Etiket: Tedavi

  • Romatizma, romatoloji, romatizmal hastalıklar

    Romatizma, romatoloji, romatizmal hastalıklar

    Vücudumuzun hareket etmesini sağlayan kaslar, kemikler, eklemler ve bu yapıları birleştiren bağlarda öncelikle ağrı ve hareket kısıtlılığına, bazen de şişlik ve şekil bozukluğuna neden olan hastalıklara, genel olarak romatizma adı verilmektedir.

    · Romatizma tek bir hastalık değildir. 200’e yakın hastalık bu sınıfa girer. Eklem romatizmaları (osteoartrit, romatoid artrit), yumuşak doku romatizmaları (fibromiyalji, boyun ağrısı, bel ağrısı) ve kemik erimesi (osteoporoz) bunlar arasında en sık görülenleridir.

    · Romatizmal hastalıklar genel olarak kadınlarda daha sık görülmekte ve yaş ilerledikçe sıklığı artmaktadır. Bununla birlikte, erkeklerde daha sık görülen (gut, ankilozan spondilit) ya da ön planda gençlerde görülen (örnek: sistemik lupus eritematozus) hastalıklar da vardır. Romatizmal hastalıklar çocukluk çağında da görülebilir.

    · Romatizmal hastalıkların önemli bir bölümünün kesin nedeni bilinmemektedir. Çoğunlukla bulaşıcı-mikrobik değildir. Kalıtsal özellikler (genetik yatkınlık) bazılarında önem taşır. Eklemlerdeki yükü artıran şişmanlık ya da damar yapısını bozan sigara kullanımı gibi dış etkenlerin engellenmesi romatizmalı hastalar için de yararlıdır.

    · Bazı iltihaplı romatizmal hastalıklar kas-iskelet sistemi dışında derimizi (kızarıklık, döküntü), iç organlarımızı (akciğer, böbrek, beyin vb.) etkileyebilir.

    · Bütün sağlık sorunlarında olduğu gibi romatizmal hastalıklarda da en uygun tedavinin yapılabilmesi için, ilk aşamada hastalığa doğru tanının konulması gereklidir. Romatizmal hastalıklara özellikle erken dönemde tanı konulması güç olabilir ve hastanın bir süre konunun uzmanı tarafından tetkik edilmesi ve izlenmesi gerekebilir. Romatizmal hastalıkların belirtileri zaman içinde değişiklik gösterebilir.

    · Romatizmal hastalığı olan her hasta için kişisel bir tedavi planı yapılması gerekir. Başka bir hasta için yararlı olan ilaçlar ya da tedavi girişimleri sizin için uygun olmayabilir. Doktorunuz tarafından önerilmeyen tedavileri uygulamanız, sizin için yararsız ve tehlikeli olabilir; uygun tedavinin yapılması gecikebilir.

    · Romatizmal hastalıkların bir bölümünde hastalık çok uzun süre devam edebilir. Bu hastalıklara müzmin (süregen) (kronik) hastalıklar denir. Bu durumda tedavininin de uzun süreceğini ve verilen ilaçların hekim kontrolünde sürekli alınması gerektiğini unutmayınız. Yapılan tedaviler hastalığı tamamen yok etmese bile, günlük yaşamınızın ağrısız ve rahat olmasını sağlamayı amaçlamaktadır.

    · Eklem, kemiklerimizin birleştiği, çoğu oynar bölgelere verilen isimdir. Bazı eklemlerimiz çok hareketlidir (örnek; dirsek, diz, parmak, ayak bileği eklemleri); bazı eklemlerimiz ise, sadece kemiklerin birleşmesini sağlar (kafatasımızdaki eklemler). Omurgamızda da boyun ve belimizi hareket ettirmemizi sağlayan eklemler vardır. Eklemlerde bulunan kıkırdak dokusu kemiklerin birbirine sürtünmesini engeller.

    · Doktorunuz teşhisinizin artrit olduğunu belirtirse, eklem ya da eklemlerinizde iltihap olduğu kanısına varmıştır. Artrit, ön planda, hareketli eklemlerin hastalığıdır. Artritin en önemli belirtileri eklemde ağrı, şişlik, kızarıklık, sıcaklık ve eklemin normal hareketlerini yapamamasıdır. Ağrı, eklemin hareket etmesiyle, istirahatte ve bazen de gece meydana gelebilir. Hasta eklem bölgesinde, özellikle sabahları ve istirahat sonrası tutukluk (eklemin hareketlerinde güçlük) daha belirgindir. Bu hastalıklarda sadece eklemler değil eklemin çevresindeki kaslar, yumuşak dokular ve bağlar da etkilenebilir.

    · Uzun süren artritler eklemlerde şekil bozukluğuna ve eklemin hiç hareket edememesine yol açabilirler.

    · Halsizlik ve yorgunluk, artritli hastalarda diğer belirtilere sıklıkla eşlik eder.

    · Eklemlerin yapısının, özellikle kıkırdağın bozulması (dejenerasyon) ile seyreden ve halk arasında kireçlenme olarak da adlandırılan osteoartrit (artroz) en sık görülen eklem hastalığıdır. En çok diz ve kalça eklemlerini etkiler, çok sayıda eklemi tutması nadirdir. Genellikle elli yaşından sonra görülür. Bu hastalıkta ağrı genellikle hareket sonrasında ortaya çıkar, sabah yoktur.

    · Eklemlerde bulunan zarın (sinovya) ve daha sonra eklemin iltihaplanmasının ön planda görüldüğü romatoid artrit, yıllar içinde eklemlerin tahrip olmasına yol açabilen, sık görülen, müzmin bir hastalıktır. Çok sayıda eklemde iltihap görülür. Tüm vücudu etkileyen (sistemik) ve iç organları da tutabilen bir hastalıktır. Erken tanı konulması ve uzun süre ilaçlarla tedavi edilmesi gerekmektedir.

    · Omurga ve leğen kemiği eklemlerini tutan müzmin romatizma hastalığı ise, ankilozan spondilit adını alır. Genç erkeklerde daha sık görülür. Tedavi edilmemesi omurga hareketlerinde kısıtlanmaya yol açabilir.

    · Romatizmalı hastaların hastalıkları ve kullandıkları ilaçlar konusunda bilgi edinmeleri yaşamlarını olumlu yönde etkiler. Kullanılacak ilaçlar ve yan etkileri konusunda bilgisahibi olmanız gerekir.

  • Hızla yayılan ishal tehlikesine karşı önleminizi alın

    Hızla yayılan ishal tehlikesine karşı önleminizi alın

    Hava sıcaklıklarındaki ani değişimlere dikkat!

    Günde üç veya daha fazla sayıda yumuşak, sulu dışkılama durumu ishal olarak tanımlanmaktadır. Bu problemi yaşayan kişiler sürekli bir sıkışıklık hissi ile neredeyse tuvalete bağımlı kalmaktadır. Gelişmiş ülkelerde viral nedenli ishaller daha fazla görülürken; sosyoekonomik durumu düşük, alt yapı tesisleri yetersiz, temiz su sorunu yaşayan ve kişisel hijyene önem verilmeyen ülkelerde bakteriyel nedenler ön plandadır. Bu dönemlerde görülen ishaller de daha çok mikrobik ishaller olarak karşımıza çıkmaktadır. Uygun koşullarda saklanmayan yiyeceklerde üreyen mikroplar, enfekte suların içilmesi ya da bu sularla yıkanmış meyve sebzelerin tüketilmesi ishale neden olur. Aynı zamanda ishali olan kişilerin el hijyenine dikkat etmemesi de mikropların çevreye yayılımını kolaylaştırmaktadır. Başka hastalıklar nedeniyle kullanılan bazı antibiyotikler, bağırsağın emilim kusurları, bazı hormonal hastalıklar, stres de ishal nedenleri arasındadır.

    Aşırı sıvı kaybı hayati riske neden olabilir

    İshal hızla sıvı kaybına neden olduğu için tedavi edilmediği durumlarda ölüme kadar varan olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bebeklerde, yaşlılarda, hamilelerde ve bağışıklık sistemi ile ilgili rahatsızlıkları olan bireylerde hastalık daha ağır seyreder. Bu nedenle sıvı ve elektrolit kayıplarının yerine konulması tedavi için çok önemlidir. İshali olan kişilerin hastalık öyküsünün alınması, muayene ve kapsamlı tetkiklerle tedavi sürecine karar verilmesi gerekir.

    Su, şeker, tuz ve karbonat karışımı sıvı kaybını önlüyor

    Genel durumu iyi olan bulantı ve kusmanın olmadığı ateşi olmayan hastalarda 1 litre kaynatılmış soğutulmuş suya 1 çorba kaşığı şeker, 1 tatlı kaşığı sofra tuzu ve 1 çay kaşığı karbonat konularak karıştırılır ve hazırlanan karışım içilebildiği kadar sık aralıklarla içilir. Daha ağır durumlarda kişi ağızdan beslenemiyorsa, ateşi varsa ve ishal 24 saatten uzun sürdüyse mutlaka hastane şartlarında damar yolu ile sıvı ve elektrolit takviyesi yapılmalı, dışkı incelemesi yapılarak tedavi belirlenmelidir.

    Patates ve muz tedaviye yardımcı oluyor

    Hastalık sürecinde doğru beslenme çok önemlidir. Bu dönemde yağlı ve lifli gıdalardan kaçınmak gerekir. Patates ve muz potasyum kaybını önlemek açısından en önemli gıdalardır. Çorba, haşlama, püre, maarna ve pirinç tüketimi sağlanmalıdır. Tedavinin en önemli kısmı sıvı ve elektrolit kaybını önlemektir.

    Açıkta satılan yiyecekleri yemeyin

    İshale karşı kişisel temizliğe dikkat etmek, özellikle her fırsatta elleri yıkamak, kaynağı bilinmeyen, açıkta satılan veya dağıtılan, denetimsiz içme suları ve bu sularla yıkanmış sebze ve meyveleri tüketmemek, yiyeceklerin taze olmasına, paketlenmiş olarak satılan yiyeceklerin üzerindeki son kullanma tarihinin geçmemiş olmasına dikkat edilmelidir.

  • Osteoartrit; kireçlenme mecburi bir kader midir?

    Osteoartrit; kireçlenme mecburi bir kader midir?

    Osteoartrit Nedir?

    Bedenlerimiz yaşımızın artmasıyla beraber eskimektedir ve zaman, bizler farkında bile olmadan bedenlerimizi değiştirir. Çok az insan gençliğinden itibaren sağlığına gerçekten saygı göstermektedir. Bazen hayat şartlarımız ağırdır ve beden gücüyle çalışırız, bazen de biz bedenimizi gereksiz yere zorlarız. Halk arasında kireçlenme olarak bilinen ve tıp literatüründe osteoartrit ismini verdiğimiz hastalık da, en belirgin olarak kötü kullanılmış bedenlerin hastalığıdır.

    60 yaşını geçen her 5 kadından ve her 10 erkekten birisinin osteoartriti gelişmektedir. Genellikle yaşlanmayla beraber karşımıza gelen hastalarımızda, özellikle diz, kalça, bel, sırt ve el ağrılarında bu hastalık akla gelmektedir. Diz ve kalça ağrıları nedeniyle yürümekte zorlanma, ayakta durmakla artan bel ağrıları, başparmak kökünde ağrı ve el parmaklarında kemik çıkıntılarının gelişmesi hastalarımızın en fazla şikayet ettikleri konulardır. Bugün için her ne kadar osteoartrit hastalığında son tedavi noktası protez cerrahileri olsa da, bu tedavi yöntemine gelene kadar hastalara yapılabilecek doğru tedaviler belirlenmeli ve özellikle koruyucu hekimlik yapılmalıdır.

    Osteoartritin gelişiminde en önemli sebep mekanik sorunlardır. Eklemlerimiz, fazla yüklenmelere karşı hassastır. Aşırı yük, ya da belli hareketlerin ömür boyu sürekli yapılması, eklemlerin aşınmaya başlamasını sağlar. Yaşla beraber kıkırdakların kendini tamir ve yenileme özellikleri de azalır. Bugün için kireçlenme yapan durumlar;

    1.Artan yaş; 60 yaş üzerine çıkıldığında her yıl, osteoartrit rski daha belirgin artar.

    2.Fazla kilo; Her vücudun kendine göre ideal ağırlığından daha fazla taşıdığı yük, bu riski daha da arttırır. Öte yandan kilonun yaptığı bu yük kalçada daha az iken, dizde çok daha belirgindir. Bence burada en önemli faktörlerden biriside yürüme şeklimizdir. Yanlış yere basma alışkanlıkları sonunda doğal duruş biçiminin dışında, her adımda diz eklemi bir travmaya maruz kalır. Bu tür travmalar da, zamanla kıkırdak yapının ödemli hal almasına yol açar. Bu durum devam ettikçe, diz kıkırdağında sürekli bir tamir çabası gerçekleşir ve bu da ileride osteoartriti tetikler. Ömrünü tarlada ve merdivensiz bir evde geçiren aynı kiloda iki kadın kıyaslansa, tarlada sürekli çalışma sonucu toprağa kontrolsüz basmanın diz üzerine yaptığı olumsuzluk daha iyi anlaşılabilir. Öte taraftan, zayıf bir insanda da osteoartrit gelişebileceği unutulmamalıdır.

    3.Kadın olmak; Yaşla beraber değişen hormonal dengenin ve östrojen azlığının, kıkırdak yapısı üzerine etkisi olduğu düşünülmektedir.

    4.Eklem zedeleyici travmalar; Burada kastettiğim, dize alınan darbelerdir. Yüksekten atlamalar, düşme gibi olaylar anlaşılmalıdır.

    5.Bir bacağın diğerinden 1cm den daha uzun olması; Küçük ve anlaşılmayan bir bacak farkı, her zaman kısa bacak üzerine travma etkisi yapacaktır. O kadar küçük fark belki de anlaşılmadan yıllar geçecek ve kişide osteoartrit gelişecektir.

    6.Genetik özellikler; İşin gerçeği 11 genin kireçlenme ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Oysa bu etki son derece zayıf bulunmuştur. Kireçlenme açısından eklemleri farklı ele almak gerekir. Örneğin hasarlı el kireçlenmesi diyeceğimiz “eroziv osteoartrit” için genetik yatkınlık, diz ve kalçadan farklı ve daha belirgindir. Böyle hastaların özellikle bayanlar için geçerli olan ve benim anne-teyze-hala ellerinin durumu ile hastanın elinin benzer şekilde olma ihtimali arasında ilişki vardır.

    olarak sıralanabilirler. Bu faktörler içerisinde en öne çıkanı yaş ve kilodur.

    Hastatığın geliştiğini nasıl anlarız?

    Yıllardır inanılan görüş, bu hastalığın iltihapsız bir romatizma olduğu yönündeydi. Oysa benim de inancım ve son veriler ışığında, hastalığın kendine ait bir romatizmal reaksiyon da içerdiğini gösterir. Bu anlayış farkı, osteoartriti tedavi edilebilir hastalıklar sınıfına yaklaştırır.

    Bu hastalığa tanı konulmasında ilk adım, şikayeti iyice dinlemektir. Hangi eklem veya eklemlerde ağrıların olduğunu ve bu ağrıları günün hangi vakitlerinde olduğunu bilmemiz gerekir. Osteoartritte;

    Ağrılar hareketle artar.

    İstirahat edince ağrı azalır. Sabah ağrısız kalkılır ve ağrı gün içinde artar.

    Merdiven, namazda dizi katlamak, oturarak yenilen yemekler ve klasik tuvalet kullanımı özellikle diz ağrısını arttırır.

    Kalça ekleminde değişiklikler dizden daha yavaş seyreder.

    El işi, soğuk su ile uğraşmak da el ağrılarını arttırır

    Ayakta kalmakla ağrılar özellikle bel ve dizde artar.

    Tanı koyarken

    Hasta ile iyi bir sohbet ve ardından muayene ilk adımdır

    Şikayet edilen bölgenin basit filmleri görülür

    Konusunda uzman kişilerin ve artık özellikle tüm romatoloji kliniklerinin kullandığı ultrasonografi de tanıda yardımcı ve basit bir testtir.

    Gerekirse ileri görüntüleme testleri istenir (MR veya tomografiler)

    Nadiren diğer iltihaplı romatizmalardan dikkatlice ayırmak gerekir

    Film çekmek bize yol göstericidir. Burada bozulmuş eklem yapıları, daralma ve hasar anlaşılır. 60 yaşının üzerinde eğer bir hastada ameliyat düşünülmüyorsa MR çekmek son derece gereksiz bir tetkiktir.

    Tedavi metodları hakkında yorumlarım

    Erken tanı koymak tedavide ilk ve en önemli adımdır. Çünkü osteoartritte tedaviye erken başlanmazsa, kalıcı değişiklikler oluştuktan sonra etkili tedavi çok zordur.

    En etkili tedavi yöntemi, eklemi zorlayan faktörü ortadan kaldırmaktır. Bu faktör, en sık görülen osteoartrit şekli diz ekleminde olduğu için, kilo vermektir. Gençlik çağından itibaren sporu hayatın bir parçası yapmak ta önemli bir koruyucu hekimliktir.

    Hayat tarzı değişiklikleri yapılmalıdır. Bu planı yaparken, hangi eklem etkilenmişse ona göre farklı öneriler yapılır. Örneğin diz osteoartriti olan birisinin merdivenden, el osteoartriti olan birisinin de el örgüsü veya elle yapılan temizlik işlerinden kaçınması gibi.

    Cerrahi işi biraz kafa karıştırıcıdır. Diz eklemine yapılan artroskopik cerrahilerin bir faydası olup olmadığı halen anlaşılabilmiş değildir ve bilimsel makaleler bizlere bu konuda ikna edici sonuçların oluşmadığını belirtir. Düzeltici yani protezsiz cerrahiler ise ancak çok özel ellerde ve seçilmiş vakalarda başarılı olabilmektedir. Protez cerrahisi için ciddi korkular vardır. Bu noktada, sıklıkla ileri yaşa sahip olan hastalarımızın, şeker tansiyon gibi ek hastalıklarının da olması, hekimi ameliyat yapmaktan uzaklaştırmaktadır. Protezlerin belli bir ömrü vardır diye bilinir ve bir protez konacaksa, hastanın ileri yaşlarda cerrahi için gelmesi istenir. Oysa bizler kaç yaşında olursak olalım, kaliteli yaşamak ve hayattan zevk almak isteriz. Geceleri bizi yataktan kaldıran bir diz ağrısını 50 yaşında ameliyat ile ortadan kaldırma imkanı varken, hastaya bu ameliyatı yaşlanınca yapalım demek, hastanın ömrünü kalitesiz bir şekilde yaşamasını istemektir. Ben bu noktada kendime hep şu soruyu sormaya çalışırım ve ben olsam ne isterdim derim. 80 yaşında ve hayat dolu bir insana da cerrahiyi, sadece yaşı nedeniyle yapmamak bence yanlış bir davranış olacaktır.

    Bugüne dek osteoartritin ilaç tedavisinde hep ağrı kesiciler temelli bir tedavi yaklaşımı benimsenmiştir. Oysa, sürekli ağrı kesici alan birisinin, eklemini doğru pozisyonda koruma imkanı da azalacaktır. Bir yandan osteoartritin de kısmi iltihabi bir romatizmal hastalık olduğuna dair artan deliller varken, bu hastalığı tedavi etmek için sadece ağrı kesicileri kullanma çabası yetersiz bir tedavi yaklaşımıdır. Ancak bu konuda da kesin çözüm diyebileceğimiz ilaçlar henüz mevcut değildir ve hekimlerin kendi tecrübelerine dayalı farklı tedavi yöntemleri belirmektedir.. Son dönemde artan ve kıkırdak geliştirici olarak nitelenen hiyaluronik asit ve glukozaminoglikanın gerçekten etkili olup olmadıkları tartışmalı olup, doğru vakalarda fayda sağlayabilmektedirler.

    Eklem içi kortizon uygulanması, dizde 1-2 kez denenebilir. Ancak sık tekrarlanan enjeksiyonlar diz kıkırdağının zedelenme hızını da arttıracaktır.

    Kıkırdak nakilleri, büyüme hormon önleyici ilaçlar, kök hücre tedavileri henüz tatminkar sonuçlar sağlamamıştır.

    Omuz ekleminin, omurgaların osteoartritinin de temel tedavi yöntemi egzersizdir.

    Son zamanlarda hastalarımızın daha bir merakla sorduğu, halk arasında kök hücre tedavisi denilen ancak gerçek anlamında kök hücre ile alakası olmayan PRP tedavisi giderek yaygın bir hal almıştır. Bu konudaki şahsi kanaatim de bu yöntemin etkisiz olduğu yönündedir ve çalışma sonuçları bu yönde iyi bir sonuçtan bahsetmemektedirler.

    El osteoartritinin daha farklı değerlendirilmesi gerektiğini unutmayalım.

  • Fibromiyalji her yerimizin ağrıması mıdır?

    Fibromiyalji her yerimizin ağrıması mıdır?

    Öyle bir hastalığınız olacak ki, sürekli ağrılar çekeceksiniz ancak gittiğiniz doktorlar sizi muayene ettiklerinde şikayetlerinizi açıklamakta zorlanacaklar ve yapılan tüm testler normal bulunacak. Bir süre sonra ağrılarınızı anlatma çabanıza yakınlarınız bile kuşkuyla bakacaklar. Diğer taraftan da siz, kendinizde gizli bir kanser olduğunu düşünmeye başlayacaksınız belki de. Oysa rahatsızlığınız, aslında beyin ve ilgili sinir yapısının aşırı olarak dışa vurduğu bir ağrı hissi olup, ilaveten unutkanlık, uyku bozuklukları, halsizlik ve özellikle duygusal durumunuzda iniş çıkışlarla ilişkili bir durum olan fibromiyaljidir. Şu gerçeği kabul etmeliyiz, bu insanlar gerçekten ciddi bir ağrı çekerler. Ancak bu ağrıyı bir paket yapsak ve tamamen sağlıklı bir insana iğneyle verebilsek, çok daha az bir ağrı hissedildiği görülecektir. Hastalarımız bize sıklıkla benim ağrı eşiğim aslında çok yüksektir dese de, burada ifade edilen gerçek hassasiyet eşiğinin çok fazla olduudur.

    Fibromiyalji hastasını yukarıdaki paragrafın güzelce tarif ettiğine inanıyorum aslında. İnsanoğlu her gün daha fazla imkana sahip olsa da, toplumların %8’ini etkileyen bu hastalığa hem hastanın çevresi hem de doktorlar gerçek bir hastalık gözüyle bakmadıkları için, işler daha da karışıyor. Sonuçta kişi kendini daha da anlaşılmaz bir halde buluyor ve günlük hareketler daha da fazla ağrı veriyor, uykular daha bir bozuluyor sanki.

    Fibromiyalji her yaşta görülebilir ve kadınlarda erkeklere göre belirgin olarak daha fazladır. Zengin fakir, gelişmiş gelişmemiş, kültürlü kültürsüz tüm toplumlar benzer oranlarda etkilenmektedirler. Özellikle ailesinde uzun süreli ağrı yakınması ve yine fibromiyaljisi olan bireyler, psikolojik stres ve travmaya maruz kalanlar, yıllardan beri ağrıdan yakınanlar daha da kuvvetli hasta adayıdırlar. Öte yandan eğer hastamızın romatoid artrit, lupus gibi kronik hastalıkları da varsa fibromiyalji riski 3 kat daha fazladır. Tedavisinin tamamlandığını düşündüğümüz ancak işlerin yolunda gitmediğini ve ağrısının devam ettiğini belirten hastalarımızda mutlaka aklımıza fibromiyalji gelmelidir. Uzun süredir devam eden özellikle romatizmal kökenli bu hastalıklar, kişinin psikolojik dayanma barajlarını yıkmış ve örselemiş ve içinde fırtınalar kopartmıştır.

    Hastaların önemli bir kısmında en önemli şikayet ağrıdır. Bazen derinden gelen ve tam olarak yerini tarif edemediği bir ağrı yıllardır rahatsız etmektedir. Omuz, boyun ve sırt ağrıları daha da fazla hissedilir. Ağrılı adet sancısı (dismenore) şikayeti olanlarda da fibromiyaljinin daha fazla görüldüğünü söyleyebiliriz. Farklı bölgelerimizde de anlamsız ağrılar ve yakınmalar vardır, örneğin; çene ağrıları, sürekli halsizlik, ağrılı ve sık sistit geçirme hissi gibi. Ancak benim için barsak sistemi ruhun dışa yansıyan aynalarından birisidir. Zihni duru olan kişinin tuvalet alışkanlığı da saat gibi işler ve kabızlık, gaz gibi şikayetleri olmaz. Oysa fibromiyalji hastalarının yarısında ciddi kabızlık sorunu vardır ve hastalarımız gastroenteroloji polikliniklerinde hassas barsak sendromu tanısı alırlar.

    Neden fibromiyalji hastalarının ağrı algılaması veya hissetmesi daha fazla olur, acaba bu sorunu anlasak hastaya daha fazla yardımcı olabilir miyiz? Davranışlarımız, ruh yapımız ve hayatımızdaki sosyal durumumuz bu noktada hep etkilidir. Kendini zamanın akışına bırakarak, hiçbir hadise karşısında ayakta durmaya çalışmayan, hayatındaki olaylarda sebepleri başkasında arayan, elinden geleni yapsa da şartlarını değiştiremediği için bırakan kişiler için ağrı, vücudun kendisini dışa anlattığı bir dildir aslında. Bu durumu bir numara yapmak tabiriyle açıklamaya çalışmak da hastanın etrafının yaptığı bir hatadır genellikle. Bu hastalığı oluşturan faktörlerin başında uyku bozuklukları gelir. Aslında gerçekten iyi uyku gibisi yoktur ve sabah kalktığında mutlu olan, gülümseyen ve ne güzel bir gün başlıyor diyebilen insanın bedenine aslında fibromiyalji diye bir hastalık da uğramaz. Öte yandan şişmanlık, tembellik veya aktivite azlığı veya sporsuzluk, iş hayatında tatminsizlik eklenince işte size fibromiyalji olmaya aday bir kişi ortaya çıkmıştır.

    Bizim lisanımızla bir adım atalım öyleyse…

    Neyiniz var? Her yerim ağrıyor veya dokunduğum her yerim ağrıyor, bazen kramplar giriyor

    Şikayetiniz ne zaman başladı? Uzun süredir hissediyorum

    En çok nerede hissediyorsunuz ağrınızı? Omuzlarımdan kollarıma yayılıyor sanki, boynum da çok ağrıyor ve her yerime yayılıyor, kalçalarım da ağrıyor, bacaklarıma doğru inen ağrı ve üşüme ve yanmalarım var….

    Peki başka şikayetiniz var mı? Uyuyamıyorum veya kabızlık veya gaz

    Önceleri fibromiyalji tanısı için hassas noktaların sayılması önerilirdi. Ancak aklıma hiç yatmayan bu tanı metodunu bugün terk etmiş vaziyetteyiz. Tanıda en önemli adım, hasta ile çok net bir görüşme ve ardından da iyi bir muayene yapmaktır. İşte bir dönüm noktası ve hastaya bir teşhis koyduk artık ve inanın hastamızı rahatlatan ilk en büyük hareketimiz burasıdır. Çünkü artık şikayetlerinin bir adı vardır ve gerçek olduğu anlaşılmıştır. Muayenesinde belirgin özellik olmaması, testlerinin de güzel çıkması da ayrı bir rahatlatıcı faktör olmuştur kendisi için. Bundan sonra bilinmesi gereken, daha fazla test ve araştırma yapmaya artık kesinlikle bir son verilmelidir. Eğer doktorun kendisinin fark ettiği ve ispat edilen tıbbi ipuçları varsa, zaten hekimlerimiz bunu araştırmaktadırlar.

    Fibromiyalji hastasının derdini anlatamama, kendini ifade edememe ve acaba başka birisine daha mı sorsam endişesi zamanla tıbba olan güvensizliğini artırarak onu, ne olduğu belirsiz ot-çöp tedavilerinin kucağına itecektir.

    Klinikte tedavi ettiğim 60 yaşlarında ve fibromiyalji tanısı alan bir hastamız, tedavisinin ikinci ayında şikayetlerinin yarıya yakınının azalsa da tam geçmediğini söyledi, konuşmamız boyunca bana bu soruyu 6-7 kere tekrarladı ve her defasında baştan alarak anlattığım şeyleri dinlemediğini fark ettim. Kendisine bu hastalığın tedavisinde en önemli olan şeyi (peki siz kendiniz için ne yaptınız?) sorduğumda bana kızdı. Aslında hastalarımıza belki de iyi anlatamadığımız ve bazen bizim de ihmal edebildiğimiz en önemli tedavi basamağı hastanın hayata motive edilmesidir. İyi olacağına inanan insan mücadele etmesi gerektiğini anlar. Fibromiyaljide kişinin kendi ile pozitif mücadelesine ne kadar ihtiyacımız olduğunu anlatmaya kelimeler inanın kifayetsiz kalır. Hayata tutunmaktır aslında bu uğraşın sonucu…

    1. Mutlaka egzersiz yapmalısınız ancak bu yapacağınız egzersizler düzenli ve belli bir disiplin içinde olmalıdır. Az bile olsa devamlı olursa egzersizleriniz faydalı olacaktır. Evde yapılabilecek aerobik, plates ve aletli plates inanın sizi tahmin ettiğinizden fazla rahatlatacaktır.

    2. Davranış tedavisi olarak isimlendirilen ve küçük grupların eğitimini hedef alan bu tedaviyi aslında kendi toplumumuza uyarlamamız gerekir. Çünkü ülkemizde çoğunlukla ev hanımlarının bence etkilendiği fibromiyaljiden çıkış yollarını bulmak gerekir. Beraber kitap okuma saatleri, el örgüsü veya uğraş saatleri planlanabilir. Ev hanımları bir araya geldiklerinde zamanlarını faydalı geçirmenin yollarını aramalılar. Vücudumuzdaki her noktanın her türlü ağrı ve sızısını dikkate alarak, üşümesinin ve yanmasının ardında ne gibi hastalıklar olduğunu araştırmayı bırakmak gerekir.

    3. Tamamlayıcı tıp olarak bitkisel kökenli ilaçlar akla gelse de bunlar gerçekten etkili değillerdir. Ağrısını geçirmekte zorlandığım hastalarda akupunkturu nadiren önermekteyim ve bu konuda bilimsel veriler de artmaktadır. Hamam ve kaplıcalar, ancak egzersizin de birlikte sürdürüldüğü ve hastaya öğretildiği bir tedavi ise işe yaramaktadırlar.

    4. Kullandığımız ilaçlara gelince; tek başına ağrıyı kesmeye çalışmak başarı şansımızı azaltmaktadır. Uzun süre kullanılacağı için en düşük doz ve etkideki ağrı kesiciler kullanılmalıdır. Öte yandan anti-depresanları, asıl amacın iyi bir uyku olduğunu hatırlayarak verdiğimizi belirtmek isterim. Her ne kadar hastalığın altta yatan sebeplerinden birisi kronik depresyon olsa da, sadece depresyonu tedavi ederek fibromiyaljiden kurtulma ihtimalimiz azdır. Son yıllarda gabapentin ve pregabalin içerikli ilaçlar bu alanda en çok başvurduğumuz yöntemlerdir. Ancak tüm bu tedavi seçeneklerinin özellikle iştah arttırıcı, sersemlik verici, ödem yapıcı yan etkileri nedeniyle kullanılmaları kolay değildir.

    İşin gerçeği bence gayret etmeyen, hayatına bakış açısını değiştiremeyen bir fibromiyalji hastasının iyileşme ihtimali de azdır. Şartların ortaya çıkardığı stres faktörleri ne olursa olsun, bunlaradan şikayet edeceğine, bütün gücümüzü toplayarak o engelleri aşmamız gerekir. Ruh hayatın girdabına kapılmış giderken, bedenin ona sağlıklı bir şekilde ayak uydurması imkansızdır.

  • Romatoid artrit hastası nasıl yaşamalıdır?

    Romatoid artrit hastası nasıl yaşamalıdır?

    Bir süre önce ellerinde ve ayaklarında ağrılar başlayan bir hastamızın, bu derdine çare ararken duymaya başladığı “sende iltihaplı romatizma var” sözleri ile içini bir endişe kaplamaya başlamıştır. Nihayet bu teşhisi açıklayacak veya doğru olup olmadığını söyleyecek Romatoloji uzmanına ulaştığında da, hastalığının “Romatoid Artrit” olduğunu öğrenir. Derhal eve gidilerek internete bakılır ve aman Allah’ım o nasıl bir hastalık öyle, insanı sakat bırakan, eklemleri yakan ve yıkan. İşte o an hastamızda tam bir çöküş başlamıştır. Konu-komşu ve eş-dost da bu kederi arttıracak ne kadar cümle varsa söyler sanki kendisine……

    Evet, sıklıkla böyle başlar bu hikaye ve maalesef bu, çok kötü bir başlangıçtır. Kötülük hastalığın kendisinden çok, uzun bir mücadeleye başlamak üzere olan bir insanın, moralinin sıfırlanması ile alakalıdır. Yıllarca sürecek bir savaşa giriyorsunuz ve girerken de, ben bu savaşı kesinlikle kaybedeceğim diye şartlanıyorsunuz. Zaten bu düşünce içimize yerleştiği anda bu engeli aşmanız neredeyse imkansız hale gelmiştir.

    Yeni ve pek çok sayıda ilaç hayatımıza girmiştir artık. Bir yandan ağrılı eklemler ve düşük bir hayat kalitesi, öte taraftan kırılmış umudumuz, şaşkınlık içerisinde pek çok kişiye danışmak için çırpınışımız ve azalan sabrımız işimizi daha da zorlaştırmaktadır. Zamanla evdekiler de yorulmaya ve huzursuzlanmaya başlar sanki ve her şey üzerimize gelir. Her kafadan bir ilaç, doktor ve şehir tavsiyesi yağmaktadır artık….

    Peki ne yapmamız ve gerçekten nasıl yaşamamız gerekir. Bugün için aşağıdaki cümleleri hafızamızın özel bir yerine iyice yerleştirmeliyiz:

    Romatoid artrit artık tedavi edilebilir bir hastalıktır.

    Bu tedavinin doğru netice verebilmesi için düzenli ve kesintisiz olması şarttır.

    Tedavideki en ufak bir değişiklik bile, Romatoloji uzmanından habersiz yapılmamalıdır.

    Tedavi hastaya özel olduğu için, bazen kişiye göre doğru ilaçların tam olarak kararlaştırılması birkaç ay sürebilir.

    Tedavide en önemli aktör, güçlü ve inancını koruyan bir hastadır.

    Bilinçsiz ulaşılan ve seçilmeden alınan kirli bilgiler (internet, eş-dost tavsiyeleri) çoğunlukla zarar verir.

    Bu hastalığa ait özel bir diyet türü yoktur. Ancak ideal vücut kilosunu korumak önemlidir.

    Sigara mutlaka bırakılmalı ve düzenli bir hayat planlanmalıdır.

    Yeni teşhis almış da olsa veya eski bir Romatoid Artrit hastası da olsa hayatımızın bazı düzenlemelere ihtiyaç duyduğu kesindir. Dışarıdan nasıl gözükürse gözüksün, şiş ve ağrılı bir eklemin içinde kıyametler kopmaktadır. Hiçbir şey olmamış gibi, o eklemi zorlayarak hayatımıza devam edemeyeceğimizi, öte yandan da hayatın devam ettiğini ve hayattan kopmamamızın önemini kavramamız şarttır. Bu noktada tavsiyelerimizi, hastalığın şiddetli ve hafif olduğu zamanlara göre yapalım.

    Eğer şiddetli bir hastalık dönemi yaşıyorsak:

    Problemli eklemimizin istirahati sağlanmalıdır. O eklemi yormayarak bunu başarabiliriz. Örneğin dizde şişlik varsa yürümeğe zorlamak, merdiven, çömelme hareketi ve dizi katlayarak iş yapmak son derece yanlıştır. Eğer el parmaklarımızda şişlik varsa, elimizi dinlendirmeye çalışmamız gerekir.

    Şiş eklem bizim için sıcak eklemdir. Dolayısıyla sıcaktan uzak durmamız gerekir. Sıcak su banyoları, kaplıcalar sakıncalıdır. Aksine aktif dönemde soğutma yani aralıklarla buz uygulaması yapılabilir.

    Sıfır hareket de yanlıştır. Eklemi rahat ettirmeye çalışmak doğru ancak bu dönemde bile kas kuvvetini korumak ve eklem bütünlüğünün devamlılığı ve katılaşmayı önlemek için, pasif egzersizler ve yumuşak hareketler yapılmalıdır.

    Eğer hastalık sakin dönemde ise:

    Bu dönemde de eklemler zorlanmamalıdır. Ancak günlük aktivite daha fazla yapılmalıdır. Su ile uğraş gerektiren işlerden hep kaçınılmalıdır. Çamaşır ve bulaşık makinesi hayatın vazgeçilmez yardımcılarından olmalıdır.

    Sıkma, bükme, el bileklerine direnç uygulama da kaçınılması gereken yöntemlerdir.

    Eller, ince hareketlerle yorulmamalıdır. Uzun süreli eklem yorgunluğundan hala kaçınılmalıdır.

    Fazla kilolardan kurtulmak için bu dönem değerlendirilmelidir.

    Fazla basamaklı ve merdivenli evler imkan varsa değiştirilmeli, asansör kullanılmalıdır.

    Tarla, bağ bahçe gibi yumuşak toprakta yürümek diz eklemlerini zedeleyici olabilir, kaçınılmalıdır.

    Yine her hangi bir özel diyet bulunmamaktadır.

    Mevcut tedaviler özellikle yeni tanı alan veya son 10 yıl içinde aksamadan ve hasarsız olarak bugüne kadar getirilebilmiş hastalarda daha da etkindir. Ancak sakatlık oluşmuş hastaların da bu durumları göz ardı edilmemelidir. Eğer eklemlerde sakatlık gelişmişse:

    Elleri kapatırken aralık kalıyorsa, eller tutma görevini yerine getirirken zorlanabilirler. Cisimleri kalınlaştırmak rahatlık sağlayacaktır. Örneğin bir kalemin etrafına sarılan bez veya uygun bir plastik hortum ile daha rahat kavrama sağlanabilir. Benzer şekilde uygulama yemek yerken de yapılabilir. Bugün için artık özel üretilmiş yardımcı cihazlar bulunmaktadır.

    Fermuar gibi ince demir/plastiklere, kalın çengelli iğneler takılarak daha kolay tutulması sağlanabilir.

    Uzun saplı çatal, kaşık temin edilebilir.

    Yürüme alanlarında ayağın takılmasına neden olabilecek eşik, halı, gibi şeyler kaldırılmalıdır. Görme kusuru varsa, uygun gözlük alınmalıdır.

    Evlerde ıslak ve kaygan zeminler olmamalı, varsa önlem alınmalıdır.

    Tuvalette uygun destek demirleri olmalıdır.

    Sonuç itibariyle, hayat devam etmektedir ve kimin karşısına neyin ve ne zaman çıkacağı ise her zaman sürprizdir. Bugün bize düşen görev hastalığımızı kabullenmek, ümitle ve inançla hayatımıza devam etmek ve modern tıbbın bizlere sunduğu imkanları sonuna kadar zorlamak olmalıdır.

  • Yetişkinlerde ürtiker

    Ürtiker deri yüzeyinde oluşan, etrafı kırmızı büyüklüğü birkaç milimetreden birkaç santimetreye kadar değişen, ortası sıklıkla soluk, kaşıntılı plaklar veya deri döküntüleridir. Ürtiker olarak tanımladığımız bu tablo genellikle 24-48 saat içinde solmakta ve cilt üzerinde iz bırakmamaktadır.

    Ürtiker tek başına görülebileceği gibi yaklaşık olarak % 50 anjiyoödem olarak adlandırdığımız üzerine basıldığında çökme olmayan şişlik ile birlikte olabilir. Anjiyoödemle birlikte olduğunda cilt yüzeyi dışında cilt altı tabakları da etkilenmiştir. Anjiyoödem, genellikle dudak, dil, göz çevresi, el, ayak ve genital bölgeleri tutması önemlidir. Ayrıca kaşıntıdan çok basınç, yanma, ağrı hissi olur. Hastalar tarafından göz kapağında dudağında şişlik ile birlikte tüm vücutta olabilen kaşıntılı kırmızı deriden kabarıklık lezyonlar olabilir.

    Ürtikeryal lezyonlar altı haftadan kısa sürüyorsa akut olarak tanımlanır. Lezyonlar 6 haftadan daha uzun sürüyorsa, kronik olarak tanımlanır.

    Ürtiker/anjiyoödem, oldukça yaygın görülen bir deri reaksiyonudur. İnsanlarda yaşam boyu herhangi bir zamanda görülme riski % 15-25 arasında değişir. Hayatımız boyunca bir ürtiker atağı geçirme ihtimalimiz bulunmaktadır. Özellikle akut ürtiker genç erişkin ve çocuklarda daha sıktır. Kronik ürtikerse %1 gibi daha nadir görülür ve daha çok erişkinlerde ve bayanlarda görülür.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER DÖKÜNTÜSÜ NASILDIR

    Ürtiker deri yüzeyinde oluşan, etrafı kırmızı büyüklüğü birkaç milimetreden birkaç santimetreye kadar değişen, ortası sıklıkla soluk, kaşıntılı plaklar veya deri döküntüleridir.

    Ürtiker döküntüsü genellikle vücudumuzun herhangi bir bölgesinde aniden oluşur. Deri üzerinde küçük kabarcıklar meydana gelebilir. Bu kabarcıklar ve kızarıklıklar toplu iğne başı kadar olabileceği gibi daha büyükte olabilir ve kaşıntılıdır. Kabartılar beyaz veya kırmızı renkte görülür.

    Bazen çok az sayıda oluşur, ancak bazen de vücudun çeşitli bölgelerinde veya tüm vücudu kaplayacak kadar çok olabilir. Kabarcıklar sönmeye başladığında, etrafındaki kızarıklık kalabilir, daha sonra bu kızarık lekelerde yok olur ve cilt normale döner. Genellikle oluşan lezyonlar 24 saat ile 48 arasında iz bırakmadan kaybolur gider. Kızarıklık ve kabarıklık 24 saatten daha uzun süre kaybolmadan kalıyorsa ve kaybolurken hafif kahverengi iz bırakıyorsa, eklem ağrısı halsizlik ateş gibi diğer şikayetlerle birlikteyse ürtikerin alerjik sebeplerle olmadığını damarları etkileyen vaskülit gibi daha ciddi bir nedene bağlı olabileceğini düşünmek gereklidir.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER BELİRTİLERİ NELERDİR ?

    Her şey normal seyrederken hastaların çoğu genellikle anlam veremedikleri bir şekilde vücutta kaşıntı kızarıklık şikayeti başladığını söyler bazen uyandıklarında tüm vücutlarında kaşıntılı kırmızı deri döküntüleri olduğunu belirtir. Akut ürtiker olarak tanımladığımız deri döküntüleri kendiliğinden birden ortaya çıkar ve yine kendiliğinden kaybolup gidebilir.

    Hastaların bir kısmında yerini tam olarak belirleyemedikleri kaşıntıları olduğunu ve sonrasında tipik ürtiker lezyonları ortaya çıktığını söylerler.

    Ürtiker bazen özellikle hasta tarafından nasıl oluştuğu fark edilir. Efor yaptığında, terlediğinde, güneşe çıktığında, sıcakta ve soğukta olabilir. ürtiker psikolojik faktörlerden etkilenebilir yoğun stress durumlarında ortaya çıkabilir.

    Yetişkin bir hastada; 24-48 saatten daha süren, deriden kabarık, kaşıntılı kırmızı ortası soluk deri döküntüsü varsa, kendiliğinden vücudun bir yerinde olup sonra kayboluyorsa yaygın vücut kaşıntısı ile birlikte veya göz kapağında dudakta şişlik ile birlikteyse ürtiker düşünmek gereklidir.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKERİN SEBEPLERİ NELERDİR?

    Ürtikerden sorumlu olabilecek birçok faktör suçlanmıştır. Akut gelişen ürtikerdeki en önemli nedenleri ilaçlar, gıdalar ve enfeksiyonlardır. Kronik spontan ürtikerde çoğu zaman (%80-%90) sebebi pek belli değildir. Aslında ürtikerin nedenlerini araştırırken en önemlisi ayrıntılı bir şekilde hastanın hikayesini almaktır. Tek başına ayrıntılı bir hikaye ile nedenlerini bulma ihtimalimiz yüksektir. Hastalardan uygun ve ayrıntılı hikaye almak çok önemlidir ve bununla birlikte Kronik ürtikerden sorumlu olabilen nedenler araştırılmalıdır.

    Hastalar genellikle tüm vücutta yerini tam olarak belirleyemedikleri kaşıntılardan rahatsız olurlar. Hastaların kaşıntı şikayetleri sonrasında tipik ürtiker lezyonları belirir. Ürtikerde cilt üzerinde gördüğümüz tipik lezyonlar kısa sürede belirir, sonra kaybolurlar. Ürtiker plakları aynı yerde 24 saatten pek fazla kalmaz, gün içinde lezyonlar tekrarlayabilir. Ürtiker plakları yaygın olarak kol, bacak, gövdenin tümünde cilt kızarıklığı veya yüzeyden kabarık lezyonlar şeklinde olabildiği gibi birkaç milimetre büyüklüğünde toplu iğne başı gibi, bazen soluk ve birbirlerine çok benzeyen şekilde olabilir.

    Ürtiker oluşumunda birçok sebep temel olarak derideki alerji hücrelerinden histamin gibi kimyasal maddelerin salgılamasına neden olur. Bu maddeler o bölgede damarların genişlemesine, damar içinden dışarı doğru sıvı (serum) kaçmasıyla bunların deri içi alana sızmasına ve kaşıntıya neden olur. Buna ek olarak; aynı alerji hücreleri 5-6 saat gibi daha geç bir sürede diğer kimyasal maddeleri salgılar. Bu yeni salgılan maddelerde lezyonların daha uzun sürmesine neden olmaktadır. Sonuç olarak ciltte kızarıklık kaşıntı ve şişlik meydana gelir. Bu kimyasal maddeler kısa sürede vücutta ortadan kaldırılır. Ürtiker plakları vücudun bir yerinde kaybolurken başka yerinde ortaya çıkar genellikle 24 saatten uzun süre aynı yerde kalmazlar.

    Ürtiker nedenleri arasında ilaçlar ve gıdalar en sık nedenler içinde yer aldığı için bunlarla ilgili testleri yapılabilir. Bunun dışında alerjenler ( inhalasyon, kontakt ) ,Tranfüzyon reaksiyonları ,İnfeksiyonlar ( bakteriyal fungal viral helmitik ) Böcek sokmaları, romatizmal kollajen doku hastalıkları ,Malign hastalıkları (tümörler) otoimmun hastalıklar ( Hashimato troiditi ) gibi birçok neden sıralanabilir.

    Ürtiker nedenlerine baktığımızda birçok hastalığın seyrinde de ürtikeryal şikayetler ortaya çıkabilir. Bunlar içinde özellikle gıdalar, ilaçlar, yaygın alerjenler, hormon tedavileri, sıcak, soğuk, güneş ışığı, su, deriye baskı uygulanması gibi çevresel faktörler, duygusal stresler ve egzersiz yapılması gibi durumlar kurdeşene neden olma ihtimali daha yüksektir.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER İÇİN NE ZAMAN DOKTORA GİTMELİ

    Ürtiker deri yüzeyinde oluşan, etrafı kırmızı büyüklüğü birkaç milimetreden birkaç santimetreye kadar değişen, ortası sıklıkla soluk, kaşıntılı plaklar veya deri döküntüleridir. Ürtiker olarak tanımladığımız bu tablo genellikle 24-48 saat içinde solmakta ve cilt üzerinde iz bırakmamaktadır. Ürtiker kalıcı iz bırakmadan kaybolur gider fakat hastaların yaşam kalitesini hayat konforlarını çok etkilediği için depresyon gibi ciddi sorunlara yol açar. Ürtiker plaklar bazen daha önceden var olan hastalığın habercisi olabilir veya hastalığın seyri sırasında ortaya çıkabilir. Bu yüzden ürtiker önemsenmeli ve nedenleri araştırılmalıdır.

    Ürtikeryal döküntüler 6 haftadan fazla devam ediyorsa kronik ürtiker olarak değerlendirilir ve altında olabilecek hastalıklar araştırılmalıdır.

    Ani başlangıç gösteren ürtikeryal şikayetler 6 haftayı geçtiyse

    İnatçı ve uzun süre aynı yerde devam ediyorsa

    Solunum yollarını etkiliyorsa

    Ürtiker dışında halsizlik yorgunluk eklem ağrısı ciltte kuruluk gibi diğer şikayetleri de varsa mutlaka iç hastalıkları ile ilgili olabilecek hastalıklarda araştırılmalıdır. İç hastalıkları üzerine alerji hastalıkları eğitimi alan uzmanlar tarafından detaylı olarak incelenmelidir. Özellikle otoimmun hastalıklar, romatizmal hastalıklar, hepatit gibi enfeksiyon hastalıkları araştırılmalıdır.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER İÇİN DOKTORA GİDERKEN NE YAPMALI

    Her şey normal seyrederken hastaların çoğu genellikle anlam veremedikleri bir şekilde vücutta kaşıntı kızarıklık şikayeti başladığını söyler bazen uyandıklarında tüm vücutlarında kaşıntılı kırmızı deri döküntüleri olduğunu belirtir. Özellikle 6 haftadan fazla devam eden ürtiker şikayetleri olan hastalarda bu şikayetlerinin nedeninin araştırılması gereklidir. Ürtiker nedenlerini araştırırken hastaların kendi gözlemleri ve hikayesi son derece önemli olabilmektedir.

    Siz ve doktorunuz için muayenenin daha iyi olması açısından muayene öncesi yapmanız gereken bazı hazırlıklar bulunmaktadır. İşte muayene öncesi hazır olmanız için yapmanız gerekenler;

    -Belirtilerin ne zaman meydana geldiği ve ne kadar sürdüğü hasta tarafından bir yere not edilebilir. Ürtiker şikayetlerinde bazen gıdalar ve ilaçlar daha önce bir çok kez kullanmasına rağmen şikayetlere yol açabilir.

    -Çok sayıda nedeni olan ürtikerin hayatımızda kullandığımız ama önemli olmadığını düşündüğümüz Vitaminler, bitkisel ilaçlar ya da takviyeler de dahil olmak üzere, bir çok nedenle ortaya çıkabileceğini unutmamamız gerekir. Bu yüzden kullandığımız her türlü ürünü not etmeliyiz

    -Doktorunuza soracağınız soruları muayene öncesinde not edin ki muayene sırasında unutulmasını engelleyin.

    -Ürtiker bazen hastalığın ilk belirtisi veya hastalık seyri sırasında ortaya çıkabilir. Bu yüzden daha önceki hastalıklarımız ve tedavilerini mutlaka söylemeliyiz. Bazen uzun süredir kullandığımız bir hipertansiyon ilacı ciddi boğazda dudakta şişliğe anjiyoödeme yol açabilir.

    -Ürtiker altında yatan alerji olabileceği için alerji uzmanınız teşhis için deriden alerji testi yapabilir. Bu nedenle kullanmakta olduğu alerji ve ağrı kesici ve depresyon ilaçlarını muayeneden 1 hafta öncesinde kesin.

    -Önceden yapılmış olan test veya röntgen sonuçlarınızı yanınızda getirin.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER TEŞHİSİ NASIL KONUR

    Ürtiker deri yüzeyinde oluşan, etrafı kırmızı büyüklüğü birkaç milimetreden birkaç santimetreye kadar değişen, ortası sıklıkla soluk, kaşıntılı plaklar veya deri döküntüleridir. Ürtiker olarak tanımladığımız bu tablo genellikle 24-48 saat içinde solmakta ve cilt üzerinde iz bırakmamaktadır. Bu yüzden bazen üzerinde durulmayabilir. Özellikle 6 haftadan fazla devam eden ürtikerlerin altında yatan nedenlerin mutlaka araştırılması gereklidir.

    Ürtikerin tanısı anamnez ve fizik muayene ile konur. Laboratuvar bulgularından önce hastanın dikkatli bir hikayesinin alınması gerekir ve sonrasında muayenesi yapılır.

    Ürtiker altından yatan nedenlerden ilaç ve gıda alerjilerinin olabileceği unutulmamalıdır. Hastalar özellikle gıdalarla ilgili şikayeti varsa gıda deri testlerinin mutlaka yapılması gerekir. Gıdalar şikayetlerini artırıyorsa diyetten çıkarılıp tekrar eklendiğinde artıp artmadığı önemli olabilir.

    İlaçlar özellikle NSAİ ilaç grubundaki ilaçların ürtiker ataklarını artırdığı ve bununla ilgili önlemlerin alınması gerektiği anlatılmalıdır.

    Ürtikerli hastalarda hastanın hikayesine göre tanı koymak için yardımcı olabilecek kan tetkikleri istenir. Bunlarda tam kan sayımındaki ve eritrosit sedimantasyon hızındaki anomaliler olabilir. Ürtikerli vakalarda eozinofili parazitik enfeksiyon veya atopik durumun saptanması için yol gösterici olabilir.

    Ürtiker nedenleri içinde alerji dışında birçok hastalık olabileceği için bu nedenleri ortaya koymak gerekir. Alerji dışında nedeni belirlenememiş ürtikerde, ANA, tiroid peroksidaz antikorları, kompleman profilleri, hepatit markerleri ve serum protein elektroforezi çalışılmalıdır.

    Bazı özel hastalıklar sadece anjiyoödem ile ortaya çıkabilir herediter anjioödem olarak adlandırdığımız hastalıkta C4 düzeyi düşüktür. Hastanın C4 seviyesine bakmak gerekirse C1 inhibitör seviyesinin ve fonksiyonunun ölçülmesi faydalı olacaktır.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER TEŞHİSİNDE ALERJİ DERİ TESTİ YAPILMALI MI ?

    Alerji uzmanları tarafından ürtiker düşünülen hastalarda nedenini tespit etmek için deriden alerji testi, kandan alerji testi yapılması gerekebilir. Ürtiker nedenleri arasında gıda alerjisi düşünülüyorsa deri prick testi ile alerjik besin tespit edilebilir, ve buna göre bir tedavi yolu izlenir.

    Besinin tespit edilmesinden sonra, besini ve o besini içeren tüm yiyecekleri diyet listesinden çıkarmanız tavsiye edilir.

    Ürtiker bazen polen mevsimlerinde çoğalabilir. Özellikle polen alerjisi olanlarda bazen meyve sebzelerde polenler arasında çapraz reaksiyon olduğu için hastalar meyve veya sebze yediğinde ürtikeryal döküntüler olur. Oral alerji sendromu dediğimiz bu tabloda asıl neden polen alerjisi olmasına rağmen çapraz reaksiyon veren meyve ile şikayetleri ortaya çıkar. Bu yüzden ürtikerli hastalarda polen alerjisi olup olmadığı anlamak için deri testleri yapmak gereklidir.

    Hastaların deri testleri yapılamıyorsa bazen kandan bakılabilecek testlerle alerjisi olduğu gıda veya diğer alerjenler bulunabilir ama kan tetkikleri deri testlerine göre daha az duyarlıdır.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER NASIL TEDAVİ EDİLİR ?

    Her şey normal seyrederken hastaların çoğu genellikle anlam veremedikleri bir şekilde vücutta kaşıntı kızarıklık şikayeti başladığını söyler bazen uyandıklarında tüm vücutlarında kaşıntılı kırmızı deri döküntüleri olduğunu belirtir. Akut ürtiker olarak tanımladığımız deri döküntüleri kendiliğinden birden ortaya çıkar ve yine kendiliğinden kaybolup gidebilir.

    Akut ürtikerde bazen şikayetleri bir kez şiddetli bir şekilde olup sonrasında tekrarlamayabilir. Hastaların ilaç kullanma ihtiyacı olmayabilir. Özellikle 6 haftadan fazla devam eden kronik ürtikerde şikayetlerin yoğunluğuna bağlı olarak ilaç tedavisi gerekmektedir.

    Ürtiker tedavisi; Tedavide önce zeminde yatan bir hastalık varsa o tedavi edilir. Alerjik ürtiker anjioödem alerjen ile temas kesilebilirse kısa sürede tamamen düzelir. Ürtiker tanısı için yapılan tetkikler neticesinde nedenini bulabilirsek alerjik olan gıda veya alerjenden kaçınmak çok önemlidir. Ürtiker nedenini saptayamazsak yani idiopatik ürtikerse ilaç tedavisi gereklidir.

    Ürtiker tedavisinde ilk kullanılan ilaçlar antihistaminik ilaçlardır. Antihistaminik ilaçlar normal dozları genellikle yeterli olmayabilir. Bu nedenle hastanın şikayetlerini baskılayabilecek daha yüksek dozlarda antihistaminik ilaçlar verilebilir veya kombinasyonları kullanılabilir. Antihistaminik ilaçlar ile ilgili en önemli sorun maalesef uyku hali, dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon bozukluğu ve iştah artışı gibi yan etkiler oluştururlar. Diğer bir sorunda bir süre sonra yeterli etkinliği kaybolmakta ve etkisiz hale gelmektedir. Bu yüzden hastalar ilaçları uzun süre kullansa da aynı etkiyi göremezler.

    Kortikosteroidler ürtiker etkili olan diğer ilaçlardır. Ancak ne yazık ki uzun süre kullanılması ciddi yan etkilerinin ortaya çıkmasına neden olur. Kortikosteroidler özellikle akut ürtikerde yakınmaların kontrol altına alınmasında yeterli olmaktadır. Yoğun ürtiker şikayetleri olan hastalarda kısa süreli olarak kortizon tedavisi uygulanabilir. Uzun süreli kortizon tedavisi yan etkileri de beraberinde getireceği için kullanılması önerilmez.

    Hayatı tehdit eden anjiyoödem veya anaflaksi atağı geçiren hastalar adrenaline (epinefrin) yanıt verirler

    Kronik ürtikerin tedavisi ise için birçok ilaç kullanılmıştır bunlardan bir kısmı immun sistemi baskılayıcı özelliğe sahiptir. Siklosproin gibi immun sistemi baskılayıcı ilaçlar tedavi etkili sonuçlar alınmıştır fakat immun sistemi baskıladığımızda oluşacak sorunlar nedeniyle çok dikkatli kullanmak gerekir.

    Ürtikerli hastalarda diğer yardımcı ilaçlarda histamin reseptörlerini baskılayan mide ilacı olarak kullanılan H2 reseptör antagonistleridir. Hastanın antihistaminiklerle birlikte ranitidin, famotidin gibi ilaçları kullanması ürtiker şikayetlerini de azaltabilir.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER TEDAVİSİNDE YENİ İLAÇLAR VAR MI ?

    Kronik ürtikerler hastalar için çok ciddi sorunlar oluşturmaktadır. Hastaların bir kısmında ciddi depresyona yol açacak kadar can sıkıcı sorunlar oluşturabilir. Ürtiker tedavisinde yeni geliştirilen ilaçlar bu sorunların giderilmesinde son derece etkili olmuştur

    Omalizumab ise son zamanlarda kullanılmaya başlanılan yeni bir ilaç tedavisidir Anti-IgE tedavisi ile kronik ürtiker hastalarının %90’nından fazlasında hastalık belirtileri tamamen düzeltir. Omalizumab, alerjik hastalıların oluşumunda rol oynayan IgE antikorunun etkisini önleyen bir ilaçtır. Omalizumab, halen antihistaminik veya kortikosteroid almasına rağmen semptomları bu ilaçlarla yeterli düzeyde kontrol edilemeyen 12 yaş ve üzeri kronik idiyopatik ürtiker tedavisinde kullanılmaya başlanmıştır. 4 haftada bir cilt altı enjeksiyon şeklinde kullanılmaktadır. Alerji uzmanlarının kontrolünde uygulanmaktadır. Tedavi süresi değişken olmakla birlikte özellikle kronik ürtikerde süre 3 aydır. İhtiyaç durumunda hastanın şikayetlerini kontrol altına almasına bağlı olarak daha uzun süreler güvenle kullanılabilir.

    Omalizumab ile birlikte artık ürtiker daha kolay tedavi edilmektedir hastaların ayda bir kez enjeksiyon olarak aldığı tedavi ile yaşam kalitesi son derece artmaktadır. Hayatlarında ki birçok kısıtlama zamanla ortadan kalkmaktadır.

    Yakın gelecekte hastalar anti-inflamatuar ve immün modülatör ajanlarla daha hızlı tedavi edilecektir. Alerjik hastalıkların tedavisi için üretilen 5-Lipooksijenaz inhibitörleri, PG-D reseptör antagonistleri, kronik ürtikerde etkili olması beklenmektedir.

    Alerji uzmanlarının ürtiker tedavi edilmesi konusunda her geçen gün daha etkili tedaviler bulunmaktadır. Ürtiker nedenleri araştırıldıktan sonra tedavisi yapılabilmektedir.

  • Yetişkinlerde arı (böcek) alerjisi

    Kendini hissettirmeye başlayan bahar mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsiminde her tarafta rengarenk açan çiçeklerin etrafında dolaşan arılar, hayatı tehdit eden ciddi sorunlara yol açabilir.

    Arı alerjisi hayatı tehdit edecek kadar ciddi alerjik reaksiyonlara alerjik şok (anafilaktik şok ) tablosunda yol açabilir. Arı sokmasından sonra içinde bulanan birçok kimyasal maddeye bağlı olarak kolda şişlik kızarıklık gibi reaksiyonlar gelişirken içerdikleri bazı alerjenlere bağlı olarak vücutta kaşıntı baş dönmesi nefes darlığı baygınlık gibi alerjik reaksiyonlar gelişebilir.

    Ülkemizde arı sokmasına bağlı ciddi yaygın reaksiyon gelişme riski % 2.2 olarak saptanmıştır. Arı alerjisine bağlı olarak bir kısmı ölümle sonuçlanmaktadır.

    Arılar genellikle bal arısı ve yabani arı olarak ayrılırlar. Bal arısı soktuğu yerde iğnesi kalırken diğer yabani arıların soktuğu yerde iğnesi kalmaz. Bu şekilde arıları ayırmak arı alerjisinin tedavisi içinde önemlidir.

    Arı alerjisi alerji uzmanları tarafından tedavi edilebilir bir alerjidir. Bu yüzden mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmeli ve değerlendirilmelidir.

    YETİŞKİNLERDE ARI ALERJİSİ BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Bahar ayları ile birlikte polen alerjilerinin dışında arı alerjilerinde de bir artış söz konusudur. Özellikle arıların çevrede dolaştığı bahar aylarında arı sokmalarına bağlı şikayetler daha çok görülmektedir.

    Şehirlerde yaşayan birçok insan arılarla yoğun bir temas içinde bulunmayabilir eğer arıcılık yapmıyorsa kırsal kesimlerde daha çok arılarla karşılaşabiliriz belki de her 10-15 yılda bir kez, eşekarısı tarafından sokulabiliriz. Yaban arısı sokmasına bağlı alerjik hassasiyet oluşması için birkaç sokması gerektirir bazen tek bir sokma sonrasında da ortaya çıkabilir.

    Buna karşılık, arı alerjisi çoğunlukla arılar tarafından sık sık sokulan insanlarda görülür. Arılara alerjisi olan hastaların hemen hemen çoğu arıcılar veya aileleri içerisinden çıkar, bazen de yakın komşularında ortaya çıkabilir.

    Arı sokmasının belirtileri nelerdir?

    – Ağrı

    -Kızarıklık

    -Şişlik (soktuğu alanda ve bazen tüm bölgede )

    -Yanma

    -Ürtiker ( Kurdeşen ) ve Anjiyoödem

    -Kaşıntı

    -Alerjik şok (Anafilaksi )

    Bunların dışında çok daha nadir olarak serum hastalığı, nöropati, ensafalit, glomerulonefrit, myokardit, guillain barre sendromu görülebilir.

    Arı alerjisi sokmasına bağlı oluşan belirtiler genellikle lokal ( bölgesel ) veya sistemik olarak karşımıza çıkar.

    Arı sokmasına bağlı olarak, soktuğu yerde yoğun ağrı, kızarıklık ve sıklıkla küçük bir alanda şişlik (1-2 cm çapa kadar) görülebilir. Lokal reaksiyonlara, bağlı olarak sokma yerinde ödem oluşur. Bu tür şişlikler birkaç saat içinde ortaya çıkar ve boyutları giderek artan şekilde değişir, bazen bir eli veya tüm kolu etkileyebilir. Sokulan yerde bazen baloncuk şeklinde şişlik oluşabilir daha sonrasında bu alanda enfeksiyon gelişebilir. Baş boyun bölgesinden sokulmadığı sürece hava yolu etkilenmiyorsa, bu tür şişlikler hayati tehlike yaratmaz.

    Arı sokmasına bağlı yaygın sistemik reaksiyonlar da arının soktuğu yerin dışında gelişir. Sistemik reaksiyonların şiddeti büyük ölçüde değişkendir. Erken ortaya çıkan belirtiler kızarık ve kaşıntı olarak görülürken bunları ürtiker ve anjiyoödem izler. Daha şiddetli sistemik reaksiyonlar gelişen hastalarda ölümcül olabilen belirtiler görülür. Fenalaşma hissi ile birlikte sıklıkla laringeal ödem ve astıma bağlı nefes darlığı şikayetleri oluşur. Bunun dışında şiddetli reaksiyonlarda, baş dönmesi, bayılma veya bilinç kaybına neden olan hipotansiyon görülür. Ayrıca karın ağrısı, idrar kaçırma, göğüs ağrısı veya görme bozuklukları görülebilir.

    Klinik tablo kişiden kişiye değişkenlik göstermektedir. Hastaların bir kısmında arı sokmasından sonra ortaya çıkan kızarıklık, ürtiker ve anjioödem gibi belirtiler ani şekilde başlayıp, ne yazık ki bir kaç dakika içinde bilinç kaybına neden olabilir. Hastaların bir kısmındaysa sistemik reaksiyonlar sokmadan 10 dakika sonra başlayabilir ve hastanın acile gitmesi için bir zaman olabilir.

    Arı soktuğunda ne yapmalıyız ?

    Arı sokmasına bağlı oluşan reaksiyonlar kolda şişlik kızarıklık şeklinde görülebildiği gibi bazen nefes darlığı baş dönmesi ve baygınlığa yol açan alerjik şok tablosu olarak da görülebilir.

    Arı sokmasından sonra tedavi için en önemli noktalardan biri arının tipini belirlenmesidir. Bal arısı ve yabani arı ayrımı çok önemlidir.

    Arı tarafından sokulduğunda çoğu kişi arıyı hatırlamaz. Bal arısı soktuğunda zehir kesesi ile birlikte iğnesini ciltte bırakır ve daha sonra ölür. Bu yüzden arının soktuğu yerde kesesi varsa bal arısı tarafından sokulduğunu gösterir. Zehir kesesinin içinde bulunan zehrin tümüyle boşalması 2-3 dakika alacağından bir an önce kesenin ciltten uzaklaştırılması ve iğnenin çıkartılması gerekir. İğne yandan tırnakla kazıyarak çıkartılması daha uygun olur. Zehir kesesinin yanlardan bastırılarak çıkartılması daha fazla zehrin içerisine girmesine yol açacağından dikkatli olmak gerekir.

    Arının soktuğu yerde kesesi yoksa muhtemelen yabani arı tarafından sokulmuştur. Sarıca arı, eşek arısı ve yaban arısı soktuğunda iğnelerini kaybetmedikleri için defalarca sokabilir.

    Arılar tarafından sokulduğunda sokulan alana bazı şeylerin sürülmesinin ( çamur, toprak soğan gibi ) yerine temiz suyla temizlenmesi ve soğuk kompres uygulanması uygun olur. Gerekirse lokal reaksiyonlar için lokal anestezik krem, antihistaminik tablet, ağrı kesici tablet, ağrı ve kaşıntının azaltılması için kullanması önerilir ve gerekirse sonradan enfeksiyon ilave olursa antibiyotik verilebilir.

    Sistemik reaksiyonlar gelişirse hafiften hayatı tehdit edici reaksiyona kadar çeşitli şekilde görülebilir. Hastanın yanında taşıyorsa epipen (adrenalin ototenjektör) kullanması önerilir.

    Arı alerjisi alerji uzmanları tarafından tedavi edilebilir bir alerjidir. Bu yüzden mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmeli ve değerlendirilmelidir.

    YETİŞKİNLER ARI ALERJİSİ İÇİN NE ZAMAN DOKTORA GİTMELİDİR?

    Kendini hissettirmeye başlayan bahar mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsiminde her tarafta rengarenk açan çiçeklerin etrafında dolaşan arılar, hayatı tehdit eden ciddi sorunlara yol açabilir.

    Arı alerjisi sokmasına bağlı oluşan belirtiler genellikle lokal ( bölgesel ) veya sistemik olarak karşımıza çıkar.

    Arı alerjisi özellikle öncesinde alerjik rinit, astım ve egzama gibi diğer alerjik hastalıkları olanlarda anafilaksi gibi daha ciddi tablolara yol açabilir.

    Arı sokmasına bağlı olarak ürtiker anjiyoödem, nefes darlığı, baş dönmesi, baygınlık gibi şikayetler oluştuysa mutlak alerji uzmanına gitmelidir.

    Arı alerjisi alerji uzmanları tarafından tedavi edilebilir bir alerjidir. Bu yüzden mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmeli ve değerlendirilmelidir.

    Arı alerjisi olan hastalar doktora gitmeden önce ne yapmalı?

    Arı sokmasından sonra tedavi için en önemli noktalardan biri arının tipini belirlenmesidir. Bal arısı ve yabani arı ayrımı çok önemlidir. Hastanın hangi arı tarafından sokulduğunu bilmesi teşhis ve tedavi için yol gösterici olacaktır.

    Alerji uzmanına gitmeden önce bazı ilaçların antihisitaminikler, antidepresanlar, öksürük ilaçları ve bazı ağrı kesicilerin 1 hafta önce kesilmesi gereklidir.

    Arı soktuktan sonra anafilaktik şok geçiren hastaların testleri en az 6 hafta sonra yapılabilir. 6 haftadan daha önce yapılan testleri doğru sonuç vermez.

    Arı alerjisine bağlı görülen büyük lokal reaksiyonlar ve sistemik reaksiyonlar daha sonraki anafilaktik şok habercisi olabileceği için mutlaka alerji hekimleri tarafından değerlendirilmedir.

    YETİŞKİNLERDE ARI ALERJİSİNİN TANISINI NASIL KOYARIZ?

    Arı alerjisinin tanısını koymak için hastanın arı soktuktan sonra hangi şikayetlerinin ne kadar zamanda oluştuğunu anlatan iyi bir anamnez almak gerekir

    Arı tarafından sokulan hastanın hangi arı tarafından şikayetlerinin oluştuğu alerji deri testi ve kan testlerinden faydalanarak teyit edilmesi gerekir. Arı için hastaya aşı tedavisinin başlanması düşünülüyorsa deri testleri yapmak son derece önemlidir. Alerji deri testlerin de arı alerjenleri kullanıldığı için deri prick test ve intradermal deri testleri son derece riskli olabilir. Bu yüzden alerji deri testleri mutlaka alerji hekimleri tarafından yapılmalıdır.

    Alternatif olarak, arılara özgü arı spesifik IgE, antikorları kanda ölçülebilir. Kandan yapılan alerji testlerinin tanı koyma olasılığı daha azdır.

    Arı alerjisi alerji uzmanları tarafından tedavi edilebilir bir alerjidir. Bu yüzden mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmeli ve tanısının doğru bir şekilde konulması gerekir.

    YETİŞKİNLERDE ARI ALERJİSİ NASIL TEDAVİ EDİLİR?

    Kendini hissettirmeye başlayan bahar mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsiminde her tarafta rengarenk açan çiçeklerin etrafında dolaşan arılar, hayatı tehdit eden ciddi sorunlara yol açabilir.

    Arı alerjisinin tedavisi 3 basamaktan oluşur

    Arılardan kaçının, önlem alın

    Anafilaksi belirtileri ortaya çıkarsa hemen epinefrin (adrenalin otoenjektörü) enjekte edin .

    Alerji aşısı ( immünoterapi ).

    Arı alerjisinin tedavisi arılara karşı önlem, acil şikayetlerin ortadan kaldırılması için tedavi ve aşı tedavisini içeren 3 basamaktan oluşmaktadır.

    Arılara karşı nasıl önlem alabiliriz?

    Bal arıları genellikle saldırgan değildir. Özellikle bal arıları tahrik edilmediğinde sokmazlar bu yüzden bal arılarını üzerimize çekecek şeylerden kaçınmak gerekir.

    Yabani arılar daha saldırgandır aynı ortamda bulunduğumuzda birçok gıdanın üzerinde bulunabileceği için alacağımız bazı önlemler arılardan uzak durmamıza yardımcı olur.

    Arılara karşı bazı önlemler

    -Çıplak ayakla çimenlerde ve arıların beslendiği yerlerde yürümeyin.

    -Açık olan içecek kutularından içmeyin. Arılar kutuların içine girebilir ve sıkıştırıldığında sokabilir.

    -Dışarıda yemek yerken yiyecekleri kapalı tutun.

    -Tatlı kokulu parfüm, saç spreyi veya deodorant kullanmayınız.

    -Çiçek desenli, parlak renkli kıyafetler giymekten kaçının.

    -Dışarda çalışırken uzun pantolon, uzun kollu gömlekler, çoraplar, ayakkabı ve iş eldivenleri giyin.

    -Çalıların, saçakların ve çatı katlarının yakınında temkinli olun ve çöp konteynırlarından ve piknik alanların etrafında dikkat edin.

    -Arıların yuvalarına dikkat edin ve asla müdahale etmeyin profesyonel bir destek alın.

    Arı alerjisinde ilaç tedavisi nelerdir?

    Arının alerjisinde bal arısı soktuysa iğnesi dikkatli bir şekilde çıkarılmalıdır.

    Lokal hafif ciltte kaşıntı kızarıklık ve 1-2 cm şişlik genelde tedavi gerektirmez.

    Kaşıntı çok fazlaysa antihistaminik kremler bir kaç gün verilebilir.

    Lokal geniş reaksiyonlarda daha fazla kızarıklık ve şişlik olabileceği için

    Buz ile soğuk kompres yapılabilir.

    Ağızdan veya intramusküler yolla antihistaminikler verilebilir, yanında çok ağrısı varsa ağrı kesiciler verilebilir. Ağızdan kortiksteroid içeren tabletler birkaç gün düşük doz olarak verilebilir.

    Arını soktuğu yerde bazen sellülit veya lokal enfeksiyonlar gelişebilir bu durumlarda antibiyotikler verilebilir.

    Bu tedavilerin arı sokmasını takiben 1-2 saat içinde başlanması önerilir.

    Arı alerjisinde ciddi sistemik reaksiyonların tedavisi daha önemlidir

    Arı alerjisinde arı soktuktan sonra bazen dakikalar içinde tüm vücutta ürtiker, nefes darlığı, baş dönmesi ve bayılma ile sonlanan alerjik şok dediğimiz tablo gelişebilir.

    Anafilaksi riski olan hastalar mutlaka yanlarında adrenalin otoenjektörü bulundurması gerekir. Anafilaksi hikayesi olan hastalar alerji uzmanları tarafından adrenalin otoenjektörü yazılmalı ve nasıl kullanacağı anlatılmalıdır.

    Arı soktuktan sonra dakikalar içinde vücutta kaşıntı kızarıklık nefes darlığı baş dönmesi başladıysa acil olarak adrenalin içeren adrenalin otoenjektörleri hasta veya yakını tarafından hızlıca yapılmalıdır.

    Adrenalin otoenjektörleri hasta için hayat kurtarıcıdır fakat anafilaktik şok 6 saat içinde tekrarlayabileceği için sonrasında mutlaka acil şartları olan hastane veya sağlık merkezine gitmelidir.

    Anafilaktik şok tedavisi mutlaka acil müdahale koşulları uygun olan sağlık merkezlerinde yapılmalıdır.

    Arı alerjisinde alerji aşısı ( immunoterapi ) gerekli mi?

    Arı alerjisinde hayatı tehdit eden en ciddi reaksiyon anafilaktik şok tablosudur. Arı sokmasından sonra anafilaktik şok yaşamış olan hastaların mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmesi gereklidir.

    Alerji aşısı ( immünoterapi ) tedavisi Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ nün onayladığı bir tedavidir. Arı alerjisinde en önemli tedavi aşı tedavisidir. Bu tedavinin % 90-97 gibi oranlarda tam tedavi sağladığı bilinmektedir. Arı alerjisinde uygulanan aşı tedavisi en az 3 -5 yıl kadar sürdürülmektedir.

    Aşı tedavisi ile alerjisi olduğu arı ile tekrar sokulduğunda anafilaktik şok tablosu gelişmemektedir. Bu yüzden arı alerjisinde en önemli tedavi aşı tedavisidir. Arı aşılarının etkinliği görülünceye kadar idame tedavisine kadar hastaların yanında adrenalin otoenjektörü taşıması önerilir.

    Arı alerjisi alerji uzmanları tarafından tedavi edilebilir bir alerjidir. Bu yüzden mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmeli ve değerlendirilmelidir.

  • Yetişkinlerde polen alerjisi

    Kendini hissettirmeye başlayan bahar mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsimi her tarafta uçuşan polenler; burun akıntısı, hapşırmalar, gözlerde kızarıklıklar ve kaşıntılar uykusuz geceler gün için devam eden yorgunluk anlamına geliyor.

    Alerjik yapıya sahip insanlarda özellikle bahar ayları ile birlikte polenlerin solunmasına bağlı olarak ortaya çıkan burun akıntısı, kaşıntısı, tıkanıklık hapşırma ve gözlerde kaşınma gibi şikayetler polen alerjisi olarak adlandırılır aynı zamanda saman nezlesi de denir.

    Çiçek tozu olarak ta bilinen polenler aslında çiçeklerin üreme tohumlarıdır ve her sene milyonlarcası doğaya yaşadığımız çevreye salınmaktadır. Gözle görülemeyecek kadar küçüktürler. Polenler bildiğimiz gibi rüzgar ile veya arılar, böcekler aracılığı ile yayılır. Çevremizde bulunan rengarenk, kokulu bitkiler özellikle süs bitkilerinin polenleri yapışkan ve ağır olup böcekler tarafından taşınırlar, havada yaygın bulunmazlar. Alerjik yapıya sahip kişiler ancak bu bitkilere çok yaklaşırsa şikayete yol açabilir. Hastaların bu bitkilerden uzak kalması şikayetlerin oluşumunu engeller.

    Polen alerjisi veya saman nezlesinin oluşumunda önemli olan polenler havada yaygın bulunan ve rüzgar ile yayılan polenlerdir. Çiçeksiz yeşil bitkilerin polenleri rüzgarlarla taşınır. Bu polenler rüzgar ile kilometrelerce uzağa taşınabildiğinden hastanın bu bitkilere yakın olması gerekli değildir. Bazen bir ağacın poleni 150 kilometreden daha fazla alana yayılabilir ve bu alan içinde bulanan alerjik kişileri etkileyebilir. Bu nedenle korunmak oldukça zordur. Alerjimiz olan ağaç ve bitkileri çoğu kez göremeyebiliriz fakat ne yazık ki onların polenleri havada bulunmaktadır. Bu yüzden alerjik yapıya sahip kişiler şikayetlerinin rüzgarlı havalarda çok arttığını söylerler.

    YETİŞKİNLERDE POLEN ALERJİSİ ( SAMAN NEZLESİ ) NASIL GELİŞİR ?

    Alerjik yapıya sahip insanlarda özellikle bahar ayları ile birlikte polenlerin solunmasına bağlı olarak ortaya çıkan burun akıntısı, kaşıntısı, tıkanıklık hapşırma ve gözlerde kaşınma gibi şikayetler polen alerjisi olarak adlandırılır aynı zamanda saman nezlesi de denir.

    Bahar aylarının gelmesi ile birlikte burun akıntısı kaşıntı tıkanıklık hapşırma gözlerde kaşıntı kızarıklık şikayetleri başlar. Şikayetleri her sene artış gösterip zaman içinde öksürük nefes darlığı hırıltı gibi astım belirtileri ortaya çıkabilir.

    Her bitkinin polen yayılma dönemi farklılık gösterir. Doğada gördüğümüz bitkilerden ortama yayılan polenleri çayır polenleri, ağaç polenleri, ve yabani ot polenleri olarak ayırabiliriz. Bu polenler her sene İklim şartları değişse bile ve bölgenin bitki yapısına bağlı olarak:

    Ağaç polenleri: şubat-nisan aylarında

    Çayır polenleri : mayıs-temmuz aylarında

    Yabani ot polenleri: ağustos –ekim aylarında havaya yayıldığı kabul edilir.

    Polen alerjisinde olduğu gibi diğer alerjik hastalıklarda da geçerli olan alerjik yanıt kişide var olan bir genetik yatkınlığa, çevresel faktörlerinde katkısıyla, ortaya çıkan bozulmuş bir bağışıklıktır. Alerji vücudun bağışıklık sisteminin, dış ortamdan vücudumuza giren polen gibi alerjen adı verilen maddelere karşı oluşturduğu istenmeyen zararlı aşırı bir yanıttır.

    Polenler vücudumuz tarafından yabancı madde olarak algılanır ve bu yabancı maddeleri karşı vermiş olduğu aşırı yanıta bağlı olarak birlikte burun akıntısı kaşıntı tıkanıklık hapşırma gözlerde kaşıntı kızarıklık şikayetleri başlar.

    YETİŞKİNLERDE POLEN ALERJİSİ BELİRTİLERİ NELERDİR ?

    Kendini hissettirmeye başlayan bahar mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsimi her tarafta uçuşan polenler; burun akıntısı, hapşırmalar, gözlerde kızarıklıklar ve kaşıntılar uykusuz geceler gün için devam eden yorgunluk anlamına geliyor.

    Polen mevsiminin başlaması ile birlikte ortaya çıkan polen alerjisi birçok şikayete daha yol açabilir. Özellikle uzun yıllar polen alerjisi olan hastalarda diğer organlarda da oluşan hasarlara bağlı olarak birçok şikayet karşımıza çıkar.

    Bunlar nelerdir:

    -Geniz akıntısı özellikle hastalar tarafından geçmeyen boğazın arkasında balgam olarak söylenir.

    -Öksürük uzun yıllar şikayeti devam eden hastalarda geniz akıntısı ile birlikte zamanla ortaya çıkar

    -Yorgunluk devamlı uyku düzeni bozulan hastalarda en önemli şikayetlerdendir.

    -Burun kanaması burunda oluşan harabiyetin neticesinde görülebilir.

    -Öğrenme güçlüğü konsantrasyon bozukluğu yaşayan bir çok hastada özellikle çocukluk yıllarında daha fazla karşımıza çıkar

    -Gözde sulanma, kaşınma ve konjunktivit alerjinin göz ve çevresinde verdiği zarara bağlı gelişir.

    -Sık sinüzit solunum yolunda alerjik rinit ile birlikte sinüslerde oluşan hasara bağlıdır

    -Ağız kokusu devamlı özellikle geceleri ağızdan nefes alan hastalarda geniz akıntısı ile birliktedir.

    -İşitmede azalma alerjinin kulak üzerinde yaptığı hasara bağlı olarak alerjik rinit ile birlikte görülür.

    -Tat ve koku bozukluğu burun tıkanıklığı ile birlikte görülür.

    -Boğazda kaşıntı ve sık tekrarlayan farenjitler yine ağızdan nefes almaya bağlı gelişir.

    -Diş çürümesi çocukluk yıllarında olduğu gibi yetişkinlerde de ağızdan nefes almaya bağlı olarak daha fazla görülür.

    -Nefes darlığı ve hırıltı alerjik rinit alt hava solunum yollarını etkilemesine bağlı olarak astım şikayetleri başladığında görülür.

    -Horlama özellikle geceleri ağızdan nefes alan hastalarda sık rastlanılan şikayetlerden biridir. İlerleyen yıllarda uykuda nefes durması ile karşımıza çıkabilir.

    YETİŞKİNLER POLEN ALERJİSİ VARSA NE YAPMALI ?

    Bahar aylarının gelmesi ile birlikte burun akıntısı kaşıntı tıkanıklık hapşırma gözlerde kaşıntı kızarıklık şikayetleri başlar. Şikayetleri her sene artış gösterip zaman içinde öksürük nefes darlığı hırıltı gibi astım belirtileri ortaya çıkabilir.

    Polen alerjisi belirtisi olan yetişkin hastaların alerji uzmanına gitmesinde fayda vardır. Polen alerjisi belirtileriniz varsa teşhisin konulması için incelenmesi ve alerji testlerinin yapılması gerekir.

    Alerjik hastalıklardan birisi olan polen alerjisi diğer hastalıklarda olduğu gibi birçok organ üzerinde etkilidir. Burun akıntısı tıkanıklık hapşırma şikayetleri başladığında çoğu kez KBB hekimlerine gidilir fakat hastalık sadece burun boğaz ile sınırlı değildir. Gözlerde kaşıntı sulanma olduğunda göz hekimlerine gidilir fakat alerji sadece gözlerimizde sınırlı kalmayacaktır. Nefes darlığı hırıltı geliştiğinde astım tanısı ile göğüs hastalıkları tarafından veya yanında eşlik eden egzama atopik dermatiti şikayetleri için dermatoloji tarafından izlenir. Alerjik hastalıklarında tanısı ve tedavisi alerji uzmanları tarafından yapılması bu yüzden çok önemlidir.

    Alerjik hastalıkların hepsinde olduğu gibi doğru teşhisi konulursa doğru ilaçlar ile polen alerjisinin belirtileri kontrol altına alınabilir ve birçok hekime gitmek gerekmez. Alerji uzmanları tarafından hangi alerjenlere alerjisi olduğu ve nasıl tedavi edileceği ve alerji aşısı gerekip gerekmediği ortaya çıkarılır.

    POLEN ALERJİSİ BELİRTİNİZ VARSA DOKTORA GİDERKEN NASIL HAZIRLIK YAPMALIYIZ ?

    Bahar mevsiminin de polenlerin ortaya çıkması ile birlikte burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şikayetleriniz varsa bu şikayetlerinizin alerjik olup olmadığının ortaya konması gereklidir. Polen alerjisi ile uyumlu şikayetlerinizin teşhisi için alerji doktoruna gitmeye karar verdiyseniz nasıl hazırlık yapılacağı hakkında bilgi vermeye çalışacağız

    Polen Alerjisi için Alerji Uzmanına mı gitmeliyim

    Alerji uzmanları diğer alerjik hastalıklar ile birlikte polen alerjisi teşhisinde çok deneyimli ve bu konuda özel eğitim alan aynı zamanda iç hastalıkları uzmanı olan doktorlardır. Bu nedenle mümkünse alerji uzmanına gidilmesinde fayda vardır.

    Alerji uzmanlarına gittiğinizde şikayetlerinizin alerjik olup olmadığı veya diğer hastalıklarla ilişkisinin olup olmadığının da teşhisi konulacaktır. Örneğin burun tıkanıklığı olan hastaların bir kısmının bu şikayetleri troid bezinin az çalışmasına bağlı ( hipotiroidi ) olabilir. Tiroide bağlı hastalığının tedavi edilmesi gerekli olduğunun önemi anlatılmadır. Alerji uzmanları aynı zamanda iç hastalıkları uzmanlarıdır.

    Alerjik rinit için Doktora gitmeden Önce Bazı İlaçları Kesmesiniz

    Polen alerjisi için doktora gitmeye karar vermişseniz ve mümkünse daha önce kullanmış olduğunuz alerji ilaçları, öksürük ve soğuk algınlığı ilaçları, antidepresanların bir kısmı özellikle antihistaminiklerin kesilmesi gerekir. Polen Alerjisi teşhisi için alerji testi gerebilir ve ne yazık ki bu ilaçlar da alerji testinin sonuçlarını etkileyeceği için doktora sorularak en az 1 hafta öncesinde bu ilaçların kesilmesi gerekir. Burun spreyleri ve nefes açıcı spreyler alerji testini etkilemez. Kesilmesine gerek yoktur. Ayrıca diğer hastalıklarınız için hastanın kullanmış olduğu tansiyon ilaçları, tiroid veya diyabet ilaçlarını kesmeniz gerekmez. Antibiyotik kullanıyorsanız kesmenize gerek yoktur.

    Aç Kalmaya Gerek Yoktur

    Polen Alerjisi teşhisi için gereken tetkikler için genellikle aç kalmaya gerek yoktur. Bu nedenle kahvaltı yaparak gelinmesinde fayda vardır.

    YETİŞKİNLERDE POLEN ALERJİSİ TANISI NASIL KONULUR?

    Kendini hissettirmeye başlayan bahar mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsimi her tarafta uçuşan polenler; burun akıntısı, hapşırmalar, gözlerde kızarıklıklar ve kaşıntılar uykusuz geceler gün için devam eden yorgunluk anlamına geliyor.

    Yetişkinlerde bahar mevsimi ile birlikte başlayan polen alerjisi kişilerin hem sağlık hem de sosyal yaşantısını etkileyip hayat kalitesini bozan ciddi bir sağlık sorunudur. Polen alerjisi sadece burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde kalmaz ne yazık ki ileri yıllarda diğer sağlık sorunlarını beraberinde getirir. Polen Alerjisi olan yetişkinlerde teşhis konulması için alerji testleri yapılması gerekir. Sizler için polen alerjisi teşhisi için neler yapılması gerektiğini ve testlerin nasıl yapılacağını cevaplamaya çalıştık

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Teşhisi niçin Önemlidir ?

    Burun akıntısı, tıkanıklık, kaşıntı ve arka arkaya hapşırma her zaman polen olmayabilir. Alerji uzmanlarına gittiğinizde şikayetlerinizin alerjik olup olmadığı veya diğer hastalıklarla ilişkisinin olup olmadığının da teşhisi konulacaktır. Polen alerjisi teşhisi konulduğunda tedaviniz değişecektir ve ileri astım gibi diğer hastalıkların oluşması önlenebilir. Bu nedenle polen alerjisi teşhisi konulması önemlidir.

    Yetişkinlerin Polen Alerjisi Teşhisi için Muayene nelere bakılmalıdır?

    Bahar aylarının gelmesi ile birlikte ortama polenlerin yayılmasına bağlı olarak her sene aynı dönemlerde burun akıntısı, tıkanıklık, kaşıntı ve arka arkaya hapşırma şikayetlerinin ortaya çıkması polen alerjisi için önemlidir

    Yetişkinlerde polen alerjisi teşhisi için dikkatli bir hikaye alındıktan sonra hastanın genel bir muayenesi yapılır eşlik edebilecek diğer hastalıklar açısından muayenesi yapılmalıdır. Polen alerjisi ile birlikte astım olabileceği için solunum sistemi muayenesi kulakta akıntısı sinüzit ve farenjit olabileceği için üst solunum yollarına bakılmalıdır. Dikkatli burun muayenesi yapılmalıdır. Polen alerjisi ile birlikte olabilen egzama yönünden de incelenmelidir.

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Teşhisinde Hangi Testler yapılır.

    Yetişkinlerde polen alerjisi teşhisi için bazı testler yapılır. Bu testler içinde en önemlisi alerji deri testleridir. Alerji testleri her yaşta yapılabilmekle birlikte polen alerjisi teşhisi için genelde 2-3 yaşından sonra tüm yetişkinlerde yapılabilir. Alerji testi için en çok deri prick test dediğimiz ciltten yapılan testler tercih edilir fakat bazen deri testi yapılamayan hastalarda kandan da alerji testleri yapılabilir. Ciltten yapılan testler daha doğru sonuç vermektedir.

    Bahar ayları ile birlikte şikayetleri başlayan hastalarda polenler tek tek değerlendirilmesi gereklidir. Polen alerjisi teşhisi koyarken yaptığımız testlerde hastanın hangi polen veya alerjen ile şikayetinin oluştuğunun ortaya konulması hastaya başlanacak olan alerji aşıları için son derece önemlidir. Bu yüzden alerji deri testleri alerji uzmanları tarafından yapılıp değerlendirilmelidir.

    Alerji testi dışında bazen sümük tahlili, kan tahlili ve alerjik astım şüphesinde solunum fonksiyon testleri gerekebilmektedir.

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Teşhisi Bir Deneyim Gerektirir

    Polen Alerjisi şikayetleri olan yetişkinlerde sadece bir testle teşhisi konulmaz. Teşhis bir bütün olarak değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Polen alerjisi belirtileri, öykü ve alerji testleri ve diğer testlerle birlikte değerlendirilip kesin teşhis konulması gerekmektedir. Hastanın şikayetleri ile yapılan deri testlerinde uyumsuzluk varsa diğer testlerden ve tetkiklerden faydalanmak gereklidir. Polen Alerjisi teşhisinde kullanılan alerjenler ve bu alerjenler karşı deri testlerinde görülen pozitif yanıt, hastanın uzun süre devam edebilecek tedavisi için çok önemlidir. Bu teşhisin konulması ve tedavinin planlanmasında deneyim ve eğitim çok önemlidir.

    YETİŞKİNLERDE POLEN ALERJİSİ TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ?

    Yetişkinlerde bahar mevsimi ile birlikte başlayan polen alerjisi kişilerin hem sağlık hem de sosyal yaşantısını etkileyip hayat kalitesini bozan ciddi bir sağlık sorunudur. Polen alerjisi sadece burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde kalmaz ne yazık ki ileri yıllarda diğer sağlık sorunlarını beraberinde getirir. Polen Alerjisi olan yetişkinlerde teşhis konulması için alerji testleri yapılması gerekir. Polen Alerjisi teşhisi konulduktan sonra diğer bir önemli sorun nasıl tedavi edileceğidir. Bu makalede tedavi hakkında bilgiler vermeye çalışacağız.

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Tedavisi için neler yapılmalı?

    Alerjik hastalıkların hepsinde olduğu gibi polen alerjisinde de tedavi korunma tedavisi, ilaç tedavisi, alerji aşısı, tamamlayıcı tedavi ve eğitim olmak üzere birçok faktör vardır.

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Tedavisinde Korunma Tedavisi nedir ?

    Alerjik hastalıklarda duyarlı olduğumuz alerjenlerle temas sonrasında ortaya çıktığı için polen alerjisinde korunma tedavisi şikayetlerin ortaya çıkmasına yol açan nedene yönelik yapılmaktadır. Hangi alerjene karşı duyarlılığımız oluştuysa o alerjene karşı korunma yapılır.

    Bahar aylarında polenlerin ortama yayılması ile birlikte burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık şikayetleri ortaya çıkar. Polen alerjisi veya saman nezlesinin oluşumunda önemli olan polenler havada yaygın bulunan ve rüzgar ile yayılan polenlerdir. Bu polenler rüzgar ile kilometrelerce uzağa taşınabildiğinden hastanın bu bitkilere yakın olması gerekli değildir. Bazen bir ağacın poleni 150 km alana yayılabilir ve bu alan içinde bulanan alerjik kişileri etkileyebilir. Bu nedenle korunmak oldukça zordur. Alerjimiz olan ağaç ve bitkileri çoğu kez göremeyebiliriz fakat ne yazık ki onların polenleri havada bulunmaktadır. Polen alerjisinden sorumlu alerjenler alerji testleri ile tespit edildikten sonra bunlara yönelik korunma önlemleri sayesinde daha az alerjik rinit şikayetleri oluşur ve daha az ilaç kullanımı sağlanır.

    Polen alerjisi olan kişilerin bahar mevsimlerinde genel olarak yeşilliklerin çok yoğun olduğu bölgelerden uzak kalınması, pikniğe gidilmemesi, bahçede çalışmaktan, spor yapmaktan kaçınılması uygun olur. Dışarıda güneş gözlüğü takılması, eve gelince duş alınması, elbiselerin yatak odası dışında havalandırılması önemlidir. Geceleri pencereler kapalı tutulmalıdır. Evde hava filtresi kullanması arabasında polen filtresi olmasının faydası olabilir. Bütün bu korunma önlemlerine rağmen polenlerden tamamen uzak durmak zordur.

    Polen alerjisi olan yetişkinlerin burunları çok hassastır ve bu nedenle birçok kimyasal maddeye aşırı yanıt oluşur. Özellikle günlük hayatımızda bolca kullandığımız deterjanlar, deodorant ve parfümler hapşırma burun akıntısı kaşıntısı şikayetlerini ortaya çıkarabilir. Polen alerjisi olan yetişkin hastaların hayatların kokusuz deterjan gibi temizlik malzemesi kullanması ve keskin kokulu parfümleri kullanırken dikkat etmesi gerektiğini söylemek gerekir.

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Tedavisinde İlaç tedavisi

    Yetişkinlerde bahar mevsimi ile birlikte başlayan polen alerjisi kişilerin hem sağlık hem de sosyal yaşantısını etkileyip hayat kalitesini bozan ciddi bir sağlık sorunudur. Burun akıntısı burun kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma gibi şikayetlerin mutlaka önlenmesi gerekir. Polen Alerjisinde ilaç tedavisi alerjik rinit belirtilerini düzelten ilaçlar ve iyileştiren ilaçlar kullanılmaktadır. Polen alerjisinde için kullanacağımız ilaçların çoğu şikayetleri gidermek içindir. Polen Alerjisi için kullandığımız ilaçları kestiğimizde çoğu kez hastanın şikayetleri geri gelir. Antihistaminikler, nasal steroidler ve lökotrien reseptör antagonistleri başlıca kullanılan ilaç gruplarıdır.

    Polen alerjisi bazen tek başına olmaz yanında diğer eşlik eden hastalıklar astım veya egzama varsa bu hastalıklara yönelik de tedavide başlanmalıdır.

    Ürtiker gibi şikayetler bazen polen mevsimlerinde çoğalabilir. Özellikle polen alerjisi olanlarda bazen meyve sebzelerde polenler arasında çapraz reaksiyon olduğu için hastalar meyve veya sebze yediğinde ürtikeryal döküntüler olur. Oral alerji sendromu dediğimiz bu tabloda asıl neden polen alerjisi olmasına rağmen çapraz reaksiyon veren meyve ile şikayetleri ortaya çıkar. Bu yüzden polen alerjisi olan ürtikerli hastalarda her ikisinin tedavisi yapılmalıdır.

    Polen alerjisinde ilaç tedavisi yapılması gereklidir. Şikayetleri kontrol altına almaya yardımcı olur ama tek başına kullanılması ileride astım olmanızı veya hastanın ilerlemesini engellemez.

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Tedavisinde Alerji Aşıları gerekli mi?

    Polen alerjisi tedavisi için şuanda elimizde var olan en iyi tedavi yöntemi aşı tedavisi( immünoterapi ). Yetişkin hastalarda alerjik rinite yol açan alerjene karşı uygulanan aşı tedavisi (immunoterapi ) hastalığın şikayetlerini ortadan kaldıran, hastalığın ilerlemesini ve astım gelişmesinin engelleyen yapılabilecek en iyi tedavi yöntemidir.

    Alerji aşısı ( immünoterapi ) tedavisi Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ nün onayladığı bir tedavidir. Alerji aşısı kullanılması ile ilaç kullanımına ihtiyaç azalmakta ve daha önce şikayetlere yol açan alerjenlerle karşılaşmayla sorun oluşmamaya başlamaktadır. Ayrıca astım gelişmemişse ileride gelişebilecek olan astım gelişmesini de engelleyebilmektedir. Günümüzde alerjik rinitin astıma ilerleyişini durdurabilme potansiyeli olan tek tedavi şekli alerjen spesifik alerji aşısıdır

    Alerji testleri ile polen alerjisi tanısı konan hastalarda hangi polen alerjisi varsa o polen için alerji aşılarının uygulanması gereklidir. Alerji aşıları alerjinizin olduğu polene bağlı olarak kişiye özel yapılmaktadır. Bu yüzden doğru tespit edilmesi çok önemlidir.

    Polen alerjisi için uygulanan alerji aşıları tablet veya kola uygulanan cilt altı enjeksiyon şeklinde yapılabilir.

    Polenler için üretilen alerji aşıları son derece etkilidir. Özellikle polen mevsiminden önce başlanan tablet veya enjeksiyon şeklindeki aşılar hastanın polen mevsimini şikayeti olmadan ve ilaç kullanmadan rahat geçirmesini sağlar.

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Tedavisinde Eğitim önemlidir.

    Polen Alerjisinin tedavisi diğer alerjik hastalıklarda olduğu gibi birçok parçanın birleşmesinden meydana gelmektedir. Polen Alerjisi tedavisinde bu parçaların her birinin yeri farklıdır ve bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Polen Alerjisi tedavisinde korunma yöntemlerinin nasıl yapılacağı, ilaç tedavisi ne zaman ve ilaçların nasıl kullanılacağı, alerji aşılarının nasıl kullanılacağının nasıl yapılacağını anlatan eğitimi verilmesi çok önemlidir. Polen Alerjisi tedavisinde bir parçanın eksik olması diğerlerinin de eksik olmasına yol açar. Mutlaka alerji uzmanları kontrolünde hepsinin içeren her hastaya özel tedavi şemaları oluşturulmalıdır.

    Alerji uzmanları tarafından tanısı konulup tedavi edilirse, hastanın hayat kalitesi iş ve okul hayatı düzelir ancak tedavi edilmediğinde astımla sonuçlanan daha tehlikeli bir süreç başlar. Bu yüzden

    Alerjini fark et polen alerjine dur de

  • Yemek borusu (özafagus)

    Reflü nedir?

    Mide içeriğinin yemek borusuna kaçmasıdır. Bu içerik asidik karakterde olabileceği gibi alkali özellikte de olabilir. Yemek borusuna kaçan bu içerik yalnızca yemek borusunda kalmayıp boğaza, yutağa, ağız boşluğuna, östaki borusu aracılığı ile kulak içine, solunum sistemine ve akciğerlere kadar gidebilir.

    Reflü normalde olur mu? Ne zaman hastalık olarak kabul edilir?

    Normal koşullarda görülebilen bir durumdur. Yeni doğanda, gebelikte ve aşırı yemek yenmesi durumunda görülebilir. Yaşam kalitesini bozan yakınmalara sebep olduğu zaman reflü hastalığından, patolojik reflüden söz edilir. Reflünün sıklıkla olması, göğüs ağrısı, yanma hissi olması durumunda Gastro-özofajial reflü hastalığı’ndan bahsedilir.

    Reflü hangi yakınmalar ile ortaya çıkar?

    Mide içeriğinin yemek borusuna kaçması (regürgitasyon) ile heartburn (göğüste yanma hissi), yutmada takılma hissi (disfaji) , ağrılı yutma (odinofaji) tipik yakınmalar olarak görülür. Ağıza kadar gelebilen asidik veya alkali mide içeriği kulak iltihabı, farenjit (boğaz iltihabı), öksürük, ses kısıklığı, diş çürükleri, solunum yolu enfeksiyonları (zatürre), alerjik astım gibi atipik refl, yakınmaları-semptomlarına- (tipik olmayan) sorunlarına da yol açabilir.

    Reflü hastalığının tanısı hangi yöntemle ile konulur?

    Tanı koymada altın standart olarak ph -etri (24 saatlik yemek borusu altından asit ölçümü) yöntemi bilinmkete ise de pratik uygulamda her hasta için gerekli değildir. Günümüzde tanısı gastroskopi (endoskopi) ile konulur. Her reflü hastasına endoskopi gerekli midir ? sorusuna yanıtlarsak akılcı yaklaşımın doğru zaman, doğru yer ve deneyimli Gastroenterolog tarafından endoskopinin yapılmasıdır diyebiliriz. Endoskopinin geciktirilmesi yanlış tanılara veya tanının geciktirilmesine sebep olmaktadır. Batı dünyası sigorta sistemleri bu konuda endoskopi yapılmasını sınırlayan ,geciktiren belirli koşullarda yapılmasını öneren standartlar belirlerken Japonya , Çin gibi doğu ülkeleri daha kolay endoskopi uygulamalarını önermektedirler. Bu sayede daha reflü tanısı ve ayırıcı tanısını koyabilmektedirler. Çocukluk çağında reflü yanışında gastroskopiden ziyade sintigrafik ( radyoaktif maddeler ile işaretli gıdaların yemek borusundan geçişleri veya geri kaçışlarının nükleer tıpta incelenmesi) yöntemler tercih edilirler.

    Refl, tanısında impedansın yeri nedir?

    İmpednas ph-metri yönteminden farklı olarak yemek borusunun içindeki içeriğin hem asit hem de safra özelliğinde olup olmadığını değerlendirebilmektedir. Bu değerlendirme genellikle sık olarak gereken bir yöntem değildir. Bununla birlikte mide operasyonu geçiren olgularda alkalen reflü gastrit gelişimi durumlarında refl, söz konusu ise impedans ölçümü yararlı olabilir. Bunun dışında midenin motilite ( kediliğinden oluşan mide hareketleri) kusurları söz konusu olduğunda safra reflüsü de olabileceği için impedans ölçümleri gerekebilir.

    Reflü ile özafagus (yemek borusu) kanseri ilişkili midir ?

    Reflü hastalığı yemek borusunun alt ucunda mukoza (örtü) değişikliklerine yol açarak Barrett epiteline (Mide örtüsüne değişim) dönüşümüne sebep olur ise % 10 yemek borusu altında adenokanser – kanserleşme riski ortaya çıkabilir. Ayrıca reflü hastalığının larinks kanseri (Yutak kanseri) ile ilişkisi mevcuttur. Türkiye’de reflü hastalarında kanser gelişme riski Amerika, İngiltere, Almanya gibi Batı ülkelerindeki oranlardan çok daha aşağıdadır. Sağlıklı istatistiksel bilgiler elimizde olmamasına rağmen gastroenteroloji alanındaki uzun deneyimlerimizle bu görüşü ileri sürmek mümkündür.

    Özafajit nedir? Hangi yakınmalar ile özafajitten kuşkulanılır?.

    Yemek borusu örtüsünün değişik sebeplere bağlı yangısıdır (İltihabıdır).

    Göğüs ağrısı (retrosternal ağrı) , lokma yutarken takılma hissi (disfaji) veya yanma hissi (pirozis) olabilir. Hiç lokma alınmaksızın da bu yakınmalar oluşabilir.

    Özafajit nasıl oluşur ?

    Akut (ani) veya kronik (süregen) oluşabilir. Akut özafajit aspirin, tetrasiklin gibi ilaçlar ile oluşabileceği gibi, koroziv madde (asidik veya alkali) maddeler: tuzruhu, çamaşır suyu vb temizlik malzemeleri alımında da ortaya çıkabilir. Kronik özafajit ise sıklıkla hiatus hernisi (mide fıtığı), Gastro-özafajial reflü hastalığına bağlı gelişebilir.

    Özafajit ile özafagus kanseri arasında ilişki var mıdır?

    Özafajit reflüye veya koroziv madde (tuz ruhu çamaşır sodası vb.) alımına bağlı ise kanserle ilişkili olabilir. Akalzya (yemek borusu alt ucunda yeterli açılmama ) seyri sırasında da yemek borusu kanseri gelişme riski mevcuttur.

    Özafagus kanseri neden gelişir?

    Yemek borusunun kanseri ne yazık ki sık rastlanan kanserler arasındadır. Yutmada takılma hissi (disfaji), ağrılı yutma (odinofaji), kansızlık (demir eksikliği anemisi ), göğüs ağrısı (retrosternal ağrı), kilo kaybı, iştahsızlık gibi yakınmalarla ortaya çıkabilir. Erken tanı konabilmesi için erken başvuru kadar doktorun bu yakınmaları dikkate alması da önemlidir. Ortaya çıktığında çevre dokulara yayılmış olma olasılığı yüksektir. Farklı tipleri mevcuttur. Kanser tipine göre farklı tedavi yöntemleri mevcuttur. Bu nedenle tedavi başarı oranları farklıdır. Endoskopik işlem ile tanı konması sonrası endoskopik veya cerrahi tedavi şansı mevcuttur. Kemoterapi (İlaç tedavisi) ve radyoterapi (Işın tedavisi) diğer tedavi yöntemleridir.

    Yemek borusu biyopsisinde displazi ne anlama gelir?

    Endoksopik girişim sırasında alınan biyopsilerde displazi her dokunun değerlendirmesinde olduğu gibi kanser gelişimi açısından risk olduğu anlamı taşır. Düşük derecede ve orta derecede displazi isimlendirmeden de anlaşılabileceği gibi biyopsi alınan dokunun hücrelerinde kansere doğru bir değişim ve başkalaşım düşük olasılıkla söz konusu olabileceğini fakat henüz kanser özelliği taşımadığını belirtir. Yüksek derecede displazi ise kötü anlam taşır ve kansere çok yakın değişikliklerin bulunduğu kuşkusunu belirtir. Bu tarzda bir sonuç kısa zamanda tekrar değerlendirmeyi gerektirir. Gastroenterolog bu sonuca göre işlemi yineleyebilir ya da başka bir yöntemle kanser olup olmadığını ivedilikle değerlendirir.

  • Romatizmal hastalıklar

    İskelet sistemi başta olmak üzere birçok organ ve sistemi tutan bağ dokusu hastalıklarıdır. Normalde mikroplarla savaşan bağışıklık sisteminin kontrolden çıkarak kendi hücrelerine saldırması neticesinde gelişir. Hastalık tablosu genetik yatkınlığı olan bireylerde çevresel faktörlerin tetiklemesiyle ortaya çıkar. Bu hastalıklar etkilenen organ ve sisteme göre sınıflandırılır ve farklı isimlerle anılır. Bunlar arasında en çok bilinenler: Romatoid Artrit (RA), Juvenil İdyopatik Artrit (JIA), Sistemik Lupus Eritematozus (SLE), Anti-fosfolipid Sendrom (AFS), Skleroderma, Reynaud Fenomeni, Sjogren sendromu, Dermatomiyozit, Polimiyozit, Vaskülitler, Behçet Hastalığı, Spondilartrit (Ankilozan Spondilit, İnflamatuar (İltihaplı) Barsak Hastalığı ile İlişkili Artrit, Psöriatik (Sedef hastalığına bağlı) Artrit, Sarkoidoz, Akut Eklem Romatizması ve Ailesel Akdeniz Ateşidir.

    Romatizmal Hastalıklarda Tanı Koyma

    Fizik muayene

    Tanıda yol gösterici olan en önemli ipuçları hasta muayenesi ile elde edilir. Örneğin RA’de küçük eklemlerin simetrik tutulumu ve sabah tutukluğu tipiktir. Hastalık ilerlediğinde küçük eklemlerde erozyon ve şekil bozukluğu gelişir. SLE’de ise yüzde kelebek şeklinde olan ve burun sırtını kapsayan döküntü olması önemli bir bulgudur. Hastalığın ağır komplikasyonlardan biri olan “Lupus nefriti” böbreklerin hastalığa iştirak etmesi sonucunda ortaya çıkar. AFS’de damarların içerisinde pıhtılaşma ve tıkanıklık oluşturma (tromboz) eğilimi vardır. Sklerodermada deri sertleşerek elastikiyeti azalırken, Raynaud fenomeninde parmak uçlarında morarma ve ağrılı ülserler gelişir. Sjogren sendromunda göz ve ağız kuruluğu en önemli şikâyetlerdir. Dermatomiyozitli hastalarda üst göz kapaklarında, polimiyozitli hastalarda ise boyun ve göğüste gözlenen kızarıklık şeklindeki döküntüler karakteristiktir. Vaskülitler damarların iltihaplanmasıdır ve etkilenen organa göre farklı bulgular verir. Örneğin akciğerler etkilendiğinde kanlı balgam, böbrekler etkilendiğinde kanlı idrar görülür. Göz dibindeki damarların iltihaplanması körlüğe neden olur. Bazen de sinir sistemini besleyen damarlar etkilenir ve deride uyuşukluk, karıncalanma, yanma ve ağrı gibi belirtiler ortaya çıkar. Behçet hastalığında ağızda ve genital bölgede aftlar çıkar, gözde üveyit adı verilen iltihaplı bir hastalık gelişir. Damarlarda pıhtılaşma ve tıkanıklık olması Behçet hastalığında görülen önemli bir komplikasyondur. Ankilozan spondilitte leğen kemikleri ile omurga arasındaki eklemlerde ve omurgayı oluşturan yapılarda iltihaplanma olur. Şiddetli kalça, bel, sırt, boyun ve göğüs ağrıları vardır, eklem hareketlerinde kısıtlılık görülür. İnflamatuvar (iltihaplı) bağırsak hastalıklarında (Crohn hastalığı, ülseratif kolit) büyük (diz, dirsek) ve/veya küçük (bilekler, parmaklar) eklemlerde asimetrik ve gezici bir iltihaplanma olur. Bazen ankilozan spondiliti andıran bulgular da gelişebilir. Tendonların kemiklere bağlandığı noktalarda ltihaplanma olması, bu hastalıkta görülen başka bir komplikasyondur. Psöriyatikartritte (sedef hastalığına bağlı) gelişen eklem iltihaplanmasında da sıklıkla büyük ve küçük eklemler etkilenir. Bazen de omurga ve kalça eklemleri hastalığa yakalanır. Hastalık ilerlediği zaman küçük eklemlerde erozyon ve şekil bozukluğu meydana gelir. Sarkoidoz başlıca deri, solunum sistemi ve eklemleri ilgilendiren bir hastalık tablosu ortaya çıkarır. Akut eklem romatizması boğaz enfeksiyonu sonrasında ateş yüksekliği ve büyük eklemlerde artrit gelişmesi ile karakterizedir. Kalp kapaklarında yetmezlik gelişmesi ve kalp kasının hastalığa iştirak etmesi bu hastalığın en kötü komplikasyonlarıdır. Ailesel Akdeniz Ateşinde zaman zaman tekrarlayan ateş yüksekliği, karın ve göğüs ağrısı şikâyetleri vardır. Bazen büyük eklemlerde de asimetrik artrit tablosu gelişir, ancak erozyon ve şekil bozukluğuna yol açmaz.

    Laboratuvar

    Romatizmal hastalıklarda kanda yapılan bazı laboratuvar testleri tanı koymada önemli rol oynar. Örneğin RA’da RF (romatoid faktör), SLE’de ANA (anti-nükleer antikor) ve anti-dsDNA, AFS’de AKA-IgG ve AKA-IgM (kardiyolipin antikorlar), Sklerodermada anti-Scl 70, Sjogren sendromunda anti-SSA, anti-SSB, dermatomiyozitte ve polimiyozitte anti-jo1, vaskülitlerde ANCA (anti-nötrofil sitoplazmik antikor) testleri bu testlerden bazılarıdır. Tanı koymaya yardımcı olan, ancak varlığı tek başına bir anlam ifade etmeyen testler de vardır. Ankilozan spondilitte HLA-B27 ve Behçet hastalığında HLA-B5 bu kapsamdaki testlerdir. Ayrıca belli bir romatizmal hastalığa özgü olmayan, ancak hastalık seyrini değerlendirmede önemli olan bazı testler vardır. Bunlar genellikle hastalığın aktivitesi ile ilgilidir. Sedimantasyon, CRP (c-reaktif protein) ve fibrinojen bunlardan birkaçıdır.

    Tedavi

    Romatizmal hastalıklarda tedavi başlıca 3 şekilde yapılır. Bunlar tıbbi tedavi (ilaç tedavisi), fizik tedavi ve cerrahi tedavidir. Tıbbi tedavide kullanılan ilaçlar bağışıklık yanıtını baskılayarak ya da düzelterek etkili olur. Kortizon içeren ilaçlar tıbbi tedavide başvurulan en önemli ilaç gruplarından biridir. Birçok tedavi protokolünde ana ilaç ya da yardımcı ilaç olarak kullanılır. Diğer grup ilaçlar hidroksiklorokin, sulfasalazin, altın tuzları, D-penisilamin, metotreksat, leflunomide, azatiopürin ve siklofosfamid gibi geleneksel ilaçlar ve tümör nekroz faktörü(TNF)-α blokerleri, anakinra, abatasept ve rituksimab gibi biyolojik ajanlardır.

    Bu ilaçların iyileştirici etkileri bağışıklık sistemi üzerinden olduğu için hastada meydana gelen klinik ve laboratuvar değişikliklerinin kapsamlı laboratuvarlarda düzenli olarak takip edilmesi gerekir. Zira bu ilaçların enfeksiyon sıklığında (kısa vade) artma ya da kansere neden olma (uzun vade) gibi önemli yan etkileri vardır.