Etiket: Tedavi

  • Hashimoto (kronik tiroidit) low level lazer tedavisi

    Hashimoto (kronik tiroidit) low level lazer tedavisi

    Düşük enerjili lazer tedavisi uzun yıllardır otoimmün bir hastalık olan Romatoid artrit tedavisinde kullanılmaktadır. Yine düşük enerjili lazerin yapılan hayvan deneylerinde immünmodülatör (immün sistemi düzenleyen) bir etkiye sahip olduğuda gösterilmiştir. Hayvanların tiroid bezlerine lazer enerjisi uygulandığında ise tiroid bezinin mikro kan dolaşımının arttığı ve üretilen tiroid hormon miktarının yükseldiği gösterilmiştir.

    Tüm bu tecrübelerden yola çıkarak Lazer tedavisinin otoimmün tiroid hastalığında (Hashimoto) immünmmodülatör ve antiinflamatuar etkileri ile rejenerasyon (yenilenme) etkisinin olabileceği düşünülmüştür.

    İlk defa 2013 yılında Dr Höfling ve arkadaşları tarafından Hashimoto hastalığı olan kişilere düşük enerjili lazer tedavisi uygulanmıştır ve oldukça başarılı sonuçlar alınmıştır. Lazer tedavisi öncesinde yüksek dozda Tiroid hormon replasmanı alan hastaların büyük bir kısmı işlem sonrasında hormon tedavisinden kurtulmuştur. Kalan hastalarda ise lazer tedavisi öncesi kullanılan hormon dozu ortalama %60-70 düzeyinde azaltılabilmiştir. Yine tedavi sonrasında hastaların AntiTPO (Tiroid otoantikoru) titrelerinde düşme ve ultrason görüntülerinde iyileşme tesbit edilmiştir.

    Dr Höfling ve arkadaşlarının bu bulgularından sonra Hashimoto hastalığının tedavisinde klasik hormon replasman tedavisinden farklı olarak lazer tedavisi rejenerasyon (yenilenme- iyileşme) etkileri ile öne çıkmaktadır.

    İşlem oldukça kolay ,ağrısız bir şekilde uygulanabilmektedir. Bilinen herhangi olumsuz bir yan etkisi bulunmamaktadır.

  • Pkos

    POLİKİSTİK OVER SENDROMU :

    Tanım : Tüm dünyada üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen endokrinolojik hastalıklardan biridir. Üreme çağındaki bayanların %5-10’unda PKOS görülmektedir. Nedeni henüz tam olarak bilinmemek ile birlikte hastalığın gelişiminden genetik ve çevresel faktörlerin sorumlu olduğu düşünülmektedir. Hastalığın tanısında kullanılan 3 ana kriter vardır ve bunlardan en az ikisinin bir arada bulunması tanı koydurur.

    Hiperandrojenizmin (Erkeklik hormonu artışı) klinik ve labaratuvar bulgularının olması

    Adet düzensizliği olması

    Yumurtalıklarda Polikistik yapı görülmesi

    Semptomlar: Hastalarda genellikle ergenlik ile başlayan kronik bir adet düzensizliği vardır. Adet düzensizliğinin yanında bir çok hastada kanda artan Erkeklik hormonlarının (Androjenler) derecesi ile orantılı olarak Akne, Yağlı cilt, Kıllanma artışı ve Erkek tipi saç dökülmesi görülmektedir. Bu şikayetler ile başvuran bayanların yumurtalıklarına ultrason ile bakıldığında Tipik Polikistik yapı (Multipl sayıda milimetrik kistler) görülmektedir. Polikistik overli bayanların overlerinde görülen kistlerin her sağlıklı bayanda görülen folikül kistleri ile ilgisi yoktur.

    Polikistik Over hastalığı kilodan bağımsız olarak insülin direncine yol açmaktadır. Bu nedenle PKOS diyabet gelişimi için bağımsız bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Hastalar kilo artışına yatkındırlar ve tanı anında bir çok hasta fazla kilolu veya obezdir.

    Tedavi : PKOS tedavisi birden fazla basamaktan oluşmaktadır . Bu basamakları basitçe sıralamak gerekirse

    Adet düzensizliğine bağlı olarak ortaya çıkabilecek Endometrial Hiperplazi, Kansızlık, Rahim Kanseri , Psikolojik problemler ile mücadele edebilmek için Adet Düzenleyici Hormonal tedavi.

    Çoçuk sahibi olmak isteyen bayanlarda infertilite tedavisi

    Hiperandrojenizm bulgularını (Akne, Kıllanma Artışı, Saç Dökülmesi) azaltmak için Antiandrojen ilaç ve hormonların başlanması

    PKOS’un uzun dönem metabolik etkileri (insülin direnci, Diyabet, Kolesterol yüksekliği, Obezite ve Koroner kalp hastalığı) ile mücadele için gerekli tedbirlerin alınması.

    Tanı anında kilo fazlası olan veya Obez olan hastalarda mutlaka kilo kaybına yönelik tedavi başlanması. Kilo kaybı hastalığın hemen tüm bulguları üzerinde olumlu etki yapmaktadır.

  • Tiroid bezi hastalıkları tanı ve tedavisi

    TİROİD BEZİ HASTALIKLARI (GUATR ) :

    Tiroid bezi nefes borusunun hemen önünde yer alan ortalama 20-30 gr ağırlığında sağ ve sol lobdan oluşan kelebek şeklinde bir salgı bezidir. Yutkumakla hareket eder ve kadınlarda erkeklere göre biraz daha büyük olabilir.

    Tiroid bezi metabolizmamızı düzenleyen T3 ve T4 isminde hormonları üretir. Bu hormonların üretimi beynimizde hipofiz bezimizden salgılanan TSH isminde başka bir hormon ile kontrol edilir.

    Çeşitli sebeplere bağlı olarak tiroid hormon miktarımızda azalma olmasına HİPOTİROİDİ , artış olmasına ise HİPERTİROİDİ denilir.

    HİPOTİROİDİ TANI VE TEDAVİSİ :

    Tanım : TSH yüksek iken sT4 ve,veya sT3 düşüktür.

    Semptomlar: Hastalığın derecesine göre değişmek ile birlikte Halsizlik, yorgunluk , kilo artışı, unutkanlık, konsantrasyon düşüklüğü, cilt kuruluğu, kabızlık, saçlarda dökülme, üşüme, seste kalınlaşma, düzensiz ve yoğun adet kanamaları, kısırlık, depresyon, ödem ve kas ağrısı gibi bir çok farklı semptoma yol açabilir.

    Nedenleri:

    Kronik otoimmün tiroidit (Hashimoto Hastalığı) (En Sık Neden)

    İyot Eksikliği

    Tiroiditler

    Cerrahi veya radyoaktif iyot tedavisi

    Başka hastalıklar için kullanılan ilaçlar

    Kalıtımsal

    Yaşlanmaya bağlı.

    Sekonder Hipotiroidi (Hipofiz bezi Hastalıkları)

    Teşhis: Hastanın öyküsü ve kullandığı ilaçlar sorgulandıktan sonra mutlaka elle tiroid muayenesi yapılır. Daha sonra kandan tiroid hormonları (sT3,sT4,TSH) , Tiroid otoantikorları (Anti TPO ve Anti TG), gerekli olan vakalarda idrar iyot düzeyi ve Tiroid Ultrasonografi testi istenir.

    Tedavi: Hormon düşüklüğü tesbit edilenlere ihtiyaç duyulan dozda Tiroid hormon replasmanı başlanır. Levotiron, Euthyrox ve Tefor bu amaçla kullanılan ve içinde levotiroksin (T4) dediğimiz tiroid hormonunu içeren haplardır . Hastaların ilaçlarını düzenli olarak kahvaltıdan en az yarım saat önce aç karnına almaları gerekmektedir. Uygun olan hastalara Selenyum takviyesi ve iyotsuz tuz (himalaya tuzu) da önerilmektedir.

    Takip: Hormon replasman tedavisi başlanan hastaların doktorunun uygun gördüğü aralıklarda hormon düzeyi ölçtürmesi ve gerekiyorsa ilaç düzeyinin ayarlanması önerilmektedir.

    HİPERTİROİDİ TANI VE TEDAVİSİ:

    Tanım: TSH düşük iken sT4 ve/veya sT3 hormonunun yüksek olmasıdır.

    Semptomlar: Halsizlik , sinirlilik, çarpıntı, nefes darlığı, Kilo kaybı, sıcağa karşı tahammüzsüzlük, kalabalığa karşı tahammülsüzlük, anksiyete, iştah artışı, adet kanamalarının azalması, terleme, ellerde titreme, ishal , göz bulguları (Graves Hastalığına özel) gibi birçok farklı semptoma yol açabilir.

    Nedenleri:

    Graves Hastalığı

    Toksik nodüler guatr

    Gebelik hipertiroidisi

    Yüksek dozda iyot alımına bağlı

    Tiroiditler

    TSHOMA (Hipofiz Adenomu)

    Diğer hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar.

    Refetoff Sendromu (Tiroid Hormon direnci)

    Teşhis: Klinik semptomları olan bir kişide ilk olarak Tiroid hormonlarına bakılır. TSH düşüklüğü ile birlikte sT4 ve sT3 hormonlarınında yüksek olması hipertiroidi tanısını koydurur . ikinci aşamada hipertiroidinin sebebine yönelik olarak testler yapılır. Bu amaçla TSH reseptör antikoru, Tiroid Ultrasonografisi, Tiroid otoantikorları(Anti TPO ve TG) ve gerekli olan vakalarda Tiroid sintigrafi ve Uptake testleri istenir ve bu testlerin sonucuna göre hipertiroidinin sebebi bulunup sebebe yönelik olarak tedavi tercihi yapılır.

    Tedavi: Hipertiroidi tedavisinde Anti tiroid ilaçlar (Propycil , Thyromazol) ve semptomatik ilaçlar (beta blokerler) , Radyoaktif iyot tedavisi ve Cerrahi tedavi kullanılmaktadır. Bu tedavilerden hangisinin uygulanacağına ise hipertiroidiye yol açan sebebe göre karar verilmektedir. Örneğin Graves Hastalığında öncelikli olarak ilaç tedavisi tercih edilirken, Toksik nodülü olanlarda Radyoaktif iyot veya cerrahi tedavi tercih edilmektekdir. Bazı durumlarda bu tedaviler bir aradada verilebilmektedir.

    Takip: Tedavi amaçlı Anti tiroid ilaç başlanan vakalarda tedavi ortalama 12-24 ay kadar sürdürülür. Bu süreç içinde ortalama 1-2 ay içinde ilaçların yan etki ve etkinlik değerlendirmesi için çeşitli testler bakılarak hastalar kontrol altında tutulur. Tedavi amaçlı Radyoaktif iyot verilen vakalarda ise tedavi sonrası hipotiroidi gelişebileceğinden dolayı belirli aralıklarla hormon kontrolleri yapılması gerekir. Yine Cerrahi tedavi uygulanan hastalardada uygulanan cerrahinin türüne göre operasyon sonrası çeşitli düzeylerde hipotiroidi gelişebilir ve bu durumda ömür boyu tiroid hormon replasmanı gerekir.

    TİROİDİTLER :

    Tanım: Tiroid bezinin inflamasyunu (iltihabi durum) veya inflamasyon benzeri tablo ile seyreden bir grup hastalığna verilen isimdir.

    Tipleri:

    Akut (süpüratif) tiroidit (Enfektif )

    Subakut Tiroidit : 1- Subakut granülomatöz Tiroidit (Ağrılı)

    2- Postpartum (gebelik sonrası) Tiroidit (Ağrısız)

    3- Subakut Lenfositik tiroidit (ağrısız)

    Kronik Tiroidit (Hashimoto hastalığı)

    Fibröz Tiroidit (Reidel Tiroidit)

    Radyasyon Tiroiditi

    İlaca Bağlı Tiroidit

    Semptomlar: En sık sebep olan Hashimoto hastalığı genellikle çok ilerlemedikçe semptom vermez. hahimoto ya bağlı hipotiroidi geliştiğinde hastalar tiroid hormon düşüklüğüne bağlı semptomlar ile başvururlar. daha nadir olarak tiroid bezinin büyümesi (Guatr) ile başvuran hastalarda olmaktadır.

    Subakut Granülomatöz Tiroidit ise genelikle geçirilen bir viral enfeksiyondan günler sonra ortaya çıkar. Boyunda tiroid bezinin olduğu bölgede şiddetli ağrı, Tiroid bezinde şişlik, çarpıntı , terleme ve titreme şikayetine yol açar.

    Genellikle Tiroid bezinin bakteriler veya mantarlar tarafından enfekte edilmesi ile ortaya çıkan Akut Tiroidit ise boyunda ağrı, tiroid bezi üzerinde şişlik, kızarıklık, ateş ,halsizlik ve boyunda lenf nodu gibi bulgular ortaya çıkar.

    Postpartum Tiroidit ise gebelikten sonraki ilk bir yıl içinde bayanlarda görülen ağrı yapmayan ve çeşitli düzeylerde tiroid hormon bozukluğu ve bununla ilişkili klinik semptomlara yol açan bir tablodur. Bu hastalığın seyrinde hem hipertiroidi hemde hipotiroidi safhaları vardır ve buna göre klinik semptomlarda değişkenlik gösterir.

    Fibröz Tiroidit oldukça nadir görülür. Tiroit bezinde fibrozis gelişir. Buna bağlı bez çok sert bir kıvama gelir ve boyundaki çevre dokulara basarak nefes darlığı , yutma güçlüğü gibi semptomlara yol açabilir.

    Çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılan İnterferon alfa, İnterlökin-6 ve amiodoran gibi ilaçlar ve boyun bölgesine uygulanan radyoterapi veya radyoaktif iyot tedavisi sonrasında tiroid bezinde yıkım ve buna bağlı ağrı, tiroid hormon bozukluğu semptomları ortaya çıkabilir.

    Tanı: Şikayeti olan hastalarda şüphelenilen nedene yönelik olarak Tiroid Hormonları, Tiroid otoantikorları(Antitpo ve TG), Tiroglobülin, sedimantasyon, CRP, Hemogram, Tiroid Ultrason ve gerekli vakalarda tiroid bezi sintigrafisi ve Uptake testlerinden uygun olanları istenir ve sonuçlara göre tedavi planlanır.

    Tedavi: Genel olarak tiroiditlere gelişen geçici hipertiroidi safhasında antiroid ilaç tedavisi verilmez. Bu dönemde hipertiroidinin semptomlarını bastırmak için beta bloker tedavi, iyotsuz diet gibi yöntemler kullanılır. Tiroidite bağlı gelişen hipotiroidi safhasında ise ihtiyaç duyulan süre ve dozda tiroid hormon replasmanı verilir.

    Ağrılı tiroidit ( Subakut granülomatöz) de ise ağrı kontrolü için öncelikle NSAİİ grubu ilaçlar verilir , bu tedaviye yanıt alınamaz ise oral Steroid tedavisi başlanır .

    Akut enfektif tiroiditte ise Antibiotik ve antifungal tedaviler kullanılır.

    Takip : Kronik tiroidit dışındaki Tiroiditler genellikle uygun tedavi ile birkaç ay içinde tamamen düzelirler. Hastalığın aktif olduğu dönemde tedavi etki ve yan etkisi açısından uygun aralıklar ile kontroller yapılır.

  • Tiroid nodüllerinde lazer ablasyon tedavisi

    Tiroid nodüllerinde lazer ablasyon tedavisi

    TİROİD NODÜLLERİNDE AMELİYATSIZ TEDAVİ YÖNTEMLERİ

    Perkutanöz Alkol Enjeksiyonları (PEE)

    Radyofrekans ablasyon

    Perkutan Lazer Ablasyon Tedavisi (PLA)

    Yüksek Yoğunlukta Odaklanmış Ultrasonik Ses Dalgası Tedavisi (HIFU)

    Perkutan Alkol enjeksiyon tedavisi Kistik nodüllerin tedavisinde cerrahiye alternatif efektif bir işlemdir. İşlem Ultrason eşliğinde polikilinik şartlarında uygulanabilmektedir. Öncelikle Kistik nodüldeki sıvı boşaltıldıktan sonra nodül içine uygun olan miktarda saf alkol enjekte edilmektedir. kistik nodülerde oldukça başarılı ve kolay bir tedavi yöntemidir. işlem sonrası nodüllerin hacmi % 50 ve üzerinde küçülmektedir.

    Radyofrekanf Ablasyon tedavisi solid noüdllerde hacim küçültme amacı ile kullanılmaktadır. USG eşliğinde nodül içine yerleştirilen kataterler vasıtası ile Radyofrekans enerji transferi yapılmakta ve bu sayede nodül volümü azaltılmaktadır.

    Tiroid Lazer Ablasyon Tedavisinde ise yine ultrason eşliğinde nodülün merkezine uygun boyutta Tiroid biyopsi iğnesi ile girilmekte ve bu yoldan ince Lazer fiberleri nodül içine yerleştirilmektedir.Ardından bu fiberler ile lazer enerjisi nodül içine iletilmektedir. Lazer enerjisinin ortaya çıkardığı ısı ile Tiroid noüdllerinde termal Ablasyon sağlanmaktadır. Bu yöntem ile tedavi edilen hastalarda bir yıllık takip sonrasında nodül hacminde %50-%80 arasında küçülme olmaktadır. işlem poliklinik şartlarında uygulanabilen kısa süreli bir işlemdir. Ciddi bir komplikasyon içermemektedir.

  • Tiroid nodüler guatr

    TİROİD NODÜLLERİ (NODÜLER GUATR ) :

    Tanım: Tiroid bezinden köken alan, radyolojik ve patolojik olarak bezden farklı karaktere sahip olan lezyonlara tiroid nodülü denilir. Kadınlarda daha sık görülür ve her iki cinsiyette yaşlanma ile görülme sıklığı artar. Ultrasonografik olarak toplumda %60 lara varan oranda bir nodül sıklığı bulunmaktadır. Yani oldukça yaygın olan bir sağlık problemidir.

    Semptom: Tiroid nodülleri genellikle semptom vermezler bu nedenlede çoğunlukla başka bir sebeple yapılan baş boyun görüntülemesinde (USG, CT, MRI) veya doktor muayenesi sırasında tesadüfi olarak tesbit edilirler. Bunun yanında özellikle büyük boyutlu nodüller boyun ön bölgesinde şişlik, ses kısıklığı , yutma güçlüğü, nefes darlığı gibi bası semptomlarınada yol açabilirler. Yine hormon üreten nodüller (sıcak nodül) hipertiroidiye (tiroid hormon fazlalığı) yol açarak çarpıntı, terleme, titreme, sinirlilik, kilo kaybı gibi semptomlarada yol açabilirler.

    Nodüllere Yaklaşım: Şüphelenilen kişilerde ilk yapılması gereken Tiroid bezi muayenesi ile ele gelen nodül olup olmadığına bakmaktır. Nodül saptanan kişilerde mutlaka TSH düzeyine ve Tiroid Ultrasonografi testine bakılmalıdır. Şayet TSH baskılı(düşük) gelirse nodülün hormon üretip üretmediğini (sıcak/soğuk nodül) anlayabilmek için mutlaka Tiroid bezi Sintigrafi testi yapılmalıdır. Yine nodül tesbit edilen hastalarda Ailevi Tiroid kanseri ( Medüller Ca) riskini ekarte edebilmek için bir kereye mahsus Kalsitonin düzeyide bakılmalıdır. Bu testlerden sonra gerekli görülen vakalarda diğer Tiroid kanserleri riski açısından Tiroid İnce İğne biyopsisi planlanmalıdır.

    Tedavi: Tiroid nodüllerinde genel olarak Cerrahi ve Radyoktif iyot (Atom) tedavisi olmak üzere iki farklı tedavi yöntemi vardır. Yapılan testler sonucunda : .

    Malign (Tiroid kanseri içeren) veya Malinite şüphesi olan nodül : Cerrahi tedavi önerilir

    Sıcak nodül (hormon üreten ) : Hastanın diğer özellikleride göz önüne alınarak Cerrahi veya Radyoaktif iyot tedavisi önerilir.

    Soğuk (hormon üretmeyen) ve Bening (iyi huylu) karakterde olmasına rağmen yutma güçlüğü, ses kısıklığı,nefes darlığı gibi bası semptomu yapan nodüller: Cerrahi tedavi önerilir.

    Hormon üretmeyen, Bening karakterli ve Bası semptomu yapmayan nodüller: Herhangi bir işlem yapmadan uygun aralıklarda takip önerilir.

    Takip: Nodülün Ultrasonografide görülen özelliklerine göre takip eden Endokrinoloğunuzun uygun gördüğü aralıklarda yeniden değerlendirmesi yapılır. Bu değerlendirmelerde nodülün büyümesi, kanlanması , fonksiyonu gibi özelliklerine bakılır. Şüpheli bir değişim farkedilen nodüllerden Tiroid biyopsisi yapılır.

    Nodül Nedeni ile Cerrahi veya radyoaktif iyot tedavisi uygulanan hastalara tedavi sonrası genellikle Tiroid hormon tedavisi başlanır ve uygun aralıklarda hormon düzeylerinin kontrol edilmesi gerekir.

  • Tiroid tümörleri

    Tiroid tümörleri

    TİROİD TÜMÖRLERİ

    Tanım: Vücudumuzdaki tüm organlar gibi tiroid Bezinde de iyi (Bening) veya Kötü (Malign) karakterli tümörler ortaya çıkabilmektedir. Tiroid kanseri genellikle Tiroid nodüllerinden köken alır ve tedavi edildiğinde oldukça iyi prognoza sahiptir. Kadınlarda Erkeklere oranla daha sık görülür. Tüm Tiroid nodülerinde ortalama kanser riski %5′ dir. Nadir olarak bazı Ailevi Genetik Sendromların seyri sırasında da görülebilen tiroid kanser türleride vardır.

    Türleri: Tiroid kanserleri için çok detaylı sınıflama şemaları olmakla birlikte toplumda en sık görülen tiroid kanser türleri aşağıdaki gibidir.

    Papiller Tiroid Kanseri (En sık görülen Tip)(İyi diferansiye)

    Foliküler Tiroid Kanseri ( ikinci sıklıkta görülen tip)(İyi diferansiye)

    Medüller Tiroid Kanseri (Ailevi olabilen Form)

    Anaplastik Tiroid Kanseri (En az görülen Fakat Çok kötü Seyri olan Tip)

    Tiroid Bezi Lenfoması

    Diğer kanserlerin (Meme, Akciğer vb) Tiroide metastaz yapması.

    Semptomları: Tiroid kanserleri genelikle tiroid Nodüllerinden köken aldıkları için kilnik olarak Tipik tiroid nodül semptomları ile bulgu verirler (Tiroid Nodülleri Bölümünden Bakabilirsiniz). Tipik nodüllerden farklı olarak Çok hızlı büyüyen nodüller, Ses kısıklığına yol açan nodüller ve muayenede aşırı sert karakterde olan nodüllerde malinite ihtimali diğer nodüllere göre daha fazladır.

    Teşhis: Tiroid Bezinde nodül tesbit edilen kişilerde öncelikle Ultrasonografik olarak nodül incelenir. Daha sonra şüpheli görülen nodüllerden TİİAB (Tiroid ince iğne aspirasyon biyopsi) yapılır. Biyopsi örneklerinin patolog tarafından incelenmesi ile kesin tanı konulur. Aiesinde tiroid kanser öyküsü olanlar ve daha önce boyun bölgesinden Radyoterapi tedavisi görmüş olanlar Tiroid kanseri açısından ektra riske sahip olduklarından bu kişilerde tesbit edilecek Tiroid nodüllerinin mutlaka biyopsi ile değerlendirilmesi önem arz etmektedir.

    Tedavi ve Takip: Yapılan Tiroid biyopsisi sonucunda Tiroid kanseri yada kanser şüphesi çıkan kişiler vakit kaybetmeden ameliyata gönderilir. Yapılacak Ameliyatın Türüne (total yada parsiyel Tiroidektomi) Hastanın klinik verilerine göre karar verilir. Ameliyat sonrası çıkan patoloji raporuna göre hastaların risk derecelendirmesi (düşük- orta- yüksek) yapılır. Bu derecelendirme sonrası orta-yüksek riskli grupta yer alan papiller veya foliküler tiroid kanserli hastalara Radyoaktif İyot Ablasyon Tedavisi ve sonrasında tüm vücut tarama testi yapılır. Daha sonra hastalara yine risk gruplarına göre uygun olan dozda Tiroid Hormon tedavisi başlanır. Tedaviler sonrasında ek şikayeti olmayan hastalar ortalama 6-12 ay aralığında kontrol muayeneleri ile değerlendirilir. Bu muayeneler sırasında Tümör Markerı (Tiroglobülin,AntiTG,Kalsitonin), Boyun Usg, Tiroid Hormonları bakılır. Şüpheli durumlarda daha ileri tetkikler (Tüm vücut I131 Tarama, PET CT, MRI vb) gibi işlemlerde yapılabilir.

    Tiroid Kanserleri diğer kanserlerden farklı olarak Anaplastik tiroid kanseri dışında özellikle papiler ve foliküler tiroid kanserleri uygun tedavi verildiğinde oldukça iyi bir seyre sahiptirler .

    Tiroid Ultrasonografide Malinite Açısından Anlamlı Bulgular:

    Nodülün Hipoekoik (siyah renkli) görülmesi

    Nodül içerisinde Mikrokalsifikasyonların görülmesi

    Nodülün sınırlarının düzensiz olması

    Nodül etrafında halo olmaması

    Nodül içinde Kanlanma artışı olması

    Nodül Uzunluğunun>genişlik olması

    USG de bu bulgulardan bir yada birkaçının bir arada olması nodülün mlign olma ihtimalini artırır ve bu özelliklere sahip nodüllerde mutlaka tiroid biyopsi incelemesi yapılması önerilir.

  • Psöriatik artrit hastalığına güncel yaklaşım

    Sedef romatizması ya da tıbbi ismiyle psöriatik artrit sedef hastaların %7-40 kadarını etkileyen iltihaplı bir romatizmadır. Adından da anlaşılabileği gibi hastalık sedef hastalarında görülmektedir. Ancak her sedef hastasında sedef romatizması görülmez.

    Hastaların büyük bir kısmında romatizmal bulgular sedef hastalığından sonra ortaya çıkmaktadır. Ancak daha düşük bir kısmında sedef hastalığıyla aynı zamanda veya eklem bulgularından sonra sedef bulguları ortaya çıkmaktadır.

    Sedef romatizması el eklemlerinde görülebileceği gibi diz ekleminde de tek başına ortaya çıkabilemektedir. Bazı hastalarda ise hastalık tek başına bel kalça ağrısı ve sabah tutukluğu ile seyretmektedir. Esasında romatizmal hastalıkların en önemli bulgularından olan sabah tutukluğu yakınması sedef romatizmasının da önemli bulgularından biridir.

    Sedef hastalığında sıklıkla tırnaklarda pitting olarak adlandırılan toplu iğne batırılmış gibi çukurlar eşlik etmektedir. Bunun yanında yine tırnaklarda sararma şeklinde tırnak yatağından ayrılmalar da eşlik edebilir.

    Sedef yaralarının dağınıklığı ya da çok fazla olmasıyla sedef hastalığının şiddeti arasında net bir ilişki bulunmamaktadır. Yani bir hastada tek bir sedef lezyonu bulunmasına rağmen şiddetli eklem bulguları olabilir, tüm vücudunda sedef lezyonları olmasına rağmen hiç bir eklem yakınması olmayabilir.

    Sedef hastalığının genetik geçişi çok yüksektir. Bu yüzden ailede bir kişide sedef hastalığının olması diğer kişilerde de sedef hastalığının ortaya çıkabileceğinin önemli bir işaretidir.

    Sedef hastalığının tanısını koyduracak bir kan testi var mıdır sorusu çok sık olarak sorulmaktadır. Özellikle eklem bulgularının şiddetli olduğu zamanlarda kandaki iltihap testleri yükselebilmektedir. Bunun dışında tanı hastanın klinik durumuna göre konmaktadır. Hastalık için özel bir kan testi bulunmamaktadır.

    Hastalığın tedavisi tamamen hastalığın şiddetine göre değişmektedir. Metotreksat gibi ilaçlar sıklıkla ilk tercih ilaçlardır. Bunun dışında bu ilaca cevap vermeyen ya da tedaviye cevap vermeyen hastalarda biyolojik tedaviler alternatif tedavi olarak düşünülebilir. Tedavi süresi hakkında yorum yapmak çok zor çünkü her hastanın durumu farklılık göstermektedir. Çoğunlukla 2 yıllık tedavi süreci sonrası yeniden tedavinin gözden geçirilmesi doğru olmaktadır.

    Sedef romatizması için verilen ilaçların en büyük avantajı hem sedef lezyonlarında hem de sedef romatizmasına etkili olmasıdır.

  • Skleroderma hastalığına güncel bakış

    Skleroderma hastalığı başlıca cildi tutan bir hastalık olmakla birlikte bir çok hayati organı etkileyebilen kronik bir hastalıktır. Bağ dokusu hastalıklarının çoğunda olduğu gibi bayanlarda hastalık daha sık olarak görülmektedir. Hastalık tedavi edilmediği zaman ciddi organ tutulumlarıyla ölüme neden olabilmektedir.

    Skleroderma Hastalarının Şikayetleri Nelerdir ?

    Hastalığın ilk bulgusu raynoud bulgusu denilen ellerde ve ayaklarda soğukta olan sararma, morarma yakınmalarıdır. Bu yakınmalar hastalığın ortaya çıkışından aylar, yıllar önce başlamaktadır. Soğuk dışında stres gibi durumlarda da benzer yakınmalar ortaya çıkabilmektedir. Raynoud bulgusundan aylar yıllar sonra ciltte kalınlaşma sertleşme bulguları gelişir. Alın kırışıklıkları kaybolmaya başlar, dudakların çevresinde çizginlenmeler, dudaklarda incelme, parmak uçlarında yaralar görülemeye başlabilir.

    Hastalığın iç organ tutulumu ise sinsi şekilde ilerler. Özellikle kalp ve akciğer tutulumu büyük önem taşımaktadır. Öksürük, giderek artan nefes darlığı, çarpıntı hissi önemli bulgulardandır.

    Skleroderma Hastalığının Tanısı Nasıl Konulmaktadır ?

    Hastalığı tamamen yerleşmiş kişilerde tanı hasta muayene odasına girdiği zaman konulabilir. Ancak daha erken gelmiş olan vakalarda hastanın anlattıkları, muayene bulguları ve tırnak yataklarını değerlendirdiğimiz kapilleroskopi muayenesi tanı koydurucu olacaktır. Hastaların önemli kısmında kan testleri tanıda yardımcı olabilmektedir.

    Hastalığın Tedavisi Nasıl Olmaktadır ?

    Skleroderma hastalarında tedavi için tutulan organları belirlemek gerekmektedir. Bunun için çok iyi bir fizik muayene gerekmektedir. Bunun dışında her hastanın mutlak surette testleri, kalp ve akciğer değerlendirmeleri için tomografi ve ekokardiografi filmi, solunum testlerinin yapılması gerekir. Buradan elde edilecek bulgulara göre tedavi düzenlendir. Hastaya uzun süreli kullanımları için ilaçlar verilir. Hastalığın ilk tedavisinin yanında takipleri büyük önem taşımaktadır. Bir romatoloğun sürekli olarak kan tetkiklerini, ve diğer testlerini takip etmesi gerekmektedir.

    İlaç tedavilerinin yanı sıra hastalara mutlaka genel önerilerde bulunmak gerekmektedir. Soğuktan mutlak surette korunma, güneşten korunma, sigarayı bırakması gibi genel önerilerde bulunulur.

  • Sjögren sendromu güncel bilgiler

    Sjögren sendromu başta salgı bezleri olmak üzere pek çok organımızı etkileyen kronik romatizmal hastalıktır. Sjögren sendromu çoğunlukla bayan hastalarda görülebilmekle birlikte erkeklerde de görülebilmektedir.

    Hastalığın Bulguları Nelerdir ?

    Sjögren Sendromu hastalarının en önemli yakınması ağız kuruluğu ve göz kuruluğudur. Hastalar ağız kuruluğunu sürekli su içme ihtiyacı hissediyorum, yatağımın başında sürekli su durur veya su içmeden yemekleri yutamıyorum gibi net ifadelerle tanımlar. Göz kuruluğunun bulguları ise gözde kum ya da yabancı bir cisim kaçmış hissi yanma, batma hissidir.

    Hastalık sık görülen bulgular dışında eklemlerde ağrı şişlik, ellerde soğukta sararma morarma ve cilt lezyonları ile kendini gösterebilir. Bu yakınmaların yanında hayatı tehdit eden akciğer tutulumu ve sinir sistemi tutulumu sergileyebilmektedir.

    Hastalığın Tanısı Nasıl Konulmaktadır ?

    Sjögren sendromu hastalarında tanı genellikle çok geç olarak konulmaktadır. Çünkü hastalar ağız kuruluğu ve göz kuruluğuna alıştıkları için şikayet etmemektedirler. Bu yakınmalarının yanına cilt ya da eklem bulguları olduğu zaman sıklıkla doktora başvurma ihtiyacı hissetmektedirler. Hastaların uygun yakınmalarının olmasının yanında kan tahlilinde otoantikor olarak adlandırdığımız testlerde pozitif olarak çoğunlukla eşlik eder. Bazı hastalarda da tanıyı doğrulamak amacıyla tükürük bezi biyopsisi gerçekleştirmekteyiz.

    Hastalığın Tedavisi ve Takibi Nasıl Gerçekleşmektedir ?

    Sjögren sendromunun tedavisi hastalığın tutulum yerine göre değişmektedir. Çok fazla tutulumu olmayan hastalarda sıklıkla küçük doz kortizon ve klorokin olarak bilinen sıtma tedavisinde de kullanılan ilaçlar tercih edilmektedir. Tutulumu şiddetli olan yada hayati tehlikesi bulunan hastalarda ise daha yüksek kortizon ve immunsupresif olarak adlandırılan ilaçları kullanmaktayız.

    İlaç tedavisinin yanı sıra güneşten korunmak, ağzı sürekli olarak ıslak tutmak, cilt kuruluğunu tedavi için nemlendirici kremler, çok iyi bir ağız ve diş temizliği dikkat edilmesi gereken diğer hususlardır. Çünkü bu hastalarda ağız kuruluğuna bağlı olarak diş çürükleri oldukça fazla oranda görülmektedir.

  • Romatoid artrit güncel değerlendirmesi

    Romatoid artrit (RA) sık görülen halk arasında iltihaplı romatizma olarak adlandırılan romatizmal hastalıklardan biridir. Sıklığı değişmekle birlikte 200-400 kişiden bir kişide hastalık gelişme riski vardır. Kadınlarda biraz daha sık görülmekle birlikte belirgin cinsiyet farkı yoktur. RA daha çok 40-50 yaş arasındaki bayanlarda daha sık görülmekle birlikte her yaşta ve cinsiyette görülebilir.

    Hastalığın Şikayetleri Nelerdir ?

    Hastalık genel olarak sinsi bir başlangıç sergiler. Hastanın yakınmaları ağırlıklı olarak geceleri ve sabahları olur. Halsizlik ve yorgunluk çoğunlukla eşlik eder. Zaman zaman hafif ateş de bulunabilir. El küçük eklemleri ve el bileği en sık tutulum olan alanlardandır. Daha nadir olarak da hastalık çok hızlı bir başlangıç sergiler. Gece hasta yattığında hiç bir yakınması yokken sabah tüm eklemleri şiş ve ağrılı şekilde uyanır. Hastalar sabahları kalkıp hareket ettikten 1-2 saat sonra genel olarak kendini daha iyi hisseder. Bazen de hastanın tek bir eklemi şişer daha sonra diğer eklemler şişmeye başlar. Eklemler çoğunlukla simetrik bir tutulum sergiler.

    RA ağırlıklı olarak bir eklem hastalığı olsada bir çok organı etkileyebilmektedir. Gözlerde kuruluk, ağız kuruluğu, akciğerde tutulum gösterebilmektedir. Bazende damarları tutarak vaskülit olarak adlandırdığımız ağır bir tabloya yol açabilmektedir.

    RA tedavi edilmediği taktirde ciddi eklem deformiteleri, malüliyet ve sakatlığa kadar uzanan sorunlar ortaya çıkarabilmektedir.

    Hastalığın Tanısı Nasıl Konulmaktadır ?

    Hastalığın tanısında hastanın yakınmalarının şekli, eklem tutulumu, başlangıcı büyük önem taşımaktadır. Yani hastanın vereceği bilgiler çok önem taşımaktadır. Hastalığın tutacağı eklemler genellikle aynı olacağı için tanı koymada çoğunlukla zorlanılmamaktadır. Ancak bazı durumlarda nadir eklem tutulumu göstererek karşımıza gelebilmektedir.

    Kan tetkikleri RA tanısını koymada oldukça faydalıdır. Ancak kan tetkikleri sadece tanı koymada değil aynı zamanda hastalığın takibinde ve kullandığı ilaçlara bağlı gelişebilecek yan etkileri değerlendirmede de yardımcı olmaktadır. İltihap testleri gibi hastalık için çok özgül olmayan testler sıklıkla yüksek seyretmektedir. Ancak romatoid faktör ve anti-siklik sitrüline peptid (anti-ccp) olarak adlandırılan test hastalık için daha spesifiktir. Hastaların yaklaşık %70-80 kadarında bu testler pozitif olarak bulunmaktadır.

    Hastalığın Tedavisi Nasıl Olmaktadır ?

    RA tedavisinde ilaç, ilaç dışı ve cerrahi yöntemler oalrak üç başlıkta değerlendirebiliriz.

    İlaç dışı yöntemler genel olarak fazla kiloların verilmesi, egzersiz ve hastalığın şiddetini arttırdığını bildiğimiz sigaranın bırakılmasını içermektedir. Sigara kesinlikle hastalığın şiddetini arttırmaktadır.

    RA ilaç tedavisinde son 10 yılda çok büyük değişiklikler olmuştur. Eski bir ilaç olan metotrexate adlı ilaç tüm dünyada hastalık için ilk seçilecek ilaçtır. Metotrexate hastalara kimi zaman tek başına, kimi zaman da diğer ana ilaçlarla birlikte verilmektedir.

    Son yıllardaki gelişmeler ağırlıklı olarak biyolojik tedaviler olarak adlandırılan ilaçlar alanında olmuştur. Bu ilaçlarla vücutta bir sitokin ya da hücre hedef alınarak iltihabın durdurulması hedeflenmektedir.

    Bu ilaçların ne kadar kullanılacağı kestirilememektedir. Çoğunlukla uzun bir süre kullanılması gerekmektedir. Hastalık remisyona girdikten sonra ilaçların dozlarıyla ya da sayılarıyla oynama yapılmaktadır.

    Bazı seçilmiş hastalarda cerrahi müdaheleye gerek duyulmaktadır. Ancak dediğim gibi bu çok az sayıda hasta için geçerlidir.

    Tedavi açısından söylenmesi gereken en önemli nokta bu hastalıkta hangi ilacın kullanılmasından öte düzgün takip düzenli kontrol ve bir romatoloji uzmanının takip etmesidir.