Etiket: Tedavi

  • VAJİNAL ENFEKSİYONLAR

    VAJİNAL ENFEKSİYONLAR

    Vajinal enfeksiyonlar,bakteriler,parazitler ve en önemli olarak

    ta,mantarlarla meydana gelirler.Bazen de bu etkenlerden birkaçı birden

    enfeksiyon nedeni olabilirler.Vajinal enfeksiyonlar,hem vücuttaki

    konumları,hem de kaşıntı ve akıntı gibi,hanımların toplum içindeki yaşamlarını

    olumsuz yönde etkiliyen,rahatsız edici şikayetlere neden olması

    nedeniyle,hanımlarımız için oldukça önemlidir.

    Bunlardan en önemlisi mantar enfeksiyonları olduğu için biz de

    öncelikle bu konuyu inceliyelim.Vajinal mantar enfeksiyonları 100yılı aşkın

    süreden beri bilinmektedir.Hanımlarımızın yaklaşık olarak %75’i mantar

    enfeksiyonunu, hayatlarının bir döneminde en az bir kere geçirmektedirler ki bu

    da hastalığın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.Gebelik veya

    antibiyotik kullanımına bağlı olarak meydana gelen mantarlar,daha kolay tedavi

    edildikleri halde,kronik vajinal mantar enfeksiyonları oldukça inatçıdırlar.Mantar

    enfeksiyonları;gebelik,uzun süren antibiyotik kullanımı ve şeker hastalıklarında

    daha fazla ortaya çıkarlar.Mantar enfeksiyonlarının en önemli belirtileri,vulva ve

    vajende kaşıntı ile birlikte genellikle beyaz kokusuz çökelek gibi bir akıntının

    olmasıdır.Bu belirtilerle beraber,dış genital organlarda kızarıklık ve kaşıntıya

    bağlı olarak deride çizikler ve çatlaklar oluşabilir.Bu da idrar yaparken ve cinsel

    temas sırasında yanma ve ağrıya neden olur.Hastalığın tedavisinde,vajinaya

    fitil veya krem uygulanması veya tek doz hap kullanımı önerilmektedir.Eş

    tedavisi zaman zaman tartışılmakla birlikte,günümüzde hekimlerin çoğu ,eş

    tedavisinin uygun olduğunu düşünmektedirler.Tedaviye cevap en erken 2 gün

    içinde başlamaktadır.Vajinal mantar enfeksiyonlarını artıran nedenleri de şöyle

    sıralıyabiliriz;

    Gebellik

    Uzun süren antibiyotik kullanımı

    Şeker hastalığı

    Aşırı kilo

    Naylon veya sentetik giysiler

    Renkli tuvalet kağıtları,parfümler,havuz ve denizde kullanılan tampon

    ve pedler

    Rahim içi araçlar(spiral)

    Uzun süren rahim ağzı iltihap ve yaraları

    Mantar enfeksiyonlarında teşhis koymak hiç te zor değildir.Muayene

    sırasında hekimin gördüğü belirtiler ve hastanın şikayetleri biraraya

    getirildiğinde,mantar enfeksiyonu tanısı ,kültür yapmaya gerek

    kalmaksızın,konulmaktadır.

    Trikomomas vajiniti ;Trichomonas Vaginalis denen ve cinsel yolla

    bulaştığı kesinlik kazanmış bir parazit tarafından oluşturulmaktadır.Ortak

    kullanılan tuvaletlerden,havlulardan ve çamaşırlardan ve havuzlardan bulaştığı

    sanılmaktadır.En önemli belirtisi,sarı­yeşil renkli,köpüklü ve kokulu akıntı ve

    kaşıntıdır.Tedavisinde tablet ve fitil türü ilaçlardan faydalanılmaktadır.Cinsel

    yolla bulaştığı düşünüldüğünden,eşlerin tedavi edilmesi de gerekmektedir.Bu

    hastalıktan korunmak için ,özellikle ortak kullanılan tuvaletlerde çok dikkat

    edilmesi,havlu ve çamaşırların başkalarıyla paylaşılmaması ve temizlik

    kurallarına riayet edilmesi önemlidir.

    Atrofik vajinitis ;Enfeksiyona bağlı olmayan ve estrojen hormonunun

    azalması sonucu,vajen dokusunun incelmesi ve vajende yaşayan

    laktobasillerin azalması sonucunda,oluşan akıntı ve kaşıntılardır.

    Sonuç olarak,vajinal enfeksiyonlar,hanımların yaşantısında önemli bir

    yer tutmakta ve korunmak için yine hanımların dikkati ve çabası gerekmektedir.

  • KANSER AĞRILARI

    KANSER AĞRILARI

    Kanser, büyük sıkıntı ve acılara neden olan, çoğu zaman çaresizlik duygusu ve psikolojik çöküntünün de eşlik ettiği bir sağlık sorunudur. Kanser, yaşamı tehdit eden yönünün yanı sıra ciddi ağrı problemleri ile de yaşam kalitesini bozmaktadır. Genellikle kanser ağrıları hastalığın seyri sırasında ortaya çıkmakta ve çoğu zaman da hastanın tedavisini ve yaşamsal faaliyetlerini engelleyecek boyutlara varan bir problemdir. Kanserde ağrı tedavisinin amacı, hasta açısından yeterli bir analjezi sağlayıp hastanın olabildiğince aktif ve kaliteli yaşam sürmesine katkıda bulunmaktadır. 

    KANSER AĞRILARINDA GİRİŞİMSEL TEDAVİ ve TEKNİKLER:

    *Nöroliz: Kansere bağlı ağrıların tedavisinde nörolitik sinir blokları önemli bir yere sahiptir. Sinir iletisinde uzun süreli veya kalıcı kesinti oluşturmak amacıyla kimyasal ajanlar ya da fiziksel uygulamalarla yapılan girişimlere nöroliz adı verilir. Değişik anatomik seviyelerde yapılan nöroliz uygulamaları farklı yapıda sinirlere yönelik olarak yapılabilmektedir.

    * Stellar ganglion bloğu: Baş ve kollardaki nöropatik ağrılarda kullanılır. Blok sonrası o taraf göz kapağında düşme ve göz bebeğinde küçülme görülür. Blok aynı anda iki taraflı yapılmamalıdır.

    *Çöliak pleksus bloğu:Pankreas, safra kesesi, mide, karaciğer ve bağırsak tümörlerine bağlı üst karın ve bel ağrısından yakınan kanserli hastalarda ağrı kontrolünde kullanılan bir yöntemdir. Blok etkisi ile bağırsak hareketleri de artacağı için dışkılama normale döner. Kullanılan ilaçların dozu azalır. Bu işlem ile %80-90 oranında başarı sağlamakta ve etkisi ortalama 3-12 ay sürmektedir.

    *Superior hipogastrik pleksus bloğu:Kadın üreme organları ve prostat kanserlerinde ortaya çıkan ağrı ve özellikle dışkılama hissini ortadan kaldırmak için kullanılmaktadır. Bu blok ile %70-80 oranında başarı sağlamakta ve etkisi ortalama 3-12 ay sürmektedir.

    *İmpar ganglion bloğu: Kansere bağlı makat ağrılarında özellikle, yanıcı ve batıcı özellikte hissedilen ve oturma veya ayağa kalkma ile artan ağrılarda uygulanır.

     *Kalıcı (nörolitik) sinir blokları: Kalıcı ya da nörolitik sinir blokları ağrı tedavisinde önemli bir yere sahiptir. Sinir iletisinde uzun süreli veya kalıcı kesinti oluşturmak amacıyla kimyasal ajanlar ya da fiziksel uygulamalarla yapılır.

    *Radyofrekans Termokoagülasyon (RF) : Radyofrekans termokoagülasyon (RF), radyo dalgaları ile ısı oluşturularak sinir iletiminin kesilmesidir. Ağrı tedavisinde bu yöntem kullanılarak ağrı ileten sinir lifleri devre dışı bırakılır. Etki süresi ağrının yerine, tipine, başlangıç zamanına ve kişisel özelliklere göre değişiklik gösterebilir.

    *Spinal opioid uygulamaları (Omurilik pompaları): Daha önce uygulanan ilaç tedavisine yanıtsız olan hastalar veya kullanılan yüksek doz ilaç nedeniyle oluşan yan etkileri tolere edemeyen hastalar spinal opioid uygulaması için aday olabilir. Morfin benzeri ilaçların bu yolla kullanılması, diğer veriliş yollarına göre daha düşük dozda, daha uzun süreli ağrı kontrolü sağlamaktadırlar. Özellikle omurilik pompaları çok düşük dozlarla ağrının kesilmesini sağlayan programlanabilen sistemler olarak bu tedavide önemli bir yere sahiptirler. Ağrının gün içindeki seyrine göre doz programlamaları yapılabilen bu sistemler, omurilik yakınına yerleştirilen çok ince bir kateter ve cerrahi olarak cilt altına yerleştirilen pompa sistemlerinden oluşmaktadır.

    Yapılan tedavide amaç hastanın yaşamı süresince konforlu ve dayanılabilir bir hayat sürmesidir. Bugün kanser ağrısında ağrının tedavisi kanser tedavisi kadar önemli kabul edilmiştir.

  • Prp yöntemi nedir?

    Platelet Rich Plazma kelimelerinin baş harflerinden alınan PRP; günümüzde cilt gençleştirme yöntemlerinden hücresel tedavide gelinen en iyi noktalardan biridir. Platelet trombosit demek olup; trombositler kanımızda var olan hücrelerdir. Sayıları ortalama

    300.000 kadar ve ömürleri 4 gündür. 2-4 mm çaplı bu hücreler kanın pıhtılaşma veya akışkanlık özelliklerini ve yaraların iyileştirilmesinde yara yerinin temizlenmesi görevlerini yerine getirir. Ayrıca trombositlerden salınan büyüme faktörleri hücrelerin onarım mekanizmasını devreye sokarak yaraların iyileşmesini sağlamaktadır.

    Anti-aging ve PRP ilişkisi;

    Cildin ışıklarla, lazerle veya kimyasal peelinglerle uyarılması aslında sınırlandırılmış hasarla ciltte onarımı ve gençleşmeyi tetiklemek anlamına gelir. Kısacası ciltte çok hafif hasar yaratır gibi yaparak cildi uyarıp; yara iyileşme mekanizmasını devreye sokmak; cildi gençleştirmek için bir tetiktir. Çünkü hücreler uyarı sonrası harekete geçer; yara iyileşmesini taklit edercesine üretim başlar, kollajen ve elastik lif üretilir, dolaşım artar, dokunun uyarılan bölgesi temizlenir, arınır; dolayısıyla rengi açılır, damarları iyileşir, cildin sağlığı eskisinden daha iyi olacak şekilde geri kazanılır.

    Cilt uyarılmazsa yaşlanır; burada vurgulamak istediğim şey mekanik veya kimyasal, iğneli veya iğnesiz, cilde uygun olan doğru yöntemleri kullanarak cildi uyarmakla yılları geriye çevirmiş, anti-aging yapmış olabilmekteyiz.

    PRP tek başına ne kadar etkilidir? Sonuçları nelerdir ve etkisi ne kadar sürer?
    Hücresel tedavi yöntemi ile kastedilen, hücrelerin çalışmasını teşvik etmek ve ihtiyacı olan malzemeleri vermektir. Bu yöntem hücrelerin çalışmasını tetikleyen büyüme faktörlerine ortam sağladığı için, anti-aging tedavide değişmeyecek bir yere sahiptir. PRP tedavisinin tek başına yeterliliği, kişinin yaşına, yaşanmışlığına, cildin görünen ve analiz edilen sonucuna göre değişecektir. Cilt güneşten yıpranmış ve sarkmış olsa da, sadece cansız ve soluk görünüyorsa da yapılması faydalıdır.

    Tedavinin herhangi bir yan etkisi var mıdır?

    Bu tedavi otolog yani kişinin kendi hücresinin tekrar kendisine verilmesiyle ilişkili olduğu için zararı yoktur, uygulanabilir; ancak beklentiler açısından uygulayan hekimin hastasını, gerekirse doğru tedavilerle desteklemesi uygundur.

  • Tırnak batması tedavisi

    Tırnak batması çok sık karşılaşılan bir ayak sağlığı problemidir. Günlük hayatımızı oldukça sıkıntıya sokan tırnak batması kişiye acı ve rahatsızlık vermekedir.

    Tırnak batmasının en önemli nedenleri şunlardır:

    1) Tırnakların yanlış kesimi:

    Tırnak batmasının olmaması için ayak tırnağımızın kesim şekli çok önemlidir. Ayak tırnakları hiçbir zaman el tırnakları gibi yuvarlak kesilmemeli, köşeler dışarıda kalacak şekilde düz kesilmelidir.

    2) Uygunsuz ayakkabı kullanımı:

    Tırnak batmasının ikinci önemli nedeni ayak yapımıza uymayan sivri ve dar burunlu ayakkabıların kullanımıdır. Parmak uçlarına baskı yapan sivri burunlu ayakkabılar tırnak batmasına neden olabilmektedir.

    3)Hamilelik:

    Tırnak batması, hamilelik dönemlerinde ve sonrasında da birtakım hormonal nedenlerden dolayı sıklıkla görülmektedir.

    4) İlaçlar:

    Sistemik retinoik asit gibi birtakım ilaçların kullanımı sırasında da tırnak batmaları meydana gelebilmektedir.

    Tırnak batmasının tedavisi:

    Tırnak batmaları için birçok tedavi yöntemleri uygulanmaktadır.

    Öncelikle tırnak batması tırnak çevresindeki dokuda iltihaba neden olduğundan genellikle antibiyotik tedavisi verilmektedir. Ancak bu tırnak batmasının tam tedavisi için yeterli değildir. Tırnağın batık kısmının mutlaka kurtarılması gerekir.

    Tırnak batmasında çok sık yapılan tırnak çekimi tedavisini kesinlikle önermiyoruz. Bu oldukça zahmetli ve sonuçları başarılı olmayan bir yöntemdir.

    Tırnak batması tedavisinde günümüzde uyguladığımız en etkili,pratik ve tırnağın çekilmediği yöntem TIRNAK TÜP PROTEZ yöntemidir. Lokal anestezi ile batık tırnak kenarına konulan plastik tüp 10 gün kadar kalmakta ve bu süre sonunda tırnak batması engellenmiş olmaktadır.

    Diğer tırnak batması tedavileri arasında tel takma, pamuk uygulaması gibi metodlar bulunmaktadır. Hekim hastanın durumuna göre en uygun tedaviyi uygulayarak tırnak batması sorununu ortadan kaldırmalıdır.

  • Vitiligo hakkında merak edilenler

    Kazanılmış olarak derinin rengini veren melanositlerin kaybı ile depigmente (pigmentsiz) alanlara neden olan, bazen üveit ve diğer otoimmün olaylarla birlikte görülebilen bir hastalıktır.

    Prevlalans. Beyazlarda %1-2, siyahlarda daha fazladır.

    Yaş. Sıklıkla çocukluk veya genç erişkin yaşta başlar.

    Cinsiyet ayrımı yoktur.

    Irk. Koyu tenli kişilerde daha önemli bir problemdir.

    Meslek. Kimyasalların uyardığı depigmentasyon kapıcı, hademelerde parafenolik asit bileşenleri ile temas ile veya hidrokinonlarla oluşmakta ve vitiligoyla karışabilmektedir. Ancak bunlar farklı hastalık olarak değerlendirilmektedir.

    Genetik. Sıklıkla aileseldir, ancak tam geçiş yolu net değildir. Dördün üzerinde genin sorumlu olduğu düşünülmektedir. 777 hastanın değerlendirilmesi ile yapılan bir meta-analizde, vitiligolularda kontrol grubuna göre belirgin olarak daha fazla HLA-A2 ile bir ilişki bulunmuştur.

    Etyoloji ve Patogenez:

    Vitiligoya sebep olan başlangıç noktası bilinmemektedir. Üç major teori mevcuttur. Muhtemelen her bir mekanizma da seçilmiş hastalarda rol oynamaktadır. Herbir hipotezin ikna edici bilimsel kanıtları mevcuttur.

    Otoimmünite Hipotezi. Bir otoimmün reaksiyon, melanositlerin bazal tabakadaki normal gidişinin sürmesine engel olur.

    Nöral Hipotez. Vitiligo lezyonları sıklıkla belli bir dizilim şekline sahiptir. Bu durum da melanositlerin yıkılmasında nörokimyasal mediatörlerin sorumlu olduğunu göstermektedir.

    Kendi Kendini Yıkım Hipotezi. Melanin sentesinin bir toksik aracısı, melanositleri yıkmaktadır.

    Başlangıçta melanositler daha az melanin üretirler. Muhtemelen bu erken fazda, kötüye gidiş geri dönüşlüdür. Bu durumu, lezyonların tedavisi zamanında (erken dönemde) uygulandığında daha iyi tedaviye cevap görülmesi açıklamaktadır. Daha sonra melanositler yıkılır.

    Bazen daha derindeki kıl folikül melanositleri de yıkılır, ancak sıklıkla bunlar göreceli olarak etkilenmeden kalırlar ve deride pigment üretici hücrelerin yeni popülasyonu için potansiyel bir kaynak oluştururlar.

    Oldukça geniş bir hastalık grubu vitiligo ile ilişkilidir. Bunların bazıları hastalığın etyolojisinde bir ipucu vermektedir. Tiroid bozuklukları oldukça sık bir ilişkili faktördür, hastaların yaklaşık %30’nda bulunmaktadır. Hem hipertiroidizm ( Graves hastalığı da dahil), hem de hipotiroidizm (Hashimato hastalığı da) görülebilir. Diğer olası endokrinolojik hastalıklar, Addison hastalığı, insülin bağımlı ve erişkin başlangıçlı Diabetes mellitustur. Oldukça geniş diğer otoimmün hastalıklar da vitiligo ile ilişkilidir. Bunları Pernisiyöz anemi, lupus eritematozus, sistemik sklerozis, myastenia graves, Crohn hastalığı, primer bilier siroz, Sjögren sendromu ve alopesi areata içermektedir.

    Vitiligo için çok sayıda tetikleyici faktör bulunmasına karşın, bunların sıklıkla klinikte uygulanabilirliği mümkün değildir. Vitiligo Köbner fenomeni oldukça dramatik olabilmektedir. Hastalar aktif fazda iken, yeni lezyon gelişimi sırasındaki küçük deri travmaları vitiligoya yol açabilmektedir. Belirgin güneş yanığı da ilginç bir tetikleyicidir. Burada bahsedilen spekülasyon; melanositlerin hasar görmesi, hatta belkide daha fazla pigment üretmek için kendini aşırı zorlaması, ürünlerini salması sonrası otoimmün cevabı tetiklemesidir.

    Klinik bulgular:

    Vitiligo her yaşta ortaya çıkabilmektedir ancak sıklıkla 10-30 yaş arasında görülür. %50’nin üzerinde hastada vitiligonun 20’li yaşlarda ortaya çıktığı rapor edilmiştir. Başlangıçta küçük solukluklar yada beyaz patchler ortaya çıkar ki bunları deride yada koyu tende görmek kolaydır. Özellikle soluk kişilerde Wood ışığı oldukça yardımcıdır. Öncelikle az sayıda çapları bir ile birkaç cm arasında değişen yamalar gözlenir. Yamaların sayısı artarak birleşir, ilginç kesişen lezyonlar oluşur. Hastalar sıklıkla kaşıntıdan şikayetçi olurlar ancak yangı klinik olarak asla gözle görülemez. Bazen güneş yanığına bağlı ise lezyonlar kızarık ve ağrılı olmaktadır.

    Tutmaya meyilli olduğu bölgeler daha pigmente olan deri bölgeleridir, örneğin el-ayak üstü, genital bölge, baş, boyun, koltuk altı ve meme başı bölgeleridir. Saçlar pigmentsiz olabilir (akkiz poliozis) yada saçlı deri tutulsa bile doğal renklerinde kalabilirler.

    Vitiligo klinik özelliklerine göre sınıflandırılmaktadır

    Lokalize vitiligo

    Fokal: bir veya daha fazla yama, segmental değil

    Segmental: bir veya daha fazla patch, dermatomla bir pattern mevcut

    Generalize vitiligo

    Akrofasiyal: yüz ve elleri tutan multipl lezyon

    Genel: irregüler ancak yaygın dağılımlı patchler

    Üniversal vitiligo

    Hemen hemen tüm vucut depigmentedir. Sıklıkla patchler halinde normal deri gözlenir

    Mikst vitiligo

    İki veya daha fazla paternin kombinasyonudur

    Laboratuar bulguları:

    Klinik bulgular eğer ilişkili bir hastalığı destekliyorsa, uygun testler yapılmalıdır. Yeni araştırmalar HLA-A2 ile ilişkisi üzerinde durmaktadır. Tiroid fonksiyon testlerine bakılmalıdır.

    Gidiş ve Prognoz:

    Vitiligo çok zor bir hastalıktır. Yapılan bir araştırmada vitiligo hastalarında kontrol grubuna göre depresyon oranı anlamlı olarak daha fazla ve yaşam kalitesi belirgin olarak düşük bulunmuştur. Hastalar bununla yaşamayı bildikleri için genellikle emosyonel problemler göreceli olarak sık değildir. Bazı toplumlarda, vitiligo lepra ile karışır ve hastalar belirgin olarak dışlanırlar. Yaygın vitiligoda korunmamış bölgelerde ciddi aktinik hasar riski mevcuttur. Okuler problemleri olan hastalarda yaşam kalitesinde düşüklük gözlenebilir.

    Eğer hastalık yıllardır mevcutsa yada uzuvlarda baskınsa, spontan rezolüsyon veya tedaviye cevap pek görülmez. Atopik dermatitli hastalarda vitiligo daha ciddi ve daha kalıcıdır. Birçok değişik düzenlemelerle yeniden pigmentasyon sıklıkla kıl foliküllerinden olmaktadır.

    Tedavi:

    Vitiligo için önerilen uzun bir tedavi listesi iyi bir yaklaşımın bulunmadığını desteklemektedir. Tedavide köşe taşı, hastayla uzun bir konuşma yapmaktır, kullanılmakta olan tüm tedavilerin avantaj ve dezavantajları açıklanmalıdır.

    Sistemik

    PUVA (Psoralen ile Ultraviyole A ışığı). Sistemik tedavinin ana ajanı psoralendir ve doğal ışık yada UVA kaynağı ile kombine edilir.

    Oral PUVA tedavisi

    Işık maruziyetinden 90 dakika önce 0.3 mg/kg dozunda 8-metoksipsoralen (eğer tolere edilemiyorsa maruziyetten 2 saat önce 0.6 mg/kg trimetilpsoralen ) kullanılır.

    PUVA-Sol tedavisi (Psoralen- güneş tedavisi)

    Işığa maruziyetten 2 saat önve 0.6 mg/kg dozunda (bazen daha düşük dozlarda) trimetilpsoralen kullanılır.

    Hastalar 5 dakika süre ile tedaviye başlarlar (saat 10.00 ile 15.00 arasında). Süre 30 dakikaya kadar 5 dakikalık parçalar halinde uygulanmak üzere arttırılır. Haftada üç kez bu tedaviyi uygulayan hastaya ek tedavi verilmez.

    PUVA banyosu tedavisi

    0.5 mg/litre konsantrasyonunda suya 8-metoksipsoralen eklenir. Hasta içinde 20 dakika bekletilir. Başlangıç dozu 0.1-0.2 J/santimetrekare

    Hangi PUVA tedavi seçeneği olursa olsun, yüz ve boyun lezyonlarının tedaviye cevabı %60’ın üzerindedir. El ve ayaklardaki lezyonlarda ise bu oran daha düşüktür. Hastalar antiekran kullanımı konusunda dikkatli olmalıdırlar. PUVA tedavisi sıklıkla çocuklarda kullanılmamaktadır.

    PAUVA, KUVA.

    Beta- Karoten. Stratum korneumda vitaminin birikimi ile sarı-turuncu bir deri rengine neden olur. Günde 3-6 kez 25-30 mg’lık dozda verilir. Hasta dozajını derisindeki renk değişimi durumuna göre ayarlayabilir. Karotenler sıklıkla zararsızdırlar ancak tedavi öncesi ve tedaviden birkaç ay sonra karaciğer fonksiyonları kontrol edilmelidir. Pekçok vitiligo hastası beyaz bölgelerin yerini sarı rengin almasından memnun değildir. Koyu tenli kişilerde bu tedavinin yeri yoktur.

    Topikal

    Kortikosteroidler. Sınırlı sayıdaki erken lezyonlardaki repigmentasyon oranı %10-80 olarak rapor edilmiştir. Hastalara düşük yada orta potentli kortikosteroidler günde bir-iki kez uygulanabilir. Bu tedavi özellikle çocuklarda en uygun yoldur. Eğer steroide bağlı akne gelişirse, daha kalıcı yan etkiler açısından tedavi sonlandırılmalıdır.

    Psoralenler. Topikal psoralen kullanımı ile UVA veya güneş maruziyetinde titrasyon çok zordur. Amerikada %1 Oxsorelen losyon ile çok fazla toksik reaksiyon bildirilmiştir. Başka bir deyişle bir hastada topikal tedavi başlanması düşünülürse, PUVA ünitesinde kullanılacak maksimum konsantrasyon %0.1 iken evde %0.001 şeklindedir.

    UV Radyasyon.Dar band UVB (311nm) bazı hastalarda kullanılabilir.

    Güneş koruyucu ajanlar. Bu ajanların tedavide kullanılmasıyla ilgili net olmayan durumlar vardır ve temelinde iki neden yatar. Birincisi, vitiligolu deri albinolardaki gibi deri kanseri açısından büyük riske sahip değildir ve bu durum hala geçerliliğini korumaktadır. İkincisi ise güneş koruyucu kullanımıyla normal deri fazla bronzlaşmayacak ve lezyonlu deri ile oluşacak kontrast önlenecektir.

    Kamuflaj. Pekçok sayıda kapatıcı ajan pekçok ülkede mevcuttur. Ek olarak çeşitli natural boyalar ve dihidroksiaseton kullanılmaktadır.

    Total Depigmentasyon. Dirençli ve tatmin etmeyen sonuçlarla karşılaşılan vakalarda, tüm vucutta yaygın vitiligosu olanlarda normal deri renginin açılması ve tüm vucudun beyazlatılarak vitiligolu bölgeyle uyumlu hale getirilmesi sağlanabilir.

    Cerrahi. Vitiligoda cerrahi müdahale en yeni en yaratıcı yaklaşımdır. Pigmente deri vitiligo yamasına greftlenir ve sıklıkla transfer olan melanositler bu alanı repigmente ederler. Cerrahi repigmentasyon için en uygun hastalar stabil vitiligolulardır. Mini-punch greft, saf melanosit kültürlerinin transferi, mikst epidermal kültür transferi gibi pekçok teknik mevcuttur.

    Uzm. Dr. Nezih KARACA

  • Ozon terapi ,

    Ozon Molekülünün Temsili Gösterimi

    Ozon, üç oksijen atomundan oluşan bir kimyasal bileşiktir (O3). Ozon, atmosferde genel olarak iki atomlu halde bulunan normal atmosferik oksijene (O2) nazaran çok daha yüksek enerji taşıyan bir yapıya sahiptir. Çok güçlü okside etme özelliği vardır. Etkin bir dezenfektasyon maddesidir. Ozon tedavisi birçok hastalığın tedavisinde destekleyici bir tedavi yöntemidir. Bu olumlu sonuçlar bir seri tıbbi araştırma ve tıbbi yayın ile kanıtlanmış olmakla birlikte kural olarak hastalıkların tedavisinde ozon diğer tedavilere ek olarak uygulanır ve tamamlayıcı tedavi grubuna girer. Diğer tıbbi tedavi yöntemlerinde de olduğu gibi % 100 başarı garantisi verilemez. Tedavi başarısı uygulanan duruma, hastalığın ve hastanın genel sağlık durumuna bağlıdır. Ozon tedavisi ile hastanın genel durumunda iyileşme ve ağrılarında azalma olabilmektedir. Başarı hastanın ve hastalığın durumuna bağlı olduğu gibi uygu

    Ozon Molekülünün Temsili Gösterimi

    Özellikleri ve Etkisi

    Kronik yorgunlukta

    Allerjik hastalıklarda

    Kronikleşen üst solunum yolu hastalıkları (Örneğin Kronik Otit, Sinüzit)

    Dolaşım bozukluklarında

    Virüslerin sebep olduğu hastalıkların tedavisinde (Örneğin Hepatitler, Uçuklar (herpes))

    Zor iyileşen enfekte yaralarda (Örneğin Diabetik Ayak, Staz Ülserleri)

    Enflamatuar barsak hastalıklarında (Örneğin Kolit, Proktit)

    Eklem hastalıklarında (Örneğin Gonartrozlar gibi)

    Kas ağrısında (Örneğin Fibromiyaljiler)

    Nörolojik hastalıklarda (Örneğin Multiple Skleroz, Alzheimer, Parkinson gibi)

    Yaşlılıkta (Geriatri)

    Kanser tedavisinde ilave ya da tamamlayıcı olarak ozon bağışıklık sistemini güçlendirici olarak düşük dozlarda “majör otohemoterapi” formunda veya “minör otohemoterapi” olarak

    Antiaging ve zayıflamada

    Endikasyonları (Ozon Terapi Kimlere Uygulanmaz)

    Ozonun uygulanmasının yasak olduğu hastalıklar son derece sınırlıdır.

    Favizm (alyuvarlarda bir enzim eksikliği ile seyreden (Glukoz 6 fosfat dehidrogenz enzim eksikliği) hastalığında

    Aşırı alkol kullananlarda

    Hipertroidi; troid bezi aşırı çalışanlarda

    İleri derecede kansızlık ve kanla ilgili bazı rahatsızlığı (hemofili, kanama pıhtılaşma hastalıkları v.s.) olan hastalarda

    Kronik ve tekrarlayıcı pankreas bezi iltihaplarında (Pankreatitler)

    Yeni gelişmiş kalp enfarktüsü ve kanamanın aktif olarak devam ettiği beyin felci gibi bazı hastalıklarda uygulama yapılmaz

    Medikal ozonun iyi bilinen bakterisidal (bakteri öldürücü), fungisidal (mantar öldürücü) ve virostatik (virüs çoğalmasını önleyici) özelliği sebebiyle, enfekte olmuş yaraların dezenfeksiyonunda ve ayrıca bakteri ve virüslerin sebep olduğu hastalıkların tedavisinde kullanılır. Kan dolaşımını arttırma yeteneği sebebiyle dolaşımla ilgili bozuklukların tedavisinde kullanılır.

    Düşük dozlarda kullanıldığında, vücudun direncini arttırır diğer bir deyişle ozon bağışıklık sistemini aktive eder. Ozon sayesinde oluşan bu aktivasyona cevap olarak, vücudun bağışıklık hücreleri cytokin (interferon yada interleukin gibi önemli aracıları içeren) adı verilen özel habercileri (mesaj taşıyıcıları) üretir. Bunlar hastalıklara direnmek için uyarılan bütün bağışıklık sistemi boyunca zincirleme bir şekilde pozitif değişiklikler yaratarak diğer bağışıklık hücrelerini haberdar ederler. Bu da medikal ozonun, özellikle bağışıklık sisteminin zayıf olduğu veya bozuk olduğu hastalarda başarılı sonuçların alınmasına yol açar.

    Majör Otohemoterapi adıyla bilinen küçük miktarlarda uygulanan ozon sonuç olarak vücudun kendi antioksidanlarını ve serbest radikalleri yok eden enzimlerini aktive ederler. Kronik enflamatuar hastalıklarda ozonun neden kullanıldığı böylece anlaşılmaktadır.

  • HİPERPROLAKTİNEMİ

    HİPERPROLAKTİNEMİ

    Prolaktin hormonu süt hormonu olup belirli düzeylerde kadın üreme organlarının gelişimi ve fonksiyonu için gereklidir.

    Prolaktin hormonu beynimizin hipofiz bezinden üretilir. Kadınlarda normal prolaktin düzeyleri genellikle 25 ng/ml nin altındadır. Prolaktin hormonunun yüksekliğine yol açan durumları şöyle sıralayabiliriz.

    Açıklama: http://www.jinekolognet.com/pictures/bullet.gif Hamilelik ve emzirme dönemleri Hipofiz bezinin prolaktin salgılayıcı tümörler (mikroadenomlar ve makroadenomlar) Hipotiroidi, yükselen TRH hormonu yüksekliği Psikiyatride kullanılan ilaçların bir kısmı (antidepressanlar ve antipsikotikler) Diğer farmakolojik ilaçlar (özellikle bulantı giderici ilaçlar) Diğer sebepler (Böbrek yetmezliği, Karaciğer sirozu gibi) İdiopatik (sebebi tespit edilemeyen) nedenler

    Prolaktin hormonu yükselince (hiperprolaktinemi durumunda) vücutta ne olur? -Adet düzensizlikleri (az adet olma, seyrek adet olma, adet olamama) -Meme ucu akıntısı (gebelik dışında süt gelmesi = galaktore). -Yumurtlamanın bozulmasına bağlı olarak gebe kalamama (kısırlık) görülebilir

    Ayrıca prolaktin yüksekliğine sebep olan esas hastalığa bağlı belirtiler ise şöyledir;

    Açıklama: http://www.jinekolognet.com/pictures/bullet2.gifHipofiz, hipotalamus belgelerinde diğer iç salgıların bozukluğu ve bunlara ait fonksiyon bozukluğu Tümörlerde baş ağrısı görme bozuklukları Tiroit bezi çalışma bozukluklarında; halsizlik, iştahsızlık, enerji azlığı, depresyon

    Tanı Eğer prolaktin seviyeleri yüksek ise yapılması gereken mutlaka troid hormonlarına bakılmalıdır. Ayrıca Hipofiz MR çekilir.

    Prolaktin yüksekliği nasıl tedavi edilir?

    Hiperprolaktinemi ilaç tedavisine iyi yanıt verebilmektedir. Tedavide ilaç kullanımı en geçerli ve sağlıklı yöntemdir, prolaktin hormonu üretimini ve kana salınımını denetleyen hormona yönelik ilaçlar kullanılır ve hastaların çoğunda ilaç tedavisi ile sorun ortadan kalkar. Ancak ilaç tedavisi yan etkilerden dolayı kolay bir tedavi değildir. Bazı hastalarda baş dönmesi, bulantı ve halsizlik, tansiyon düşüklüğü gibi problemler yaratabilir, bunlar zaman içerisinde azalır ve tedavi bittiğinde de kaybolurlar. Öncelikle Prolaktin düzeyini yükselten neden bulunmaya çalışılmalı ve bu neden tedavi edilmelidir. Şikâyet gebe kalamama olduğunda ve kişide prolaktin yüksekliği saptanmışsa genelde prolaktin seviyesini düşüren ilaçlar ve bazen beraberinde yumurtlamayı sağlayıcı ilaçlar kullanılır. Sorun göğüslerden süt gelmesi olduğunda ise prolaktin seviyesini düşüren ilaçlardan faydalanılır. Şikâyet adet düzensizliği olduğunda yine prolaktin seviyesini düşüren ilaçlardan faydalanılabilir ancak çocuk isteği olmayan bir kadında sadece belirtiyi ortadan kaldıran, yani adet kanamalarını düzene sokan doğum kontrol hapı gibi ilaçlardan da faydalanılabilir.

    Hipofiz Adenomunun Tedavisi

    Görüntüleme yöntemleriyle kişide hipofiz adenomu adı verilen iyi huylu tümörler saptandığında öncelikle bunun bası belirtileri yaratıp yaratmadığı araştırılır. Adenomlar iyi huylu tümörlerdir ve oldukça da sık gözlenirler, kanserleşme eğilimi göstermezler ve genellikle yavaş büyürler. Yapılan otopsilerde 70 yaşında olup şikâyeti olmadığı bilinen kadınlarda bile % 5 oranında hipofiz adenomuna rastlanabilmektedir. Hipofiz adenomlarının çapları bir santimetreden küçük olanlara mikro adenom, büyük olanlara makro adenom adı verilmekle beraber önemli olan adenomun boyutu değil çevre dokulara baskı yapıp yapmadığı, büyüme ve hormon salgılama hızıdır. Hipofiz adenomunun çevreye yaptığı baskının derecesi genellikle görüntüleme yönteminde net olarak izlenmekle beraber görme sinirine bası varlığını araştırmak amacıyla görme alanı muayenesine de başvurulur. Adenomların büyük kısmı prolaktin düşürücü ilaçlarla tedavi edilebilir. Böylelikle operasyonlara oldukça az başvurulmaktadır. Özellikle şiddetli belirtilere neden olan (şiddetli baş ağrısı, görme alanının çok daralmış olması) veya hızlı büyüme eğilimi gösteren adenomlarda ameliyat gerekebilir.

  • MINI IVF

    MINI IVF

    İlk tüp bebek uygulamalarında, çok yoğun ilaç kullanımıyla, çok sayıda yumurta elde etmenin, başarı şansını artırdığı düşünülmüştür.Ama son yıllarda, çok yumurtanın, yumurta kalitesini bozduğu ve gebelik şansını azalttığı ortaya çıktı.

    MİNİ-IVF protokolü nedir?

    MİNİ-İVF  Japonya’daki Kato Klinik tarafından geliştirilmiş çok özel bir protokoldür. Bu protokolde günlük iğneler ve  yüksek dozda ilaç kullanımı yoktur . Hatta sonrasında 10. Haftaya kadar uzanan progesterone iğnelerinin kullanımını da gerektirmeyen basitleştirilmiş tüp bebek tedavisidir. Özellikle yaşı ilerlemiş hastalarda başarı oranları diğer klasik tedavilerden daha yüksektir.

    MİNİ-İVF daha az sayıda ancak daha kaliteli yumurta geliştirilmesi esasına dayanır. Geliştirilen bu yumurtalar toplandıktan sonra klasik tüp bebek ve ICSI teknikleri uygulanır. Sonrasında oluşan kaliteli embriyolar hastaya transfer edilir. Bu tedavide farklı olan yumurta geliştirme yöntemidir. 
      

    MİNİ-İVF kimlere uygulanabilir?

    MİNİ-İVF te amaç çok sayı da yumurta elde etmek değil, kaliteli yumurtalar elde etmektir. Bu nedenle vücüdunuz bir yumurta üretse dahi tedavinin iptali yada yaşınızdan dolayı tedaviye alınmama gibi bir durum söz konusu değildir.Bir bebek dünyaya getirmek için sağlıklı  bir yumurtanın olması yeterlidir.

    Yaşı ileri olan ya da yumurtalık rezervi azalan kadınlarda; 

    Bu hastalarda daha az ilaç verilmesi  hastanın kendi hormonları ile yumurtaların gelişmesini ve daha kaliteli olmasını sağlar . 
    FSH hormonunuz yükselmiş olsa da hala adet görüyorsanız MİNİ-İVF ile hala gebe kalmak için bir şansınız olabilir.

    Yaşı genç olan ve çok sayıda yumurta üretimi olan kadınlarda;
    Özellikle polikistik over hastası olan  kadınlarda, hem daha kaliteli yumurta gelişimini sağlamak hemde hastayı hiperstimülasyon riskinden korumak için uygulanır. Fazla yumurta gelişimi de fazla miktarda östrojen hormonu üretimine ve buna bağlı olarak yumurta kalitesinin bozulmasına neden olur.  Bu nedenle çok az ilaç kullanılarak yumurtaların aşırı uyarılması engellenmiş olur.

    Tüp bebek tedavilerinde sağlıklı yumurta ve embriyo gelişimi olmayan hastalarda;
    Bu tedavi ile yumurtaların kadının kendi ürettiği hormonlar tarafından büyütülmesi sağlanarak daha kaliteli yumurta elde etmek amaçlanır.

  • Koltuk altı terleme tedavisinde botox

    Koltuk Altı Terlemelerde; etkili tedavi yöntemlerinden BOTOX

    Koltuk altı terlemeleri özellikle yaz aylarında bir çok insanı zor durumda bırakan bir sorunudur.

    Terleme, vücudun ısısını ve tuz oranını ayarlayarak, vücudu dengeleyen bir sistemdir. Ancak koltuk altı terlemelerinde, vücudun dengesi için gerekli olanın çok üstünde terleme artışı söz konusudur. Kıyafetlerde ıslak görünüm ve terlemeye bağlı giysilerin renklerinde bozulma problemi olabilir. Giysilerde ıslak halkalar oluşur. Bazı kişiler günde iki-üç kez gömlek değiştirilebilir. Ipek gibi hassas kıyafetleri giymek zorlaşabilir. Bu tür durumlar kişide sosyal açıdan rahatsızlık yaratır.

    Koltuk altı terlemesinin nedeni, sempatik sinir sisteminin aşırı uyarılmasıdır. Bu kişinin yapısıyla ilgilidir. Stres ve gerginlik koltukaltı terleme şikayetini çok artırabilir.

    Tedavi yöntemleri farklıdır. Ancak ilaç, krem ve deodorantlarla yapılan tedavilerde çok başarılı sonuçlar alınamamaktadır.Koltuk altı terleme tedavisinde botox (botoks) yöntemi 2004 yılında FDA tarafından kabul edilmiş son derece başarılı bir yöntemdir.

    Uygulamanın yapılma şekli:Koltuk altı botox (botoks) tedavisinde, terleyen bölgeye ortalama 20-30 nokta halinde küçük miktarlarda botox (botoks) verilir. Botox (botoks) uygulamasından önce ilaç sulandırılır. Koltuk altı terlemelerinde botox (botoks) tedavi uygulaması çok kısa sürer. Uygulama öncesinde anestezik krem uygulaması yapılabilir. Uygulama özel iğnelerle yapıldığı için acı pek hissedilmez. İşlem sonrası beklenen önemli bir yan etki yoktur. Koltuk altı terlemesi şikayetinde botox (botoks) etkisi ortalama 6 ay civarındadır. Nisan ve Mayıs ayları uygulama için en uygun aylardır.

    Sıcakların arttığı yoğun yaz mevsimindegüzel kıyafetlerinizle, gönül rahatlığı içinde, ter izi ve kokusu olmadan yaşayabilirsiniz.

  • BASİT (ATİPİSİZ) ENDOMETRİAL HİPERPLAZİ TEDAVİSİ  (RAHIM DUVARI KALINLAŞMASI TEDAVİSİ)

    BASİT (ATİPİSİZ) ENDOMETRİAL HİPERPLAZİ TEDAVİSİ (RAHIM DUVARI KALINLAŞMASI TEDAVİSİ)

    Rahim duvarı (endometrium) kalınlaşması nedeniyle endometrial kürtaj yapılan ve

    patoloji sonucu basit endometrial hiperplazi çıkan hastalar takip edildiğinde 20 yılda %5 den

    daha azı kanser olur. Atipisiz (malign değişim göstermeyen) vakaların büyük bir kısmı

    spontan olarak geriler.

    Yalnız gözlem ile tedavide gerileme olasılığı düşük olan kadınlarda ve anormal uterin

    kanamalı semptomatik kadınlarda progesteron tedavisi gereklidir.

    Obesite bir risk faktörüdür. Normal kiloya düşüldüğü zaman bile endometrial biopsiler

    ile takip gerekir. Fakat progesteron tedavisi yapıldığında hastalığın gerileme şansı daha

    fazladır.

    Atipisiz Basit Endometrial Hiperplazi Tedavisi

    Oral ya da lokal intrauterin progesteronlu rahim içi alet (LNG-IUS) tedavisi ile basit

    endometrial hiperplazide regresyon sağlanabilir.

    LNG-IUS, oral progesteron ile karşılaştırıldığı zaman daha etkili ve yan etkileri daha

    azdır. LNG-IUS’i kabul etmeyen kadınlara Medroxyprogesteron 10-20 mg/gün veya

    Norethisterone 10-15 mg/gün olacak şekilde kesintisiz progesteron tedavisi verilmelidir. Bu

    tedavi en az altı ay kullanılmalıdır. Aralıklı-siklik progesteron tedavisinin etkisi daha düşük

    olduğu için böyle hastalarda kullanılmaz.

    Hastanın çocuk arzusu yoksa ve ilaca bağlı yan etkilerden şikayeti yoksa, LNG-IUS

    mümkünse beş yıl kadar tutulmalıdır, böylece hem vajinal kanama hem de hastalığın

    tekrarlama riski azalacaktır.

    Hastadan ortalama altı ayda bir endometrial biopsiler alınarak histolojik durum kontrol

    edilmeye çalışılır. Bu süreden daha önce anormal vajinal kanama olursa hastalığın tekrarladığı

    kabul edilir ve gerekli müdahaleler zamanında yapılmalıdır.

    BMI’si 35 den fazla olan (obes) ve oral progesteron tedavisi alan hastalar rölaps için

    yüksek risk gurubunu teşkil ederler ve altı ayda bir endometrial biopsiler ile takip edilmelidir.

    Eğer iki ard arda endometrial biopsi sonucu negatif olarak gelirse, sonra yıllık takibe

    dönülebilir.

    Atipi olmadığı zaman endometrial hiperplazi için histerektomi yapılması önerilmez,

    çünkü histerektomi morbiditesi yüksek bir ameliyattır. Takiplerde atipik hiperplazi olursa,

    progesteron tedavisine rağmen endometrial hiperplazi tekrarlarsa, bir yıllık tedaviye rağmen

    histolojik gerileme olmazsa, tıbbı tedavi tamamlanmasına rağmen vajinal kanaması devam

    ederse, çocuk arzusu yoksa o zaman histerektomi (rahmin cerrahi olarak çıkartılması)

    önerilmelidir. Atipisiz endometrial hiperplazi için cerrahi tedavi gerektiren postmenopopozal

    kadınlara total histerektomi ile birlikte bilateral salpingo oferektomi de tavsiye edilmelidir.

    Postmenopozal kadınlar için, ovaryumları alma kararı hastanın durumuna göre

    tartışmalı bir konu olmakla birlikte ilerde ovaryan malignansi riskini azaltabileceği için

    bilateral ooferektomi düşünülmektedir.

    Endometrial hiperplazi tedavisi için endometrial ablation tavsiye edilmez, çünkü

    komplet ya da kalıcı endometrial yıkım sağlanamaz ve oluşan intrauterin adezyon formasyonu

    ilerde endometrial histolojik takibi engelleyebilir.

    Makale Yazım Tarihi: 11.07.2016