Etiket: Tedavi

  • Saç dökülme nedenleri ?

    Saç dökülme nedenleri ?

    Uzmanlar günde 50 ile 100 kadar saç telinin dökülmesinin normal olduğunu ancak aşırı saç dökülmesi, saç köklerinde zayıflık ve saç tellerinde incelme görüldüğünde mutlaka uzman hekime başvurulması gerektiğini belirtiyor.

    Saç dökülmesini durdurmanın en etkili yöntemi saçtaki değişiklikleri erken fark ederek bir an önce tedaviye başlamaktır. Ancak saç dökülmesinin nedeni bulunmadan doğru tedaviyi uygulamak mümkün değildir. Bu yüzden aşırı miktarda saç kaybı, saç köklerinde zayıflık ve saç tellerinde incelme sorunu olanların bir uzman doktor yardımı almaları gerekmektedir.

    Uzmanlara göre, sağlıklı bir insanda saçların yaklaşık yüzde 90’ı uzama halindedir ve bu büyüme evresi 2-6 yıl kadar sürebilir. Geriye kalan yüzde 10’luk kısım ise 2-3 ay kadar süren dinlenme evresindedir. Dinlenme evresinde olan bu saçlar dökülerek, dökülen saç köklerinden yeni saçlar büyür ve döngü bu şekilde devam eder. Saç dökülmesinin çoğu bu döngü esnasında gerçekleşir.

    Saç Dökülmesinin Başlıca Nedenleri

    1. Genetik Saç Kaybı (Erkek Tipi Saç Dökülmesi):Uzmanlar saç dökülmelerinin en sık görülen sebebinin genetik özellik olduğunu belirtiyor ve bu kalıtıma sahip olan kadınlarda kellik görülmediği ancak saçlarda azalma görüldüğünü belirtiyorlar. Bu duruma “erkek tipi kellik” deniyor ve 10-20-30’lu yaşlarda başlayabiliyor. Yeni tıbbi tedavi seçeneklerinin olmasına rağmen kalıcı düzelme sadece saç transplantasyonunda(saç ekimi) görülüyor. Hasta için uygun olacak yöntem ise doktor tarafından seçiliyor.
    2. Yanlış Saç Bakımı ve Kozmetik Ürün Kullanımı:Uzmanların bilgilerine göre; boya, renk açma, perma veya saç düzleştirme gibi işlemler uygun koşullarda yapılmadığı takdirde saça zarar verebiliyor. Aynı zamanda bu işlemlerin sıkça uygulanması ile birlikte saçı sık sık yıkamak, taramak ve fırçalamakta saçı zayıflatarak kırabiliyor. Saçınızı çekerek atkuyruğu, örgü ya da sıkı lastiklerle toplama işlemlerinin sıklığı da saç kaybına neden olabiliyor.
    3. Kurutma ve Tarak Kullanımı:Saçınızı şampuanladıktan sonra saç kremi kullanmak saçınızın kolay taranmasını sağlar. Islakken saçınız daha kırılgandır. Saçın kırılarak dökülmesini engellemek için; saçı havlu ile ovalayarak kurutmaktan kaçınmak ve fırça yerine geniş ağızlı ve düz uçlu tarak kullanmak gerekir.
    4. Alopesi Areata:Her yaşta görülebilen bu tip saç dökülmesinin sonucunda kafa derisinde düzgün yüzeyli, para büyüklüğünde veya daha geniş yuvarlak yama şeklinde alanlar oluşuyor. Tüm saç ve vücut kıllarında nadiren kayıp oluşabiliyor. Bu tip saç dökülmesinin nedeni bilinmiyor ve birçok hastada saçlar daha sonra kendiliğinden büyüyor.
    5. Doğum Sonrası:Uzmanlar gebe bayanlarda saçların büyük bir kısmının büyüme halinde olduğunu, ancak doğum sonrasında saç büyüme döngüsünün dinlenmeye geçtiklerini ve 2-3 ay içerisinde aşırı miktarda döküldüklerini belirtiyor. Bu süre 1-6 ay kadar sürdükten sonra çoğunlukla yeniden büyüyerek eski miktarlarına dönüyorlar.
    6. Yüksek Ateş, Ağır Enfeksiyon ve Soğuk Algınlığı:Uzmanlar, hastalıkların saçların dinlenme evresine girmesine neden olabildiklerini ve hastalıktan 4 hafta ile 3 ay sonra yoğun bir saç kaybı olabileceğini ancak zamanla eski miktarlarına döneceklerini belirtiyor.
    7. Tiroid Hastalığı:Az ya da fazla çalışan tiroid bezinin saç kaybına neden olabildiğini belirten doktorlar, bu hastalığın tedavisiyle saç kaybının giderebileceğini belirtiyor.
    8. Eksik Protein İçerikli Beslenme:Anormal beslenme alışkanlığına sahip olanlar ve eksik protein diyeti yapanlarda protein eksiliği oluşuyor. Bu durumda vücut proteini muhafaza etmek için saçları dinlenme evresine sokarak 2-3 ay sonrasında yoğun saç kaybı oluşmasına neden oluyor. Bunun düzelmesi için ise doktorlar yeterli miktarda protein alınmasını öneriyor.
    9. Bazı İlaçlar:Doktorlara göre kullanılan bazı ilaçlar geçici bir süre de olsa saç kaybına neden olabiliyor.
    10. Kanser Tedavileri:Uzmanlar bazı kanser tedavilerinin saç hücrelerinin bölünmesini durdurabildiğini ve hastaların saçlarının yüzde 90’ını kaybedebildiklerini;fakat tedavi sonrasında saçların büyüme göstererek eski haline döneceklerini belirtiyor.
    11. Doğum Kontrol Hapları:Doktorlar, bu hapları kullanan bayanların saç dökülmesinin kalıtsal yatkınlıkla oluşabildiğini, fakat saç dökülmesi gerçekleştiğinde doktor kontrolünde hapların değiştirilmesi gerektiğini belirtiyor.
    12. Demir Eksikliği:Besinsel olarak demiri eksikliği veya demirin bağırsaklardan emiliminin yetersiz olduğu durumlarda saç dökülmesi görülebiliyor. Bayanlarda adet kanamalarından kaynaklı demir eksikliği daha sık görüldüğü için mutlaka demir eksikliği giderilmelidir.
    13. Büyük Cerrahi Girişimler ve Kronik Hastalıklar:Büyük cerrahi operasyon geçiren hastalarda birkaç ay içinde aşırı saç dökülmesi görülebiliyor fakat bu durum yine birkaç ay içinde düzeliyor. Ağır kronik hastalığı olan kişilerde ise saç kaybı ömür boyu devam edebiliyor.

  • Saç prp tedavisi (platelet rich plazma)

    Saç prp tedavisi (platelet rich plazma)

    PRP Tedavisinin Gelişimi

    PRP tedavisi, dünyada sürekli gelişme gösteren, merak edilen ve modern tıbbın gelişmesinde devrim yaratan bir tedavi yöntemidir.

    Ülkemizde çok fazla bilinmeyen PRP, deri tabakasının gençleşmesi, yaraların iyileşmesi, akne izleri ve saç dökülmesinde uygulanan alternatif bir yöntemdir.

    PRP (Platelet Rich Plazma) trombosit zengin plazmadır. Ayrıca otolog kan konsantrasyonu olarak da bilinir. Trombositler, dokuların iyileşmesinde ve kanın pıhtılaşmasında önemli bir rolü olan özel bir kan hücresidir.

    P.R.P Saç Tedavisi Nedir? (Platelet Rich Plazma)

    PRP tedavisi ile zayıflayan, ölmeye başlayan saç kökleriniz ve tüy haline gelen saç telleriniz canlanarak saçlarınız eski sağlığına kavuşur.

    P.R.P. tedavisi (Platelet Rich Plazma) kendi kanınızın özel işlemlerden geçirilerek akyuvarları ile trombositlerinin ayrılması sonucunda elde edilen iksirin seyrelmiş ya da saçsız olan bölgeye enjekte edilmesi işlemidir. PRP Uygulamaları hastane ortamında gerçekleştirilir.

    P.R.P. tedavi yöntemi uzun yıllardır Avrupa ve Uzakdoğu’da uygulanan bir tedavi yöntemidir. Uzmanlar saç dökülmesi sorunu yaşayan ve saçlarında incelme ya da seyrelmeler başlamış kişilere PRP tedavisini önermektedirler. Türkiye’de yeni uygulanmaya başlanan PRP tedavisi sayesinde saç yenilenmesinde çok ciddi etkileri gözlenmiştir.

    P.R.P. Tedavisinin Saça Uygulanması İşlemi

    Önce saç sorunu yaşayan hastanın venöz kanından 10 cc alınır. Yani 1 çay bardağının 1/10′u kadar. Daha sonra santrifüj edilen kan beyaz ve kırmızı kan olmak üzere iki kısma ayrılır. Kırmızı kanda akyuvar, trombosit, pıhtılaşma faktörleri ve PGF’ler (Trombosit Büyüme Faktörü) bulunur. Kırmızı kan özel bir işleme tabi tutulur ve seyrelmiş ya da saçsız bölgeye napaj yöntemiyle enjekte edilir.

    Bu uygulamanın temeli doku yenilenmesine dayanmaktadır ve toplam 30 dakika sürmektedir. Bu süre içerisinde herhangi bir acı ya da iz oluşmamaktadır.

    PRP Tedavisinin Süreci

    • Toplam 3 ayda ve her ay bir kez olmak üzere prp tedavisi işlemi hastane ortamında uygulanır.
    • Uygulamanın daha kalıcı olması için prp saç tedavisi sonrasında her yıl bir defa uygulanması yeterlidir.

  • Saç mezoterapisi ve kullanılan ilaçlar

    Mezoterapi, potansiyel olarak saç ekimine gerekliliği azaltan bir tedavidir.

    Saç dökülmesi için uygulanan mezoterapi teknikleri mezoterapinin kendisinden geliştirilmiştir.

    Mezoplasti veya Mezohair gibi yaklaşımlar şeklinde adlandırılabilir. Hem bayanlar hem erkeklerde yeniden saç gelişimi üzerine olumlu etkileri gözlenmiştir.

    Mezoterapi ne tamamlayıcı tıp ne de alternatif tıptır. Bu uygulama farmakolojik ilaçların intradermal veya subkutan enjeksiyonu olduğuna göre klasik tıbbın bir tekniğidir.

    Amacı hastalığın yerleştiği alanla, tedavi uygulama alanının birbirine yaklaştırılmasıdır.

    Seçilen ilaç karışımları ,bölgesel olarak küçük dozlarda özel iğneler ve özel tekniklerle cilt içine verilir. Dermis veya hipodermis, mikrosirkülasyon yoluyla aktif maddenin ulaşması gereken yere doğru yavaşça salındığı rezervuar bölge haline gelir. Dolayısıyla bu bir bölgesel-yerel tedavi yöntemidir.

    Saçlı deri mezoterapisi;saç dökülmesini durdurmak,var olan saçın kalitesini arttırmak ve yeni saç çıkışlarını aktif hale getirmek için belli periyotlarla saçlı deriye uygulanabilir bir tedavi şeklidir.

    Özel kokteyler ile saçlı deriye özellikle vitamin takviyeleri yapılır ve bu bölgeye olan kan dolaşımı geliştirilir. Kıl foliküllerinin kanlanmasının arttırılması daha iyi beslenmelerine ve gelişmelerine yardım eder.

    Bu yöntemin diğer klasik ilaç tedavilerine göre üstünlüğü ilaçların küçük dozlarda bölgesel kullanılmasıdır.Yan etki riskinin önemsiz sayılabilecek kadar az olması ve sonuçlarının etkili olmasıdır.

    Saç gelişimine yönelik mezoterapi değişik nütrientleri( biotin, hyalüronik asit ve silika gibi), vazodilatörleri ve androjen blokerleri kullanır. İlk uygulamadan haftalar sonrasında saçların tekrar geliştiği gözlenir, yaklaşık altı ay sonrasında dökülen bölgeler yeniden canlanır ve normal yapıda saçlarla yer değiştirir. Uygulamaların belirli aralıklarla devamlılığı gereklidir.

    Uygulamalar Genel Olarak Mezoterapide ;

    1. İntraepidermal uygulama
    2. Yüzeyel intradermal uygulama
      • a-Enjeksiyonsuz (Nappaj – sıvama)
      • b-Enjeksiyonlu (Nokta tarzı, nappaj)
    3. Derin intradermal enjeksiyon (Nokta tarzı- PPP 1-4 mm )
    4. Hipodermal enjeksiyon (Nokta tarzı – PPP 4-10 mm ) şeklinde yapılabilir.

    Mezoterapide Kullanılan İlaçlar ve Genel Özellikleri

    Saçlı deri mezoterapisinin temelini uygulamada kullanılan ajanlar oluşturur. Saçlı deri mezoterapisinde sabit bir ilaç tedavisi yoktur. Her hastadaki varolan patolojiye göre farklı etki mekanizmaları olan maddeler tek başlarına veya kombinasyonlar halinde verilir. Genel prensip ; uygulanacak olan formulasyonlarda çok sayıda ajanın kombinasyonundan kaçınmak ve en az madde ile hastalık patolojisine faydalı olabilecek terkibi hazırlamaktır.

    Mezoterapi ile kullanılabilecek maddeler şu şekilde sınıflandırılabilir :

    • Lokal anestetikler : prokain, ksilokain
    • Vasküler etkililer : buflomedil, melilat-rutin, pentoksifilin, gingko biloba, minoksidil paridil heparin.
    • Saç folikülünün uyarılması ve saçın onarılmasına etkililer: X-ADN , aminoasitler, organik silisyum.
    • Antiandrojen etkililer: finasteride, dutasterid, bitkisel ekstreler.
    • Antiseboreik-antiinflamatuar etkililer : çinko, selenyum, salisilat.
    • Keratin biyosentezi için etkililer: biotin, bepanthene, vitamin A , vitamin B grubu (pantotenik asit, vitamin B5 gibi), aminoasitler, oligoelementler, çinko, bakır, magnezyum.

    Bu ajanları içeren standart ampül ve vial tarzında preparatlar artık mevcuttur. Minoksidil, finasterid, dutasterid, biotin, x-adn, organik silisyum, d-pantenol gibi ajanlar kendi isimlerinde bulunabilmekle beraber değişik aminoasitler, vitaminler ve oligoelementleri kombine halinde bulunduran standart ürünler ( keractive, haircare gibi) de mevcuttur. Bunlar tek başlarına veya kombinasyonlar tarzında uygulanabilir.

    Enjekte edilen bileşimin içeriği:deri nekrozu yapabilen alkol bazlı solventler olmamalıdır. Bileşim izotonik olmalı , pH nötr olmalı, hipoallerjik olmalı ve yerel olarak iyi tolere edilebilmelidir. En önemli nokta tedaviye başlamadan önce kesin bir tanı koyup enjekte edilecek karışımı doğru seçmelidir.

    Saç Mezoterapisinin Etki Mekanizmaları ve Tedavi Amacı

    Bu maddeler ile yapılan kokteyler dermal papilla düzeyinde etki ederek saçların gelişimini, yenilenmesini uyararak keratin üretimini düzenlerler.

    Kokteyldeki vazodilatör(damar genişletici) maddeler fonksiyonel bir mikrosirkülasyon sağlayarak ,saç foliküllerinin kanlanmasını arttırırlar. Böylece saçın canlanmasını ve kalınlaşıp parlamasını sağlarlar. Sinir uçlarından salınan mediatörleri kontrol altına alırlar.

    Mezoderm aralığında bağışıklık sisteminin (immun sistem) kan hücrelerinin % 40 oranında varlığı göz önüne alındığında ,immun üniteyi etkileyerek immun saç dökülmesini önlemeye çalışırlar.

    Kokteyldeki vitaminler ve elementler saç dökülmesini engellerler; yağ sekresyonunu düzenlerler ve kepek oluşumunu azaltırlar ; antioksidan özellikleri ile katkı sağlarlar.

    Sonuç olarak ulaşılan nokta ; ilaçların küçük dozlarda bölgesel kullanılmasıdır. Yan etki riskinin önemsiz sayılabilecek kadar az olması ve tedavinin daha çok etkili olmasıdır.

    Saçlı Deri Mezoterapi Endikasyonları

    • Erkek tipi saç dökülmesinde (androgenetik alopesi)
    • Alında traksiyon (çekmeye bağlı) dökülmelerde
    • Alopesi areatada (saçkıran)
    • Doğum sonrası dökülmelerde
    • Daha çok kadınlarda görülen diffuz (genel) dökülmelerde
    • Bazı saçlı deri hastalıklarında (sedef hastalığı, liken, seboreik dermatit gibi) uygulanır.
    • Erkeklerde erken evrede yapılan tedavi daha etkilidir.

    Kontrendikasyonları

    Hamileler, emzirenler, immunolojik hastalığı olanlar, kanser hastaları, diabetikler, antikoagülan tedavi görenler uygun hasta değildirler.

    Saç Mezoterapisi Uygulanırken Öncesinde ve Sonrasında Dikkat Eilmesi Gerekenler Vardır.

    Mezoterapi Öncesi Yapılması Gerekenler Nelerdir?

    • Klinik muayene ile dökülmenin seviyesi belirlenmelidir.
    • Trikogram incelemesi yapılmalıdır.
    • Hasta yatar pozisyonda olmalıdır.
    • Uygulamadan önce eldiven giyilmeli ve bölge antiseptik solüsyonla dezenfekte edilmelidir. Alkol, eter , klorheksidin, betadin deri dezenfeksiyonunda tercih edilir.
    • 48 saat önce analjezik ve antiiflamatuar uygulamaları kesilmelidir.

    Mezoterapi Sonrası Yapılması Gerekenler Nelerdir?

    • Tedavi sonrası derinin % 70 lik etil alkol ile temizlenmesi önerilir.
    • Kural olarak , allerji riskini arttırmamak için seans sonrası sıcak duştan kaçınılmalıdır.
    • Ekimozu önlemek için seans sonrası hemostaz elle veya hastanın ağırlığı ile yapılmalıdır.
    • Seanslar çok sık aralıklarla tekrarlanmamalıdır.Bir önceki seansın yararlı etkilerini ortadan kaldırabilir.

  • Tüp Bebek Nasıl Olur? / Tüp Bebek Nasıl Yapılır?

    Tüp Bebek Nasıl Olur? / Tüp Bebek Nasıl Yapılır?

    Çitlerin normal yollardan çocuk sahibi olmasını engelleyen birçok faktöre bağlı olarak alternatif çözüm yolu sunan tüp bebek tedavi yöntemleri, kısırlık gibi oldukça komplike olguları başarılı bir şekilde sonuçlandırmaktadır. Ancak tüp bebek tedavi yöntemlerinin başarısı çiftlerin sorunlarına odaklı uygulanan doğru tedavi yöntemi ve çiftlerin üreme hücrelerinin kalitesi doğrultusunda şekillenir. Bu parametreler doğrultusunda tüp bebek tedavisi günümüzde her ne kadar başarılı sonuçlara imza atsa da, %100 başarı garantisine sahip değildir. Bu nedenle çiftlerin tedaviye başvurması ile her ihtimale karşı maddi ve manevi olarak her şeye hazırlıklı olması, doktorundan tedavi hakkında gerekli tüm bilgiyi edinmesi gerekir.

    Tüp bebek nasıl yapılır?
    Tüp bebek tedavi yöntemlerine başvuran çiftlerin öncelikle normal yollardan çocuk sahibi olmama nedenlerine yönelik anne ve baba adaylarına eş zamanlı olarak bir takım test ve tetkikler uygulanır. Ayrıca çiftlerin daha önceden denemiş olduğu diğer yardımcı üreme yöntemleri ve kullandıkları ilaçlar hakkında detaylı bir araştırma yapılır. Test sonuçlarına göre çiftler için uygun tedavi yöntemi belirlenirken, tedavi süreci hakkında çiftlerin kafasındaki soru işaretlerinin giderilmesi amaçlanır.
    Tüp bebek, kadın ve erkeğe ait üreme hücrelerinin vücut dışı ortamda bir araya getirilmesi sonucu elde edilen embriyonun anne adayının rahmine yerleştirilmesi ile gebeliğin oluşumunu destekleyen yardımcı üreme yöntemidir. Bu işlemler gebelik için uygun şartların yerine getirilmesi ve bazı ilaçların kullanılması ile kademeli olarak yaklaşık 1 ay gibi kısa bir süre içerisinde tamamlanmaktadır. 

    Tüp bebek tedavi aşamaları nelerdir?
    Tüp bebek tedavisine başvuran hastaların gebelik için uygun şartları değerlendirilir ve uygunluğunun saptanması ile tedavi süreci başlatılır. 

    1)Yumurta gelişimi 
    Tedaviye başlamadan önce yapılan tetkiklerin ardından gebelik için uygun kaliteye sahip yumurta hücrelerinin elde edilmesi amacı ile kadının yaşı, yumurta rezervleri ve hormon seviyeleri göz önünde bulundurularak, yumurtalıkların uyarılması için hormon iğnelerinin dozu ve kullanım şekli belirlenir.
    Genellikle adetin ikinci ya da üçüncü gününde yumurtalıkların uyarılması için yapılan hormon iğnelerinin ardından foliküllerin belli bir olgunluğa erişmesi beklenir. Bu süre zarfında östrojen hormonu seviyeleri ve yumurtalıklar ultrasonla takip edilir. Bu süreç yaklaşık 12-16 gün arasında değişirken, çatlama iğnesinin ardından 32-36 saat sonra bir sonraki aşama olan yumurta toplama işlemine (OPU- oocyte pick up) geçilir.

    2)Yumurta toplama
    Çatlatma iğnesinin ardından 32-36 saat sonra anestezi altında vajinal ultrasonografi ile anne adayının yumurta hücreleri ince bir kanül aracılığı ile toplanır. Toplanan yumurtalar steril tüpler içerisinde baba adayından elde edilen sperm hücreleri ile bir araya getirilmek üzere laboratuvar ortamına taşınır. Yumurta toplama işlemi önceki yıllara nazaran günümüzde oldukça rahat ve ağrısız bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Ancak işlemden sonra bazı hastalarda ortaya çıkan ağrı durumu, hafif ağrı kesiciler ile kontrol altına alınabilmektedir. Kadının yumurta toplama işlemine paralel olarak erkekten sperm elde etme işlemleri yapılır.

    3)Döllenme işlemi
    Anne ve baba adayından elde edilen üreme hücreleri laboratuvar ortamında bir araya getirilerek döllenmeye maruz bırakılır. Bu aşamada embriyoların gelişimi ve kalitesi takip edilerek, gebelik için en iyi kaliteye sahip olan embriyolar saptanır. Bu süreç yumurta toplanma işleminden 5-7 gün sonra meydana gelen embriyonun anne adayının rahmine yerleştirilmesinden sonra tamamlanır.

    4)Embriyo transferi
    Tüp bebek tedavi yöntemlerinin son aşaması olan embriyo transfer işlemi, döllenen en kaliteli embriyonun saptanması ile anne adayının rahmine yerleştirilmesidir. Embriyo transferi anestezi gerektirmeyen ağrısız bir işlemdir. İşlem öncesi anne adayını rahim ağzı özel solüsyonlarla temizlendikten sonra, abdominal ultrason eşliğinde ince bir kateter yardımı ile rahme yerleştirilir. Bahsedildiği üzere işlem anne adayını rahatsız olabileceği bir ağrı durumu yaratmadığı için işlemden 1-2 saat sonra hasta evine gidebilir. Ayrıca transfer edilen embriyo sayısının dışında geriye kalan kalite embriyolar bir sonraki tedavi için ya da ilerleyen dönemlerde tekrar kullanılmak üzere dondurularak saklanabilir. 

    5)Bekleme süreci
    Embriyo transferinden sonra tüp bebek tedavi işlemleri tamamlanmaktadır. Bu süreçten sonraki aşama ise yalnızca gebelik testi ile sonuçların elde edileceği günü kapsar. Transferden yaklaşık 2 hafta sonra yapılan gebelik testi ile tedavinin sonuçları elde edilmektedir. Gebelik pozitif ise normal gebeliklerde olduğu gibi gebelik süreci gebelik takipleri ile başlar.

    Tüp bebek tedavisi ne kadar sürer?
    Tüp bebek tedavisine başlamadan önce yapılan tetkikler ve doktorun çiftleri değerlendirilme aşaması dışında, tedavi aşamaları yaklaşık 15 gün gibi kısa bir sürede tamamlanmaktadır. Tedavi süresi anne adayına uygulanan işlemleri kapsarken, yumurta toplama işlemine eş zamanlı olarak baba adayında 10 dakika içerisinde sperm elde edilmektedir. Ancak tedavi aşamalarında karşılaşılan bazı aksamalar nedeni ile bu süre uzayabilir. Özellikle yumurtalıkların uyarılmasına bağlı olarak kullanılan ilaç dozajlarına göre yumurtalıkların verdiği cevap bu süreyi etkilemektedir. Bunun dışında yanlış doz kullanımı sonucunda meydana gelen OHSS yani yumurtalıkların aşırı uyarılması tedavi süreci etkileyen başlıca komplikasyon olarak adlandırılır. Eğer OHSS söz konusu ise tedavi aşamaları durdurularak, bu sendromun giderilmesine yönelik tedavi uygulanır. OHSS’nin giderilmesinin ardından tedaviye tekrar başlanır. 

  • Tüp Bebek Tedavisi Kaç Kez Denenir?

    Tüp Bebek Tedavisi Kaç Kez Denenir?

    Kısırlık gibi oldukça komplike olgularda belli bir başarı tablosu çizen ve çiftlerin sorunlarına yönelik uygulanan tüp bebek tedavi yöntemleri, günümüzde normal yollardan çocuk sahibi olamayan çiftler için alternatif çözüm yolu sunmaktadır. Teknolojiyi paralel olarak başarısını desteklese de, %100’lük başarı garantisi yoktur. Çiftlerin bu ihtimali göz önünde bulundurması ve tedaviye bu bilinçle başvurması önerilmektedir. Aksi halde başarısızlık karşısında ortaya çıkan maddi ve manevi kayıplar çiftleri olumsuz yönde etkileyerek, sonraki denemelerde elde edilebilecek başarı oranı görmezden gelmelerine yani tedaviyi reddetmelerine neden olmaktadır. Bu nedenle çiftlerin başarıya odaklanmaları ancak başarısızlık ihtimalinin de olduğunu düşünerek her şeye karşı hazırlıklı olmaları gerekir. 

    Tüp bebek tedavilerinde deneme sayısı olarak belirlenmiş belli bir sınırlandırma yoktur. Anne ve baba adaylarının isteği doğrultusunda başarı elde edinene kadar deneme yapılabilir. Ancak bu denemeler daha çok çiftlerin maddi ve manevi yeterlilikleri doğrultusunda sınırlandırılmaktadır. Eğer yeni deneme için maddi ve manevi olarak kendilerini hazır hissediyorlar ise, tedaviye tekrar başvurabilir. Bu durum başarısızlıkla sonuçlanan her deneme için geçerlidir. Ancak uzmanlar 3 deneme sonunda başarı elde edilememiş ise, gebelik şansının düştüğü yönünde ortak görüşe sahiptir. Fakat ilk denemelerin başarısızlıkla sonuçlanması ciddi bir sorun olarak görülmemekle beraber, ikinci denemeler için daha uygun tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesini sağlamaktadır. Bu nedenle uzmanlar ilk başarısızlığın rehber niteliğinde olduğunu vurgulayarak, çiftlerin hemen ümitsizliğe kapılmamasını önermektedir. Ayrıca ilk başarısızlıktan sonraki denemelerde ciddi bir sorun bulunmuyor ise, mutlak başarı elde edilmektedir.

    Tüp bebek neden tutmaz?

    Tüp bebek tedavi yöntemlerine başvuran çiftlerin sorunlarına yönelik uygulanan alternatif tedavi seçenekleri ile oldukça karışık birçok faktörün birbirine paralel olarak işleyişi sonucunda başarılı bir şekilde sonuçlanmaktadır. Kısacası tüp bebek başarısını etkileyen birçok faktör vardır. Özellikle anne adayının ilerleyen yaşı yumurta rezervleri için ciddi bir sorun oluşturmaktadır. Ayrıca yaş ilerledikçe genetik risk faktörleri de ortaya çıkmaktadır. Bu durumlar tedaviyi başarısız kılarken, yumurta gelişimi aşamasında uygulanan ilaçlara karşılık yumurtalıklardan istenilen cevaplarda yetersiz olmaktadır. Bu nedenle anne adayını yaşı tüp bebek tedavilerini tutmama nedenlerinin başında gelmektedir. Bunun dışında baba adayından kaynaklanan sorunlarda başarısızlığı etki kılmaktadır. Tüp bebek tutmama nedenleri aşağıdaki gibi olmaktadır:

    • Sperm sayısının, kalitesinin, hareketliliğinin yetersiz olması
    • Rahim duvarının yeterli kalınlıkta olmaması
    • Başarısız embriyo transferi
    • Embriyo kalitesinin yetersiz olması
    • Yanlış tedavi
    • Tedavi kapsamında kullanılması gereken ilaçların zamanında kullanılmaması
    • İlaçların hatalı dozlarda kullanılması
    • Sağlıksız ve düzensiz beslenme alışkanlıkları gibi birçok faktöre bağlı olarak tedavi başarısızlıkla sonuçlanmaktadır.

    Tüp bebek tedavisi en fazla kaç kere yapılabilmektedir?

    Tüp bebek tedavi deneme sayısı hakkında yasal olarak ya da bilimsel olarak başarısızlık olarak adlandırılacak bir sınırlama yoktur. Fakat tedavinin başarısını etkileyen en önemli faktörlerden biri olan tecrübeli ve güvenilir merkez seçimi, deneme sayısında da etkili olmaktadır. Ancak genel olarak anne adayının yaşı ile alakalı olarak belli bir başarı oranı izlenmektedir. Eğer anne adayını yaşı ilerlemiş ise, başarı şansı her denemede biraz daha düşecektir. Ancak yaş sorunu olmayan ve ciddi kısırlık vakaları dışında kalan sağlıklı çiftlerde bu risk faktörü içinde yer alabilmektedir. Bu nedenle çiftlerin sorularına yönelik maddi ve manevi yeterlilikleri doğrultusunda tüp bebek denemelerinin gerekliliği konusunda doktorunuz sizi bilgilendirecektir. Günümüzde ilk 3 denemede başarıyı yakalayan çiftlerin yanı sıra 8. ve 10. denemelerinde de başarıyı elde eden çiftler de vardır.

    Tüp bebek tedavisi hangi durumlarda iptal edilir?

    • Yumurtalık fonksiyonlarının yetersiz olması, istenilen cevabın alınamaması
    • Yumurtalıkların beklenen tarihten daha önce çatlamış olması
    • Elde edilen üreme hücreleri ile döllenmenin olmaması
    • Baba adayının menisinde hiç sperm hücresi olamaması ya da testislerden sperm elde edilememesi
    • Sağlıklı embriyonun elde edilememesi halinde embriyo transferi gerçekleştirilmeden önce tüp bebek tedavisi iptal edilmektedir.
  • Yüzünüzdeki kahverengi lekeler !

    Yüzdeki kahverengi lekeler, hamilelik lekeleri ve çiller, akne tedavisi sonrası gelişen lekeler kozmetik olarak sıklıkla şikayet ettiğimiz sorunlardır. İnsanın ruh sağlığını, görünümünü, ilişkilerini ve özgüvenini önemli derecede etkiler. Tedavisi, zaman ve sabır isteyen bir durumdur. Ancak tedavi edilmezlerse, renk koyulaşır; renk koyulaştıkça, tedavinin yararı azalır. Tedavide ilk basamak güneşten korunmak ve lekenin sebebini araştırmaktır.

    Yüzdeki kahverengi lekelerin en sık sebebi güneş ışınlarıdır. Ayrıca hamilelik, tiroid hastalıkları, hormon tedavileri, bazı kozmetikler ve ilaçlar (epilepsi ilaçları, doğum kontrol ilaçları vb.) gibi pek çok faktör de renk maddesinin aşırı yapımına veya depolanmasına neden olabilir. Derinin kahverengi rengi, “melanin” olarak adlandırılan renk maddesine bağlıdır. Melanin maddesi, renk hücreleri tarafından yapılır. Derinin üst ya da alt tabakasında depolanır.

    Leke tedavisinin temeli güneşten korunmadır. Ayrıca kozmetik ürünler, hormon ve güneşe duyarlandırıcı ilaç kullanımının sınırlandırılması da gerekmektedir. Güneşten korunmayla birlikte, oluşmuş lekeleri soldurmak için, “renk açıcı” kozmetik ürünler de kullanılmalıdır. Günümüzde “renk açıcı kremler” adı altında pek çok ürün geliştirilmiş ve satışa sunulmuştur. Bu ürünlerin, koruma faktörü 30'un üzerinde olan güneşten koruyucular ve kimyasal peeling ile birlikte kullanılması, etkinliklerini arttırmaktadır. Güneşten koruyucular, tedavi sırasında ve tedavi sonlandırıldıktan sonra ömür boyu kullanılmalıdır. Çok az bir güneş ışığı bile renk hücrelerini uyarabilir.

    Leke tedavisinde etkinliğini belirleyen faktörler:

    • Kişinin tedaviye uyumu/”güneşten korunmak”, leke tedavisinin birinci adımı ve “olmazsa olmaz”ıdır. Güneşten yeterince korunmayanlarda tedavi tamamen başarısızdır. İlave olarak her güneş temasında lekeler koyulaşır ve derinleşir.

    Ancak, unutulmamalıdır ki, “güneşten koruyucu kremler” güneşten korunmanın sadece bir komponentidir. Asıl korunma, dışarıda geçirilen zamanı kısıtlamak ve koruyucu giysiler (şapka, gözlük vb.) giymektir. Ayrıca diyet desteği olarak mutlaka antioksidan içeren (özellikle vitamin C, A, üzüm çekirdeği özütü, alfa-lipoik asit vb.) tabletler kullanılmalıdır.

    • Sebebin belirlenmesi: Mutlaka bir hekim kontrolü altında, hormonal yönden değerlendirilmeli, kullanılan ilaçlar gözden geçirilmelidir.

    • Lekenin derinliği: Melanin depolanması ne kadar yüzeysel ise ürünlerin başarısı yüksek; melanin depolanması ne kadar derinse tedavi o kadar zordur; bazen tamamen başarısızdır. Dermotologlar, özel geliştirilmiş bir ışıkla, lekenin derinliğini tespit edebilirler. Tedavinin düzenlenmesinde ve takipte doğru adres bir dermotologdur.

    • Leke tedavisi uzun süreli bir tedavidir; zaman ve sabır ister: “renk açıcı” kozmetik ürünlerin, etkilerinin değerlendirilebilmesi için, en az 3-6 ay kullanılmalıdır. Tedavinin devamı ve kesilmesine, takip eden dermatolog karar verir. Tedavi sonrası tekrar nüks önemli bir sorundur.

    Gebe, Loğusa ve doğum kontrol ilacı kullanan bayan hastalarda tedavi önerilmemektedir. Gebelerde oluşan lekeler, genellikle doğumdan sonra 1 yıl içinde kaybolur. Önemli olan, bunlara güneş lekelerinin ilave olmamasıdır.

    Günümüzde pek çok “renk açıcı” ürün geliştirilmiş ve kullanıcıya sunulmuştur. Bu ürünlerin bileşimlerinde çoğunlukla: Vitaminler, kojik asit, arbutin, meyan kökü, meyve asitleri, azaleik asit, hidrokinon vb. maddeler ve bu maddelerin bileşimleri yer alır.

    Mekanik veya kimyasal peeling ile derinin üst tabakasının ölü hücrelerden arındırılması (profesyonel olarak), renk açıcı ürünlerin etkinliğini ve tedavinin başarısını arttırır.

    Son zamanlarda en etkin tedavi yöntemleri arasında; FRAXİONEL LAZER ve PRP (Platelet Rich Plasma-platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulaması) tedavileri sayılabilir. Her iki tedavi yönteminde amaç;hasarlı dokunun onarımını başlatmak ve hızlandırmaktır.Aslında derimizin bir yarayı iyileştirirken yaptıkları taklit edilir. Cildimize limitleri belli, hafif bir hasar verilir ve bu hasar derimizi hızla iyileştirmek için tetikleyici bir güç olarak kullanılır. Bu hasar sonrasında büyüme faktörleri salınır ve iyileşme süreci başlamış olur.

  • Aşırı terlemeye karşı en etkili çözüm hangisidir?

    Aşırı terlemeye karşı en etkili çözüm hangisidir?

    Terlemek Kader Değil!

    Bahar aylarını yaşadığımız şu günlerde hepimizde tatlı bir telaş görülür. Yaza formda girmek ve kış boyunca aldığımız kiloları geri vermek isteriz. En çok bu aylarda spor yapar ve ter atarız. Spor ve sıcak hava ile birlikte ter atma oranımız artar ve bu kimilerimiz için büyük sorun haline gelebilir. Hatta bazıları yaz kış farkı olmaksızın bu sıkıntıyı sürekli yaşarlar. Mutlaka sizde karşılaşmışsınızdır onlarla. Aşağıdaki yakınmalardan bazıları size veya bir yakınınıza tanıdık gelebilir.

    İnsanlarla tokalaşmaktan çekiniyorum, ellerim sürekli terliyor.
    Çizim yaparken elimin altına peçete koymam gerekiyor.

    Ayaklarım sürekli terlediği için bir başkasının yanında ayakkabımı çıkartamıyorum

    Gömleğimdeki ter izlerinden dolayı toplantılarda ceketimi çıkartmak istemiyorum.

    Yıllardır açık ayakkabı giymek isterim, terden dolayı giyemiyorum.

    Eğer siz de bu tip bir sorunla karşılaştıysanız veya bir yakınınızın bu tip yakınmalarına şahit olduysanız Hiperhidroz ile ilgili bilgilenmenizde fayda var demektir.

    Hiperhidroz nedir?

    Hiperhidroz kelime anlamı olarak aşırı terleme anlamına gelir. Terleme vücudun kendini serinletmesi için kullandığı en önemli yollardan biridir. Hiperhidrozlu insanlar ısı kontrolü için gerekenden çok fazla ter salgılarlar.

    İki tip hiperhidroz vardır. Genel hiperhidroz bütün vücudu etkiler ve daha seyrek görülür ve genellikle başka bir hastalıkla ilişkilidir.

    En genel tip; bölgesel hiperhidrozdur. Koltukaltı terlemesi, şikayetlerin % 30-40’ını oluşturur. Geri kalan kısımda el ve ayak terlemesi önemli yer tutmaktadır. Daha seyrek olmakla beraber yüz de etkilenebilir.

    Hiperhidroz ne sıklıkla görülür?

    Her 100 kişiden birinde hiperhidrozun bir şekli görülür. Genellikle ergenlikte ve 20’li yaşlarda başlar.

    Bölgesel hiperhidroz neden oluşur?

    Sebebi tam olarak bilinmemektedir. Hiperhidrozu olanların üçte bir ila yarıya yakınının akrabalarında aynı sorunu olan bulunmaktadır. Bu da kalıtsal bir neden olduğunu düşündürmektedir.

    Vücutta hiperhidroza neden olan nedir?

    Bölgesel hiperhidroz bir tür ter bezinin aşırı çalışmasından veya sorunlu olan bölgede fazla miktarda bulunmasından kaynaklanır. Bu ter bezleri vücutta her yerde bulunmakta ancak en sık olarak el, ayak ve koltuk altında bulunmaktadır. Hiperhidrozu olanlar yüksek miktarda ter üretirler. Bu da el, ayak, göğüs veya koltuk altının (vücudun etkilenen yerine bağlı olarak) sürekli olarak ıslak olması demektir. Bu durum kişiyi işte ve sosyal hayatta zor durumda bıraktırabilir ve normal günlük aktivitelerin sürdürülmesini zorlaştırabilir. Hiperhidrozun koku yaptığı doğru değildir; bazıları terin koku yaptığını düşünür, aslında koku terin ciltte uzun süre kalması ile oluşan bir bakteriden kaynaklanır.

    Hiperhidroz için ne yapabilirim?

    Kendi başınıza alabileceğiniz bazı önlemler: Sizi serin tutacak giysi seçin. Doğal pamuklular serin tutar ancak teri emerler ve ıslak kalırlar. Gün içerisinde giysi değiştirmeye çalışın. Çalışma ortamınızı serin tutun ve iyi havalandırın. Terlemeye yol açan yiyecek ve içecekten uzak durun. Bu herkese göre değişir, sizi etkileyenleri tespit edebilirsiniz. Stres, gerginlik ve endişe herkes için genel bir problemdir. Hiperhidrozu olanların bu durumlarda terleme ile ilgili başka zorlukları da olur. Gün içerisinde stresi nasıl azaltacağınızı düşünebilirsiniz, aktivitelerinizi dikkatli planlayıp ve dinlenmek için zaman ayırabilirsiniz. Ter kokusu kişisel temizliğe verilen önemle giderilebilir; gerçi sürekli terleyen biri için bu kolay olmasa da etkili ve basit bir önlemdir.

    Tedavisi var mıdır?

    Bölgesel hiperhidroz tedavisinde bazı deodorant ve spreyler kullanılabilir ancak bunlar sadece kısa süreli etki gösterirler, iontoforez denilen bir dermatolojik metod el ve ayaklardaki hiperhidroz için kullanılabilir. Ancak bu metod da haftada en az iki kez uygulanma gereği ve etkinin kalıcı olmaması nedeniyle tedavi başarısı ve hasta uyumu düşüktür. En radikal tedavi terleyen bölgedeki ter bezlerinin cerrahi metotlarla çıkarılmasıdır. Ancak bu metod çoğu hasta için zahmetli ve tercih edilmeyen bir alternatiftir.

    Bölgesel aşırı terleme probleminde en başarılı sonuçları aldığımız yeni bir tedavi şekli ve bu tedavide kullandığımız bir ilaç var: BOTOX

    Botox nedir ? Nasıl etki eder?

    Botox deri altına enjekte edilen bir ilaçtır. Hiperhidroz için önerilir, yıllardır göz, yüz, boyun ve ayakta kullanılmaktadır. Deri altına çok az miktarda (ortalama 100 ünite) enjekte edilen Botox ter bezlerine ulaşan sinirlerin çalışmasını geçici süre bloke ederek ter bezlerinin ter üretimini bölgesel olarak engeller.

    Botox yapıldığı bölgedeki duyu hislerini etkilemez sadece ter bezlerini etkiler.

    Botox nasıl uygulanır?

    Çok ince uçlu iğnelerle terleyen bölgeye sık aralıklarla uygulanır. Terlemenin en yoğun olduğu bölgeyi görmek için renk veren bir solüsyon sürülebilir. Uygulama en fazla yarım saat sürer. Enjeksiyon yapılan bölgede ağrı olmaması için sıklıkla lokal bir anestezik krem kullanılabilir, ya da enjeksiyon bölgesi kısmi olarak uyuşturulabilir. Uygulamadan hemen sonra kişi günlük aktivitesine geri dönebilir.

    Ne kadar süre sonra etkili olmaya başlar ve etkisi ne kadar sürer?

    Uygulamadan sonraki ilk hafta içerisinde iyileşme gözlenir. Botox’un etkisi genellikle 4 ila 10 ay sürer. Etki geçmeye başladığında ikinci uygulama yapılır.

    Botox uygulamalarına devam etmezsem ne olur?

    Botox’un etkisi bir süre sonra geçmeye başlar. Eğer devam etmezseniz uygulanan bölgelerde kalıcı bir değişiklik olmaz ve terleme düzeyi yavaş yavaş tedaviye başladığınız seviyeye gelir.

  • HPV Virüsünün Etkileri: Genital Siğiller, Rahim Ağzı Kanseri

    HPV Virüsünün Etkileri: Genital Siğiller, Rahim Ağzı Kanseri

    HPV , human papilloma virüs, cinsel temasla bulaşır. Hem erkeklerde hem kadınlarda HPV virüs enfeksiyonunun etkileri görülebilir. 

    Erkeklerde görülen HPV virüs enfeksiyonunun belirtisi genital siğillerdir. Kadınlarda ise bulaşan HPV virüsünün tipine göre, virüs enfeksiyonun etkisi dış genital bölgelerde genital siğiller, rahim ağzında ise smear ile tespit edilen rahim ağzı hücresel bozuklukları (ascus, cin 1-2-3), ileri dönemlerde ise rahim ağzı kanserleri olarak görülebilir.

    Kadınlarda HPV virüsü siğile sebep olduğunda belirtileri erken ve kolay gözlenir. Ancak rahim ağzı hastalığı yapan tipler bulaştığında, hiç belirti vermeden de uzun yıllar virüs taşınabilir. Bu yüzden hiçbir şikayeti olmayan hanımların, rutin yıllık kontrollerini yaptırmalarını, smear takibini aksatmamalarını önermekteyim.

    Kötü kokulu akıntılar, rahim ağzı hasarları, yaraları, ilişki sonrası kanamalar gibi belirtiler HPV virüsünün rahim ağzında yarattığı enfeksiyon veya tahribatın belirtileri olabilirler. 

    Smear testi ile rahim ağzında virüs etkisi saptandığı durumlarda, virüs tiplemesi ile bulaşan virüs tipinin kanser yapma etkisinin olup olmadığını tespit etme şansımız bulunmaktadır. 

    Klasik bilgilerimiz siğil veya kanser yapan virüs tiplerinin bulaştıktan sonra, vücuttan arınamayacağı ve sebat edeceği yönündedir. 

    Tedavileri ise virüsün yaptığı etkilere göre planlanır. Genital siğillerin tedavisi, siğillerin koterizasyonu veya dondurulması ile yapılır. Daha sonra da nüksü engelleyici medikal tedaviler uygulanabilir. Virüs genital bölgede cilde yerleştiği için bağışıklık sistemi baskılandığında siğillerde tekrarlamalar görülebilir. 

    Rahim ağzına bulaşan HPV virüslerinin yönetimi, smear testinin sonucuna göre planlanır, tedavi ve takibi bu sonuca göre yapılır. Rahim ağzındanki etkilere göre, tanı ve tedavide, kolposkopi, biopsi, leep ile konizasyon veya soğuk konizasyon işlemleri yapılabilir. Rahim ağzı hastalığı tespit edildiğinde bu işlemler ile patolojiyi ortaya koyarak, cerrahi sınırların sağlam olduğunu teyit ettiğimiz sürece 3-6 aylık smear takipleri ile hem hastalıksız hem de güvenli bir takip yapmış oluruz. 

    HPV virüsü tespit edilen hanımların çoğu, hemen kanser olduk korkusuyla bize başvurmaktadırlar. Yanlış ve eksik bilgilerden dolayı, doğru hekime ulaşana kadar bu kaygılar devam etmektedir. Hpv enfeksiyonunun ileri dönem etkilerinden olan rahim ağzı kanseri ancak takipsiz ve ilgisiz hanımların başına gelebilmektedir. 
    HPV virüsünün etkileri ve rahim ağzı  hastalıklarının ilerleyişi aşamalardan geçtiği için, rahim ağzı kanserine dönüşümü 8-10 yılı bulabilmektedir. 

    Bu bilgilerin ışığında sizlerle paylaşmak istediğim öneriler şunlardır; 
    Hiçbir şikayetiniz olmasa dahi yılda bir kez jinekolojik muayene olup smear aldırmalısınız.
    Her kötü kokulu akıntı, vajinal kanama virüs varlığına veya rahim ağzı kanserine işaret etmez.
    Ancak bu şikayetleriniz olduğunda ihmal etmeden muayene olmalısınız. 
    Smear testi hayat kurtarıcı bir tarama testidir, kesin tanılar  şüpheli smear sonuçları tespit edildiğinde yapılacak biopsi sonuçları işe konulur. Tanı, tedaviler ve takipler  biopsi yani alınacak patoloji sonuçlarının ışığında yönetilir. 

  • Sağlıklı saçlar ve saç hastalıkları

    Saçlarımız, hatta cildimizin tüm hücreleri belirli frekanslarla dökülmektedir. Cildimizin hücreleri ortalama 28-45 günde bir dökülürken saçlarımızın döngüsü 4-6 yıldır. Ancak saçların döküldüğüne hemen her gün şahit olmaktayız. Çünkü dökülme evresine giren mutlaka 50-100 saç teli bulunmaktadır. Bu demektir ki günlük saç dökülme miktarı 50-100 saç teli için normal olarak kabul edilebilmektedir. Dökülen saçın yerini saç kökünün yeni ürettiği bir saç teli almaktadır.

    Her gün kaç saç telinin döküleceği, kişinin toplam terminal saç sayısı, saçlarının yaşam döngüsünün ortalama süresi, genetik özelliklerimiz, metabolik özelliklerimiz ve yanı sıra, saçlarının maruz kaldığı fiziksel etkiler (şampuanlama, fırçalama) gibi faktörlere bağlıdır. Kopan ve kırılan saç telleri de dikkate alınmalıdır, çünkü bunlar görünürde dökülen saç sayısını arttırmaktadırlar. Aslında, döküldüğü sanılan saçların çoğu bazı sebeplerden ötürü kırılmış olan saç telleri olabilmektedir.

    Bazen özellikle vücudun stres altındayken gösterdiği tepkiler dışında, saçlarda aşırı dökülme tariflenir. Bu durum kadınlarda erkeklere göre daha sık görülebilir veya kadınların saçlarına olan ilgisi yüzünden daha fazla göze çarpabilir.

    Kadınlarda saç dökülmesi aylık periodları ile ilişkili olarak, adetten hemen önceki günlerde, menapoz dönemlerinde, hamilelik bitiminden 4-6 ay sonrasında görülebilir. Bu tip hormonlara bağlı dökülmeler de fizyolojik sınırlar içindedir. Mevsim döngülerinde, ateşli hastalıklar sırasında, psikolojik stres durumlarında, tiroid (guatr) hastalıklarında, çeşitli ilaçların kullanımına bağlı olarak, demir eksikliğine veya vitamin ya da folik asit eksikliğine bağlı olan kansızlık durumlarında da saç dökülmesi görülebilir.

    Özel bir dökülme tipi olan erkek tipi saç dökülmesi kadınlarda da görülebilir. Saçların genelinde bir dökülme olmadan sadece tepesinde görülen saçlarda seyrelme durumudur. Bu durumda kadın hastalıkları açısından tarama yapılır. Bazen “polikistik over” denilen kistik yumurtalık sorunu ile birliktelik gözlenebilir. Bazen de prolaktin (süt hormonu) ile ilişkilendirilir. Neticede hormonal bir hastalık söz konusu olması halinde bu tip saç dökülmesinden söz edilmektedir.

    İnsanoğlu tarih boyunca saç dökülmesinin nedenlerini araştırmıştır. Saç dökülmesi hem erkeklerde, hem de kadınlarda görülebilir; ancak erkeklerde erkek tipi saç dökülmesi oranının yüksekliği saç dökülme problemi açısından daha fazla göze çarpmaktadır. 25 yaşındaki erkeklerin %25’inin saçı biraz da olsa dökülmeye başlamıştır. Bu oran 50 yaşındaki erkekler arasında %50’ye çıkar.

    Fizyolojik saç dökülmesi

    Bu tip saç dökülmesi genellikle geri dönüşümlüdür. Yeni doğan bebeklerin ilk birkaç gününde görülen ani saç dökülmesi veya hamile bir kadında doğumun sonrasındaki 4.aylarda görülen yaygın saç dökülmesi fizyolojiktir. Erişkinliğe doğru düz ön saç çizgisinin kaybolması da fizyolojik saç dökülmesi olarak kabul edilir, fakat bu saç dökülmesi geri dönüşümlü değildir.

    Androgenetik saç dökülmesi (Erkek tipi saç dökülmesi)

    Androgenetik saç dökülmesi tüm dünyada erkek ve kadınlarda en sık görülen saç dökülmesi tipidir. Androjenik saç dökülmesi veya kellik, ya da erkek tipi saç dökülmesi olarak da adlandırılır.

    Çok eski tarihi belgelerden de anlaşıldığı üzere, androgenetik saç dökülmesi tarih boyunca insanoğlu için bir sorun olagelmiştir. Üstelik evrimsel kanıtlar androgenetik saç dökülmesinin insan ırkının tarihinden de eski bir sorun olduğunu ortaya koymaktadır.

    Uzun yıllar boyunca androgenetik saç dökülmesinin cinsel gelişimle bağlantılı, ırsi bir sistemik hastalık olduğu düşünülmüştür. Nihayet günümüzde, genetik bilimindeki gelişmeler ve erkeklik hormonlarının kimyası hakkındaki bilgilerin artması sayesinde androgenetik saç dökülmesinin temelinde erkeklik hormonlarının genetik olarak hassas kişiler üzerinde yaptığı etkilerin olduğu çok net olarak bilinmektedir.

    “Erkek tipi saç dökülmesi” olarak adlandırılsa da, androgenetik saç dökülmesi kadınları da etkileyebilir ve bu, kadınlarda da en sık görülen saç dökülmesi tipidir. Sebepleri ve mekanizmaları aynı olsa da, kadınlardaki androgenetik saç dökülmesi bazı yönleriyle erkeklerdeki androgenetik saç dökülmesinden farklıdır.

    Kadınlarda saç dökülmesi erkeklerdekinden daha geç başlar. Erkeklerde yaş ilerledikçe androgenetik saç dökülmesinin görülme sıklığı artarken, kadınlarda böyle bir artış gözlenmez.
    Kadınlardaki saç dökülmesi geniş alanları etkiler ve saçlı derinin hemen hemen bütünündeki saç yoğunluğu azalır. Erkeklerde ise çoğunlukla arka ve yanlardaki saçlar korunur, buna karşılık önleri ve tepe bölgeleri açılır.

    Kadınlarda çoğunlukla ön saç çizgisi korunur. Erkeklerde ise ergenliğin başlamasıyla birlikte ön saç çizgisinin gerilemesi karakteristiktir. Bu, kadınlarda erkeklerdekinin yarısı kadar 5-alfa redüktaz enziminin bulunmasıyla açıklanabilir. Aynı zamanda kadınların ön saç çizgisi bölgesinde aromataz adlı enzim daha yüksek miktarda bulunmaktadır. Aromataz dihidrotestosteronu başlıca kadınlık hormonu olan östrojene çevirir ve böylece o bölgede güçlü dihidrotestosteron hormonu azalmış olur. Öte yandan östrojenler androjenlerle rekabet ederek, onların saç kökleri üzerindeki etkilerini azaltabilmektedirler.

    Kadınlardaki saç sökülmesinin tedavisi

    Daha sık şekilde “modelli” bir tipe (arka kısım ve yanların kaldığı saç dökülmesi) sahip olan erkeklerin aksine kadınlarda genellikle daha yaygın bir seyrelme (genel olarak daha az saç bulunması) görülür. Tablo erkeklerdekinden çok farklıdır ve saç dökülmesi yaşayan kadınlar için yapılması gerekenler hem tanıda hem de tedavide önemli düzeyde uzmanlık gerektirir.

    Kadınların ön saç çizgisi genellikle olduğu gibi kalırken erkekler karakteristik olarak kafa derilerinin ön kısmından, başlangıçtan itibaren önemli miktarda saç kaybederler. Kadınlarda saç kaybı çoğunlukla oldukça yavaştır ve gebelik sırasında ve menopozda hızı artar.

    Erkeklerdekine kıyasla daha büyük bir sıklıkla periyodiktir, kendilerini geri çeviren mevsimsel değişiklikler gösterir ve hormonal değişikliklerden, tıbbi koşullardan ve dış faktörlerden daha kolay şekilde etkilenir. Bu nedenle tiroid fonksiyon testleri ve hormon tetkikleri ile bu durum incelenmelidir.

    Hastanın saç ve kafa derisi karakteristiklerinin nakil için uygun olması durumunda kadınlardaki androgenetik saç dökülmesinde saç nakli sıklıkla tercih edilecek tedavidir ve zaman zaman androgenetik saç dökülmesinin cerrahi olmayan tedavisi için Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından onaylanmış olan minoksidille kombine edilebilir.
    Saç dökülmesinin tıbbi tedavileri büyük ölçüde erkeklerde görülen androgenetik saç dökülmesine yöneliktir.

    Alopesi Areata (Saçkıran) nedir?

    Saç kıran olarak da bilinen alopesi areata en çok her iki cinsten genç ve orta yaşlı erişkinlerde görülür. Çoğu vaka kendiliğinden iyileşir; yani gelip geçicidir ve özel bir tedavi gerektirmez. Bu hastalığın nedeni tam olarak bilinmese de, bu saç dökülmesinden, yalnızca saçları etkileyen bir otoimmün süreç sorumlu tutulmaktadır. Bu süreçte stres de önemli bir rol üstlenmiştir. Hastalarda genellikle madeni para büyüklüğünde, yani 2.5 santimetre çapında bir veya daha fazla dairesel alanda saç dökülmesi görülür. İlerlemeye meyilli veya uzun süreli olgularda kortizon tedavisi önerilmektedir. Bu tedavi saçsız olan alan sulandırılmış kortizonun lokal enjeksiyonu veya mezoterapi tekniği ile prokain enjeksiyonları, ya da kalçadan enjeksiyonlar şeklinde olabilmektedir.

    Kişiye bağlı saç dökülmesi

    Bilinçli veya bilinçsiz olarak, kişinin kendi saçına verdiği zarar bazen saç dökülmesine neden olabilir.

    Bu saç dökülmesi iki şekilde gerçekleşebilir:

    Trikotillomani: Bu tip saç dökülmesi daha çok çocukluk çağında görülür. Kız çocuklarda, erkek çocuklara göre daha yaygındır. Trikotillomani sürekli saçlarıyla oynayan veya saçlarını çekiştiren kişilerde görülür. Bu da bu rahatsızlığın psikolojik bir temeli olduğunu düşündürmektedir.

    Traksiyon kelliği: Bu tip saç dökülmesine, bazı saç modellerinin veya saça tespit edilen saç sistemlerinin saç tellerine uyguladığı sürekli çekme ve germe kuvvetleri neden olmaktadır.

  • Neştersiz güzelliğin haritası

    Yüzümüz vücudumuzun bir parçası hatta aynasıdır; yüz ve vücut cildimiz bir bütündür. Yüzümüzün güzelliğini oluşturan ise bu bütünlüğün birbiriyle uyum içinde olmasıdır. Eğer alnımızda kırışıklıklar çok veya göz çevresi kırışıklıklarımız göze batıyor ya da kaşlarımızı çok çatıyoruz diye iki kaş arasında adeta bir oluk oluşmuşsa bu bizi elbette olduğumuzdan daha yaşlı, sert ifadeli veya yorgun gösterebilir.
    Ayrıca ciltte damarlarda belirginleşme-kızarıklık, bölgesel koyu ve açık lekeler olabilir. Bu durum ciltteki fotohasarın göstergesidir, bu da önemli bir yaşlılık göstergesidir. Daha ileri yaşlarda kırışıklıklar dışında dokuda çökmeler ön plandadır. Örneğin şakak kemiklerinin incelmesi ve bu bölgenin cildinin incelmesi ve yağ dokusunun azalması yüz ovalinin tersine dönmesine neden olur. Yani yüzümüz gençken üçgenin tepesi aşağıdadır, çenemiz sivridir, ancak yaş ilerledikçe bu durum tersine dönmektedir. Benzer şekilde dudaklarda incelme ve dişlerde mine kaybı ile beraber ağız çevresi de yaşlanmaya eşlik eder.

    Yüzümüzün 1/3 üst bölgesi mimik kaslarının hareketleri ile ilişkili olarak kırışmaktadır. Bu amaçla mimik kaslarını gevşetmek için kas gevşetici bir ilaç olan botox kullanılmaktadır. Yıllardır çocuklar da dahil olmak üzere bir çok hastada büyük kas gruplarında kas gevşetici olarak yüksek dozlarda kullanılmaktadır. Bir toksindir ve bu toksin aynı içtiğimiz antibiyotikte olduğu gibi veya olduğumuz aşılardaki gibi bakterilerden elde edilmektedir. Kendini kanıtlamış bir ilaç olup sonradan ortaya çıkacak bir yan etki beklentisi de yoktur. Yüzdeki mimik kaslarını gevşetmek için kullanılan dozlar son derece düşük dozlar olup, etkisi geçtiği zaman aynen botox yapmaya başladığı ilk noktaya geri döner, daha kötüye gitmesi diye bir şey yoktur. Tam tersi kasları çalıştıran sistemlerde kaslar hep bu sisteme ihtiyaç duyabilmekte ve bağımlı bir işlem haline dönebilmektedir. Bu yöntemle ise kaslar az çalışarak üzerindeki cildi de az hareket ettirdiği için çizgiler azalmakta hatta eğitildiği için daha iyi görünebilmektedir.

    Alın
    Alındaki kırışıklıklar mimik hareketlerine bağlı olup zamanla derinleşebilir. Özellikle mimik kırışıklıklarının yaşla ilgili değil mimikler sırasında cildin hareketiyle olduğunu söyleyebiliriz. Bazen çok genç birinin çok fazla kırışıklığı olduğunu görebiliriz çünkü mimiklerini çok kullandığı için. Bu bölge ayrıca güneş ışınlarına da en fazla maruz kalan bölge olduğu için kırışıklıklar çok daha çabuk ortaya çıkmaktadır. Alın kırışıklıkları için botox uygulanabilir. Botox bu bölgedeki kasların gevşetilmesi, çizgilerin açılmasında çok etkilidir.

    Göz kenarı
    Göz kenarındaki kaz ayağı tabir edilen çizgilenmeler için yine botox uygulanabilir. Aynı şekilde mimikleri gevşeterek çizgileri yok eder.
    Bu bölgeye sürülen kremler ise eğer meyve asitli ise çok yüzeyel çizgileri giderebilmekte ve cildin yapılanmasına katkıda bulunabilmektedir.

    Kaş arası
    Kaş çatma çizgileri kişiyi aslında olmasa da gergin ve stresli gösterir. Bu çizgilerden kurtulmanın yolu botox’la mümkündür. Çok derin kırışıklarda botox ve dolgu uygulamaları beraber kullanılır. Dolgu maddelerinden özellikle hayvansal olmayan allerji riski olmayanlar tercih edilmelidir.

    Yanak- burun arası (nasolabial) çizgileri
    Bu bölgede çizgi oluşmasında ön planda mimikler sorumlu değildir. Cildimiz yer çekimine karşı koymaya çalışırken ki bu görevi kollajen-elastik liflerle ve kaslarla yaparlar, zamanla bu bölgedeki dokularda azalma, yerçekimine bağlı sarkmalar ortaya çıkabilmektedir. Çünkü hücrelerimiz ilerleyen yaşla birlikte daha az lif sentezleyebilmekte üstelik akıntıya kürek çekmektedirler. Bir de üzerine azalan yağ dokusu ve suyunu kaybetmiş bir dermis tabakası ilave olunca burası çökmekte ve oluk şeklinde iki tarafta çizgi oluşmaktadır. Bu bölgenin en iyi tedavisi hazır dolgu malzemeleri ile olmaktadır.

    Dolgu Malzemeleri
    Hayvansal ham madde içermeyen, stabilize Hyaluronik asittir. Deriye zerkedildiği zaman, vücudun kendi hyaluronik asiti ile birleşerek hacim yaratır. Bu hacim ile dudakların dolgunlaştırılması, çizgilerin, kırışıklıkların ve yüz kıvrımlarının tedavi edilmesi sağlanmaktadır. Hızlı ve kolay uygulanmasının yanı sıra, görülebilir sonuçların hemen elde edilmesine olanak sağlar.
    Vücudun kendi hyaluronik asit yoğunluğunun azaldığı bölgelere enjekte edilir. Enjekte edildiği bölgelerde hacim oluşturarak boşalmış bölgede dolgunluk sağlar. Sonuçlar aynı anda görülebilir ancak haftalar içinde daha iyi olabilmektedir. Hyaluronik asit kendi ince steril enjektörü ile, kırışıklık altındaki bölgeye dermis içine enjekte edilerek uygulanır. Gereken enjeksiyon sayısı, kırışıklığın derinliğine ve uzunluğuna bağlı olarak değişir. Birkaç adet enjeksiyon gerekebilir.

    Hyaluronik asit, bakterilerle ayrışabilen diğer dolgu maddeleri gibi hayvansal kökenli değildir. Bu dolgu, allerjik reaksiyonları en aza indirgediği gibi, hayvanlara özgü hastalıkların insanlara taşınmasına da engel olmaktadır.

    Dolayısı ile hyaluronik asit kullanımı tamamen güvenli olmakta ve tedavi öncesi herhangi bir test uygulaması gerektirmemektedir.Dolgu maddesi enjeksiyonlarından sonra normal aktivitelerinize hemen geri dönebilirsiniz. Tedavi yapılan bölgeye bağlı olarak sonuçlar, 3-6 ay arasında bir süre için kalıcı olurlar. Tekrarlayan seanslar sayesinde kalıcılık süresi 1 yılı aşan vakalar bildirilmektedir.

    Burun üstü (tavşan) çizgileri
    Burun sırtında oluşan verev çizgilerdir. Birkaç noktadan yapılan botox uygulaması ile giderilmesi mümkün olabilmektedir.

    Çekik göz
    Asya tipi gözlü hastalarda göz çeperinin daha oval olması istenebilir. Bu tip hastalarda gözün hemen altından birkaç noktaya yapılan Botox enjeksiyonu ile alt göz kapağı daha oval hale getirilebilir.

    Üst dudak (sigara) çizgileri
    Dudağın üst kısmında oluşan dikey çizgilerdir. Botox enjeksiyonu ile bu çizgilerin hafifletilmesi mümkündür. Ayrıca dudak kenarına kontür uygulaması şeklinde yapılan dolgu uygulamaları da son derece güzel olmaktadır.

    Dudak kenarı eğimi (Marionette çizgileri)
    Bazılarının dudak kenarı aşağıya dönüktür bu durum kişiye üzgün bir ifade verir. Dudak kenarını aşağıya çeken kaslara botox enjeksiyonu yaparak bu durumdan kurtulmak mümkündür.

    Çene çizgileri
    Çene ortasında kırışıklık veya pütürlü bir görünüm varsa Botox ile çeneye bir veya iki noktadan yapılan uygulama ile bu durumu gidermek mümkün olabilmektedir.

    Damak görünümü (Gummy smile)
    Bazıları güldüğü zaman üst dişetleri görünür. Botox enjeksiyonları ile bunu gidermek mümkün olabilmektedir.

    Boyun çizgileri (Platisma)
    Bazı kişilerde boyun kasları gözle görülür şekilde belirginleşir. Botox uygulamaları ile bu düzensiz görünüm giderilir ve boyun kontür görünümü genç bir hal alır.

    LED IŞIK TEDAVİLERİ
    Işığın insan vücuduna sağladığı yararlar tıp dünyası tarafından uzun yıllardır biliniyor. Işık, hücrelerin canlandırılması ve dokuların yeniden oluşmasını sağlamak için profesyonel tedavi yöntemlerinin en önemli unsurlarından biridir. Hemen her gün yeni bir ürünün geliştirildiği cilt uzmanlığında, şimdi daha doğal ve cildin kendi mekanizmalarını kullanarak tedavi sağlayan ışık terapileri ile cildimizin bütünlüğünü bozmadan tedavi edilmesi mümkün olabilmektedir.

    Zararlı ultraviole veya infraruj (kızıl ötesi) içermeyen bu ışıklar cilt tarafından kolayca emilerek cildin dermis tabakasını uyarmaktadır. Bu tabaka cildin yaşayan, çoğalan ve beslenmenin sağlandığı ana merkezidir. Diod ışığı cilt altındaki hücreleri stimüle ederek aktif olmalarını, canlanmalarını sağlayarak ameliyat sonrası iyileşme sürecini olumlu etkilemektedir.

    INTENSE PULSED LIGHT TERAPİ (IPL)

    Yaşlanmanın başlıca sebebi ultraviyole ışınlarıdır. Ultraviyole, hücrelerde atılması güç olan maddelerin (serbest radikaller) birikmesine ve kollajen liflerinin kırılmasına hatta kaybına yol açar. Cildi ultraviyole ışınlardan korumaya yarayan ve cilde rengini veren hücrelerdeki pigmentlerdir. Aşırı güneş ve yılların etkisi ile bu pigmentler azalır, hücre sayısındaki azalma da cildin incelmesine sebep olur. Cilt altında bulunan ve cilde esnekliğini, gerginliğini kazandıran kollajen ve elastik lifler ultraviyole etkisiyle kalitesini yitirirler. Böylece cildin gerginliği azalır, cilt yer çekimine karşı verdiği savaşı kaybeder ve zamanla ciltte sarkma meydana gelir.

    Akne, akne izi, skarlar (ameliyat kesi izleri, çatlaklar, yanık skar dokusu) ve keloidlerin iyileştirilmesi.
    Gerekli tedavi sayısı endikasyona bağlı olarak değişir. Yaşlı ya da güneş ışığından zarar görmüş olan deride, lezyonun tipine bağlı olarak ardışık 3 seans gerekir. Tipik bir tedavi şeması, başlangıç tedavisini takiben 3-4 haftalık aralıklarla 3 seansdan ibarettir. Dövme, akne, nedbe dokuları, vasküler ve pigmentli lezyonlar normal olarak, lezyona ve şiddetine bağlı olarak, en az 3 seans gerektirir. İşlemin kalıcılığı için her yıl uygulamanın tekrarlanmasında yarar vardır.