketilmemelidir. Özellikle çilek, yumurta sarısı, fındık, fıstık, çikolata ve deniz ürünlerinden uzak durulmalıdır.

    · Kişi hayatındaki değişiklikleri çok iyi not etmelidir. Banyodaki sabun, şampuan, cilde uygulanan topikal bazı maddeler ürtikeri tetikliyorsa kaçınılmalıdır.

    · Çamaşırlar, deterjan artıklarının kalmaması için çift durulanmalıdır.

    · Çamaşır yıkarken yumuşatıcı asla kullanılmamalıdır.

    · Banyoda cilt rahat bırakılmalı, kese ya da lif yapılmamalıdır.

    · Solunum yoluyla giren alerjenler açısından tozlu ortamlarda bulunulmamalıdır.

  • Tüp Bebek

    Tüp Bebek

    Tüp bebek tedavileri artık tüm dünyada standartlaşmış 3 temel adımdan oluşur. Tedavi yumurtalıkların çok sayıda yumurta hücresi üretmeleri amacıyla uyarılması ile başlar. Uyarılma, farklı günlerde ve farklı dozlarda ve hatta farklı yollar ile (ağızdan veya iğne ile) kullanılan ilaçlar ile olmaktadır. Yine bu süre hastadan hastaya değişiklik göstermekle birlikte ortalama 8-11 gün kadar sürebilir. Sonraki adım ise bu yumurtaların toplanması ve embryo oluşturmak üzere döllenmesidir. Döllenmeden sonra embryolar annelerinin rahmine transfer edilecekleri ana kadar 3-5 gün süreyle laboratuvardaki inkübatörlerde saklanırlar. Transferden 10-12 gün sonra gebelik testi yapılır.

    Her ne kadar bu standartlaşmış basamaklar mevcutsa da her çift kendine özeldir ve farklı yaklaşımları gerektirir. İşte bu nedenle bu konuda uzmanlaşmış ve tedavinin her aşamasında sizinle iletişimde olacak bir ekip ile yola çıkmalısınız. Tüp bebek tedavisi sadece bir ilaç tedavisi yumağı değil çift ile birlikte ekibin psikolojik olarakta birlikte yürümeleri gereken yoldur.

    En önemli nokta ise tedavi sonucu beklentinin ne olması gerektiğidir.

    Tüm teknolojik gelişmelere rağmen bu tedavi sonucu başarı yüzde yüz değildir ve başarıda önemli olan en önemli faktörler;

    • Kadın yaşı,
    • Daha önce gebeliğinin olup olmaması,
    • Tüp bebek yapma

    Nedeni olarak sayılabilir.

    Hastalarımızın tedavi seçeneklerini ve olası başarı şanslarını karşılıklı konuşmayı istemekteyiz ancak olası beklentileri için Amerika Birleşik Devletlerinde ki tüm tüp bebek uygulamalarında kadın yaşına göre elde edilen gebelik oranlarını incelemelerini öneririz.

  • Kronik Pelvik Ağrı

    Kronik Pelvik Ağrı

    Kronik pelvik ağrı göbek deliği altı ile leğen kemiği arasında lokalize, 6 aydan daha uzun süredir var olan, devamlı yada aralıklarla gelen ağrılar olarak tanımlanmaktadır. Kronik pelvik ağrılar kadınlar arasında en sık görülen medikal problemler arasında yer alır. Ağrı genellikle orta şiddettedir ve künt, keskin yada kramp tarzında olabilir. Sıklıkla karnın alt kısmında,kasık bölgesinde tarif edilir. Hemen hemen her durumda ortaya çıkabilir. Cinsel ilişki esnasında, tuvalette hatta merdiven çıkarken bile ağrı başlayabilir. Sıklıkla uzun süre ayakta durmak ağrıları başlatır. Şiddeti hafiften çok şiddetliye kadar uzanabilir.

    Tüm kadınların yaklaşık %10‘unda var olan bu ağrı türü kadınların çok çeşitli tıbbi müdahalelere tabi tutulmasına neden olan ve çoğu durumda kesin tanıya gidilemediğinden kadının sosyal yaşamını derinden etkileyebilen bir ağrıdır. Jinekolojik muayenelerin %15, laparoskopilerin %20 kadarı bu nedenle yapılır.

    Kronik pelvik ağrı varlığında depresyon ,uyku problemleri ,iştahsızlık ve halsizlik problemleri görülür. Ne tür olursa olsun ağrı kaslarda bir gerginlik yaratır. Uzun süren ağrılar pelvik bölge dışındaki mesane, bel kasları,bağırsaklar gibi kaslarda da fonksiyon bozukluklarına neden olur.

    Hatta pelvik alandaki cilt ve bağ dokularında da hassasiyet görülebilir.

    Araştırmalar depresif, aşırı stres altında olan ve cinsel yada fiziksel tacize uğramış kadınlarda daha sık kronik pelvik ağrı olduğunu göstermektedir. Ruhsal gerginlik henüz bilinmeyen bir mekanizma ile belki de sistemin kimyasını bozarak ağrı ile mücadele etme yeteneğini bozmaktadır.

    Kronik pelvik ağrının nedenleri nelerdir?

    Kronik pelvik ağrıların %90 nedeni jinekolojik sorunlara bağlıdır. Jinekolojik nedenlerle olan pelvik ağrıların bir kısmı uterus dışı nedenlerle, bir kısmı ise uterin nedenlerle olan pelvik ağrılardır
    Kronik kasık ağrısı tıbbın esrarengizliğini koruyan konularından birisidir. Altta yatan bir neden bulunamadığından nasıl baş edileceği de bilinmez.

    Kronik kasık ağrısının nedeni her zaman tam olarak bilinemez. Altta yatan organik bir sebep olabileceği gibi pek çok durumda ağrının nedeni psikolojik nedenlerdir. 50’den fazla durum kasık ağrısına yol açabilir.En sık suçlanan nedenler şunlardır:

    • Enfeksiyonlar

    Kronik ağrı nedenlerinden akut enfeksiyonlar ve bunların sekelleri önemli rol oynar. Aslında enfeksiyon esnasındaki ağrı kronik değildir ancak enfeksiyona bağlı gelişen yapışıklıklar normal anatomiyi bozdukları ve organlarda yer değiştirme ile çekilmelere neden oldukları için kronik ağrı sebebidirler.

    Endometriosiz ( Çikolata Kisti )

    Rahim iç tabakasının bulunması gerektiği yerden daha farklı bir yerde bulunmasına endometriyozis adı verilmektedir. Rahim iç tabakası normalde her ay düzenli olarak kanamayla atılan bir dokudur ve endometriyoziste doku karın içinde bir yerde hapsolduğundan kanama buraya olur. Karın içindeki kan vücut tarafından yok edilirken oluşan iltihabi süreç ve oluşan yapışıklıklar kadının ağrı duymasına neden olur.Endometriozisde ağrı en sık rastlanılan şikayettir.Ağrı genelde adet kanamaları ile birlikte görülür.

    • Yapışıklıklar

    Pelvis içinde veya karnın daha üst kısımlarında daha önceden geçirilmiş ameliyatlara bağlı, endometriyozise veya pelvik enfeksiyonlara bağlı yapışıklıklar oluşabilmektedir. Bu yapışıklıklar özellikle bağırsakların hareketlerini kısıtladıklarında şişkinlik ön planda olmak üzere çeşitli şiddette ağrıların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Yapışıklıklar çoğu durumda kronik ağrının laparoskopi yöntemiyle değerlendirilmesinde saptanırlar. Bu yapışıklıkların aynı seansta giderilmesi mümkün olmakla beraber bazen geniş ve kalın yapışıklıklar için açık ameliyat gerekebilir.

    • Yumurtalık kistleri ve miyomlar

    Kronik ağrıların bir nedenide yumurtalık kisti ve miyom varlığıdır.

    • Rahimde pozisyon bozuklukları

    Rahimin geriye doğru dönük olması uzun yıllardır kronik pelvik ağrı ve bel ağrısı nedeni olarak görülmektedir. Her 100 kadından yaklaşık 20 sinde rahim geriye doğru dönüktür. Gerçekte bu durum ağrıya neden olmaz ancak eğer rahimin geriye dönük olmasına neden olan endometriozis yada yapışıklık gibi bir etken var ise bu aynı zamanda kasık ağrısına da yol açabilir. Eğer muayenede rahim geriye doğru dönük olmasına rağmen rahat hareket edebiliyor ise yani serbestse büyük olasılıkla ağrının nedeni geriye dönüklük değildir. İleri derecede geriye dönüklük varlığında ise rahimin kan dolaşımı bozulacağından ağrı görülebilir.

    • Zor Doğumlar (Allen Masters sendromu)

    Bebeğin uzun süreler sonunda ve zorlanarak doğduğu durumlar vajina ve dış genital bölgede yırtıklar oluşmasına neden olabileceği gibi aynı durum rahimi yerinde tutan bağlar için de geçerli olabilir. Bu yırtıklar büyük olduğunda özellikle adet döneminde şiddetlenmekle beraber sürekli var olan bir ağrı nedeni olabilmektedirler.Doğum sonrası rahimi yerinde tutan ve sarkmasını engelleyen bağlarda yırtılmalar olabilir. Yırtıkların iyileşmesi tam olmaz ve defekt kalır ise şiddetli pelvik ağrı ortaya çıkar. Bu durumun tedavisi pek mümkün değildir. Defekti düzeltmek için yapılan cerrahi girişimler genelde sonuç vermez.
    Ayrıca dışa boşalma yöntemi ile korunan kadınlardada kronik pelvik ağrılar sıklıkla görülmektedir.Nedeni uterus yan bağlarında erkeğin penisi ani geri çekimine bağlı olarak küçük kanamalar olması ve zaman içinde burada yapışıklık olmasıdır.

    • Pelvik konjesyon (göllenme)

    Pelvisi oluşturan damarlarda kan göllenmesi olarak adlandırabileceğimiz bu durumun kronik ağrıya neden olabileceği ileri sürülmektedir.Ancak bunun mekanizması tam olarak açıklanamamıştır. Tanı genellikle kronik ağrının değerlendirilmesi amacıyla uygulanan laparoskopi incelemesinde bölgedeki toplar damarların şiştiğinin gözlenmesiyle konur. Tedavide doğum kontrol hapları veya diğer hormon içerikli ilaçlar kullanılabilir.

    • İnterstisiyal sistit

    İnterstisiyal sistit enfeksiyon belirtileri olmadan mesanenin içini döşeyen dokunun kronik olarak iltihaplanmasıdır. Bu rahatsızlığın belirtileri arasında ağrı, basınç hissi ve sık sık idrara gitme hissi yer alıyor. Nedeni tam olarak bilinmeyen bu durumun tanısı sistoskopi (optik bir cihaz ile mesanenin incelenmesi) ile konur. Tedavisi oldukça zor olan bu durumda üroloji hekimine başvurmak gerekir.

    • Mittelschmerz (yumurtlama ağrısı)

    Dismenore dışında bilinen tek siklik yani düzenli,ritmik ağrıdır. Adet döneminin ortasında yaklaşık 14. güne denk gelen dönemde görülür. Yumurtalık içinde büyüyen yumurta hücresinin yarattığı bası ve çatlama esnasında yumurtalık dokusunun bütünlüğünün bozulması bu ağrıya neden olur. Yine çatlama sonrası görülen az miktarda kanama karın boşluğunda irritasyon ve ağrıya neden olur.

    Mide-barsak sistemine ait kronik pelvik ağrı nedenleri

    Kronik apandisit: Kronik apandisit durumunda sağ alt kadran ağrısı izlenir. Apandiste perforasyon olursa pelvik apse gelişir ve kronik pelvik ağrıya neden olabilir.
    İnflamatuvar barsak hastalıkları: Ülseratif kolit ya da Crohn hastalığı gibi kalın barsağı tutan hastalıklar kronik pelvik ağrıya neden olur. Karında şişkinlik, aralıklarla gelen kramplar, kronik kanlı ishal gibi şikayetlere neden olur.

    Kolon ve rektum kanseri: Kronik pelvik ağrı yapan nedenler arasındadır.
    Kas – iskelet sistemi hastalıklarına bağlı kronik pelvik ağrı nedenleri

    Koksikodini: En çok zor ve travmatik vajnal doğum sırasında kuyruk sokumunda (sakrokoksigeal ligament) oluşan hasar sonucunda ortaya çıkar. Bu hastalar özellikle merdiven çıkarken ya da uzun süre oturmada kuyruk sokumunda ağrı hissederler. Bu bölgede oluşan hasar nedeniyle kaslarda gerilim (gerilim myaljisi) sonucunda pelvis tabanında, kaslarının spazmı ile kronik ağrılar ortaya çıkar. Kuyruk sokumunda olan hasar düşmeler ya da trafik kazası gibi olaylara bağlı olarak da gelişebilir.

    Levaton ani sendromu: Pelvis taban kaslarının spazmından kaynaklanır. Bu hastalar vajinal ya da rektal muayene sırasında batma tarzında ağrı olduğunu oturma pozisyonunun ağrıyı artırdığını ve sıcak uygulamanın ağrıyı hafiflettiğini ifade ederler.

    Miyofasyal ağrı sendromu: Kas üzerinde tetikleyici noktalardan başlayan kas ağrısı, lokal yansıyan ağrıya ya da pelvik ağrıya neden olur. ”Carnett belirtisi” adı verilen kasın gerilmesiyle lokal hassasiyetin artması gözlenir. Hasta sırt üstü yatar pozisyonda iken düz bacak kaldırma ya da başını göğsüne değdirme hareketi sırasında, kaslarda ağrının ortaya çıkması miyofasyal ağrı sendromunu destekler.

    Fibromiyalji: Kaslarda, eklem yerlerinde yaygın ağrı, yorgunluk, bitkinlik, uyku bozukluğu, kramplar, kulak çınlaması ile seyreden bir hastalıktır. Hastanın tüm tetkikleri normal çıkar, teşhis hastanın ifadesine göre konur.

    Psikolojik nedenler

    Diğer bütün etkenler bir yana kronik pelvik ağrıda en önemli neden psikolojik faktörlerdir.Yapılan araştırmalarda kronik pelvik ağrıdan şikayetçi olan hastalarda psikolojik bozukluklar anlamlı oranda fazla bulunmuştur.

    Tanı için ne yapılır?

    Kronik pelvik ağrının tanısında amaç altta yatan etkeni ortaya çıkarmaktır. Bu amaçla muayeneden laparoskopiye kadar pek çok tanısal girişimde bulunulur. Kan tetkikleri enfeksiyonu gösterme açısından yardımcı olabilir.

    Tanıda kullanılan yöntemler:

    • Muayene: Enfeksiyon bulgularının saptanması, pelvis boşluğunu dolduran kitlelerin tespit edilmesi ve hassas alanların belirlenmesi açısından önemlidir.
    • Görüntüleme yöntemleri:Ultrason, karın röntgen filmi, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans karın boşluğu içindeki anormal oluşumları saptamak için önemlidir.
    • Kan ve idrar tetkikleri: İdrar yolu enfeksiyonlarını ve kasık ağrısına yol açabilen bazı kan hastalıklarını tespit için kullanılır.
    • Kültür: Cinsel yolla bulaşabilen hastalıkların tespiti için vajinal ve servikal kültürler alınabilir.
    • Laparoskopi: Endometriozis ya da pelvik konjesyon gibi hastalıkların saptanması açısından kronik kasık ağrısında son çare olarak laparoskopi yapılabilir.

    Tedavi nasıl düzenlenir?

    Kronik pelvik ağrıda tedavi altta yatan etkene yöneliktir.Böyle bir etken bulunmadığında psikoterapi yardımcı olur.
    Kronik pelvik ağrıya neden olabilecek çok çeşitli hastalıklar olduğu için tedavide hasta ve hasta yakınlarının eğitimi son derece önemlidir. Hastanın ruh hali, psikososyal durumu da bu ağrılarda etkilidir. Hekim ve hasta ağrıya neden olabilecek olasılıkları tartışmalı ve ağrının tedavisi sırasında yapılacak çalışmalar sıralanmalıdır. Hasta tedaviden sonra düzenli aralıklarla kontrol edilmelidir.
    Kronik pelvik ağrının medikal tedavisinde analjezikler, antidepresan ilaçlar gibi bir takım ilaçlar kullanılmakla beraber bu hastaların psikolojik destek alması da gerekmektedir.

    Medikal Tedaviler

    • Analjezikler: Narkotik olmayan analjezikler (ibuprofen, naprosyn, vb) mide ve barsakta ülserasyon yapabileceğinden dikkatli kullanılmalıdır. Ağrı çok fazla ise ve diğer yöntemler ile tedavi edilemiyorsa narkotik analjezikler (hidrokodon, oksikodon, kodein, v.s.) tercih edilir. Bu ilaçlar sersemlik, uyuşukluk, bulantı yapabilir.
    • Hormon tedavileri: Pelvik ağrılarınız adet döngüsünün belirli bir fazı ve yumurtlamayı sağlayan hormonal değişiklikler ile çakışabilir. Doğum kontrol hapları ve diğer hormonal ilaçlar pelvik ağrılarınız hafifletmeye yardımcı olabilir.
    • Antibiyotikler: Bir enfeksiyon ağrı kaynağı ise, antibiyotik tedavisi gerekebilir.
    • Antidepresanlar: Özellikle kronik pelvik ağrısı ve depresyon belirtisi olan hastalarda trisiklik antidepresan tercih edilir. Kas spazmına bağlı ağrılarda ise spazm giderici ilaçlar kullanılabilir. Pelvik taban kasları gevşetmek için gerektiğinde elektrikli sinir stimülasyonu ya da masaj tedavisi gibi çeşitli yöntemler kullanıldığı gibi bu tür ağrıların tedavisinde başarı sağlayan fizik tedavi uzmanından da yardım alınabilir.

    Terapiler

    Doktorunuz kronik pelvik ağrısı için tedavinin bir parçası olarak spesifik bazı terapiler veya prosedürler önerebilir. Bu tedaviler aşağıdaki gibidir:

    • Fizik tedavi: Karın bölgenize sıcak ve soğuk uygulamalar, germe egzersizleri, masaj ve diğer gevşeme teknikleri ile kronik pelvik ağrı düzelme gösterebilir. Doktorunuz ayrıca pelvik taban kaslarını güçlendirmek için egzersizler önerebilir. Bir fizyoterapist bu terapiler ve başa çıkma stratejileri ile size yardımcı olabilir.
    • Deri yoluyla elektriksel sinir stimülasyonu (TENS): Bu yaklaşım, lokalize veya bölgesel ağrıların düzelmesine yardımcı olabilir. TENS tedavisi sırasında, elektrotlar yakındaki sinir yollarına elektriksel uyarılar gönderirler ve bu şekilde bazı ağrıların kontrol edilmesine yardımcı olur.
    • Danışmanlık: Hasta depresyon, cinsel istismar, kişilik bozukluğu, sorunlu bir evlilik ya da bir aile krizi ile iç içe olabilir. Bu nedenle psikolojik, sosyal, ruhsal ve duygusal sorunlar için yardım alma, tedavi planının önemli bir parçası olabilir.
    • Tetikleyici nokta enjeksiyonları: Doktorunuz ağrı hissediyorum dediğiniz belirli bir nokta bulursa, olası bir tedavi seçeneği olarak ağrılı noktaya bir enjeksiyonla uyuşturucu ilaç enjekte eder. Bu şekilde, genellikle uzun-süreli etkili lokal anestezik, ağrıları engellemek ve rahatsızlıkları gidermek için kullanılabilir.

    Cerrahi Tedaviler:

    • Laparoskopik cerrahi: Bazı durumlarda, pelvik yapışıklıklar veya endometrium dokusu laparoskopik ameliyatla alınabilir. Laparoskopik cerrahi sırasında, doktorunuz bir kameranın bağlı olduğu araçlar kullanarak, karında birkaç küçük kesi yoluyla işlemi gerçekleştirir.
    • Laparoskopik uterin nevre ablation (LUNA):Ağrının giderilmediği durumlarda başvurulan yeni bir ameliyat türü ise rahme uzanan sinirlerin kesildiği ve laparoskopik uterin nevre ablation (LUNA) olarak adlandırılan ameliyattır. İlaç tedavisine ve klasik cerrahi girişimlere cevap vermeyen durumlarda LUNA kesin sonuç verebilir.
    • Histerektomi: Son çare olarak, doktorunuz histerektomi önerebilir. Ameliyatla rahimi kaldırma işlemi gerekebilir. Histerektomi ağrının bazı nedenleri için bir seçenek olabilir mecbur kalmadıkça tavsiye edilmez. Eğer ağrılarınız diğer konservatif tedavi yaklaşımları sonrasında gitmediyse ve şiddetli adet ağrısı yaşıyorsanız uygulanabilir.
  • Ameliyatsız yüz germe!!

    Yaz mevsimi, güneş ışınlarının cildimize en çok temas ettiği mevsimdir. Güneş ışınlarının D vitamini sentezi gibi faydalı etkilerinin olmasının yanında, yaşlanma sürecini hızlandırdığı artık bilinen bir gerçektir. Bu nedenle yaz sonrasında güneş ışınlarının etkisiyle bağ dokumuzda oluşan elastikiyet kaybının tedavisine erkenden başlarsak, sonbahara daha sağlıklı girebiliriz.

    Günümüzde ameliyat olmadan yapılan gençleşme işlemlerine talep oldukça artmıştır. Bunun sebepleri arasında ameliyat sürecinin zahmetli olması, anestezi zorunluluğu olması, ameliyat sonrasında sosyal hayata dönmenin zaman alması sayılabilir. Artık teknolojinin de gelişmesi ile ameliyata gerek olmadan yapılan gençleşme işlemleri de çok çeşitlenmiştir. Bu konuda yapılabilecek işlemler, kişinin dokusunun özelliğine, kişinin cilt tipine göre seçilebilmektedir.

    Özellikle yazın yoğun güneş ışınlarına maruziyet sonrasında, genetik faktörlerin etkisiyle, sigara kullanımı ve sağlıksız beslenmeyle, çeşitli serbest radikal hasarları ile bağ dokumuzu oluşturan kollajen lifler ve elastik lifler güçsüzleşerek gevşerler. Bu etkiler cildimize özellikle yanaklarda, göz kapaklarında, burun kenarından dudağa doğru uzanan hatta ve boyun bölgesinde sarkma olarak yansır. Bu görüntü kişiyi olduğu yaştan daha yaşlı gösterir. Özellikle sarkma başlangıç evresinde yakalanır ve doğru tedaviler uygulanırsa; sarkmalar ilerlemeden önüne geçilir. Bu nedenle özellikle yaz mevsimi sonrasında, bağ dokusunun toparlanmasıyla yapılan yüz germe işlemi oldukça faydalı olan bir tedavi yöntemidir.

    Ameliyatsız yüz germe işlemleri arasında en sık kullandığımız yöntemlerin başında radyofrekans tedavileri gelmektedir. Radyofrekans tedavilerinin birçok çeşidi bulunmaktadır. Radyofrekans enerjisi cilde verildiğinde ısıya dönüşür. Isı, kollajen bantlar arasında oluşan ve kollajen bantların gevşemesine neden olan bağların kırılmasını sağlar. Ayrıca yeni kollajen ve elastik doku sentezini uyarır. Bu sayede bağ dokusunda sıkılaşma, gevşeyen cilt dokusunda toparlanma oluşur.

    Önceki yıllarda radyofrekans enerjisi yüksek dozlarda uygulanarak sıkılaşma sağlanmaktaydı. Bu şekilde etki artmaktayken, enerjinin yüksek olmasından dolayı işlem ağrılı olmaktaydı. Son yıllarda radyofrekans enerjisi daha düşük dozlarda tutularak, beraberinde kombinasyon tedavileri ile etkisi arttırılmaktadır. Bu sayede radyofrekans tedavisi ağrılı olmayıp, etkisi kombinasyon tedavisi sayesinde daha gözle görülür hale gelmektedir. Son yıllarda en sık tercih edilen kombinasyon tedavi seçeneği radyofrekans ve ultrason enerji kombinasyonu olmuştur. Bu sayede radyofrekans cilt altında ısıya dönüşerek etkili olurken; ultrason ses dalgalarının oluşturduğu mekanik etki ile bağ dokusunda etkili olmaktadır. Günümüzde sıkça uygulanan ve saten yüz germe adı da verilen radyofrekans ve ultrason kombinasyon tedavisi, ameliyatsız yüz germe işlemleri arasında en etkili yöntemlerden biridir.

    Ameliyatsız yüz germe işleminin avantajlar:

    Anesteziye gerek olmaması

    İşlem sonrasında herhangi bir dinlenme veya işten izin alma gibi bir sürecin gerekmemesi

    Sosyal hayata hemen devam edilebiliyor olması

    Ağrısız olması

    Etkinin kalıcılık süresinin yüksek olması

    Uygulama sonrası herhangi bir komplikasyonun olmaması

    Uygulamanın çok kolay olması olarak sayılabilir.

    Ameliyatsız yüz germe işlemleri hayat kalitesini bozmadan etkili olduğu için en çok tercih edilen yöntemler arasına girmiştir. Özellikle sosyal hayattan kopmadan, yaz mevsiminin ve güneşin yüzde oluşturduğu yaşlanma bulgularından bir an önce kurtulabilmek için ameliyatsız yüz germe tedavisi seçilmesi gereken tedavi yöntemidir.

  • İple yüz gençleştirme hangi bölgelere uygulanır?

    İple yüz gençleştirme hangi bölgelere uygulanır?

    -Cilt kalitesini artırmak istenen tüm alanlarda için,

    -Genel olarak yüzün yukarı doğru toparlamak için,

    – Çene kenarlarında oluşan sarkmayı azaltmak için,

    -Yüz ovalini daha belirgin hale getirmek için,

    -Burun kenarında dudak kenarlarına inen çizgilenmeyi (nazolabial çizgiyi) doldurmak için,

    -Çene altındaki ( gıdıyı) fazlalıkları azaltmak için,

    -Boyundaki sarkmaları ve kırışıklıkları azaltmak için,

    -Kaşları yukarı doğru kaldırmak için,

    -Göz kenarındaki çizgileri ( kaz ayakları) azaltmak için,

    – Kol altındaki sarkmaları azaltmak için,

    – Kısacası daha genç görünmek için ip uygulaması yapılabilir.

    İP TEDAVİSİNİN AVANTAJLARI NELERDİR?

    İp ile yüz gençleştirme tedavilerinin diğer tedavi yöntemlerine göre avantajları şunlardır;

    -Minimal invaziv bir yöntemdir. Yüzünüzde herhangi bir kesi yapmadan yalnızca iğnelerle uygulanır. Bu nedenle hem çok ağrılı değildir, hem de iz bırakmaz.

    -Kolay uygulanır. Lokal anestezi sonrası, uygun iğnelerle uygulandığı için, uygulama çok kolaydır. Yaklaşık 25-30 dakika sürer.

    -Güvenli bir işlemdir. Kullanılan ipler toksik olmayan, vücutta emilebilen iplerdir. Uzun yıllardır cerrahinin tüm alanlarında kullanıldığı için etkileri çok iyi bilinmektedir ve güvenle kullanılmaktadır.

    – Yan etki ihtimali azdır. Kanama, ödem gibi komplikasyon ihtimali olsa da tedaviye gerek olmadan 1 hafta içinde kendiliğinden geçer. Enfeksiyon ihtimaline karşı zaten büyük uygulamalarda profilaktik antibiyotik uygulaması yapılabilmektedir. Allerji ihtimali son derce düşüktür, ama olduğunda iplerin çıkartılması ve tıbbı tedavi gerektirir.

    -Uygulama hataları kolayca düzeltilebilir. Yanlış uygulamadan oluşabilecek asimetri, ip çıkması, katlattı izi, çöküklük kontrollerde kolayca düzeltilebilir.

    -Çok alana uygulama yapılabilir. Vücut, yüz, boyun gibi çoklu alanlara uygulama yapılabilir.

    -Diğer tedavilerle birlikte kullanılabilir. Botox, dolgu, prp, peeling gibi diğer kozmetik uygulamalarla kombine edilebilir.