Etiket: Tedavi

  • Genital siğil, belirti ve bulguları

    Genital human papilloma virüs (HPV), cinsel yolla bulaşan çok yaygın bir hastalıktır. Kadın ve erkekte 40 adet genital enfeksiyon oluşturan 40 adet HPV tipi vardır. Bu HPV tipleri ağız içi ve boğazda da yerleşirler. HPV ile enfekte olan kişilerin çoğu hastalandıklarını bilmezler. HPV, herpes veya HIV (Aids virüsü) gibi değildir. Tüm bu virüsler cinsel ilişki sırasında bulaşırlarsa da farklı belirti ve sağlık sorunlarına neden olurlar.

    Belirti, bulgu ve sağlık sorunları

    HPV’li kişilerin çoğunluğu belirti veya sağlık sorunları geliştirmez. Olguların %90’nında vücudun bağışıklık sistemi HPV’yi doğal olarak 2 yılda yok eder.Bazı HPV tipleri kadın ve erkeklerde genital siğillere neden olur. Nadiren, bunlar boğazda da yerleşebilirler. Buna recurrent respiratory papillamatozis ( RRP ) denir.

    Diğer bir kısım HPV tipleri ise kadınlarda rahim ağzı kanserine neden olurlar. Ayrıca az görülen, ciddi seyreden bazı kanserlere de sebep olurlar. Vulva, vajen, penis, anus, baş-boyun ( dil, bademcik, gırtlak ) kanseri gibi.

    Genital siğil oluşturan HPV tipleri kanser oluşturan tiplerden farklıdır. HPV bulaşmış kişilerin hangisinde kanser gelişeceğini veya diğer sağlık sorunlarının olacağını önceden kestirmenin herhangi bir yolu yoktur.

    HPV ‘ye bağlı sorunlarda belirti ve bulgular

    Genital siğiller, genellikle , genital bölgede tek veya grup halinde kabarcıklar şeklinde ortaya çıkar. Küçük veya geniş, kabarık veya düz ya da karnabahar görünümünde olabilirler. Muayenehane ortamında, uzman hekim tarafından gözle yapılan muayenede kolaylıkla teşhis edilebilirler.

    Enfekte olmuş partnerle ( bu kişide genital siğil olmasa bile ) cinsel temastan sonra haftalar veya aylar içinde genital siğil gelişir. Tedavi edilmezse, kendiliğinden yok olabilir, değişmeden kalabilir veya sayı ve büyüklükleri artar. Kansere dönüşmez.

    Rahim ağzı kanseri yeterince ilerlemeden belirti vermez. Bu nedenle kadınlarda düzenli tarama yapılması gerekir. Bu taramalarda hastalığın erken bulguları saptanarak erken tedavi edilir.

    HPV ‘ ye bağlı diğer kanserler de yeterince ilerlemeden belirti ve bulgu vermezler. Tedavileri zordur. Bunlar, vulva, vajen, penis, anus, baş ve boyun kanserleridir.

    RRP ‘ de gırtlakta siğiller oluşur. Bazen soluk borusu tıkanır. Boğuk ses ve nefes darlığı olur.

    Bulaşma

    HPV cinsel temasla bulaşır. Çoğunlukla vajinal veya anal cinsel ilişkiyle geçer. Oral sex ya da genital bölgelerin temas etmesiyle de bulaşır. Sabit ve aynı cinsel partnerden de ( bu kişide belirti ve bulgu olmasa da ) bulaşabilir. Enfekte kişiyle cinsel temastan yıllar sonra bile bu kişide HPV bulunabilir. Birçok enfekte kişi ( HPVirüsü almış ) virüsü taşıdığını cinsel partnerine bulaştırdığını bilemez. Bu kişide birden fazla HPV tipi de barınabilir.

    Çok nadiren, genital HPV ‘ si olan gebe kadından, bebeğine doğum sırasında HPV bulaşabilir. Bu durumda çocukta RRP gelişebilir.

    Genital siğillerin ve kanserin oluşumu

    HPV ile enfekte derideki normal hücreler anormal hücrelere dönüşür. Genelde vücut bu HPV ile doğal olarak savaşır. Enfekte olmuş hücreler normale döner. Fakat bazı olgularda vücut HPV ile savaşmaz. Siğil veya kanser şeklindeki değişiklikler gözle görülür hale gelir.HPV bulaştıktan haftalar veya aylar içinde siğiller gelişir. Kanser ise HPV alındıktan yıllar sonra ortaya çıkar.

    Sıklığı

    HPV ( virüs ) o kadar sıktır ki, cinsel yönden aktif olan kadın ve erkeklerin % 50 ‘si yaşamlarının herhangi bir döneminde bu virüsle karşılaşırlar. Genital siğiller de çok sık görülür. Rahim ağzı kanserine göre, bu virüsün sebep olduğu diğer tip kanserlere daha az rastlanır.

    Bazı gruptaki kişiler, HPV ‘ ye bağlı sağlık sorunları açısından daha fazla riske sahiptirler. Bunlar, eşcinsel ve biseksüel erkekler ile bağışıklık sistemi düşük ( HIV – AİDS ) kişilerdir.

    RRP ise çok nadir görülür.

    Korunma

    HPV ‘ nin bulaşma riskini azaltacak birçok yol vardır.

    Aşılar, kadın ve erkekleri sık rastlanan HPV tiplerine karşı korur. Aşı 3 dozda uygulanır. İyi bir koruma için her 3 dozu da yaptırmak gerekir. İlk cinsel temastan önceki dönemde yapılan aşının koruyucu etkinliği daha fazladır.

    Kızlar ve kadınlar: Gardasil denen aşı rahim ağzı kanserine neden olan çoğu HPV tiplerine karşı korur. Ayrıca birçok genital siğil yapan tiplerden de korur.13 – 26 yaş arası kadınlarda ( 9 yaştan itibaren kızlarda da ) uygulanır. Her 3 dozu tam yapılmak koşuluyla olabilecek en erken zamanda aşılamaya başlanması önerilir.

    Oğlanlar ve erkekler: Gardasil denen aşı erkekleri birçok genital siğil tipinden korur. 9 -26 yaş arası yapılır.

    Cinsel ilişkide kondom ( prezervatif ) kullanmak HPV riskini azaltır.Etkin olabilmesi için cinsel temasın başlangıcından sonuna kadar kondomun çıkartılmaması gerekir. Kondom kullanımı HPV ‘ ye bağlı hastalıkların oluşma riskini azaltır. Genital siğil ve rahim ağzı kanseri gibi. Fakat kondomla kapanmayan, açıkta kalan bölgelerde bulaşma riski vardır. Yani kondom HPV ‘ ye karşı tam bir koruma sağlamaz.

    Tek partner olması, cinsel partner sayısının azaltılması, daha önce hiç veya az sayıda cinsel partneri olmuş kişilerin seçimi HPV bulaşma riskini azaltır. Geçmişte cinsel yönden aktif olan bir kişinin virüsü taşıyıp taşımadığı bilinemez. Bu nedenle HPV ‘ den korunmanın en emin yolu tüm cinsel eylemlerden uzak kalmaktır.

    HPV ‘ ye bağlı hastalıklardan korunma

    HPV ‘ ye bağlı sağlık sorunlarından korunmanın birçok yolu vardır.

    Genital siğiller: Gardasil denen aşı, hem kadınları hem de erkekleri birçok genital siğil tipinden korur.

    Rahim ağzı kanseri: Gardasil denen aşı, kadınların çoğunu rahim ağzı kanserinden korur. Rutin rahim ağzı kanseri tarama testleri ve anormal çıkan sonuçların tedavi ve takibi de önemli korunma yöntemleridir.PAP testi ile rahim ağzındaki anormal hücreler saptanır. Kanser gelişmeden temizlenir. HPV DNA testi ile rahim ağzında virüs aranır. Bazı olgularda PAP testiyle birlikte istenir. Kadınlarda aşılama çok erken yaşlarda uygulansa bile rahim ağzı kanseri taramalarının yapılması gerekir. Çünkü, aşı tüm rahim ağzı kanserlerinde koruyucu değildir.

    Anüs ve penis kanserleri: Bunların erken evredeki bulgularını saptayacak bir test yoktur. Bazı uzmanlar, eşcinsel ve biseksüel erkekler ile HIV pozitif kişilerde yıllık anal PAP testini önerirler. Çünkü, bu gruba giren kişilerde anal kanser riski fazladır. Anal kanser taramasında bu testler yine de çok güvenilir değildir. Rutin olarak önerilmemektedir.

    Baş ve boyun kanserleri: Erken bulguları saptamak için onaylanmış herhangi bir test yoktur. Uzman hekim tarafından olası bulgulara göre testler yapılır.

    RRP: Genital siğili olan kadınlarda sezeryan doğum önerilmez. Çünkü, sezeryan doğumun bebek ve çocukları RRP ‘den koruduğuna dair kesin bir kanıt yoktur.

    HPV testi

    Piyasadaki HPV testleri yalnızca rahim ağzı kanserini ortaya koymak için uygundur. Kadın ve erkeklerde HPV ‘ nin vücuttaki durumunu veya genital bölgede, ağız ve gırtlakta HPV olduğunu gösterecek herhangi bir test yoktur. Yine de,HPV, genelde herhangi bir sağlık sorunu yaratmadan seyreder. Bugün HPV hakkındaki bigilerimiz birkaç yıl sonra çok farklı bir noktaya gelecektir.

    Tedavi

    Virüsün kendisini yok edecek bir tedavi yoktur. Fakat HPV ‘ nin neden olduğu hastalıklar tedavi edilebilirler.

    Görünür genital siğiller: Uzman hekim tarafından kimyasal koterizasyon, elektrokoterizasyon, krioterapi gibi tedaviler uygulanabilir.

    Rahim ağzı kanseri: Erken tanı ve tedaviyle sonuçlar yüz güldürücüdür. Rutin PAP testi yaptıranlarda kanser oluşmadan sorunlar saptanıp çözüm yoluna daha kolay gidilir. Korunma yöntemleri tedaviden daha önemlidir.

    HPV’ ye bağlı diğer kanserler: Erken tanı ve tedaviyle sonuçlar daha iyi olur.

    RRP: Cerrahi yolla veya ilaçla tedavi edilir. Birden fazla sayıda tedavi seansları gerektirir.

  • Frengi

    Treponema pallidum denen bakterinin neden olduğu cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Başka hastalıklardan ayırdedilemeyecek kadar çok sayıda belirti ve bulgulara sahip bir hastalıktır.

    Bulaşma

    Frengi yarasının insandan insana doğrudan teması yoluyla bulaşır. Yara genelde dış cinsel organlarda oluşur. Vajen, anüs veya rectum içi gibi. Ağız ve dudakta da olabilir. Vajinal, anal veya oral cinsel ilişki sırasında bulaşır. Gebe kadının bebeğine de bulaşır. Frengi, tuvaletlerden, kapı kollarından, yüzme havuzlarından, sıcak su kazanlarından, banyo kazanlarından, kullanılmış giysilerden ve bulaşıklardan bulaşmaz.

    Belirti ve bulgular

    Frengi bulaşan kişilerde yıllarca belirti olmayabilir ve tedavi olmazlarsa geç dönem komplikasyonların oluşma riski artar. İnsandan insana yarayla bulaşmasına rağmen bu yaralar tanınmayabilir. Böylece, kişi enfeksiyonunun farkına varamaz.

    1.Devir

    Frenginin ilk devresi genelde tek bir yara ile karakterizedir. Bu yaraya şankr denir. Birden fazla da olabilir. Frengi enfeksiyonunun başlangıcı ile ilk belirtilerin ortaya çıkışı arasında 10-90 gün ( ortalama 21 gün ) vardır. Şankr, genelde sert,yuvarlak, küçük ve ağrısızdır. Frengi mikrobunun girdiği noktada başlar. Şankr 3-6 hafta sürer ve tedavisiz iyileşir. Yeterli tedavi edilmeyen kişiler hastalığın 2. devresine geçerler.

    2.Devir

    İkinci devir deri ve mukoza döküntüleri ile karakterizedir. Tipik olarak vücudun bir veya birden fazla bölgesinde döküntü şeklinde başlar. Genelde kaşıntı yoktur. Bu döküntü şankr iyileştikten hemen sonra veya birkaç hafta sonra başlar. Tipik olarak, kaba,kırmızı veya kırmızı-kahverengi lekeler halinde olup ayak tabanı ve avuç içlerinde görülür. Bazen diğer hastalıkların döküntülerine benzeyen değişik döküntüler de olur. Bazıları o kadar soluktur ki farkedilemez. Deri döküntülerine ek olarak, ateş, lenf bezlerinde şişme, boğaz ağrısı, bölgesel saç dökülmesi, başağrısı, kilo kaybı, kas ağrısı ve halsizlik görülür. Tedaviyle ya da tedavisiz kaybolur. Tedavi olmadıysa hastalık sessiz döneme geçer ve hatta geç döneme doğru ilerleyebilir.

    3.Devir ve Sessiz Devir

    Frenginin sessiz devri 1. ve 2. devir belirtileri kaybolunca başlar. Kişi, tedavi olmazsa belirti ve bulgu olmaksızın enfeksiyonu taşır. Hastalık vücutta kalır. Bu sessiz dönem yıllarca sürebilir. 3. devir yani geç dönem hastaların % 15 ‘inde gelişir. Enfeksiyon bulaştıktan 10-20 yıl sonra ortaya çıkar. Frenginin bu geç döneminde, hastalık iç organlarda harabiyete sebep olmaya başlar.Beyin, sinirler, gözler,kalp, kan damarları, karaciğer, kemikler, eklemler hastalanır. Geç devir frengide, kas hareketlerinde koordinasyon bozukluğu, felç, körlük ve bunama görülür. İç organ harabiyetleri ölümcül olabilir.

    Gebe kadına ve bebeğine etkisi

    Gebelik sırasında bebek bu bakteri ile enfekte olabilir. Annenin kaç zamandır enfekte olduğuna bağlı olarak ölü doğum veya doğum sonrası bebek ölümü görülür. Enfekte bebek belirti ve bulgu olmaksızın doğabilir. Hemen tedavi edilmezse birkaç hafta içinde ciddi sorunlar gelişir. Tedavi olmamış bebekte büyüme geriliği veya ölüm olur.

    Tanı

    Karanlık alan mikroskopisi denilen yöntemle yaradan alınan sürüntüde bakteri aranır.

    Kan testleriyle tanıya gidilir. Enfeksiyon alındıktan kısa bir süre sonra frengiye karşı antikorlar oluşur. Bunlar etkin, güvenilir ve ucuz testlerdir. Hastalık tamamen tedavi olsa bile kanda düşük düzeyde antikorlar aylarca ve yıllarca kalabilir. Tedavi olmamış frengili gebe kadınlar bebeklerini enfekte edip ölümüne sebep olacağından tüm gebe kadınların frengi yönünden testlerinin yapılması gerekir.

    Frengi ve HIV arasındaki ilişki

    Frenginin sebep olduğu genital yara ile HIV’ in bulaşıcılığı artar. Frenginin varlığında HIV bulaşma riski 2-5 kez artar.

    Yaraya ve ülsere sebep olan veya deri ve müköz membranların bütünlüğünü bozan ülseratif lezyonlarla seyreden cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ,frengi gibi, derinin koruyucu mekanizması bozulur. Enfeksiyonlara eğilim artar. Frengiye bağlı genital ülserler kolayca kanar. Cinsel ilişki sırasında oral veya rektal mukoza ile temas ettiğinde de HIV ‘ in bulaşma riski artar. Diğer cinsel yolla bulaşan hastalıkların da olması HIV ‘ in bulaşmasını kolaylaştırır.

    Tedavi

    Frenginin erken dönemlerinde tedavi kolaydır. Etkene yönelik antibiyotik tedavisi uygulanır. Tedavi ile frengi mikrobu ölür ve daha ileri yıkımlara sebep olması engellenmiş olur. Ama halihazırda bir harabiyete neden olduysa bunu tedavi edemez.

    Etkin bir tedavisi olduğundan cinsel yolla hastalık bulaşma riski olan kişilerin frengi yönünden zaman zaman araştırılması gerekir.

    Frengi tedavisi gören kişinin yarası tamamen düzelene kadar cinsel ilişkide bulunması yasaklanır. Bu kişilerin birlikte oldukları diğer kişileri uyararak frengiyle ilgili testlerin yapılmasını ve gerekirse tedavi olmalarını sağlaması gerekir.

    Frengi tekrar eder mi?

    Frengi olmak hastalığın tekrar oluşmasını engellemez. Başarılı bir tedaviden sonra bile hastalık yeniden bulaşabilir.

    Bir kişinin frengi olduğu testlerle ortaya çıkar. Çünkü, frengi yaraları vajen, rektum ve ağız içinde gizlenebilir.Böylece, kişi cinsel ilişkide bulunduğu kişinin hasta olduğunu açıkça göremez. Bu nedenle, şüpheli durumlarda tedaviden sonra yeniden test gerekebilir.

    Korunma

    Frengi de dahil olmak üzere, cinsel yolla bulaşan hastalıklardan en emin korunma şekli cinsel temastan uzak durmak ya da testleri yapılmış, enfekte olmadığı bilinen tek bir eşle uzun süreli bir beraberliktir.

    Alkol ve uyuşturucu kullanımından da uzak durmak frenginin bulaşmasından korunmada önemlidir. Çünkü, bu gibi hallerde riskli cinsel eylemlere katılmak kolaylaşır. Cinsel temesta olan eşlerin birbirlerine kendi HIV durumlarını ve diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklarının varsa hikayesini anlatmaları bu hastalıklardan korunma önlemlerinin alınmasını kolaylaştırır.

    Frengi gibi genital ülserle seyreden hastalıklar, hem kadınların hem de erkeklerin genital bölgelerinde kondomla kapatılabilen bölgelerde olduğu gibi kondomun örtemediği bölgelerde de oluşabilirler. Doğru ve sürekli kondom kullanımı enfekte bölgenin temasını engellediği sürece frengi, bunun yanında genital herpes ve şankroid , bulaşma riskini azaltır.

    Spermisitlerle ( özellikle N-9 ) kayganlaştırılmış kondomların diğer kayganlaştırılmış kondomlara göre korunmada üstünlüğü yoktur. N-9 ile kayganlaştırılmış kondomlar cinsel yolla bulaşan hastalıklar ile HIV den korunmada önerilmemektedir.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların geçişi ,frengi de dahil olmak üzere, genital bölgenin yıkanması, idrar yapma veya cinsel ilişki sonrasında duş yapmakla engellenemez.

    Herhangi bir olağandışı akıntı, yara veya döküntü özellikle genital bölgede farkedildiğinde cinsel ilişkinin sonlandırılarak acilen uzman bir hekime danışılması gerekir.

  • Gebelikteki En Sık Sorunlar

    Gebelikteki En Sık Sorunlar

    Gebelikteki En Sık Sorunlar

    Gebelikte sorun oluşturabilecek birçok komplikasyon var. Bazıları daha sık görülür. En sık görülen komplikasyonlar:

    Dış Gebelik

    Klamidya, pelvik inflamatuar hastalık ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar gibi enfeksiyon nedeniyle dış gebelik riski artar. Endometriozisi olan kadınlarda da risk artar.

    Dış gebelik ciddi kanama, şiddetli kasık ağrısı ve ihmal edilirse ölümle sonuçlanabilir

    Acil cerrahi veya uygunsa ilaçla tedavi edilmesi gerekir.

    Kan Uyuşmazlığı

    Rh faktör alyuvarların (kırmızı kan hücresi) etrafında bulunan bir proteindir. Bu protein yokluğunda Rh (-) olunur.

    Eğer anne Rh (-) ve bebek Rh (+) ise ve bebeğin kanı anneye geçerse annede Rh (+) faktöre karşı antikorlar oluşur.Bu olay hamileliğin erken döneminde olursa bu bebeğin, doğumda olursa bir sonraki bebeğin kan hücrelerinde yıkım başlar.

    28. haftada bu bebeği ve bebek kan grubu doğum sonrası bakıldığında (-) ise daha sonraki bebeği korumak için RhoGAM yapılmalı.

    Grup B Streptekok Enfeksiyonu

    Yeni doğandaki en önemli enfeksiyon.

    Gebelik sırasında kültürde üretilebilir.

    Doğum sonrası tedavi edilebilir.

    Erken Doğum

    37. haftadan önce olan doğumlar.

    Doğum belirtileri erken başlar

    Tedavi edilmeye gayret gösterilmeli. Eğer herhangi bir sorun yoksa doğum ne kadar miada yakın olursa bebek için o kadar iyi olur.

    Gebelikte Şeker Hastalığı (Gestasyonel Diyabet)

    Gestasyonel diyabet insülin üretiminin yetersiz kalmasıyla ortaya çıkar

    Genellikle 2. trimesterde başlar

    Diyetle tedavi edilemezse ilaç kullanılmaz. İnsülin (iğne) ile tedavi edilir.

    Düşük Doğum Ağırlığı

    Yetersiz beslenme, sigara , alkol ve kanun dışı ilaç kullanımında olur.

    Cinsel yolla bulaşan hastalık veya bulaşıcı hastalıklarda görülebilir

    Prematür doğu olursa 3-4 ay bebeğin hastanede kalması gerekebilir.

    Düşük doğum ağırlıklı bebeklerde solunum yolu enfeksiyonu, körlük, öğrenme problemi, serebral palsi ve kalp rahatsızlığı daha sık görülür.

  • Gonore (bel soğukluğu)

    Neisseria gonorrhoeae denen bakterinin sebeb olduğu, cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Üreme organlarının nemli ve ılık bölgelerinde kolayca üreyip çoğalır. Kadında rahim ağzı ( serviks ), rahim (uterus), yumurtalık kanallarında, hem kadın hem erkekte idrar yollarında ürer. Ağız içi, boğaz, gözler ve anal bölgede de yerleşebilir.

    Sıklığı

    Sık rastlanan bir enfeksiyon hastalığıdır.

    Bulaşma şekli

    Penis, vajen, ağız ve anal bölgeye doğrudan temas ile bulaşır. Ejakulasyon (meni boşalması) olmadan da bulaşabilir.Doğum sırasında anneden bebeğe bulaşabilir.Gonoresi olup tedavi gören kişiler hasta kişilerle cinsel ilişkiye girerlerse tekrar gonoreye yakalanırlar.

    Risk grupları

    Cinsel olarak aktif olan herkes gonore olabilir.

    Belirti ve bulgular

    Gonoresi olan bazı erkeklerde hiçbir belirti olmayabilir. Bununla beraber, birçok erkekte bakteri bulaştıktan 2-5 gün, en çok 30 gün içinde belirtiler ortaya çıkar. İdrar yaparken yanma, penisten beyaz, sarı veya yeşil renkli akıntı görülür. Bazen testislerde ağrı ve şişlik olur.

    Kadınlarda gonore belirtileri hafif görülür. Çoğunluğunda belirti farkedilmez. Kadınlardaki belirtiler nonspesifik olup safra kesesi veya vajen enfeksiyonları ile karıştırılabilir. İlk belirtiler idrar yaparken ağrı ve yanma, vajinal akıntının artması veya adet dönemi dışındaki vajinal kanamalardır. Belirtilerin varlığı veya şiddetine bağlı olmaksızın çok ciddi komplikasyonlar gelişebilir.

    Erkek ve kadınlarda rektal (makat) enfeksiyon sonucu anal akıntı, kaşıntı, ağrı, yanma, kanama, veya ağrılı dışkılama olur. Rektal enfeksiyonlarda hiçbir belirti de olmayabilir.

    Boğazda gonore enfeksiyonu gelişirse boğaz ağrısı olursa da genelde belirtisi olmaz.

    Gonore enfeksiyonunun komplikasyonları

    Tedavi edilmediğinde hem erkek hem de kadınlarda ciddi, kalıcı sorunlara neden olabilir. Kadınlarda bu enfeksiyona bağlı olarak kasık içi iltihaplanması olur. Belirtiler hafif olabildiği gibi karın ağrısı ve ateşle de seyredebilir. Kasık içi apseleri olabilir. Tedavisi zordur, uzun sürer, kronik kasık ağrısı olur. Enfeksiyon sonucu yumurtalık kanalları tahrip olarak kısırlık veya dış gebelik riski artar. Dış gebelik hayati önemi olan bir durumdur. Döllenmiş yumurta rahim dışında genellikle de yumurtalık kanalında yerleşir.

    Erkeklerde testislere bağlı tüplerde enfeksiyon olur. Ağrı gelişir. Tedavi edilmezse kısırlığa sebep olur.

    Gonore enfeksiyonu kan ve eklemlere de yayılabilir. Hayati tehlikesi vardır.

    Gonoresi olanlara AİDS virüsü olan HİV ‘in bulaşması daha kolaydır. Hem gonoresi hem HİV enfeksiyonu olanların HİV enfksiyonunu bulaştırmaları gonoresi olmayan HİV enfeksiyonu taşıyanlara göre daha fazladır.

    Hamile kadın ve bebeğine etkisi

    Eğer hamile kadında gonore varsa enfeksiyon doğum sırasında doğum kanalından bebeğe bulaşır. Bunun sonucu bebekte körlük, eklem enfeksiyonu veya hayatı tehdit edici kan enfeksiyonu gelişebilir. Hamilede enfeksiyon saptandığı anda hemen tedavi uygulanarak komplikasyon riski en aza indirilir. Tüm hamilelerde uygun muayene ve testlerin gerekirse de tedavilerinin yapılması gerekir.

    Tanı

    Tanı amaçlı çeşitli laboratuvar testleri vardır. Enfekte olmuş bölgelerden (rahim ağzı,üretra, rektum, boğaz) sürüntü alınır ve laboratuvara gönderilir.Rahim ağzı ve idrar yollarındaki enfeksiyonlarda ilk idrar örneği yeterli olabilir. Bu bölgelerden alınan sürüntülerden hazırlanan yaymalar Gram boyasıyla boyanarak mikroskop altında bakteriler aranır. Bu test yöntemi kadınlara göre erkeklerde daha iyi sonuç verir.

    Tedavi

    Çeşitli antibiyotikler ile gonore başarıyla tedavi edilir. Fakat ilaçlara dirençli bakteri tiplerinin ortaya çıkışıyla tedaviler güçleşmiştir. Birçok hastada gonorenin yanında clamydia denen başka bir cinsel yolla bulaşan hastalık daha vardır. Tedavide her ikisine yönelik antibiyotikler birlikte verilir. Gonoresi olan kişilerin diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklar yönünden de araştırılması gerekir.Verilen tedavinin sonuna kadar kullanılması önemlidir. İlaçla enfeksiyon sona erse de oluşan kalıcı hasarlar geçmez.

    Gonoresi tedavi edilmiş kişiler hastalıklı kişilerle tekrar temas ederlerse tekrar hastalanırlar. Tedaviye rağmen belirtiler devam ediyorsa kişinin tekrar hekimine başvurması gerekir.

    Korunma

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmanın kesin yolu ya cinsel ilişkide bulunmamak ya da enfekte olmadığı bilinen , testleri negatif, tek bir eşle uzun bir ilişki yaşamaktır.

    Latex kondomlar her seferinde ve doğru olarak kullanıldığında hastalık bulaşma riskini azaltırlar.

    Akıntı, idrar yaparken yanma, ağrı veya kızarıklık halinde hemen hekime başvurmalıdır.

    Gonore tanı ve tedavisi olan kişinin yakın dönemde cinsel ilişkiye girdiği partnerlerinin de muayene, test ve gerekirse tedavilerinin yapılması gerekir. Böylece bu kişilerde gelişebilecek olası komplikasyonlar engellenebilir ve bunların enfeksiyonu tekrar tekrar bulaştırmaları önlenir. Hastaların tedavi sonuçlanana kadar cinsel ilişkide bulunmamaları gerekir.

  • Akne oluşumunda gerçekte ne etkili?

    Akne oluşumunda gerçekte ne etkili?

    Araştırmalar akne tedavilerinde değişikliğe neden olacak gibi görünüyor.

    Akne gençler ve yetişkinler arasında yüzde 85’ten fazlasını etkileyen, en sık görülen kronik deri hastalıklarından biridir.

    Sivilcenin nasıl oluştuğu ile ilgili bazı tartışmalar vardır. Fakat ortak olan görüş tek etkene bağlı olmayan bir sorun olduğu gerçeğidir. Akne oluşumunda en çok suçlanan mekanizmalar;

    – Yağ bezlerinden aşırı yağ ( sebum) üretimi

    – Kıl kökünde iltihabi reaksiyon

    – Kıl kanalında aşırı hücresel üretim

    – Kıl çevresinde yaşayan Propionobakterium aknes isimli bakterinin anormal miktarda üremesi gibi mekanizmalar geçerli idi.

    Yıllarca akne tedavi yaklaşımımızı aknenin iltihaplı olup olmadığına göre belirliyorduk. Siyah ve beyaz noktacıklar ( açık ve kapalı komedon olarak isimlendirilir) iltihapsız sivilce, kızartılı, deriden kabarık ve irinli olanlar ise iltihaplı sivilce olarak kabul ediliyordu. Fakat yakın geçmişte yapılan araştırmalar aknenin her formunun iltihabi özellikler taşıdığını gösterdi. Çıplak gözle göremediğimiz iltihabi yapıların mikroskopla incelendiğinde kıl kökü ve kıl çevresinde bağışıklık hücrelerinin istilası gözleniyor.

    Bağışıklık sistemi üzerine yapılan çalışmalarda doğal bağışıklık sisteminin (derimize saldıran patojen mikroorganizmaları tanıyıp ilk yanıtı veren ve ilk bağışıklık sinyalini tetikleyen sistem) P. acnese bakterisine karşı düzgün çalışmadığı ve bir bağışıklık sorunu oluştuğu gösterildi. Bağışıklık sisteminin bu işlevi yöneten elemanlarını ( inflamazom ve tool like reseptor olarak isimlendirilir) baskılayan tedavi rejimleri akne oluşum sürecini engelledikleri için etkili oluyorlar.

    Yağ bezleri gereğinden fazla sebum üretiyor ama nasıl?

    Yağ bezlerinin bu sorundaki rolü nedir gibi bir soru akla gelebilir. Aslında akne oluşum mekanizmasının tam ortasındadır. P.acnes olarak isimlendirilen akne bakterileri derinin özgün yağı olan sebumun iştah açıcılığına dayanamaz ve sebumu yağ asitlerine parçalar. Yağ asitleri -kendisi de yağ yapısında olmasına rağmen- deride iltihabi süreci başlatır.

    Peki, akne oluşumunda tüm mekanizma bu kadar basit mi? Tabii ki hayır. Yapılan son çalışmalarda sebumu üreten yağ bezi hücreleri sadece yağ üretmekle kalmıyor aksine bağışıklık sisteminin bir öncü kuvveti gibi de çalışıyor. Eksilen ve deride tahrişe neden olan yağ asitlerinin uyarısı ile daha fazla sebum üretiyor. Sebase bezlerden salgılanan sebum bir inflamazomu ön plana çıkartıyor ve bu öncül bağışıklık ajan iltihabi reaksiyonu tetikliyorve arttırıyor. Yani deriyi bakteriye karşı korumak amaçlı üretilen inflamazom formundaki sebum yağı asıl görevini yapamıyor ve iyi amaçla üretilmesine rağmen aknede kötü bir sonuca neden oluyor. Bu kısır döngü kırılamazsa akne sorunu hafiften şiddetliye artarak devam ediyor.

    Bu araştırma ile elde edilen veriler çok önemli. Öncelikle akne oluşumunda sebase bezlerin rolünü açıkça ortaya koyuyor. Bunun yanında asıl heyecan verici özellik ise sebase bezlerin bağışıklık sistemi işleviyle aktivasyonunun akne oluşum mekanizmasındaki rolünün anlaşılmasıdır. Bu gelecekte akne tedavisinde ve aknenin önlenmesinde yeni yöntemler geliştirmemize yardımcı olacaktır.

    Yani derinin yeterince temizlenmesi yani ne az ne de çok yeterince temzlenmesi, koruyucu sebumun belirli oranda deride bırakılması, derideki akneye neden olan bakteri sayısının düzenli yıkamayla azaltılması- maalesef bitmiyor, derinin sürekli doğal konakçısı- sivilce tedavisinin birinci basamak tedavisidir. Buna ek olarak deride iltihabi süreci baskılayıcı anti-enflamatuar tedaviler ana tedavi ürünleri olarak öne çıkacaktır.

  • Genital Organ Sarkmalarına Kapalı Meş Tedavisi

    Genital Organ Sarkmalarına Kapalı Meş Tedavisi

    Genital Organ Sarkmalarına Kapalı Meş Tedavisi

    Genital organ sarkmaları, kapalı meş tedavisiyle doku ve organlara daha az zarar vererek tedavi ediliyor. Bu yöntemle sarkmaların tekrarlanma riski en aza indiriliyor.

    Hastalık  ileri yaşlarda daha sık görülmektedir.Genital organ sarkmaları ileri yaşlarda daha da sık olmakla birlikte zorlu doğum, menopoz, gevşek doku yapısı ve sürekli basınca maruz kalma ile sık görülen durumdur. Hayat konforunu ciddi biçimde bozmaktadır.bu rahatsızlığı çeken kadınların mutlaka tedavi olması gerektini söyledi.

    Op. Dr. Çetin, “Bu rahatsızlık hastanın yaşam konforunu ciddi derecede bozuyor. Hastalığın tedavi planının mutlaka hastanın durumuna göre yapılması gerekiyor.”

  • Leke tedavisinde son trend: mezoprp

    Cilt lekeleri özellikle bol güneş ışınları altında geçirilen yaz mevsimi sonrası kabusumuz olabiliyorlar. Bu nedenle cilt leke tedavisinde her geçen gün yeni tedavi protokolleri gelişmektedir.

    Cilt lekelerinin birçok çeşidi bulunmaktadır. En sık rastladığımız lekelerin başında ‘melazma’ adı verilen, genellikle güneş ışınlarının dik olarak geldiği alın, yanak ve dudak üstüne yerleşen net sınırlı leke tipi gelmektedir. Melazma sıklıkla yazın güneş ışınlarına yoğun maruziyet sonrası çok daha fazla belirginleşir. Melazmaya neden olan, derimize rengini veren melanositlerden renk pigmenti olan melanin pigmentinin çok daha fazla salgılanıyor olmasıdır. Bu pigment aşırı salgılandığında, dışarıdan oldukça koyu renkli görünen lekeler ortaya çıkar.

    Diğer leke tipleri arasında gebelikte hormonal değişiklikler sonrası oluşan kloasma denilen lekeler, çillenmeler sayılabilir. Çiller genel olarak genetik yatkınlığı olan kişilerde görülür. Tedavi edilseler de, sıklıkla tekrarlayan yapıdadırlar. Bu nedenle tedavi aşamasında daha ön planda melasma ya da kloasma dediğimiz lekelerin tedavisi üzerinde durulur.

    Leke tedavisinde birçok yöntem bulunmaktadır. Bu tedavi yöntemleri arasında lazer tedavileri, kimyasal peeling uygulamaları, enzim peeling tedavisi, mezoterapi, PRP ve dermapen ya da dermaroller tedavileri sayılabilir. Tüm bu tedaviler tek başlarına uygulanabileceği gibi, kombinasyon şeklinde de uygulanabilirler.

    Son yıllarda bu kombinasyon tedavileri arasında en çok tercih edilen tedavi yöntemlerinin başında ‘MezoPRP’ tedavisi gelmektedir. MezoPRP özellikle melazma tipi lekelerde oldukça etkili olan bir tedavi yöntemidir.

    MezoPRP nedir?

    Mezo PRP, mezoterapi ve PRP yöntemlerinin kombine olarak kullanıldığı bir tedavi protokolüdür. Bu tedaviye başlamadan önce mutlaka kişinin leke yapısı detaylı olarak incelenir. Lekenin muayene aşaması çok önemlidir çünkü bu tedavi yönteminde kişiye özel tedavi formülleri hazırlanmaktadır.

    Yüzeyel tip lekesi olanlarda kullanılan ürünler farklıyken, derin lekesi olanlarda gerek ürünün çeşidi, gerek uygulamanın yapılma sıklığı tamamen farklılık göstermektedir.

    Mezo PRP’de lekenin tipi belirlendikten sonra tedavi planı yapılır. Bu aşamada kişiye özel vitamin ve çeşitli mineral kokteylleri hazırlanır. Bu kokteyller her seansta lekenin tedaviden aldığı yanıta göre yenilenir.

    Kokteyl tedavisi kişinin kendinden alınan kanın trombositlerine ayrıştırılması ile yapılan bir çeşit kök hücre tedavisi olan PRP ile desteklenir. PRP’nin amacı, tedavi yönteminin kök hücreler ile de desteklenerek çok daha etkili hale gelmesidir. Bu sayede kişi hem kendisine özel hazırlanan tedavi kokteyllerinin hem de kendisine ait kök hücrelerin tedavi edici etkisinden faydalanmış olur.

    MezoPRP kişinin lekesinin tipine göre en az 4 seans olmak üzere bir ila iki haftada bir uygulanır. Bir hafta kokteyl uygulanan hastaya ertesi hafta kök hücre uygulanabilirken bu protokol kişiye göre birkaç hafta üst üste kokteyl uygulaması, en son seanslarda kök hücre uygulaması şeklinde çeşitlenebilir.

    MezoPRP tedavisinin avantajları nelerdir:

    Bu tedavi yöntemi tamamen kişiye özel olarak uygulanmaktadır.

    Kök hücre tedavisi ile kombine olarak yapıldığından, çok etkili bir tedavidir.

    Uygulanan ürünler her seans lekenin iyileşme derecesine göre yenilendiğinden, dinamik olan bir tedavi yöntemidir.

    Bu tedavi yöntemi sonrasında yüzde herhangi bir yanma, batma ya da soyulma gibi reaksiyonlar görülmemektedir.

    Bu tedavi yöntemi güneş ışınlarından direkt olarak etkilenmemektedir.

    Bu tedavi yöntemi her cilt tipine uygulanabilmektedir.

    MezoPRP yöntemi yoluyla lekeler aşamalı olarak tedavi edilmektedir. Bu nedenle yöntemin kalıcılığı da oldukça yüksektir. Son yıllarda özellikle tercih edilen bu tedavi yöntemi sayesinde, cilt lekelerinin tedavisi artık çok daha kolay hale gelmiştir.

    Dr.Öykü Maraşoğlu Çelen

  • Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar ve Gebelik

    Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar ve Gebelik

    Bakteriyal Enfeksiyonlar

    Tedavi edilebilen enfeksiyonlar.

    Gonere

    Cinsel yolla bulaşan, sık rastlanılan bir hastalık. Kadında pelvik inflamatuar hastalığa (PID) yol açarsa dış gebelik ve kısırlığa neden olabilir. Hamilelikte erken doğum ve bebekte göz enfeksiyonuna neden olabilir. Doğum sırasında vajenden bebeğe bulaşır. Tedavide anne için antibiyotik kullanılmalı. Bebek için gözde enfeksiyon olmaması için antibiyotik kullanılır.

    Klamidya

    PID ve kısırlık nedeni. Bebekte pnömoni, göz enfeksiyonu ve körlüğe neden olabilir. Doğum sırasında vajenden bebeğe bulaşır. Tedavide antibiyotik kullanılır.

    Trikomoniazis

    Tüplerde hasara neden olabilir. Bebekte erken doğum ve düşük doğum ağırlığına sebep olur. Doğum sırasında bulaşır. Antibiyotik ile tedavi edilir.

    Bakteriyel Vajinozis

    Bebekte erken doğum ve düşük doğum ağırlığına sebep olur. Doğum sırasında bulaşır. Antibiyotik ile tedavi edilir.

    Sifiliz

    Konjenital sifilis bebekte zihinsel ve fiziksel sorunlara yol açar. Gebelik sırasında plasentadan geçerek bebeğe ulaşır. Ayrıca doğum sırasında bulaşabilir. Antibiyotik ile tedavi edilir.

    • Viral Enfeksiyonlar
    • Tedavi edilemeyen enfeksiyonlar.

    HPV (Human Papilloma Virüs)

    Kadınlarda genital kanseri arttırdığı kanıtlanmış olan virüs. Bebeklerin boğazında siğile neden olur. Cerrahi olarak tedavi etmek gerekir. Bebeğe doğum sırasında bulaşır. Siğil tedavisi gebelik devam ederken de yapılabilir.

    Hepatit B

    Karaciğere zarar veren bir virüs. Doğumdan sonra 1 saat içinde tedavi edilmezse bebekler ömür boyu taşıyıcı olur. Doğumda bebeğe bulaşır. Tedavisi yok ancak aşı yapılarak bebeği etkilemesi engellenebilir.

    Herpes

    İlk trimesterde düşüğe neden olur. Doğumda bebeğe bulaşırsa neonatal herpes oluşur. Doğumda bebeğe bulaşır; çok nadir gebelik sırasında plasentayı geçerek bebeğe ulaşır. Annede herpes oluşursa bebek etkilenmemesi için ağızdan ilaç alınabilir ancak doğumdan hemen sonra bebek tedavi edilirse sağlıklı bebek olabilir.

    HIV

    HIV aids hastalığına yol açar. Bebeğe anne karnında, doğum sırasında ve daha sonra sütverirken geçebilir. Gebelik sırasında antiviral ilaçlar kullanılabilir. Bu ilaçların kullanımı bebeğe virüsün geçme şansını azaltır.

  • Ultherapy

    Ultherapy müdahalesiz, cerrahi operasyon gerektirmeyen ultrason teknolojisini kullanarak gevşek deriyi sıklaştıran, güçlendiren ve kaldıran (lifting) bir tedavi yöntemidir. Ultherapy, FDA onaylı müdahalesiz yüz germe işlemini yapan ultrason teknolojisidir. Tek bir tedavi ciltteki kolajeni doğal bir şekilde güçlendirir ve yeniler. Ciddi sıkılaştırma Ultherapy ile mümkün olduğu için hastalar daha hoş görünümlü çene hattı, daha sıkı bir boyun, kalkık kaşlar ve göz kapaklarına kavuşabilirler. Tedavi süresi 30-60 dakikadır.

    Ultheraphy cerrahi müdahale istemeyen ama gerdirme işlemini isteyen hastalar için çığır açan bir alternatiftir. Ultheraphy cilt gevşeme belirtilerinin başladığı hastalar için de mükemmel bir seçenektir. Deri gevşemesi ilk olarak alında meydana gelir ki bu da düşük kaşlara ve yorgun bakışlara neden olur. Yanak ve boyun gevşemeleri yassılaşmış yanaklara, nazolabial kıvrımlara, gıdıya, kötü görünen çene altına ve kıvrık ağza neden olur. Yaşlanma sürecinden ve yaşlanmaya işaret eden bu belirtilerden kurtulmanın en mükemmel yolu Ultherapydir.

    ULTHERAPHY NASIL ÇALIŞIR

    İlk olarak, düz bir aplikatör deriye yerleştirilir ve istenilen etkiyi elde etmek için derinin altına belli bir derinlikte fokuslanmış ultrason enerjisini küçük odaklara iletir. Enerji, artan güç ve esneklikle cildin gençleşmesini sağlayan yeni kolajen üretimini harekete geçirir. Ultheraphy deri altındaki derin tabakaları tedavi edebilen lazerlerden farklıdır. Ultrason boyun kasındaki platizma ve SMAS tabakalarını hedef almak için cildin üst tabakalarının yanından geçebilmektedir. Bunlar aslında yüz gerdirme işleminde sıklaştırılan yapılardır. Doğru derinlikte doğru miktarda enerjiyi iletmek SMAS ve platizmanin gerilmesini sağlar.

    ULTHERAPHY KİMLERE UYGULANABİLİR?

    Yüzünde veya boynunda herhangi bir seviyede deri gevşemesi sorunuyla karşı karşıya olan hastalar Ultheraphy tedavisi için uygun adaylardır. İnik/düşük kaşlı , sarkık göz kapaklı ve yüz/boynunda gevşek derisi olan hastalar tedaviden faydalanabilirler. Her yaş grubundan hastalar Ultheraphy tedavisinden faydalanabilecekleri gibi ileri boyutta deri sarkması/gevşemesi yaşayan hastaların yüz gerdirme gibi diğer seçenekleri düşünmesi tavsiye edilir. Pek çok hasta olası komplikasyonlardan ve anesteziden kaçınmak için cerrahi operasyona alternatif olarak Ultheraphy ile tedaviyi seçmekteler.

    ULTHERAPHY TEDAVİSİNDE BEKLENTİ NE OLMALIDIR?

    Ultheraphy nin önemli faydalarından biri işlem sonrasında sosyal hayatın olumsuz etkilenmemesidir. Hastalar tedaviden hemen sonra günlük yaşamlarına dönebilmektedirler. Ufak şişlikler ve morarmalar, hassasiyet, karıncalanma ve uyuşmalar meydana gelebilir ancak birkaç gün içinde son bulur. Doğrudan faydalarından bazıları kolajen üretimi başladığında daha sert ve sıkı hissiyat ile beraber deride güçlenme ve gerilmedir. Kolajen gelişimine dayanan diğer yenileme tedavilerine benzer olarak sonuçlar 2-3 ay içerisinde kendini göstermektedir. Bazı hastalarda bu gelişme süresinin 6 aya kadar çıktığı görülmüştür.

    ULTHERAPY İLE İLGİLİ SIKÇA SORULAN SORULAR

    ULTHERA NEDİR?

    Ulthera, operasyonsuz yüz gerdirme endikasyonu ile FDA onaylı ultrason enerjisidir/teknolojisidir. Enerjiyi, fokuslanmış ultrason yoluyla gerdirici ve sıklaştırıcı etki yaratmak için derin dokulara iletir. Yeni kolajen üretimi ek yenilenmeyi sağlar.

    ULTHERAPY HANGİ BÖLGELERE UYGULANIR?

    Ultherapy daha derinlerdeki gevşek dokuların yanında gevşemiş ve sarkık deriye uygulanır. Ultherapy kaşları kadırır ki bu da üst kapaktaki deri fazlalığını iyileştirir/düzeltir ve üst yüz kısmında daha sağlıklı taze bakışlar sağlar. Orta yüz kısmında sıklaşma nazolabial kıvrımları, gıdıyı, kırışıklıkları ve çene hattını düzeltir. Ağız kısmındaki tedavi (Perioral bölge) kırışıklıkları ve ince çizgileri düzeltir. Boyun çevresindeki ultherapy tedavisi boyun açısını ve çeneyi düzeltmek için boyun kaslarını ve derisini sıklaştırır. Son olarak kadınlarda üst göğüs kısmındaki tedavi bölgedeki kırışıklığı düzeltir ve dekolte bölgesini sıklaştırır.

    ULTHERAPY TEDAVİSİNDEN SONRA HERHANGİ BİR PROBLEM OLUR MU?

    Tedaviden sonra hiçbir aksaklıkla karşılaşılmaz ve hasta normal hayatına devam edebilir. Tedaviden sonra birkaç hafta tedavi edilen bölgede hafif ağrı hissedilebilir.

    ULTHERAPY HERHANGİ BİR ÖZEL EĞİTİM VEYA TECRÜBE GEREKTİRİR Mİ?

    Ultherapy gibi enerji odaklı yöntemler ancak bir hekim tarafından uygulanmalıdır, en iyi sonucu alabilmek için tecrübe ve ileri düzeyde Ultherapy teknikleriyle ilgili özel olarak eğitim almak gerekir.

    ULTHERAPY İLE TEDAVİ ACI VERİR Mİ?

    Ultherapy son zamanlarda tedavinin daha rahat bir şekilde gerçekleşmesini sağlayan ‘ Ultherapy Amplify’ diye adlandırılan bir yazılım güncellemesine ulaştı. Rahatlama düzeyi kişiden kişiye farklılık gösterebildiği gibi Ultherapy işleminin dayanılabilir olduğunu söyleyebiliriz. Her hangi bir rahatsızlık meydana gelirse bu hassas durum geçicidir. Bu rahatsızlıkları minimize etmek için gerekli önemleri almaktayız.

    ULTHERAPY TEDAVİSİNİN SONUÇLARINI NE ZAMAN GÖRÜLÜR ?

    Nihai germe ve sıklaştırma işlemi 2-3 aylık bir periyodu kapsar. Zayıf kolajenler yeni ve daha esnekleriyle yer değiştirdiğinde işlem tamamlanır. Kolajen üretim süreci devam ederse hastalar daha iyi sonuçları tedaviden sonra 6 içinde görürler.

    ULTHERAPY GÜVENLİ MİDİR?

    Ulthera cihazı klinik çalışmalar sonucunda güvenirliği kanıtlandıktan sonra FDA tarafından onaylanmış, dünya genelinde 100,000 nin üzerinde tedavi güvenli bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Ultrason enerjisi tıpta çoğu uzmanların kanıtlanmış geçmiş performansına sahiptir.

    KAÇ SEANS GEREKTİRİR?

    Hastaların büyük çoğunluğu tek bir seansa ihtiyaç duyarlar; ancak hali hazırdaki gevşemenin derecesine göre bazı hastaların ek bir tedavi –seans- almaları gerekebilir.

  • Mesoterapi / mezolifting

    Mesoterapi / mezolifting

    Mesoterapi, deri ve bazen deri altı yağ dokusu içine vitamin, mineral, baz kofaktörler, hyaluronik asit gibi aktif içeriklerden oluşan bir kokteylin hekim tarafından iğne yardımıyla uygulanması esasına dayanan tıbbi tedavi tekniğidir. Bu yöntem 1952 yılında Fıransız doktor Michel Pistor tarafından bulunmuş ve geliştirilmiştir. Bu teknikte ana amaç gerekli tedavi edici maddelerin sadece sorunlu alana ve tedavi edebilecek kadar az miktarda uygulanması esasına dayanmaktadır.

    Estetik Tıpta Mezoterapi

    Derinin yaşlanmasını engeleme,

    Derinin su kaybını yerine koyma,

    Lekelerin yok edilmesi,

    Selülit tedavisi,

    Bölgesel incelme,

    Saç tedavileri

    Uygulama Alanları

    Yüz,

    Boyun,

    Dekolte,

    Eller,

    Saçlı deri,

    Kol ve bacaklar.

    Tedavi Tekniği

    Hekim kişinin ihtiyacına göre gerekli içeriklerden bir kokteyl hazırlar ve deri içine çok ince iğneler yardımıyla içeriği uygular. Mezoterapi seansı ortalama 15-25 dakika sürer.

    Seans Sayısı

    Mesoterapi seansları haftada bir ile başlayan daha sonra aylık aralara ve hekimin elde elden sonuca göre belirleyeceği aralıklarla devam edilen bir tedavi rejimi gerektirir.

    Yan Etileri

    Mikro enjeksionlar deride hafif kızarıklığa, bazen de küçük deri altı morluklara neden olabilir. Fakat kızarıklık işlemden kısa bir süre sonra, morluklar 7-10 günde kaybolur.