Etiket: Tedavi

  • İncelmenin yeni yöntemi ( life-detox )

    İncelmenin yeni yöntemi ( life-detox )

    Yaşam şeklinizi, alışkanlıklarını değiştiriyor ve size yeni bir yaşam tarzı sunuyoruz. Dermatolog ve diyetisyen kontrolünde, çağın hastalığı olan obezite tedavisi, bölgesel incelme – sıkılaşma tedavileri ve detox tedavilerimiz uygulanmaktadır.

    Life-detox ile zayıflayın, yaşamınız şekillensin!

    Life-detox sistemi Dr. Eylem ACAR, ve ekibinin uyguladığı özel bir sistemdir. Bu sistemde yaşam şeklini değiştirme ve düzenleme esas alınarak vücut ve alışkanlıklar baz alınmakta ve adeta yaşam koçluğu yapılmaktadır. Kişinin tüm fiziksel aktivitesi, yaşam şekli, sosyal yaşamı, genel beslenmesi, iş yaşantısı göz önüne alınarak yaşam düzenlemeleri yapılmaktadır. Life-detox sisteminde kilo verme ve incelme adına kullanılan cihazlar ve sistemler vardır. Doktor ve diyetisyen gözetiminde yapılan özel detox tedaviler, yaşam şeklinizi değiştirmeye yönelik ya da kısa dönemli olarak uygulanabilmektedir. Özel tedavi yöntemlerimizle 1 ayda 6 kilo verebilir ve 2 beden incelebilirsiniz. Bu özel programlar dahilin de kişinin tamimiyle programına uyumu söz konusudur.

    Ağrısız, bıçaksız, neştersiz bölgesel yağlanma tedavisi! Vücut kontur düzenleme!

    Tamamen bitkisel bir ilacın enjeksiyonu olan yağ hücresini parçalayan Lipoliz işlemi Dermatolog Dr. Eylem ACAR tarafından uygulanmaktadır. Cerrahi bir işlem olmayan bu yöntem, Türkiye’ de az sayıda hekim tarafından uygulanmaktadır, 1995 yılında Brezilyada başlayan bu yöntem Avrupa ve ABD ‘de büyük ilgi görmektedir.

    Bölgesel yağlanma kadın ve erkekte sıkça görülen ve genelde kilo verimi gerçekleşse bile hala bir sorun olarak kişiyle yaşayan bir problemdir. Bu sistemde amacımız kişiyi doğru beslenme düzeni ile zayıflatırken aynı zamanda lokal yağlanmaların söz konusu olduğu bölgelerde incelmeyi daha belirgin kılabilmektir. Bu yöntem kilo verme yöntemi değildir, incelme ve vücut düzenleme yöntemidir.

    Titreşimle göz alıcı sıkılıkta bir vücuda sahip olun!

    Tüm dünyada kullanılan, dünyaca ünlü mucizevî cihaz (power plate) yüksek titreşimle çalışan ve bu titreşime karşı direnç göstermenizle vücut şekil ve kas kitlesinde ciddi değişiklere neden olan aktivite ve spor cihazıdır. Fitness ya da diğer spor aktiviteleriyle sağlayamayacağınız bir zindelik, sıkılaşma ve esneklik sağlayan cihaz selülit tedavisinde de kullanılmaktadır. Kan dolaşımını hızlandırdığı için Amerika’ dan detox ödülü almış olan cihaz kliniğimizde özel tedavilerimiz içerisinde ya da tek başına uygulanmaktadır. Gebelik sonrası vücuttaki deformasyonlar, popo düşüklüğü, meme sarkıklığı, kollarda bacaklarda yumuşama gibi birçok vücut deformasyonunda kullanılmaktadır.

    İnfrared ve radyo frekansı ile incelin ve selülitlerinizden kurtulun!

    Vakum, mekanik masaj, infrared ve bi-polar radyo frenkansı gibi 4 etkili sistemi birlikte kullanan vellasmooth cihazı ile bölgesel incelme- sıkılaşma sağlanmaktadır. Dolaşım hızlandırılır, yağ hücrelerinin metabolik parçalanması sağlanır, lenf drenaj ve ciltte sıkılaşma görülür.

    FDA onayı olan bu sistemde santim bazında incelmeler elde edilmektedir. Aynı zamanda bu sistemde kas ağrılarında da hafifleme görülebilmektedir.

  • Saç dökülmesi tedavisi

    Kliniğimizde saç dökülmesi tedavisinde ve saçların daha güçlü daha sağlıklı olmasını sağlayan ETG teknolojisi de kullanılmaktadır..

    ETG teknolojisi, gelişen tıp ve teknolojinin saç dökülmesi problemine çözüm arayan herkese bir armağanıdır. Çağımızın en yaygın problemlerinden olan saç dökülmesinin durdurulması ve saçların canlanmasında son derece etkili olan son dönem tedavisi ETG teknolojisi, dermatolojik anlamda devrim sayılabilecek bir buluştur. ETG; Elektrostimülasyonla saç dökülmesini engelleme, dökülen saçların geri kazanımında kullanılabilen bir terimdir.

    Elektrostimülasyon çok uzun zamandır tıpta kullanılan bir yöntemdir. Kalp ritminin normalleştirilmesi, duran kalbin elektrik şoku ile çalıştırılması, şizofrenide elktroşok tedavisi, ağrı gidermede kullanımı, fizik tedavi amaçlı, yara iyileştirmede, iontoferez ile terleme tedavisi, galvanoterapi gibi alanlarda elektrostimülasyon etkin olarak kullanılmaktadır.

    ETG tedavisinin etki mekanizması, hücre içi ve hücreler arası iyon transferidir. ETG cihazı bir koltuk üzerine monte edilmiş yarı sferik bir başlık ve bu başlığın içerisinde deri ile direk teması olmayan elektrotlar ve bir kontrol panelinden oluşmaktadır. Başlık içersinde düşük yoğunluklu ve düşük tekrarlama hızı olan elektrik alan oluşur. Bu elektrik alanı, küçük doku penetrasyonu ile kafa derisini uyarmak amacıyla kullanılan düşük frekanslı ve düşük yoğunluklu minik vuruş darbeleriyle oluşturuluyor. Bu elektrik alandan deriye pasif olarak elektromanyetik akım geçişi olur. Bu enerjinin işlevi ise şudur; vücuttaki kemiklerin gelişim ve onarımında etkin olan büyüme faktörünün salgılanmasını sağlayan bu enerji, benzer bir mekanizma ile saçtaki kıl foliküllerindeki büyüme faktörünü de harekete geçirmektedir.

    British Columbia üniversitesi, tıp fakültesi dermatoloji AB’da yapılan klinik araştırmalar sonucunda, deneklerde saç dökülmesinin %96.7 oranında durduğu görülmüştür.

    Ayrıca 36 hafta boyunca düzenli olarak uygulanan ETG puslu (düşük seviyeli) elektrik alanının saçın tekrar çıkması üzerindeki olumlu biyolojik etkileri görülmüştür.Bu yöntem saçlı deride büyüme faktörlerini arttırıcı, hücreler arası ve hücre içi kalsiyum ve magnezyum gibi maddelerin geçişini kolaylaştırarak saç metabolizmasını etkiler. Bu sayede saç dökülmesini önler ve hatta saçı geri kazandırır.

    Tedaviye Yanıt süresi:

    Haftada bir-iki, 12 dakika. Hastanın genetik geçmişi ile tedavi sırasındaki saçsızlık oranına bağlı olarak 6 ila 12 hafta içinde hasta tedaviye olumlu yanıt verir.

    Endikasyonları:

    – Androgenetikalopesi
    – Androjenik alopesi
    – Alopesi areata
    – Kanser kemoterapisi ile
    – Saç transplantasyonu sonrası
    – Saç sağlığını güçlendirme

    Kontrendikasyonları:

    – Hamilelik
    – Kalp pili kullanımı
    – Kranial metal protezi olanlar.

    Bir tedavi şekli olarak tatminkarlığı:

    Hasta tatminkarlığı:
    – Ağrısız olmasıdır. İşlem sırasında ETG cihazının başlığı ile kafa derisi birbirine direkt temas etmiyor ve sadece iletim yoluyla gerçekleşen tedavi hastalara hiç bir sıkıntı vermiyor.

    – Hastalarda gözle görülen veya görülmeyen hiç bir yan etkisi yok.
    – Hasta tedaviden sonra normal hayatına devam edebilir.
    – Kısa süren seanslar ile hastalar fazla zamana gereksinim duymazlar.
    – Diğer tedavilere göre başarı oranı çok yüksektir.

    Hekim tatmini:
    – Klinik sonuçlara dayanmaktadır.
    – Resmi onaylıdır. Beş resmi sertifikaya sahiptir.
    – Uygulama güvenlidir Bu tedavinin güvenilirliği son derece üst düzeydedir. Öyle ki 1 dakikalık cep telefonu ile konuştuğumuzda maruz kaldığımız enerjinin 50.000 de 1’inden daha az bir manyetik alan etkisinde kalınmakta dolayısı ile hiçbir yan etkisi yoktur.
    – Cerrahi bir girişim değildir.
    – Hasta konforu ön plandadır.

  • Aşırı terlemeye etkin çözüm ( botox )

    Terleme insanlarda doğal olarak görülürken, aşırı terleme çok büyük sorunlar yaratabiliyor. Özellikle ter bezlerinin fazla çalışmasına bağlı olarak deri yüzeyine salınan terin artması sonucu, kişide gündelik yaşamı etkileyecek derecede fazla ve rahatsız edici terleme görülebiliyor. Kişinin yaşam kalitesi olumsuz bir şekilde etkileniyor.

    Aşırı terlemenin nedenleri

    Ter miktarı kişiden kişiye göre değişebildiği için aşırı terlemenin tanısı ve değerlendirmesi çoğu kez zordur. Terin salgılanması insanlarda sinir sisteminin çalışması ile doğru orantılı olup, aşırı terleme toplumun yüzde 1’inde karşılaşılan bir sorundur.

    Aşırı terlemenin en önemli nedenleri arasında stres, değişik uyaran ilaçlar (insülin), tiroid bezinin aşırı çalışması, böbrek üstü bezinde görülen hastalıklar, menopoz, hipoglisemi, şişmanlık, bazı kanserlerin tedavisinde kullanılan ilaçlar ve hormonlar yer alır. Sistemik hastalıklardan diyabete, kalp yetmez-liğinden karsinoid sendroma kadar pek çok sağlık sorunu da terleme yapabilir. Pratikte en çok görülen terleme şekli; strese bağlı olan ve özellikle avuç içi, ayak tabanı, koltuk altı ve daha az olarak da yüz ve kasıkta terleme yapan tiptir.

    Terleme olan bölgelerde bakteri üremesi kolaylaşacağı için aşırı terleme kokuya da neden olur ve kişinin fiziksel ve sosyal hayatını negatif yönde etkiler. Bu gibi durumlar özellikle ellerde, ayak tabanında, yüzde ve gövdede oluşabilir ve kişinin terlemesi ile stres arasında kısa bir denge oluşur. Stres durumu ile birlikte bu bölgelerde hızlı bir terleme gözlenir.

    Terleme nedenlerinin saptanması

    Terleme tedavisine başlamadan önce ilk aşamada terlemenin nedenleri araştırılır. Kişide kilo problemi olup olmadığı incelenir. Uzun süreli geçirdiği herhangi bir rahatsızlık olup olmadığı, menopoz döneminde olup olmadığı, tiroid bezi veya böbrek üstü bezi ile ilgili herhangi bir problemi olup olmadığı araştırılır. Sorun saptanamadığı durumlarda sempatik sinirlerin doğuştan aşırı çalıştığı düşünülür. Bu soruna karşı çok değişik tedavi şekilleri uygulanabilir:

    1-Hastanın beyaz renkli, hafif, pamuk elyaf içeren giysiler ve çoraplar giyilmesi tavsiye edilir.

    2-Bölgeye yönelik kurutucu pudra ve solüsyonlar kullanılması tavsiye edilir. Pudralar nemi alıp, bölgenin kurumasını sağlayabilir ve antiseptik ilaçlar ikinci enfeksiyonun yerleşmesini engelleyebilir.

    3- İyontoforez: Özellikle ellerdeki, ayaklardaki ve koltuk altı bölgesindeki aşırı terlemede kullanılan bir yöntemdir. Sık tekrarlanması gereken bu yöntemle, bölgesel, hafif ve orta derecede terlemesi olan hastalarda oldukça iyi cevap alınıp, 1 – 3 aylık iyileşme dönemleri sağlanabilir.

    4- Botox tedavisi: Özellikle el içi, ayak tabanı ve koltuk altı terlemesinde kullanılan bir ilaçtır. Bu yöntem ter bezlerini çalıştıran sinirlerin faaliyetlerini azaltarak terlemeyi birkaç kat azaltır ve ortalama etki süresi 8-10 aydır.

    Botox en etkili yöntem

    Botox uygulaması aşırı terleme tedavisinde en etkili yöntemdir. “Tıpta birçok alanda mucizevi tedaviler sağlayan botox, terleme tedavisinde de başarılı sonuçlar vermektedir. El içlerindeki, ayak tabanlarındaki ve koltuk altlarındaki terleme çağlardan beri hem kadınlarda hem de erkeklerde, her zaman büyük sorunlar yaratmasına rağmen, tedavi seçenekleri oldukça kısıtlı.

    Uzun süreli etki…

    Son 15 yılda estetikte “çağın mucizesi” olarak tanımlanan botox sayesinde, hem yüzdeki sevimsiz, zamanın acımasız izleri geçirilirken hem de tikler, nörolojik vakalar ve özellikle yüksek teknolojinin bile tedavi sağlayamadığı aşırı terleme tedavi edilerek, başarılı sonuçlar sağlanıyor.

    Özetlemek gerekirse; göz çevresi, alın ve kaş ortasındaki kırışıklıkları gideren botox, aşırı terleme ve ter kokusunun rahatsız edici durumundan da kurtarıyor. Kadın ve erkeklerde kolaylıkla uygulanabilecek bu yöntem ortalama 15-30 dakika içindeki yapılan pratik bir uygulama ile çok uzun bir süre boyunca rahat etmenizi sağlıyor.

    Nasıl uygulanıyor?

    El içi, ayak tabanı ve koltuk altındaki terlemeye karşı botox uygulamaları oldukça pratik bir şekilde uygulanıyor. “Problem olan bölgede ilk aşamada gerçekten terleyen bölge, testler ile tespit edilir, daha sonraki aşamada bölgeye anestezi niteliği taşıyan kremler tatbik edilir ve 15 dakika beklettikten sonra uygulamaya başlanır.

    Son derece ince uçlu (insülin enjektörü) iğne vasıtasıyla problemli olan bölge içine botox ilacı enjekte edilir. Aşırı bir acı hissi duymadan, tedavi için defalarca zaman ayırmadan ve cerrah herhangi bir bakıma gerek kalmadan ortalama 10-12 ay boyunca hem terlemenin miktarı oldukça azalır, hem de terin rahatsız edici kokusundan kişi kurtulmuş olur. Botox bu bölgede aşırı çalışan ter bezlerinin ve kasların istenmeyen hareketlerini etkilediğinden, terleme sorunu da giderilmiş olacaktır.”

    Bugün A.B.D’de bilinçli, eğitimli ve tecrübeli binlerce hekim tarafından uygulanan bu yöntem oldukça yüz güldürücü sonuçlar veriyor. Hem kadın hem de erkeklerde, birçok yaş grubunda uygulanabilecek bu yöntem sadece bu konuda bilinçli uzman hekim tarafından uygulanmalı.

  • Lazer ile varis tedavisi

    Varisler genetik olarak ve damarlarındaki zayıflık ve kapakçıklardaki yetmezlik sonucu ortaya çıkabilmektedir. Uzun süre ayakta kalmak damar basıncını arttırarak bir süre sonra damar kapakçıklarında yetersizlik yapabiliyor. Bunların yanı sıra hamilelik, ilerleyen yaşla birlikte zayıflayan damar yapısı, derin damarlardaki tıkanıklıklar ve doğum kontrol hapları da varislere yol açan etkenlerden.

    Lazer ışığı damar içindeki Hb pigmenti tarafından spesifik olarak emilir ve damar içindeki kanın pıhtılaşmasını, sonucunda da damarın tahrip olmasını sağlar. Hedefin çevresindeki dokulara zarar vermez. Tedavi süresinin uzunluğu tedavi edilecek damar sayısına ve bulunduğu yere bağlıdır. Genellikle tek bir tedavide elde edilen sonuçlar yeterli bulunmaktadır. Tedavi esnasında veya sonrasında acı en az seviyede ya da yoktur.

    Tedaviyi takiben 2 – 6 hafta sonra büyük ölçüde gelişim görülür. Hastaların tedaviden hemen sonra genellikle normal aktivitelerine dönmelerine izin verilir. Fakat tavsiye edilen, 24 saat içinde yorucu egzersizlerden kaçınmaktır. Sıcak banyodan kaçınmaları ve güneş banyolarının sınırlanması tavsiye edilir.

  • Dolgu maddesi uygulamaları

    Yüz kırışıklıklarını doldurmak için en geniş çapta kullanılan işlem, dolgu maddesi enjeksiyonlarıdır. Bu işlem ile dudakların, çizgilerin, kırışıklıkların ve yüz kıvrımlarının tedavi edilmesi sağlanmaktadır. Hızlı ve kolay uygulanmasının yanı sıra, görülebilir sonuçların hemen elde edilmesine olanak sağlar. Şeffaf ve renksiz bir jel halinde üretilen dolgu maddesi, derinizin üst kısmına konulunca kendi cilt tonunuz ( renginiz ) ile karışarak bütünlük oluşturur.

    İnsanlar yaşlandıkça, derinin altında bulunan kollajen ve elastik lifler kırılmaya ve eskimeye başlar. Bu kırılmalar doğal yaşlanma sürecimizin bir parçası olmakla birlikte, fazla kaş çatma, gözleri kısarak bakmak, sigara içmek, gülümsemek ve diğer yüz mimikleri de kırılmalara katkıda bulunurlar.

    Dolgu maddesi vücudun kendi hyaluronik asit yoğunluğunun azaldığı bölgelere enjekte edilir. Enjekte edildiği bölgelerde hacim oluşturarak tedavi sağlar. Sonuçlar çok hızlı elde edilir ve enjeksiyonlar sonucu iz kalmaz.

    Dolgu maddesi minik bir iğne ile, derinin altına, kırışıklık altında bulunan kendi kolajeninizin içine enjekte edilir. Gereken enjeksiyon sayısı, kırışıklığın derinliğine ve uzunluğuna bağlı olarak değişir. Birkaç adet enjeksiyon gerekebilir.

    Restylane, bakterilerle ayrışabilen diğer dolgu maddeleri gibi hayvansal kökenli değildir. Bu olgu, allerjik reaksiyonları en aza indirgediği gibi, hayvanlara özgü hastalıkların insanlara taşınmasına da engel olmaktadır. Tedavi edilen bölgede, birkaç saat süren hafif bir şişme olabilir. Makyaj ile kolaylıkla kapatılabilecek hafiflikte olan morluklar görülebilir. Allerjik reaksiyonlar çok nadir görülür, bu reaksiyonlar, enjeksiyon bölgesinde kızarıklık, kaşınma veya sertlik şeklinde olabilirler. Dolayısiyle, dolgu maddesi kullanımı tamamen güvenli olmakta ve tedavi öncesi herhangi bir test uygulaması gerektirme mektedir. Dolgu maddesi enjeksiyonlarından sonra normal aktivitelerinize hemen geri dönebilirsiniz. Tedavi yapılan bölgeye bağlı olarak sonuçlar, 3-6 ay arasında bir süre için kalıcı olurlar.

    Dolgu maddesi doğal bir görüntü verdiği için, vücudunuzun başka bir bölgesinden doku almaya gerek kalmaz. Dolgu maddesi microdermabrazyon , kimyasal soyma ,lazer ve hatta yüz germe operasyonları gibi diğer yüz gençleştirme işlemleri ile kombine kullanılabilir.

  • Botox nedir? Estetik dermatolojide nasıl kullanılır?

    Botox nedir? Estetik dermatolojide nasıl kullanılır?

    Botox (Botulinum toksini) Clostidiyum botulinum adında bir bakteriden elde edilen bir toksindır. Botox sinir uçlarında iletimi sağlayan maddelerin ürtimini engelleyerek sinir ile sinirin iletildiği organlar arasında iletimin azalması ve ya tamamen yok olmasını sağlayabildiğinden istenmeyen kas hareketlerinde azalma yapar. Yaklaşık 1970 yılından beri dünyanın hemen hemen her ülkesinde kullanılan bu ilaç hem estetik hem da tıbbi bir çok alanda kullanılmaktadır. Bu ilaç zerk edildiği kasların hareketlerini ancak geçici bir şekilde etkiler ve çok az dozlarda sulandırılmış şekli ile botulism(zehirlenme) görülme riski tamamen sıfırdır. Aşağıda sırayla okuyabileceğiniz konular;

    Kasların faaliyeti, üzerini örten derinin kırışıklıklarını belirgin hale gelmesi ve yüzdeki bariz çizgilerin oluşmasına yol açar.Göz çevresi. kaş arasındaki ve alın bölgesindeki çizgiler bunun en iyi örnekleridir.

    Göz çevresi ve alın bölgesindeki kırışıklıklar kişiye daha yaşlı ve yorgun bir ifade verirken, kaş arasındaki kaş çatma çizgileri ise kızgın bir ifadenin oluşmasını neden olur. Bu bölgelerdeki derin kırışıklıkların tedavisi ise artık cerrahi yöntemlerden çok herhangi bir operasyona gerek kalmaksızın gerçekleştirilmektedir. Uygulamadan sonra göz çevresi, alın ve kaş arasındaki çizgiler geçer ve kaşları hafifce kaldırıldığından göz kapak düşme ve esnemelerini bir dereceye kadar toparlar.
    Hem kadın hem de erkeklerde kolaylıkla uygulanabilen bu yöntem;göz çevresi ,alın ve kaş ortasındaki kırışıkların ,bir seans(30 dakika)gibi kısa bir sürede yok olmasını sağlayacaktır.Bölgeye çok ince üçlü insülin enjektörü ile enjekte edilen botox ilacı kasların hereketlerini azaltarak, üzerindeki derinin katlanmasını ve dolayısıyla katlanmaya bağlı çizgilerin de azalmasını yol açar.Sonuçta yüzde parlaklık ve çok doğal bir pozitif etki oluşur.
    Botox’un kozmetik amaçlı kullanılması ilk kez Losangeles California’dakı plastik cerrahlar tarafından ortaya atılıyor. Göz tikleri tedavi edilirken çizgilerin de kaybolduğu fark edilince kozmetikte de kullanılabileceği anlaşılıyor ve o tarihten beri yaygın olarak kadın ve erkeklerde gençleştirme amacıyla kullanılıyor. Enjeksiyondan sonraki ilk 2-3 gün içerisinde uygulanan bölgede herhangi bir değişiklik beklememek gerek. İlaç etkisini ancak 2-3 gün sonra göstermeye başlar ve 7-10 gün kadar maximum etkiye gider.

    Tedavi etki süresi kişiden kişiye göre değişmekle birlikte 4-8(ortalma6) ay sürer ama seanslar düzenli bir şekilde devam edilirse aradaki dönemler 1-1,5 seneye kadar uzayabilir ve kişi uygulamaları devam etmediği takdirde bile eskisinden daha az sayıda ve daha az derinlikte kırışığı olacaktır, çünkü aradaki dönemde yeni kırışıklıklar oluşmayacaktır.Gebelik ve emzirme dönemlerinde zararlı bir etkisi görülmemesi ile birlikte uygulamalar da tavsiye edilmiyor.

    Botox uygulamaları

    Botox uygulamaları uzman hekim ve bu konuda tecrübe ve eğitimi olan hekimler tarafından gerçekleştiğinde herhangi bir yan etkisi olmaz . Uygulamadan sonra hafif bir kızarıklık görülebilir. Ağrı, acı hissi ,kullanılan iğneler son derece ince olduğundan(insülün iğnesi) olabilecek minimum derecededir.

    Botox uygulanmasından bir kaç saat önce kan dolaşım artırıcı her hangi bir ilaç alınıyorsa (aspirin kumarın, antikoagulan, Evitaminler..) olası kanama ve morarmalar sıfıra indirmek amacı ile uygulama sonrasına ertelemek gerekir, tedaviden hemen sonra ilaçlarını almakta her hangi bir mahsur yoktur. Tedaviden sonra 3-4 saate kadar o bölgede masaj yapmamak, aşırı derece yere eğilme hareketlerinde bulunmamak gerekir.
    Botox 20 yaş üstünde kırışıklığı olan herkese estetik amaçlı olarak uygulanabilir. Bugün Amerika Birleşik devletlerinde kırışıklıkların tedavisinde en yaygın olarak kullanılan yöntem olmakla birlikte, doğru uygulandığında ise sonuçlar gerçekten yüz güldürücüdür.

    Son derece pratik bir yöntem, uygulamalar kısa sürer ve ağrı,acı yapmaz(istenildiğinde uygulanacak bölgeye uyuşturucu krem sürülür) özel her hangi bir bakım gerekmez, normal hayatını hiç bir şekilde etkilemez. Lokal ve ya genel anesteziye gerek yok.*.Doğru ve bilinçli bir şekilde uygulandığında her hangi bir yan etkisi yoktur.

  • Kanser Psikoloji

    Kanser Psikoloji

    Günümüzde kanser hastalığı, çok sık görülmekle birlikte, hastalığa bağlı ölüm oranlarının da azımsanamayacak kadar fazla olması sebebiyle önemli sağlık sorunları arasında yer almaktadır.

    Çapar, 2010 yılında yapmış olduğu çalışmasında kanseri, fiziksel ve ruhsal hastalığın bir arada olduğu, sağlığın kaybolduğu, fiziksel bütünlüğün bozulduğu, maddi ve manevi kayıpların yaşandığı bir hastalık olarak nitelemektedir.

    Türk Dil Kurumu (TDK), kanseri bir organ veya dokudaki hücrelerin kontrolsüz olarak bölünüp çoğalmasına bağlı olarak yakın dokulara yayılmasıyla veya uzak dokulara sıçramasıyla beliren bir hastalık olarak ifade etmiştir.

    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’ne göre kanser, hücrelerin kontrol edilemez bir biçimde büyümesi ve yayılması olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca DSÖ’ne göre kanser, vücudun herhangi bir bölümünü etkileyebilir ve çevresindeki dokulara zarar verebilir ya da farklı bölümlere sıçrayabilir. DSÖ’nün 2008 verilerine göre, dünya üzerinde 7,6 milyon insan kanserden hayatını kaybetmiştir. Ayrıca kadınlar arasında en sık rastlanılan kanser türü meme kanseri, erkeklerde ise akciğer ve mesane kanserleridir.

    Özkan ve Armay (2007), kanser için korku, umutsuzluk, suçluluk, çaresizlik, ölüm duygusu gibi tepki ve düşünceleri çağrıştıran, tıbbi ve fiziksel bir hastalık olduğu kadar ruhsal ve psikososyal bileşenlere de sahip olan bir hastalık olduğu ifadelerini kullanmışlardır.

    HASTALIK ALGISI

    Armay(2006) hastalık algısını, kişilerin hastalıkları süresince yaşadıkları deneyimler, hastalık süreciyle baş etme mekanizmaları ve psikopatoloji üzerinde etkili olan bir kavram olarak tanımlamaktadır. Armay’a (2006) göre, hastaların yaşananları algılaması psikolojik, fizyolojik ve psikososyal iyilik halinin yanı sıra, hastalığın seyri ve yaşam kalitesi üzerinde de etkilidir.

    2013 yılında yayımlanmış, Husson ve arkadaşları tarafından yürütülmüş çalışmada, hastalık algısı ve hastalığı ile ilgili olarak yeterli bilgi sahibi olmayan hastaların, Hastalık Algısı Ölçeği’nden daha düşük puanlar aldıklarına değinilmiştir. Hastaya, hastalığına ilişkin özellikli bilgi verilmesinin hastalardaki kontrol mekanizması ve anlayışla ilişkili olduğu ve bu bilgilendirmenin olumlu hastalık algısı geliştirme üzerinde son derece etkili olduğu ifade edilmiştir.

    Petrie ve Weinman’ın(2006) çalışmasına göre, olumsuz hastalık algısı geliştirmenin gelecekte yaşanacak olan yetersizlikleri arttırması ve hastaların daha yavaş iyileşme göstermeleri ile ilişkili olduğuna yer verilmiştir. Diğer taraftan hastaların iyileşme süreçlerinin erken dönemlerinde olumlu algı geliştirmeleri sağlanabildiğinde, işlevselliği arttırabileceği noktasına da değinilmiştir.

    KANSERLİ HASTALARDA RUHSAL TEPKİLER

    Elisabeth Kübler Ross, hastanın tanısını nasıl karşıladığını ve izleyen tepki süreçlerini 5 aşamada tanımlamıştır:

    1. İnkâr : Sıklıkla tanı sırasında ortaya çıkan ilk tepkidir. “Hayır, olamaz, bu doğru değil!” şeklinde söylemler olur. Hastada inanmama, şaşkınlık durumu gözlenir. Tepkinin temelinde, kanser gibi ciddi kaygı ve korku veren, gelecek ve yaşam hakkında tehdit oluşturan yeni duruma karşı uyum sağlamak için zamana ihtiyaç vardır. İnkâr genellikle geçicidir; ancak bazı hastalarda uzun sürebilir.

     

    2. ÖFKE: İnkâr aşamasının ardından, hastalık durumunun anlaşılmasından sonra görülür. “Neden ben? Bunu hak etmek için ne suç işledim?” şeklinde söylemler olur. Bu evre; aile, tedavi ekibi ve hekim için güçlükler taşır. Bazen ilişkilere de zarar verebilir. Bu aşamada uygun hekim tutumu önemlidir. Hastanın öfkesini kişisel şekilde algılamamak ve öfkesini açığa vurmasına olanak vermek gereklidir. “Mücadeleye odaklan, korkuya değil!” mesajı da verilmelidir.

    3. PAZARLIK: Bu evrede hasta tedavi olmaktadır ve yan etkilerle baş etme çabası içindedir. Tedavinin zorluklarını azaltma umudu ile tedavinin çeşitli yönleri üzerine pazarlık eder. “Kemoterapi görmeden bu tedaviyi sonlandırsam daha iyi olacak.” şeklinde söylemler olur. Bu aşamada uygun hekim tutumu ile tedavi ve yan etkiler hakkında hastayı bilgilendirmek önem taşır.

    4. DEPRESYON: Kanser ve tedavisine ilişkin gerçekler, hastada depresif duygudurumuna neden olabilir. Bu aşamada, yoğun bir kayıp duygusu, ayrılık ve ölüm düşüncesi belirebilir. Eğer hasta öfkesini ifade edemezse, depresyonu daha yoğun yaşar. Bu aşamada hastanın; gerçek dışı suçluluk ve utanç duygusunu yok etmek, yası yaşamasına izin vermek ve paylaşmak önemlidir.

    5. KABULLENME: Hastanın gerçeği kabul edip, enerjisini ve ruhsal gücünü yeni yaşamına yönelttiği uyum dönemidir. Hastalığı ile birlikte yaşamayı öğrenir. Bu aşama ile birlikte kişi; yaşamını, geçmişini, geleceğini, varoluşunu yeniden yorumlamaya başlar. Kimliğini, yaşamın amacını ve kendi tercihlerini sorgular. Güven ve denge arayışı içindedir.

    Tanımlanan ruhsal tepki aşamaları, her hasta için geçerli olmayabilir. Bazı hastalar; bu aşamalardan birine takılıp kalırken, bazılarında bu sıra aynı şekilde izlenmeyebilir.

    KANSER HASTALARININ PSİKOLOJİK TEDAVİSİ

    Kanserle mücadele bedenin ve beynin ortak mücadelesidir. Bu nedenle hastalara uygulanan psikoterapi de, hastalığın fiziksel tedavisini tamamlayıcıdır. Tedavinin bütünleyici ve ayrılmaz bir bölümüdür.Bireysel psikoterapi, psikolojik eğitim veya psikoterapötik yollarla kanserle baş etme davranışı geliştirilmeye çalışılır. Psikolojik tedavinin genel amacı; morali, kendine güveni ve baş etme yetisini arttırırken, sıkıntıyı ve ruhsal sorunları azaltmaktır.

    Psikoterapötik ilişkide duyguların, tutumların ve düşüncelerin serbestçe ifade edilmesi birincil önem taşır. Hastanın bir birey olarak anlaşıldığını deneyimlemesi gerekir.Kanserde ortaya çıkan psikopatolojideki en önemli unsur ise, yaşamın tehdit edilmesidir. Bu süreçte uygulanan psikoterapinin temel amaçları arasında; kızgınlık, öfke, suçluluk gibi duygu ve tepkiler ile hastalıkla ilgili düşüncelerin anlatılmasında hastayı cesaretlendirmek, psikolojik ve sosyal uyumu sağlayarak yaşam kalitesini arttırmak, hasta, aile, sosyal etkileşim alanları arasındaki etkileşimi güçlendirmek yer alır.

    KANSER ALANINDAKİ ÖNEMLİ ÇALIŞMA

    Prof. Dr. Aziz Sancar, “DNA Onarımı” hakkındaki bilimsel çalışmasıyla 2015 Nobel Kimya Ödülü’nü kazandı. 2014 Temmuz ayındaki röportajında; “Kanser tedavisinde kullanılan ilaçların çoğu DNA’yı tahrip ediyor. Biz DNA onarım mekanizmasını anlamak ve aydınlatmak için bir çalışma başlattık. Bu mekanizmayı anlayınca onu inhibe edip, kanser hücrelerinin normal hücrelerden daha önce öldürülmesini sağlayacağız.” dedi. “ Kanser mekanizması 10 yıl içinde çözülecek.” diye de ekledi.

    Her yeni günün, yeni umutları, güzellikleri ve daha iyi bir iç huzuru getirebileceği bu hayatta; “Sevgili kanser, güle güle. Sevgili hayat, merhaba..” diyebilme dileğiyle.. Sevgiyle kalın..

  • Tiroid bezi ne işe yarar? Nerede durur ? Ne üretir?

    Tiroid bezi, boynun alt yarısında, nefes borusunun önünde bulunan, kelebek şekilli bir iç salgı bezidir. Tiroid bezi metabolizma hızımızın ana kontrol öğesi olan tiroid hormonlarını üretir (sT3, sT4), depolar, salgılar. Sağlığımız ve esenliğimizde anahtar öneme sahiptir. Bu hormonlar tüm vücut dokularının ve organlarının normal metabolik hızda çalışması düzenler.Tiroid hormonları, vücudumuzun enerji depolarını verimli şekilde kullanmasını sağlayarak vücut ısısını kontrol eder ve kaslarımızın düzgün çalışmasına da imkan verir.

    Hipotiroidism nedir (tiroid hormonu azlığı) ?

    Vücutda tiroid hormunu azalmasının tarifidir.

    Genel olarak bulguları nelerdir ?

    Bir grup hastanın şikayeti olmayabilir. Sizi yorgun hissettirir, yorgunluk sadece hipotiroidi de olmaz başka hastalıklarda da olabilir.Yorgunluk,uyku hali, soğuğa tahammülsüzlük, kilo alımı veya kilo vermede artan zorluk (makul bir diyete ve egzersize rağmen), depresyon, kabızlık, adet düzensizliği veya gebe kalmada yaşanan sorunlar, düşükler görülebilir. Eklem veya kas sorunları zayıf ve kırılgan saçlar ve tırnaklar ve/veya kuru cilt, düşük libido (cinsel istek) görülebilir.

    Tedavi edilmezse hipotiroidi daha ciddi komplikasyonlara neden olabilir ve hatta hayati tehlike oluşturabilir. Bacaklarda ödem gelişir, kan basıncı yükselir, kan yağlarında yükselme olur. Hipotiroidinin ciddi komplikasyonları aşağıdakileri içerir:

    Hastaların komaya girmesine neden olabilecek kadar düşük metabolizma ve kalp hızı

    Kalp yetmezliği,

    Hayati tehlike oluşturan depresyon

    Koma

    Nasıl anlaşılır? Basit kan testleriyle durum anlaşılır

    Memleketimizdeki tiroid testleriyle alakalı sıklıkla yapılan yanlışlar nelerdir?

    1- Laboratuvar hatalarına bağlı olarak test sonuçlarının yanlış yorumlanması sonucunda gereksiz ilaç vermesi

    2- İyot eksikliğinin giderilmeden tek bir tiroid testine bakarak ilaç verilmesi.

    (Tiroid bezinin antikor testlerinin ve ultrasonoğrafisinin görülmeden hafif TSH yüksekliğinde hemen ilaç kararı alınmamalıdır)

    ​3- TSH’nın geçici oynamalarına direk ilaç verilmesi (örneğin bazı ilaçlar, hastalıklar, bazı maddeler biotin gibi testleri bozabilmektedir).

    Bir hastanın tiroid durumu hakkında karar vermek icin şikayetlerini, muayene bulgularını ve Tiroid testlerini hepsi dikkate alınarak değerlendirmek yapmak gerekmektedir.

    Laboratuvar testlerinin yorumlanamaması hastada var olan bir hastalığın tedavi edilmemesine yol açabileceği gibi, tersine var olmayan bir durumun varmış gibi tedavi edilmesi de hasta icin ciddi sonuclar doğurabilir.

    Sonuçta bir tiroid testi bozukluğu ile karşılaşıldığında, klinik bulgular sorgulanmalı, olası testi etkileyen durumlar gözden geçirilmeli, kalıcı bir hipotiroidi varmı diye doktor tarafından testlerle değerlendirme yapılması gerekmektedir. Böylece gereksiz kafa karıştırıcı tiroid ilacı verilmesinin önüne geçecektir.

    Hipotiroidi nedenleri nelerdir ?

    Ensık nedeni primer hipotiroidi olan tiroid dokusunun vücudun kendisi tarafından tahrip edilerek ortaya çıkan hashimoto hastalığıdır. Bunun dışında tiroid cerrahisi sonrası, zehirli guatr hastalarına uygulanan atom tedavisi sonrası da görülür.

    Tiroid hormon ilaçları mutlak sabah aç karına alınmalı, beraberinde herhangi bir ilaç kullanılmamalı ve ilaç alındıktan sonra en az 30 dakika yemek yenmemelidir.

    Tedavi dozu değişebilir, duruma göre en az 6 aylık periyotlarda TSH ölçümü ile doz yeterliliği değerlendirilmelidir. Durumunuzda herhangi bir değişiklik olursa, ve tedaviye yeni başlarken doktorunuzla daha sık görüşmeniz önerilir.

    ​ Kendi başınıza ilaç dozajı yapmak tehlikeli sonuçlara neden olabileceği için yapmamanız gereken bir tutumdur. Ticari preparat değişikliklerinde doz değişikliği gerekebilir bu olası bir durumdur (yurt dışındaan ilaç getirmeye gerek yoktur)

    Hipotiroidi nasıl tedavi edilir?

    ​Tiroid fonksiyon bozukluğunun tedavisi doğrudan, iyi bilinen ve yüksek düzeyde etkili bir tedavidir. Hipotiroidide bezin tekrar iyileşmesi genellikle söz konusu olmadığından, tedavinin amacı vücuttaki eksik tiroid hormonlarını ömür boyu yerine koymaktır. Günlük olarak uygun dozda alınan bir ilaç hastaların semptomsuz bir yaşam sürmelerine imkan verir. Size hipotiroidi tanısı konduysa, tedavinin ömür boyu süreceğinin ve semptomlarınız kontrol altında olsa bile ilacın her gün alınması gerektiğini akılda tutmanız önemlidir. Bu biraz göz korkutucu olabilir, ancak hastalığınızı kontrol altına alarak ve ilaç tedavisine uyarak semptomsuz yaşamaya devam edebilirsiniz.

    Gebelik planlarsam ne yapmalıyım ?

    ​Gebelik öncesi muhakkak yeterli tiroid hormonu verilerek TSH değeri 2,5 un altına düşürülmelidir. Gebelik şüphesi halinde bile her gün dozajda 25 mikrogram artış yapılmalıdır, gebelik kesinleştiğinde doz artırımı yapılmalıdır. Belirli aralıklarda ilaç doz ayarı kontrolü yapılmalıdır.

  • Obezite; tedavideki sıkıntılarımız !

    En pratik değerlendirme ölçütleri olan beden kitle indeksi (BKİ) ve bel çevresi ölçümüdür.

    Vücut kitle indeksi formülü = Ağırlık(kg)/Boy*boy (m2) şeklindedir

    Kilo fazlalığı (BKİ≥25 -29.9 kg/m2)

    Obez (BKİ≥30-39.9 kg/m2)

    Morbid obezler (BKİ≥40 kg/m2)

    Ülkemizde erişkin nufusun 1/3’ü obez, 1/3’ü ise fazla kilolu durumda olup bu durum önemli metabolik, kardiyovasküler, ortopedik ve psikiyatrik sorunlara yol açabilmektedir

    Obezite; Yağ Dokumuz Arttığında Davetiye Çıkardığımız Hastalıklar Nelerdir ?

    Tip 2 Diabetes Mellitus

    Hipertansiyon

    Nonalkolik Yağlı Karaciğer Hastalığı

    Osteoartrit

    Gastrointestinal ProblemlerDepresyon ve Diğer

    Psikolojik Bozukluklar

    Uyku Apne/Astım/Reaktif Hava Yolu Hastalıkları

    Kadın İnfertilitesi Erkek Hipogonadizmi

    Metabolik Sendrom ve Prediyabet

    Kan yağlarında yükseklik

    Kardiyovasküler Hastalık ve Mortalite

    Obezite ve Polikistik Over Sendromu

    Obeziteye bağlı insan ömrü kısalırmı ?

    Yapılan çalışmalarda obez bireyler sağlıklı bireylere göre erken yaşta kaybediliyor. Aynı zamanda obeziteyle geçirdiği süre de belirleyici oluyor.

    Beden kitle endeksi normale yakın olsa bile karın içi artmış yağlanma tüm riskleri içeriyor.

    Kilo vermemi sağlayan tedavi yöntemleri varmıdır?

    İlaç tedavileri ve obezite cerrahisi kilo vermemize yardım eden yöntemlerdir.

    İlaç tedavileri diyet ve eğzersizle kilo veremeyen hastalara önerilir.

    İlaç tedavisi veya cerrahi tedavi uygulanan hastalar yeme alışkanlığı ve yaşam şekli değişikliği yapmalıdır.

    İlaç tedavileri

    İlaç tedavileri diyet, egzersiz ve yaşam değişikliğine ek olarak kullanılmalıdır.

    Bir çoğu geri ödeme kapsamında değildir.

    İlaçlar hastanın hayalindeki kiloya gelmesi için değil, metabolik risklerin azaldığı kilo hedefi için kullanılır.

    Kimlere önerilir ?

    BKI 27 olup diyabet, tansiyon gibi ek hastalıkları olan hastalara
    BKI 30 üzeri hastalara önerilir

  • Ürtiker tedavisi nedir ?

    Ürtiker toplumda kurdeşen ya da dabaz adıyla bilinir. Toplumun %10-20’sinde görülebilen bir hastalıktır. Hastalık deride yoğun kaşıntı, kızarıklık ve kabarıklık atakları ile seyreder. Ürtiker yuvarlak, oval görünümdedir. Bazen büyük plaklar şeklinde de olabilir. Hastaların %40’ında dudak, dil, boğaz, göz kapağı, el, ayak ve genital bölgede renksiz çok belirgin şişlikler (anjioödem) görülür. Bu şişlikler asimetrik olur ve kolayca fark edilir. Ürtiker ve anjioödem 24 saat içinde iz bırakmadan iyileşir takip eden günlerde yeniden çıkabilir. Ürtiker genellikle akşamları olmayı tercih eder. Anjioödem bazı hastalarda ürtiker olmaksızın tek başına ortaya çıkabilir. Ürtiker ve anjioödem atak sıklığı hastaya göre değişkenlik gösterir. Akut ve kronik olmak üzere 2 türü vardır. Hastalık 6 haftadan kısa sürerse akut ürtiker, 6 haftadan uzun sürerse kronik ürtiker adı verilir.

    Ürtiker nedenleri: Enfeksiyonlar, ilaçlar, besinler ürtiker nedeni olabileceği gibi, bazı kronik hastalıklar (heapatit, troidit, hipertroidi, romatizmal ve oto-immün hastalıklar, inflamatuvar barsak hastalıkları) ile de birlikte görülebilir. Özellikle ürtikerin kronik formunda hiçbir neden saptanamaz. Neden saptanamayan ürtikere türüne idiyopatik ürtiker ismi verilir. Antibiyotikler, özellikle anti-romatizmal özellik taşıyan ağrı kesiciler, MR (manyetik rozenans), BT (bilgisayarlı tomoğrafi)’de kullanılan radyokontrast maddeler ürtikere neden olabilir. Stres, anti-romatizmal ağrı kesiciler, enfeksiyonlar ürtiker ataklarını tetikleyebilir. Basınç, terleme, soğuk ve sıcak gibi bazı fiziksel faktörler de ürtikeri tetikleyebilir. Örneğin iç çamaşır ve çorapların sıktığı alanlarda ürtiker ortaya çıkması basınç ile ilişkilidir. Diğer bir örnek soğuk denize girildiğinde yada vücudun ısınması ile başlayan ürtiker soğuk ve sıcak ile ilişkilidir.

    Bilinenin aksine idiyopatik ürtiker ve anjioödem hava yolunu kapatarak hayati tehlikeye yol açmaz ve bulaşıcı bir hastalık değildir. Fakat kaşıntı ve şişlikler yaşam kalitesini çok düşürür. Hastalar tedavi edilmediği sürece sık acil servise başvururlar. Ürtikerin nedenlerini araştırmak için kan tetkikleri ve alerji deri testi (deri prick testi) yapılır. Kan testleri ve alerji testleri normal saptanırsa idiyopatik ürtiker ve/veya anjioödem teşhisi konur. Ürtikerin nedeni besin ya da ilaç alerjisi olursa bu besin ve ilaçlar kesilince hastalık ilaç tedavisine gerek kalmadan tamamen düzelir. Neden saptanamayan durumlarda hastalık bir süre sonra ilaç tedavisi ile düzelir. Ürtiker tedavi süresi hastaya göre değişir. Tedaviye anti-histaminler ile başlanır, ciddi kronik ürtiker ve anjioödem atakları kısa süreli kortizon tedavisi ile baskılanır. Fakat yan etkileri nedeni ile uzun dönemde kortizon tedavisi verilmez. Anti-histaminlere yanıt alınamaz ise 28 günde bir deri altından yapılan Anti-IgE tedavisi uygulanır. Bu tedavilere de yanıt alınmaz ise daha farklı ilaç tedavilerine geçilir.
    Ürtiker ve anjioödem geçmişte tedavisinde güçlükler yaşanan bir hastalık iken günümüzde tedavi edilemez bir hastalık olmaktan çıkmıştır.

    Sağlıklı günler dilerim….