Etiket: Tedavi

  • Saç tedavisinde yeni bir yöntem : prp

    PRP tedavisi, dünyada sürekli gelişme gösteren modern tıbbi uygulamalar arasında önemli bir basamaktır. Ülkemizde yeni yeni uygulanmaya başlanan PRP, saç dökülmesi, deri tabakasının gençleşmesi, yaraların iyileşmesi ve akne izlerinin tedavisinde uygulanan alternatif bir yöntemdir.

    PRP (Platelet Rich Plasma) trombosit yönünden zenginleştirilmiş plazmadır, ayrıca “otolog kan konsantrasyonu” olarak da bilinir. Trombositler, dokuların iyileşmesinde ve kanın pıhtılaşmasında önemli bir rolü olan özel bir kan hücresidir.

    PRP’deki içerik hastanın kendi kanından alındığı için alerjik reaksiyon ve enfeksiyon riski bulunmaz. Kanın alınmasında, plazma materyalinin hazırlanmasında steril bir kit kullanıldığından HIV, Hepatit B, Hepatit C gibi bulaşıcı hastalık riski yoktur.

    PRP Saç Tedavisi Nedir?

    PRP tedavisi zayıflayan, ölmeye başlayan saç kökleri ve ince tüy haline gelen saç tellerinin canlanması ve saçların eski sağlığına kavuşması amacıyla yapılır.

    PRP (Platelet Rich Plasma) tedavisi, hastanın kendi kanının özel işlemlerden geçirilerek trombositten zengin hale getirilmesi ve bunun seyrelmiş ya da saçsız olan bölgeye enjekte edilmesi işlemidir.

    PRP tedavisi uzun yıllardır Avrupa ve Uzakdoğu’da uygulanan bir tedavi yöntemidir. Son dönemlerde saç dökülmesi sorunu yaşayan, saçlarında incelme ya da seyrelmeler başlamış kişilere de PRP tedavisini önerilmektedir. Türkiye’de yakın zamanlarda uygulanmaya başlanan PRP tedavisi sayesinde saç yenilenmesinde çok olumlu etkiler gözlenmiştir.

    PRP Tedavisinin Saça Uygulanması Nasıl Olur?

    Önce saç sorunu yaşayan hastanın venöz kanından 8cc alınır. Kan santrifüj edilir. Kırmızı kan hücrelerinden ayrışan plazma kısmı özel bir işleme tabi tutulur ve seyrelmiş ya da saçsız bölgeye napaj yöntemiyle enjekte edilir.

    PRP tedavisinde elde edilen plazmada akyuvar, trombosit, pıhtılaşma faktörleri ve PGF (Trombosit Büyüme Faktörü)’ler bulunur. PRP yönteminde büyüme faktörleri kök hücrelerin göçünü ve çoğalmasını tetikler. Böylece dokuda yenilenme süreci başlatılmış olur.

    Bu uygulamanın temeli doku yenilenmesi esasına dayanır. Uygulama toplam 30 dakika sürer. Bu süre içerisinde herhangi bir acı ya da iz oluşmaz.

    PRP Tedavisinin Süresi

    Ayda 1 kez, toplam 3 seans yapılan tedavi ile saç kökleri güçlenmekte, zayıf saç tellerinin dökülmesi azalmaktadır. Tedavi 6 ay-1 yıl sonra tekrarlanabilir.

    Kadınlarda ve erkeklerde, androgenetik alopesi (hormonlara bağlı erkek tipi saç dökülmesi) dahil, tüm saç dökülme tiplerinde etkilidir. Doğum sonrası saç dökülmesi, alopesi areata (saç kıran), kronik hastalıklara ( şeker hastalığı, tiroid hastalığı) bağlı saç dökülmeleri, ilaçlara bağlı saç dökülmeleri, protein ve demir eksikliğine bağlı saç dökülmelerinde uygulanmaktadır.

  • Gençliğin ve sağlığın sırrı damarlarınızda

    PRP nedir?

    PRP, “Platelet Rich Plasma- platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulaması” adı verilen tedavi yönteminin kısaltılmış ismidir. Bu uygulama, kişiden alınan az miktarda kanın özel bir tüpte santrifüj edilerek bileşenlerine ayrıştırılması ve bu işlem sonunda elde edilen az miktardaki “platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma”nın (PRP), yine aynı kişiye enjeksiyon yoluyla geri verilmesini temel alır.

    PRP uygulamasında amaç nedir?

    Plateletler ya da diğer adıyla trombositler, vücudumuzdaki hasarlı dokuların onarımını ve doğal hallerine dönmelerini sağlamak için gerekli olan “büyüme faktörlerini” yapısında barındıran kan bileşenleridir. Dokularımızda herhangi bir hasar oluştuğunda, kanımızdaki plateletler bu dokuda toplanarak bir onarım süreci başlatır. PRP uygulamasının amacı, bu hedef dokuya normal kan dolaşımı ile taşınabilecek olandan çok daha fazla sayıda plateleti verebilmektir. Böylece hasarlı dokunun onarımı daha hızlı ve güçlü bir şekilde başlar, daha çabuk sonuçlanır; çünkü, PRP ile elde edilen plateletlerin yoğunluğu kandakinden 2 ila 4 kat fazladır.

    PRP'nin hedefi yara iyileşmesini sağlamak mıdır? Derinin gençleşmesi ile yara iyileşmesi arasındaki ilişki nedir?

    Derinin yaşlanması bazı fiziksel özelliklerini kaybetmesinden kaynaklanır. Deriyi gençleştirmeye yönelik uygulamalarda temel olarak, vücudun bir yarayı iyileştirirken yaptıklarının çeşitli yöntemlerle taklit edilmesi söz konusudur. Örneğin lazer, peeling gibi yöntemlerle deriye limitleri belli, hafif bir hasar verilir ve bu hasar deriyi hızla iyileştirmek için tetikleyici bir güç olarak kullanılır. Bu hasar sonrasında büyüme faktörleri salınır ve iyileşme süreci başlar.

    Deriyi yeniden yapılandıran maddeleri ya da sentetik olarak elde edilmiş büyüme faktörlerini içeren dermokozmetik ürünler de benzer şekilde bir iyileşme sürecinin başlatılmasını sağlarlar.

    Derideki bir hasarı en etkili, en hızlı ve en doğal biçimde onarabilecek olan yapı, yine derinin ait olduğu bütünün bir parçasıdır. Bu nedenle PRP uygulaması damarlarımızda dolaşan bu sihirli gücü harekete geçiren bir yöntem olarak gelişmiştir.

    Yeni bir yöntem midir? Hangi alanlarda uygulanmaktadır?

    PRP uygulaması hücresel tedavinin uygulama alanlarından yalnızca biridir. Yeni bir yöntem değildir; dental (diş) implantlarla başlayan uygulama alanları estetik tıp, ortopedi, iyileşmeyen yara tedavisi gibi alanlarda hızla yayılmaktadır. Yakın bir gelecekte kronik ağrı tedavisinde, tendon hasarlarında, romatizmal yakınmalarda PRP kullanımına ait çok sayıda bilimsel çalışmanın yayınlanması beklenmektedir.

    Uygulama hangi yollarla yapılmaktadır?

    PRP uygulamalarının birçoğu RegenLab adıyla bilinen biyoteknoloji firması tarafından üretilmiş uygulama kitleri aracılığı ile hekimler tarafından yapılmaktadır. Uygulamalarda PRP ile hazırlanan maskeler kullanılabildiği gibi mezoterapi ve volüm arttırıcı tedavilerde de PRP kullanılabilmektedir.

    En genel tanımla estetik tıpta PRP yüz, boyun, dekolte bölgesi, eller, bacak içleri, kollar gibi vücut bölümlerinde;

    • Lazer / peeling gibi uygulamalardan hemen sonra, derinin hızla yapılanmasını sağlamak,

    • Deride yılların ve UV ışınlarına maruz kalmanın sonuçlarını geriye döndürecek biçimde kırışıklıkların düzelmesini, çöküntülerin giderilmesini, esneklik ve parlaklığın yeniden kazandırılmasını sağlamak,

    • İyileşmesi uzun süren yara, çatlak ve deri niteliğinin zarar gördüğü durumların kontrolünü sağlamak,

    • Saç dökülmesinde tek başına kullanmak veya diğer tedavi seçeneklerinin etkisini güçlendirmek amacıyla uygulanabilir.

    PRP uygulaması bir tür kök hücre tedavisi midir?

    Kök hücre tedavisi veya hücresel tedavi, bir yaralanma veya hastalığı tedavi etmek amacıyla, hasar görmüş olan bir organa yeni hücrelerin tanıtılması anlamına gelmektedir.

    PRP uygulamasında ise, hasarlı dokunun onarımı için, onarımı başlatan ve uyaran bir faktör olarak plateletlerden yararlanılmaktadır; iki uygulama bu anlamda birbirinden farklıdır.

    Hastanın kendi kanının işlemden geçirilip hastaya tekrar verilmesi güvenilir bir uygulama mıdır?

    PRP uygulaması “otolog” dur, yani kullanılan plateletler hastanın kendisinden alınanlardır.

    Kanın alınması, plateletlerin ayrıştırılması gibi işlemler steril ve kapalı bir kit yardımıyla yapılmaktadır, yani dışarıdan da bir bulaşma riski yoktur.

    İşlemden geçirilerek hastaya geri verilen plateletlere dışarıdan eklenen hiçbir şey söz konusu değildir. Bu nedenlerle PRP uygulaması güvenilir olarak değerlendirilebilir.

    Pratikte PRP uygulaması nasıl yapılır?

    Uygulamanın yapılacağı kişiden 2 ya da 3 tüp (16-23 ml) kan alınır, santrifüj cihazı aracılığıyla plateletleri ayrıştırılır. Ayrıştırılan plateletler kitteki tüpün içerisinde birikir ve PRP denilen kan ürünü ortaya çıkar. Bu ürün (PRP) dolgu ya da mezoterapi gibi yollarla deriye uygulanır.

    Uygulama sonrasında ortaya çıkan parlak ve canlı görünümle deriyi gençleştirici etkisi ayırt edilebilir.

    Bu tedavinin uygulanması ne kadar sürer? Özel bir koşul gerektirir mi?

    Toplamda yaklaşık 30 dakikalık bir süre içerisinde, kolayca ve acısız biçimde uygulanır.

    Kanın alınması, plateletlerin ayrıştırılması gibi işlemler bir laboratuvarda yapılabilir mi?

    PRP uygulamasında, kan alınmasından, dolgu, mezoterapi ya da maske uygulamasına kadar olan tüm işlemlerin, teknik ve hijyenik nedenlerle aynı yerde yapılması gerekir.

    Plateletler bizim kanımızda serbest halde dolaştığına göre neden yaşlanan dokuya kendiliklerinden girip bu süreci başlatmıyorlar?

    Aslında kan dolaşımı ile dokulara ulaşan plateletler bunu belirli ölçüde yaparlar. Ancak, genel olarak yaşlanmakta olan bir bedende bu tetikleme yeterli değildir. Bu nedenle plateletler yoğunlaştırılıp PRP haline getirilir ve hedeflenen dokulara, yüze, boyuna, ellere ve diğer alanlara uygulanır.

    Plateleletleri yoğunlaştırarak PRP elde etmek için tek bir yöntem mi vardır?

    Plateletlerin yoğunlaştırılması ile PRP elde edilmesi teknik olanaklarla ilgilidir. Öncelikle, plateletlerin bu zenginleştirme işlemi sırasında herhangi bir hasar görmemesi gerekir. Ayrıca, zenginleştirilme belli düzeyde olmak zorundadır, örneğin aşırı zenginleştirilmiş bir PRP işe yaramayacaktır. Bir hastadan elde edilen kan ürününü aynı hastaya geri vermek için etkinlik ve güvenilirliği onaylanmış ürün ve yöntemler kullanılmalıdır. RegenLab ürünleri, bu alanda etkinlik ve güvenilirlik testleri yapılmış, Avrupa Birliği ülkelerinde medikal gereç olarak onaylanmış, CE damgası taşıyan, tüm dünyada kullanılmakta olan ürünlerdir.

    PRP'nin mutlaka enjekte edilmesi mi gerekir?

    PRP mezoterapi ya da dolgu yöntemiyle deriye verilebildiği gibi, bir maske yardımıyla da uygulanabilir. PRP'yi özel bir kremin içine karıştırıp uygulamak da mümkündür.

    Maske de mezoterapi yöntemi kadar gençleştirici bir etki sağlar mı?

    Sağlar. Çünkü dolgu ya da mezoterapi yolu ile uygulanan PRP kolaylık sağlamak açısından kağıt bir maskeye emdirilerek de uygulanmaktadır, deriye ne yolla verilirse verilsin etkisini gösterecektir.

    PRP yalnız cilt gençleştirme amacıyla değil; iyileşmeyen yaralar, açık yaralar, çene implantları vb. birçok alanda da kullanılabilir.

    Uygulanacak PRP'nin belli bir dozu var mıdır? Ne kadarına ihtiyaç duyulur? Ne kadarı uygulanır?

    Burada doz aşımı gibi bir problem yoktur. Elde edilen PRP'nin tamamı kullanılabilir. Genelde bir mezoterapi kiti ile toplam 8 mililitre PRP elde edilebilir. Bu da yüz, boyun, dekolte bölgesi, kolların dışı, bacakların iç kısmı gibi alanların tamamında tedavi uygulamak için yeterlidir.

    PRP uygulamasında olumlu etki ne zaman görülür?

    Uygulamadan hemen sonra ciltte sağlıklı bir parlaklık ortaya çıkar. Daha sonra bu parlak görünümde biraz gerileme olur, ancak 3 ya da 4 uygulamadan sonra (yani 1 kür uygulandıktan sonra) kalıcı bir etki belirgin hale gelir.

    Etkinin tam olarak sağlanması için kaç uygulama yapmak gerekir?

    Beklenen etki toplam 3 ya da 4 uygulamadan, yani bir kür tamamlandıktan sonra gerçekleşir; kalıcı bir ışıltı, bir toparlanma şeklinde ortaya çıkar.

    Bir kür ile elde edilen olumlu sonuçlar sonradan tamamen kaybolur mu?

    Kaybolmaz, ancak 3 ya da 4 uygulamadan oluşan kürleri her 10-12 ayda bir tekrarlamak gerekir. Bu durumda uygulanan kürlerin etkisi kalıcı bir gençleştirici etkiye eşdeğerdir. Yani, her 15 günde bir yapılacak 3 ya da 4 uygulamadan oluşacak bir kür, ortalama olarak her yıl tekrarlanmalıdır.

    PRP uygulamasının en önemli avantajı nedir?

    Sağlanan gençleştirici etkinin, dolgu ve benzer uygulamalarda elde edilen etkilerden farklı olarak, sadece belirli alanlara yoğunlaşmış olmaması, derinin daha büyük bir bölümüne yayılması ve daha kalıcı olmasıdır.

    Diğer yöntemlerle sağlanan olumlu sonuçlar belli bir süre devam eder, ancak PRP'nin olumlu sonuçları uygulanan kişiye ait olarak tümüyle kaybolup gitmez.

    Bu uygulamada istenmeyen etkiler söz konusu mudur?

    Hastaya kendi kanından üretilen bir materyal (PRP) verilmektedir. Yapılan işlem basitçe yara iyileşmesi sürecini başlatmak ve hızlandırmaktır. İstenmeyen bir etki ile karşılaşma olasılığı oldukça düşüktür.

    PRP uygulaması acı verir mi?

    PRP uygulaması, maske dışında, enjeksiyonla yapılır. Kan alınması esnasında duyulan rahatsızlıktan daha büyük boyutta bir acı hissi beklenmez. PRP ile mezoterapi uygulaması çoğunlukla derinin 1,5mm altına yapılır, deriye hacim kazandırmak için daha derin uygulama yapmak gerekir. Bu uygulamalarda dışarıdan sürülen anestezik kremler acı hissini önemli oranda engeller.

    PRP uygulamasının yapılmasında sakınca olan kişiler var mı?

    Platelet sayısı yetersiz olan hastalarda, kanser hastalarında bu uygulama yapılmamaktadır.

    PRP uygulamasından beklentiler neler olmalıdır?

    Kozmetik amaçlı PRP uygulaması birçok beklentiyi karşılayacak üstün özelliklere sahiptir. Çünkü;

    • Uzun etkilidir,

    • Deriyi en doğal biçimde yeniden canlandırır, yapılandırır,

    • Kolay ve güvenli biçimde uygulanır,

    • Sadece yeni kolajen oluşumunu değil, derinin tüm yaşamsal işlevlerini destekler,

    • Kırışıklıkları ve çizgileri deriyi “doldurarak” değil, “gençleştirerek” giderir.

    • İlk uygulamadan sonra ortaya çıkan parlak, sağlıklı görünüm bir süre sonra hafifçe gerileyebilir; bu nedenle ardışık uygulamalar yapılmalı ve gençleştirici etkinin yığılması sağlanmalıdır.

    3 ya da 4 uygulamadan oluşan kürler her 10-20 ayda bir kez tekrarlandığında, kalıcı sayılabilecek kadar uzun süreli bir gençleştirici etki sağlanmış olacaktır.

  • Ozonterapi

    Oksijenin Yaşamsal Önemi

    Oksijen, canlılar için yaşamsal önemi olan bir değerdir. Açlık ve susuzluğa uzun süreli direnebilen bir canlı, nefes almadan yaşamaya, yalnızca 1-2 dakika dayanabilir. Çünkü, bedenimizdeki tüm canlı normal hücreler için, oksijen gereklidir.

    Günümüzde, birçok hastalığın temelinde, oksijensizlik ya da yeterli oksijen alamama vardır. OZON TEDAVİSİ, işte bu temel üzerine kuruludur. Ozon tedavisi ile hem hastalıkların iyileştirilmesi hem de hasta olmayan kişilerin daha sağlıklı ve nitelikli bir yaşam sürmeleri mümkün olabilmektedir. Çünkü, sağlıklı yaşam, kaliteli yaşamdır.

    Ozon Nedir?

    İnsanoğlu ozonu, atmosferde yoğunluğu azalmış ozon deliği ile tanırken, onun tedavi edici muhteşem özelliğinden habersiz kalmıştır.

    Uzaydan ve özellikle güneşten gelen zararlı ışınların yeryüzüne inmelerine engel olan ve canlıların yaşaması için bir şemsiye görevi yapan ozona eski çağlarda Yunanca ''Tanrının Nefesi'' adı verilmiştir.

    Oksijenin kimyasal bir akrabası olan ozon(03), atmosferde, yüksek enerjiye sahip güneş ışınlarının normal oksijen molekülüne(02) çarpmasıyla ortaya çıkan oksijen atomlarının(0), diğer oksijen molekülleriyle(02) birleşmesi sonucu oluşur. İki atomlu normal atmosferik oksijenin(02), yüksek enerji taşıyan bir başka şeklidir. İnsan eliyle ozon üretimi de, benzer yöntemlerin, özel cihazlar yardımıyla uygulandığı ozon jeneratörleri ile olmaktadır. Ozon, renksiz ve keskin kokulu bir gaz olup, kimyasal olarak kararsız bileşik özelliğindedir.

    Medikal Ozon Nedir?

    Medikal (tıbbi) ozon, %5 ozon-%95 oksijen karışımından oluşmaktadır. Ozon, çok yüksek oksidasyon (yakma) gücüne sahip olduğu için, tıpta “aktif oksijen” ya da “süper oksijen” olarak tanımlanır. Aktif oksijen molekülü olan OZON kullanılarak yapılan iyileştirici tedavilere, ''OZONTERAPİ'' denilmektedir.

    Diyabetten kansere, hepatitten AIDS'e, kronik yorgunluktan strese, kozmetikten antiaginge

    dek, onlarca amaca yönelik olarak uygulanmaktadır.

    Her sağlıklı hücre, normal yaşam ve fonksiyonlarını sürdürebilmek için, oksijene bağımlı işleyen metabolik yollarla, enerji (kalori) gereksinimini karşılamak zorundadır. Alınan besinler, OKSİJEN ile yakılarak gerekli enerji sağlanır.

    Yaşam biçimi, stres, sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam tarzı, solunan havanın kirliliği, sigara ve alkol gibi alışkanlıklara bağlı olarak veya yaşlanma, şeker, akciğer ve kalp hastalıkları, tıkanan damarlar gibi nedenlerle ya da olağan yaşam temposunun biraz üstüne çıkıldığında, hücrelere ulaşan oksijen yetersiz kalabilir. Oksijen eksikliğini arttıran bu türden nedenler, insanı ölüme dek götürecek olaylar zincirini tetikleyebilir.

    Oksijensizlik belirtileri arasında sıklıkla, baş ağrısı, kronik eklem ağrıları, unutkanlık, sık geçirilen enfeksiyon, iyileşmeyen yaralar, bitkinlik, yorgunluk, çalışma gücünün zayıflaması, yaşam sevincinin azalması, erken yaşlanma ve yaşamsal önem taşıyan organların yıpranması sayılabilir.

    Ozon'un Kullanıldığı Alanlar

    1) Medikal ozon, hastalıkların tedavisinde, tıbbi sterilizasyon ve dezenfeksiyonda, antiaging ve kozmetik uygulamalarında,

    2) Havanın, kötü kokuların, atıkların temizlenmesinde ve dezenfeksiyonunda,

    3) Suların temizliğinde (içme suyu, havuz ve kaplıca dezenfeksiyonunda) ve suların uzun süreli korunmalarında,

    4) Gıda endüstrisinde sterilizasyonda, soğuk hava depolarında,

    5) Cam şişe temizliğinde ve renk giderilmesinde,

    6) Tarımda verimin arttırılmasında (suni gübre ve/veya ilaçlama yerine),

    7) Veterinerlik-hayvancılıkta tedavide, verimin arttırılmasında,

    8) Toksinlerin (zehirlerin) giderilmesinde, kimyasal ve petrol ürünlerinin zehirsizleştirilmesinde,

    9) Tekstil sektöründe (boya ve kumaşta canlılığın arttırılması, renk giderilmesi, kot beyazlatma vb.) kullanılmaktadır.

    Ozonun Tıbbi Tedavide Kullanılması

    Ozon, tıpta, hastalıkların tedavisinde, yaklaşık yüz yıldan beri uygulanmaktadır. Dünyada Almanya, İngiltere, ABD, Japonya, Rusya, Brezilya gibi birçok ülkede, ozon tedavi klinikleri yanında, sadece ozon tedavisi yapan özel hastaneler ve İtalya Siena Üniversitesi'nde kürsüsü vardır.

    Ozonun vücuttaki etkisi, kullanılan doz ve miktara bağlı olarak değişiklik gösterir.

    Ozon tedavisi konusunda eğitimli bir doktor, hastanın durumu ve hastalığın cinsine göre uygulanacak tedavi protokollerini belirler.

    Ozon tedavisi, birçok hastalığın iyileşmesine yardımcı olması ya da tamamen düzelmesini sağlaması nedeniyle, alternatif bir tıp yöntemi gibi değil, tamamlayıcı ya da ana tedavi yöntemi gibi düşünülmelidir.

    Ozon tedavisi kolay ve pratik uygulama şansına sahiptir.

    Ozon Nasıl Etkili Olur?

    Ozon, doku ve hücrelerin oksijenlenmesini arttırır. Alyuvarların (kanda oksijen taşıyan kırmızı hücreler) elastikiyetini arttırarak, kılcal damarlardan geçişini hızlandırır. Kanın dokulara oksijen bırakma yeteneğini arttırır; hücrelerin oksijen havuzunda yüzmesini sağlayarak, OKSİJEN EKSİKLİĞİNİ GİDERİR.

    Bağışıklık sistemini uyararak, güçlendirir. Akyuvarların (vücudun savunma hücreleri) fonksiyonlarını düzenler, enfeksiyonlara karşı korunmayı arttırır. Bağışıklık sistemini güçlendirerek ENFEKSİYON VE KANSERE DİRENCİ ARTTIRIR. Bağışıklık sistemini düzenleyici özelliğiyle, bağışıklık sisteminin sapmasından kaynaklanan hastalıkların tedavisinde iyileştiricidir.

    Kanın kıvamını azaltır, akışkanlığını sağlar. Damar duvarındaki plakların yumuşamasını ve küçük kan damarlarındaki tıkaçların çözülmesini sağlayarak, KAN DOLAŞIMINI DÜZENLER. Damar duvarına olan etkisi ile TANSİYONUN NORMALLEŞMESİNE yönelik olumlu katkı yapar.

    DEZENFEKSİYON VE ANTİMİKROBİK özelliğiyle, bakteri, virüs ve mantarları öldürür. Klordan yaklaşık üç bin kat daha güçlü, doğal ve atık bırakmayan bir dezenfektandır.

    KANSER HÜCRELERİNİN ÇOĞALMASI VE YAYILMASINI ENGELLER. Kanser üzerindeki etkisi, tümör hücrelerinin zarlarını parçalama ve vücudun bağışıklık sistemini uyarma yolu ile olur.

    Kemoterapi ve radyoterapi gibi klasik kanser tedavilerinin etkisini, dokulardaki oksijen miktarını arttırarak güçlendirir (Kemoradyoduyarlılaştırıcı etki). Kemoterapi ve radyoterapinin yan etkilerini, dikkate değer düzeyde azaltır.

    Hücre içinde solunumu hızlandırarak, hücre fonksiyonları için gerekli ENERJİ (ATP) ÜRETİMİNİ ARTTIRIR, daha enerjik ve fonksiyonel bir vücut oluşturur.

    Karaciğer hücrelerini aktive ederek, böbreklerin süzmesini ve cildin DETOKS EDİCİ ÖZELLİĞİNİ ARTTIRARAK, vücudumuzdaki zararlı kimyasal maddelerin (kurşun ve cıva gibi ağır metaller, böcek öldürücüler, ilaç atıkları, asidik maddeler, tarım ilacı kalıntıları) temizlenmesine yardımcı olur.

    Vücudumuzdaki doğal ağrı kesicilerin açığa çıkmasını sağlayarak, AĞRI KESİCİ ÖZELLİK GÖSTERİR.

    İmmün modülatör (bağışıklık sistemi düzenleyicisi) etkisi ile ALERJİ VE ASTIM gibi hastalıkların TEDAVİSİNE YARDIMCI OLUR.

    OZONTERAPİ’NİN TIBBİ AMAÇLI KULLANIM ALANLARI

    YARA ve YANIK

    Yara ve yanık tedavisinde ozonun,

    -Mikropsuz ve temiz yaralar elde etmek için dezenfektan (mikrop temizleyici) özelliğinden,

    -Dolaşımı düzenleme, kılcal damarları geliştirme ve kanın kıvamını azaltma yolu ile yaralı dokunun oksijenlenmesini, kanlanmasını ve beslenmesini arttırarak, iyileşmesini hızlandırıcı etkisinden yararlanılır.

    Ozon sıklıkla aşağıdaki tür yara ve yanıklarda kullanılır:

    Diyabet yaraları,

    -Enfekte olmuş iyileşmeyen yaralar,

    -Uzun süre yatmaya bağlı ortaya çıkan bası yaraları (dekübitus ülserleri),

    -Dolaşım bozukluğuna bağlı olarak bacaklarda ortaya çıkan ciddi yaralar,

    -Çeşitli nedenlere bağlı cilt enfeksiyonları, alerjiler, egzamalar,

    -Ameliyat öncesi ve sonrasında zor iyileşen yaralar,

    -Yara izleri.

    DOLAŞIM BOZUKLUKLARI ve DAMAR TIKANIKLARI

    Ozon tedavisinin son 40 yılda en çok kullanıldığı alanlardan birisi, dolaşım bozuklukları ve damar tıkanıklıklarıdır. Dolaşım bozukluklarındaki ozon tedavisinin başarısı birçok tıbbi çalışmada gözlenmiş olup, ozonun şu etkilerinden yararlanılır:

    Damarların duvarında bulunan düz kasların gevşemesini sağlayarak, damar içi basıncı azaltır ve bu özelliği ile ''Hipertansiyon'' tedavisinde yer alır.

    -Dokuların oksijenlenmesini, kılcal damarların yeniden oluşmasını ve doku kanlanmasını arttırır.

    -Kanın kıvamının azalması ile daha akışkan hale gelmesinin yanı sıra, damardaki tıkacın erimesini sağlayarak, ''Damar Tıkanıklıkları''nın tedavisinde kullanılır.

    -Damar sertleşmesine neden olan duvardaki yağ ve kalsiyum plaklarının yıkılmasını sağlar ve bu nedenle ''Damar Sertliği''nin tedavisinde yararlıdır.

    KANSER

    Otto Warburg, kendisine Nobel Ödülü kazandıran çalışmalarında şu sonuçlara ulaşmıştır:

    Kanserin temel nedeni, oksijensiz yaşamdır. Tümör hücresi, oksijensiz yaşama yeteneğindedir (anaerobik); normal hücreler, oksijene gereksinim duyar (aerobik).

    -Vücutta ''onkojen'' denilen tümör yapıcı genlerin stres, kirlilik, radyasyon yanında oksijensizlik gibi faktörler tarafından uyarılması ile kanser başlayabilir.

    -Oksijen eksikliği, kanserin yayılmasını kolaylaştırır. Yeterli oksijen sağlandığında, tümör dokusunun metabolizması bozulur; tümör hücrelerinde ölüm başlar. Kanser hücreleri, oksijen açısından zengin bir ortamda varlıklarını kolayca sürdüremez.

    Ozonun, tümör hücrelerine doğrudan öldürücü etkisi (oksidasyon etkisi) yanında, tamamlayıcı olarak bağışıklık sistemini güçlendirici etkisi olduğu anlaşılmıştır.

    Kemoterapinin ve radyoterapinin bulantı, kusma, bitkinlik gibi yan etkilerini giderdiği; bu tedavilerin tümör üzerindeki öldürücü etkilerini arttırarak tamamlayıcı tedavi yönünden de oldukça başarılı bir şekilde kullanılabildiği gözlenmiştir.

    VİRÜS HASTALIKLARI

    Hepatit'inbütün tiplerinde ozon tedavisi, hem antimikrobik etkisiyle hepatit virüsünün dış çeperini (zarfını) doğrudan tahrip ederek hem de bağışıklık sistemi üzerindeki etkisiyle İNTERFERON salgılanmasını sağlayarak, ALTIN STANDARTLARDA bir tedavi olduğunu kanıtlamıştır.

    Hepatit A, diğerlerine göre sorunsuz ve büsbütün iyileşebilirken, virüsün diğer tipi hepatit B, sıkça, kronik bir şekilde seyreder. Burada, klasik tıbbi tedavi metotlarına ek olarak, ozon tedavisi ile başarılı sonuçlar alınmıştır. Ozon tedavisi, hepatit C hastalığının tedavisinde de uygulanır.

    AIDS, zona, uçuk, kuş gribi, SARS gibi viral hastalıklarda ozon, bağışıklık sistemini güçlendirmesinin yanı sıra, virüse doğrudan teması ile etkili olur.

    Kızamık sonrası görülen SSPE gibi yavaş ilerleyen virüs enfeksiyonları, beynin tüm virüs enfeksiyonları (ensefalit), grip gibi sık geçirilen üst solunum yolu ve bronşite neden olan virütik akciğer hastalıklarında ozon uygulanabilir.

    KARACİĞER HASTALIKLARI

    Karaciğer hücrelerinin fonksiyonlarında yardımcı olur; karbonhidrat, yağ ve protein seviyelerini düzenler, kandaki yağ ve şeker değerlerini normalleştirir.

    Karaciğer hücrelerinin yenilenmesini sağlaması nedeniyle, karaciğer yetersizliği ve sirozda destekleyici olarak kullanılır.

    Karaciğer iltihaplarının, kullanılan ilaç ve kimyasalların karaciğer üzerindeki tahribatının en az düzeyde olmasını sağlar.

    MİDE ve BAĞIRSAK HASTALIKLARI

    -Gastrit ve ülser tedavisinde,

    -İltihaplı bağırsak hastalıklarında (ülseratif kolit, Crohn hastalığı, proktit ve spastik kolon gibi diğer kolit çeşitlerinde) ozon tedavisinin çok yararlı olduğu gözlenmiştir.

    BÖBREK HASTALIKLARI

    ''Ozon Sauna'' ter bezlerini uyararak terlemeyi arttırır ve yağ dokusu içinde depolanan toksinlerin deri yolu ile atılmasını sağlayarak, böbreğe yardımcı olur.

    Diyalize giren hastalarda, böbreklerin yoğun şekilde çalışmasını gerektiren ağır metallerin boşaltım işi, saunada terleme yolu ile 15-20 dakikada gerçekleştirilebilir. Bu nedenle diyalize giren ağır böbrek hastalarına, “ozon sauna” özellikle önerilmektedir.

    KAS, KEMİK ve ROMATİZMAL EKLEM HASTALIKLARI

    Kas hastalıklarında ve travmalarda (kaza ve spor yaralanmaları gibi) iyileşmeyi hızlandırmakta, dolaşımı düzenlemekte, sinirlerin harabiyetini önlemekte ve onarılmasını kolaylaştırmaktadır. Kasların güçlenmesine katkı sağladığı için, kronik kas ve sinir hastalıklarında da kullanılır.

    Genel olarak, ozon tedavisinin fizik tedavi ya da diğer tedaviler ile birlikte, tamamlayıcı amaçla kullanılması önerilmektedir.

    Eklem kireçlenmesi ve harabiyeti, eklem iltihabı ve kemik erimesi gibi, pek çok ağrılı

    ve fonksiyon kısıtlılığı yapabilen hastalıklarda da ozon kullanılmaktadır.

    Kemik deformasyonu gelişmemiş eklem kireçlenmesinde (gonartroz), diğer ozon tedavi yöntemlerine ek olarak, eklem içine yapılan ozon enjeksiyonlarının hem eklem içinde hava yastığı oluşturması hem de eklem şişkinliğini azaltması nedeniyle ağrıyı giderdiği; ayrıca kıkırdak dokusunun yeniden onarılmasını sağladığı gözlenmiştir.

    Romatoid artrit gibi bağışıklık sisteminin sapması ile ortaya çıkan hastalıklarda, ozon tedavisinin bağışıklık sistemini düzenleyici etkisi nedeniyle, diğer tedaviler ile birlikte kullanıldığında, hastada hızlı iyileşmeler görülebilmektedir.

    Ayrıca, yoğun adale ağrıları, yorgunluk, uyku bozuklukları ile seyreden ve çok yaygın rastlanan bir rahatsızlık olan FİBROMYALJİ'de başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.

    NÖROLOJİK HASTALIKLAR

    Ozon tedavisi, beyin oksijenlenmesini arttırması ve damar düzenleyici olması nedeniyle, aşağıdaki sinir sistemi hastalıklarında kullanılabilmektedir:

    -Başağrısı ve Migren tipi gerilim ağrıları,

    -Multipl Skleroz,

    -Alzheimer hastalığı ve Demans (bunama),

    -Parkinson gibi nörolojik hastalıklar,

    -Polinöropati, myotoni, müsküler distrofi, ALS gibi kas–sinir hastalıkları,

    -Spastik çocuklar, serepral palsi, SSPE gibi beyin hastalıkları,

    -Kulakta uğultu ve çınlama,

    -Vertebrobaziler yetmezlikte olduğu gibi beyin kanlanması ve oksijenlenmesinin azaldığı, fizik kapasitede düşme, yürüme güçlüğü ve baş dönmesi gibi belirtilerle kendini gösteren beyindeki dolaşım bozukluklarında olumlu etkileri vardır.

    AĞRI TEDAVİSİ

    Nöron ve kaslarda iyileşmenin yanı sıra, santral sinir sisteminde analjezik (ağrı kesici) etki yaparak, ağrıların azalmasına yol açar.

    Ağrı oluşturan maddelerin etkisini azaltarak, ağrı tedavisini kolaylaştırır.

    Ozon gazının direkt uygulanması ile şiddetli ağrılarda sinir blokajı da yapılabilir.

    BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRME

    Sık enfeksiyon geçirenlerde ve kanser riski altında olanlarda, bağışıklık sistemini güçlendirmek gerekir.

    Ozon, immün modülatör (bağışıklık sistemi düzenleyicisi) olarak, düşük ve orta dozlarda verildiğinde, organizmanın kendi direncini ( immün sistemi) aktive etmektedir.

    Mikropları öldürme mekanizmalarından birisi olan FAGOSİTOZ olayını hızlandırır ve kolaylaştırır.

    Savunma hücrelerinin (beyaz hücreler) sayısını arttırır.

    Savunma hücreleri tarafından salgılanan İNTERLÖKİN adlı maddenin vücuttaki yapımını arttırır.

    CİLT ve SAÇ HASTALIKLARI

    Normal ve saçlı deride bölgesel kan dolaşımını arttırır. Kan, lenf ve deri hücrelerini etkileyen ozon sayesinde dokuların iyileşmesi ve kendini yenilemesi hızlanır.

    Ozon tedavisi,

    -Virüslerin neden olduğu uçuk ve zona; bakterilerin neden olduğu akne, fronkül ve abse ile mantarların neden olduğu cilt enfeksiyonlarında,

    -Egzama, sedef (psöriyazis), kurdeşen (ürtiker) gibi kaşıntılı ve döküntülü alerjik cilt hastalıklarında,

    -Skleroderma gibi deriyi kalınlaştıran kolajen doku hastalıklarında,

    -Erkek ve kadın tipi saç dökülmelerinin önlenmesinde, kepeklenme, yağlanma, saçkıran gibi hastalıklarda,

    -Ter kokusunu önlemede ozon tedavisi oldukça başarılıdır.

    KOZMETİK AMAÇLI

    -Yaşlılığa bağlı KIRIŞIKLIK'larda,

    -Ameliyat ve yara izlerinin (skar, keloid) düzeltilmesinde,

    -Yüzdeki izler ve göz kapaklarındaki torbaların giderilmesinde,

    -Karın, göbek, basen ve kalça yağlarının eritilmesi ile bel inceltilmesinde ozon tedavisi uygulanabilir.

    -Kadınların korkulu rüyası olan SELÜLİT'te ozon tedavisi ile önemli düzeyde düzelmeler görülebilir; bu yönüyle geleneksel tedavilerden daha etkili olduğu düşünülmektedir.

    Ozon tedavisi, hücre oksijenlenmesini temel alarak, cilt hücrelerini etkiler. Kozmetik amaçlı ozon uygulamaları, diğer ozon tedavi yöntemlerine ek olarak, direkt cilt altına ozon enjeksiyonlarının (OZOMEZOTERAPİ) yanında, OZON SAUNA adı verilen bir kabin içerisinde gerçekleştirilir.

    Ozon sauna uygulamasında, buhar etkisiyle, kan dolaşımı aktive olmuş cildin yüksek düzeyde oksijenlenmesi amaçlanır.

    Ciltte biriken yağ asitleri ile etkileşmesi sonucu, yağ zincirlerinin kırılması ve vücuttan atılmasını sağlayarak, alyuvarların oksijen taşıma kapasitesini arttırarak, kılcal damarlarda kan akımının düzelmesine yardımcı olarak, yağ dokusu hücrelerinin metabolizmasını normale döndürerek etki yapar.

    Ozomezoterapi, klasik mezoterapi yöntemlerinden daha başarılı ve kalıcı etkiye sahiptir.

    SOLUNUM SİSTEMİ HASTALIKLARI ve ASTIM

    İmmün modülatör (bağışıklık sistemi düzenleyicisi) ve mikrop öldürücü etkisiyle ASTIM, BRONŞİT, ZATÜRRE, TÜBERKÜLOZ, KOAH gibi hastalıkların tedavisinde ilaçların azaltılmasına, alerji ve astım krizlerinin daha az şiddette ve sıklıkta oluşmasına yardımcı olur. Özellikle astım ve alerjik bronşitlerde, başarılı sonuçlar alınmaktadır.

    KALP HASTALIKLARI

    Kalp hastalıklarının tümünde, ozon tedavisi diğer tedavi yöntemlerini desteklemek amacıyla kullanılır.

    -Kalp yetmezliklerinde,

    -Kalp kası hastalıklarında,

    -Koroner damarların tıkanıklıklarında, oksijenlenmeyi arttırma, damar içi basıncı düşürme, kanın akışkanlığını arttırma, kalp iletimi ve dolayısıyla ritmini düzenleme yolu ile kalbin önündeki yükü azaltarak etkili olur.

    KADIN HASTALIKLARI

    Hamileliğin ilk üç ayında, ozonun etkisi tam olarak bilinemediğinden, bu dönemde ozon tedavisinin uygulanmaması önerilir.

    Tedaviye dirençli genital enfeksiyonlarda ozonun bakteri, mantar, virüsleri öldürücü özelliği ve hormonal durumu düzenleyici rolü etkili olur.

    -Sık tekrarlayan düşüklerde, rahim yetmezliğinin (fetoplansetal yetmezlik) önlenmesinde,

    -Hamilelikte kansızlık ve havalelerin önlenmesinde,

    -Adet (menstrüasyon) dönemlerinin rahat geçirilmesinin sağlanması ve menopoz etkilerinin azaltılmasında,

    -Kısırlık tedavisi ve tüp bebek programlarında destekleyici olarak kullanılmaktadır.

    GÖZ HASTALIKLARI

    Yaşa bağlı dolaşım bozuklukları sonucunda gözün retina adı verilen tabakası ve görme sinirinde oluşan çeşitli derecelerdeki rahatsızlıkların tedavisinde, ozon uygulamasından sonraki 6-8 ay içerisinde görmede iyileşme; tedavinin sürdürülmesi halinde görme performansının artması ya da daha kötüye gidişin durdurulması sağlanabilmektedir.

    KRONİK YORGUNLUK ve STRES

    İş yaşamında stres, yoğun çalışma temposu, zihinsel ve bedensel yorgunluk oksijen eksikliğine neden olur. Oksijen yetersizliğini gösteren bulguların başında yorgunluk, bitkinlik, baş ağrısı, çalışma gücünün zayıflaması, yaşam sevincinin azalması, erken yaşlanma, hayati önem taşıyan organların yıpranması gelir.

    Oksijen yetersizliğinde damarlarda, beyinde, kalpte, eklemlerde, omurilikte ve akciğerlerde fonksiyon bozuklukları ve hastalıklar ortaya çıkar.

    Çağımızın hastalığı olan KRONİK YORGUNLUK halinde kişi, yorgunluk gerektirecek bir iş yapmadığı halde, sanki tonlarca yük taşımış gibi kendini yorgun ve bitkin hissetmekte, kıpırdayacak gücü kalmayacak hale gelmektedir. Dilimizde ''canlı cenaze'' olarak tanımlanan bu durum, son yıllarda, her geçen gün, daha çok sayıda insanı pençesine almaktadır.

    Kronik Yorgunluk ve Stres'te ozon tedavisinin etkileri:

    ''Stres hormonu'' olarak adlandırılan adrenalinin vücutta yıkılmasını sağlayarak stresimizin azalmasını,

    -Kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin aktivasyonuna bağlı genel iyilik hali ile, kişilerin daha enerjik olmalarını,

    -Soluduğumuz havadan ve tükettiğimiz besinlerden aldığımız zehirli maddelerden arınmamızı,

    -Kaslarda yorgunluk hissi oluşturan laktik asidin giderilmesini,

    -Oksijen yetersizliğinden dolayı aksayan organ ve hücre çalışmasının yeniden başlatılmasını,

    -Hücre ve dokulardaki enerjinin artmasını; beyindeki hücre fonksiyonlarının iyileşmesi yolu ile hafızanın güçlenmesini sağlar.

    Ozon tedavisinden sonra kişiler kendilerini daha iyi, canlı ve güçlü hissetmektedirler. Ne kadar çok uyursa uyusun hep dinlenmemiş olarak uyananlar, tedavi sonrası güne dinç olarak başlamaktadırlar.

  • DİSMENORE (AĞRILI ADET GÖRME)

    DİSMENORE (AĞRILI ADET GÖRME)

    Dismenore nedir ?
    Dismenore (ağrılı adet görme), günlük aktiviteleri engelleyecek düzeyde ağrılı adet görme olarak tanımlanan bir durumdur. Bazı kişilerde her ay birkaç gün, günlük aktiviteleri engelleyebilir. 
    Genellikle adet kanamasından birkaç saat önce kanama ile başlar, kanamanın başlamasından sonraki ilk 12 saatte en şiddetli düzeye ulaşır ve gittikçe azalarak birkaç saatte kaybolur. Bazen birkaç gün de sürebilir. 

    Ağrı, aralıklı kramp tarzında veya zonklayıcı şekilde en fazla karın alt bölgelerinde ve kasık bölgelerinde hissedilir. Ağrı bel ve bacaklara da yayılma eğilimi gösterir. 
    Ağrı yanında başka şikayetler de olabilir. Bulantı, kusma, ishal ya da kabızlık, karında gaz hissi, baş ağrısı, baş dönmesi, yorgunluk, sinirlilik, ateş basması ve bazen bayılmalara varan belirtilerin biri veya birkaçı ağrı ile birlikte görülebilir. 

    Dismenore(ağrılı adet görme ) sınıflandırılması nasıldır ?
    1) Primer Dismenore: Muayene ve ultrasonografik incelemelerle herhangi bir neden saptanamayan, genellikle genç kızlarda adetler başladıktan sonra başlayan ve devam eden ağrılı adet görme durumudur. 

    Adet kanamaları esnasında rahimden Prostaglandin denilen hormon benzeri maddeler salgılanır. Prostaglandinler, rahim içerisindeki dokuların dökülerek kanama ile birlikte vücuttan atılmasını sağlarken rahimde kasılmalara ve ağrı hissedilmesine neden olurlar. Kasılmaların bir diğer amacı, kasların arasında bulunan damarlar sıkıştırılarak kan kaybının azaltılmasıdır. 

    Sonuç olarak primer dismenorede sorumlu olan durum, Prostaglandinlerin salgılanmasıdır.

    2) Sekonder Dismenore: Muayene ve incelemelerle durumu açıklayan bir neden saptanan ve genelde adetlerin başlamasıyla değil, sonradan başlayan ağrılı adet görme durumudur. 
    En sık görülen nedenleri; endometriosis, myomlar, adenomyozis, rahim ağzında darlık, rahim içinde veya ağzında polipler, yumurtalık kistleri, pelvik enfeksiyonlar, spiral kullanımıdır.

    Endometriosis: Rahim içerisini döşeyen hücrelerin rahim dışındaki dokularda, en sıklıkla yumurtalıklar ve tüplerde yerleşmesidir. Bu hücreler hormonlara duyarlı olup kanamalı odaklar oluşturarak çevre dokulara yapışıklıklarla ağrılı adet görme ve beraberinde ağrılı cinsel birlikteliğe neden olurlar. 

    Myomlar: Rahim duvarını oluşturan kas dokusundan kaynaklı iyi huylu tümörlerdir. Bazı myomlar yerleşim bölgelerine göre ağrılı adet görme nedeni olabilirler.

    Adenomyozis: Rahim içerisini döşeyen hücrelerin , rahim duvarını oluşturan kas hücreleri içerisine yaygın olarak dağılmasıdır. 

    Rahim ağzında darlık: Geçirilmiş enfeksiyonlar veya geçirilmiş küretajlar sonrasında rahim kanalında yapışıklıklar sonucu daralmalar oluşabilir. 

    Dismenore( Ağrılı Adet Görme) tanısı nasıl koyulur ?
    Genellikle, adet dönemlerinde günlük aktiviteleri etkileyecek kadar şiddetli ağrısı olan hastalar kolaylıkla tanınır. Bu aşamada titiz bir jinekolojik muayene ve ultrasonografik inceleme, primer ve sekonder dismenore ayrımını yapmamıza yardımcı olur. Bilgisayarlı tomografi, MR incelemeleri de ayırıcı ileri tetkikler arasında yer alırlar. Nadiren laparaskopi tanı ve aynı zamanda tedavi amaçlı uygulanabilir.

    Dismenore(Ağrılı adet Görme) tedavisi nasıl yapılır ?

    1) Ağrı kesici ilaçlar: Non-Steroid Antienflamatuar İlaçlar adı altındaki ağrı kesiciler, primer dismenorede en etkili tedavi aracıdır. Ancak mide bağırsak sistemindeki yan etkileri göz önünde bulundurulmalı ve mutlaka tok karnına ve bol su ile alınmalıdır. 

    2) Hormonal ilaçlar: Doğum kontrol hapları kullanıldıkları sürece adet ağrılarını önleyen en etkili yöntemlerden biridir. Ancak haplar bırakılınca ağrılar tekrar başlar. Ayrıca doğum kontrol hapları kullanması riskli kişiler bu tedavi yöntemini kullanmamalıdırlar.
    Östrojen içeren doğum kontrol hapları kullanamayanlar, progesteron içeren yöntemleri de deneyebilirler. Aylık veya üç aylık uygulanan iğneler, ilaçlı rahim içi araçlar, deri altına yerleştirilen implantlar ve yalnız progesteron içeren haplar bu grup ilaçlardır. Bu grup yöntemlerin yan etkileri olarak düzensiz kanamalar, kanlı akıntılar ve adet gecikmeleri görülmektedir.

    3) Cerrahi tedavi: Ağrılı adet görme nedeni olarak Endometriosis veya Myom saptanırsa cerrahi ile tedavi edilerek ağrılar azaltılabilir. 

    4) Diğer yöntemler: Adet sancıları esnasında sıcak banyo yapmak, karın alt bölgesine ve ayaklara sıcak uygulamak ağrıları azaltabilir. Düzenli olarak yapılan fiziksel egzersizler, stresten uzak durmak da bu yönde yararlı olacaktır.

    Diyette E Vitamini, Omega 3 yağ asitleri, magnesium , B6 vitamini takviyesi ile dismenorenin tedavisine katkıları konularında çalışmalar devam etmektedir. 

    Dismenore hayat boyu sürer mi ?
    Yapılan araştırmalarda, dismenorenin en sıklıkla ergenlik çağı ile 20’li yaşlarda görüldüğü belirlenmiştir. Yaş arttıkça bu ağrılar azalmaktadır. Yine doğum yapmayan kadınlarda, doğum yapanlara göre daha az adet ağrıları olduğu belirlenmiştir.

  • Elektro – kriyoterapi

    Akne ve yara izleri, vücut çatlakları, bazı cilt lekeleri çözümlenmesi zor olan problemlerdir. Estetik tıp alanında bu konularla ilgili yıllardır farklı yöntemler geliştirilmiş ve uygulanmıştır:

    1- Lazer tedavileri (Er:YAG, Er:Glass, CO2 lazerler ve bu lazerlerin fraksiyonel formları)

    2- Diğer yöntemler (Dermabrazyon, Mikrodermabrazyon, çeşitli derinlikle uygulanan kimyasal peelingler vb.)

    Tıbbi ve kozmetolojik tedavilerde en iyi sonucu alma amacının yanı sıra, istenmeyen yan etkileri mümkün olduğunca azaltmak da çok önemlidir. Günümüzde seçilen tedavi yönteminin etkinliği kadar, yan etkisinin olup olmaması, “down time” dediğimiz iyileşme sürecinin mümkün olduğunca kısa olması önemlidir.

    Bu noktalar dikkate alınarak geliştirilmiş olan “ELEKTROKRİYOTERAPİ” yöntemi,

    akne ve yara izleri, vücut çatlakları ve lekelerde etkin ve farklı bir metoddur. Yaklaşık -32 derecede soğuk etkisinin, belirlenen sürelerde cilde uygulanması ile tedavi gerçekleştirilir. Bu metodun etkisi ciltte 2-4 mm derinliğe kadar ulaşabilir. Zaten ciltteki asıl canlılık ve destek görevini sağlayan kolajen yapı bu derinlikte yer almaktadır.

    Sıvı azot gazı (-196 derece nitrojen) kullanılarak yapılan geleneksel kriyoterapi (dondurma tedavisi) tıpta, dermotoloji alanında çok uzun zamandan beri kullanılmakta olan bir tedavi yöntemidir. Ancak, bu eski yöntemde hızlı soğutmanın yapıldığı alanın orta kısmı aşırı donmakta, yan tarafındaki sağlam cilt yeterince korunamamaktadır. Etki edilmek istenen derinlik kontrolsüz olarak aşılmakta, bu nedenle de istenmeyen yan etkiler (ülserizasyon, renk bozukluğu, skar-iz vb.) oluşabilmektedir.

    Uygulamalar Nasıl Yapılır?

    Lezyonun ya da problemli bölgenin büyüklüğüne ve şekline göre uygun başlık seçilerek, hekim tarafından belirlenn sürede cilde temas edilir. Tedavi esnasında çok kısa süreli olarak, “soğuk ısırığı” diye ifade edilen bir his oluşur. Bunu hissetmek istemeyen hastalarda, tedaviden yarım saat kadar önce uygulama bölgesine topikal anestezik kremler uygulanabilir. Tedavi sonrasında uygulama bölgesinde 3-4 gün sürecek bir kabuklanma olur ve hafif pembe renkte yeni bir cilt oluşumu başlar, yaklaşık 3-4 haftada cilt tümüyle normale döner.

    Cilt problemlerinin türüne ve derinliğine göre seans sayısı değişkendir, ortalama 1-6 seans arasında uygulama gerekebilir.

    “ELEKTROKRİYOTERAPİ” yöntemi ile bir çok cilt problemi tedavi edilebilmektedir:

    a) Skar (yara izleri) – keloid

    b) Akne izleri

    c) Stria (deri çatlakları)

    d) Cilt lekeleri

    e) Cilt kırışıklıkları

    f) Diğer dermatolojik problemler (Aktinik keratom, hemanjiyom, nevus pigmentosum ve diğer ben çeşitleri, siğil, seboreik keratoz vb.)

  • VAJİNİSMUS …

    VAJİNİSMUS …

    Vajinismus; cinsel birleşme sırasında vajinayı çevreleyen kaslarda korku ve endişe sonucu yineleyici biçimde istemsiz kasılmalar olması ve cinsel birleşmenin gerçekleşememe durumudur. Tüm dünyada sıkça karşılaşılan bir cinsel problemdir.Ülkemizde ortalama olarak her on kadından biri eşi ile ilişkide vajinismus sorunu yaşamaktadır. Vajinismus, kadının hem kendi kadınlığında eksiklik olduğunu düşünmesine hemde eşine karşı suçluluk hissetmesine neden olur.

    VAJİNİSMUSUN NEDENLERİ
    Vajinismusun en sık görülen nedenleri arasında psikolojik kaygılar ağırlık kazanır. Kız çocuklarına öğretilen veya irademizin bilinçdışımıza kodladığı “cinsellik kötüdür.”, ”kızlık zarı çok değerli ve korunması gereken şeydir.” düşünceleri bu problemin ortaya çıkmasında önemli yer tutar.
    Bazende cinsel bilgi eksikliği, basit bir utanma ve cinsel duygulardaki baskılanma neden olabilir.
    Bazende altta yatan neden özellikle çocukluk dönemindeki travmatik yaşantıdır. Bu durumda geçmiş de yaşanmış taciz gibi travmatik olayların bilinçdışına itilen bugünkü izdüşümleri ve etkileri iç çatışmalara neden olup beden-zihin bütünlüğünü bozarak vajinismusa yol açabilir.

    Vajinismus nedenlerini toparlayacak olursak;
    • İlk cinsel denemede acı duyma
    • Cinselliği değersizleştiren ve aşağılayan aile
    • Zayıf güçsüz anne, baskıcı otoriter baba (baba-kız ilişkisinde güçlükler)
    • Cinsel şiddet ve taciz, iğrenme veya hoşlanmama
    • İstemeden zorla evlendirilme, eşini sevmeme, eşle uyumsuzluk ve iletişim sorunları
    • Başarısızlık korkusu veya performans kaygısı
    • Cinsel tabular, yanlış bilgiler ve inanışlar
    • Kişilik bozuklukları
    • Ağrı eşiğinin düşük olması
    • Vajinal kayganlıkla ilgili problemler, cinsel organın giriş yerinin bilinmemesi
    • Kadının cinsel obje olarak algılanması
    • Ağrılı jinekolojik muayene deneyimi, vajinal enfeksiyonlar

    VAJİNİSMUSUN BELİRTİLERİ
    Vajinismus hastalarında kasılmalar sadece vajina girişinde değil, aynı zamanda karın, bel, sırt, bacak gibi vücudun başka bölgelerindeki kaslarda da görülmektedir. Bu kişilerde cinsel ilişkiyi izleyen zaman içinde vucutta yaygın kas ağrıları görülür. Kas ağrılarının yaygın olması vajinismus hastalığının şiddetli olduğunu gösterir.Bazı hastalarda ise kasılmalar tüm vücuda yayılmaksızın yalnızca vajina bölgesinde gerçekleşmektedir.
    Vajinal kasılmaların çoğu hasta tarafından hissedilmekle birlikte,kişinin eşi tarafından da farkedilir. Eşler bu durumu adeta “vajina girişini kapatan bir duvar” gibi algılamaktadır
    Kadınlar ise “orada bir duvar var” gibi ifadeleri sıklıkla kullanırlar. Kontrol dışındaki bu kasılmalar; kadında endişe, korku ve “panik atak benzeri” bir durum yaratır. Sonunda kadın ilişkiyi reddederek bacaklarını sıkıca kapatır, eşini iterek ilişkiyi sonlandırır. Ailelerin bu durumu bilmesi veya ilk geceye ait deliller istemeleri, ya da “hala çocuğunuz olmuyor mu?” şeklindeki soruları çiftin durumunu zora sokar. Genellikle kadın suçlanır ve erkeğin evliliği bitirmesi istenir.

    VAJİNİSMUS TEDAVİSİNE YAKLAŞIM
    Vajinismus tedavisinde, tamamen kişiye özel bir tedavi planı gerekir. Tedavide problemi çözmek istemek ve yapabileceğine inanmak önemli bir adımdır. %100 tedavisi vardır. Vajinismus hastasının hikayesi üzerinden bir tedavi programı oluşturulur. Eşlerin katılımı, destek ve anlayışı iyileşmeye olumlu bir katkı sağlar.

    Öncelikle çiftler kişilik analizleri, evlilik ilişkileri, iletişim düzeyleri, cinsellikle ilgili düşünceleri ve duygusal çatışmalarını da içine alan bütüncül bir değerlendirmeden geçirilmesi gerekir. Gene ilk gece, ilk cinsel ilişki, kızlık zarı ile ilgili yerleşmiş yanlış düşüncelerin ve inançların değiştirilmesi için bilgilendirme yapılır..

    Tedavi sırasında çeşitli egzersiz programları yapılır.Bunlardan birkaçı;
    -Kendi bedenini tanıma egzersizleri,
    -Derin gevşeme egzersizleri,
    -Pelvik taban kaslarını kontrol altına almayı sağlayan,egzersizler verilir.Bu egzersizlere “Kegel Egzersizleri” denir ve bu kasların üzerindeki bilinçli kontrol arttırılır. Vajinismus tedavisinin en önemli aşamalarından birini bu egzersizler oluşturur.

    -Vajina genişletme egzersizleri.
    Bu egzersizlerin tamamı,vajinismus tedavisinin başlangıcında tüm hastaları tedirgin edebilir. Ancak aşama aşama bu noktaya gelindiğinde, vajinismus hastasının kendine güveni ve kontrolü artar. Gereğinde terapist eşliğinde egzersizler yapılmaya başlanır ve ev ödevleriyle devam eder. Ev ödevlerinin iyi çalışılması, tedavinin başarısını ve süresini etkileyen en önemli faktörlerdendir. İyice gevşemeyi öğrenen vajinismus hastalarında, bu uygulamalar son derece kolay olur.
    Evlendikten sonra vajinismus gibi bir cinsel problemi yaşamamak için öncesinde mutlaka hastalara, jinekolojik muayene yaptırmalarını ve cinsel bilgilendirme almaları önerilir..

  • Polikistik Over Sendromu

    Polikistik Over Sendromu

    PCOS-Giriş

    Polikistik over sendromu (PCOS), üreme çağında olan kadınlar arasında en sık rastlanan endokrin sistem bozukluğudur. PCOS olan kadınlarda, ultrasonografide yumurtalıklar geniştir ve içinde sıvı  ihtiva eden küçük folloküller izlenir. PCOS tanısı konulan kadınlarda adetlerde düzensizlik, kıllanma, akne ve obesite gibi belirtiler görülür.

    PCOS’un gerçek nedeni bilinmemekle beraber genetik faktörlerin etkili olduğu düşünülüyor.

    Erken tanı konulması ve tedaviye erken başlanması ile uzun süreden sonra ortaya çıkabilecek olan ve hastalığın geç komplikasyonları olarak bilinen kalp hastalığı, Tip 2  diabet gibi komplikasyonlara karşı önlem alınmış olur.

    PCOS – Semptomları

    PCOS’da hormanal değişiklik ilk adetten sonra başlar ve kilo alımı arttıkça daha belirgin hale geçer.

    PCOS’da en sık görülen belirtiler:

    -Adet düzensizliği; adetler çok sık ya da seyrek olabilir.

    -Kıllanma: Yüzde, göğüste, sırtta, karında kıllanma artarken, saçlı deride erkek tipi saç dökülmesi (androjenik alopesi) izlenir. Bu durum erkeklik hormonu olarak bilinen androjen hormonlarının yükselmesi nedeniyle ortaya çıkar. Ayrıca, ciltte yağlanma artar ve akneler görülür.

    PCOS- Komplikasyonları

    -İnsulin rezistansı ortaya çıkar ve kanda insülin seviyesini çok yükselir; bu duruma hiperinsülinemi adı verilir. Gebelikte gestational diabete neden olabilir ve kan basıncı da  yükselebilir.

    -Obesite ve insülin resistansı, özellikle geceleri nefes darlığına, depresyona neden olabilir.

    -Yumurtlama bozukluğu, gebelikte düşük tehdidi gibi fertilite ile ilgili problemlere neden olabilir.

    -Tip 2 diabet

    – Yüksek kan basıncı.

    – İyi kolesterol olarak bilinen HDL kolesterol de düşme ve trigliseridlerde yükselmeye neden olarak karaciğerde yağlanmaya zemin hazırlar.

    -Yumurtalama olmaması ya da çok seyrek yumurtlama olması nedeniyle kanda artan yüksek östrojen seviyeleri zamanla endometrium kanserine ve anormal uterin kanamalara neden olabilir.

    PCOS- Tanı:

    PCOS için belirgin bir test yoktur. İyi bir medikal anamnez alındıktan sonra fizik ve pelvik muayene, ultrasonografi, prolaktin, testesteron, kolesterol, trigliserid, troid hormonları, böbrek üstü bezi hormonları (DHEA-S veya 17 hidroksiprogesteron), glukoz yükleme testi ve insülin seviyesi gibi değerlere bakılarak PCOS  teşhisi kesinleştirilir. Vajinal ultrasound ile büyümüş overler ve overlerin etrafında dizilmiş çok sayıda 6-8mm çapında folliküller izlenebilir, bazı durumlarda laporoskopi ile de polikistik büyük çaplı overler görülebilir.

    PCOS -Tedavisi:

    PCOS hiçbir zaman tam olarak tedavi edilemez, fakat hastalığın semptomları tedavi edilebilir. PCOS’da geç komplikasyonlar olan infertilite, şeker hastalığı, kalp hastalığı, endometrium kanseri gibi riskleri en aza indirebilmek için daima hastalar kontrol altında tutulmalıdır. Düzenli diyet yaparak obesite kontrolü, sigara içilmemesi tedavide en çok dikkat edilmesi gereken konulardır.

    Yumurtlamanın düzenli olması için öncelikle ağırlık kaybı ile ideal kiloya inmek çok önemlidir, buna rağmen adetler düzelmiyorsa, ovulasyonu sağlamak için doğum kontrol ilaçları, gerekirse metformin veya klomifen gibi medikal tedavilere başvurulabilir. Kıllanma (hirsutismus), akne gibi durumlar, adet düzensizliği ve endometrium kalınlığı içinde uygun hormonlar ihtiva eden doğum kontrol hapları ile tedavi edilebilir.

    Sonuç olarak PCOS toplumda üreme çağında genç  kadınlarda çok sık rastlanan bir durum olduğundan, bu hastalığa bağlı riskleri önleyebilmek için çok düzenli doktor kontrolü (check-up) yapılması çok önemlidir. Böylece PCOS’na bağlı geç komplikasyonlar olarak karşımıza çıkması beklenen yüksek kolesterol, rahim kanseri, kalp hastalığı, yüksek tansiyon ve şeker hastalığı riskleri en düşük seviyeye indirilmiş olur.

    Makale yazım tarihi: 10.06.2016

  • Tırnak batmasının ameliyatsız tedavisi

    Tırnak batması, ayak parmak tırnağının yumuşak dokunun içine doğru batmasıdır. Bu durum genellikle ayak başparmağında oluşur.
    Tırnak Batması Nedenleri

    En sık olarak hatalı ve derinden kesilen ayak tırnakları,

    İyi uymayan dar veya sivri burunlu ayakkabılar,

    Devamlı darbelere (travma) maruz kalan tırnaklar (sporcular, uçak hostesleri vebütün gün ayakta çalışan kişiler)

    Tırnakların mantar enfeksiyonu vs.

    Batan tırnağın etrafında şiddetli ağrı, şişme ve kızarıklık görülür ve bazen yaranın iltihaplanması ve yumuşak dokunun tepkisi ile tırnak kenarındaki doku da tırnağın üzerine doğru ilerler ve damarlardan zengin olan bir dokunun (granülasyon dokusu) oluşmasına neden olur.
    Tırnak batması şiddetli ağrının yanı sıra sosyal hayatı ve hatta günlük basit aktiviteleri de ciddi boyutlarda etkilemektedir. Özellikle kadınlarda ayağın estetik görünümü bozulur ve hastalar istedikleri ayakkabı veya terliği giymelerinde problem yaşayabilirler. Hastalar bu problemi fazla ciddiye almayarak sıklıkla kendileri tedavi etmeye çalışmakta olup pedikürcülere veya ayak sağlığı merkezlerine giderek çözüm aramaktadırlar. Bazenılık kompres, antibiyotik kullanımı, tırnak çekme veya batan kısmın kesilmesi gibi geçici çözümlerle tedavi edilmekte fakat tırnağın yumuşak dokuya batmasındaki temel nedenin düzeltilemediği için bir süre sonra tırnak batması tekrarlamaktadır. Bu hastalar defalarca tırnaklarını çektirmekte fakat tekrar batmalar devam etmektedir.
    Mevcut Tedavi Yöntemleri
    Günümüzde uygulanan tedaviler cerrahi müdahalesi, lazer tedavisi, kimyasal maddelerin kullanımı ve elektrikli cihazla “koterizasyon” adlandırılan yakma yöntemlerinden ibarettir. Bu yöntemler bazen oldukça ağrılı, yan etkili, bazen ise yetersiz olup sıklıkla sorunun tekrarlanmasına neden olurlar.
    PROTEZ/ORTEZ YÖNTEMİ
    “Plastik parça” yöntemi dünyada ilk kez ülkemizden Dr. Nazari tarafından geliştirilmiş, 2005 yılında “protez/ortez” yöntemi olarak Avrupa Deri ve Zührevi Hastalıkları Akademisine “EADV” başarıyla sunulmuştur.
    Uygulaması basit ve önümüzdeki yıllarda tırnak batmasının ana tedavisi olacağı tahmin edilen “protez/ortez” yöntemi sırasında, herhangi bir kesik veya cerrahi yapılmamaktadır. Bölge uyuşturulduktan sonra tırnağın batan kısmının altına ince bir plastik tüp (iğne uçlarının kapağı) yerleştirilir.

    Uygulaması ortalama 5 dakika süren bu yöntem oldukça pratik olup kanamaya ve hastanın aşırı heyecanına neden olmamaktadır. Plastik tüp bölgede ortalama 10 gün kalır ve bu sürede hasta bir veya iki kez kontrol için doktora başvurur. Tedavi süresi bitince plastik parça kolaylıkla kaldırılır.
    Bu yöntemle çeşitli ağırlıklarda tırnak batmaları olan ve bazen defalarca tırnak çekmesi ve çeşitli diğer tedavilerden sonuç alamamış 2000’in üzerinde hasta başarıyla tedavi edilmiş 1 yıllık takiplerde bile herhangi bir nüks (tekrarlanma) görülmemiştir.
    TIRNAK BATMASI TEKRARLAR MI?
    Tırnak batmasının tekrar edip etmemesi tamamen hastaya bağlıdır. Tedavi sonrası:
    1. Tırnak düz kesilmelidir: tırnak köşeleri kesilmemeli ve dışarıdagörülmelidir.
    2. Uygun ayakkabı kullanılmalıdır: sivri burunlu veya geniş olmayan ayakkabılar sakıncalıdır; spor ayakkabılar veya ön kısmı düz ve yumuşak olan ayakkabılar tercih edilmelidir; aksi takdirde tırnak batması tekrarlanabilir.

  • Cilt lekeleri ve dövme silme tedavisi

    Teknolojik gelişmelere paralel olarak gelişen lazer cihazları estetik alanında mucizevi sonuçlar vaad etmeye devam ediyor. Lazer cihazlarında ışık istenilen kalıba sokularak, istenilen etki için kullanılmaktadır. Lazer teknolojisindeki son gelişmelerinden olan Q switched Nd YAG (Kalite anahtarlı) lazer cihazlarından spectra ile klasik dövme silme tedavilerinde sağladığı başarılardan farklı olarak diğer pek çok q switched lazerde bulunmayan özel modu sayesinde mikrosaniye süresince de uygulama yapabilmektedir. Bu mod ile beraberinde uygulanan özel karbon solüsyonu mikrolazer peeling efekti sağlamaktadır.
    Uygulama başlığından ayarlanabilen, 8 milimetre çapa kadar büyüyen robot kol cihaz ile geniş alanlarda 10 hertze kadar çıkabilen hız sayesinde, kısa sürede geniş alanları tedavi imkanı bulunmaktadır. Karbon peelingte kullanılan mod dışında, dört farklı başlıktaki dalga boylarındaki ışık ile aynı hız ve konforda farklı renklerde dövme silme, cilt leke tedavileri yapılabilmektedir.
    Karbon peeling’te ilk adım, cilt yüzeyinin karbon kremle örtülmesidir. Karbon kremi, gereken enerjinin, yüzeysel deride maksimum yükseklikte yoğunlaşmasını sağlamaktadır. Lazerin özelliğine göre, çok özel olarak hazırlanmış bu karbon krem, ani bir ısınmayla yüzeysel tabakayı karbonla birlikte buharlaştırarak kaldırmaya yardımcı olur. Bu bölgedeki etki kimyasal peeling ile elde edilen etkiye benzer olarak yüzeysel bir spyma işlemidir. Bununla beraber, lazerin hücre yenilenmesini sağlayan foto aktivasyon etkisi de gerçekleşir. Bu ciltte kollajen üretiminin tetiklenmesini sağlayarak elastikiyetinin gelişimine katkı sağlar. Uygulama 15 dakika gibi kısa bir sürede tamamlanır ve günlük yaşantınızı etkileyecek bir durum oluşturmaz.
    Özellikle akne ve geniş porların tedavisinde kullanılan özel modda ise uygulanan karbon solüsyonu mikrosaniyelik atımlarla gözeneklerin içine iyice yerleştirilir ve bu noktalar hedef haline getirilir. Sonrasında yapılan nanosaniyelik atımlar ile bu partiküller tümüyle patlatılarak temizlenir. Uygulamadan hemen sonra ciltte fark edilebilen bir pırıltı görülmektedir.
    Karbon peeling, hiçbir yan etki olmaksızın, her mevsimde ve koyu ciltlerde yapılabilecek kadar emniyetli, hızlı, çabuk sonuç veren bir peeling etkisi gerçekleştirir. Yanık, yani kızarıklık ve kabuklanma oluşturmaz. Birçok peeling yönteminden farklı olarak Karbon Peeling yazın da rahatlıkla uygulanabilmektedir. Kısa ve konforlu uygulamadan sonra gündelik hayattan kopmayı gerektiren sorunlar yaşanmaz. Beklenen sonuçlar;
    Erken sonuçlar; Hemen tedavi sonrasında görülebilen pürüzsüzlük, parlaklık, birçok lekenin kısa sürede açılması, porların hemen sıkılaşma cevabı gözlenebilir.
    Daha sonra ise; lekelerin açılmaya devam etmesi, cildin sıkılaşmasının artması, kollajen üretimindeki artışa bağlı olarak ciltte sıkılaşma, toparlanma gibi etkiler görülebilecektir.
    Düzenli olarak ortalama 1-2 hafta aralıklarla, 5 seans şeklinde yapılan kürler ile ciltteki yağ dengesinin sağlanması ve akne tedavisinde oldukça başarılı sonuçlar alınabilmektedir. Hormonal etkilere bağlı lekelenme olarak bilinen melasmada ise biraz daha uzun olmak üzere, ortalama 10 seanslık uygulama kürü ile iyi sonuçlar alınabilmektedir. Halen bu uygulama tedavisinde pek çok güçlük yaşanan melasmada en etkin yöntemlerden biri olarak kullanılmaktadır.

  • Tüp Bebek Nedir?

    Tüp Bebek Nedir?

    Yardımcı üreme teknikleri (YÜT) ya da ingilizce adıyla assiste reprodüktif teknikler (ART) kadın vücudunda üretilen yumurta hücrelerinin özeliğnelerle vücut dışına alınarak erkeğin spermi ile laboratuar ortamında döllenmesi ve elde edilen embriyo veya embriyoların kadın rahmi içine transfer edilmesimantığına dayalı işlemlerdir.

    Yardımcı üreme tekniklerinin kullanılmaya başlamasıyla bugün bir çok çift bebek sahibi olabilmektedir. Modern tıptaki yardımcı üreme teknikleri klasik tüp bebek ya da in-vitro fertilizasyon (IVF) ve mikroenjeksiyon ya da diğer adıyla intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI) dir. Modern tıptaki yardımcı üreme teknikleri klasik tüp bebek ya da in-vitro fertilizasyon (IVF) ve mikroenjeksiyon ya da diğer adıyla intrasitoplazmiksperm enjeksiyonu (ICSI) dir.

    Tüp bebek ve mikroenjeksiyon arasındaki tek fark döllenmenin şeklindedir. Mikroenjeksiyon ya da kısaca ICSI, yardımla üreme tekniklerinde gelinen en son noktalardan biridir. Bu yöntemle yumurtanın içine spermin direkt olarak girişi sağlanmaktadır. ICSI’in uygulamaya girmesi ile tüp bebek uygulamalarının ve özellikle de erkek problemlerine bağlı kısırlığın tedavi edilebilme şansı oldukça yükselmiş ve yeni ufuklar açılmıştır.

    TESE VE TESA olarak adlandırılan yöntemler ise semen örneğinde spermiolmayan ya da sperm üretimi olmasına karşılık dışarı atılamayan durumlar içinkullanılan tekniklerdir.

    Örneğin erkeğin kanallarının tıkalı olduğu ve testisindeki bol sayıdaki spermiboşalma ile çıkaramadığı durumlarda erkeğin testisinden iğne ile doku alınır,bunun içinden spermler bulunur ve elde edilen spermle döllenme sağlanır. Buişleme Testisden sperm aspirasyonu kısaca TESA denmektedir. Ya da testistendoğrudan parça/doku örneği alınır ve bu dokudan sperm elde edilir, buna datestiküler sperm ekstraksiyonu -çıkarılması (TESE) adı verilmektedir.

    TESE işlemi önceleri testisten kabaca bir iki doku parçası almak şeklindeykenşimdilerde operasyon mikroskobu kullanılarak işlem gerçekleştirilmektedir. Buişleme de mikroTESE denilmektedir. Klasik TESE uygulamasına göre hemsperm bulma şansı daha yüksek hem de testise zarar verme olasılığı dahadüşüktür.

    Testiküler sperm aspirasyonu (TESA) uygulamasında, kanalları tıkalı olanhastalarda sperm aspire edilerek yani negatif basınç ile çekilerek elde edilir. Tüm tüp bebek uygulamalarında, kullanılan değişik yumurtlama tedavilerininortak amacı fazla sayıda yumurta yapımını sağlamaktır. Bu tedaviye kontrollüyumurtalık uyarımı.

    Rahim kanalları (tüpleri) tıkalı olan kadınlarda

    Sperm fonksiyonlarının ileri derecede bozuk olduğu durumlarda

    Endometriozis hastalığı nedeniyle karın içinde yaygın yapışıklıkları olan ve tedavi ile gebelik elde edilemeyen kadınlarda

    İmmünolojik (bağışıklık sistemini ilgilendiren) infertilitede

    Bazı hormonal bozukluklarda

    Diğer tedavi yöntemleri ile gebelik elde edilememesi durumlarında

    Sebebi yapılan testlerle açıklanamayan infertilitede

    Kalıtsal bazı hastalıkların embriyo aşamasında teşhis edilerek sağlıklı bir bebek elde etmek amacıyla (tutunma öncesi genetik tanı yöntemleri ile beraber)

    Tekrarlayan düşükleri olan kadınlarda sağlıklı embriyoların genetik tanı yöntemi ile seçilebilmesi amacıyla

    Aşılama yöntemi ile birkaç kez uygulanmasına rağmen gebelik elde edilememişse