Etiket: Tedavi

  • Ozon tedavisi uygulamaları hakkında

    Ozon Tedavisi “Alternatif Tıp” değil, bir “Tamamlayıcı Tıp” unsurudur. Bütün dünyada yüzlerce bilimsel çalışmayla kanıtlanmış etkili bir tedavi yöntemidir.

    Ozonterapinin en önemli özelliği, hastaya ve hastalığa özgü olmak üzere vücuda farklı yollarla verilebilmesidir.

    Tedavi uygulamalarından biri veya birkaçı hastaya veya hastalığa göre seçilerek uygulanır.

    Majör Yöntem

    En yaygın kullanılan bu metotla ortalama 100 ml ( 50 ile 250 ml) kan; Ozona dayanıklı malzemeler ile steril kapalı ortama alınır. Belirli dozdaki ozonla karıştırıldıktan sonra, tekrar kişiye geri verilir.

    Minör Yöntem

    Kişiden alınan 2-5 cc kan, aynı hacimde ozon gazıyla karıştırılarak kas içine enjekte edilir.

    Cilt Altına Uygulama Yöntemi

    Belirli doz ve hacimde ozon gazı ince uçlu bir iğne ile cilt altına , bazı durumlarda cilt içine enjekte edilir.Kırışıkşık ve gevşemeleri düzeltir.

    Vücut Boşluklarına Ozon Gazı Enjekte Edilmesi

    Rektal-(makat) yoluyla, vajinal ve kulak yoluyla püskürtme ile ozon verilir.

    Eklem İçine Ozon Gazı Verilmesi

    Eklem rahatsızlıklarında uygun bir iğne ile belirli dozda ozon gazının eklem içine verilmesidir.

    Torbalama yöntemi ile Ozon Gazı Uygulanması

    Kol bacak gibi bölgeler ozona dayanıklı torbalar içerisinde ozon gazı uygulanır.

    Ozonlanmış Ürünlerin Kullanılması

    Ozonlu su, ozonlu yağ gibi ozonlanmış sıvıların haricen sürülmesi şeklinde uygulanır.

    Ozon Sauna Uygulamaları

    Cilt yüzeyinden ısı arttırılıp cildin nemlendirilmesi sonucunda buharlı bir ortamda tüm cilde ozon emdirilmesi yöntemidir.

    OZONUN KULLANILDIĞI BAZI HASTALIKLAR

    Kronik bronşit

    Sistit

    Bronşial astma

    Böbrek yetmezliği

    DM (Şeker Hastalığı)

    Üregenital tüberküloz

    Akut tromboflebit

    Spontan abartus

    Diyabetik ayak

    Gebelik anemisi

    Migren

    İntrauterin fetus enf

    Artrozis (eklem hastalıkları)

    Fetoplasental yetmezlik

    Kanser

    Bakteriyel vajinozis

    Kronik hepatit B,C

    Vulvar distrofi

    Aterosklerotik damar hastalığı

    Peritonit

    Akne

    Sistemik skleroz

    Osteomiyelit

    Ülseröz deri lezyonları

    Pürulan artrit

    Pürülan, trofik ülserler

    Kronik piyelonefrit

    Psöriyazis (sedef)

    Kronik gastrit

    Kollajenozis

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklar

    Diş hekimliğinde

    Kolit

    İyileşmeyen yaralar

    Kronik prostatit

    Ülser

    Romatizmal Hastalıklar

    Ağrılar

    Fibromiyaljiler

    Kronik Yorgunluklar

    İyileşmeyen Yaralar

    Diyabet (şeker hastalığı) yaraları, enfekte olmuş ve iyileşmeyen yaralar, yatakta uzun süre yatmaya bağlı ortaya çıkan bası yaraları (dekubitüs ülserleri), dolaşım bozukluğuna bağlı bacaklarda ortaya çıkan ciddi yaraların tedavisi, ozon tedavisinin temel uygulama alanlarından biridir.

    Ozon tedavisi yara bölgesine gelen kan ve oksijeni arttırmış olur.Aynı zamanda yara oluşmasına sebep olan bakterileri öldürerek tedavi sağlanır. Ayrıca çeşitli nedenlere bağlı cilt alerjileri, ekzemalar ozon tedavisine cevap verirler. Ameliyat sonrası zor iyileşen yaralar ve yara izlerinde de ozon önerilmektedir.

    Kanserin Tedavisi ve Önlenmesi

    Nobel ödülü sahibi bilim adamı Dr. Otto Warburg, kendisine Nobel ödülü kazandıran çalışmasında: Vücuttaki “onkojen”ler stres, kirlilik, radyasyon yanında oksijensizlik gibi faktörlerle uyarılarak kanser başlatabiliyor. Bu nedenle kanserin temel nedeni oksijensiz yaşamdır, yani “anaerobiosis”tir. Normal hücreler oksijene gereksinim duyarlar, oysa kanser hücreleri oksijensiz yaşayabilir. Oksijen eksikliği, kanserin yayılmasını da kolaylaştırır. Kanser hücreleri, oksijen açısından zengin bir ortamda varlıklarını sürdüremediğinden, yeterli oksijen sağlanırsa, tümör dokusunun beslenmesinin bozulduğu ve tümör hücrelerinin öldüğü tespit edilmiştir.

    Ozon tedavisinin, direkt kanser hücrelerini öldürücü etkisi yanında, bağışıklık sistemini güçlendirici, kemoterapi ve radyoterapinin yan etkilerini engelleyici etkisi de vardır.Kemoterapi-radyoterapinin tümör üzerindeki öldürücü etkilerini arttırarak tamamlayıcı tedavi olarak oldukça başarılı bir şekilde kullanılmaktadır..

    Burada ozonu immun sistem (bağışıklık sistemi) aktivasyonunda da kullanmaktayız. İmmun hücreler – örneğin lenfositler, yardımcı ve baskılayıcı hücreler, lenfositler ve natural katil hücreler – cytokin denilen interferonu da içeren haberci proteinleri üretmek için ozonun başlattığı biyolojik reaksiyonlar yoluyla aktif hale getirilir. Aslında, ozon vücudun kendi interferon ve interlökinlerini artan miktarlarda üretmesini sağlar.

    Ozonlanmış kanın hastaya verilmesiyle, pozitif olarak artan bir immün reaksiyonu başlatılır, bu aynı zamanda vücudun genel direncinin ve zindeliğinin artmasına katkıda bulunur.

    Dolaşım bozuklukları

    Ozon tedavinin dolaşım bozukluklarındaki başarısı çok sayıda tıbbi çalışma ile kanıtlanmış olduğu gibi, bacaklarda hissedilen soğukluk , kısa yürüyüşler sonrasında ayaklarda ortaya çıkan ve dinlenmeyle geçen ağrılar gibi alarm veren semptomlarda azlamalar tedaviyle kısa sürede ortaya çıkmaktadır.

    Kas, Eklem ve Romatizmal Hastalıklar

    Vücudumuzdaki doğal ağrı kesicilerin açığa çıkmasını sağlayarak ağrı kesici özellik gösterir Kemik deformasyonu ve eklem harabiyetlerinde, eklem içine yapılan ozon enjeksiyonları ile hem eklem içinde hava yastığı oluşturulmakta, hem de eklem kıkırdak dokusunun yeniden tamiri sağlanmaktadır.

    Ayrıca Romatoid artrit gibi bağışıklık sisteminin sapması ile ortaya çıkan hastalıklarda , bağışıklık sistemini regüle ettiğinden diğer medikal tedavilerle kombine edildiğinde dramatik iyileşmeler gözlenmektedir.Ayrıca yoğun adele ağrıları, yorgunluk, uyku bozuklukları ile seyreden ve çok yaygın rastlanan bir hastalık olan fibromiyaljide de ozon başarılı tedavi yöntemlerinden biridir.

    Enflamasyonlu eklem hastalıklarından evre 1 ve 2, yani ağır kemik deformasyonlarının olmadığı durumlarda, medikal ozon uygulamalarına iyi cevap alınmaktadır. Gonartroz ya da diz ve omuz eklemlerindeki aktif artritlerde ozon tedavisine cevap verir. Bağışıklık sistemini güçlendirme ve kıkırdak metabolizmasını aktive etme özelliklerine ek olarak burada ozonunçok etkili olan antienflamatuar özelliğinden faydalanılmaktadır.

    Migren Tipi Başağrısı

    Botoks uygulamalarında olduğu , ilgili bölgelere cilt altı, kas içi ozon uygulamaları ile , 3-12 ay gibi sürelerde atakların şiddet ve sıklığı azaltılmaktadır. Üstelik botoksun dezavantajları ve riskleri olmadan.

    Virüslerden Kaynaklanan Hastalıklar

    AIDS, zona, uçuk, Hepatit B, C gibi viral hastalıklarda, ozon bağışıklık sistemini güçlendirir ,aynı zamanda virüse direkt teması ile virüsün vücuttan atılmasında etkili olur.

    Böbrek Fonksiyonlarının Düzenlenmesi

    Ozon sauna ter bezlerini uyararak terlemeyi arttırma yolu ile lenfatik sistemde birikmiş toksinlerin, ağır metallerin, kimyasal maddelerin atılmasını hızlandırarak böbreğe yardımcı olur. Toksinleri etkisiz hale getirerek, deri, akciğer, böbrek ve bağırsak yolu ile atılmasını sağlar.

    Böbrekten 24 saat boyunca çalışmasını gerektiren ağır metallerin boşaltım işini, saunada terleme yolu ile 15 dakikada yerine getirir. Bu nedenle ağır böbrek hastalarına ev tipi ozon saunası önerilmektedir.

    Deri Hastalıklarında Ozon Tedavisi

    Ozon, virüs bakteri ve mantarları öldürdüğünden bunların sebep olduğu deri enfeksiyonlarını tedavi eder. Ter kokularını önler. Daha temiz, daha yumuşak yenilenmiş bir cilt sağlar. Bölgesel kan dolaşımını arttırır. Kan, lenf ve deri hücrelerine nüfuz eden ozon sayesinde dokuların iyileşmesi ve kendini yenilemesi hızlanır.

    Göz Hastalıkları

    Yaşa bağlı dolaşım bozuklukları gözü de etkilemektedir. Gözde retina adı verilen görme merkezindeki ve optik sinirdeki harabiyetler çeşitli derecelerde görme bozukluğu oluşturmaktadır. Burası görme odaklanmasının enkeskin oluğu noktadır.Bundan dolayı oluşan lekeler optik sinir atrofisine kadar giden çeşitli derecelerde etkili olmaktadır.

    Yapılan klinik çalışmalarda (Siena Üniversitesinde ), ozon tedavisi sonrası 6-8 ay içerisinde görmede iyileşmeler kaydedilmiştir. Tedavinin devam ettirilmesi halinde görme performansında artış gözlenmiş veya daha kötüye gidişin durdurulmakta olduğu belirlenmiştir. Sarı nokta hastalığı da denen Makula dejeneransında da ilerlemenin durmasını ve bazen gerilemesini sağlamaktadır.

    Bağırsak Hastalıkları

    Proktitis ve kolit gibi iltihaplı bağırsak hastalıklarında özellikle erken dönemde rektal Ozon gazı püskürtülmesi şeklinde yapılan bölgesel uygulamanın çok yararlı olduğu kanıtlanmıştır. Birçok durumda arka arkaya 10 seans ozon uygulanması yeterli olur. 248 hasta üzerinde yapılan proktitis klinik çalışmasında sadece hastaların ’unda birkaç 10 seanslık uygulama gerekmiştir.

    Troid Hastalıkları

    Hashimoto troidit gibi bağışıklık sistemi sapmalarına bağlı durumlarda ozonterapi immün sistemi regüle ederek; diğer sebeplere bağlı troid bezi yetersizliklerinde de , troid bezini aktifleştirerek etkili olur.

    Astım , Kronik Bronşit, Alerjik Hastalıklar

    Semptomların, özellikle dispnenin çabucak düzelmesini , allerjik etkiye bağlı rinit ve bronşial spazmın çabucak çözülmesini sağlar ve yeni atak oluşum sıklığını azaltır.

    Kadın Hastalıkları

    Tedaviye dirençli alt genital enfeksiyonlarda bakteri, mantar, virüs öldürücü etkisi ve hormonal durumu düzenleyici rolüyle etkili olur.

    Cinsel Fonksiyonların Düzenlenmesi

    Ozonterapi alanlarda cinsel fonksiyonlarda artış gözlenmiştir.

    Nörolojik Hastalıklar

    Multiple skleroz, Alzheimer, Parkinson gibi nörolojik hastalıklar ile Myotoni, Muskuler Distrofi veya Spastik çocuklardaki kas-sinir hastalıklarında başarılı sonuçlar alınabilmektedir.

    Yaşlılıkta Ozon Tedavisi
    Sağlıklı yaşlanmayı ve genç kalmayı sağlamak amacıyla pek çok yöntem denenmektedir (“Anti-aging” “geriye yaşlanma” yeniden canlanma ) Bunların hedefi, uzun yıllar gençliğinizi korumak ve dinç kalmayı sağlamaktır. Serbest radikaller, buldukları dokularla birleşerek onları, fonksiyonlarını yapamaz hale getiriyor. Bu etki 30 yaşında başlıyor, 40’lı yaşlarda artarak ilerliyor ve 50’li yaşlardan itibaren dramatik bir şekilde çoğaltarak fark edilen bir yaşlanmaya ve pek çok hastalığın ortaya çıkmasına neden oluyor.Bunun giderilmesi için yapılması gerekenlerden biri de “ozonterapi”dir.

    Ozon sayesinde oksijenin dokular tarafından daha iyi kullanımını sağlanır, bağışıklık sistemi harekete geçirilir. Bunu takiben vücudun kendi antioksidanlarını ve serbest radikallere karşı savaşan diğer hücreleri de aktive olurlar.

    Hücreler tıpkı insanlar gibi solurlar. Bunun için hücre seviyesindeki ortamda oksijen moleküllerinin bulunması şarttır.Yaşlanma nedeniyle uzun süredir yeterince oksijenlenmeyen hücreler ozon tedavisinden sonra artık fonksiyonlarını daha yüksek oranda gerçekleştirebilmektedirler. Fiziki kapasitede azalma, yürüme güçlüğü ve baş dönmesi gibi belirtiler ile kendini gösteren beyindeki dolaşım bozukluklarında olumlu etkileri mevcuttur. Ozon uygulanan kişilerde yaşlanmayı önleyici etkilerin yanı sıra yaşam kalitesinin önemli düzeyde arttığı bilinmektedir.

    Selülit

    Ozon farklı mekanizmalarla sellülitte etkilidir. Ciltte biriken yağ asitleri ile etkileşerek yağ zincirlerinin kırılmasına ve vücuttan atılmasına neden olur. Ayrıca alyuvarların oksijen taşıma kapasitesini arttırarak, kılcal damarlarda kan akımının düzelmesi ile yağ dokusu hücrelerinin metabolizmaları normal hale döner. Yapılan çalışmalarda ozonterapinin, sellülitin geleneksel tedavisinden daha etkili olduğu ortaya çıkarılmıştır.

    Kronik Yorgunluk Sendromu

    Çağımız hastalıklarından biri kronik yorgunluk sendromudur. Bu hastalıkta kişiler yorgunluk gerektirecek bir iş yapmadığı halde kendini yorgun hissetmektedir. Hatta o gün hiç hareket etmediği halde sanki tonlarca yük taşımış gibi kendini bitkin hissederler ve kesinlikle kıpırdayacak güçleri bile kalmamıştır. Dilimizde “Canlı Cenaze Sendromu” olarak tanımlanan bu hastalık son yıllarda her geçen gün daha çok sayıda insanı pençesine almaktadır.

    Tedavisi oldukça güç olan bu kronik yorgunluk sendromunda ozon önemli düzelmeler sağlayabilmekte ve hücre seviyesinden başlayarak vücutta hastalığın yol açtığı kötü etkileri anlamlı düzeyde silebilmektedir. Stres, yoğun çalışma temposu ile oluşan zihinsel ve bedensel yorgunluk ,ozon (O3) tedavisine çok iyi yanıt verir.Ozonun kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin metabolizma akivasyonu ile genel iyilik hali oluşur ve kişiler kendilerini yenilenmiş hissetmektedirler.Ozon fiziksel dayanıklılığı arttırmaktadır

    Stresle Mücadele

    Günlük yaşam mücadelesi, iş yoğunluğu, mesleki sıkıntılar, endüstriyel olarak hazırlanan gıda ürünleri, çevre kirliliği, nikotin, alkol, kahve, manyetik kirlenmeler, yanlış yaşam biçimi ve hatalı beslenme, hareketsizlik, hastalık ve enfeksiyonların her biri yaşamımızda başlı başına bir stres nedeni oluşturur.

    Ozon tedavisi hastalıkların ve enfeksiyonların tedavisinde etkili olurken, kirlilik ile vücudumuzda biriken toksinlerin atılmasını sağlar. Ayrıca stres hormonu olarak adlandırılan adrenalini vücutta yıkarak stresimizi azaltır.

    Detoks İçin Ozon Terapi (Toksinlerden Arınma)

    Soluduğumuz hava, yediklerimiz ve içtiğimiz su, toksinler ve kirletici maddeler yavaşça vücudumuza girerler ve cildimiz vasıtası ile emilirler. EPA (A.B.D Çevre Koruma Ajansı) verilerine göre, yiyeceklerimizde 3000’den fazla kimyasal bulunmaktadır ve yetişkinler her yıl 2 kg.kadar zirai ilaç artığı tükettikleri gıdalarla birlikte almaktadırlar.

    Ozon uygulama yöntemlerinden biri olan ozonlu sauna ile birikmiş toksin ve kimyasal maddeler deri yolu ile atılır. Aynı zamanda dokuların oksijenlenmesi sağlanmış olur.Ozon sauna derinin üçüncü bir böbrek, ikinci bir akciğer sistemi gibi çalışmasını sağlar.

    Beyin fonksiyonları Zeka ve Ozon Terapi

    Bir çok sebeple akciğerlerimizden kana geçen oksijen az olabilir yada beyine giden kan akımı yetersiz olabilir, işte bu durumlarda oksijen (ozon) tedavisi çok önemlidir.Kanın direkt oksijenlenmesini arttıran ozon tedavisi en ideal ve doğal yoldur. “serbest radikal” denilen elektronlarını kaybetmiş zararlı maddelerin beyin işlevlerini yavaşlatıcı etkisi en iyi ozon tedavisi ile giderilebilir. Ayrıca sınava hazırlanan öğrencilerde kullanılan ozon konsantrasyonunun belleği arttırdığı, hafızayı güçlendirdiği gözlenmiştir.

    Karaciğer enflamasyonu (Hepatit A, B, C)

    Karaciğerin enflamasyonu, tıbbi ozon için klasik tedaviler arasında sayılır. Hepatit A (HVA = hepatitis virus A) diğerlerine göre problemsiz ve tamamen iyileşebilirken, virüsün diğer şekli, hepatit B (HVB = hepatitis virus B) ve hepatit C (HVC = hepatitis virus C) sıklıkla kronik bir şekilde seyreder.

    Burada klasik tıbbi tedavi metodlarına ilave olarak, ozonlu kan transfüzyonu ya da rektal yolla ozon/oksijen gazının kontrollü bir şekilde verilmesi ile viral yük azalmış başarılı sonuçlar alınmıştır.

    OZON NASIL ETKİLER?

    Ozon, beyaz kan hücrelerinin (savunma hücreleri olup, enfeksiyonlara karşı korurlar) oluşumunu arttırır, fonksiyonlarını düzenler. Bakteri, virüs ve mantarları öldürür.

    Kanın kıvamını azaltır, alyuvarların (kandaki kırmızı oksijen taşıyan hücrelerin) elastikiyetini arttırarak kılcal damarlardan geçişini hızlandırır, akışkanlığını sağlar. Damar duvarlarındaki plakların yumuşamasını ve küçük kan damarlarındaki tıkaçların çözülmesini sağlayarak dolaşımı düzenler.

    Bağışıklık sistemini güçlendirerek enfeksiyonlara direnci arttırır. Bağışıklık sistemini düzenleyici özelliği ile, bağışıklık sisteminin sapmasından kaynaklanan hastalıklarının tedavisinde iyileştiricidir.

    Hızlı büyüyen kanser hücrelerinin çoğalmasını ve yayılmasını engeller.

    OZON TEDAVİSİ İLE VÜCUDUMUZDA HANGİ DEĞİŞİKLİKLER OLUŞUR

    Eklem ağrılarını ve kas rahatsızlıklarını iyileştirir. Kaslarda biriken toksini gidererek kasları gevşetir ve yumuşatır, esnekliği arttırır

    Damar duvarlarını yeniler, güçlendirir ; tansiyonun düzenlenmesinde fayda sağlar.

    Pankreası güçlendirerek şeker hastalığına faydalı olur

    Bağışıklık sistemini güçlendirir.

    Enfeksiyon hastalıklarına karşı vücudun direnci arttırır.

    Beyin fonksiyonlarını ve hafızayı kuvvetlendirir.

    Depresyon ve sıkıntıyı ferahlatıcı etkisi vardır. Stres hormonu olarak bilinen Adrenalini okside ederek genel bir sakinlik sağlar. Depresyon kaynaklı gerginliği gidermeye yardımcı olur

    Deri kan dolaşımını arttırarak cilt yenilenmesini, sıkı ve pürüzsüz görünüm oluşmasını sağlar. Daha temiz, daha yumuşak ve daha gençleşmiş bir cilt sağlar.

    Hücre ve dokulara giden kan dolaşımını artırarak dokuların yenilenme hızı ve dayanıklılığını artırır ve görevlerini daha iyi yapmalarını sağlar .

    Kan ve Lenf sistemini temizler.

    Derinin üçüncü bir böbrek yada ikinci bir akciğer sistemi gibi çalışması sağlanır.

    Hormon ve enzim üretimini normale döndürür.

  • Alerjik rinit

    Alerjik rinit (saman nezlesi), toplumda yetişkinlerde en sık görülen Alerjik solunum yolu hastalığıdır. Alerjik rinit halk arasında adlandırılması ile saman nezlesi veya alerjik nezle burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde görülür. Bu makalede alerjik rinit hakkında tüm yönleriyle bilgi verilecektir.

    YETİŞKİNLERDE ALERJİK RİNİT ( SAMAN NEZLESİ ) NEDİR?

    Alerjik rinit (saman nezlesi), toplumda yetişkinlerde en sık görülen Alerjik solunum yolu hastalığıdır. Alerjen dediğimiz alerjiye yol açan maddelerin burun içindeki harabiyetini bağlı olarak burun akıntısı , kaşıntısı, tıkanıklık ve arka arkaya 5 den fazla hapşırma ile kendini gösteren burunun alerjik iltihabına alerjik rinit veya saman nezlesi adını veriyoruz. Alerjik rinit genelde alerjenlerin diğer organlarda yapmış olduğu harabiyetlerle birlikte Alerjik konjonktivit (göz nezlesi), Alerjik sinüzit veya astımla birliktelik gösterebilir.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Sık mı Görülür ?

    Alerjik rinit alerjik hastalıklar arasında özellikle yetişkinlerde en sık görülen alerjik hastalıktır. Türkiye’de ortalama olarak % 10 ile % 20 arasında bölgesel olarak değişmekle birlikte her 5 yetişkinden birinde görülmektedir.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Belirtileri nelerdir ?

    Alerjik rinit özellikle sabah kalktığında veya bahar mevsiminde açık alana çıktığında kendini peş peşe hapşırma, burun akıntısı, kaşınması ve burun tıkanması şeklinde göstermektedir.

    Özellikle polen alerjisi olan hastaların bahar geldiğinde hapşırma, burun akıntısı, kaşınması ve burun tıkanması şeklindeki şikayetleri her sene giderek artan bir şekilde tekrarlar.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Önemli bir hastalık mı?

    Yetişkinlerde Alerjik rinit kişilerin hem sağlık hem de sosyal yaşantısını etkileyip hayat kalitesini bozan ciddi bir sağlık sorunudur. Alerjik rinit sadece burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde kalmaz ne yazık ki ileri yıllarda diğer sağlık sorunlarını beraberinde getirir.

    Yetişkinlerde Alerjik rinit nelere yol açabilir.

    Alerjik rinit bilindiği gibi diğer organlarında etkilenmesine bağlı olarak gözlerde kaşıntı, sinüzit, burunda et ( nazal polip ) oluşumu, orta kulak iltihabı, duyma kusuru ve astım gibi başka hastalıklara yol açar. Alerjik rinit şikayetlerinin yanına zamanla diğer organlarda oluşan hasarlara bağlı şikayetler eklenir.

    Alerjik rinit sadece burunda kaşıntı tıkanıklık akıntısı ve hapşırma şikayetleri dışında uzun süre bu şikayetlerinin devam etmesine bağlı olarak kişinin iş ve okul konsantrasyonunu, uyku düzenini bozar.

    Çalışma hayatında kişilerin iş başarısını, kişiler ile olan diyaloğunu olumsuz etkiler. Özellikle çocukluk yıllarında okul ve sınıf başarısını olumsuz etkiler.

    Uyku düzeni bozulan hastaların dikkat gerektiren işlerde konsantrasyon kaybı oluşur ayrıca dikkat gerektiren trafikte kazalara yol açabilir.

    Sonuç olarak;

    Alerjik rinit çeşitli alerjenler nedeniyle burun mukozasında oluşan hasar sonucu burun akıntısı kaşınması tıkanıklık ve hapşırmaya yol açan alerjik bir hastalıktır.

    Alerjik rinit diğer organlarda oluşan hasarlarla birlikte ciddi bir sağlık sorunudur.

    Önemli Bilgi

    Yetişkin Alerji uzmanları 18 yaşından sonra görülen alerjik rinit ve alerjik hastalıklar konusunda özel eğitim alarak Yetişkin Alerji Hastalıkları Uzmanı diploması alan ve aynı zamanda da İç Hastalıkları Uzmanı olan doktorlardır.

    YETİŞKİNLERDE NELER ALERJİ RİNİT OLUŞTURUR?

    Alerjik rinit (saman nezlesi), toplumda yetişkinlerde en sık görülen Alerjik solunum yolu hastalığıdır. Alerjik rinit halk arasında adlandırılması ile saman nezlesi veya alerjik nezle burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde görülür. Alerjik rinit nasıl ve hangi nedenlerle oluşmaktadır. Bu makalede bu soruları cevaplamaya çalışacağız

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit (Alerjik nezle) Nasıl Gelişir?

    Alerjik rinitte diğer alerjik hastalarda olduğu gibi kişide var olan bir genetik yatkınlığa, çevresel faktörlerinde katkısıyla bozulmuş bağışıklık yanıta bağlı ortaya çıkar. Alerji vücudun bağışıklık sisteminin, dış ortamdan vücudumuza giren alerjen adı verilen maddelere karşı oluşturduğu istenmeyen zararlı aşırı bir yanıttır.

    Alerjenler alerjik hastalıklara yol açan yabancı maddelerdir. Alerjenler çoğu insan için zararsızdır. Ailesinde alerjik hastalıklar olan, kalıtımsal olarak alerji geliştirme eğilimine sahip olan atopik kişilerde ise hastalıklara yol açarlar. Alerjik hastalıklarda alerjenle karşılaşma ve yakınmaların ortaya çıkışı arasında çoğu kez hastanın da fark ettiği sebep sonuç ilişkisi vardır. Hasta duyarlı olduğu alerjenle karşılaştığı zaman yakınmaları başlar. Örneğin saman nezlesi ve alerjik konjuktiviti olanlarda bahar aylarında polenlerle karşılaştığında gözlerde sulanma, burunda kaşınma, akıntı, hapşırık gibi yakınmaları oluşur. Hayatımız boyunca karşılaştığımız alerjenlerden en önemlisi solunan havada bulunan ev tozu akarı, polen, küf sporları ve hayvan tüyleridir

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit’in En Önemli Nedeni nedir?

    Alerjik rinitin en önemli nedeni genetiktir. Anne, baba veya kardeşinde veya çocuklarında herhangi bir alerjik hastalık olan yetişkinlerin hayatlarının bir döneminde alerjik rinit gelişme olasılığı daha yüksektir. Bu nedenle özellikle ailesinde alerjik hastalık olan yetişkinlerin burun akıntısı tıkanıklık kaşıntı veya hapşırma gibi belirtileri varsa alerjik rinit teşhisi için incelenmesi gerekir.

    Yetişkinlerde Hangi Alerjenler Alerjik Rinite Neden Oluyor

    Hayatımız boyunca sayısız alerjenle karşılaşmamıza rağmen bunların içinde alerjik rinite yol açan başlıca alerjenler ev tozu mite’ları, polenler, küfler, kedi, kopek gibi evcil hayvanların alerjenleri, hamam böcekleri alerjenleridir. Bu alerjenlerle çevremizde sık sık karşılaşmamız alerjik rinite neden olmaktadır.

    Yetişkinlerde Astım varsa Alerjik Rinit olabilir mi?

    Astımlı yetişkinlerde alerjik rinit birlikteliği % 60-% 80’ lere kadar çıkmaktadır. Bu nedenle astımlı yetişkin hastaların öncesinde bir alerjik rinit hikayesi vardır. Astım tanısı ile izlenen hastaların mutlaka alerjik rinit olup olmadığı sorgulanmalıdır.

    Yetişkinlerin Sigara Dumanına Maruziyet Alerjik Riniti nasıl etkiler ?

    Sigara hayatımızda birçok soruna yol açar. Sigara dumanına maruz kalma hem alerjik hastalığın şiddetini hem de alerjene karşı duyarlanmayı arttırır. Bilimsel çalışmaların bazıları annenin sigara içiciliğinin sadece ailesinde alerjik hastalık bulunan çocuklardaki alerjen duyarlılığı gelişme riskini arttırdığı gösterilebilmiştir. Özellikle doğumdan sonra ilk bir yıl evde sigara içilmişse ve çocuk sigara dumanına maruz bırakılmışsa alerjik rinit gelişme olasılığı yüksektir. Bu çocukların ileriki yıllarda arinit ve astım gelişme riski ne yazık ki daha yüksektir.

    Sigara içimi ile alerjik hassasiyetin oluşumu ve ileride oluşabilecek astım arasında kesin bir ilişki vardır. Bu sebeplerden dolayı alerjik astım olsun veya olmasın sigarayı bırakmaya yönlendirmeli ve pasif sigara içiminden de korunmalarını sağlamalıyız.

    Sonuç Olarak;

    -Alerjik rinitin en önemli nedeni ailede alerjik hastalık olmasıdır.

    -Alerjik rinit nedenleri alerjenlere maruziyet, , sigara dumanına maruziyet, çocuk yıllarında astım veya egzama olmasıdır.

    YETİŞKİNLERDE ALERJİK RİNİT (SAMAN NEZLERİ ) BELİRTİLERİ NEDİR?

    Alerjik rinit (saman nezlesi), toplumda yetişkinlerde en sık görülen Alerjik solunum yolu hastalığıdır. Alerjik rinit halk arasında adlandırılması ile saman nezlesi veya alerjik nezle burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde görülür. Alerjik rinit sadece bu belirtilerle mi kendine gösterir başka belirtileri var mı bu makalede alerjik rinitin tüm belirtilerini açıklamaya çalışacağız.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Belirtileri nelerdir?

    Alerjik rinitin herkes tarafından bilinen başlıca belirtileri 5 veya daha fazla hapşırma, burun akıntısı, kaşınması ve burun tıkanmasıdır.

    Alerjik rinitin bunun dışında yaptığı birçok şikayet daha vardır. Özellikle uzun yıllar alerjik riniti olan hastalarda diğer organlarda da oluşan hasarlara bağlı olarak diğer şikayetler karşımıza çıkar.

    Bunlar nelerdir:

    -Geniz akıntısı özellikle hastalar tarafından geçmeyen boğazın arkasında balgam olarak söylenir.

    -Öksürük uzun yıllar şikayeti devam eden hastalarda geniz akıntısı ile birlikte zamanla ortaya çıkar

    -Yorgunluk devamlı uyku düzeni bozulan hastalarda en önemli şikayetlerdendir.

    -Burun kanaması burunda oluşan harabiyetin neticesinde görülebilir.

    -Öğrenme güçlüğü konsantrasyon bozukluğu yaşayan bir çok hastada özellikle çocukluk yıllarında daha fazla karşımıza çıkar

    -Gözde sulanma, kaşınma ve konjunktivit alerjinin göz ve çevresinde verdiği zarara bağlı gelişir.

    -Sık sinüzit solunum yolunda alerjik rinit ile birlikte sinüslerde oluşan hasara bağlıdır

    -Ağız kokusu devamlı özellikle geceleri ağızdan nefes alan hastalarda geniz akıntısı ile birliktedir.

    -İşitmede azalma alerjinin kulak üzerinde yaptığı hasara bağlı olarak alerjik rinit ile birlikte görülür.

    -Tat ve koku bozukluğu burun tıkanıklığı ile birlikte görülür.

    -Boğazda kaşıntı ve sık tekrarlayan farenjitler yine ağızdan nefes almaya bağlı gelişir.

    -Diş çürümesi çocukluk yıllarında olduğu gibi yetişkinlerde de ağızdan nefes almaya bağlı olarak daha fazla görülür.

    -Nefes darlığı ve hırıltı alerjik rinit alt hava solunum yollarını etkilemesine bağlı olarak astım şikayetleri başladığında görülür.

    -Horlama özellikle geceleri ağızdan nefes alan hastalarda sık rastlanılan şikayetlerden biridir. İlerleyen yıllarda uykuda nefes durması ile karşımıza çıkabilir.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit öğrenme ve konsantrasyonu Etkiliyor

    Alerjik rinitli yetişkin hastalar burun tıkanıklığı, akıntısı kaşıntısı ve arka arkaya devam eden hapşırma nedeniyle genelde rahat uyuyamazlar. Gece uykudan uyanmak zorunda kalırlar bazı hastalar horlama şikayetleri nedeniyle gece sıçrayarak uyanır sonrasında tekrar uykuya dalarlar. Gece uykusunu tam alamayan alerjik rinitli hastalar bunun sonucu da sabah geç kalkarlar öğrenme güçlüğü ve iş hayatlarında da konsantrasyon güçlüğü yaşarlar.

    Alerjik Rinit mi Grip mi sıklıkla karışabilir

    Alerjik rinit sıklıkla kış aylarında grip belirtileri ile karışmaktadır. İki hastalığı birbirinden ayırmak zordur. Yetişkin hastalar Alerjik rinit olmasına rağmen birçok kez üst sonlunum yolu enfeksiyonu olarak değerlendirilip yanlış ilaçlar hatta gereksiz yere antibiyotik kullanmak zorunda kalabilirler. Sıklıkla karıştırılan alerjik rinit ve grip aslında alerji uzmanları tarafından kolaylıkla ayrılabilir ve gereksiz ilaç kullanımı engellenmiş olur.

    Alerjik Rinit Belirtileri mevsimlere göre değişebilir mi?

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit veya saman nezlesi polenlere bağlı olarak polenlerin yoğun olduğu bahar aylarında belirtileri artmaktadır. Bunun yanında ev tozu alerjisi yıl boyu şikayete yol açmasına rağmen özellikle ilkbahar ve sonbaharda mevsim geçiş aylarında alerjik rinit şikayetlerinde artışa yol açabilir.

    Alerjik rinit uykuda nefes durmasına ( uyku apnesine ) yol açar mı?

    Yetişkinlerde alerjik rinit, uyku bozuklukları veya duygusal problemler ve sosyal aktivitelerde sorunlar yol açabilir. Gece horlama sıklığı alerjik rinitte artar. Alerjik rinitli yetişkin hastalarda horlama daha ileride, obstrüktif uyku apnesi sendromu için risk faktörüdür ve polisomnografik ölçümler ile yapılan çalışmalarda hastalarda artmış uykuda nefes durması ( apne-hipopne ) indeksiyle ilişkili bulunmuştur

    Sonuç Olarak;

    Yetişkinlerde Alerjik rinit belirtileri sadece hapşırma, burun akıntısı, burun kaşınması ve burun tıkanması yanında özellikle ilerledikçe daha ciddi olabilen farklı belirtiler ile de karşımıza çıkabilmektedir.

    YETİŞKİNLERDE NE ZAMAN ALERJİK RİNİT AKLIMAZA GELMEDİDİR

    Alerjik rinit (saman nezlesi), toplumda yetişkinlerde en sık görülen Alerjik solunum yolu hastalığıdır. Alerjik rinit halk arasında adlandırılması ile saman nezlesi veya alerjik nezle burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde görülür. Alerjik rinit çoğu kez şikayetleri devam eden hastaların akılarına gelir peki hangi durumlarda alerjik rinit olabileceğimizi düşünmeliyiz ?

    Hangi Durumda ALERJİ aklımıza gelmelidir ?

    1. Şikayetler çoğu kez belirli zamanlarda veya iş yeri, ev, park, bahçede gibi ortamlarda alerjen ile temas halinde ortaya çıkıyor olması

    2. Burunda, boğazda, kulaklarda kaşıntı ve akıntının olması.

    3.Hapşırmanın arka arkaya defalarca olması, bazen arka arkaya 10′ dan fazla olması

    4.Beraberinde su gibi şeffaf ve bol miktarda burun akıntısının olması,

    5. Gözlerde kaşıntı, kızarıklık ve sulanma yakınmalarının eşlik etmesi.

    6.Burunda tek taraflı bazen sağ tarafta bazen sol tarafta olabilen zaman zaman tıkanıklığın olması.

    7. Şikayetlerine ateşin eşlik etmiyor olması. Bazen hafif ısı artışı olabilir ama 38.5 derece ateş olmaz

    8.Şikayetlerin genellikle haftanın birkaç günü devam eden ve uzun süreli bazen bütün mevsim ayları boyunca olması.

    9.Geçmişte çocukluk yıllarında veya aynı anda besin alerjisi, ciltte egzama veya ürtiker ( kurdeşen ) atakları olması.

    10.Ailede ve akrabalar arasında , özellikle kardeş anne ve baba gibi aile içinde veya akrabalarda benzer yakınmaları olan kişilerin olması.

    11. Sık tekrarlayan sinüzit ve bronşit ile birlikte uzun süreli öksürük ataklarının olması

    Alerjik olabileceğini aklımıza getirmektedir.

    YETİŞKİNLERDE ALERJİK RİNİT BELİRTİLERİ VARSA NE YAPMALIDIR ?

    Alerjik rinit (saman nezlesi), toplumda yetişkinlerde en sık görülen Alerjik solunum yolu hastalığıdır. Alerjik rinit halk arasında adlandırılması ile saman nezlesi veya alerjik nezle burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde görülür. Alerjik rinit bunun dışında geniz akıntısı horlama uykuda nefes durması ağız kokusu koku ve tat kaybı gözlerde boğazda kaşıntı şeklinde de kendini gösterebilir. Sık sık tekrarlayan Sinüzit, kulak iltihabı ( otit ) farenjit ve astım ile birlikte ortaya çıkabilir. Alerjik rinit belirtiler varsa ne yapmaları ve nereye gitmeleri konusunda bilgilendirmeye çalıştık.

    Yetişkinde Alerjik Rinit Belirtileri nelerdir?

    Yetişkinlerde ortaya çıkan Alerjik rinitin en sık belirtileri burunda kaşınma, akıntı, tıkanıklık ve arka arkaya hapşırmadır. Bunun dışında eşlik eden bir çok belirtileri vardır.

    Sizin Alerjik Rinit Belirtileriniz Varsa Ne Yapmalısınız?

    Alerjik rinit belirtisi olan yetişkin hastaların alerji uzmanına gitmesinde fayda vardır. Alerjik rinit belirtileriniz varsa teşhisin konulması için incelenmesi ve alerji testlerinin yapılması gerekir.

    Alerjik hastalıklardan birisi olan alerjik rinit diğer hastalıklarda olduğu gibi birçok organ üzerinde etkilidir. Burun akıntısı tıkanıklık hapşırma şikayetleri başladığında çoğu kez KBB hekimlerine gidilir fakat hastalık sadece burun boğaz ile sınırlı değildir. Gözlerde kaşıntı sulanma olduğunda göz hekimlerine gidilir fakat alerji sadece gözlerimizde sınırlı kalmayacaktır. Nefes darlığı hırıltı geliştiğinde astım tanısı ile göğüs hastalıkları tarafından veya yanında eşlik eden egzama atopik dermatiti şikayetleri için dermatoloji tarafından izlenir. Alerjik hastalıklarında tanısı ve tedavisi alerji uzmanları tarafından yapılması bu yüzden çok önemlidir.

    Alerjik hastalıkların hepsinde olduğu gibi doğru teşhisi konulursa doğru ilaçlar ile alerjik rinit belirtileri kontrol altına alınabilir ve birçok hekime gitmek gerekmez. Alerji uzmanları tarafından hangi alerjenlere alerjisi olduğu ve nasıl tedavi edileceği ve alerji aşısı gerekip gerekmediği ortaya çıkarılır.

    Alerjik rinit belirtileriniz varsa alerji uzmanına gitmenizde fayda vardır.

    – Yetişkin Alerji uzmanları 18 yaşından sonra görülen alerjik rinit ve alerjik hastalıklar konusunda özel eğitim alarak Alerji Hastalıkları Uzmanı diploması alan ve aynı zamanda da İç Hastalıkları Uzmanı olan doktorlardır.

    -Yetişkinlerde alerji testinin yapılması ve değerlendirilmesinde eğitim alan tek uzman yetişkin alerji uzmanıdır.

    -Alerji testinin yapılması, değerlendirilmesi ve alerji aşısı gerekip gerekmediği kararını yetişkin alerji uzmanları almalı ve tedavisini planlamalıdır. Aksi taktirde uzun sürebilecek yanlış teşhis ve tedaviye neden olabilir.

    Sonuç Olarak;

    Sık sık tekrarlayan sinüzit, farenjit, otit geçiriyorsanız alerjik rinit uyumlu belirtileriniz varsa alerjik rinit teşhisi için yetişkin alerji uzmanlarına gitmenizde fayda vardır.

    Alerjik Rinit belirtileriniz varsa Doktora Giderken Nasıl Hazırlık Yapmalıyım?

    Burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şikayetleriniz varsa bu şikayetlerinizin alerjik olup olmadığının ortaya konması gereklidir. Alerjik rinit ile uyumlu şikayetlerininiz teşhisi için alerji doktoruna gitmeye karar verdiyseniz nasıl hazırlık yapılacağı hakkında bilgi vermeye çalışacağız

    Alerjik Rinit için Alerji Uzmanına mı gitmeliyim

    Alerji uzmanları diğer alerjik hastalıklar ile birlikte alerjik rinit teşhisinde çok deneyimli ve bu konuda özel eğitim alan aynı zamanda iç hastalıkları uzmanı olan doktorlardır. Bu nedenle mümkünse alerji uzmanına gidilmesinde fayda vardır.

    Alerji uzmanlarına gittiğinizde şikayetleriniz alerjik olup olmadığı veya diğer hastalıklarla ilişkisinin olup olmadığının da teşhisi konulacaktır. Örneğin burun tıkanıklığı olan hastaların bir kısmının bu şikayetleri troid bezinin az çalışmasına bağlı ( hipotiroidi ) olabilir. Tiroide bağlı hastalığının tedavi edilmesi gerekli olduğunun önemi anlatılmadır. Alerji uzmanları aynı zamanda iç hastalıkları uzmanlarıdır.

    Alerjik Rinit için Doktora Giderken Yapılmış Tetkiklerinizi Getirin

    Alerjik rinit belirtisi için alerji uzmanına giderken mutlaka daha önce yapılmış tetkiklerinizi çekilmiş röntgenlerinizi götürmenizde fayda var. Çünkü daha önce yapılmış olan tetkiklerin boşu boşuna yeniden yapılması engellenmiş olur.

    Alerjik rinit için Doktora gitmeden Önce Bazı İlaçları Kesmesiniz

    Alerjik rinit için doktora gitmeye karar vermişseniz ve mümkünse daha önce kullanmış olduğunuz alerji ilaçları, öksürük ve soğuk algınlığı ilaçları, antidepresanların bir kısmı özellikle antihistaminiklerin kesilmesi gerekir. Alerjik rinit teşhisi için alerji testi gerebilir ve ne yazık ki bu ilaçlar da alerji testinin sonuçlarını etkileyeceği için doktora sorularak en az 1 hafta öncesinde bu ilaçların kesilmesi gerekir. Burun spreyleri ve nefes açıcı spreyler alerji testini etkilemez. Kesilmesine gerek yoktur. Ayrıca diğer hastalıklarınız için hastanın kullanmış olduğu tansiyon ilaçları, tiroid veya diyabet ilaçlarını kesmeniz gerekmez. Antibiyotik kullanıyorsanız kesmenize gerek yoktur.

    Aç Kalmaya Gerek Yoktur

    Alerjik rinit teşhisi için gereken tetkikler için genellikle aç kalmaya gerek yoktur. Bu nedenle kahvaltı yaparak gelinmesinde fayda vardır.

    Sonuç olarak;

    -Alerjik rinit teşhisi için doktora gitmeye karar vermişseniz daha önceki tetkikleri ve röntgenleri yanınızda getirin. Kullandığınız ilaçları yanınızda getiriniz

    -Doktora gitmeye karar vermişseniz 1 hafta öncesinde alerji ilaçlarını, soğuk algınlığı ilaçlarını ve antidepresanlar ilaçlarınızı doktorunuza sorarak kesmeniz gerekir.

    -Açlık gerekmediği için aç veya tok gelebilirsiniz.

    YETİŞKİNLERDE ALERJİK RİNİT TANISI NASIL KONULUR?

    Yetişkinlerde Alerjik rinit kişilerin hem sağlık hemde sosyal yaşantısını etkileyip hayat kalitesini bozan ciddi bir sağlık sorunudur. Alerjik rinit sadece burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde kalmaz ne yazık ki ileri yıllarda diğer sağlık sorunlarını beraberinde getirir. Alerjik rinit beliritileri olan yetişkinlerde alerjik rinit teşhisi konulması için alerji testleri yapılması gerekir. Sizler için alerjik rinit teşhisi için neler yapılması gerektiğini ve testlerin nasıl yapılacağını cevaplamaya çalıştık

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Teşhisi niçin Önemlidir

    Burun akıntısı, tıkanıklık, kaşıntı ve arka arkaya hapşırma her zaman alerjik rinit olmayabilir. Alerji uzmanlarına gittiğinizde şikayetleriniz alerjik olup olmadığı veya diğer hastalıklarla ilişkisinin olup olmadığının da teşhisi konulacaktır. Alerjik rinit teşhisi konulduğunda tedaviniz değişecektir ve ileri astım gibi diğer hastalıkların oluşması önlenebilir. Bu nedenle alerjik rinit teşhisi konulması önemlidir.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinitin hikayesi ve ilerleyişi nasıldır

    Yetişkin hastalarda Alerjik rinit teşhisi için öncelikle detaylı bir öykü alınır. Yetişkin hastalarda burun akıntısı, tıkanıklık, kaşıntı ve sık hapşırma şikayetleri başladıktan sonra genellikle ileriki dönemde burun tıkanıklığı daha belirgin hale gelir ve ağız dan nefes almaya başlanır. Hastanın ağızdan nefes alması ile birlikte ileride sinüzit farentit ve kulak iltihabı kulakta dolgunluk hissi gibi şikayetleri eklenir ve zamanla geçmeyen bir geniz akıntısı ile birlikte öksürük şikayetleri başlar. Alerjik rinit tedavi edilmezse bundan sonra artık nefes darlığı hırıltı nefes alma öksürük şikayetleri ile birlikte astım oluşmaya başlar. Genelde burun şikayetleri ile başlayan hikaye ileride astım ile sonlanır. Bu yüzden erken dönemde alerjik rinit tanısı koymak çok önemlidir.

    Yetişkinlerin Alerjik Rinit Teşhisi için Muayene nelere bakılmalıdır?

    Yetişkinlerde Alerjik rinit teşhisi için dikkatli bir hikaye alındıktan sonra hastanın genel bir muayenesi yapılır eşlik edebilecek diğer hastalıklar açısından muayenesi yapılmalıdır. Alerjik rinit ile birlikte astım olabileceği için solunum sistemi muayenesi kulakta akıntısı sinüzit ve farenjit olabileceği için üst solunum yollarına bakılmalıdır. Dikkatli burun muayenesi yapılmalıdır. Alerjik rinitle birlikte olabilen egzama yönünden de incelenmelidir.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Teşhisinde Hangi Testler yapılır.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit teşhisi için bazı testler yapılır. Bu testler içinde en önemlisi alerji deri testleridir. Alerji testleri her yaşta yapılabilmekle birlikte alerjik rinit teşhisi için genelde 2-3 yaşından sonra tüm yetişkinlerde yapılabilir. Alerji testi için en çok deri prick test dediğimiz ciltten yapılan testler tercih edilir fakat bazen deri testi yapılamayan hastalarda kandan da alerji testleri yapılabilir. Ciltten yapılan testler daha doğru sonuç vermektedir. Alerji testi dışında bazen sümük tahlili, kan tahlili ve alerjik astım şüphesinde solunum fonksiyon testleri gerekebilmektedir.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Teşhisi Bir Deneyim Gerektirir

    Alerjik rinit şikayetleri olan yetişkinlerde sadece bir testle teşhisi konulmaz. Teşhis bir bütün olarak değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Alerjik rinit belirtileri, öykü ve alerji testleri ve diğer testlerle birlikte değerlendirilip kesin teşhis konulması gerekmektedir. Hastanın şikayetleri ile yapılan deri testlerinde uyumsuzluk varsa diğer testlerden ve tetkiklerden faydalanmak gereklidir. Alerjik rinit teşhisinde kullanılan alerjenler ve bu alerjenler karşı deri testlerinde görülen pozitif yanıt, hastanın uzun süre devam edebilecek tedavisi için çok önemlidir. Bu teşhisin konulması ve tedavinin planlanmasında deneyim ve eğitim çok önemlidir.

    Sonuç Olarak;

    -Yetişkinlerde Alerjik rinit teşhisi için mutlaka dikkatli hikaye sonrasında muayene ve başta alerji testleri olmak üzere testler yapılmalıdır.

    -Alerjik rinit teşhisi için yapılan testler sonrasında tedavi mutlaka deneyli alerji uzmanları tarafından yapılmalıdır.

    YETİŞKİNLERDE ALERJİK RİNİT TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ?

    Yetişkinlerde Alerjik rinit kişilerin hem sağlık hem de sosyal yaşantısını etkileyip hayat kalitesini bozan ciddi bir sağlık sorunudur. Alerjik rinit sadece burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde kalmaz ileri ki yıllarda diğer sağlık sorunlarını beraberinde getiren bir hastalıktır. Alerjik rinit teşhisi konulduktan sonra diğer bir önemli sorun nasıl tedavi edileceğidir. Bu makalede tedavi hakkında bilgiler vermeye çalışacağız.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Tedavisi için neler yapılmalı?

    Alerjik hastalıkların hepsinde olduğu gibi Alerjik rinit tedavisinde de korunma tedavisi, ilaç tedavisi, alerji aşısı, tamamlayıcı tedavi ve eğitim olmak üzere birçok faktör vardır.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Tedavisinde Korunma Tedavisi nedir

    Alerjik hastalıklarda duyarlı olduğumuz alerjenlerle temas sonrasında ortaya çıktığı için Alerjik rinit korunma tedavisi şikayetlerin ortaya çıkmasına yol açan nedene yönelik yapılmaktadır. Hangi alerjene karşı duyarlılığımız oluştuysa o alerjene karşı korunma yapılır. Örneğin en sıklıkla karşımıza çıkan ev tozu akarı alerjisi varsa ev tozlarına karşı korunma önlemleri alınır. Hayatımızda ev tozlarını azaltacak önlemler alınmalıdır. Ev tozlarının yaşayacağı alanlar azaltmak için çarşaflar 60 derecede yıkanmalı, yattığınız odada halılar kaldırılmalıdır. Ev toz tutabilecek eşyalar azaltılmalıdır. Kedi köpek gibi hayvan epiteline alerjisi varsa bu hayvanlarla temas azaltılmalıdır. Alerjik rinitten sorumlu alerjenler alerji testleri ile tespit edildikten sonra bunlara yönelik korunma önlemleri sayesinde daha az alerjik rinit şikayetleri oluşur ve daha az ilaç kullanımı sağlanır.

    Alerjik rinitli yetişkinlerin burunları çok hassastır ve bu nedenle birçok kimyasal maddeye aşırı yanıt oluşur. Özellikle günlük hayatımızda bolca kullandığımız deterjanlar, deodorant ve parfümler hapşırma burun akıntısı kaşıntısı şikayetlerini ortaya çıkarabilir. Alerjik rinitli yetişkin hastaların hayatların kokusuz detarjan gibi temizlik malzemesi kullanması ve keskin kokulu parfümleri kullanırken dikkat etmesi gerektiğini söylemek gerekir.

    Yetişkinlerde Alerjik rinit Tedavisinde İlaç tedavisi

    Yetişkinlerde Alerjik rinit kişilerin hem sağlık hem de sosyal yaşantısını etkileyip hayat kalitesini bozan ciddi bir sağlık sorunudur. Burun akıntısı burun kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma gibi şikayetlerin mutlaka önlenmesi gerekir. Alerjik rinitin ilaç tedavisinde alerjik rinit belirtilerini düzelten ilaçlar ve iyileştiren ilaçlar kullanılmaktadır. Alerjik rinit için kullanacağımız ilaçların çoğu şikayetleri gidermek içindir. Alerjik rinit için kullandığımız ilaçları kestiğimizde çoğu kez hastanın şikayetleri geri gelir. Antihistaminikler, nasal steroidler ve lökotrien reseptör antagonistleri reseptör antagonistleri başlıca kullanılan ilaç gruplarıdır.

    Alerjik rinit bazen tek başına olmaz yanında diğer eşlik eden hastalıklar astım veya egzama varsa bu hastalıklara yönelik de tedavide başlanmalıdır.

    Alerjik rinitte ilaç tedavisi yapılması gereklidir. Şikayetleri kontrol altına almaya yardımcı olur ama tek başına kullanılması ileride astım olmanızı veya hastanın ilerlemesini engellemez.

    Yetişkinlerde Alerjik Rinit Tedavisinde Alerji Aşıları gerekli mi?

    Alerjik rinit tedavisi için şuanda aelimizde var olan en iyi tedavi yöntemi aşı tedavisi( immünoterapi ). Yetişkin hastalarda alerjik rinite yol açan alerjene karşı uygulanan aşı tedavisi (immunoterapi ) hastalığın şikayetlerini ortadan kaldıran, hastalığın ilerlemesini ve astım gelişmesinin engelleyen yapılabilecek en iyi tedavi yöntemidir.

    Alerji aşısı ( immünoterapi ) tedavisi Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ nün onayladığı bir tedavidir. Alerji aşısı kullanılması ile ilaç kullanımına ihtiyaç azalmakta ve daha önce şikayetlere yol açan alerjenlerle karşılaşmayla sorun oluşmamaya başlamaktadır. Ayrıca astım gelişmemişse ileride gelişebilecek olan astım gelişmesini de engelleyebilmektedir. Günümüzde alerjik rinitin astıma ilerleyişini durdurabilme potansiyeli olan tek tedavi şekli alerjen spesifik alerji aşısıdır

    Yetişkinlerde Alerjik rinit Tedavisinde Tamamlayıcı Tedaviler nelerdir.

    Alerjik rinit ciddi bir sağlık soru olması yanında aynı zamanda sosyal hayatı da büyük ölçüde etkilemektedir. Hastalar bu yüzden bir çok kez diğer tedavi yöntemlerine başvurabiliyor. Alerjik rinit tedavisi için tamamlayıcı tedaviler de zaman zaman kullanılmaktadır. Ancak akapunktur, biorezinans, homeopati, bitkisel tedavi gibi tedavilerin henüz bilimsel olarak çok faydalı olduğunu gösteren kanıtlar yoktur. Bitkisel ürünlerin bazen faydadan çok zarar verebileceği de göz önüne alınmalıdır. Bazen polen alerjisi olan hastaların içtiği bitki çayları ciddi sorunlara yol açabilir. Polen alerjisi olanlarda polenlere maruz kalındığında burunların suyla yıkanması, gözlerine kaşımak yerine yıkaması veya eve geldiğinde duş alması faydalı olabilir.

    Yetişkinlerde Alerjik rinit Tedavisinde Eğitim önemlidir.

    Alerjik rinit tedavisi diğer alerjik hastalıklarda olduğu gibi birçok parçanın birleşmesinden meydana gelmektedir. Alerjik rinit tedavisinde bu parçaların her birinin yeri farklıdır ve bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Alerjik rinit tedavisinde korunma yöntemlerinin nasıl yapılacağı, ilaç tedavisi ne zaman ve ilaçların nasıl kullanılacağı, alerji aşılarının nasıl kullanılacağının nasıl yapılacağını anlatan eğitimi verilmesi çok önemlidir. Alerjik rinit tedavisinde bir parçanın eksik olması diğerlerinin de eksik olmasına yol açar. Mutlaka alerji uzmanları kontrolünde hepsinin içeren her hastaya özel tedavi şemaları oluşturulmalıdır.

    Sonuç olarak;

    -Alerjik rinit tedavisi korunma, ilaç tedavisi, alerji aşıları, tamamlayıcı tedavi ve eğitim olmak üzere birçok parçadan oluşmaktadır.

    -Alerji aşıları alerjik rinit tedavisinde en etkili tedavi yöntemidir

    -Alerji aşıları astım gelişmesini engelleyecek tedavi yöntemidir.

  • Yetişkinlerde alerjik astım

    Günümüzde sıkça duyduğumuz alerjik hastalıklar içinde en önemlisi ve ilerleyip ölümcül olabilen hastalık Alerjik Astım gelecekte daha sık olarak karşımıza çıkacaktır. Akciğerlerimizin içindeki havayollarımızı oluşturan bronş dediğimiz kanalların alerjenler tarafından meydana gelen hasara bağlı olarak alerjik astım gelişir. Astım bronşların daralması sonucunda çoğu kez nöbetler halinde gelen nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi ile birlikte hırıltılı-hışıltılı soluma ve arka arkaya gelen öksürüğün eşlik ettiği havayolu hastalığı olarak karşımıza gelir.

    YETİŞKİNLERDE ASTIM NASIL İSİMLER ALIR

    Alerjik astım özellikle şehir yaşamı ile birlikte birçok insan için giderek artan bir sorun haline gelmektedir ve sıklığı her geçen gün artan bir sağlık sorunudur. Yetişkinlerde astımın diğer yaşlarda olduğu gibi en büyük nedeni alerjen ile temas sonucu olmaktadır. Bu yüzde astım dediğimizde bazen % 80 lere varan şekilde alerjik astım aklımıza gelir.

    Bunun dışında toz, boya, parfüm, deterjanlar gibi kimyasal maddeler içeren irritan uyaranlarla karşılaşma sonucu, veya bir enfeksiyon sonucunda ataklar tarzında ortaya çıkabilir. Alerjik astım bazen alerjik bronşit, spastik bronşit, astım olarak da adlandırılmaktadır. Genellikle alerjiye bağlı olan astıma alerjik astım denilmektedir.

    YETİŞKİNLERDE ASTIM SIKLIĞI NEDİR.?

    Astım dünyanın çeşitli bölgelerine göre farklılıklar gösterse bile yaklaşık dünya nüfusunun 300 milyonunu etkilediği tahmin edilen ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Ülkemizde yaklaşık her 100 yetişkinden 5-7’sinde,yani 10 kişiden birinde görülebilmektedir. Yaşadığımız ortamdaki hava kirliliği veya bölgesel farklılıklar bu oranları değiştirmektedir, özellikle şehirde yaşayanlar için gün geçtikçe daha ciddi bir sorun haline geldiği görülüyor.

    Astım genellikle nefes darlığı hırıltı ve öksürük olarak karşımıza çıksa da bazen sadece geçmeyen tekrarlayan öksürük olarak kaşımıza çıkabilir. Öksürük ile ortaya çıkan bu durumda aslında bir astım tipidir. Alerjik astım bazen sadece hastayı rahatsız eden ev tozu, polen, kedi köpek veya lateks gibi alerjenler ile karşılaştığında ortaya çıkabilir diğer durumlarda hiç bir şikayeti olmayabilir. Bu yüzden astım şikayetleri yavaşça ilerleyip zamanla kalıcı astıma dönüşebilir. Aslında bu hastalarda göz önüne alındığında astım bildiğimizden daha sık olarak karşımıza çıkabilir.

    YETİŞKİNLERDE ASTIM OLMAK ÖNLENEBİLİR Mİ ?

    Astım aslında alerjik rinit veya saman nezlesi safhasında yakalandığında engellenebilir. Astım oluştuktan sonra tamamen kurtulmak mümkün olmasa da tedavi edilebilen hastalıktır. Özellikle burun akıntısı hapşırma kaşıntı tıkanıklık gibi alerjik rinit şikayetlerinde varlığında tespit edilen alerjik hastalar, astım gelişmeden tedavi edilebilmektedir.

    Alerjik rinitli hastaların ne yazık ki % 40 gibi yüksek bir oranında ileride astım gelişmektedir. Burun akıntısı burun tıkanıklığına sonrasında geniz akıntısına dönüşür bu süreç öksürük ile devam edip en son özellikle ailede de astım mevcutsa nefes darlığı, hırıltı şikayetleri ile birlikte astım olarak sonlanır. Alerjik rinit aşamasında daha kolay tedavi edilirken alerjik astımı olan hastalar tedavi sonucu diğer yetişkinlerden farkı olmadan hayatını yaşayabilir. Astım belirtileri ortadan kaldırılabilir. Bu nedenle astım oluşmadan veya oluştuktan sonra tedavi konusunda eğitim almış yetişkin alerji uzmanları tarafından tedavi edilebilen korkulacak bir hastalık değildir.

    YETİŞKİNLERDE ALERJİK ASTIM NEDEN OLUŞUR.?

    Alerjik astım dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yetişkinlerde sık görülen bir hastalıktır. Kişide var olan bir genetik yatkınlığa, çevresel faktörlerinde katkısı sonucunda ortaya çıkan bozulmuş aşırı abartılı ve zararlı bağışıklık yanıtına alerji denir. Akciğerlerimizin içindeki hava yollarımızın alerjenlere verdiği yanıta bağlı olarak

    Alerjik astımın adını verdiğimiz hastalık ortaya çıkar. Alerjik astımın en sık gördüğümüz temel belirtileri sık öksürük, hırıltılı-hışıltılı solunum, nefes sıkışmasıdır. Astımın alerjenler dışında birçok nedeni vardır. Hava kirliği, ortam bulunan kimyasallarda aynı şekilde astıma neden olur. Astım nasıl oluştu sorusunun cevabına göre önlemler de alınabilir. Bu nedenle bu makale tüm astımlı hastalara yardımcı olabilecek önemli bilgiler verecektir.

    Tüm alerjik hastalıklarda olduğu gibi Alerjik astımında en önemli nedeni genetiktir. Genetik ve çevresel faktörler ikisi birlikte ne yazık ki astım olmamıza yol açar. Anne ve/veya babada astım, alerjik rinit, egzama olması astım gelişme riskini arttırır.

    Alerjik astım için en önemli risk faktörü atopik bir yapıya sahip olmaktır. Diğer bir deyişle kişinin genetik olarak alerji geliştirme eğilimine sahip olmasıdır. Alerjik yapıya sahip olan hastalar hayatlarının ilerleyen dönemlerinde çevrede bulunan alerjenlere karşı IgE dediğimiz antikorlar üretirler ve bu antikorlar daha sonra akciğerlerimizde ki küçük hava yollarında hasarın başlamasına yol açar. Bunun bir göstergesi olarak alerjik rinitin varlığı bu hastada astım gelişimi için önemli risk faktörüdür. Çevresel faktörlerden bir kısmı alerjenler, solunum yolu enfeksiyonları, sigara, hava kirliliği, obesite sayılabilir.

    Hava kirliliği astıma neden olabiliyor

    Özellikle trafik, inşaat sektörü ve endüstriye bağlı hava kirliliği akciğerde hasarlar oluşturarak astıma neden olabilmektedir. Mesleki alerjenlerin bir kısmı özellikle fırıncılarda marangozlarda veya lateks maruz kalan sağlık çalışanlarında astıma yol açabilmektedir.

    Diyet astım gelişmesini etkileyen bir faktördür

    Doğal beslenme, akdeniz tipi beslenme gibi beslenme modellerinin astıma karşı koruyucu olduğu bunun yanında özellikle içinde çok sayıda koruyucu ve katkı maddesi içeren fast food tipi beslenmenin de astım gelişmesine neden olduğu bildirilmektedir.

    Astım oluşumuna neden olanlar nelerdir ?

    Alerjenler, meslek, sigara, hava kirliliği, solunum yolu infeksiyonları, parazitik infeksiyonlar, sosyoekonomik durum, aile büyüklüğü, diyet, ilaçlar, obesite en sık nedenler olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Astım ataklarına veya yakınmaların sürmesine yol açanlar nedenler nedir ?

    Evin içindeki veya dış ortamdaki Alerjenler, hava kirliliği, solunumsal infeksiyonlar, egzersiz, hiperventilasyon, hava değişimleri, sülfürdioksit, besinler, katkı maddeleri, ilaçlar, psikolojik etkenler, sigara, irritanlar aklımıza ilk gelenler.

    YETİŞKİNLERDE ALERJİK ASTIM ŞİKAYETLERİ NEDİR?

    Yetişkin hastalarda ortaya çıkan alerjik astım özellikle gece sabaha karşı gelişen ve tekrarlayıcı özellik gösteren inatçı 3 haftadan uzun süren öksürük atakları, göğüste sıkışma hissi, hırıltılı nefes darlığı atakları ile karakterlidir.

    Alerjik astımın en önemli şikayeti olan nefes darlığı ataklar halinde gelmekte olup özellikle geceleri uykudan hastayı kaldırması tipiktir. Ataklar arasında hastanın genelde nefes darlığı yakınması yoktur. Hastaların bir kısmı nefes darlığı şikayetleri azaldığı kaybolduğu için gün içinde normal hayatlarına devam edebilir. Fakat bir çoğunda nefes darlığı sürekli bir hal alabilir ve hastanın yaşam kalitesini bozarak sürekli geceleri uykudan uyandırmaya, iş gücü kaybına, acile başvurulara, hastaneye yatmalara neden olabilir.

    YETİŞKİNLERDE ASTIM BELİRTİSİ SADECE ÖKSÜRÜK OLABİLİR Mİ ?

    Astımlılarda mutlaka nefes darlığı olmak zorunda değildir. Öksürükle de seyreden astım formaları vardır. Özellikle geceleri gelen ve hastayı uykudan uyandıran öksürük, eforla gelen öksürük yakınmaları olduğunda astım olası bir tanı olarak akla gelmelidir. Özellikle efor ile kimyasal iritanlarla ortaya çıkan öksürük şikayeti olan hastalar bazen hayatlarında kısıtlamaya gidebilir fakat astım bu kısıtlamalara rağmen ilerlemeye devam edebilir. Kronik öksürük şikayetleri altında ilk nedenleri arasında astım gelmektedir. Hastalarda öksürük şikayetine yol açan diğer nedenler tam bir sistemik muayene yapıldıktan sonra dışlanmalıdır. Yetişkinlerinde kronik öksürüğün en sık nedenleri post nazal akıntı sendromu (PNAS), astım ve gastroözofageal reflü’dür (GÖR). Astım, Post nazal geniz akıntısı ve Gastroözofageal reflü, yetişkin hastalarda görülen kronik öksürüğün %93’ünden sorumludur. Sigara içmeyen, antihipertansif ilaç ( anjiotensin dönüştürücü enzim (ACE) inhibitörü ) kullanmayan ve akciğer grafisi normal kişilerdeki kronik öksürük yakınmasının tamamına yakını bu hastalıklara bağlı gelişmektedir. Fakat romatizmal hastalıklardan kalp hastalıklarına kadar birçok hastalığın akciğeri etkilediğini bilmemiz gerekir. Bu yüzden her hasta tam bir fizik muayene ve değerlendirmeden sonra öksürük ile ilişkili olan alerjik astım açısından tetkikleri yapılmalıdır. Öksürük şikayeti de diğer şikayetler gibi iç hastalıkları tarafından değerlendirilmeli sonrasında alerji ile ilgili olarak alerji uzmanları tarafından tetkikleri yapılmalıdır.

    Tüm bu şikayetlerinin nedeni solunum yollarında aşırı duyarlılık vardır. Bu ataklar alerjenler ile temas sonucunda veya toz, duman, koku, egzersiz gibi irritanlar ile tetiklenir. Ataklar geriye döner. Astımın erken döneminde Ataklar arasında hastanın bir şikayeti veya bir muayene bulgusu olmaz. Astım ilerleyen dönemlerinde kalıcı hasarlar artıkça astım şikayetleri devamlı olmaya başlar.

    YETİŞKİNLER NE ZAMAN ALERJİK ASTIM OLABİLECEĞİNİ DÜŞÜNMELİ ?

    Alerjik astım özellikle şehir yaşamı ile birlikte birçok insan için giderek artan bir sorun haline gelmektedir ve sıklığı her geçen gün artan bir sağlık sorunudur. Alerji astım hastalar tarafından erkenden fark edilebilse de bazen tanı koymada güçlüler yaşanmaktadır.

    Alerjik hastaların bir çoğu aslından şikayetlerinin ilerlediği zaman doktora gitme ihtiyacı duyar. Halbuki alerjik astım hastaları alerjik rinit veya saman nezlesi dediğimiz burun akıntısı tıkanıklık kaşıntı hapşırma şikayetleri olduğunda alerji uzmanlarına başvursa belki de astımın % 40 engellenmiş olacak. Astım bilindiği gibi alerjik rinit tekrarlayan geçmeyen sinüzit burun eti ( nazal polip ) olan hastaların % 40 ile % 60’ında birlikte görülür.

    Alerjik astım olabileceğimizi hangi durumlarda düşünmeliyiz ? Aşağıdaki soruların cevapları evetse alerjik astım olabilirsiniz

    Son 1 yılda göğsünüzde hırıltı veya ıslık sesi duydunuz mu?

    Son 1 yılda herhangi bir zamanda gece nefes darlığı atağı ile uyandınız mı?

    Son 1 yılda gece her hangi bir zamanda öksürük atağı ile uyandınız mı?

    Son 1 yılda her hangi bir zamanda göğsünüzde sıkışma hissi ile uyandınız mı?

    Her hangi bir zamanda zorlu bir egzersizi takiben nefes darlığı atağı yaşadınız mı?

    Her hangi bir zamanda gündüz şartlarında dinlenme halindeyken nefes darlığı atağı yaşadınız mı?

    Her hangi bir ataktan sonra kendinizi iyi hissediyor musunuz yoksa şikayetleriniz sürekli mi ?

    Eğer bu sorulardan birine “evet” dediyseniz yakınmalarınız evde, iş ortamında uzakta veya seyahatte az veya yok muydu ? sorusu sizin şikayetlerinizden sorumlu alerjen ile temas ettiğinizde ortaya çıktığını gösterir.

    Ailesinde alerjik astım şikayetleri ve tanısı olanların bu soruları kendine sorması daha önemlidir. Özellikle alerjik burun akıntısı tıkanıklık kaşıntı ve hapşırma şikayetleri başlayan hastalar ailesinde astım varsa mutlaka alerji uzmanları tarafından değerlendirilmedir.

    YETİŞKİN ALERJİK ASTIMLI HASTA DOKTORA GİDERKEN NE HAZIRLIK YAPMALI ?

    Yetişkin hastalarda ortaya çıkan alerjik astım özellikle gece sabaha karşı gelişen ve tekrarlayıcı özellik gösteren inatçı 3 haftadan uzun süren öksürük atakları, göğüste sıkışma hissi, hırıltılı nefes darlığı atakları ile karakterizedir. Alerjik astım için sorduğumuz sorulara yanıtınız evetse alerjik astım şikayetleriniz varsa alerjik astım teşhisi için doktora giderken nasıl hazırlık yapmalıyım? Nelere dikkat etmeliyim biliyor muyuz? Eğer bilmiyorsanız bu yazımızı okumalısınız.

    Alerjik astım belirtileri varsa Yetişkin Alerji Uzmanına başvurabilirsiniz

    Sizde alerjik astım belirtileri varsa alerjik hastalıklar uzmanlarına başvurabilirsiniz. Çünkü alerji uzmanları alerjik astım ve alerjik hastalıklar konusunda eğitim almış ve bu eğitim sonucu alerji uzmanlık diploması almış ve aynı zamanda iç hastalıkları uzmanı olan yeni adıyla immünoloji ve alerji hastalıkları uzmanı olan uzmanlardır.

    Yanınızda kullanmakta olan ilaçları getirmeniz iyi olur

    Alerji uzmanına giderken kullanmakta olduğunuz ilaçları da yanınızda getirmeniz faydalı olacaktır.

    Mümkünse bir hafta öncesinde bazı ilaçları almayınız

    Özellikle gerekli değilse alerji ilaçları ( antihistaminikler ), öksürük ilaçları, soğuk algınlığı ilaçları antidepresan ilaçların doktorunun kontrolünde 1 hafta öncesinden başlayarak kullanmamak gerekiyor. Çünkü eğer alerji testi gerekirse bir hafta öncesinden bu ilaçları kullanmamak gerekiyor. Nefes açıcı sprey ve buharlar alerji testini etkilemez. Sadece parasetamol içeren ateş düşürücüler ve antibiyotikler de alerji testini etkilemez. Ancak bazı ilaçları zorunlu kullanmak gerekiyorsa öncelikle hastanın şikayetlerinde azalma kontrol ve rahatlama olması gerekir. Gerekli testler rahatlama sonrası yapılabilmektedir.

    Daha önce yapılmış tahlil ve röntgen tahlillerini yanınızda getirin

    Öncelikle daha önce yapılmış tahlilleriniz, röntgen filmleriniz varsa mutlaka yanınızda getirmeniz gerekiyor. Çünkü muayene sonuçlarına göre gerekli tahliller ve röntgen filmi çekilebilir. Daha önce yapılmış tahlillerin yeniden yapılmasının önüne geçmek gerekir.

    Açlık veya tokluk önemli değildir

    Alerji testi gerekebileceği için aç olarak gelmeye gerek yoktur. Açlık veya tokluk önemli değildir. Bu nedenle tok gelmesi daha iyi olacaktır.

    Sonuç olarak;

    -Yetişkin alerji uzmanına giderken yanınızda kullandığınız ilaçları da götürün.

    -Gerekli değilse 1 hafta öncesinden alerji ilaçları, öksürük ilaçları ve soğuk algınlığı ve antidepresan ilaçlarını doktorunuzla görüşüp kesin.

    -Açlık veya tokluk önemli olmadığı için tok gelebilirsiniz.

    -Daha önce yapılmış tahlil ve çekilmiş filmleri yanınızda getirin.

    YETİŞKİNLERDE ALERJİK ASTIMIN TEŞHİSİ NASIL YAPILIR ?

    Alerjik astım özellikle şehir yaşamı ile birlikte birçok insan için giderek artan bir sorun haline gelmektedir ve sıklığı her geçen gün artan bir sağlık sorunudur. Alerjik astım özellikle gece sabaha karşı gelişen ve tekrarlayıcı özellik gösteren inatçı 3 haftadan uzun süren öksürük atakları, göğüste sıkışma hissi, hırıltılı nefes darlığı atakları ile karakterizedir. Astım şikayetleri olan hastalarda alerjik astım tanısı nasıl konulur. Alerjik astım testleri nelerdir sorusunu cevaplamaya çalışacağız.

    Alerjik astım teşhisi için astım belirtileri sorgulanmalıdır

    Alerjik astım tanısının konulmasında hastanın şikayetlerinin ve hikayesinin doğru bir şekilde alınması ayrıca hekim tarafından muayene edilmesi çok önemlidir. Hasta bazen atak sırasında görülebilir ve bu sıradaki muayene bulguları tanıda yardımcı olabilir fakat çoğu kez hasta atak sonrasında alerji uzmanına tarafından görülür ataklar sonrasında hastada muayene bulgusu olmayabilir.

    Bu yüzden iyi bir şekilde hastanın hikayesinin ve şikayetlerinin alınması önemlidir. Alerjik astım özellikle gece sabaha karşı gelişen ve tekrarlayıcı özellik gösteren inatçı 3 haftadan uzun süren öksürük atakları, göğüste sıkışma hissi, hırıltılı nefes darlığı atakları ile görülür.

    Bunun dışında spor veya egzersiz sonrası öksürük veya akciğerde hırıltı olması, her grip sonrası öksürük olması, mevsim geçiş ayları ile birlikte sık sık öksürük görülmesi alerjik astım için önemlidir.

    Alerjik astım teşhisinde muayene bulguları önemlidir

    Alerjik astım belirtileri sorgulandıktan sonra muayeneye geçilir. Muayene bulgusu tamamen normal olabilir. Ancak öksürük belirtileri olduğu dönemde akciğerde hırıltı duyulabilir. Özellikle hastalar tarafından nefes alıp verirken ıslık sesine benzer bir ses geldiğini söylenir. Bazen sırtını bile dinlemeden uzaktan bile nefes alıp verirken bir ses duyulabilir. Nefes sıkışması görülebilir. Alerjik astım belirtileri olmadığı dönemlerde akciğerler tamamen normal görülebilmektedir.

    Alerjik astım teşhisinde gerekli testler yapılmalıdır

    Alerjik astım belirtileri sorgulandıktan ve muayene edildikten sonra tetkiklere geçilir. Astım şikayeti olan hastalarda alerji testi yapılması gereklidir. Astımlı hastaların % 60 ile % 80 ‘ i alerjik astımdır bu yüzden alerji testleri önemlidir. Solunum fonksiyon testi, kan tetkikleri, akciğer filmleri gibi tetkiklerinden gerekli olanları yapılır. Çıkan sonuçlara göre de alerjik astım olup olmadığına karar verilir

    Alerjik astım teşhisinde alerji testi çok önemlidir

    Alerjik astım teşhisinde alerji testi çok önemlidir. Alerji cilt testlerinin yapılması astımın alerjik olup olmadığını gösterecektir. Astımlı hastaların alerji yönünden incelenmesi mutlaka gereklidir.

    Astımın alerjik olması durumunda, alerjik olunan alerjenlerden kaçınmak ve astım tedavisinde çok önemli bir yere sahip olan aşı tedavisi gibi ilaç tedavisine iki seçenek daha ilave olmaktadır. Alerji testiyle neye bağlı alerji olduğu, alerjinin derecesi ve test sonrasında uygunda hangi alerjenle alerji aşısı yapılabileceğine karar verilir. Alerji testi ilk öncelik ciltten yapılmasıdır.

    Ciltten yapılan alerji testleri kandan yapılan alerji testine göre en doğru sonucu verir.

    Çünkü kandan yapılan alerji testi testin yapıldığı cihazın kalitesine göre değişirken ciltten yapılan alerji testi daha doğru sonuç vermektedir. Alerjik astım teşhisi için ciltten alerji testi her yaşta yapılabilmekle birlikte genelde çocuklarda 2-3 yaşından sonra ve tüm yetişkin hastalarda her yaşta yapılmaktadır. Alerji testinin alerji uzmanları tarafından yapılması doğru teşhis ve tedavi ve alerji aşısı başlanıp başlanmayacağı konusunda karar verilmesi bakımından çok önemlidir.

    Alerji hastalıkları uzmanı olmayan Göğüs hastalıkları veya KBB uzmanları tarından yapılan testler yanlış yorumlanmaktadır. Alerji uzmanları dışındaki hekimlerin alerji aşılarını başlamaya yetkisi bulunmamaktadır. Alerji hekimleri dışındaki göğüs hekimleri ve kbb hekimleri tarafında yanlış yapılan testler uzun bir süre yanlış aşı veya gereksiz aşı tedavilerine yol açabilir.

    Alerji teşhisi için alerji testinden bir hafta öncesinde bazı ilaçlar kesilmelidir.

    Alerjik astım teşhisi için alerji testi yapılması için bir hafta öncesinde öksürük ilaçları, alerji ilaçları ( antihistaminikler ) soğuk algınlığı ve antidepresan ilaçları kesilmelidir. Özellikle dekonjestan veya antihistaminik içeren ateş düşürücü ilaçlar mutlaka doktora sorularak kesilmesi gerekir. Ancak fazla şikayeti olan hastalarda öncelikle hastalık şikayetlerinin azaltılması daha sonra ilaçlar kesildikten bir hafta sonra alerji testinin yapılması daha uygun olur.

    Alerjik astım teşhisi için eğitim önemlidir

    Alerjik hastalıkların hepsinde olduğu gibi Alerjik astım teşhisi için eğitim önemlidir. Alerjik astım konusunda özel eğitim almış ve bu konuda etkin olan uzmanlar alerji uzmanlarıdır. Yetişkin alerji uzmanları alerjik astım ve alerji hastalıkları konusunda eğitim alarak yetişkin alerji uzmanı diploması olan aynı zamanda iç hastalıkları uzmanı olan uzmanlardır.

    Sonuç olarak;

    -Alerjik astım teşhisi için öncelikle alerji astım belirtileri sorgulanır.

    -Alerjik astım belirtileri olan hastalar muayene edilir.

    -Alerjik astım muayenesi sonrası gerekli testler yapılır.

    -Alerjik astım teşhisinde alerji testlerinin alerji uzmanlarınca yapılması önemlidir.

    -Alerjik astım teşhisinde eğitim önemlidir ve bu konuda özel eğitim alan uzmanlar alerji uzmanlarıdır.

    YETİŞKİNLERDE ASTIM NASIL TEDAVİ EDİLMELİDİR?

    Alerjik astım özellikle şehir yaşamı ile birlikte birçok insan için giderek artan bir sorun haline gelmektedir ve sıklığı her geçen gün artan bir sağlık sorunudur. Alerji uzmanları tarafında tetkikleri yapılan ve alerjik astım tanısı konan hastalar için en önemli sorun tedavi nasıl yapılacağıdır. Alerjik astım tedavisi mutlaka alerji uzmanları tarafından yapılmadır. Bu makalede Alerjik astım tanısı konulduktan sonra tedavi nasıl yapılmalıdır sorusunu cevaplamaya çalışacağız

    Alerjik Astım Tedavisinde Doğru Teşhis Önemli

    Alerjik astım teşhis için yapılan tetkiklerin alerji hekimleri tarafından yapılmasının önemi özellikle tedavini nasıl yapılacağının belirlenmesi açısından çok önemlidir. Alerjik astım tedavisi için öncelikle doğru teşhisin konulması gerekiyor. Alerjik astım için yapılan tetkiklerin doğru yapılması ve doğru yorumlanması doğru teşhis konulması için önemlidir. Yanlışlıkla alerjik astım teşhisi alan hastalar boşu boşuna uzun yıllar astım ilaçları kullanmak zorunda kalabilir. Bunun dışında alerjik astım teşhisi konulamazsa alerjik astım teşhisi atlanmış ve sık sık hastalanma nedeniyle hastanenin acil servisine nefes darlığı nedeniyle gitmek zorunda kalacak ve gereksiz antibiyotikler kullanılmaya neden olacaktır. Bu nedenler alerjik astımın doğru teşhisi çok önemlidir.

    Yetişkinlerde Alerjik Astım Tedavisi birçok basamaktan oluşmaktadır.

    Alerjik astım tedavisinde tüm alerjik hastalıklarda olduğu gibi ilk önce korunma ile başlar sonrasında ilaç tedavisi, alerji aşısı, tamamlayıcı tedavi ve eğitim olmak üzere beş basamaklıdır.

    Alerjik Astım Tedavisinde Korunma Tedavisi

    Alerjik astım tedavisinde korunma denilince alerjik astıma neden olan ve tetikleyen faktörlere karşı korunma tedavisidir. Korunma tedavisinde mümkün olduğunca alerjenlerden korunma ve tetikleyicilerden korunma şeklinde olabilir. Alerjik astım gelişimine neden olan nedenlerden korunma yöntemlerine uyulması hasta için çok önemlidir. Alerjiye yol açan alerjenlerden korunmak ileride uygulayacağımız ilaç tedavilerini ve tedavi yöntemlerini de etkilemektedir.

    -Alerjenlerden Korunma

    Alerjenlerden korunmak özellikle alerjik hastalıklar için çok önemlidir. Alerjik astıma yol açan alerjen tespit edilebilirse alerjik astımına neden olan alerjenlerden korunma gündeme gelir. Örneğin ev tozu mite alerjisi varsa hayatımızda çok fazla yer tutan eşyalar içinde yaşayan mite’lardan korunma önlemeleri alınmalıdır. Polenlere alerji varsa özellikle yurtdışında daha fazla olan polen takvimleri ve polen sayımları ile polenlerin yoğun olduğu dönemlerde polenlerden korunma önlemleri alınmalıdır. Kedi, köpek gibi hayvan tüylerine karşı alerji varsa hayvan tüylerinden korunma önlemleri alınmalıdır. Mesleki olarak alerjenlere maruz kalanlarda bu alerjenlere karşı işyerinde önlem alınması önemlidir. Önlem almamıza rağmen kaçamadığımız alerjenler için aşı tedavisi ( immunoterapi ) en önemli tedavi seçeneğidir.

    -Tetikleyicilerden Korunma

    Alerjik astım ataklarının ortaya çıkmasından en önemli tetikleyicilerde birisi kış sezonlarında daha fazla karşımıza çıkan tekrarlayan viral enfeksiyonlar olan grip salgınlarıdır. Tetikleyicilerden korunmada en önemli korunma gribe karşı korumadır. Gribe karşı korunmada grip mevsimi öncesi olan Eylül ayında grip aşısı yapılması tavsiye edilebilir. Alerjik astımlı kişiler kokulara karşı çok hassastır. Astımda zamanla gelişen aşırı bronş hiperreaktivitesi veya aşırı hassasiyet nedeniyle keskin kokulu parfümlerden kaçınılması ve parfümsüz deterjanlarla temizlik yapılması ve temizlik malzemelerinin kokusuz olanlarının tercih edilmesi faydalı olacaktır.

    Bütün astımlı hastalar için en önemli sorunlardan ve tetikleyicilerden birisi sigaradır. Sigara bütün hava yollarını direkt olarak etkileyen bir çok zararlı madde içermektedir. Hem kronik obstrüktif akciğer hastalığı (kronik bronşit + amfizem) hem de astım gibi sigara ile ilişkili akciğer hastalıklarında kalıcı ve devamlı süren hava yolu hasarı meydana getirmektedir

    Sigara içmek astımlı hastalarda akut astım ataklarını tetikleyebilmektedir; bunun yanında astım ağırlığı ile sigaraya maruziyeti arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Çocukluk yıllarında sigara maruz kalmak bile ileride astım için çok büyük bir risk oluşturmaktadır. Son dönemdeki bilgilerimiz aktif sigara içiminin erişkinlerde astımın başlangıcı için önemli bir risk faktörü olduğunu göstermektedir.

    Yetişkin hastalarda özellikle kronik öksürük şikayeti birçok hastalıkla birlikte olabileceği için sistemik muayenesi yapılmalıdır. Kronik öksürüğün sebeplerinde biri olan reflü de tetikleyici faktördür ve reflü belirtisi olan hastalarda reflü tedavisi önerilir.

    Alerjik astım ile birlikte çok sık görülen alerjik rinit veya saman nezlesinin tedavisinin birlikte verilmesi gereklidir. Alerjik rinite bağlı olarak burun tıkanıklığı olan hastanın burun tıkanıklığı giderilmediği sürece bütün alerjenler için en kolay yo olan ağızdan nefes alma başlar ve direkt olarak alerjenler akciğerin içine ulaşırlar. Alerjik riniti tedavi edilmeyen hastaların alerjik astımı da tedavi edilemez. Egzama varsa egzama tedavisi verilmesi alerjik astım tedavisi başarısını artırmaktadır.

    Yetişkinlerde Alerjik Astımı tetikleyenlerden Kaçınmak önemli midir.?

    Özellikle obezite alerjik astım gelişimine katkıda bulunmaktadır. Çünkü obezlerde yağ hücreleri astıma neden olan bazı maddeler salmaktadır. Bu nedenle obezite olanların kilo vermeleri ve obeziteden kaçınmak faydalı olacaktır. Özellikle fast-food beslenmek astım ataklarını tetikleyebilmektedir.

    Hava kirliliği şehir hayatının getirdiği en büyük sorunlardan biridir. Özellikle hava kirliliğinin yoğun olduğu dönemlerde dışarıda fazla kalınmaması gerekir ayrıca yine hava kirliliğinin yoğun olduğu dönemlerde pencerelerin açılmamasına dışarıdaki kirli havanın odanın içerisine girmesi engellenmelidir. Gerekirse odada hava odasını temizlemek için hava filtre cihazları kullanılabilir.

    Sigara içimi ile alerjik hassasiyetin oluşumu ve ileride oluşabilecek astım arasında kesin bir ilişki vardır. Bu sebeplerden dolayı alerjik astım olsun veya olmasın sigarayı bırakmaya yönlendirmeli ve pasif sigara içiminden de korunmalarını sağlamalıyız.

    Yetişkinlerde Alerjik Astım Tedavisinde İlaç Tedavisi nasıldır?

    Alerjik astım tedavisinde rahatlatıcı ve iyileştirici tedavi olmak üzere iki türlü ilaç tedavisi vardır.

    -Alerjik Astım Tedavisinde Rahatlatıcı İlaç Tedavisi

    Alerjik astımlı hastalarda en önemli şikayet nefes darlığıdır bu yüzden biran önce nefes darlığının giderilmesi gereklidir. Alerjik astım tedavisinde rahatlatıcı ilaç tedavisinde ilaçlar bronşlarda genişleme yaparak öksürük ve nefes sıkışmasında rahatlama sağlar. Sadece öksürük, akciğerde hırıltı ve nefes darlığı olduğu dönemlerde 1-2 hafta süreyle kullanılmaktadır. Tek başına kullanıldığında sadece şikayetleri ortadan kaldırabilir ama alerjik astımı iyileştirmez.

    -Alerjik Astım Tedavisinde İyileştirici Tedavi

    Alerjik astımın tedavisi için gerekli olan en önemli ilaçlar kontrol edici olan iyileştirici tedavilerdir. Kortizon içeren ve içermeyen ilaçlar vardır. Bu tedaviler akciğerlerdeki alerjik astım nedeniyle gelişen hasarı düzeltmek için kullanılmaktadır. Çoğu kez rahatlatıcı ilaçlarla birlikte kullanılırlar astımın durumuna bağlı olarak uzun süreli kullanılır. Hastalar tarafından çoğu kez kortizon içerdiği için kullanılmak istenmeyen ilaçlar aslında içerdikleri kortizon çok az miktardadır ve dozları hastaya zarar vermeyen dozlar olarak ayarlanması gerekir. Kortizon içeren ilaçlar uygun verilirse hep korkulan kortizonun zararı olmayacaktır.

    Yetişkinlerde Alerjik Astım Tedavisinde Alerji Aşı Tedavisi gerekli midir ?

    Alerjik astım tedavisinde alerji aşısı çocuklarda olduğu gibi yetişkin hastalarda da etkili bir tedavidir. Alerjik astım hastalığında şikayetlere yol açan alerjenlerden uzak kalmak çok önemlidir. Kedi, köpek, lateks gibi bazı alerjenlerden uzak kalınırsa şikayetler kontrol altına alınır. Çok daha yaygın bulunan ev tozu veya polenler ile teması kesmek mümkün olmamaktadır. Bu durumda bu alerjenlere karşı vücudumuzda tolerans geliştirerek benzer şekilde şikayetlerin kontrol altına alınmasını sağlar. Yani daha fazla alerjen kontrollü olarak alerji hekimleri kontrolünde vücudumuza verilmesi ile aşı tedavisi (immünoterapi) ile sağlanır. Alerji aşıları dilaltı ve cilt altı enjeksiyon aşısı olmak üzere iki tiptir. Dil altı aşısı da damla, sprey ve tablet aşısı olmak üzere 3 tiptir. Dilaltı sprey ve damla aşılar ne yazık ki artık üretilmemektedir. Cilt altı enjeksiyonlar da daha etkili tedavi yöntemidir. Alerji aşıları alerjik astımın nedeni olan alerjiye karşı vücudu alıştırmakta ve bağışıklığı artırıp bronşların zarar görmesini engellemektedir. Alerji aşıları ile alerjik astım kontrolü sağlandığı gibi tedavi sonrasında tamamen ortadan kaldırılması da mümkün olabilir. Alerji aşıları başladıktan sonra ilaç ihtiyacını azaltmakta ve hatta ortadan kaldırmaktadır. Alerji aşılarında kortizon ve hormon bulunmaz sadece alerjenler bulunur.

    Aşı tedavisi (İmmünoterapi) alerjik hastalıkların doğal gidişini değiştiren tek tedavi yöntemidir. Bu nedenle İmmünoterapiye erken dönemde başlanılmalıdır. İmmünoterapi en son başvurulacak bir tedavi seçeneği olarak değil, hastalığın erken döneminde ilaç tedavisine ek olarak uygulanan bir tedavi seçeneği olmalıdır.

    -Alerjik Astım Tedavisinde Tamamlayıcı Tedavi

    Alerjik astım tedavisinde tamamlayıcı tedavi korunma, ilaç tedavisi ve alerji aşısı yanında verilen destek tedavisine tamamlayıcı tedavi denilmektedir. Birçok yöntem uygulanmış ancak bilimsel olarak önemli bir faydası bulunmamıştır. Özellikle akapunktur, biorezinans, homeopati gibi tamamlayıcı tedavilerde bilimsel olarak çok faydalı olduğunu yönelik sonuçlar saptanmamıştır. Bitkisel tedavi yolları denenebilir fakat bazı bitkilerin tedaviden çok zararı olabileceği de unutulmamalıdır.

    Alerjik Astım Tedavisinde Eğitim

    Alerjik astım tanısı konulduktan sonra en önemli sorun tedavi çünkü astım tedavisi için uygulana tedaviler uzun yıllar devam edebilmektedir. Bu yüzden alerjik astım tedavisinde eğitim çok önemlidir. Özellikle astım için kullanılan ilaçların nasıl kullanılacağı konusunda eğitim verilmesi ve ilaçların doğru kullanılması çok önemlidir. Aksi takdirde ilaçların yanlış kullanılması tedavi başarısızlığına neden olacaktır. Ayrıca astım tedavisi bir bütün olarak bakıldığında korunma tedavisi, ilaç tedavisi ve özellikle 3-5 yıl sürebilen aşı tedavisinde alerjik astımlı hastalara eğitim verilmesi önemlidir.

    Sonuç olarak;

    -Alerjik astım tedavisi için doğru teşhis önemlidir.

    -Alerjik astım tedavisi bir bütün olarak değerlendirilmeli ve tedavideki bütün basamaklar ; korunma tedavisi, ilaç tedavisi, alerji aşısı, tamamlayıcı tedavi ve eğitim birlikte yapılmalıdır

    -Alerji uzmanlarının kontrolünde uygulanan Alerji aşısının başarısı yüz güldürücüdür.

    -Alerjik astım tedavisinde ilaçların nasıl kullanılacağının eğitimi çok önemlidir.

    Yetişkinlerde Alerjik Astım Tedavi Edilmezse Neler Olur?

    Alerjik astım özellikle şehir yaşamı ile birlikte birçok insan için giderek artan bir sorun haline gelmektedir ve sıklığı her geçen gün artan bir sağlık sorunudur. Alerji uzmanları tarafında tetkikleri yapılan ve alerjik astım tanısı konan hastaların ileri yıllarda daha büyük sorunlara dönüşmeden tedavilerinin yapılması gereklidir. Alerjik astım tedavisi mutlaka alerji uzmanları tarafından yapılmadır. Alerjik astım tedavisi yapılmadığında ciddi sorunlara neden olur. Tedavi edilmediğinde ne gibi sorunlar oluşabilir sorusunu cevaplamaya çalışacağız.

    Yetişkinlerde Alerjik Astım Tedavi Edilmezse Akciğerler Etkilenebilir

    Alerjik astım tanısı konan hastaların asıl tanı konulduktan sonra en önemli kısmı tedavi oluşturmaktadır. Uzun ve çeşitli ilaç tedavileri ile birlikte aşı tedavisini içeren tedavi basamakları hasta için çok önemlidir. Alerjik astım tedavi edilmezse sık öksürük, nefes darlığı şikayetlerinde artış olur. Balgam çıkarılamaz. Bunun sonucunda zatürre gelişebilir. Sık tekrarlayan Zatürre atakları sonucunda akciğerlerde kalıcı hasara yol açabilir. Tedavi edilmeyen alerjik astım ne yazık ki aynı şekilde kalmaz daha fazla ilerler ve tedavisi zor astım haline gelir bununla birlikte Astım atakları nedeniyle sık sık hastanelerin acil servislerin de yatırılmak zorunda kalınabilir.

    Alerjik Astım Tedavi Edilmezse Akciğerlerde Kalıcı Hasarlar Gelişebilir

    Alerjik rinit yani burun akıntısı tıkanıklık şikayetleri ile başlayıp alerjik astıma dönüşebilen bu hastalık daha sonra tedavi edilmezse bronşlarda kalıcı hasarlar gelişir. Bunun sonucunda da ömür boyu sürecek olan tedavisi daha zor astım gelişir.

    Alerjik Astım Tedavi Edilmezse Yüksek Doz İlaçlar Gerekebilir

    Alerjik astım tedavi edilmezse sık öksürük, sık nefes darlığı gelişir. Kış aylarında daha fazla artış gösteren sık sık hastalanıp hastaneye yatmak zorunda kalınır. İleride zor astım olarak adlandırdığımız tedavisi daha zor ve birçok ilaç yanıt vermeyen astım haline gelirler

    Sonuç olarak;

    -Alerjik astım tedavi edilmezse zatürre gelişebilir.

    -Alerjik astım tedavi edilmezse akciğerlerde kalıcı hasarlar gelişir.

    -Alerjik astım tedavi edilmezse yüksek doz ilaçlar ve antibiyotik ihtiyacı ortaya çıkabilir.

    -Alerjik astım tedavi edilmezse yüksek doz ilaçlara yanıt alınamayan ileride tedavisi daha zor olan zor astıma dönüşebilir.

    Yetişkinlerde ortaya çıkan Zor astım nedir ve nasıl tedavi edilir.?

    Alerjik astım yetişkinlerde sık görülen uzun sureli bir hastalıktır. Alerjik astımın başlıca belirtileri sık öksürük, nefes sıkışması ve göğüs ağrısıdır. Alerjik astım tedavisi korunma, ilaç tedavisi, alerji aşıları, tamamlayıcı tedaviler ve eğitim olmak üzere beş basamaktan oluşmaktadır. Alerjik astım tedavi edilmezse ciddi sorunlara neden olabilir. Tedavi edilmediği zaman tedavisi daha zor olan Zor astım haline gelebilir. Zor astım tedavisi nasıldır ? ve yeni geliştirilen ilaçlar var mı ? ile ilgili soruları cevaplamak için bu makaleyi yazdık

    Zor Astım nedir ?

    Zor astım klinisyenlerin tedavisi zor olan astımda kullandıkları, tanımı hala tartışmalı bir terimdir. 6-12 aylık bir sürede standart tedaviyle kontrol edilemeyen, ağır astımlı, kortizona bağımlı ya da kortizona dirençli astım olgularını içermektedir. Astım ataklarının sıklığına, semptomların başlangıç hızına, hastalığın süresine ve tedaviye cevap durumuna göre değişik şekilleri mevcuttur. Özellikle uzun süre alerjen maruziyeti sonrasında ortaya çıkan ve tedaviye yanıt vermeyen ağır astımda Anti IgE tedavi yeni bir tedavi seçeneği olarak kullanılmaktadır. Alerjik astımlı hastaların hayat kalitesini ve ilaç kullanımını ve acil yatışlarını azalttığı gösterilmiştir.

    Anti IgE TEDAVİ NEDİR ?

    Astımlı hastaların tedavisinde yeni kullanılan ilaç Anti IgE olarak adlandırılan tedavidir.

    Astım en sık nedeni olan alerjik hastalıklarda en önemli madde alerjenlere karşı oluşan IgE adını verdiğimiz antikorlardır. Dolaşımda yer alan IgE’ler alerji hücrelerin üzerine yerleşir ve sonrasında alerjen ile temas ettiğimizde nefes darlığı, hırıltı ve balgam gibi şikayetlere yol açan kimyasal maddelerin salınmasına yol açar. Anti IgE tedavi dediğimiz ilaç dolaşımdaki IgE’ leri bağlayarak alerji hücresinin üzerine yapışmasını engeller ve bu şekilde alerji hücrelerinden kimyasal maddelerin salınması engellenmiş olur.

    Anti IgE tedavi ne zaman kullanılır?

    Anti-IgE inhaler kortizonlarla kontrol altına alınamayan ağır alerjik astımı olan, tedavisi zor olan yıl boyu bir allerjene (akar, küf, ev hayvanı) duyarlı hastalarda kullanılabilir. Anti IgE tedavi şikayetlerin kontrol altına alınmasını sağladığı ayrıca rahatlatıcı ilaç kullanma gereksinimini, ve astım alevlenmelerin azalmasını sağladığı gösterilmiştir.

    Anti IgE tedavi yanıtı nasıl değerlendirilir. ?

    Yeni geliştirilen bu ilaçlar ile zor astım tedavisi sağlanabilmektedir. Zor astımlı hastalar alerji uzmanları tarafından muayene edilip değerlendirildikten sonra tedaviye 2 haftada bir veya 4 haftada bir olacak şeklinde kola iğne şeklinde yapılarak tedavi edilmeye başlanır.

    Tedavinin 16. haftasında hastanın tedaviye yanıtı şikayetlerin azalmasına, rahatlatıcı ilaç kullanımının ve alevlenmelerin azalmasına bakarak değerlendirilir. Son veriler uzun süreli tedavi sonrasında Anti IgE tedavi kesilmesine rağmen şikayetleri geri gelmediğini göstermektedir. Sadece Alerji uzmanlarının bulunduğu ve tedavi için uygun şartların sağlandığı merkezlerde yapılmalı ve uygulama sonrası hastalar en az iki saat bekletilmelidir.

    Sonuç olarak;

    -Alerjik astım tedavi edilmezse zor astıma dönüşebilir.

    -Alerjik zor astım Anti IgE ile tedavi edilebilir.

    -Alerjik zor astım tedavisinde kullanılan Anti IgE tedavi ile astım atakları ve ilaç kullanımı azalabilir.

    -Alerjik zor astım tedavisinde kullanılan Anti IgE tedavi sadece alerji uzmanları tarafından yazılabilir ve uygulanabilir.

  • Alerjik riniti ve uyku bozuklukları

    Alerjik rinit hapşurma burun akıntısı kaşıntısı ve tıkanıklık ile kendini gösterirken aynı zamanda uyku apnesi şikayetleri ile de karşımıza çıkabilir.

    Uyku apnesi kalp krizine veya beyinde inme gibi birçok sağlık sorununa yol açtığı için tanısının konulması çok önemlidir.

    Alerjik rinit ile uyku apne arasındaki ilişki fark edildikten sonra uyku apnenin nedenleri arasında alerjik rinit araştırılması ve tedavisinin yapılmasının gerekli olduğu unutulmamalıdır.

    Alerjik Rinit ile Uykuda Nefes Durması ( uyku apne sendromu) arasında bir ilişki var mı ?

    Alerjik rinit kendini hapşurma ile birlikte burunda akıntı kaşıntı ve tıkanıklık ile gösterir. Özellikle burun tıkanıklığı hastalar için son derece önemli sorunlara yol açabilir. Burun tıkanıklığı bahar aylarında polenlerle birlikte mevsimsel olabileceği gibi ev tozu küfler ve kedi, köpek gibi evcil hayvan alerjileri ile yıl boyu olabilir.

    Uyku apnesi, uyku sırasında horlama ve uykuda solunum durması olarak tanımlanabilir. Birçok nedenle oluşabilir ama bunlar arasında alerjik rinit gözden kaçabilmektedir. Alerjik rinit ile uyku apnesi arasındaki ilişki birçok çalışmada gösterilmiştir.

    Alerjik rinitli hastalarda uyku apnesine nasıl oluşur ?

    Bahar aylarının gelmesi ile birlikte alerjik rinit şikayetleri ortaya çıkar ayrıca bu hastalarda uykuda horlama ve nefes durması gibi uyku bozuklukları da görülür.

    Genel olarak, alerjik şikayetleri olan kişilerin uyku düzeninde bir bozukluk meydana gelir. Mantık şöyledir: Alerjenler alerjik kişilerde burun tıkanıklığı yaratırlar. Burun tıkanıklığına ağızda kurumaya veya solunum yolunuzda daralmaya yol açar. Bu durum çocuklarda daha sık gördüğümüz şekilde geniz eti büyümesiyle ve yetişkinlerde üst hava yollarında daralma ile kendini gösterir. Tüm bunlara bağlı olarak geceleri nefes durması “apneler” görülebilir. Geceleyin nefes durması şeklinde görülen obstrüktif uyku apnesini (OSA) uyku düzenini bozar. Bu nedenle devam eden alerjik reaksiyonlar uykunuzu engelliyorsa, alerjiye bağlı uykuda nefes durması (uyku apne sendromu) aklımıza gelmelidir.

    Mevsimsel veya yıl boyu devam eden alerjik hastalıkların astım gibi ciddi sorunlara yol açtığı bilinmesine rağmen alerjik rinit düzgün bir şekilde tedavi edilmediğinde, uyku bozukluklarına da neden olabilir.

    Alerjik rinite bağlı uyku apne belirtisi nedir ?

    Uyku apnesi birçok nedenle oluşabilir. Alerjik rinite bağlı oluşan uyku apnesinde alerjik şikayetler yani burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık geniz akıntısı hapşurma gözlerde kaşıntı şikayetleri görülebilir. Ayrıca alerjik astım geliştiyse nefes darlığı öksürük hırıltılı solunum görülebilir. Bunun dışında uyku apnesinde görülen en önemli belirti uykuda solunumun durmasıdır.

    Uyku apnenin diğer belirtileri:

    Uykuda sırasında huzursuzluk, Horlama, Sık sık idrara kalkma, Terleme, Ağız kuruluğu, Reflü sayılabilir.

    Geceleri yeterli uykusunu alamayan hastalarda buna bağlı olarak baş ağrısı, unutkanlık, konsantrasyon bozukluğu görülür uzun süre devam ettiğinde depresyon, sabah dinç ve aktif uyanamama ve aşırı derecede uykulu olmak ve yorgunluk hali uyku apnesinde görülen gündüz belirtileridir.

    Alerjik rinite bağlı uyku apnesi tanısı nasıl konulur ?

    Uyku apnesinin tanısını koymak için Uyku apnesi testi yapılması gereklidir. Polisomnografi denilen uyku apnesi testi için tüm gece boyunca özel oluşturulan bir hastane odasında beyin aktivitesinin ve solunumsal olayların kaydedildiği bir ortam oluşturulur.

    Alerjik şikayetlerine yol açan alerjenlerin tespit etmek için alerji hekimleri tarafından alerji test yapılması gereklidir. Alerji tanısı koymak için en kullanılan testler deri prick testleridir. Bunun dışında alerji tanısını koymak için kandan yapılan alerji tarama testlerinden de faydalanılabilir.

    Alerjik rinite bağlı uyku apne tedavisi nasıl yapılır ?

    Yanlış teşhis ve tedavi edilmemiş alerji rinit ve astım semptomları, yaşamı tehdit eden kalp rahatsızlığına ilerleyebilen uyku apneye neden olabilir.

    Yapılan çalışmalar Uykuda nefes durmasının kalp krizi riskini artırdığını konjestif kalp yetmezliği, ve beyinde inme gibi önemli kalp damar problemlerine yol açabileceğini göstermiştir. Vücudun oksijenlenmesinde zorlanmaya yol açan tıkanıklık veya hırıltılı solunum nedeniyle kalpte zorlanma riski artar ve buna bağlı olarak kalp krizini tetikleyebilir.

    Uyku apnesi tedavisinde ilk yapılması gereken nedenlerin ortadan kaldırılması gereklidir. Üst solunum yollarındaki anatomik darlıklara bağlı geliştiyse hastanın Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından cerrahi girişim yönünden değerlendirilmesi gerekir.

    İleri derecede uyku apnesi tedavisinde ise pozitif hava basıncı (CPAP) tedavisi uygulanmalıdır. Alerjik şikayetleri kontrol altına almadan uygulanan CPAP tedavisinin başarı şansını düşürür. Özellikle alerjik rinit ile birlikte olan uyku apnesinde maskeli yani tüm yüzü kapsayan maske ile CPAP tedavisi yapılması önerilir.

    Alerjiye bağlı geliştiyse alerjiye yol açan alerjenlerin tespit edilmesi buna bağlı olarak alerji uzmanları tarafından uygulanacak doğru bir alerjik rinit ve astım tedavisi gereklidir. Alerjik rinit alerji hekimleri tarafından uygulanan alerji aşılarıyla (immünoterapi ) tedavi edilebilir.

    Sonuç Olarak

    Alerjik rinit en sık astıma yol açmasına rağmen bunun dışında uyku bozukluklarına da yol açabilir.

    Alerjik rinit nedeniyle ortaya çıkan burun tıkanıklığına bağlı gelişen uyku apnesi uykuda horlama ve nefes durması şeklinde kendini gösterir

    Uyku apnesinin tanısında polisomnografi kullanılır. Alerjiye bağlı olduğunun gösterilmesi için alerji testlerinin de yapılması gerekir.

    Alerjik rinit tedavi edilmeden uyku apne tedavisinde tam bir başarı sağlanamaz.

    Alerjik rinit tedavisi için alerji uzmanları tarafından yapılan testler neticesinde alerji aşıları son derece önemlidir.

  • Çağımızda Depresyon

    Çağımızda Depresyon

    Günümüzde hemen hemen herkesin depresyondayım! Dediği depresyon kavramı gerçekte nedir?

    Depresyon kavramı, günümüzde kendini en üst sıralara yerleştirmiş olan bir kavramdır. Aslında depresyon temel olarak kişinin yaşamdan, yaşadıklarından zevk almama durumudur. Hayata dair içinde bulundurduğu yaşama sevinci, umut gibi duyguların yerine üzüntü, karamsarlık gibi olumsuz duyguları barındırmasıdır. Bazı insanlar bu duyguları gün geçtikçe daha yoğun ve uzun süre yaşarlar. Fiziksel ve zihinsel sağlığı etkileyen ve hayatı her geçen gün daha zor hale getiren yaygın ve ciddi bir tıbbı hastalıktır. Bunun yanı sıra her hastalıkta olduğu gibi depresyonunda genetik yatkınlığı vardır. Depresyon ruhsal bozukluğun, fizyolojik nedenlerin yanında aile bireylerinde depresyon öyküsü olanlarda depresyonun görülme olasılığını arttırıyor.

    Başlıca nedenlerini nelerdir?

    • Doğum, lohusalık dönemi

    • Genetik yatkınlık

    • Evlilik, aile içi sorunlar

    • Kayıplar,

    • Benlik saygısının azalması

    • Değersizlik, suçluluk

    Başlıca belirtileri nelerdir?

    • İsteksizlik, aşırı halsizlik

    • Sosyal İlişkilerden kaçma, içine kapanma

    • Yemek yiyememe/aşırı yemek tüketimi

    • Aşırı uyuma hali/uykuya dalamama/uykusuzluk

    • Umutsuzluk, hayattan zevk almama

    • Günlük aktivelerde yavaşlama

    Halk sağlığı olarak günümüze gelen depresyon hakkında birçok araştırma yapılmıştır. Dünya Sağlık Örgütü yapmış olduğu araştırma sonucu dünya nüfusunun yüzde 4,3’ünün yani dünya çapında 300 milyondan fazla kişinin depresyonda olduğunu belirtiyor.

    Depresyonun cinsiyet ile ilişkisini gösteren çalışmalarda ise erkeklerde depresyon oranı kadınlara göre daha az olduğu görülmüştür (Tarhan, 2013,97). Kadınların yüzde 12’sinin, erkeklerinse yüzde 6’sının depresyonla mücadele ettiği belirlendi. Depresyonla ilgili yapılan çalışmalarda kadınlarla ilgili sorumlulukların ve beklentilerin artmasıyla birlikte kadınlar, dramatik olarak değişmeye başlarlar ve bazı dönemlerde depresyonun açığa çıkma durumu yüksek düzeyde artar. Bireyin bu dönemle birlikte; yaşadıklarını yordama, kişilik kazanma, cinsiyeti ön plana çıkarma, birey olarak kendi başına karar verme, diğer fiziksel, sosyal değişiklikler ortaya çıkar. Açığa çıkan bu değişiklikler, erkeklerde ve kadınlarda farklılık gösterir ve kadınlar depresyon ile daha sıkı ilişkilidir. Günümüzün sorunlardan biri olma özelliğini taşıyan depresyon tedavi süreci gerektiren bir hastalıktır. Unutmamak lazım ki depresyon tedavi edilebilir ve etkili birçok tedavi yöntemleri mevcuttur. Kişinin iki haftadan daha uzun süren depresif bir dönem geçirmiş olması gerekir. Hafif depresyon belirtileri mevcutsa birincil tedavi yöntem (sosyal çevresi ve ailesi) varsa tedavisiz bir şekilde bir süre sonra iyileşebilir. Fakat ağır depresyon (iştahsızlık, intihar düşüncesi, fiziksel durumun kötüye gitmesi) mutlaka bir psikiyatriden yardım almalıdır.            Tedavi yöntemi olarak size tavsiyem;

    • Sosyal olma ve egzersiz yapma, çok sık duyduğunuz egzersiz yapın sözünden sıkılmış olabilirsiniz fakat egzersiz endorfin seviyelerini yükseltir hafif depresyona karşı yardımcı olabilir. Fırsatınız varken hareketlenin! 

    • Sevdiklerinizle zaman geçirmeyi ihmal etmeyin!

    • Kendinize hobiler edinebilirsiniz.

    • Bol bol temiz hava alın. Nerede nasıl dediğinizi duyar gibiyim ama eminim kaçamak yapabileceğiniz bol yeşillikli alanlar vardır. Oksijen serotonin düzeyini yükselten etkenlerden biridir.

    • Yeni yerler keşfedip, doğanın sesine kulak verin

    • Pozitif düşünen insanlarla ilişki kurun. Moralinizi yerine gelmesini sağlayıp keyif almanıza yardımcı olur.

    • İyi şeyler düşünüp iyi şeylere odaklanın. Hayatta kötülük, kötü düşünce yok diyemem var, hem de çok fazla var ama yaşamak içinde pek çok sebep var bir sürü iyilik, güzellik de var. Güzellikleri görmeniz dileğiyle.

    En önemlisi hastalığınızı önce siz sonrasında yakın çevrenizin kabul etmesi doğru yardım almak için gereklidir. Bu hastalık sadece sizin değil dünyada ki birçok insanın başına gelmektedir. Kendinizi bu hastalığı sadece ben yaşıyorum düşüncesine kaptırmayın. Psikoloji ilmine güvenin, seçmiş olduğunuz tedavinin yolu ne olursa olsun, profesyonel destek almak kendiniz gibi hissetmeye başlamanın ilk adımıdır. Kendinize bu iyiliği yapın. Unutmayın 

    İlk adımınızı ben atıyorum bir kahve alın ve izlenmesi gereken filmlerden birisini seçin! 

    Ordinary People-Sıradan İnsanlar- 1980-Imdb; 7,8

    The Hours – Saatler-2002-Imbd; 7,6 

    Interiors-İç Dünyalar-1978- Imbd; 7,5

    Girl Interrupted – Aklım Karıştı – 1999 – IMDb: 7,3

    Side Effects – Acı Reçete – 2013 – IMDb; 7,1

  • Dikkatli olun, diyabet sessizce yakalayabiliyor!

    Genellikle kalıtımsal bir hastalık olarak bilinen şeker hastalığı yani diyabet hiçbir belirti vermeden de ortaya çıkabiliyor. Toplumda görülme sıklığı giderek artan diyabet hastalığından korunmak için doğru beslenme ve düzenli egzersizleri kapsayan bir yaşam şekli benimsenmesi gerekiyor.

    Tatlı sevmediğim için bende diyabet yoktur demeyin

    Diyabetik hastalarda en çok rastlanan belirtiler çok su içme, sık tuvalete gitme, çok yemek yeme veya iştahsızlık, halsizlik, çabuk yorulma ve ağız kuruluğudur. Ayrıca bulanık görme, açıklanamayan kilo kaybı, inatçı enfeksiyonlar, tekrarlayan mantar enfeksiyonları, kaşıntı gibi hastayı ve doktoru uyarması gereken yakınmalar da olabilmektedir. Ancak son yıllarda bu belirtiler görülmeden ve hiçbir yakınma olmadan sadece taramalar sırasında yakalanan vakaların sayısı da giderek artmaktadır. Bu nedenle ailesinde diyabet öyküsü bulunan, hipertansiyon, kolesterol ve trigliserid değerleri yüksek olan, sıklıkla kan şekeri düşen kişilerin yılda bir kez kan şekerine baktırmaları gerekmektedir.

    Türkiye’de 6,5 milyon diyabet hastası var

    Diyabet; yaşam boyu süren bir hastalıktır. Kontrol altına alınmadığı takdirde kalp hastalıkları, böbrek yetmezliği, körlük gibi birçok hastalığa yol açabilir. Ülkemizde yaklaşık 6.5 milyon kişi diyabetle mücadele etmektedir. Bu oranın %7.5’u yeni tanı konulmuş diyabetik hastalardan oluşmaktadır. Toplumda giderek salgın haline gelen diyabetten korkmak yerine, hastalığı tanımak ve yaşam tarzını sağlıklı bir şekilde düzenlemek gerekmektedir.

    Diyabet hastası mısınız?

    Diyabet hastalığında tanı için açlık kan şekeri önemli bir kriterdir; ama yeterli değildir. Doğru tanının konulması için çok su içme, çok idrara çıkma gibi yakınmalar ile birlikte günün herhangi bir zamanında kan şekerinin 200 mg/dl ve üzerinde olması, açlık kan şekerinin (en az 8 saat açlığı takiben) 126 mg/dl üzerinde olması, 75 gr. glukoz yükleme testinde 2. saat kan şekerinin 200 mg/dl ve üzerinde çıkması ve A1c değerinin %6.5’in üzerinde olması gerekmektedir.

    Kimler risk altında?

    Obez veya kilolu bireyler özellikle risk grubundandır. (Beden kitle indeksi ≥25 kg/m2) Kadınlarda bel çevresi 88 cm, erkeklerde 102 cm üstünde ise bu durum tehlikeye işaret edebilir.

    Birinci derece yakınlarında diyabet bulunan kişiler

    İri bebek doğuran veya daha önce “Gebelik diyabeti” tanısı almış kadınlar

    Hipertansiyonu olanlar, kan yağları yüksek ve bozuk olanlar (HDL-kolesterol ≤35 mg/dl veya trigliserid ≥250 mg/dl)

    Daha önce diyabet öncesi durumlar saptanmış olanlar

    Polikistik over sendromu olan kadınlar

    İnsülin direnci ile ilgili klinik hastalığı veya bulguları bulunan kişiler

    Kalp damar hastalıkları veya serebral damar hastalığı bulunanlar

    Düşük doğum tartılı olarak doğan kişiler

    Hareketsiz ve yüksek kalorili dengesiz beslenenler ( Doymuş yağlardan zengin ve posa miktarı düşük beslenme alışkanlıkları)

    Şizofreni hastaları ve bazı ilaçları kullanan kişiler

    Solid organ (özellikle böbrek) nakli yapılmış hastalar beden kitle indeksi ≥25 kg/m2 seviyesinde ise özellikle dikkat etmelidir.

    Gebelik diyabeti taraması çok önemli

    Bebeğin yaşamsal risklerini en aza indirmek, iri bebeğin getirebileceği doğum zorluklarını azaltmak, annede ileride gelişebilecek Tip 2 diyabeti ön görebilmek amacı ile risk grubunda olsun olmasın tüm gebelerde diyabet taraması yapılmalıdır.

    Kişiye özgü bir tedavi planı belirlenmeli

    Tip 1 diyabet, kan şekerini kontrol eden hormonlardan insülin isimli hormonun yetersizliği veya etkisizliği temelinde gelişmektedir. Bu hastalarda çok su içme, çok idrara çıkma ve istemsiz hızlı kilo verme yakınmaları kısa bir sürede olmaktadır. Tip 2 diyabet adı verilen olgularda ise insülin hormonuna duyarsızlık vardır. Bu kişiler insülin yetmezliğinden önceki dönemlerde uzun bir süre insülin fazlalığı olan olgulardır. Ayrıca kan şekerinin kontrolünde etkili olan diğer hormonların düzensiz salınımları ile ortaya çıkan diyabet tabloları da bulunmaktadır. Burada doğru teşhis tedaviye olumlu etki etmektedir.

    Obez veya kilolu olan kişilerde, 40 yaşından itibaren 3 yılda bir diyabet taraması yapılması önerilmekle birlikte, risk faktörleri olan kişilerde açlık kan şekeri ile her yıl tarama yapılması gereklidir. Doğru beslenme ve egzersizi kapsayan bir yaşam değişikliği tedavinin ilk ve en öncelikli basamağıdır. Hastayı tanımak ve kişiye bağlı en uygun yöntem ne ise o tedavinin uygulanması gereklidir. Tip1 diyabet tedavisi için olmazsa olmaz ilaç insülindir. Tip 2 diyabet tedavisinde ise; tedavinin ilk basamağından itibaren düzenli ilaç kullanımı ve kilo kontrolü önemlidir. Hastalara beslenme alışkanlıklarının kalıcı olarak değiştirmesi ve bunun yaşam boyu devam edeceğinin anlatılması gereklidir.

  • Geleceğe bakış: immünoterapi öncesi gaita nakli: neoadjuvan fekal bakteriyoterapi

    Tedavi amaçlı olarak gaita materyali ilk kez, 4. yüzyılda Çin’de ‘’Sarı Çorba’’ ismiyle ishalli hastalarda verilmiştir. Literatürde 1958 yılında Eiseman ve arkadaşları tarafından ‘’Surgery’’de yayınlanan bir makalede, fekal enemanın psödomembranöz enterkolitte tedaviye yardımcı olduğu belirtilmiş ve güncel tıpda ilk kullanım olarak literatüre geçmiştir.

    Günümüzde ‘’Fekal Mikrobiyata Transplantasyonu (Fekal Bakteriyoterapi)’’ özellikle dirençli psödomembranöz enterkolit, ülseratif kolit ve irritabl barsak hastalıkları gibi durumlarda uygulanmakta, Çölyak, FMF gibi gastrointestinal sistem hastalıklarında denenmektedir.

    Hepatik ensefalopatide ise ensefaloti tablosuna girmeyi ve de oluşan tablodan çıkma sürecini azalttığını belirten yayınlar da literatürde görülmektedir.

    İnsan vücudunda yaklaşık 2-3 kg ağırlığında, insanla beraber yaşayan mikroorganizma topluluğu mevcuttur ve bu organizmalar ‘’Mikrobiyata’’ olarak tanımlanır. Laboratuvar ortamında elde edilen bu organizmalara ait genetik materyal ise ‘’Mikrobiyom’’ olarak adlandırılmaktadır.

    Science dergisinde Kasım 2017’de yayınlanan MDAnderson merkezli bir prospektif makalede (Gopalakrishnan V ve arkadaşları), ileri evre malign melanomlu hastalarda immünoterapi (anti PD1) öncesi oral ve barsak florası değerlendirilmiş, tedavi cevabına etkisi amaçlanmıştır.

    Yapılan analiz sonuçlarında gaita örneklerindeki mikrobiyal genetik materyal çeşitliliğinin (alfa çeşitlilik) fazla olduğu ve özellikle Ruminococcaceae bakteri familyasının baskın olduğu hastalarda tedavi yanıtlarının daha iyi olduğu belirtilmiştir.

    Yüksek mikrobiyom çeşitliliği, ilermenin durdurulduğu süreyi anlamlı derecede uzatmıştır ayrıca Ruminococcaceae ailesine dahil olan Faecalibacterium’un oran olarak fazla saptandığı hastalarda yine anlamlı olarak hastalıkta ilerlemenin daha uzun süre durdurulduğu makalade belirtilmiştir.

    Bunun onkoloji açısından önemi şudur: Elinizde son yılların en önemli kanser tedavi ilaçları-immünoterapiler- mevcut ve barsaklardaki uygun bakteriyel oluşum, tedavinin etkinliğini arttırmakta (tabii daha ileri çalışmalar beklenmeli). Ama diğer hastalılardaki etkinliğinin gösterilmesi, uygulanımının kolay olması ve de immünite ile etkileşimde olması, kemoterapi, radyoterapi, immünoterapi derken ‘’Bakteriyoterapi’’nin de onkoloji gündemine gireceğini göstermekte. Muhtemelen de immünoterapi etkinliğini arttırmak için, immünoterapi öncesi yani neoadjuvan olarak yerini alacak gibi durmakta.

  • ‘’yan etki ne kadar fazla ise, kanser tedavisinden yarar o kadar fazladır’’ inancı doğrulanıyor mu?

    Onkologlar birbirine zıt şu iki durumla çok karşılaşırlar: Kanser tedavisi alan hastalardan bir kısmı, yan etkiye daha fazla maruz kalırken, daha fazla fayda göreceğini düşünerek bu duruma az da olsa memnun olmaktadır. Bir kısmı ise herhangi bir yan etki görmemesine rağmen tedavinin etkin olamamasından endişe etmektedir. Doğrusu da gelişen yeni jenerasyon kemoterapötik ilaçların yan etki profilinin düşürülmesi için üzerinde çok çalışılması ve de toksisite için kullanılan ilaç yelpazesinde genişleme nedeni ile yan etkilerin sıklığı ve derecesi azalmıştı; eskisi kadar yoğun yan etkiler ile karşılaşılmamakta idi.

    Ancak 2005’ten sonra hedeflenmiş tedavilerin gündeme gelmesi ve uygulanması ile farklı yan etkiler görülmeye başlandı. Özellikle erlotinib-cilt döküntüsü, cetuximab-cilt döküntüsü, sunitinib-hipertansiyon gibi tedavi ajanı-yan etki eşleşmelerinde tedavi etkinliğinin arttığı çalışmalarda gösterilmiştir. Ayrıca yine tümör hücresinde artmiş 1000 kat etkinliği ile tümör semi selektif kabul edebileceğimiz kapesitabin-el ayak sendromu eşleşmesinde de bu etkinlik artışını görmüştük.

    Asıl bahsedeceğimiz, kanser tedavi potasında, cerrahi, kemoterapi, radyoterapi ve hedeflenmiş tedavilerden sonra 5. jenerasyon tedavi alanı olan immünoterapilerde ki yan etki-tedavi başarısı olacaktır.

    JAMA Oncology Eylül 2017 sayısında yayınlanan bir makalede, Akciğer karsinomu nedeni ile Nivolumab (Opdivo) tedavisi (immünoterapi) alan hastalar irdelendi, immünoterapiye bağlı yan etki gören hastaların tedavi yanıtı ve tedaviye yanıt süresi, yan etki görmeyen hastalardan daha fazla olduğu gösterildi. Tedavi yanıt süresi arasında, 9.2 aya karşı 4.8 ay gibi neredeyse 2 kat fark vardı ve anlamlı idi.

    Çok da anlamlı bulmadığımız ‘’Fazla Yan EtkiàArtmış Tedavi Yanıtı’’ inancı, yeni nesil tedavi ajanları sonrasında, kanıtlanmış bir argüman olarak yerini alacak gibi durmakta.

    Ama hedef ve isteğimiz her zaman ‘’Minimum Yan EtkiàMaksimum Tedavi Yanıtı’’ olacaktır.

  • Cinsel Terapide Neler Oluyor?

    Cinsel Terapide Neler Oluyor?

    Cinsel olarak aktif olan, yani cinsel hayatı olan her insan, yaşamının belli bir döneminde cinsel sorunlar yaşayabiliyor ve bu sorunlar, bireylerin eşleriyle olan ilişkisini olumsuz etkiliyor. Genellikle de çiftler böyle zamanlarda tam olarak nereye başvurabileceklerini bilemiyorlar.

    Cinsel sorunlarla ilgili olarak ilk önce bir cinsel terapiste başvurulmalıdır.

    Cinsel terapi ya da bir diğer adıyla seks terapisi, cinsel yeterliliği etkileyen ve cinsel işlevi sekteye uğratan engelleri azaltmayı; kişilerin kendilerini cinsel olarak serbest bırakmasına engel olan kaygıları ve savunmaları yaratan sorunları düzeltmeyi amaçlayan bir terapi tekniğidir. Cinsel terapi süresince, cinsel işlev bozuklukları nedeniyle bozulan cinsel ve ruhsal dengeyi sağlamak; bireylere cinsellikle ilgili hatalı bilgilerini, bilgi eksikliklerini gidermeye yönelik eğitim vermek; çiftlerin birbirlerini ve kendilerini tanımalarını sağlamak; cinsel sorunlarını çözümlemek ve bununla birlikte gelişen kaygılarını azaltarak çift arasındaki ilişkiyi iyileştirmek için teknik ve yöntemler kullanılır.

    Cinsel terapi profesyonel bir yardım sürecidir.

    İlk defa cinsel terapiye başvuracak ya da başvurmayı düşünen bireylerde cinsel terapi süreci ile ilgili ve bu terapi sürecinde neler yapıldığıyla ilgili bazı endişeler görülebilir. Cinsel terapide de bireysel psikoterapi gibi diğer terapi yöntemlerinde olduğu gibi yapılan tek şey konuşmaktır. Danışanlar kıyafetlerini çıkartmazlar ve bir şey ispat etmek zorunda değildirler.

    Tedavinin ilk adımı ise ilk görüşmedir. Tamamen kendilerine yabancı olan birisiyle cinsel problemlerini konuşmak danışanlar için korkutucu ve endişe verici olabilir. Açıkça sorun üzerine konuşmak zor olabilir; ancak unutmamak gerekir ki cinsel terapiyle bireyler, yaşanılan cinsel problemlerin çözümüyle beraber ilişkilerinden ve cinselliklerinden aldıkları keyfi geri kazanmaktadır. Yaşam kaliteleri ise artmaktadır. Birçok birey için terapiye başlamanın zor olmasına rağmen; cinsel yaşamlarını geliştirmek ve iyileştirmek için çabalamak, tedaviyle ilgili iyi bir adım olacaktır.

    Cinsel işlev bozukluklarının tedavisi vardır.

    Cinsel bozuklukların bazı özel durumlar dışında psikolojik kökenli olması nedeniyle, ilaç tedavisi bu durumlar dışında yararlı olmayacaktır. Hem psikolojik hem de ilaç tedavisi gerektirebilecek organik nedenlerin sonucunda ortaya çıkan sertleşme bozukluğu (empotans) gibi özel durumlar haricinde. Buna karşın cinsel işlev bozuklukları, ülkemiz ve dünya genelinde yanlış tedavi uygulamalarının en çok yapıldığı ruhsal sorunlardır.

    • Cinsel terapi süreci nasıl ilerler?

    İlk seanslarda sorunu anlamak adına, eşlerle ayrı ayrı bireysel görüşmeleri de içeren değerlendirme seansları yapılarak ayrıntılı bir yaşam öyküsü, ilişki öyküsü ve cinsel öykü alınır. Ardından bireylerin cinselliğe dair doğru bilgiler edinmeleri için, cinselliklerini doğru bir şekilde yaşayabilmeleri için psikoeğitim seansları yapılır. Bunları, ev egzersizlerinin planlanacağı ve değerlendirileceği diğer seanslar takip eder.

    • Ev egzersizleri nelerdir ve süreçte nasıl bir faydası olabilir?

    Ev egzersizleri, yani cinsel ödevler, sorun yaşayan çiftlere verilen, evlerinde uygulayabilecekleri teknikleri içeren çalışmalardır ve cinsel terapinin en önemli unsurlarıdır. Eşler cinsel egzersizler sayesinde, birbirlerinin cinselliğiyle ilgili daha kabullenici olmayı, birbirlerinin cinsel haz noktalarını ve bugüne kadar kaçındıkları cinsel duygularla bağlantı kurmayı öğrenirler.

    Cinsel işlev bozukluklarında sadece psikoterapiyle giden bir süreç oldukça yavaş ilerleyen, etkisiz de olabilecek bir terapi olacaktır. Terapistin çiftle birlikte belirleyeceği, sistematik bir düzenle uygulanacak cinsel egzersizlerle ve psikoterapiyle beraber yürütülen bir terapi süreci, cinsel terapinin başarılı olması açısından son derece önemlidir. Böylece eşler cinsel hazzının sorumluluğunu üstlenerek, kendi cinselliklerini yargılamadan kabullenmeyi; suçluluk duymadan zevk almayı öğrenerek cinsel yaşamlarını güçlendirirler.

    • Peki, cinsel terapi bireysel olabilir mi?

    Cinsel terapi, bazı istisnai durumlar haricinde, bireysel psikoterapiyle sürdürülebilecek bir terapi yöntemi değildir. Yaşanılan problemin her iki eşin de sorunu olduğu ve terapi süresince uygulanan tekniklerin çoğunda her iki eşin de varliğini gerektirdiği için çift terapisi şeklinde sürdürülür.

    Cinsellik, öğrenilmeye ve keşfedilmeye açık bir alandır.

    Unutmamak gerekir ki; cinsellik içgüdüsel olduğu kadar, öğrenilebilen bir olgudur. Bununla birlikte iletişim temelli bir aktivite oldugunu da söyleyebiliriz. Cinselliğin konuşulması, doğru bilgilenme açısından oldukça önemlidir. Yani eşler kendi aralarında da cinsellik hakkında konuşarak, kaygılarını/korkularını ve hazlarını paylaşarak ilişkilerini, cinsel hayatlarını daha sağlıklı hale getirebilirler.

    Cinsel hayatınızdan memnun değilseniz ve ilişkinizde cinsel problemler mevcut ise, cinsel terapi tam da ihtiyaç duyduğunuz çözüm olabilir. Karşılaştığınız problemi çözmek, ilişkinizi ve cinsel hayatınızı güçlendirmek için bir cinsel terapiste başvurmak çözümün ilk adımıdır.

    ***Farkındalık değişimi getirir.***

  • “kanser, ailenin hastalığıdır”

    Çağımızın vebası kanser hastalığı; “Kanser, maalesef ailenin hastalığıdır. En sevdiklerimizin duygularına, acılarına duyarsız kalmamız
    mümkün değildir. Aile kavramının güçlü olduğu kültürümüzde, bu ülkemiz için daha da önemlidir” !!

    “AİLE ÖYKÜSÜ MUTLAKA ÖNEMSENMELİ”

    Kanser Taramaları & Taramaları kimlere ve ne kadar sıklıkla tavsiye ediyoruz ?

    Kadınlar, 40’lı yaşlardan sonra her yıl mamografi çektirmeli. Rahim ağzı kanserleri için en fazla 3 yılda bir smear alınması önerilir. Erkekler için eğer yoğun sigara içicisiyse düşük radyasyonla özellikli bir takım tomografik taramalar yaptırabilir. Kolon kanseri için 50 yaşından sonra 10 yılda 1 kolonoskopi yapılabilir. Bir önemli nokta da aile öyküsüdür. Ailede birinci derecede yakında meme kanseri olması, kolon kanseri olması kanser riskini iki kat artırıyor. Kişilerin bu anlamda bilinçli olması erken teşhis açısından önemlidir.

    Kişiler, “Ailemde kanser vakası yok” diyerek genlerine güvenebilir mi ?

    Kanser hastalıklarının sadece yüzde 10 ila 20 kadarında genetik faktörler önemli. Kalan yüzde 80 ila 90lık grup içinse genetik, korunmada önemli görülmemektedir.

    Kanser tedavisinde multidisipliner yaklaşım ne demektir ? Bu yaklaşım tedaviye ve hastaya ne gibi fark ve artılar getiriyor ?

    Birçok branşın bir araya geldiği, birlikte hastayı değerlendirdiği, tedavi yöntemlerine beraber karar verdiği bir düşünme şekli multidisipliner yaklaşım. Onkolojide birçok branşın bir araya geldiği yaklaşımla daha yüksek tedavi başarısına ulaşabiliyoruz. İlgili branşlarla çok yakın
    çalışıyoruz. Cerrahisiyle, ışın tedavisiyle, destek hizmetleriyle, tıbbi onkolojisiyle, teşhise yönelik branşlarıyla, radyolojisiyle, nükleer tıbbıyla, tüm onkoloji hizmeti bir bütündür. Her organ sisteminin kanseri olduğu için her bölümün cerrahisi, onkoloji konusunda deneyimi olması kaydıyla çalışan hekim arkadaşların onkoloji; radyoterapi, teşhise yönelik branşların ve patolojinin bir arada olduğu yoğun bir emeklerin bütünüdür.

    “AKILLI TEDAVİLER DÜŞÜK YAN ETKİYİ BERABERİNDE GETİRİYOR”

    Peki, güncel tedaviler artık hastaları kemoterapi tedavisi sırasında daha mı az yıpratmakta ?

    Kemoterapinin yan etkilerini azaltacak destek tedavileri şuan da daha gelişmiş ve çeşitlenmiş durumdadır. Ek olarak, hedefe yönelik tedaviler (akıllı tedaviler) daha bireye özgün ve daha düşük yan etki profilini de beraberinde getirmektedirler. Uygun tedavinin uygun kanser hastasında kullanımı da bu nedenle çok önemlidir ve uzmanlık gerektirir. Kanser hastalığında “moral” ve “destek” her şeyden önemlidir.

    Kanser hastalarının yakınlarına tavsiyeler !!!

    İyi bir dinleyici olabilmek, hastanın konuşmasını kesmeden müsaade etmek, hastaların duygularına önem vermek ve ona istemediği tavsiye ve zorlamalarda bulunmamak, (Bunu yemelisin, ağlamamalısın gibi), onun yanında olduğunu hissettirmek önemlidir.

    “KANSERİN COĞRAFİ OLARAK GÖRÜLME TÜRLERİ DE FARKLI”

    Kanser hastalığının son 50 yılı dersek, bize kanser vakalarının arttığını söyleyebilir miyiz ?

    Son 50 yılda kanser hastalıklarının sayısında belirgin bir artış yaşandı. Yaşam uzadıkça kronik hastalıklar artıyor.

    Daha uzun yaşatıyoruz ama daha kaliteli yaşatıyor muyuz ?

    Kaliteyi bozan faktörlerden biri kanser. Kanserin coğrafi olarak görülme türleri de farklı. Sindirim sistemi kanserleri arasında kolon kanserini Avrupa’da ve Amerika’da ilk sırada görüyoruz. Ama durum Türkiye’de farklı. Mide kanseri, yemek borusu kanserinin,
    kolon kanserinin çok önüne geçtiğini görüyoruz.

    Kanser hastalığının sosyal ve psikolojik boyutu nedir ?

    Kanser, maalesef ailenin hastalığıdır. En sevdiklerimizin duygularına, acılarına duyarsız kalmamız mümkün değildir. O yüzden psikolojik, finansal, fiziksel sıkıntıları aile bir bütün olarak ve beraber algılar. Aile kavramının güçlü olduğu kültürümüzde, bu ülkemiz için daha
    da önemlidir.

    Psikolojik olaraksa; kanser hastaları ve yakınlarında anksiyete bozukluğu, depresyon gibi hastalık ve umutların kaybı sık gördüğümüz sorunlardandır.

    Son 50 yılda kanser hastalığında artış yaşanıyor !!!